31 Aralık 2010 Cuma

Mutlu Yıllar


ultras/Movement blog ekibi olarak okuyucularımıza mutlu yıllar diler, 2011'de "tüm şutlarınızın gol olmasını" dileriz...

ultras/Movement

30 Aralık 2010 Perşembe

Mauro Formica Galatasaray'a Doğru

Arjantin'in Ole gazetesinin haberine göre Newell's Old Boys takımından Maurico Formica ile Galatasaray her konuda anlaşmış ve resmi imzanın atılması için Arjantin kulübü ile Galatasaray arasındaki "nakit" ödenecek miktarın pazarlığının bitmesi bekleniyormuş. "Kedi" lakaplı Formica için River Plate daha önce, 4 milyon euro önermişken Newell's Old Boys takımına, Galatasaray'ın teklifinin ise bu rakamdan daha cazip olduğunu belirtmiş haberi yapan Sebastian Sanchi. Arjantin kulübü bu günlerde hem oyuncuların hem de personelin ücretlerini ödemek adına nakit paraya ihtiyaç duyduğundan, transferde önceliğini "sıcak paradan" yana kullanırken, Galatasaray ile aralarında 200 bin euroluk bir fiyat farkı olduğu ve Formica'yı Türkiye'ye yollamadan önce bu farkı çözmek istediklerini belirtmiş Ole gazetesi.
Newell's Old Boy takımının alt yapısında futbola başlayan Maurico Formica, U-17 Arjantin Milli Takımında kendini gösterdikten sonra 18 yaşındayken Colon takımına karşı da ilk defa Newell's Old Boys A takımının formasını giydi ve o günden bugüne kadar takımının formasını giydiği maçlarda sergilediği performans ile futbol takipçilerinin dikkatini çekmektedir. Takımının 10 numaralı formasını giyen ve orta sahadan forvete dönük oynayan Formica, stil olarak Lavezzi'ye benzetiliyor...
22 yaşındaki oyuncunun transfer haberini Ole gazetesi yazarken, Lig TV Galatasaray muhabiri Pınar Argun da bu transferin gerçekleşeceğini belirtti Lig TV akşam haberlerinde...

Ne Şiddet Ne Linç Herkese Eşit Adalet

Geçen pazar oynanan U-17 ligindeki Galatasaray-Fenerbahçe karşılaşmasında çıkan olaylar ve sonrasında yaşanılanlarla ilgili Galatasaray tribünlerinden bir bildiri yayınlanmış. Yazıyı aşağıya aktarıyoruz:

Galatasaraylılardan spor kamuoyuna bir çağrı:

26 Aralık 2010 tarihinde Florya Metin Oktay tesislerinde oynanan U17 Galatasaray-Fenerbahçe maçının devre arasında yaşanan nahoş olaylar kamuoyunu üzmüş ve korkutmuştur. Profesyonel sporun eşiğinde bulunan çocuk yaştaki gençlerin her ne sebeple olursa olsun şiddete maruz kalmalarının mazur görülecek hiç bir yanı yoktur.

Kınama, üzüntüleri dile getirme, ihmalden dolayı özür dileme ile sınırlı tepkilerin ve ilgili federasyonlar tarafından kulüplere yönelik verilen muhtelif cezaların bugüne kadar şiddetle mücadeleye dişe dokunur bir katkısı olmadığı aşikardır. Bu boşluğu doldurma iddiasıyla hazırlanan Sporda Şiddetle Mücadele Yasa Tasarısı'nın ana amacı da şiddeti tetikleyen, körükleyen, şiddet olaylarının önüne geçilemez düzeyde kitleselleşmesine yol açan bütün unsurların bilaistisna tespiti, cezalandırılması ve spor müsabakalarının dışına atılmasıdır.

Dehşet ve ibretle izlemekteyiz ki, 26 Aralık 2010 tarihinden bugüne kadar Galatasaray - Fenerbahçe U17 maçında çıkan olaylarla ilgili süreç, gerek medya gerekse her iki kulübün yöneticileri tarafından, öngörülebilecek en vahim şekilde ele alınmaktadır.

Yazılı ve görsel medyaya yansıyan ve kamuoyuna sunulan bilgi ve yorumlar, olayı aydınlatma ve benzer olayların tekerrürüne mani olma isteğinden çok, insanların özel hayatlarını ve bilgilerini deşifre etmeye varan bir dezenformasyon bombardımanı şeklinde sürdürülmektedir. Öncelikle bütün bu süreçte yayınlanan görüntüler eksiktir. Kamuoyuna sunulan bilgiler, olayların tamamının sağlıklı ve rasyonel algılanmasını sağlamaktan uzaktır. Bu şekliyle de kolayca saha içinde kalması sağlanabilecek bir tartışmanın, seyircilerin müdahil olduğu bir şiddet eylemine dönüşmesine nelerin yol açtığı gündem dışı bırakılmaktadır.

Üstüne üstlük bu eksik ve yanıltıcı teşhis, giderek, insanların özel hayatını görsel ve sesli ifşa eden gerçek ve tüzel kişiler hakkında çeşitli hapis ve para cezası öngörmekte olan TCK'nun 134. maddesi hilafına açıkça suç unsuru içeren bir linç kampanyasına dönüşmüştür.

Pazar gününden beri FBTV'den aldığı görüntülerle eksik ve yanlı haber yapan NTV ve NTVSpor kanalı ile, saat başı olayla ilgili gözaltına alınan kişilerin isimlerini ve ne iş yaptıklarını ifşa eden FBTV yasayı alenen ihlal etmektedirler. Bu yayınlar, sosyal paylaşım alanlarında ve taraftar sitelerinde çeşitli kullanıcı isimleriyle tehdit girişimlerine de yol açmaktadır.

Uygulanan şiddet ve yapılan hataların karşılıklı olduğu açıktır. Adalet eşit dağıtılmalıdır. Bir şiddet olayından ders çıkartmak, gerçeklikten kopmak ve yargı sürecine girmiş olan failleri, yasaları hiçe sayarak bir linç kampanyasının hedefi haline getirmek değildir. Tam aksine, adaletin bu suretle eksik tecellisi, yasal sorumluların görevlerinin gereğini yerine getirmemeleri ve linç kültürü vicdanlarda daha vahim yaraların açılmasına neden olur.

Bu çerçevede:

1 - 26 Aralık 2010 tarihinde Florya Metin Oktay tesislerinde oynanan U17 Galatasaray-Fenerbahçe maçı devre arasında yaşanan olayların seyirciyi de kapsayacak şekilde büyümesinde ağır sorumluluğu bulunan ve görgü tanıklarınca biri Fenerbahçe takımı görevlisi, digeri üzerinde kahverengi deri mont olan en az iki kişinin soruşturma kapsamına alınması en azından hukuki bir zorunluluktur. Ayrıca, bu insanların yayınlanan görüntülerde de Galatasaraylı oyuncuları yumrukladıkları net olarak görülmektedir.

2 - Sorumsuz ve medya etiğine uymayan yayınları yapan kanallar ile sosyal paylaşım alanlarında gözaltına alınan kişileri ve ailelerini tehdit edenlerin internet üzerinden işlenen suçlar kapsamında, haklarında gerekli işlemlerin yapılması; ayrıca bu tür yayınların "Devam eden bir dava ile ilgili" olmaları hasebiyle acilen durdurulması hukuk ve adalet adına diğer bir sorumluluktur.

Bütün bu fotoğrafta, asıl ibret verici olan, Galatasaray ve Fenerbahçe yönetimlerinin sergiledikleri tutumdur.

TFF'nin ifadesiyle, Sporda Şiddet Yasası ve bu yasa çerçevesinde beklenen tavır değişiklikleri içinde en önemlisi, kulüp yöneticilerinin kendi kulüplerinin en önemli çıkarının şiddetin önlenmesi olduğunda birleşmeleridir.

26 Aralık 2010 U17 maçı sonrası Fenerbahçe yönetiminin tutumu hiç de şaşırtıcı değildir. Gerek kendi televizyon kanalları, gerekse medya uzantıları vasıtasıyla süratle bir mağdur/saldırgan temeli oluşturulmuş, yukarıda belirtilen yasadışılığa aldırılmaksızın bu temelde bir kampanya açılmış durumdadır. Böylesi sağlam bir kurguyu bu kadar hızlı sahneye koyanlardan, olayların başlamasına yol açan oyuncularını ve görevlilerini sportif olarak cezalandırma yoluna gitmelerini ve kendi müdahale alanları dahilindeki diğer tahrikçileri yargı sürecine katmalarını beklemek büyük saflık olacaktır.

Şaşırtıcı olan, görünürde şiddetle mücadele uğruna kendi kulüplerinin mağduriyetine aldırmayan Galatasaray Spor Kulübü yöneticilerinin tutumudur.

Tavırları şiddetle mücadelenin ruhuna uygun görünmekle birlikte, olayların bütünüyle aydınlatılmasına; eksik görüntü ve tanıklıkların yargıya iletilmesine; halen yargıya intikal etmiş olanlar dışında başka sorumluların da yargılanmasına katkıda bulunmamak, fiilen şiddete çanak tutmaktır.

GSK Yönetim Kurulu olaylar karşısındaki mevcut duruşuyla, son derece geniş bir taraftar kitlesi tarafından "kritik bir olayda rakip takımın üzüntüsünü paylaşan akl-ı selim yöneticiler" olarak değil, Fenerbahçe Spor Kulübü'nün geçmiş pek çok olayda olduğu gibi bu olayda da kendisine çıkar sağlamaya çalışan geleneksel politikalarının destekçileri olarak algılanacaktır.

26 Aralık 2010 tarihinden bugüne kadar yaşanan süreç, bugüne kadarki şekliyle tüm spor kamuoyuna Sporda Şiddet Yasası'nın ne kadar elzem olduğunu değil, hangi düzeyde tedbir ve müeyyide içerirse içersin hiç bir yasanın, uygulamada adalet hiçe sayıldığı, günlük çıkar ve düşmanlıklar alenen körüklenmeye devam edildiği müddetçe hiç bir faydası olamayacağını ispat etmektedir.

Spor müsabakalarında şiddeti bitirmek için adil uygulamaların yeni yasal düzenlemelerden daha önemli olduğunun bilinciyle, 26 Aralık 2010 tarihinde yarım kalan Galatasaray - Fenerbahçe arasındaki maç dahil olmak üzere geçmiş bütün spor müsabakalarında vuku bulmuş şiddetin her türlüsünü bütün kalbimizle bir kez daha kınıyoruz.

GALATASARAYLILAR

29 Aralık 2010 Çarşamba

Derbi Galatasaray'ın... Galatasaray:67 - Fenerbahçe:56


"Ben çok hamle yapan bir koç değilim, yaptığı hamlelere inanan bir adamım. Takımıma da bunu aşılamaya çalışıyorum." diyerek başladı yayıncı kuruluşun röportajına koç Mahmuti. "Biz sezon başında bir şey söylemedik formanın hakkını veren, savaşan, izleyenlere keyif veren bir takım olma sözü verdik. Çünkü gerisinin kendiliğinden geleceğine inanıyorduk" dedi. GSTV'de Veli Yiğit’e verdiği röportajda daha ilginç şeyler öğrendik. Veli Yiğit takım ve Galatasaray çalışanları dışında kimsenin bilmediği bir olaydan bahsetti. Ermal maça anestezi olarak olarak çıkmıştı. Ayak parmağında bir sorun vardı. Veli Yiğit bu konuda koçun fikrini sorunca koç: “Ermal müthiş bir fedakarlık gösterdi ama ben bu fedakarlığına şaşırmadım. Sahadayken elinden geleni yaptı. Anestezi olmuş bir şekilde oynamak istedi. Bugün Ermal değil başka bir oyuncumuz da olsa aynı fedakarlığı göstereceğine ben adım gibi eminim. Galatasaray’ın her oyuncusu formasının hakkını verebilmek için her türlü fedakarlığı yapmaya hazır. O yüzden bu durum çok önemli” dedi. Sonra yine Veli Yiğit’in yanına Ermal geldi. Ermal’i önce tebrik etti ardından “aslında durumunu anlatmak lazım önce” der demez Ermal “aman abi sakın, büyütülecek bir şey değil biz maçı konuşalım, açmayalım o konuyu” dedi. Yaptığı fedakarlığın maçın önüne geçmesini istemedei açıkcası...

Ben sezon öncesi yazımda da belirtmiştim Ermal’in fedakarlıklarından hırsından, azminden vs vs. 2006 Dünya şampiyonasında maç içinde parmağı çıkmış yine maç içinde onu yerine oturtturmuş ve maça devam etmişti. Maç sonunda sorulduğunda "sol parmağım, önemli değil ben sağ elle şut atıyorum zaten" deyip önemsememişti bile. İşte Ermal ve arkadaşları böyle fedakar oyuncular. Amacım burada Ermal’i ön plana çıkarmak değil. Maç sonu röportajlara bakıyorsun hepsi birbirini övüyor, şu seni şöyle övdü dediklerinde önce hepsinin yüzü kızarıyor. Utanıyorlar çünkü yaptıklarını büyütmüyorlar. Koçun da dediği gibi aslında yaptıklarına inanıyorlar, hamlelerine, mücadelelerine… Oynadıkları youndan, mücadelelerinden keyif alıyorlar. Kendilerine bir söz vermişler iç sahada yenilmemek... Bu noktada da her şeylerini ortaya koyuyorlar. Bu seviyeye Yönetimin de çıkması ve basketçilerine daha fazla destek vermesi en büyük dileğimiz.

Galatasaray Taraftarı bugün salonu tamamen doldurarak bu sezon ilk defa onları belki de en yüksek ölçüde mutlu etti. Salon, daha maç başlamadan “bu sene baskette tarih yazalım” tezahüratlarıyla inlemeye başladı. Taraftar her ne kadar bu maçı derbi maçı olarak görse de Galatasaray takımı için de yaptıklarının tescillenmesi maçıydı. Atmosfer bu kadar güzel ve etkileyici iken Galatasaray rüzgarı hemen arkasına alır mı düşüncesiyken maç başlamıştı benim adıma. Takımımız maça o kadar kötü başladı ki ilk 7 dakikada 5 sayı atabilmişti. Fenerbahçe, Ömer Onan’ın kritik 8 sayısıyla 15-5 öne fırladı. Bunun üzerine Ermal ve Andric’in 2’şer faule ulaşmaları biraz durumu krize götürme yönündeydi. Bu noktada koç ilk hamleyi yaparak bir anlamda 5 kısaya döndü. Galatasaray bu hamle sonrası savunmanın da dozajını artırınca periyot sonuna kadar 7 sayılık bir seri yakaladı ve krizi atlattı verdi. O seriyi ikinci periyodun başı itibariyle 11’e çıkaran takımımız 16-15 öne geçti. Galatasaray sertlik düzeyini iyice artırdı ve yaptığı savunmayla adeta boğdu rakip takımı. Bu bölümde her iki takımın mücadelesi EuroLig seviyesinin üstünde hatta 4’lü final seviyesindeydi. Tutku ve Shumpert’in devreye girmesiyle Galatasaray biraz açılır gibi oldu fakat Fenerbahçe’den cevap gecikmedi. Tutku kaynaklı sayılarla ve hücumlarla takım maç boyunca hep oyunda kaldı. Ancak devre sonunu kötü oynayınca Fenerbahçe devreye 2 sayı farkla 29-27 önde girdi. İlk devrede attığımız bu 27 sayıyı önce bir kenara yazalım. 29-27’nin ayrıca başka da bir açıklaması var. Her iki takımın da ciddi savunma yaptığı ve Hamlelerde eşit durumda bulundukları.

Fenerbahçe ilk yarıda içeriden iyi bir yüzde ile mücadele etmiş ama sayıları genelde orta mesafeden çıkarmıştı. 3. periyoda bizim faul problemimizi kullanarak içeriden Oğuz Savaş’ı kullanarak başladılar. Bir ara buradan iyi ekmek yeseler de takım savunması bizde tekrar devreye girdi ve farkın açılmasına izin vermediler. Periyodun ikinci bölümünde karşılıklı kaçan basketler sonrası Fenerbahçe son bölümü iyi değerlendirip 6 sayıya kadar çıkardı farkı. Haluk’un iki kişiyi perdelemesi sonucu periyodun sonunda Tutku’nun attığı üçlük 44-42 rakibimizin son periyoda önde girmesini sağladı.
Son periyot aslında apayrı bir maç gibi değerlendirilse yeridir. Fenerbahçe üst üste kaçırdıkça Galatasaray üst üste atarak cevap verdi. Skor 44-44 iken Ömer Onan’a yapılan faulu hakemler kaçırınca Fenerbahçe koçu Spahija hem takımının kötü oyunu hem de pozisyonun etkisiyle işi iyice abarttı ve haklı olarak teknik faulü aldı. Maçın kilit noktası burada oluştu işte. Galatasaray teknik faulu 4 sayı ile cezalandırmanın verdiği özgüvenle daha da açtı farkı. Takımımızın iyi savunması karşısında panikleyen Fenerbahçe, periyodun bitimine 02:50 kalana kadar basket atamadı. Zaten son periyodu serbest atışlardan atılan sayıları çıkardığımızda da 2 basketle tamamladı. Son bölümde maç içinde kaçırdıkça kaçıran Shumpert sorumluluk alarak 5 sayılık katkı verdi ve maç o noktada bitti. Devrenin neredeyse tamamında dümenin başında Tutku olduğunu hatırlatmakta fayda var. Zaten Tutku (diğer oyunculara haksızlık yapmayalım ama) maçın MVP’si olacak seviyede oynadı. Ermal’in deyişiyle adeta Steve Nash vari oynadı ve maçı 12 sayı 7 asist 6 ribaundla tamamladı. Tutku ön plana çıksa da 34 dakika sahada kalan ve üst düzey savunma yapan Shipp, yine iyi savunmasıyla Andric, Evren, Haluk, Rancik ve diğerleri, yani hepsi gözlerinden öpülesi bir performans ortaya koydular.

İlk yarıda 27 sayı atan Galatasaray’ın ikinci yarı 40 sayı atması muazzam iş. Ayrıca Fenerbahçe’yi 56 sayıda tutmak işin lezzet kısmı olsak gerek. Son periyot skoru olan 25-12, bir başka dikiz noktası...Takımın yaptığı üst düzey savunma da artık iyice adını perçinledi ve rakiplerine iyice korku salmaya başladı. Fenerbahçe’nin 15 top kaybı, bizim savunmayı yine ön plana çıkaran bir diğer nokta. Maç sonunda koç Mahmuti’nin ve Neven Spahija’nın açıklamaları örnek olacak nitelikte. Sakin, net, rakibine saygılı, hakkını teslim eden cinsten. Spahija’yı severdim ama bazı kişiler gibi teknik faulun arkasına sığınmaması sonrası daha da bir gönlümü kazandı. Her ne kadar anlatsak da maçı yaşamak, takımın performansını Tv’den izlemek ayrı keyif. Benden son tavsiye kaçıranlara izleme fırsatı bulmaları, taraftarın artık rüştünü ispat eden takımımıza daha fazla destek vermesi ve yönetimin mutlaka daha fazla işin içinde olması. Bugün yine hasbelkader bir şeyler karalamaya çalıştım ama siz keyfini sürmeye devam edin. Artık lideriz ve tadını çıkaralım…



SALON: Abdi İpekçi Spor Salonu
HAKEMLER: Engin Kennerman – Mehmet Serdar Ünal – Semih Vural

GALATASARAY CAFE CROWN (67): Joshua Shipp 11 (8 ribaund), Caner Topaloğlu 2 (1 ribaund), Preston Shumpert 16 (4 ribaund-1 asist), Taylor Rocheste (2 ribaund- 1 asist), Tutku Açık 12 (6 ribaund- 7 asist), Luksa Andric 5 (2 ribaund), Radoslav Rancik 11 (3 ribaund- 2 asist), Haluk Yıldırım (1 ribaund- 1 asist), Evren Büker 5 (3 ribaund), Sertaç Şanlı, Ermal Kurtoğlu 5 (4 ribaund).

FENERBAHÇE ÜLKER (56): Roko Ukic 8 (1 ribaund- 3 asist), Mirsad Türkcan 3 (3 ribaund), Ömer Onan 16 (2 ribaund- 1 asist), Lynn Greer (1 ribaund), Darjus Lavrinovic 1 (7 ribaund- 2 asist), Kaya Peker 6 (9 ribaund), Oğuz Savaş 14 (4 ribaund- 1 asist), Tarence Kinsey 2 (5 ribaund- 1 asist), Marko Tomas 3 (3 ribaund), Emir Preldzic 3 (1 ribaund- 1 asist)

1.PERİYOT: 12-15
2.PERİYOT: 15-14
3.PERİYOT: 15-15
4.PERİYOT: 25-12

Bursaspor Taraftarlar Meclisi

Tribünlerdeki taraftarların sevgileri tek formaya, destekleri tek takıma olmasına karşın, her tribünde bir birinden bağımsız gruplar yer almakta, maç esnasında sanki 3-5 takım varmışçasına stadın değişik bölgelerden değişik tezahüratlar yapılırken, kimi zaman da bu gruplar birbiri ile kavga dahi edebilmektedirler. Bursa da tribün gruplarının fazlalığı nedeniyle önde gelen şehirlerden biridir ve bu gruplar çoğu zaman da takıma destek olmak yerine köstek de olmaktadırlar. Bu gibi olumsuzlukları ortadan kaldırıp, tribünde tek tezahürat ve tek tip davranış adına Bursaspor'lu taraftarlar Bursaspor Taraftarlar Meclisi oluşturmuşlar. Biz anlatmayı burada sonlandıralım da Bursalılara bırakalım sözü:

Bursaspor'un elde ettiği şampiyonluğun ardından,yapılan bu devrim ve Bursaspor'un yükselişine karşın, tribünlerdeki kötü gidiş ve kan kaybı, Bursaspor taraftarını yeniden yapılanma için harekete geçirdi.
Bu görüşte birleşen Bursasporlu taraftarlar, tribünlerde devrim yaratacak bir çalışma içerisine girdiler.Bursaspor Taraftarlar Meclisi adı altında, tribündeki tüm taraftar gruplarını, taraftar derneklerini ve internet sitelerini bir araya getirmeyi amaçlayan ve bu konuda büyük yol kat eden taraftarlar, her hafta en az bir kez Teksas Bursasporlular Derneği binasında toplantı yapıyorlar.
26 Aralık tarihinde gerçekleştirilen toplantıda, taraftar gruplarının iletişimi ve koordinasyonunu sağlamak, diğer tribünler ve dış ülkelerdeki taraftarlarımızla iletişim sağlamak, tezahürat ve proje gibi bir çok konuda alt kurullar oluşturulması ve tribünün çalışan bir mekanizma haline gelmesinin amaçlandığı belirtildi. Konuyla alakalı konuşan Teksas Bursasporlular Derneği başkanı Mehmet Güzelsöz, "Şu ana dek 11 tane taraftar gurubu, dernek ve internet sitesini bu meclis altında toplamasını başardık. Bu dahi Bursaspor tribünlerinde çok uzun yıllardır özlenen bir tabloydu ve bu tablo gittikçe genişleyecek.İlçelerdeki taraftar derneklerimizi de bu oluşumun içine katmayı planlıyoruz." derken, oluşumun amacı ve yapılacak olan çalışmalar hakkında 30 Aralık 2010 Perşembe akşamı Ördekli Kültür Merkezi'nde geniş katılımlı bir toplantı yapılacağı ve bu toplantıda sunumla projelerin anlatılacağı öğrenildi.
Oluşumun öncelikli amacının, grup ve fikir ayrılıklarını bir yana bırakıp tek ses olabilmeyi başarmak olduğunu belirten Bursaspor Taraftarlar Meclisi, Perşembe akşamı yapılacak olan toplantıya, oluşum içerinde yer alan kitlelerin yanı sıra, şu ana dek ulaşamadıkları tüm taraftar gruplarını, derneklerini, internet sitelerini ve bireysel taraftarları da davet ettiklerini belirttiler.
Bursaspor Taraftarlar Meclisi'nin neden var olduğunun,amaçlarının ve yapılan çalışmaların anlatılacağı toplantı, Perşembe akşamı saat 20.00'da Ördekli Kültür Merkezinde gerçekleştirilecektir.

Beni Bu Havalar Mahvetti

Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.

diyordu Orhan Veli şiirinde. Bizim "Süper" Mario Jardel de Bulgaristan'ın Cherno More takımından ayrılmasının sebebini havalara bağlamış. "Kulüple sözleşmem yarı dönemde bitti ve Cherno More yöneticileri sözleşme uzatmamı teklif etti ama Bulgaristan'daki sıcakların sıfırın derecenin altına düşecek olması sebebiyle onların teklifini reddettim. " Soğuktan kaçan Jardel, sıcak memleket Brezilya'nın Rio Negro takımıyla anlaştı ve itfaiye aracıyla şehir turu attı...

FC Ashdod


Yukardaki logo İsrail'in FC Ashdod takımının Haim Revivo'nun başkanlığı öncesi kullandığı logo. Revivo kulübü satın aldıktan sonra da "yunus"ların rengi birden sarı-kırmızı oluverdi.

Sadece logo mu değişti, forma da Galatasaray'ın umbro dizaynı formasının "tıpkısı" oluverdi...

28 Aralık 2010 Salı

Naci Şensoy Turan'da

Türkiye'de çalıştığından fazla yurt dışında görev yapan Naci Şensoy, geçen sene Lokomotiv Plovdiv'den ayrıldıktan sonra bir süre dinlenmeye çekilmişti lakin bugün gelen haber ile Naci hocanın Azerbaycan'ın Turan Tovuz takımıyla anlaştığını öğrenmiş olduk. Daha önce de Azerbaycan'da Turan takımının başında yer alıp, bu takıma tarihinin en başarılı zamanlarını yaşatan Naci hoca, Azerbaycan Futbol Federasyonu başkanı ile anlaşamadığı için bu ülkeden ayrılmak zorunda kalmıştı. Lokomotiv Plovdiv'i küme düşerken alıp, çıkışa geçirdiği gibi, Azerbaycan liginde oynadığı 19 maç sonrası 12 puanla sondan üçüncü sıradaki Turan'ı ligde tutmaya çalışacak Naci Şensoy. Ne diyelim, başarılar Hocam...

ultrAslan'dan Taraftara Çağrı!

ultrAslan yarın oynanacak derbi maçı için, sanırım hafta sonu U 17 maçında yaşanan kötü olayları da düşünerek bir bildiri yayınladı. Yazının fotoğrafını da oradan aldım. Fotoğrafın etkileyiciliği kadar bildirinin de etkileyiciliği yüksek. Biz de ultrAslan gibi "aman" diyelim. Bildirinin noktasına virgülüne dokunmadan yayınlıyoruz:
-------------------------------------------------------------------------------------

Sevgili ultrAslan’lar,

29 Aralık 2010 Çarşamba saat 20.00’da Abdi İpekçi Spor salonunda TBL 12. Hafta Fenerbahçe Ülker ile çok önemli bir maça çıkıyoruz. Lig’de son altı maçını kazanarak puan sıralamasında ikinci basamağa yükselen potanın aslanları, bu maçta galip gelmesi halinde liderliği ele geçirmiş olacak. Bu çok önemli maçta tüm Galatasaraylıları Abdi İpekçiyi tıklım tıklım doldurmaya davet ediyoruz.

Ayrıca; takımımızın herhangi bir konuda ceza almaması ve bu maçın önemini düşünerekten büyük Galatasaray taraftarını da sağduyulu olmaya çağırıyoruz. Herhangi bir tahrike kapılmadan sadece ve sadece takımımızı desteklememiz gerektiğini unutmayalım.

Müsabaka öncesi, sırası ve sonrası da dahil olmak üzere; küfürlü tezahürat yapılmaması, sahaya madde atılmaması, ve her hangi bir taşkınlığa mahal bırakılmaması için hepimize büyük görev düştüğünü lütfen unutmayalım.

Aksi takdirde birkaç kendini bilmezin yaptığı hareketlerden büyük Galatasaray taraftarının töhmet altında kalmasının yanında kulübümüzün ceza alacağını da önemle duyururuz.

Oğuz ALTAY
ultrAslan Genel Koordinatörü

BBL'de 12. Hafta

GALATASARAY- FENERBAHÇE

Salon: Abdi İpekçi Spor Salonu
Tarih: 29.12.2010 (Çarşamba) Saat: 20.00
Yayın: Spormax (Canlı)
İnternet: www.galatasaray.org (Canlı Anlatım)

26 Aralık 2010 Pazar

Gara Dembele Galatasaray'a Doğru

Bulgaristan A Grupanın ilk yarısını gol kralı olarak tamamlayan ve Avrupa liginde oynadığı başarılı maçlarla beğeni toplayan Gara Dembele hakkında Bulgar basınında her gün bir başka takıma transfer olacağı haberleri çıkarken, bugün de Galatasaray'ın transfer listesinde olduğu ve görüşmelerin başladığı belirtildi. Galatasaray'ın Dembele için 2 milyon euroyu gözden çıkardığı belirtilirken, Levski'nin forveti yanında Köln'lü Podolski, Az Alkmaar'lı Pele ve Batern Münih'li Mark van Bommel'in de Hagi'nin listesinde olduğunu belirtmiş Bulgar gazeteciler...
Gara Dembele geçtiğimiz günlerde Bulgaristan liginin en iyi golcüsü seçilirken, alkollü araç kullanmaktan tutuklanmış ve sonrasında da sex ve alkol dolu bir hayatının olduğunu ortaya çıkarmıştı Bulgar basını. Mali asıllı Fransız oyuncunun adı hatırlanacağı üzere Trabzonspor ve Beşiktaş ile de anılmıştı geçtiğimiz aylarda...

Hagi Nefreti

Hafta içinin hızlı temposunun verdiği yoğunluğu pazar sabahları ağırdan alarak ettiğimiz kahvaltı keyfi ile gidermeye çalışırken, bir yandan da televizyonda yer alan canlı programları takip etmekteyiz. Bu esnada ne zaman Lig TV'yi açsak, Serdar Ali Çelikler'in "Hıncal"vari yorumlarını duyma şansımız oluyor ve ne yediğimizi unutuyoruz. Bugün de Hagi'ye sarmış Serdar Bey! "Gerets de Hagi'den iyi, Rijkaard da Hagi'den iyi, Cevat Güler de Hagi'den iyi" diyerek başladığı konuşmasında "Hagi, çok kompleksli, ondan teknik direktör olmaz" şeklinde sonlandırırken, kendi yorumudur, düşüncesidir diye önemsemedik ama son sözleri tamamen Hagi nefretinin tavan yapmış haliydi. "Madem Hagi çok iyi, madem iyi teknik direktör, neden Steaua Bükreş onu istemedi, Galatasaray'ın efsanesiyse Hagi, Steaua'nın efsanesi değil mi, orada neden çalışmadı?" diye "bilmiş bilmiş" konuşuyordu. Gheorghe Hagi'nin Rumen takımını çalıştırdığından haberdar olup olmadığını bilmiyorum Lig TV'nin yorumcusunun, iyi niyetli yorumlarsak, bilmiyor olduğunu varsayalım, ilköğretim öğrencilerinin yaptığı gibi aç google'ı, yaz "hagi+steaua" zaten karşına aradığın bilgi çıkacaktır. Büyük gazetelerde spor müdürlüğü yapan bir kişi, canlı yayında "işkembeden sallamanın" yanlışlığını bilmiyor mu, yoksa "bile bile" tezini doğrulamak adına, Hagi nefretiyle yalan mı söylüyor... Fenerbahçe ile Kadıköy'de berabere biten maç sonrası, Hagi'nin Galatasaray'ın başında Ali Sami Yen'de çıkacağı ilk maç öncesi de yine aynı programda "Hagi'yi zamanında yuhlayanlar, şimdi alkışlayacak mı?" diyerek taraftarın yeni hocasına göstereceği sevgiyi eleştiren Serdar Ali Çelikler'in bu nefretinin kaynağını merak etmekteyim...
Konuşmalarında ara ara Galatasaray tribünlerine göndermelerde bulunan Serdar Bey!, o tribünlerden çıkma besteyi de ara ara hatırlasa iyi olmaz mı:
"Hep oyunlar, senaryolar,
Sustuysak bir yere kadar,
Aklınızdan çıkarmayın
Türkiye'dir Galatasaray!"
Galatasaray'ın durumu iyi ya da kötü olabilir, ama unutulmamalıdır ki Hagi, Galatasaray'ın unutulmaz efsanesidir ve şimdi de teknik direktörüdür. Bu da demek oluyor ki, Hagi sahipsiz değildir...
***
Bu arada Hıncal Uluç'un zamanında kendisine verdiği ayarı da unutmamak lazım... Hıncal Uluç 2006'da yazmış, sene 2010 hala değişmemiş Serdar Bey!...

Başlığa Bak Hizaya Gel!

Benim memleketim basını böyle taraflı yazar işte. Karşıyaka'nın hafta içi Kıbrıs Rum Kesiminde yaşadığı olayların ardından Beşiktaş'la oynayacağı karşılaşmayı erteleme isteğine Basketbol Federasyonun olumsuz yanıt vermesinin ardından İzmir ekibi de maça genç takımla çıkacağını belirtmesi üzerine Hürriyet'te Ulaş Sağ yukardaki manşeti atmış...
Burada sıkıntılı olan takım Karşıyaka iken ve onların rahatsızlığı ön plana çıkarılması gerekirken, Hürriyet, Iverson ismi üzerinden manşet atmayı uygun görmüş. Böylece de renklerini belli etmişler... Bugün saat 15'te o "bebeler" onur mücadelesini yapsın ve Beşiktaş'ı yensin de, bakalım Hürriyet'in manşeti ne olacak...


FC Santa Claus

Santa Claus ya da Noel Baba. Biz onu genelde yeni yılda çocukluğumuzda hediye getiren hayal kahramanı ya da şimdilerde alışveriş merkezlerinde promosyon yapan beyaz takma sakallı görevli olarak biliriz ama Finlandiya'nın Rovaniemi şehrinde 1993te kurulan futbol kulübünün ismi de FC Santa Claus. Resmi olarak 1993 deniyor ama efsanelere göre kulübü de Noel Baba kurmuş yıllar evvel. İşin efsane boyutu bir yana, kulüp yöneticileri bu isimden oldukça memnun zira özellikle yıl başlarında sattıkları forma ve hediyelik eşyalarla bir çoğu öğrenci ve işçi olan amatör oyuncularının ihtiyaçlarını karşılarken, geri kalan gelirleriyle de UNICEF'e katkıda bulunmakta. Sosyal katkılarının yanında, sahada da oldukça başarılı "Noel babalar", zira bu yıl şampiyon olarak Finlandiya İkinci Ligi olan Ykkonen ligine yükseldiler...

25 Aralık 2010 Cumartesi

Sir Ryan Giggs

Manchester United'lı taraftarlar www.sirryangigss.com adlı site aracılığı ile 37 yaşındaki oyuncuları Ryan Giggs'e Kraliçe tarafından "Sir"lük verilmesi için kampanya başlatmışlar. Kariyeri boyunca Manchester United'da oynayan ve taraflı tarafsız herkesin beğenisi kazanan Galli oyuncunun, asla kırmızı kart görmediği ve saha içindeki davranışlarıyla futbolseverlere örnek olduğu belirtilirken, yeşil zemin dışında da hastanelere ve fakir bölgelere yaptığı katkılar ile ırkçılık karşıtı kampanyalara desteği ile örnek bir insan olduğunu belirtmişler. Taraftarların açtığı sitede şimdiye kadar 21.339 imza bulunurken, bu sayının önümüzdeki günlerde kat ve kat artacağı tahmin edilmekte.

Eğer Ryan Giggs, Sir'lük onuruna ererse, bu rütbeyi alan beşinci Manchester'li olacak. Bugüne kadar:
1969'da Matt Busby
1978'de Walter Winterbottom
1994'te Bobby Charlton
1999'da Alex Ferguson
sir'lüğe uygun görülmüşlerdi...

Bojinov 48 Saate Beşiktaş'ta


Gazzetta di Parma'nın Bojinov'un Beşiktaş'a geleceği haberini geçtiğimiz günlerde yayınlamıştık. Bugün de Corriere dello Sport'un haberine göre Beşiktaş, Bulgar forvet Bojinov ile 48 saat içinde sözleşme imzalayacak. Bu sene Parma'da istediği formu yakalayamayan Bojinov'un, yeni bir hava yaratmak adına Türkiye'ye gelebileceğini belirtiliyor Italyan basınında.

Noel Baba Popov

Ivelin Popov mutlu yıllar diler...

Al Nasr Taraftarı Kızarsa


Al Nasr takımı taraftarları hakeme kızarsa ne yapar?
Taş, sopa, koltuk atmaz sahaya...
Iraklı gazetecinin Bush'a fırlatarak başlattığı protestoyu sürdürerek sahaya ayakkabı yağdırmışlar.
Hem de öyle böyle değil, koca bir poşet dolusu ayakkabı...
Eve yalınayak gidenlerin sayısını siz düşünün...

Galatasaray:90 - Oyak renault: 72


2006-2007 sezonuydu. Efes Pilsen bir Oyak Renault maçı için Bursa'ya gelmişti. Ben de Üniversitede 2 yılımı doldurma çabası içindeydim. Nerdeyse bütün iyi takımları izlediğim bir sezondu. Salonda tanıdık falan olmadığı için de bayağı para vermiştim o sene maçlara. Efes'in başında sevgili koçumuz Oktay Mahmuti vardı. Efes yine ligde Fenerbahçe ile başa güreşiyordu. Sezon hangisi derseniz; "Haislip ile Mirsad'ın Abdi İpekçi'de yumruk yumruğa dövüştükleri sezon" olduğunu hatırlatayım. Maç içinde Efes, Ermal ve Kerem Gönlüm'ün iyi savunması Drew Nicholas'ın (bana göre son yıllarda Türkiye'ye gelmiş en iyi şutördür) etkili oyunu ile farkı daha ilk yarıda iyica açmıştı. Maçın son bölümünde Efes'in 1.85'lik tecrübeli oyun kurucusu Horace Jenkins, iyi savunma üzerine kapılan bir top sonrası, hızlı hücuma tek başına çıkıp pozisyonu smaçla bitirmeye çalıştı. Boyu kısa olduğu için, sanırım biraz da işin gösteri boyutuna kaçarak böyle bir tercihte bulunmuştu. İyi savunmanın ödülü olan fast break'i sayı ile bitirmeniz gerekir. Jenkins smacı kaçırınca Oktay Mahmuti'yi az buçuk tanıdığım için hemen gözüm Bench'e kaydı. Mahmuti adeta çıldırmıştı. Üstüne de 3'lüğü yiyince koç molayı aldı ki fark 20'nin üzerindeydi. Bunun üzerine Jenkins o gün yediği fırçanın üzerine diğer maça kadar formasını çıkarmak zorunda kalmıştı. Mahmuti'nin bu davranışı üzerine çevremdeki 17-18 yaş civarındaki ergenlerden ilginç ve bir o kadar da garip tespitler gelmişti ki şaşırmamıştım. Oktay Mahmuti'nin koçluğunun tartışılmasından, egosuna, yabancıları sevmemesine varana kadar bir sürü şey atılıp tutulmuştu. Kim ne derse desin Oktay Mahmuti o gün en doğrusunu yapmıştı ve o günkü savunma anlayışı, takım birlikteliğine bakışı ve Felsefesi bugün hala aynı geçerliliği koruyor. Hatta daha önce söylediğimiz gibi Avrupa'da kazandığı deneyimler ve başarılar, onun basketbol anlayışını daha da üst düzeye çıkardı. Yansıması, uzun süredir kendinelerine methiyeler düzdüğümüz, her fırsatta bu sezon belki de yegane başarılı takımımız olan ve sezon başında bu takımdan bir nane olmaz diyenlere cevap niteliğinde bir takım var karşımızıda. Giren çıkan hiç fark etmiyor ve oyunda o anda bulunan herkes mücadelesini süt düzeyde sahaya yansıtıp takım oyununa katkıda bulunmak için var gücüyle konsantre oluyor.

Devre arasında twitter alemine göz atarken, Sabri Abi'nin iletileri dikkatimi çekti. Kendisi o efsane Tofaş yıllarını takip etmiş biri olarak, Rashad Grifith'leri, David Rivers'ları Kelepçe Alper'leri, Rimac'ı, Serkan Erdoğan'ı gözünde canlandırı vermiş ve Galatasaray'ın iyi oyunu sonrasında bizim takımın da efsaneleşme yolunda olduğunu dile getirmişti satır aralarında. Maça bizimkiler tutuk başlayıp daha ilk pozisyonda Bursa'nın çocuğu Evren bir Renault oyuncusu( Tay Waller) tarafından jeneriklere konu olunca Renault'nun dişli bir rakip olacağını an itibariyle anlamış olduk. Galatasaray ilk bölümde öne fırlasa da Bursa ekibi Waller, Mays ve Umut Yenice'nin kişisel performansları ile skora tutunmaya devam etti. Galatasaray hücumda sorun yaşamasa da savunmada aynı ölçüde direnç gösteremedi. Mays bu bölümde pota altında Renault'u sürükleyen isimdi. Hatta maçın geri kalan bölümünde de. 2. periyoda bu sezon ilk defa BBL'de forma giyen Sertaç hamlesi ile başlayan koç üstüne Shumpert ve Haluk'u da ekleyince oraya onları oynatacak oyuncuyu da aradı Galatasaray. Hemen Tutku da oyuna dahil oldu ve tamamı penetre edebilen ve ayakları hızlı olan bu beş savunmada da aynı performansı göstermeyince fark yine 2 basket seviyesinde gezindi. Galatasaray'ın savunmadaki artan performansı sonrası hızlı hücumlarında gösterdiği "kitaplık" geçiş hücumları (transition offense) sonrası izlediğimiz oyunlar Tv karşısında beni adeta kendimden geçirdi. 2 dakika içinde şahit olduğumuz,3 defa muazzam pas trafiği sonrası Sertaç ve Caner'in bitirdiği pozisyonlar alt yapıda ders niteliğinde okutulacak cinstendi. Sertaç'ın savunmadaki bir kaç zaafından sonra oyuna Andric'in girmesiyle Renault teslim bayrağını göndere çekmeye başlamış ve ilk yarı 11 sayı farkla 34-45 lehimize sonuçlanmıştı. Farkın açıldığı bu noktada dümende Tutku olduğunu, Oyuna giren Shumpert'in hücumda eşleşme sorunundan bulduğu sayıları, Haluk'un 40 yaşında değil de 25 yaşındaymış gibi muazzam katkısını ve genç Sertaç'ın hiç sırıtmadığını belirtmekte yarar var.

2. yarının başında Renault biraz kıpırdanma belirtisi gösterse de rüzgarı arkasına alan takımımız bir daha arkasına bakmayacak görüntüyü veriyordu zaten. 3 periyodun son bölümünde gelen rehavet sonrası yediğimiz 2 üçlük uyarı oldu ve Galatasaray maçı o noktada koparıp son periyodu doldurmaya çalıştı ve maçtan galibiyetle ayrılmayı bildi.
Galatasaray takımının hanesinde 7 top kaybı yazsa da maçın son 5 dakikasına kadar, yani rehavetin tam anlamıyla gelip oturduğu ana kadar Galatasaray'ın hanesinde 3 top kaybı yazıyordu. Maçın ilk yarısındaki mücadeleyi düşündüğümüzde bu anektot yine topun kıymetinin bilindiğini fazlasıyla gösteriyor. Ayrıca uzun süredir asistlere değiniyorduk. Dün takımımız bulduğu 32 basketi, 22 asist ile karşıladı ki bu da bir diğer önemli nokta. Bir diğer konu da bizim sert uzun sorunu. Dün Mays bu konuda bayağı bir canımızı acıttı. Ayrıca Renault takımı bir ara 2 sayılık atışlarda %70 civarında dolaşıyordu ki bu konuya da dikkat etmek lazım. Malum Çarşamba günü Fenerbahçe derbisi var ve bu noktaların hepsi giderilecektir. Seyircinin desteği ile Abdi İpekçi karnaval havasına bürünecektir. Yenilsek de yensek de onlar performanslarından, anlayışlarından taviz vermeyecekler. Bu kadar övgüyü yapıyoruz ama hala yolun başında olduğumuzu unutmamalı ve takımımızı desteklemeye aynı şekilde devam etmeliyiz. Fenerbahçe maçı için son diyeceğim söz "Yürüyedursunlar" olsun...

SALON: Bursa Atatürk Spor Salonu
HAKEMLER: Aytuğ Ekti, Ersan Ergüler, Sami Özel

OYAK RENAULT (72): Serkan İnan 2, Alper Özcan 2 (2 ribaund-1 asist), Tufan Önen 11 (5 ribaund-4 asist), Jonathan Gibson 2 (2 asist), Antabia Waller 14 (3 ribaund-2 asist), James Mays 17 (6 ribaund), Kerem Özkan 7 (6 ribaund), Umut Yenice 17 (2 asist).

GALATASARAY CAFE CROWN (90): Joshua Shipp 6 (3 ribaund-4 asist), Hüseyin Köksal 2 (1 ribaund), Caner Topaloğlu 6 (1 asist), Preston Shumpert 14 (2 ribaund-4 asist), Taylor Rocheste 10 (1 asist), Tutku Açık 5 (2 asist), Luksa Andric 14 (4 ribaund), radoslav Rancik 9 (4 ribaund), Haluk Yıldırım 6 (3 ribaund-4 asist), Evren Büker 5 (3 ribaund-4 asist), Sertaç Şanlı 4, Ermal Kurtoğlu 9 (4 ribaund-2 asist).

1. PERİYOT: 16-21
2. PERİYOT: 18-24
3. PERİYOT: 22-23
4. PERİYOT: 16-22

24 Aralık 2010 Cuma

Barcelona 2011 Takvimi

Yeni yıla girerken Barcelona da takvimini çıkarmış. 6.95 eurodan satışa çıkan takvimin her sayfasında bir topçunun posteri yer alırken, Barcelona'nın oynayacağı maçların günleri de koyu harflerle işaretlenmiş takvimde.
Bizimkiler ne zaman çıkaracak takvim acaba?

Evet, Fenerbahçelisin Sen Emre, Kabul!


"Galatasaray'a hizmet etmiş olsam da her zaman içimde bir Fenerbahçelilik vardı. Bu demek değil ki o dönem Galatasaray'a hizmet etmedim, elimden gelen her şeyi yaptım. Ama bir gerçek var, çocukluğunda insanın kurduğu hayal vardır."

''Ama çocukluktan beri Fenerbahçeli olduğum için ilk maça çıkacağım zaman Galatasaray'da üzerime formayı giydiğimde bana şöyle bir değişik gelmişti. Çünkü çocukluktan beri hayalini kurduğum başka bir şey var."

Yukardaki sözler Emre Belezöğlu'nun Fenerbahçe TV'ye verdiği röportajdan. Biz bıktık Emre'nin çocukluğunda Fenerbahçeli olduğunu duymaktan ve okumaktan, o sıkılmadı kendini anlatmaktan. Galatasaray taraftarı seni çoktan sildi, Fenerbahçe ise kabullendi, daha ne istiyorsun ki Emre...




23 Aralık 2010 Perşembe

Tarih Tektir, Gerçektir


Levski Sofya başkanı Todor Batkov'un ortaya çıkardığı ve mavi-beyazlı kulübün kuruluş yılının 24 Mayıs 1914 değil de 10 Mayıs 1911 olduğunu gösteren belgenin yankıları Bulgaristan'da son hızla sürerken, Levski Sofya taraftarları şehrin önemli geçitlerine astıkları pankartlarla kuruluş tarihi değişikliğini protesto ettiler. Yukarıdaki pankartta başkana seslen taraftarlar:" Tara, takım halkın, senin değil" derken, aşağıdaki pankartta ise "Tek tarih-1914" yazmakta...

BBL'de 11. Hafta: Oyak Renault - Galatasaray


BBL'de haftayı açma sırası bize geldi. Galatasaray açılış maçında Bursa'da ter dökecek. Daha Salı günü maç oynamıştık. Maçımızın Cuma günü olmasına anlam veremedim. Bizimle aynı gün maç yapan Beşiktaş'ın maçı pazar günü mesela. Neyse biz konuya dönelim. Bursa ekibi Renault 12 puanla 14. sırada bulunuyor. Takımımız ise 18 puanla 2. sırada kendine yer buldu. Geçen hafta Fenerbahçe'nin Karşıyaka deplasmanında aldığı yenilgi sonrası ligde namağlup takımda kalmayınca lider Fenerbahçe ile aramızda 1 yenilgilik fark kaldı. Kısmetse onları yenip, liderliği ele de geçiririz. Renault maçı özeline dönersek, Bursa ekibi kısıtlı bütçesi ile kurduğu kadrolarla yıllardır ligde kalmak ve lige renk katmak konusunda çok başarılı oldu. Elllerindeki nakiti hep çok iyi oyuncular bularak kullandılar ve bu oyuncuları sonraki senelerde hep daha iyi takımlarda gördük. Oyak Renault, bu sene de kötü bir görüntü sergilese de toparlayacaklarına güvenim tam. Üniversiteyi Bursa'da okuduğum için 4 yıl kendilerine ciddi destek vermiştim. Kendilerine misyon olarak yıllardır 8-10 sıralarda bir yeri belirleyen Renault takımı, maddi destek artırılsa daha neler yapar kimbilir. Bu nokta da takımın her şeyi yardımcı antrenör Sevgili Murat Abime(Murat Yılmaz) selamlarımı yollayayım. Bizim takımı anlatmaya gerek yok, maçlarda yaşıyoruz zaten heyecanla. Nazarımız değmesin harika görüntülerine. Tahtalara vurmak lazım... Haftanın programı şu şekilde:

24 Aralık Cuma
19:00 Oyak Renault – Galatasaray Cafe Crown (Bursa Atatürk Spor Salonu) Spormax

25 Aralık Cumartesi
15:00 Beşiktaş Cola Turka – Pınar Karşıyaka (BJK Cola Turka Arena) Spormax
16:00 Bornova Belediye – Efes Pilsen (Halkapınar Spor Salonu)
16:00 Antalya Bşb. – Medical Park Trabzonspor (Antalya Atatürk Spor Salonu)
17:00 Olin Edirne – Erdemir (Mimar Sinan Spor Salonu)
19:00 Fenerbahçe Ülker – Tofaş (Sinan Erdem Spor Salonu) Spormax

26 Aralık Pazar
16:00 Aliağa Petkim – Mersin Bşb. (Enka Spor Salonu)
16:00 Banvit – Türk Telekom (Banvit Kara Ali Acar Spor Salonu)

22 Aralık 2010 Çarşamba

Gaziantepspor:1-1:Galatasaray


Zamandır her şeyin çaresi, zamanla sarılır yaralar, unutulur acılar... Hagi'nin Galatasaray'ı için de zaman istedik, bekleyelim dedik... "Commandante"nin ruhu işleyecekti takıma, Galatasaray, Galatasaray gibi mücadele edecekti, etmeye de başladı bile...

Bu gece Avrupa'ya gitme yolunda en yakın hedef olarak görülen Türkiye kupasında Galatasaray deplasmanda ligin belki de en formda takımlarından biri olan Gaziantepspor ile karşılaştı ve rakibine sadece tek pozisyon verdi. Evet, ev sahiplerinin en baskın olduğu ilk dakikalardaki defansın yerleşim hatası nedeniyle Popov'la Gaziantepspor'un bulduğu gol dışında Aykut'a top gelmedi... Sakat ve cezalıların fazlalığı sebebiyle, Neill'i ön liberoya çekip, merkez defansı Servet ve Gökhan'ndan oluşturan Hagi, rakibi "bek"lemek görevini de Serkan ve Çağlar'a vermiş ve bu dörtlü maçın ilk "ısınma" dakikaları dışında da mükemmele yakın oynayarak oyunun kilit adamları oldular. Özellikle Çağlar, "tatlı sert" müdahalelerle Popov'u oyundan sildi ki, Ivelin Popov attığı gol dışında sahada gezindi durdu. Bahsettiğimiz oyuncu da "öyle böyle" bir topçu değil zira Bulgaristan'da Dimitar Berbatov'dan sonra yılın en iyi ikinci oyuncusu seçilmişti bir kaç gün evvel ve Antep için bu karşılaşma o kadar önemliydi ki Popov'u ödül törenine yollamadılar bile.

Maçın 6. dakikası yenilen golün ardından Galatasaray oyunun hakimiyetini ele aldı ve maç sonuna kadar da tempoyu istediği gibi arttırdı, istediği gibi azalttı. Gaziantepspor'un geri dörtlüsünün çizgi defansı ceza sahasının çok ilerisinden kurmasından faydalanarak da Pino, Kewell ve sürpriz çıkışlarla Hakan ve Ayhan ile de bolca pozisyonlar buldu ama Kolombiyalının mükemmel şutu dışında bu ataklarda gol şansı yakalayamadı Galatasaray. Bu gibi maçlarda Baros'u ararken, Rijkaard'ın takıma verdiği zarar daha da gözler önüne seriliyor: Golcü namına kim varsa geçen sene yollandı, Nonda, Serkan... Gol ayağı demişken, hafta sonunun golcüsü Anıl Dilaver'i ilk onbirde oynatmayan ve maçın ikinci devresi oyuna dahil eden Hagi, tecrübesini göstermiştir, zira Konya'da attığı gol ile manşetleri süsleyen "çaylak" Anıl'ı Gaziantepspor'un "kurt" stoperleri Emre ve Yalçın'ın kucağına atıp, harcanmasını izin vermedi Rumen hoca. Onları Kewell ve Pino ile hırpalayıp, genç forveti daha rahat bir pozisyonda oyuna aldı, doğrusu da buydu...

İkinci yarı Arda'nın oyuna girmesi Galatasaray'ı daha da hareketlendirdi lakin ikili mücadelelerde kaptanın tam da hazır olmadığı fark edildi ama topla buluştuğu anlarda Arda, yine de kalitesini gösterdi ki devre arasında iyileşip takıma döndüğünde Galatasaray adına yine en büyük silah olacaktır... Zaman dedik ya, en büyük çare diye, sıkıntılar zamanla aşılacak...

Neill'den ön libero, Hakan Balta'dan maestro, Pino'dan merkez santrafor oluşturan teknik heyeti de kutlamadan geçemeyeceğim, sabit fikirliliği bir kenara bırakıp, yokluklardan çareler bulmak onların görevi, bunu da fazlasıyla başarıyorlar... Yürüyedursunlar....


Stadyum: Kamil Ocak
Tarih: 22.12.2010 Saat: 20.15
Hakemler: Bülent Yıldırım, Hakan Atilla Gökbilgin, Hüseyin Fidan 4. Hakem: Faruk Ocak

Galatasaray
Aykut Erçetin - Serkan Kurtuluş, Gökhan Zan, Servet Çetin, Çağlar Birinci - Lucas Neill, Ayhan Akman, Hakan Balta (dk. 46 Arda Turan) - Aydın Yılmaz (75' Anıl Dilaver), Juan Pablo Pino (dk. 61 Serdar Özkan), Harry Kewell.
Yedekler
Ufuk Ceylan, Ali Turan, Arda Turan, Musa Çağıran, Anıl Dilaver, Cumhur Yılmaztürk, Serdar Özkan

Gaziantepspor
Karcemarskars - Emre Güngör, Yalçın Ayhan, El Yasa Süme, Şenol - Serdar Kurtuluş (dk. 62 Orhan Gülle), Zurita (dk. 82 Alper), Murat Ceylan, Olcan Adın - Popov, Julio Cesar (dk. 65 Beto)
Goller:
Dk. 6 Popov (Gaziantepspor) Dk. 12 Juan Pablo Pino (Galatasaray)

Sarı Kartlar:
dk. 14 Lucas Neill, dk. 25 Ayhan Akman, dk. 31 Çağlar Birinci, dk. 54 Gökhan Zan (Galatasaray) dk. 26 Serdar Kurtuluş (Gaziantepspor)

10 Gün Aç Kalan Futbolcu

Bulgaristan'da okuduklarınıza inanamayacağınız bir olay gerçekleşti geçtiğimiz günlerde. Bulgaristan B Grupada mücadele eden Berkovitsa şehrinin Kom-Minior takımının Fil Dişi Sahilili oyuncusu Fidel Kouame yaşadığı Draganitsa köyünde unutulunca 10 gün boyunca yiyeceksiz günlerini geçirmek zorunda kaldı. Yaşadığı köyde alışveriş yapacağı bir dükkan olmayan ve kendisine araç da verilmeyen Kouame'nin ihtiyaçlarını düzenli olarak kulüpten görevli personeller karşılarken, liglerin ara vermesi ile izne çıkan görevliler yabancı oyuncuyu unutunca Kouame köyde on gün süresince "fotosentezle" yaşamak zorunda kaldı. Aslında, kendisini unutan kulüp personeli kadar, Fil Dişili oyuncunun da bu işte kabahatı var zira ligler ara verilmeden tatil için ülkesine gideceğini söyleyen Kouame, Berkovitsa'da bir Bulgar kızına aşık olunca, memleket planlarını bir kenara atıp, Noel tatilini Bulgaristan'da yeni sevgilisiyle geçirmeye karar verince köyde unutuldu... Konuyla ilgili görüş bildiren Kom-Minor başkanı ise futbolcularının 10 gün boyunca aç bırakıldığının yalan olduğunu, sadece geçen hafta sonu Kouame'nin yalnız bırakıldığını belirterek, olayı kapama yolunu seçti...

"EuroCup 1. Tur" ve "Son 16" Üzerine


Uzun bir ara vermek zorunda kaldık bloga. Bilgisayar hır çıkardı. Sonunda anlaşmayı yaptık ve ben parkelere geri döndüm. Öncelikle Galatasaray Basketbol takımına tebrikleri, hatta alkışları yollamak lazım. EuroCup'ın birinci turunda çok iyi maçlar çıkardı takımımız ve dün aldığı malubiyet sonrası, gurubu toplamda 4 galibiyet 2 mağlubiyetle bitirip son 16'ya gurup 1.si olarak katılmaya hak kazandı. Son maçın formalite olması yenilgiyi getirse de, genel anlamda çok iyi bir gurup aşaması geçirdiğimiz aşikar. BBL'de açık ara en iyi ve en keyif veren basketbol takımı olduğumuzu düşünüyorum. Aşağı yukarı, aynı düşüncelerim Avrupa yolunda da geçerli. Basketbolun 2 numaralı kupasında yola, kağıt üstünde bu kupayı kazanmaya aday takımlardan biri olan Spartak St. Petersburg'u eleyerek başlamıştı takımımız. İlk etapta yine kağıt üstünde zorlu görünmeyen gurup aşamasını kıran kırana mücadeleler sonrası iyi de geçtiler. Şimdi Top 16 zamanı ve gün itibariyle yine 4'lü bir gurupta kendimize yer bulduk. Son 16'daki yeni oyun arkadaşlarımız, Asefa Estudiantes (F Grubu İkincisi, İspanya), CEZ Nymburk (G Grubu Birincisi, Çek Cumhuriyeti) ve Pepsi Caserta (H Grubu İkincisi, İtalya) takımları. Yer alacağımız yeni gurubun harf kodu ise "K"... Rakiplerle ilgili şimdilik araştırma yapamadım ancak. Rakipleri az çok tanıdığım ve bildiğim kadarıyla ulaştığım sonuç şu: Zorlansak da gurupta yine 1. olmamamız için hiçbir neden yok! Takımımız günden güne daha da büyüyen karakterini sahaya yansıttığı sürece 8'li finale adını rahatça yazdırır. Bize de bu yolu anlatmak, onlara destek olmak, onlarla gurur duymak düşer. Hayırlı olsun...

Galatasaray'lı Savaşçı Olmalı


"Galatasaray'ı takip ediyordum ve Galatasaray taraftarıydım. Kariyerimde mutlaka Galatasaray’da oynamak istediğimi biliyordum. Sonuçta bu gerçekleşti. Böyle bir kulüpte oynamak kolay değil. Fakat bu kulüpte oynamak istiyorsanız, savaşçı bir ruhu sahaya yansıtmanız gerekiyor. Bundan sonra daha iyi şeyler yapacağımı düşünüyorum. Daha önce de büyük kulüplerde oynadım ve başarılara imza attım. Galatasaray’da da bu başarılara imza atmak istiyorum

Lorik Cana
Galatasaray'lı Futbolcu

Galatasaray hakkındaki görüşlerini açıklarken

Rais M'Bolhi FC Krylia Sovetov'da


Cezayirli kaleci bugün itibarı ile Rus ekibiyle sözleşme imzaladı. Ruslar 800 bin dolara bu transferi gerçekleşmiş oldular.
Bizim memlekette oynamasını istediğim topçulardandı M'Bolhi, nasip Ruslaraymış...

21 Aralık 2010 Salı

Gereği Düşünüldü / Cihat T.

Edebiyat dünyasında klişe olmuş Türk yazarlardan polisiye yazan çıkmıyor sözünü tarihe gömmek istercesine son dönemde bolca yerli polisiye yazarlar ortaya çıkmaya başladı. Bununla birlikte her ne kadar gerçek hayatta fazla göremesek de, toplumsal mesaj kaygısı taşıyan yerli seri katil sayısında da artış yaşandı.

Kitapların çevirmen satırını da okuyanların hatırlayacağı üzere, Cihat Taşçıoğlu aslında çok sayıda romanı Türkçeye kazandırmış bir çevirmen. Bu kadar romanı kelime kelime çevirecek kadar ayrıntılı okuduktan sonra, bir deneme de kendisi yapmaya karar vermiş anlaşılan. Kitap genel olarak Ahmet Ümit’in İstanbul Hatırası kitabının birkaç derece basitleştirilmiş hali gibi duruyor. Bu kitap ondan daha önce basıldığı için oradan esinlendiğini kesinlikle kastetmiyorum ama İstanbul’un kültürü ve tarihine hafif değinerek ve benzer mesajı vermeye çalışarak diğer kitapla aynı düşüncede hareket edilmiş. Lakin, kurgu süresince fazla sonuç odaklı gidilmesinden ve bazı sebep-sonuç ilişkilerinin yapmacık durmasından dolayı okuyucuya acele yazılmış izlenimi veriyor.

Yazar kitapta iki konuda kendine özgü bir yöntem izlemiş. Birincisi, soruşturmayı çözmede genellikle tecrübeli ve az buçuk yapılı polisler kullanılırken, burada silahını taşırken zorlanan, minyon yapısına rağmen pedalına ancak yetiştiği koskoca Mercedes’i kullanmaktan çekinmeyen, ağzından küfür eksik olmayan ilginç bir Oya Tan portresi çizmiş. İkinci olarak da, çoğu yazar olayın sırrını aydınlatmak için katili son 20–30 sayfada bülbül gibi konuştururken, Cihat T. bu konuşmayı ilk sayfadan son sayfaya kadar aralara yedirerek oluşturmuş, ki böylece diğer bayağı yönteme göre sürprizi en sonda açıklamak yerine roman içerisine dağıtmış.

Bunların dışında, çöp toplayıcısı Gürgen karakteri de gerçekten özgün bir tipti. Ama ne yazık ki bu güzel fikir kitabın sonuna doğru tam işlenemediği için biraz havada kaldı; biraz daha geçmişiyle mevcut olay arasında bir bağ veya kitap sonunda onun da içinde olduğu bir sürpriz aradı gözlerim. Yazık olmuş bu güzel düşünceye.

Roman içerisinde inşaat malzemeleri ve tekniklerini anlatırken meslekten birinin ağzından çıktığı belli olan tabirlerin kullanılmasından yazarın mimar olduğu kendini hissettiriyor. Yazar, taktik olarak kitabın sonuna kadar ipuçlarını minimum seviyede tutmaya çalışmış ama sona geldiğimizde olayın bir şekilde bağlanması gerektiği için bu sefer de ipuçları çok kolay çözülür olup, kitabın sonu biraz oldubittiye gelince klasik polisiye roman tarzının dışına çıkamamış.

Kitabın bomba kısmı: Tasarımlarımız var olduğu farz edilen bir altyapı üstüne kurulur; bunun kusurlu olması bizim meselemiz değildir; tasarım aşamasında altyapının tam ve eksiksiz olduğunu varsayarız. Banyonun muhteşem olması, ama kullanıldığında kanalizasyonun yetersizliği nedeniyle tuvaletin taşması bizim sorunumuz değildir.
Bu size ülkenin geldiği durumla ilgili bir şeyler çağrıştırdı mı?
Etiket fiyatı: 15 TL
Toplam sayfa: 320
İlk baskı: Şubat 2008
Not: 6/10

Bojinov Beşiktaş'a

Beşiktaş'ın Hugo Almeida ve Simao ile transfer görüşmelerine başladığını borsaya bildirmesinin ardından İtalyan Gazzetta di Parma'nın haberine göre Parma ekibi Bojinov'u Beşiktaş'a kiralamak için harekete geçmiş. Bulgar futbolcuyu Manchester City'den kiralayan İtalyanlar, bu sene temmuz ayında 5 yıllık kontrat yapmışlardı golcü futbolcuyla lakin istedikleri verimi alamayınca, golcülerini kiralamayı düşünmekteler. Valeri Bojinov'un taliplileri arasında Newcastle, Wigan ve Bordeaux yer alırken, İtalyanlar ise en ciddi teklifin Beşiktaş'tan geldiğini belirtmişler. Öncelikle kiralama yolunu düşünen Parma ekibi, sene sonunda da Beşiktaş'ın istemesi durumunda bonservisini de siyah-beyazlılara vermeye hazır olduklarını belirtmişler.

Ne Bir Haftası Be...


Ali: Mayıs 2010. Tevfik hoşlanıyor benden.
Şebnem: Okumaaaa.
Ali: Burdaki en uyumsuz insan o. Anadolulu, cahil. Nerdeyse hiçbir iyi özelliğini geliştirmemiş. Ekibinin casusu, ekibinin katili. Sürekli bana bakıyor, korkutuyor beni, ama burdaki zayıf halka o. Çok ezik. Ona güven verirsem, sevgi verirsem, en kolay onu kendi tarafıma çekebilirim. Başladım bile, bir haftaya aşık olur bana.
Tevfik: Ne bir haftası be. İlk günden aşıktım zaten.

Arda'nın Raitingi


Günlük gazete turum esnasında Milliyet'in web sitesinde manşetten verilmişti Aziz Yıldırım ile Arda'nın muhabbeti. Bir açılışa katılmış kaptan Arda ve orada Fenerbahçe başkanı kendisine "ulan" diye hitap etmiş. Bunun üzerine ultrAslan bir açıklama yapmış ve Arda'nın kaptan olarak çıkacağı maçlarda sırtlarını sahaya dönüp protesto edeceklerini belirtmiş... Gazetenin haberi bu yöndeydi ve kaynak olarak Kanaltürk'te yayınlanan bir program gösterilmiş. Pazartesi gecesi Reha Muhtar'ın programı var o kanalda, büyük ihtimal orada bu konuşmalar yapılmış...
İşin içinde Arda olunca, raiting yapıyor tabii, Serhat Ulueren'de bu sohbeti kullanmış, hatta programı arayan seyirciyi de canlı yayına bağlayıp ultrAslan adına konuşturmuş. Sabah da Milliyet atlamış böyle bomba bir habere. Hazır Galatasaray'da sıkıntı varken, "at Arda'yı taraftarın önüne", ver ateşe benzini, seyreyle zevkle...
Kurucuları arasında Alpaslan Dikmen ve tribüne ömürlerini vermiş bir çok abimizin olduğu ultrAslan ismi geçtiğinde böyle gereksiz ve amaçsız bir protestonun yapılmayacağına adım gibi emindim ki zaten çok vakit geçmeden ultrAslan resmi sitesinden gereken açıklama yapılmış ve televizyon kanalına katılan şahsın uA ile herhangi bir bağlantısı bulunmadığı ve taraftar grubunun takım kaptanını protesto etme gibi bir düşünceleri olmadığını belirtmişler... Doğrusu da budur zaten...

Dün Kanaltürk televizyonunda yayınlanan bir programda, Kaptanımız Arda Turan bir açılışta karşılaştığı Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı arasında geçen diyalogda “ulan” sözüne maruz kalmıştır.


Sözde babacan bir tavırla söylenen bu sözü maalesef spor ahlakı çerçevesinde göremiyoruz.


Bu haber üzerine haber müdürü Serhat Ulueren’e telefonla ulaşan Levent Uzun isimli şahısultrAslan adına aradığını ve Ardanın protesto edileceği yönünde bilgi vermiştir.


Söz konusu şahısın ultrAslan yönetiminde olmadığı gibi yakın çevremizde de tanımadığımızı ve bu şahsın söyleminin ultrAslanı bağlamadığını belirtiriz.


Daha önce bir röportajımda belirttiğim Arda'yı magazin sayfalarında değil spor sayfalarındaki başarıları ile görmek istediğimiz yönündeki açıklamam, Ar da gibi yetenekli bir sporcunun hem kendisine hem Galatasaray'ımıza daha fazla yarar sağlaması yönünde bir temenniden ibarettir.


Arda Turan, bazı davranışlarından rahatsız olmamıza rağmen, göz bebeği sporcumuz ve takımımızın kaptanıdır, kendisini protesto etmek gibi bir düşüncemiz yoktur, ayrıca Arda Turan'ın kaptanlığı ve Galatasaray ile olan geleceği Galatasaray Spor Kulübü Başkanı ve Yönetimi Kurulu tasarrufundadır.


Son günlerde ultrAslan adına yapılan mesnetsiz açıklamalarda olduğu gibi bu açıklamaya itibar edilmemesini ve ultrAslan tarafından yapılacak açıklamaların sadece ve sadece benim imzam ile sadece Resmi Sitemiz www.ultrAslan.com'dan duyurulacağını bir kez daha deklare ederiz...

Oğuz ALTAY ultrAslan Genel Koordinatörü


2010'un En İyi Bulgar Futbolcusu Berbatov


Her sene geleneksel olarak verilen Yılın En Başarılı Bulgar Futbolcusu ödülünün bu yıl da sahibi Manchester United'lı Dimitar Berbatov oldu. Başarılı forvet oyuncusu bu yıl da ödüle sahip olarak, Stoichkov'dan devraldığı rekoru bir yıl daha geliştirdi böylece. Berbatov 7. kez en başarılı futbolcu seçilirken, Stoichkov ise 5 defa ödüle layik görülmüştü. Altın topu Berbatov kazanırken, ikinci sırada ise Gaziantepspor'da forma giyen İvelin Popov yer aldı. Gazeteci ve spor adamlarının oylarıyla derece alanların belirlendiği yarışmada üçüncülük ise daha bir kaç gün önce Hollanda'da yılın futbolcusu seçilen Twente kalecisi Mihailov'un oldu. Berbatov ödül töreninde yaptığı konuşmada: "Bu ödülü almaktan çok mutluyum ama artık beni yılın futbolcusu seçmenizi istemiyorum, zira Popov ve Mihailov gibi genç arkadaşlarımı onurlandırmanızı bekliyorum" diyerek de alçak gönüllüğünü göstermiş oldu.
Dün gece verilen diğer ödüler ise şöyle:

En İyi kaleci: Rice M'Bolhi(Slavia, CSKA)
En İyi Defans: Niloai Bodurov(Litex)
En İyi Orta Saha:Todor Yanchev(CSKA)
En İyi Forvet: Gara Dembele(Levski)
En İyi Genç Oyuncu: Plamen Iliev(Rakovski)
Yılın Golü: Vladimir Gadjev(Levski-Lille maçında)
Bulgaristan Futboluna Katkı:Çavdar Etropole

20 Aralık 2010 Pazartesi

"... Fenerbahçe Bitmiş Demek"


Ben başarı istiyorsam bunu hakem veya rakip üzerinden değil, kendim işimi yapabildiğim için başarmalıyım. Fenerbahçe’nin başarısı, benim başarısızlığım üzerinden yorumlanıyorsa o zaman Fenerbahçe bitmiş demektir. Fenerbahçe’nin başarısı kendi işini iyi yapmaktan geçmeli. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, hala çok heyecanlı, taraftar hala takıma sahip çıkıyor. Fenerbahçe, Gaziantepspor’a yenildi ama taraftar anlamında bir olumsuzluk yok. Ama Fenerbahçe teknik direktörünün tam tersi zıt bir anlayışı var. O zaman ya bu kişisel bir çıkış, ya da kulüp politikası. Kulübün böyle bir politikası olacağını sanmam. Aziz bey en kötü dönemde bile kulübün kurumsal kimliği için çok çalıştı. Maça gittiğimde benim takımıma şampiyonluğu kaybeden taraftardan saygı gördüm. Fenerbahçe taraftarının böyle güzel olgunluğu var. Ama aynı rakip takımın antrenörü böyle bir beyanat veriyorsa, ya antrenörde bir yanlışlık var, ya da bu düzende yanlışlık var. Fırsatçılık kimsede olmamalı. Fenerbahçe’nin büyüklüğü, genç bir antrenörün geleceğini karanlığa atma adına, günü kurtarmak için yaptığı ifadeler üzerinden olmamalı. Fenerbahçe’nin o ifadelerle büyümeyeceğini o da bilmeli. Benim bir büyük olarak tavsiyem, biraz daha dikkatli konuşsunlar. O açıklamalar ülke futboluna zarar verir. Onun geleceği kararır, benim geleceğim yok zaten. Ben futbolu kapatacağım."
Şenol Güneş
Trabzonspor Teknik Direktörü

Blog Widget by LinkWithin