Arjantin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arjantin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Temmuz 2026 Pazartesi

İspanya:1-0:Arjantin


"İspanya daha iyiydi, gerçek bu."

Maç sonu göz yaşları içindeki Arjantin teknik direktörü Scaloni'nin cümlesi aslında Dünya Kupası final maçının özetiydi. Sadece tek gol yiyerek finale kadar gelen bir takım doğal olarak da maçın favorisiydi de gönlümüz futbol efsanesi Lionel Messi'nin bir kupa daha kazanarak emeklilik kariyerine adım atmasından yanaydı... 

Olmadı... Cruyff'un Total Futbolun tohumlarını atarak başlattığı ve sonrasında Pep ile zirveye çıkan Barcelona'nın "tiki-taka"sını genlerine işleten İspanya uzun yıllar dünya futbolunun zirvesinden uzak kalmasına rağmen son yıllarda "yenilmez" bir takım olunca, 2024 Avrupa Şampiyonluğu sonrası 2026'da Dünya Şampiyonu oldu.



Dedik ya kalbimizde Arjantin, üstümüzde mavi-beyazlı forma ama aklımızda da İspanya vardı maç öncesi. Oyun da hiç sürprize yer vermedi, "Boğalar" topa hakim oldu, istediği gibi meşin yuvarlağı dolaştırdı, Tangocular da sadece oradan oraya koşup, savunma yaptılar. Hepsinin gözü Messi'nin üstündeydi, bir "sihir yapar" mı beklentisi vardı ama onu da çok iyi "hapsetti" kırmızı formalılar ki ilk devre bir ya da iki kez topla buluştu, buluşmadı.


İspanyolların oyununa saha içinde karşılık veremeyince Arjantinliler, biraz da "tatlı sert" yaptılar, korkutmak istediler rakiplerini de sahada Avrupalı hakem vardı, İngiltere-Arjantin maçını yöneten Amerikalı İsmail ElFahd gibi sertliklere müsaade etmedi, "zırt pırt" düdük çalınca Güney Amerikalıların B planı da işe yaramadı. Türkiye'de de Galatasaray-Fenerbahçe derbisini de yönetmiş ve "beraberlik" için elinden geleni yapmış olan Sloven hakem Slavko Vinçiç yine "suya sabuna dokunmadan" maç yönetti. Lakin, kritik anlarda kritik hatalarla da maça damga vurdu. Özellikle Enzo'nun ilk sarı kartında Arjantinli oyuncunun düşürülmesine faul çalmayıp itiraza sarı kart göstermesi Tangocuların eksik kalmasının başlangıcıydı...


Messi'nin bebekliğinde kutsadığı Yamal'ın etkisiz olduğu maçta, İspanya adına Rodri en göze çarpan oyuncu olurken, karşı tarafta ise İspanyanın onbir isabetli şutunda kalesini gole kapayan Emiliano Martinez kupayı alsalardı maçın adamı olacaktı hiç şüphesiz. 

Uzatma dakikalarına girerken Enzo'nun oyundan atılması ile bir kişi eksik kalan Arjantin yarım saati gol yemeden kaderini dört sene evvelki finalde olduğu gibi Martinez'in eldivenlerine teslim etmek isterken, ilk onbeş dakika bunu başardı ama sonrasında Feran Torres'in golüne engel olamadı...

Geriye düşen Arjantin "ya herrü ya merrü" diyerek maç boyu ilk defa İspanya kalesinde baskı kurdu ve o anlarda beraberliğe çok da yaklaştı, özellikle Simeone'nin altı pastan auta yolladığı top var ki, babası Diego oğlunun kulaklarını fena çekecektir ilk görüştüklerinde. Futbolun ilahları da yanında değildi Messi ve arkadaşlarının zira Simeone'nin şutunda top Nico Williams'ın elini az farkla teğet geçiyordu, Avrupalı hakemlerin çok sevdiği penaltı kararlarından biri olması an meselesiydi ve Vincic yine maçı berabere bağlacakatı...



Maç sonu ise sahada "samimi" hareketler vardı Arjantin tarafında. Dünya Kupası finali oynamışsın, "öyle ya da böyle kaybetmişsin". bir ulusun hayalleri yıkılmış ve "yapmacıktan" sırıtıp tebrik etmek yerine insanın yaratılışına özgü kaybetmenin hayal kırıklığı, öfkesi, kızgınlığı yorgunlukla yoğrulunca kendilerine laf atan İspanyolları "fena patakladı" Parades ve arkadaşları... "Sahalarda görmek istemediğimiz hareketler" demek kolay da bir maç öncesi "Malvinas Arjantinindir" pankartı açan bir ulusun çocukları için futbol sadece futbol demek o kadar da kolay olmuyor.


Lionel Messi ikinci bir Dünya Kupası ile kramponlarını asmak çok isterdi, olmadı ama hakemin son düdüğü ile öyle bir bakış attı ki, dört sene sonra bu kupayı İspanyolların elinden kendi evlerinde almaya niyet eder gibiydi... Bakalım zaman bize ne gösterecek...

Stat: New Jersey

Hakemler: Slavko Vincic, Tomaz Klancnik, Andraz Kovacic (Slovenya)

İspanya: Unai Simon, Porro, Cubarsi, Laporte (Dk. 99 Garcia), Cucurella, Rodri (Dk. 99 Zubimendi), Fabian Ruiz (Dk. 62 Pedri), Yamal, Olmo (Dk. 75 Merino), Baena (Dk. 75 Williams), Oyarzabal (Dk. 62 Ferran Torres)

Arjantin: Emiliano Martinez, Montiel (Dk. 58 Molina), Romero (Dk. 70 Medina), Lisandro Martinez (Dk. 44 Otamendi), Tagliafico, De Paul (Dk. 70 Simeone), Enzo Fernandez, Mac Allister, Nico Gonzalez (Dk. 46 Paredes), Julian Alvarez (Dk. 102 Senesi), Messi

Gol: Dk. 106 Ferran Torres (İspanya)

Kırmızı kart: Dk. 90+3 Enzo Fernandez (Arjantin)

Sarı kartlar: Dk. 41 Lisandro Martinez, Dk. 52 Parades, Dk. 90+2 Romero, Dk. 111 Mc Allister (Arjantin)


18 Temmuz 2026 Cumartesi

İngiltere:1-2:Arjantin

 


¡Coronados de gloria vivamos

O juremos con gloria morir!

¡O juremos con gloria morir!

¡O juremos con gloria morir!

¡O juremos con gloria morir!

diye gözlerini kapamış, boğazlarında sinirler şişmiş, gırtlakları patlarcasına haykırıyordu mavi siyah forma içindeki Arjantinliler orta sahanın yarım çemberinin içinde. Yalnız da değillerdi, Atalanta Stadının 73 bin kapasitesinin yarıdan fazlasını ele geçirmiş olan vatandaşları da gün boyu sokaklarda coşmuş, bekledikleri anın gelmesiyle hazzın doruğuna ulaşmışlardı... 

"Zaferle taçlandırılmış olarak yaşayalım 

Ya da ölmeye şerefle yemin edelim!" diyen adamlar futbolun sadece futbol olduğunu mu düşünecekti? 82 senesindeki kendi deyimleriyle Malvinas adaları (Falkland) için İngilizlerle verilen savaşı bir kenara mı atacaklardı? Maradona 86'da Azteca stadında Kraliçenin evlatlarına "Siz bizim adamızı çalarsanız, biz de sizin icat ettiğiniz oyunu çalarız" dercesine herkesin bildiği o meşhur Tanrının Eli golü atmış, ama daha da ötesi bu oyunu en iyi Arjantinliler oynarı tasdik eden unutulmaz bir gol daha yollarken Shilton'ın kalesine Malvinas şehitlerinin ruhları şad oluyordu. 


40 sene evvel Buenos Aires'in gecekondu mahallesinden çıkan "ufak tefek" Diego'nun liderlik ettiği Arjantinliler İngilizleri "perişan ederken", şimdi de La Selleccion'ın başında başka bir "ufaklık" vardı: Lionel Andres Messi.  Onun hikayesi Diego'dan biraz farklıydı aslında, Rosario'da doğmuş ve Arjantinlilere özgü "pislikleri" öğrenmeden çocuk yaşta memleketinden ayrılmıştı da geri döndüğünde "ukala üst mahalleye" karşı "aşağı mahallenin" tek umudu olmuştu. 78'de Kempes ve 86'da Maradona'nın ellerinde kalkan Dünya Kupası futbolla yatıp kalkan bu memleketin çocuklarına çok uzun yıllar uzak kalmış da 4 sene evvel Messi Arapların pelerini bişti giyip La Albiceleste ( Beyaz ve gök mavisi) için kupayı üçüncü defa kaldırmıştı.

Arap diyarlarından "komşu kıtasına" gelen turnuvayı kazanıp mavi-beyazlı formanın göğsündeki logodaki yıldız sayısını dörde çıkartırken" ezeli düşmanları" Brezilya'ya da yaklaşmak istiyordu Arjantinliler ve bu yolda da zorlukla da olsa da, itiş kakış, dövüş içinde son dakikalarda da olsa yarı finale kadar gelmişlerdi ve rakip İngiltere'ydi. Bir yanda "sömürgeci" İngilizlerin rakip olması, bir yandan da bu kupada tüm yarı finalleri kazanmış bir Arjantin tarihi... Motive olmak için başka bir şeye gerek var mı?




Amerika'ya üniversite okumaya gelip futbolda "conilerin" beceriksizliği karşısında "Siz bu işi yapamıyorsunuz" diyerek hakem olmaya karar veren Fas kökenli İsmail El-Fath'ın düdüğüyle başladı "futbol savaşı". İki takım da çok yetenekli oyunculardan oluşuyordu ama saha içinde futbol  resitali görmek yerine "hata yapma" korkusu içinde "ayakları titreyen" topçular izledik koskoca 45 dakika. O kadar baskı vardı ki topçularda "uzaylı bu adam" denilen Messi bile bir sürü top kaybı yaptı. Hal böyle olunca, kalecileri korkutacak pek de pozisyon göremedik de Güney Amerikalıların sertliği ile Avrupalıları yıldırması dikkatlerden kaçmadı. Hele ki Messi'ye yapılan fauller sonrası tüm takımın onun etrafında toplanıp, kalkan olması maçı seyreden Ronaldo'yu fena halde kıskandırmıştır. Maçın hakeminin de kolay kolay faul düdüğü çalmaması da kıran kıran oyuna tuz biber ekince, Atalanta Stadı az kalsın antik Yunan arenalarına dönüyordu.


İngiltere adına Spence sol kanattan çıkışlarıyla Arjantinlileri tedirgin ederken, Kane orta sahaya kadar gelip takıma çıkışlarda destek oluyordu. Öte yandan rakipte Messi her topu aldığında iki kişiyle marke ediliyor, rahat hareket etmesine olanak tanınmıyordu. Karşılıklı rakip kalelerde baskı da yapıyor takımlar, gol yememeyi öncelerken, 35te James'in serbest atıştan ortası Emiliano Martinez'i zorlarken, iki dakika sonra Enzo Fernandez'in füzesi üst direği yalayarak tribünlere gidiyordu. 


İkinci devre Arjantin adına ilk tehlikeli atakta Alvarez'in ceza sahası köşesindeki şutunu Pickford çıkarıyor, dönen topta bir kez daha şansını deniyor Arjantinli golcü ve top kornere çıkıyordu. Arjantinliler ufak ufak baskı kurmaya yeltenirken, İngilizler de kontra ataklarla pozisyon arıyor ama başarılı olamıyor zira komut verilmişti : top geçsin adam geçmesin. İlk yarı Lisandro Martinez'in, 51.dakika Romero'nun sarı kartları bu sebeptendi. Lakin İngilizlerin savunma arkasına attığı bir başka uzun topta Arjantin savunması hata yaptı, topla buluşan Rogers'ın ortasında Gordon "fox in the box" misali altı pasta aniden belirip, topa herkesin bakışları arasından dokunuverdi. Gol.

"Evlat babaya benzer" boşa dememişler, Diego Simeone'nın oğlu sahanın en hırçınlarından Giuliano ilk devre ayaklarından çok "elleri ve çenesini" konuşturdu da son yarım saate girilirken atılan ara pasta az kalsın takımının beraberlik golüne imza atacaktı lakin Spence öyle bir dokundu ki, İngiliz tribünlerinden o meşhur "ohhh" sesi yankılandı. Öne geçen "Üç Aslan" birden hocaları Tuchel'in taktiği ile savunmaya çekildi ve topu tamamen Messi ve arkadaşlarına verdi. "Otobüüs çekmek" Mourinho'yu bir çok maçta kurtarmıştır da sahada Messi olunca işe yarayacak mıydı? Scaloni 64'te Gonzalez'i, 72'de Montiel, Otamendi ve De Paul'u oyuna sürerken, 81de de Lautaro Martinez ile gol yollarını güçlendirirken, Tuchel savunmayı sağlamlaştırmak için Burn ve OReilly'i sahay yolluyordu. 

İpleri eline alan 39 yaşındaki Messi sağdan soldan ortalarla takım arkadaşlarına gol attırmaya uğraş veriyor ve 68de Nico'nun yakın mesafeden kafasını Pickford parmak uçlarıyla çıkarıyordu. Maçın İngilizler lehine sonuçlanması neticesinde Ada basının Maradona'ya ithafen Pickford'un o kurtarışının üzerine atacağı manşet belliydi: Tanrının Eli.  Sadece Pickford korumuyordu İngiltere'yi, futbolun ilahları da onlardan yanaydı, 5 dakika sonra McAllister'in kafası da direkten dönmüştü, yine top çizgiyi geçmemişti... Olmayacak mıydı yoksa?

İngilizler savunmanın boyunu uzatmışlardı da kafaları hep rakipleri vuruyordu, 75 McAllister, iki dakika sonra arka direkte Nico Gonzalez... 


Dakikalar hızla eriyordu, tribündeki Arjantinliler tırnaklarını kemiriyor, saha içinde herkes bir telaş içindeyken, bir tartışma esnasında Bellingham'ın "Ronaldo senden daha iyi" dediği iddia edilen ve sadece kafasını sallayan Messi skorborda emin gözlerle bakıyordu. Zamanı gelmişti... Martinez'in ceza sahası dışından topunu kornere çelmişti Pickford ama dönüşünde golü kalesinde göreceğini nereden bilecekti? Messi kornerden topu aldı, ikili savunmayı üzerine çekti ve boştaki Enzo Fernandez'e meşin yuvarlağı pasladı, Chelsea'li topçunun füzesi de stadı yıkıyordu. 1:1...


Skorbordda eşitlik vardı da İngilizler çoktan "beyaz havlu atmıştı", ne ileri gidecek halleri vardı, ne de savunma yapacak, ringte iplere tutunan "kroke" halindeki boksör gibiydi ve nakavt eden yumruk 91de McAlşister'in şutunun bir kez daha direkten dönmesi sonrası kapılan topta Messi'nin muz ortasında Lautaro Martinez'in "babası ilk kramponlarını aldığı günden beri beklediği kafa vuruşuyla" geldi. Aşağı mahallenin çocukları yukarı mahalleyi bir kez daha yeniyordu...


Büyük ihtimal turnuva sonrası görevine son verilecek Tuchel'in Rashford ve Toney değişiklikleri bir fayda getirmiyor ve 11 dakika süren uzatma dakikaları biterken İsmail ElFath son düdüğü çalıyor ve bu tarihi maçı hatasız bitirmenin huzuru ile Allah'a şükretmek için secdeye gidiyordu.




2026 Dünya Kupasının en unutulmaz maçını herkes kendi bakış açısına göre değerlendirken, Arjantinliler açtıkları pankartla mesajı veriyordu: Las Malvinas Son Argentinas ( Malvinas Adaları Arjantinindir)

Stat: Atlanta

Hakemler: Ismail Elfath, Corey Parker, Kyle Atkins (ABD)

İngiltere: Pickford, James (Dk. 82 Burn) , Stones (Dk. 90+6 Toney), Guehi, Spence (Dk. 90+6 Rashford), Declan Rice (Dk. 82 OReilly) , Anderson, Rogers, Bellingham, Gordon (Dk. 72 Konsa), Kane

Arjantin: Emiliano Martinez, Molina (Dk. 72 Montiel), Romero, Lisandro Martinez (Dk. 72 Otamendi), Tagliafico (Dk. 81 Lautaro Martinez), Paredes (Dk. 64 Gonzalez), Simeone (Dk. 72 De Paul), Enzo Fernandez, Mac Allister, Julian Alvarez, Messi

Goller: Dk. 55 Gordon (İngiltere), Dk. 85 Enzo Fernandez, Dk. 90+2 Lautaro Martinez (Arjantin)

Sarı kartlar: Dk. 37 Anderson (İngiltere), Dk. 42 Lisandro Martinez, Dk. 51 Romero, Dk. 90+4 De Paul (Arjantin)

9 Nisan 2019 Salı

Tribünlerde Tabut, Kutlamalarda Kafatası


Liverpool'un efsane hocası Bill Shankly'nin "Futbol ölüm kalım meselesi değildir, ondan daha mühim bir şeydir" sözünü doğrularcasına Güney Amerika'dan gelen iki haber futbol "çılgınlığının" geldiği nokta bakımından "daha ötesi olabilir mi?" diye sordurtuyor insana.
Geçen hafta Arjantin'de Racing Club beş sene aradan sonra şampiyonluğu kazanırken taraftarı da sokaklarda çılgınca eğleniyordu. Bu kutlamalar arasında biri vardı ki, elinde tuttuğu "kafatası" ile tüm dikkatleri üzerinde toplamıştı. Gabriel Aranda'ydı bu çılgın taraftar ve tek başına çıkmamıştı şampiyonluk kutlamalarına, koyu bir Racing taraftarı olan yıllar önce gözlerini hayata kapamış dedesini de yanına almıştı. Tüyler ürpertici değil mi? "Büyük babamı da getirdim. Racing oynarken sürekli bana bakıyordu ve takıma şans getirmişti, onun da burda olmaya hakkı var"


Çılgınca değil mi?
Evet ama daha delicesi Kolombiya'dan geldi...
Kolombiya'da bir kaç gün önce Cristopher Jacome adlı 17 yaşında bir genç Kukuta'nın kenar mahallelerinde futbol oynarken vurulur ve hayatını kaybeder. Her Güney Amerikalı gibi futbola düşkün olan Cristopher'in arkadaşları da talihsiz gence karşı son vazifelerini yaparlar ve naaşını tabutuyla birlikte taraftarı olduğu Deportivo Kukuta'nın maçına getirirler. İşin tuhafı tabut tribünlere gelene kadar Deportivo 1-0 mağlupken, Cristopher'in naaşının gelmesiyle takımı beraberliği sağlar ve maç bitimiyle beraber taraftarlar cenazeyi gömmek üzere mezarlığa götürür...



Ne kadar da haklıymış değil mi Bill Shankly... Futbolu sadece 22 adamın bir topun peşinden koştuğu oyun olarak görenlere selam yollayalım... Futbol hayattır, hayat...

30 Mart 2019 Cumartesi

Ronaldo'yu Özlüyorum


2019 yılına harika bir giriş yapan ve oynadığı futbol ve attığı gollerle Barcelona'yı hem ligte hem de Şampiyonlar Liginde zaferlere taşıyan Lionel Messi, ülkesinde bir radyo kanalına verdiği röportajda Juventus'a transfer olan Cristiano Ronaldo'yu özlediğini belirtmiş. "İspanya'da Ronaldo'yu özlüyorum" diyen Messi, "Her ne kadar Ronaldo'nun kazandığı kupalar beni mutsuz etse de onunla aynı ligte oynamak zevkliydi. Keşke hala burada olsaydı" diye Arjantin C5N radyosu muhabirinin "ezeli" rakibi konusunda ne düşündüğü hakkındaki sorusunu cevaplandırır.
2014 Dünya Kupasında uzatmalarda Almanya'ya kaybettikleri maçı hala unutamadığını ve o günü hatırladıkça acı çektiğini dile getiren Lionel Messi, "Bu finali kendi kendime kaç defa tekrar tekrar oynadığımı ve yakaladığımız pozisyonları gözümde canlandırdığımı bilemezsiniz. O pozisyonlardan biri gol olsaydı her şey çok farklı olurdu." diye üzntüsünü belirtirken, futbolda emeklilik tarihini mümkünce gerilere attığını ve yeşil sahalara veda etmeden önce mutlaka Newell's Old Boys forması giymek istediğini açıklamış.
Newell's taraftarı bu müjdeli habere sevinirken, biz de Messi'yi uzun bir zaman daha seyredecek olmanın keyfindeyiz...

Blog Widget by LinkWithin