29 Ağustos 2022 Pazartesi

Trabzonspor:0-0:Galatasaray


Yeni sezonun ilk derbisi...

Bir tarafta geçen senenin şampiyonu ama üç gün önce kendi evinde gol kısırlığı çekerek Kopenhag'a elenip Şampiyonlar Ligi kapısından dönmenin moral bozukluğu içindeki ev sahibi Trabzon...

Öbür tarafta ise geçen sene yaşadığı şoku atlatmak isteyen topçularla yeni transferlerin harmanlandığı ve özlenen başarılı günlerine dönmek isteyen Galatasaray...

Maç önü iki takımın da hocasına "Size birer puan verelim, hiç maça çıkmayın" teklifi gelse, gözü kapalı kabul ederler miydi diye sorsak, maç boyu seyrettiğimiz oyun cevabın "Kesinlikle evet" olacağını gösteriyordu.

Ev sahibi takımın teknik adamı Abdullah Avcı Hamsik, Abdülkadir, Bakasetas gibi top yapabilen oyuncularının yokluğunda topu Galatasaray'a bırakmış, kaptığı toplarla Trezeguet'in hızı ve yeteneği ile pozisyon bulmayı hesap ederken, Cornelius'a atılan yüksek toplarla da gol aramak başka bir alternatif olarak göze çarpıyordu. Eski öğrencisi şimdinin meslektaşı Okan Buruk ise artık klasik hale gelen kadrosunu bozmamış, Emre Akbaba'nın yerine yeni transfer Mertens'i monte ederek başladığı karşılaşmada, rakip sahada basmak yerine orta alanda rakibi bekleyip, Yunus ve Kerem'in kanatlardan getirdiği toplarla golü arzuluyordu.


Galatasaray yine her zaman olduğu gibi ilk dakikada golü bulacaktı ama bu defa golü önleyen ne kale direği ne de rakip kaleciydi, karşılarına çıkan Ali Palabıyık ve VAR'daki Alper Ulusoy oldu. Trabzonspor ceza sahası içinde atılan şut ev sahibi savunmacının açık koluna çarptı lakin karar vericilerin gözü bağlanmıştı... İki takım da ilerleyen dakikalarda orta sahada var olmaya çalışıp, cılız ataklarla heyecan yaratırken, yürek hoplatan pozisyonlar da hep "sonlandırılmayan ataklar" sonrasında oldu. Önce ev sahibi Trezeguet ile Muslera'yı zorladı ama maçın pozisyonu ise Yunus'un al da at diye Mertens'e ikramını genç kaleci Taha'nın çıkardıydı. Galatasaray'ın öne geçmesi işten bile değildi.


Galatasaray adına sahanın en isteklisi yeni transfer Mertens olurken, hücümdaki partneri Seferoviç'in ruh hali ise hiç iyi gözükmüyordu. Böyle golcülerin krizlere girmemeleri için bir an evvel gol bulup, kendilerine gelmeleri elzem, bir hafta sonra iç sahada oynanacak Gaziantep maçı bakalım Seferoviç'in ilacı olacak mı?

Trabzonspor'da Uğurcan'ın sakatlığı genç kaleci Taha için kendini Süper Lig seyircisine göstermesi için bir şans oldu ve genç kaleci de Muslera'nın da ifadesiyle her iki yarıda yaptığı iki net kurtarışla maçın yıldızı oldu. Galatasaray adına da maçın bir başka göze batanı, takımdan gönderilmesi düşünülen ve iki sezon öncesi kampına da alınmayan Boey oldu. Sasha Boey de Dubois'in sakatlığı sonrası formayı kaptı ve bırakmaya da niyeti olmadığı her maç daha da altını çizerek gösteriyor. 


Seferoviç'ten istediğini alamayan Okan Buruk, maçın gidişatını değiştirmek için "nöbetçi golcüsü" Gomis'i son yarım saatte oyuna dahil etti ve Gomis de yakaladığı iki pozisyonda biraz daha dikkatli olsa hocasını yaptığı değişiklikte haklı çıkaracaktı. 37 yaşındaki golcünün attığı gollerle takımına kazandırdığı puanlar sonrası moralinin de zirve yaptığı gözleniyor.

Oynadığı 4 maçta iki gol atmak Galatasaray için haneye eksi yazılacaktır ama kalesinde gördüğü 1 gol - ki üç deplasman maçı oynadı- Marcao sonrası yeniden oluşturulan savunma hattı adına yıldızlı pekiyi mahiyetinde... Büyük kulüplerin şampiyonluk reçetelerinden biridir, "gol yeme, bir tane nasılsa atarsın"... Torreira ve Mitsjö'nun takıma katılımı sonrası geçen yılki orta saha hastalığına çözüm bulunmuş, savunma elemanları da uyum sağlamışken, Okan Buruk ve yardımcıları şimdi öğrencilerine gol atmayı çalıştırmaları en öncelikli hedef olmalı.

Her ne kadar yorgun ve eksiklikleri olsa da son şampiyon Trabzonspor karşısında rakip seyirci önünde Galatasaray'ın sergilediği oyun gelecek adına ümit veriyor ama Kerem'in gidişatı Galatasaray taraftarını fena halde üzüyor. Okan Buruk, genç oyuncusunu kaybetmemek adına onu sürekli ilk onbire yazıp, uzun dakikalar sahada tutmaya gayret ediyor lakin, sahada sergilenen oyun Okan hocanın da pek fazla olmayan kredisini bir kısım taraftarın gözünde tüketirken, Kerem de forma numarasını paylaştığı hocasına hiç yardımcı olmuyor. 


HAKEMLER: Ali Palabıyık, Ceyhun Sesigüzel, Kemal Yılmaz

TRABZONSPOR: Muhammet Taha- Larsen, Bartra, Hugo, Eren (Dk. 83 Denswil), Siopis (Dk. 46 Gbamin), Dorukhan, Bardhi (Dk. 83 Doğucan), Trezeguet (Dk. 88 Yusuf), Djaniny (Dk. 46 Kouassi), Cornelius.

GALATASARAY: Muslera - Boey, Nelsson, Abdülkerim, van Aanholt, Torreira (Dk .73 Berkan), Oliviera, Yunus (Dk. 89 Barış), Mertens (Dk 89 Emre), Kerem, Seferovic (Dk. 64 Gomis)

SARI KARTLAR: Trezeguet, Dorukhan, Eren (Trabzonspor) - Yunus, Kerem (Galatasaray)

24 Ağustos 2022 Çarşamba

Ümraniyespor:0-1:Galatasaray


Düğün ve cenaze... Kimine göre Sezen Aksu albümü, kimine göre kült bir film, kimine göre de sadece iki kelime... Oysa geçen cuma gecesi insanı yaşamdan bıktıran İstanbul nemine karşı bir nefes gibi esen İkitelli rüzgarında Galatasaray'ın çiçeği burnunda transferi Abdülkadir'i anlatıyordu bu iki kelime: Düğün ve cenaze...

6 gün evvel rakibine hediye ettiği "gollük pasla" takımının 60 bin taraftarı önünde sahadan mağlup ayrılmasına sebep olan genç  stoper, cuma gecesi de benzer bir hata yapmış, kendisini diri diri "gömmek" için kazma küreklerini hazırlayanları durduran yan hakemin kalkan ofsayt bayrağı olmuştu... Ve maçın uzatma dakikalarında Rumen Gheorghe'un fileleri sarsmaya niyetli şutuna koyduğu ayak ile düğün çalgıcıları şenliğe çoktan başlamışlardı bile...

Hayat gibi değil mi bu ayak topu, 90 dakika içinde sevinci de üzüntüyü de, ümitleri de hayal kırıklıklarını da yaşayabiliyorsun...

Kağıt üstünde ev sahibi Ümraniyespor'un bir puan hayalini, iki hafta evvel Antalya'da yaptığı gibi "kolayı bulunsa takımdan sepetlenecekler" listesinin en başında olan Gomis bitiriyordu... "Bir aslan ailesini her zaman korur" derken, o ailenin bazı üyeleri daha geçen hafta kendisini "linçliyordu"...

Hayat işte... Yarın ne olacağını bilemezsin... Bugün seninle olanlar, yarın kuyunu kazmak için en başta sıraya girebilirler...

Okan Buruk için de geçerli yaşamın kuralı... Yaz başından beri "Galatasaray'ın evladı Okan gelsin" diye feryat-figan etrafı ateş içinde bırakanlar, daha üçüncü hafta Galatasaray'a teknik direktör aramaya başlayıverdiler. Üstelik iki deplasmandan alınmış 6 puan varken...

Neymiş, takım gol atmakta zorlanıyormuş, maç kazanılsa da az gol atılıyormuş... Oysa ki Seferoviç, Emre Akbaba'nın (ne yapsa taraftarın gözüne giremeyen evladımız) presinde kaptığı topu kaleye yollasa, rakip açılacak, takım rahatlayacak ve belki de goller peşi sıra gelecek... Aynısı bir hafta evvel Giresunspor karşısında yine erken dakikalarda Sergio Oliveira'nın serbest vuruşu direği değil de fileleri öpse, fark olacak maç "kısmetsizlik ve taraftar baskısı" ile kabızlığa dönmeyecek ve bugün ağıt yakanlar şimdi halay çekiyor olacaktı...

Hayatta her istediğini elde etmiş "şımarık" evlatlar sadece kendilerini düşünür, onlar için başkası yoktur, "ya olacak ya da olacak" vardır... Arzusu yerine gelmediğinde kendisine yıllarca bakana da sırt çeviriverirler pek ala... Yıllarca kazanılan kupalar ve elde edilen başarılarla "şımarmış" taraftar da nasıl maziye saygı duymayı unuttuysa, karşısında bir rakip olduğunu da düşünmez, "ya olacak ya da olacaktır". Alt ligde en takdir edilen topu oynayarak Süper Lige yükselip, deplasmanda Şampiyonlar Ligi için kadro kuran Fenerbahçe'yi son dakika elinden kaçıran Recep Uçar'ın çocuklarını da pek önemsemezler, "Bizim takım baş rolde, onlar da piyon" diye düşünür  sanki Yeşilçam filmi seyreder gibi ama dedik ya, hayat... Kimse piyon olmak istemez, sana zorluk çıkarır, savaşır, mücadele eder ve herkes kısacık yaşamında başrol kapma derdindedir.


Yeni kurulan bir takım, birbirinin adını yeni öğrenen futbolcular ve onların huyunu suyunu tanımaya çalışan bir teknik direktör... "Takım olmak" denen olgu hiç de kolay başarılabilir bir eylem değil ve en çok ihtiyaç duyulan şey de zaman ve bireylerin birbirine karşı saygı ve iyi niyeti... Seferoviç'in bencilce kaleye vurmak yerine Emre'ye gol attırmak istemesi, Mertens'in van Aanholt'a saha içinde koşacağı bölgeyi göstermesi, Boey'in son dakika şutu çıkarmak için kafayla "uçması", Gomis'in golüne en fazla oyundan alınan Seferoviç'in sevinmesi... Takımdaki iyi niyet örnekleri çoğaltılabilir; o halde tek eksik zaman... Zaman da her geçen gün bu yeni takımın lehine işliyor...

İnanç ve güven... Bunlar da güzel kelimeler değil mi sevgili renktaşlar... O halde biz de üzerimize düşeni yaparsak, hayat bize mayıs ayında davullarla zurnalarla bir eğlence neden hazırlamasın...


Stat: Atatürk Olimpiyat

Hakemler: Ali Şansalan, Samet Çavuş, Ata Yıldırım

Ümraniyespor: Serkan Kırıntılı, Serkan Göksu, Santos, Glumac, Lenjani, Oğuz Gürbulak, del Valle (Gheorghe dk. 56), Mrsic  (Gagnidze dk. 67), Avounou (Sackey dk. 66), Onur Ayık (Geraldo dk. 56), Bettaieb (Metehan Mimaroğlu dk. 85)

Yedekler: Orkun Özdemir, Mustafa Eser, Yunus Emre Mertoğlu, Emre Nefiz, Umut Nayir

Teknik Direktör: Recep Uçar

Galatasaray: Muslera, Boey, Nelsson, Abdulkerim Bardakcı, Patrick Van Aanholt, Torreira, Oliveira (Cicaldau dk. 85), Emre Akbaba (Mertens dk. 46), Yunus Akgün (Barış Alper Yılmaz dk. 85), Kerem Aktürkoğlu (Emre Kılınç dk. 65), Seferovic (Gomis dk. 78)

Yedekler: Okan Kocuk, Omar, Emin Bayram, Berkan Kutlu, Cicaldau, Kazımcan Karataş

Teknik Direktör: Okan Buruk

Gol: Gomis (dk. 87) (Galatasaray)

Sarı kartlar: Abdulkerim Bardakcı, Boey (Galatasaray), Serkan Göksu, del Valle, Sackey (Ümraniyespor)

Bizi dinlemek için:

🎧Spotify: https://spoti.fi/3dEqDKk

🎧Apple Podcast: https://apple.co/3wnELhH 

🎧Google Podcast: https://bit.ly/3dMEzlB

🎧ultras/Movement Blog: http://ultrasmovement.blogspot.com/

Blog Widget by LinkWithin