İtalya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İtalya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2022 Çarşamba

Lanetlenmiş Takım Torino


Italya Serie A'yı yakından takip edenler için aşağıda yazacaklarım pek yeni bilgiler olmayacaktır ama sadece ateşli derbiler olduğunda İtalya'ya göz atanlar ve Torino'yu Hakan Şükür transferi sonrası "Torinolu Şaban"la tanıyanlar için Torino kulübünün başına gelenler oldukça ilginç gelecektir. Bugün Romanya basınını gezerken karşıma çıkan bu derleme haberi ultras/Movement blog okurları ile de paylaşmak istedim.

Yaklaşık 116 yıllık tarihinde Torino taraftarları "altın jenerasyonun" uçak kazasında yitip gittiğine, takımın yıldız topçusunun gelecekteki kulüp başkanı tarafından araba kazasında öldürülmesine, takım kaptanının 37 yaşında hayata gözlerini yummasına ve takımın iflas etmesine şahitlik ederken, bütün bu felaketlere rağmen kulüp her seferinde küllerinden doğmasını bilmiştir. Bu sebeple kendi taraftarları arasında "boğalar" diye anılan Torino'ya bir çok futbolseverin ise "lanetlenmiş" takım lakabı takması boşuna değildir.


1940ların ortasında, 1943 ile 1949 seneleri arasında kazandığı beş şampiyonlukla Torino, İtalya futbolunu domine ederken, Valentino Mazzola da "Grande Torino"nun sahadaki lideriydi. Güzel bir hikayeye başlanmış ve büyüleyici bir sonla bitmesi beklenirken, mayısın dördü, 1949'da Altın Jenerasyon için kitabın sayfası açılmamak üzere kapanır. Portekizli Xico Ferreira'nın jubilesi için Benfica ile oynadıkları dostluk maçından eve dönen Torino takımını da taşıyan Fiat G212 uçağı şiddetli fırtınanın da etkisiyle Torino yakınlarındaki Superga tepesinde bulunan basilikanın duvarlarından birine çarpar ve düşer.  İçlerinde 18 futbolcunun da olduğu 27 yolcu, uçak pilotlarıyla birlikte hayatlarını kaybeder. Il Grande Torino takımı devlet töreni ile uğurlanırken, o efsanevi takımdan geriye sakatlığı nedeniyle Portekiz'e götürülmeyen Sauro Toma kalır. Bu feci kazanın iki gün sonrasında İtalya Futbol Federasyonu Torino'yu şampiyon ilan ederken, ligin geri kalan haftalarında en iyi oyuncularını kaybetmiş Torino'ya karşı rakipler genç oyuncularıyla sahaya çıkarlar...

Bu trajedi bir dönemin kapanması anlamına gelirken, uçak kazasından 10 yıl sonra Torino tarihinde ilk defa Serie B'ye düşer ama oradaki misafirliği kısa sürer ve ertesi sene tekrar Serie A'ya döner. Takım geçen yıllarla birlikte yaralarını sarar ve Gigi Meroni'yi transfer etmeyi başarır.

Gigi Meroni sergilediği performansla takımın yıldızı olur ve taraftarına önceki şampiyonluklara ek olarak yeni bir "scudetto" hayal ettirir. 12 Mart 1967'de Boğalar, son üç sene kendi evinde kaybetmeyen Inter'i Giuseppe Meazza'da mağlup ederler ve 24 yaşındaki futbolcu galibiyet golüne imza atar.

Çok konuşulan Inter galibiyetinden yedi ay sonra takımın yıldızı "La Farfalla Granata" (Bordo Kelebek) diye çağrılan Gigi Meroni, Torino'nun iç sahada kazanırken kırmızı kart gördüğü Sampdoria maçından sonra takım arkadaşı Fabrizio Poletti ile şehir merkezinde bir şeyler yemeye giderken, Fiat 124 Coupe'nin altında kalır. Fabrizo Poletti kazayı hafif atlatırken, Gigi Meroni çarpmanın etkisiyle başka bir araca da çarpar ve kazadan saatler sonrası hastanede hayatını kaybeder. Torinolu futbolculara çarpan aracın sürücüsü 19 yaşında Torino taraftarı ve Meroni'nin büyük bir hayranı olan Attilio Romero'dur. Polisin olay yerinde yaptığı inceler sonrası genç taraftar hatasızdır zira iki futbolcu gerekli önlemleri almadan karşı karşıya geçtikleri için suçlu bulunurlar. Attilo kazanın şokunu zor atlatır ama bu onun Torino tarihi ile ilk kesişmesi olmayacaktır. Rastlantının böylesi, 1949'daki kazadaki uçak pilotunun adı da Pierluigi Meroni...


Gigi Meroni, takım kaptanı Giorgio Ferrini'nin yedeğiydi ve kaptanın da gayretleriyle Torino bu "kabusu" da atlatır ve 1968 ile 1971 yıllarında iki defa İtalya Kupasını kazanır. 1974-75 sezonun bitiminde Ferrini futbolu bırakır ve takımın teknik kadrosuna katılır. Ertesi sene Torino ezeli rakipleri Juventus'un önünde Seria A'yı kazanırken, taraftarlarının sevinci pek uzun sürmez zira 27 Ağustos 1976'da Giorgio Ferrini beyin kanaması geçirir. Bir sürü ameliyat sonrası eski kaptan 37 yaşında hayata gözlerini yumar.


1990ların ilk dönemlerinde, Torino alt yapısından pırıl pırıl bir genç çıkar: Gianluigi Lentini. Bu yetenekli topçunun katkılarıyla Torino, 1992'de UEFA Kupasında finale kalır ama Ajax'a kaybeder. Böyle bir genç futbol simsarlarının radarından kaçmaz ve 92 yazında  14 milyon dolar gibi rekor bir ücretle San Siro yolunu tutar. Lentini de Torino'nun havasını koklamış, suyundan içmiştir de "lanetli" şehrin talihsizlikleri onu da bulur: 1993 senesinde 24 yaşındayken ciddi bir trafik kazası geçirir. Kaza sonrası komaya girer, İtalyan basını futbol hayatının bittiğini yazar da Tanrı Lentini'ye bir şans daha verir, iyileşir, hastaneden çıkar, futbol sahalarına bile döner ama hafıza ve görme sıkıntıları peşini bırakmaz, eski "çalımlarını" atamaz ve sırasıyla önce Milan'dan Atalanta'ya, oradan da evine Torino'ya döner ve 2000-2001 sezonunda takımının tekrar Serie A'ya çıkmasına yardım eder.


Gigi Meroni'ye çarpan arabayı kullanan Attilio Romero ile Torino'nun yollarının bir kez daha kesişeceğini belirtmiştik. Yapmış olduğu kazanın travmasını zorlukla atlatan Romero, üniversiteyi bitirdikten sonra Fiat'ın basın ofisinde işe girer, bir bakıma Gianni Agnelli'nin sözcüsü olur. 2000 yılında şirketteki görevinden ayrılan Attilio Romero Torino kulübünün başkanı olur. Kulübün sahibi Francesco Cimminelli'nin biriken borçlarıyla boğuşan kulüp, 2002-2003 sezonunda Serie B'ye düşer. İki yıllık çaba sonrası Torino tekrar Serie A'ya çıkma hakkı kazanır ama borçlardan dolayı bu hak ellerinden alınır ve Romero 9 Ağustos 2005'te kulübün iflasını ilan eder ve "Il Toro" hikayesi sona erer.

İflasın ardından bir hafta sonra 16 Ağustos 2005'te yeni bir yönetimle FC Torino kulübü doğar ve 2005-2006 sezonu bitiminde Serie A'ya yükselir.

15 Haziran 2021 Salı

İtalya:3-0:Türkiye


Kıraç
'ın "Sen de askersin, sen de Mehmetsin, kana kan, dişe diş dağ gibiyiz" şarkı sözleri ile başlayıp, ülkemiz spor basınından  Fotomaç ve Fanatik'in ilk sayfalarında bahis reklamları altında  "Gazamız mübarek olsun " ve "Roma'yı yakın gelin çocuklar" manşetleriyle "gazlandığımız" Avrupa Şampiyonası açılış maçında İtalya'ya hiç de beklenmedik bir oyunla 3-0 kaybettik ne yazık ki... Futbolda her türlü skor vardır, 3 gol de yersin, kalende 5 gol de görürsün ama Fatih Terim öncülüğünde ilk defa katıldığımız Euro 96 ile başlayan " her rakiple kafa kafaya oynayan" bir ulusal takım yaratmışken, ev sahibi İtalya karşısındaki oyun  "şerefli mağlubiyetler" dönemini hafızalarımızda tekrar canlanmasına sebep oluyordu. Peki, neden bu kadar basiretsiz bir Milli Takım vardı?

Avrupa Şampiyonası eleme grubu maçlarında Dünya Şampiyonu Fransa karşısında gruplarda kaybetmeyen milli takım, Katar'da yapılacak Dünya Kupası eleme maçlarında da Hollanda ve Norveç'i yenerek büyük sükse yapmıştı. "Bizim çocuklar" dediğimiz, pırıl pırıl genç bir jenerasyon yakalamıştık, üstelik Avrupa'nın elit takımlarında oynayan topçulardan oluşturmuştuk bu ulusal takımı. Fransa'da takımını şampiyonluğa taşıyanlardan tutun da Şampiyonlar Liginde oynayan, Premier Ligde zirve mücadelesi yapan futbolculara kadar bu oyuncular Roma Olimpiyat Stadında "iki pas" yapamayacak seviyeye gerilemişlerdi.




Galatasaray'
da görev yapmış, Türkiye Kupası kazanmış Roberto Mancini, biz Türkleri çok iyi tanıyordu, küçümsendiğimiz zamanlarda başa bela açabileceğimizi analiz etmişti ve maça da oldukça temkinli başlattı takımını. Pandemi sebebiyle iki yıla aşkın süredir boş tribünlere oynanan maçlardan sonra ilk defa ulusal bir turnuvada tribüne taraftar alınmış ve deplasmanda olmasına rağmen Türk taraftarlar Roma'yı İstanbul'a çevirmişti. Taraftarın yüreklendirmesi, açılış maçı heyecanı ile "bizim çocuklar" ilk 5-10 dakika hiç de fena değillerdi ama zamanla nedense hocalarının motive edici sözlerinin arasındaki "garanticilik", onların da çekinmelerine sebep olmuştu. Sahada yer alan on bir topçunun dokuzu gurbette oynamasına rağmen, teknik direktörümüz Şenol Güneş, Türkiye'de yaşamaktaydı ve bizim "süper" ligimizi de bol bol izlemiş olsa gerek ki, Türkiye'de rakipten "korkup", "Bir puan olsun, bizim olsun" mantığıyla hareket eden meslektaşları gibi, 4-5-1 şeklinde bir dizilişi tercih etmişti. Hakan Çalhanoğlu, Yusuf Yazıcı, Kenan Karaman gibi daha çok topu rakip ceza sahası cıvarında tutmayı seven futbolculara savunma yaptırıp, Burak'ı da orta sahaya kadar çekmişti, Hal böyle olunca da, başta çekinen İtalyanlar, Chiellini ve Bonnuci dahil tüm hatlarıyla bizim yarı sahamıza akmaya başladılar... İnsigne ile ilk tehlikeyi yaratan gök-mavililer, daha sonra Chiellini ve İmmobile'nin kafa vuruşları ile golü ararken, Donnarumma ismini ise ilk defa dakikalar 32'yi gösterirken duyduk...


İtalyan
öne geçecek golü bulmak için kalemize gelirken, ceza sahası içinde de penaltı olacak pozisyonlar gördük lakin maçın hakemi açılış maçına layık oldukça tutarlı bir yönetim sergilerken, ligimizde görmeye aşina olduğumuz ucuz penaltıları elinin tersiyle itip, "penaltı penaltı gibi olmalı" kafa yapısındaydı... Tabii, sadece penaltılar değil, oyunu durdurmaması, verdiği avantajlar ve futbolcularla ilişkileri de maçın bu kadar hızlı ve heyecanlı olmasını da sağlamıştı. Hollandalı hakem Danny Makkelie'nin adını blog sayfalarımıza yazalım, geleceği parlak bir hakem...


Maçın ilk devresi golsüz bitince derin bir "oh çekmiştik" ama takımlar ikinci yarı için sahaya çıkıp, yayıncı kuruluş kulübeleri gösterip, Mancini hocanın ceketi atıp, beyaz gömleğinin kollarını sıvadığını görmek, içimize korkutmadı değil. Korkularımızda da haklı çıktık zira daha 10 dakika dolmadan ev sahibinin soldan geliştirdiği bir atakta top Merih'e çarpıp, turnuvanın ilk golü olarak tarihe geçiyordu. Yenilen gol moralleri bozmuş, takımın "guardı" düşmüş ve bu kez de İmmobile, maçın en çalışkan oyuncusu Spinazzola'nın vuruşunda topu çelen Uğurcan'ın çaresiz bakışları arasında fileleri havalandırıyordu. Uğurcan demişken, genç kaleci bir çok pozisyonda başarıyla kalesini savunmuş, yediği iki golde yapacağı bir şey yokken, maç boyunca ayaklarının elleri kadar yetenekli olmadığını ispatlarcasına, 3. golde topu rakibe verip, Insigne'nin de gol sevinci yaşamasına "yardım" ediyordu...




İtalyan oyuncular o kadar konsantre olmuşlardı ki, maç 3-0 ile devam edip, artık uzatmalar devam ederken Burak'ın şutunu kornere çelen Chiellini sanki galibiyet golü atmışçasına yumruk şov yapmaktaydı. 


Büyük hayallerle geldiğimiz Roma'dan üç farklı bir mağlubiyetle ayrılıp, Galler ve İsviçre maçlarını oynamak için ikinci "evimiz" Bakü'ye seyahat ederken, bu maçtan alınacak derslerle turnuvanın geri kalanında başarılı sonuçlar alacağımıza inanıyoruz...

İtalya-Türkiye maçı ve Avrupa Şampiyonasının ilk maçlarına dairi görüşlerimizi de Boş Mukavele podcastin 15. Bölümünde dile getirdik... Dinlemek için:

Spotify Linkhttps://spoti.fi/3xnkPJL

Apple Podcast Link: https://apple.co/3cI7qEl

Google Podcast Link: shorturl.at/jBRW3

10 Haziran 2021 Perşembe

Mancini'den Mektup



 İtalya Milli Takım teknik direktörü Roberto Mancini, yarınki Türkiye maçı öncesi İtalyan taraftara yönelik bir mektup yazdı. Bakalım Mancini hoca nelerden bahsetmiş mektubunda:


"Sevgili İtalya,

2019 Ekim'inde Olimpiyat Stadında Yunanistan'ı yenip, Avrupa Şampiyonasına katılmaya hak ettiğimiz günden bugüne sanki uzun yıllar geçmiş gibi. O günlerde coşku doluyduk ve bir kaç ay sonra tekrar Olimpiyat Stadında karşınıza çıkıp, bir çok ülkede gezilecek Avrupa Şampiyonasında mücadele etmeyi dört gözle bekliyorduk. 2020  yılı bizim için birlikte yaşayacağımız mutluluk dolu bir sene olacaktı ama nasıl gittiğini hepiniz biliyorsunuz. Öyle bir sene oldu ki, alışkanlıklarımızı değiştirdik, aylarca sevdiklerimizden uzak kaldık ve maalesef bazılarımız sevdiklerini kaybetti. Oldukça basit şeylerin çok karmaşık olduğu aylar yaşadık. Hiç kimse için kolay zamanlar değildi. Küresel pandeminin sonuçları herkesin malumu ve hala da bu salgına karşı güçlü durmalıyız.

İşte bu nedenlerle ki mavi formanın ve İtalya halkının gücünün bilerek maçlarımızı oynayacağız. Yeşil alana ayak bastığımızda her dakikanın onurunu yaşayıp, futbol oynamaya başlayan küçük bir çocuğun neşesini hissederken, dünyanın en güçlü ve güzel ülkelerinden birini temsil etmenin sorumluluğunu da üzerimizde hissediyor olacağız. 

Mavi gökyüzünün altında birleşelim... Mavi formalarımızı giyelim... 60 milyon İtalyanı bir araya getiren o koruda buluşalım: FORZA AZZURRI...


3 Mayıs 2020 Pazar

Materazzi'den Zidane İtirafı


2006  Dünya Kupası finalinde Zidane'nın Materazzi'ye attığı kafa kupanın da önüne geçmiş, maçtan sonra aylarca, belki yıllarca bu olay konuşulmuştu. Aradan neredeyse 14 sene geçmiş olmasına rağmen, Materazzi yine geçtiğimiz günlerde canlı yayına bağlandığı bir instagram hesabında o günü şöyle anlatmış. "Zidane'ın kafası mı? Ondan öyle bir şey beklemiyordum. zaten hazırlıklı olsaydım, ikimiz de bu kavgayı soyunma odasına taşımış olurduk. Maç içinde bir temasımız oldu. İlk devre Fransa'nın golünü atmıştı ve Marcello Lippi de benden gol atmamı istedi. İlk çarpışmamızdan sonra ben Zidane'dan özür diledim ama o bana pek kibar davranmadı. Maç içinde buna benzer bir iki yakın temastan sonra bana döndü ve 'Maçtan sonra formamı sana vereceğim' dedi, ben de üzerinde kız kardeşin olsun dedim. Tabii bu söz üzerine kontrolü kaybetti ve bana kafayı çaktı."
Zidane haklı mı? Sonuna kadar...

16 Şubat 2019 Cumartesi

Utandırma Beni Anne


Hafta içi Şampiyonlar Liginde oynanan Roma-Porto maçının yıldızı hiç şüphesiz sarı-kırmızılıların "çiçeği burnunda" oyuncusu Nicolo Zaniolo olmuştu. Genç oyuncu attığı iki golle takımının galip gelmesini sağlarken, milli takım hocası Roberto Mancini'ye de "göz kırpıverdi"... Bu sezonun başında Inter'den transfer edilen Zaniolo, Roma taraftarlarına göre geleceğin Totti'si olacak gibi ama genç oyuncunun başı annesinin instagram tutkusu ile dertte. 41 yaşındaki anne Francesca Costa fena halde sosyal medya tutkunu ve sık sık instagram hesabına fotoğraflar yüklüyor. Peki bunda ne var diyenler olacak da, Nicolo annesinin sosyal medyada "seksi" fotoğraflar paylaşmasından rahatsız. 170 binden fazla takipçisi olan Francesca Costa'nın son fotoğraflarından birinin altına oğlu "Anne bırak bu işleri. 40 yaşındasın artık. Ağzını böyle değişik şekillere sokarak ne yapmak istiyorsun?" diyerek tepkisini göstermiş...
Haklı mı? Haklı...


23 Ocak 2018 Salı

Ya Robinho Suçlu Bulunursa


Sivasspor'un Robinho'yu Türkiye'ye getirmesi büyük yankı uyandırdı ama akıllarda bir soru var: Ya Robinho suçlu bulunursa?
Brezilyalı futbolcu Milan'da top oynadığı dönemde bir diskoda Arnavut kökenli bir kadına tecavüz ettiği gerekçesiyle İtalyan mahkemeleri tarafından 9 yıllık bir hapis cezasına çarptırılmıştı. İtalyan yasalarına göre suçlu, kendisi hakkında verilen cezaya itiraz edip, cezayı düşürme talebinde bulunma hakkına sahip ve Robinho'nun avukatı da müvekkilinin böyle bir suçlamayı reddettiğini ve cezanın düşmesi için gerekli itirazları yaptıklarını söylemişti geçtiğimiz aylarda. Dava sırasında ve sonrasında Brezilya'da bulunan Robinho, Brezilya hükümetinin kendi vatandaşlarını başka ülkeye iade etme gibi bir anlaşması olmadığı için serbest dolaşırken, şimdi Türkiye'ye geldi ve İtalya ile Türkiye suçluları iade etme şartının da olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine imza atmış durumdalar. İtalyan yargıçlar "Yollayın Robinho'yu bize" derse, ne olacak? Bekleyip göreceğiz bakalım...

14 Ocak 2018 Pazar

Roma Totti'nin Veliahtını Buldu



Roma alt yapısıyla başlayan kariyerini 24 sene sonra aynı takımda noktalayan bayrak adam Francesco Totti'nin veliahtı alt yapıdan geliyor. Roma u-19 takımında oynayan Mirko Antonucci, attığı ve attırdığı gollerle takımını başarıdan başarıya koştururken, bir çok kulübün genç topçunun peşinden koşmaya başlaması üzerine kulübün sportif direktörü Monchi şimdiden 2022 senesine kadar sözleşmeyi imzalatmış Antonucci'ye. Genç topçu bugün takımı Genoa'yı 5-0 yendiği maçta bir gol atarak galibiyete katkı sağladı...



10 Ocak 2018 Çarşamba

Mathias Cardacio'nun Milan'ı


Milan'ın eski Uruguaylı oyuncusu Mathias Cardacio, ülke basınına verdiği röportajda Milan'da beraber oynadığı takım arkadaşları hakkında ilginç bilgiler vermiş. Kim hakkında, ne mi demiş Cardacio, hepsi aşağıda:

Maldini:
Tüm yönüyle örnek olacak bir futbolcu varsa, o da kaptanımız Paolo Maldini'ydi.  Yaşına bakmadan, maçlarda herkesten daha hazır ve fitti her zaman. Benim oynadığım takımlarda gördüğüm en iyi kaptandı. Futbolu bıraktığında, takımdaki bütün oyunculara, hocalara, aşçılara ve çalışanlara adının ve numarasının yazılı olduğu Rolex saat hediye etti.

Gattuso:
Futbol kariyerimde tanıştığım en büyük karakter, kuşkusuz ki Rinbo'ydu. Asla kaybetmekten hoşlanmayan, sürekli kazanmak isteyen bir yapısı vardı. Eğer kötü oynayıp, kaybederseniz, soyunma odasında kesinlikle mevzu çıkardı. Pirlo'nun yüzüne tükürdüğünü de gördüm, Jaap Stam'la kavga ettiğini de. Eğer kaybederse, gözü kimseyi görmezdi, herkese saldırabilirdi.

Ronaldinho:
kariyerim boyunca bana bir çok kez yol gösteren ve sürekli doğru adımları atmamı sağlayan alçak gönüllü ve neşeli adamdır Ronaldinho. Milan'a transfer olduğumda onunla çok zaman geçirdik. Dünya çapında bir yıldız olduğu için öyle kafasına göre her yere gidemezdi, kendine göre bir tarzı vardı ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, yıldız topçular arasında en evcimeniydi. Ronaldo ile "kanka"ydık, beraber zaman geçiriyorduk, hatta evde bana biftek pişirmişliği bile vardı. Benim için yaptıklarını asla unutmayacağım. Bugünlerde sosyal medya ile oldukça sıkı fıkı ama o senelerde teknoloji ile arası pek yoktu, işlerini kardeşi ve kayınçosu yapardı.

Suarez ve Cavani:
Luis benim kardeşim gibidir, beraber büyüdük, herşeyi birlikte yaptık, kötü zamanları da birlikte yaşadık, iyi günleri de birlikte gördük, beraber ağladık, beraber güldük, ailemle aynı evde yaşadı. Luis aslında bir çok kişiye örnek olmalı, futbolculuğu süresince başına çok talihsizlikler geldi ama hepsini yendi ve hep zirvede olmayı bildi.
Cavani'nin hayatındaki en kritik kararı verdiğinde aynı odayı paylaşıyorduk, U20 milli takımında kamptaydık ve o gece Palermo'ya gideceğini söyledi bana. Oldukça mücadeleci ve yarışmacı bir oyuncudur, Neymarsız da İbrahimoviç olmadan da PSG'de hep başarıyla oynadı.

Seedorf:
Yedi dil konuşabilen, oldukça duygusal bir oyuncuydu Clarence. Çok da alçakgönüllüydü, boş zamanlarında genç oyuncuları çalıştırmayı severdi. Bana hayatın insani yönlerini de öğretti.

Beckham:
David geldi ve Milano'da bir sürü dükkan açtı.Alışverişe çıktığında dükkanlar kapılarını kapatıyordu diğer müşterilere ki o rahatça alışveriş yapsın. Lord diye çağırılıyordu ki isminin hakkını veriyordu, oldukça sakin ve karizmatikti. Az İspanyolca konuşurdu ama onunla da anlaşabildik. Aslında kremler ve parfümlerden arındığında bizim gibi sıradan bir adamdı.

Inzaghi:
Tipik bir İtalyan'dı İnzaghi, oldukça bencildi ve o da hep kazanmak istiyordu. 5-0 kazandığımızı bir maçı hatırlıyorum da son golü atmış ve çılgınca sevinmişti.

Ancelotti:
Oyuncularına karşı oldukça adil bir hocaydı, aynı zamanda herkese saygı duyardı ki topçular da ona güvenir ve sayarlardı. Maç taktiklerine kafa yoran "winner" bir hocaydı ve bizi de "kazanan" bir takım haline getirdi.


29 Eylül 2013 Pazar

Trenle Deplasman

Taraftar grupları dış saha maçlarına tren, otobüs, uçak, araba, bisiklet ne bulursa kullanarak gidiyor da, futbol takımları bu iş için ya uçak ya da otobüsü tercih ediyorlar. Ulaşım imkanları zorlaştığında çok nadir olarak da treni tercih edenler var, işte onlardan biri de Lazio takımı. Sassuolo deplasmanına giderken, demiryolunu tercih etmiş Petkoviç'in ekibi... Uçağa göre yolun uzun, otobüse göre de konforlu olması sebebiyle, kimi futbolcu film izlemiş, kimi bulmaca çözmüş, kimisi de müzik dinleyerek uyumayı tercih etmiş, kısaca "kafalar iyice boşaltılmış"... Keşke bizde de her bölgeye demiryolu ulaşımı olsa ve topçular da trenle taraftarla birlikte yapsa yolculuklarını... Olmaz mı?





7 Temmuz 2013 Pazar

Parma ve Kondisyon İdmanları/2013


Parma'nın her sene değişen kondisyon idmanlarından burada bahsetmiştik. Geçen sene mayolarla denizde  koştular Seria A'da 10. oldular, bu yıl toz toprak içine çevirmişler rotayı, bakalım bu sene ne olacak halleri?



13 Kasım 2012 Salı

Lazio-Roma ve Olaylar

Roma ve Lazio, Roma derbisinde karşı karşıya gelecek de maçta mevzu olmayacak mı?
Hele de bu derbi Lazio taraftarı Gabriele Sandri'nin 11 Kasım 2007'de polis tarafından öldürülmesinin 5.yıldönümüne denk gelirse.
Maç öncesi çıkan mevzularda 1 polis atılan meşalelerle yaralanırken, 2 Roma taraftarı bıçaklanmış, 3 Laziolu ultra da tutuklanmış...



 
 
 

Blog Widget by LinkWithin