Roportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Roportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ağustos 2026 Cuma

Aleksey Batrakov: Lokomotiv’den Avrupa’nın Zirvesine Uzanan Rus Yıldız


Aleksey Batrakov ile 5 Haziran 2026'da Dünya Kupası başlamadan önce yapılmış en son röportaj. Milli takım antrenmanının ardından Sport24 muhabirleri Andrey Babich ve Aleksandr Muyjnek, Aleksey genç futbolcu ile bir araya geliyorlar ve başlıyorlar sohbete. Biz de ultras/Movement okurları için bu görüşmeyi Türkçeye çevirip, derleyip toparladık. Buyurun bakalım...


Milli takım hocası Valeri Karpin'in uzun ve yorucu lig maratonu sonrası bazı oyuncuların milli takıma çağrılma konusunda  “sızlandığını” belirtip, kendisinin de gruba dahil olup olmadığı sorusuna, hayır diye cevap veren Aleksey sözlerine şöyle devam ediyor: "Milli takıma çağrılmak ve burada oynamak büyük bir onur. Burada deneyim kazanıyor ve gelişiyorum. Milli takımda üç maç oynamak elbette alışılmış bir durum değil ama beni rahatsız etmiyor. Ayrıca sezonun ardından biraz dinlenme fırsatı da buldum. Şampiyona bittikten sonra Moskova'da beş gün geçirdim ve kendime gelebildim."

Rusya Milli takımının kendisine ne kattığı sorulduğunda ise iki takımda farklı bir görevleri bulunduğundan, Lokomotiv'de oynadığından daha geride oynayıp  hücumları daha fazla başlattığından söz ediyor Batrakov ve bundan da keyif aldığını söylüyor. Lakin daha ileride oynamaya alışık olduğunu da ekliyor cümlelerine. Söz ulusal takımdan devam edip, Mısır mağlubiyeti sorulunca da rakibin iyi bir ekip olduğunu ama kendilerinin de onlardan geri olmadığını, Marmoush'u özellikle beğendiğini belirtip, maçtan sonra üç gün boyunca neden kaybettiklerini analiz ettiklerini ve bazı bölgelerde eksik kaldıklarını açıklıyor.


Muhabirlerin Mısır'ın Dünya Kupasında şansının ne  olduğu sorusuna da ikincilik için iyi şanları olduğunu söyleyen Aleksey tahmininde de isabetli oluyor zira Mısır grubu Belçika'nın arkasında ikinci bitirdi. Kendisine Rusya Milli Takımının Mısır'dan daha iyi performans gösterip göstermeyeceği sorulduğunda ise "Bunu düşünmek bile istemiyorum. Bir anlamı yok. Ben ne İspanya'yla ne de Fransa'yla oynadım; nasıl karşılaştırma yapabilirim? Rakiplerimizin seviyesi arasında ciddi bir fark var. Önce Nikaragua'nın temposuna ayak uyduruyoruz, ardından iyi organize olmuş Mısır'la karşılaşıyoruz. Buna alışmak kolay değil." diye yanıtlıyor soruyu.

Muhabirlerin hazırlık maçlarında yorulup yorulmadığını merak ettiklerinde de Aleksey "Tekrar söylüyorum, kıyaslayabileceğim bir deneyimim yok çünkü Rusya Milli Takımı'yla resmi maç oynamadım. Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası elemelerini görmüş oyuncular için daha zor. Her ne olursa olsun bütün futbolcular bu duruma alıştı ve bir gün değişmesini bekliyor. Milli takım maçlarındaki mücadele bundan etkilenmiyor. Hazırlık maçlarının bile büyük ilgi gördüğünü ve statların dolduğunu görüyoruz. Bu da yeterli motivasyon ve sorumluluk getiriyor. Sadece resmi turnuva maçlarının verdiği deneyimin hazırlık maçlarıyla doldurulamayacağından bahsediyorum." diye cevap veriyor.

Ve konu yavaş yavaş Avrupa futboluna gelip, Andrey Babich ve Aleksandr Muyjnek genç oyuncunun Şampiyonlar Ligi finalinde kimi desteklediğini soruyorlar, Batrakov'un cevabı Safonov'tan dolayı PSG oluyor. Tabii sadece Milli Takımdan arkadaşı değil bunun nedeni, aynı zamanda Arsenal'in savunma ağırlıklı oyununu sevmediğini, PSG'nin tarzını daha ilgi çekici bulduğunu anlatıyor. Khvicha Kvaratskhelia'nın gelişimini de kendisine örnek alıp, Avrupa'ya "kapağı atan" her topçunun sonrasında kaderinin kendi elinde olduğuna inanıyor Aleksey.


Ülkemizde de çok konuşulan PSG'nin Aleksey'i transfer etmek istediği söylentileri sonrası PSG logolu bir t-shirt ile fotoğraf çektirmesine de "kafa bulmak" için yaptığını, olası transfer haberlerinden bıktığını ve kendisinin o kadar da değerli olmadığını söyleyenlere karşı dalga geçmek için o pozu verdiğini anlatıyor. Smolov'un Batrakov'un PSG'de oynayamayacağı için PSG yerine Barcelona'ya gitmesi cümlesi hatırlatıldığında da "Bu Fedor'un düşüncesi. Başkasının düşüncesi farklı olabilir." diye özgüvenini gösteriyor. Muhabirlerin PSG gibi bir takımda oynamak için hangi yönlerini geliştirmelisin sorusuna "Her şeyimi" diyen Aleksey, Arsenal oyuncuları gibi iki saat koşmanın onun oyununa uygun olup olmadığı sorulduğunda Lokomotiv'de de topa çok fazla sahip olmadıklarını ama yaptığı işten memnun olduğunu belirtiyor. Muhabbet PSG'den devam edip, kendileri ile bir transfer görüşmesi içinde olup olmadığı sorulunca şöyle cevaplıyor genç topçu: "Benimle doğrudan kimse iletişime geçmedi. Kulüpler arasında bir şeyler oluyorsa menajerlerim bana haber veriyor. Ama şu anda milli takımdayım ve onlardan hiçbir şey söylememelerini istedim." Transfer Fransa ile ilgili olunca ülkenin dilini bilip bilmediği hususunda ise Fransızca öğrenmediğini ama İngilizce bildiğini de açıklıyor Batrakov.

Rusya Milli Takımı'na ilk kez çağrılan 18 yaşındaki Amir İbrahimov hakkında da konuşan Batrakov, Manchester United akademisinde yetişen genç futbolcunun teknik açıdan Rusya'daki yaşıtlarından daha ileri olduğunu söylüyor. "Teknik açıdan daha iyi. Fiziksel özellikleri de çok iyi. Avrupa'da buna biraz daha farklı yaklaşılıyor."  Batrakov, İbrahimov'un gelecekte Manchester United'ın ilk 11'inde yer almasının mümkün olduğunu da düşünüyor:" Yakın gelecekte bunun gerçekleşmesi mümkün."

Lokomotiv'in kaptanı Dmitri Barinov'un takımdan ayrılması da Batrakov'un gündemindeydi. Genç yıldız, eski kaptanın yokluğunun takım tarafından hissedildiğini kabul ediyor "Kaptanın ayrılığını fark etmemek mümkün değil. Bazı anlarda eksikliğini hissediyoruz."

Batrakov, Barinov'un gerektiğinde takım arkadaşlarını sert şekilde uyarmasının da takım açısından önemli olduğunu belirtiyor.

Röportajda muhabirlerin Arsenal karşısında kupadaki maçta penaltıyı kaçırdığı ve daha sonra penaltıları neden kullanmayı bıraktığı sorusuna :"Nisan ayında çok yoğun bir fikstürümüz vardı; bir hafta içinde üç maç oynadık. Önce Orenburg deplasmanı, ardından sahamızda Zenit ve sonra Samara maçı. Zenit karşılaşmasının uzatma dakikalarında penaltı kazandık. Ben daha 65. dakikada bacaklarımda kramp hissetmeye başlamıştım ve penaltıyı normalde olduğu kadar iyi kullanabilecek durumda değildim. Kolya Komlichenko da o sırada oyuna girmişti ve daha dinçti. Ayrıca penaltıları genellikle iyi kullanıyor." diye cevaplıyor.

Söz penaltıdan açılmışken, kız arkadaşı İra Podşibyakina'nın oynadığı “Banka” takımının maçında penaltı kullanması teklif edildi mi diye sorulunca, öyle bir şey olmadığını, bir şekilde nabız yokladıklarını,  kullanmaya hazır olup olmadığını sorduklarını söylüyor.  Ayrıca, şimdiki eşi İra'nın oynadığı Medya Ligini eskiden takip ettiğini ama artık ilgisini çekmediğini belirtiyor.

Geçtiğimiz sezonu üçüncü sırada tamamlayan Lokomotiv'in daha ileri gidebilecek güce sahip olduğunu söyleyen Batrakov, şampiyonluk yarışının gelecek sezon için gerçekçi bir hedef olduğuna inanıyor. "Elbette. Bahara kadar zaten zirvenin yakınındaydık. Sonrasında kazanmamız gereken maçları kendimiz verdik."

Batrakov için bronz madalya da özel bir anlam taşıyor. Genç futbolcu, bunun Lokomotiv formasıyla kazandığı ilk madalya olduğunu ve değerini küçümsemediğini söyledi.

"Bireysel olarak kazandığın en değerli ödül hangisi?" sorusuna ise "2011 yılında Lokomotiv formasıyla katıldığım ilk turnuvada takımın en iyi oyuncusu seçilmiştim. Hâlâ hatırlıyorum. Son dönemde ise geçen sezonun en iyi genç oyuncusu ödülü." diyor. 

Şimdiki eşi İra'nın kedisine motive olmak konusunda yardımcı olup olmadığı sorulduğunda "Elbette. Yanımda olduğu, bazı konularda tavsiyelerde bulunduğu ve benimle konuştuğu için ona teşekkür ederim." diyen Aleksey, İra'nın futbolcu olarak da tavsiyelinden faydalandığını şöyle dile getiriyor: "Evet, hatalarımı gösterebilir. Ama ben de kendi hatalarımı zaten anlıyorum. Ayrıca İra, Şampiyonlar Ligi'nde oynadı; ben ise oynamadım. Demek ki benden daha iyi!"

Batrakov, Rusya Premier Ligi'nde artık gelişebileceği alan kalmadığı yönündeki düşüncelere de katılmıyor. Kendisini hâlâ geliştirebileceğine inanan 20 yaşındaki futbolcu, Avrupa'ya transferin gerçekleşmemesi halinde de Lokomotiv'de kalıp kulübe başarı kazandırmaktan mutlu olacağını belirtti:

"Lokomotiv'de kalır ve kulübe başarılar kazandırırsam ben de mutlu olurum."

Bu açıklama, Batrakov'un kariyerinde Avrupa hedefinin önemli olduğunu ancak transfer gerçekleşmediği takdirde Lokomotiv'de kalmaya da sıcak baktığını gösteriyor.

Röportajın en dikkat çekici bölümlerinden biri ise Batrakov'a Zenit iddialarıyla ilgili yöneltilen soru oldu.

Rus futbolunun önemli isimlerinden Andrey Arshavin kısa süre önce Zenit'in Batrakov'u transfer etmek istemesi halinde genç oyuncunun bu teklifi değerlendirmesi gerektiğini söylemişti.

Batrakov'un cevabı ise oldukça netti:"Avrupa'nın yanında Zenit'e transfer olmak kesinlikle motive etmiyor."

Bu açıklama, genç yıldızın kariyer planındaki önceliği açık biçimde ortaya koyuyor. Batrakov'un hedefi, Rusya'daki başka bir kulübe geçmekten ziyade Avrupa'nın üst düzey liglerinde kendisini kanıtlamak.

Aleksey Batrakov: Ödüllerle Değil, Hedeflerle Yaşayan Genç Yıldız


Aleksey Batrakov 2025 yılında Lokomotiv Moskova formasıyla mart ayından aralık ayına kadar her ay gol atarak 21 gol sevinci yaşayıp, Football dergisi tarafından Yılın Futbolcusu seçilince, Sovetsky Sport 14 Ocak 2026'da kendisiyle yapışmış oldukça uzun bir röportajı yayımladı. 

ultras/Movement blog takipçileri için bu röportajı da derlemek istedim ki Galatasaray'ın yeni transferini daha yakından tanımış olalım...

Nikita Plokhikh ve Nikita Vakhitov adlı muhabirler oylamada Matvey Kislyak, Stanislav Agkatsev, Igor Akinfeev ve Matvey Safonov'u geride bırakarak yılın futbolcusu seçilen Batrakov'a ödülünün kendisi için neler ifade ettiğini sorarak başlamışlar konuşmaya, Aleksey'in cevabı da: "Elbette memnunum. Ama daha önce de söylediğim gibi, ödüllere çok fazla önem vermemeye çalışıyorum. Her seferinde çok heyecanlanırsam, gelişimimde muhtemelen duraklama yaşarım. Her halükarda, güzel bir şey; doğru yönde ilerlediğimin bir işareti." şeklinde olurken, ödülün güzel bir şey olduğunu ama hala gelişmeye açık alanları olduğunu da eklemeden edememiş.

Muhabirlerin Rusya'da yılın sporcusu oylamasında üçüncü olduğunu hatırlatmalarına da " Alexander Ovechkin ve Islam Mahachev'in ardından üçüncü sırada olmanın utancı yok. Teşekkür ederim, çok memnunum." der Aleksey.

Batrakov, Rusya'nın en çok konuşulan genç futbolcularından biri olmasına rağmen şehirde şimdilik rahatça dolaşabildiğini söylüyor. Gözlük veya şapka takmadan şehir merkezinde yürüyebildiğini, insanların zaman zaman kendisine yaklaştığını ancak bunun sürekli yaşanmadığını anlatıyor. Ünlü olmanın getirdiği ayrıcalıklardan ise şimdiye kadar pek faydalanmamış:

"Dürüst olmak gerekirse, hayır. Konumumdan faydalanmadım ve kimse de öyle bir şey yapmadı. Belki restoranın müdürü öğrenir ve doğrudan masa ayırtabilmeleri için bir kartvizit bırakır. Ama hepsi bu."

Muhabirlerin sporcuların kamuoyu önünde idealist bir sporcu imajı sergilenmesi gerekip gerekmediği sorusuna ise ailesi ve arkadaşları arasında daha rahat olduğu için farklı davrandığını ama bunu bilerek yapmadığını belirtiyor Aleksey ve  insanların kendisi hakkında ne düşündüklerini umursamadığını ama bir hayran kitlesi olduğu için, muhtemelen ne olursa olsun onu destekleyeceklerini belirtiyor.

Röportajın ilerleyen dakikalarında Igor Akinfeev yakın zamanda bir giyim markası çıkardığından ve Batrakov'un da benzer planı olup olmadığı soruluyor, Aleksey'in cevabı: "Henüz değil. Bence çok erken; daha çok futbola odaklanmak istiyorum. Genel olarak ilginç bir hikaye; Akinfeev'in giyim markasını gördüm. Hayran kitlesini göz önünde bulundurursak, doğru bir karar." şeklinde olmuş. Konu değişmeden bir markanını reklam yüzü olmak isteyip istemediği sorusuna da Nike ile sözleşme imzalamak ve Ronaldo ile birlikte bir reklamda oynamak istediğini ama bunun hayalini kurarak uykuya dalmadığını da vurgulamış :"Ne olursa, ister olsun ya da olmasın... Onsuz da yaşayabilirim."


Griezmann'ın uzun süredir sosyal medyada Arsène Zakharyan'a yazdığının hatırlatılıp Aleksey Batrakov'un yakın bir zamanda João Félix'le yapmış olduğu görüşmeyi anlatması istendiğinde genç oyuncu şöyle cevap veriyor:

" Griezmann çoğunlukla Arsène'i övdü. Félix beni özellikle övmedi, sadece temsilcisi için menajerimin numarasını istedi. Konuşma orada bitti." Daha detaylı anlatması istendiğinde "Maçtan önce otele giriş yapıyorduk. Silyanov bana birkaç video gönderdiğini söyledi. Kontrol etmek için baktığımda mesajının altında Felix'ten bir istek gördüm. İlk başta sahte olduğunu düşündüm, ama sonra sayfaya girdim ve milyonlarca takipçisi olduğunu gördüm. Tabii ki şaşırdım, birlikte güldük. Güzeldi." diye devam ediyor Batrakov.

Basınla ilgili olarak onların ilgisinden sıkılıp sıkılmadığı sorusuna da  "Artık daha sık yanlarından geçip gidiyorum. Bunun işiniz olduğunu anlıyorum, ama aynı sorular çok fazla soruluyor. Birkaç yayın organı aynı şeyi üst üste sorduğunda, görmezden gelip yolunuza devam etmek istiyorsunuz. Ama mümkün olduğunca, iyi maçlardan sonra ve iyi bir ruh halindeyken durmaya çalışıyorum." diyen Aleksey, yenildikleri maçlardan sonra üzgün olduklarını ve konuşmak istememelerini gazeteciler tarafından anlayışla karşılanmasını bekliyor.

"Gazetecilerin size sorduğu en tuhaf soru neydi? Ya da sizi en çok rahatsız eden soru?" sualine de "Avrupa'ya taşınmakla ilgili. Cevaplayamadığım bir soru bu. Evet, istiyorum ama ne zaman bilmiyorum. Hepsi bu." derken Galatasaray'a gelerek de bu soruyu cevaplamış oluyor geç de olsa...

Kendisine saha dışındaki kişiliği açısından bir rol model sorulduğunda verdiği cevap dikkat çekici:

“Tek rol modelim Aleksey Batrakov.”

Genç futbolcu başkasının davranışlarını taklit etmek yerine sakin kalmaya ve kendi karakterini korumaya çalıştığını söylüyor.

Ödüllerinin ise büyük bölümünün babasının kuracağı müzeye gideceğini anlatıyor. Bunun kendisi açısından da faydalı olduğunu düşünüyor. Çünkü kazandığı ödüllere sürekli bakmanın rehavete yol açabileceğini düşünüyor.

"Belki de babamın müzesine gönderirim, böylece sürekli onlara bakmak zorunda kalmam ve gelişimimi durdurmam. Yoksa ödül orada olurdu ve ona bakıp 'Bu yılın en iyi futbolcusu, sorun yok' diye düşünürdüm. Bu yüzden yılda bir kez tatile geliyorum, sadece orada ne olduğunu görmek için."

Röportajda, Aleksandr Golovin'in kupa kazanana kadar CSKA'dan ayrılmayacağı sözlerinin hatırlatılıp, kendisinin de böyle bir hikayesi olup olmadığı merak edilince,  Lokomotiv ile kupayı kaldırmak için can attığını ve uzun zamandır kupa bekleyen taraftarları memnun etmek için elimden gelen her şeyi yapacağını belirtiyor Lokomotiv'in genç kaptanı ve Avrupa'ya gitmekle ilgili soruların kendisini çok rahatsız ettiğini belirtiyor. Muhabirlerin ısrarla "Önce hangisi olacak: Avrupa'ya gidişiniz mi yoksa Lokomotiv'in şampiyonluğu mu?" sorusuna da "İnsanların bana seçim yapmamı istemesinden nefret ettiğim türden bir soru bu. Her şeyin nasıl sonuçlanacağını bilmiyorum." diyor.

Bu sezon Lokomtiv ile kupa kazanmayı hedefleyip hedeflemediği sorulduğunda da "Hedef koymazsanız, oynamanın ve gelişmenin ne anlamı var ki? Elbette kupayı ve şampiyonluğu kazanmak istiyorum. Lokomotiv için başka bir hedef olmamalı." diye kesin bir cevap veriyor.

Sıklıkla Matvey Kislyak ile karşılaştırılması hakkındaki görüşü merak edildiğinde ise "Bu rekabet sizin için devam ediyor, bizim için değil. Manşetlere taşınan bu haberleri siz yaratıyorsunuz. Bizi karşılaştırmak tamamen adil değil: farklı pozisyonlarda oynuyoruz. Matvey'nin gol oranı daha düşük çünkü daha aşağıda oynuyor. İki genç ve heyecan verici oyuncunun ortaya çıkmasından mutlu olmalıyız, bizi karşılaştırmamalıyız. Matvey'e başarılar dilerim." diye samimi bir cevap veriyor.


20 yaşındaki oyuncu, 21 gollük sezonun ardından bile kendisini yeterli görmüyor. Tam tersine, hedeflerini daha da yukarı taşıyor. "Çok daha iyileri var, bir sınır yok. Elli gol atmak istiyorum, hiç durmamaya çalışıyorum." Batrakov, Rusya Premier Ligi seviyesini aştığını düşünmediğini de özellikle vurguluyor. Ona göre hâlâ gelişmesi gereken birçok alan var ve kariyerinin bu aşamasında “artık daha üst seviyeye geçmeliyim” düşüncesine kapılmak doğru değil.

Ve laf yine dönüp dolaşıp Avrupa'ya transferine gelince: "Avrupa'da şansımı denemek istiyorum ama hayat farklı şekillerde ilerliyor. Igor Akinfeev bir noktada ayrılabilirdi ama kalmaya karar verdi. Herkes tekliflerden bahsediyor ama kim bilir, belki de hiç teklif gelmez. Lokomotiv benim yuva kulübüm ve onlara bir kupa ile teşekkür etmek istiyorum." diye yineliyor Lokomotiv'e bağlılığını...

Rusya'nın yasaklarının kalkıp Zenit ya da Krasnodar'ın Şampiyonlar Ligine gitme durumunda o takımlara transfer olma ihtimalinin olup olmadığı sorulduğunda Aleksey net bir cevap veriyor: "Bu ya Lokomtiv ile olur ya da farklı bir ligde başka bir takımla..."


Avrupa'da en sevdiği ligin İspanya La Liga olduğunu ve oynamak istediği takımın Barcelona olduğunu söyleyen Batrakov, Barca ile ilgili transfer söylentileri başladığında ne hissettiği sorusuna : "Eğer gerçeklerse, evet. İlk başta sahte olduklarını düşündüm, ama sonra 'Eğer doğruysa, elbette güzel olur' diye düşündüm." diyor. Ve menajerinin bir Suudi Arap kulübünün kendisine 120 milyon avro gibi bir teklif yapabileceğini belirtmiş olması ile alakalı soruya Aleksey "Böyle bir durumda transferi muhtemelen düşünürdüm. Aklınıza ne geleceğini bilmiyorum" şeklinde cevap veriyor...

Konu paradan açılınca "Sözleşmedeki rakamlara bakıyor musunuz, yoksa bu sizin için pek önemli değil mi?" diye merak eden muhabirlere "İmzaladığım şeye baktım. Rakamlar şu anda benim için pek önemli değil. Başka Rus kulüplerinden de teklifler aldım, ama şu anda bunların peşinde değilim; ben futbolun peşindeyim." diyerek geri dönüş yapıyor Batrakov.


Futbolculuğu kadar sosyal hayattaki giyim kuşamı ile de beğenilen Aleksey Batrakov, kıyafet konusunda takip ettiği belirli bir kişinin olmadığını, sosyal medyada insanların nasıl giyindiğine bakıp kendisi için tarz oluşturduğunu söylüyor.  "Sizce en şık Rusya Premier Lig futbolcusu kim?" sorusuna da Tokha Miranchuk ve Sasha Chernikov diye cevap veriyor. 

Röportaj esnasında üzerinde Travis marka spor ayakkabı, Burberry sweatshirt, Rooth tişört ve Avrupa'daki bir mağazadan aldığı kot pantolon olan Aleksey, ayakkabı tutkunu olduğunu, bir çok ayakkabısı olduğunu belirtiyor.

Moskova'da ayda 30.000 rubleyle geçinmenin zor olduğunu düşünüyor Batrakov ve geçinmenin satın alımlara bağlı olduğunu, kimi zaman 100 bin, kimi zaman 250 bin harcanabildiğini belirtmiş.

 Ehliyetini de bir kaç ay önce aldığını ve trafik sıkışıklığı olmadığı zamanlarda Moskova'da otomatik bir araç kullanabildiğini belirtiyor.

Batrakov'un futboldan arta kalan zamanlarında bilgisayar oyunlarıyla ilgilendiği de biliniyor. Özellikle Counter-Strike oynuyor ve FACEIT'te 10. seviyede olduğunu, ELO puanının ise yaklaşık 2100-2250 arasında bulunduğunu söylüyor. Ancak profesyonel bir e-spor oyuncusu olabileceğini düşünmüyor. Geçmişte çok daha fazla oynadığını, bugün ise bunu daha çok arkadaşlarıyla birkaç saat vakit geçirmek için yaptığını belirtiyor.

FIFA konusunda ise kendisine daha fazla güveniyor. En sevdiği FIFA oyununun FIFA 20, favori kartının ise TOTS Griezmann olduğunu söylüyor.

Kendisinin de oyunda yer almasını isteyen Batrakov, 80'in üzerinde bir reyting almayı umuyor. Ancak mevcut durumda 69-70 civarında bir puanı hak ettiğini düşünüyor.

Kendi istatistiklerini değerlendirirken de oldukça temkinli davranıyor. Hızına 73, şutuna 80, pasına 75, driplingine 70 ve savunmasına 63 puan veriyor. Fiziksel özelliklerde ise esprili bir yaklaşım sergiliyor.

"Envanterinizdeki en pahalı ürün hangisi?" diye sorulunca  "Son zamanlarda piyasada bir çöküş yaşandı. Ondan önce 35.000 rubleye bir M9 Ultraviyole bıçak aldım. Bunu satabileceğim bir şey olarak düşünüyorum. Tüm paranızı kaybettiğiniz bir alışveriş değil. İstediğim zaman satabilirim, bu yüzden biraz daha rahatım." diye cevaplıyor.

"Spor dizilerinde sürekli sporcular arasındaki kişisel ilişkiler gösteriliyor: Tartışıyorlar ve sahada birbirleriyle etkileşim kurmuyorlar. Profesyonel futbolda da böyle hikayeler yaşanıyor mu, yoksa hayal bile edilemez mi? "diye muhabirlerden gelen soruya Aleksey, böyle şeylerin olduğunu ama kişisel hayatınızı işinizden ayırmanız gerektiğini ve kendi kariyerinde böyle bir şey yaşamadığını açıklamış.

Meslektaşları tarafından iyi muamele görmenin kendisi için ne kadar önemli olduğu sorusuna "Herkesle iyi ilişkiler kurmaya çalışıyorum. Birinin yardıma ihtiyacı varsa, yardım etmeye çalışırım. Tıpkı normal bir insan gibi, yapmaya çalıştığım şey bu." diye cevap veriyor.

Röportajın sonlarına gelinirken kız arkadaşı ile nasıl tanıştığı sorulduğunda " O ​​zamanlar Ira, bir sakatlıktan iyileşirken spor salonunda egzersiz yapıyordu. Onu sık sık görüyordum ve bir noktada ondan hoşlandım: yavaş yavaş konuşmaya başladık ve her şey yolunda gitti." derken " İlişkide olmak, bekar olmaktan daha mı rahat hissettiriyor?" sorusuna "İlişkiler sorumluluklar ve bir ölçüde disiplin getirir. Bu bana saha dışında da yardımcı oluyor: Evde sorumluluklarım olduğunu anlıyorum ve bu beni doğru yolda tutuyor. Bu şekilde kendimi rahat hissediyorum. Benim yaşımdaki bazı insanlar dışarı çıkmak istiyor ama ben artık bunu pek istemiyorum." diyor.

Yaşadığı hayatla ilgili oldukça saygın olduğu ve beğenildiği için futbolculara ne gibi tavsiyeleri olacağı merak edildiğinde "

"Kendin ol, hepsi bu. Başkasına uyum sağlama ya da başkası gibi davranma. Bir maske takma ve sadece kendin ol."

Peki bu kuraldan saptığında kendisini kim uyaracak sorusuna da "Kız arkadaşımdan tutun da aileme ve arkadaşlarıma kadar. Bu yüzden sevdiklerime minnettarım." diyerek röportajı sonlandırıyor Aleksey Batrakov.

20 Ağustos 2026 Perşembe

Aleksey Batrakov'un Yükselişi: Tren Yolculuklarından Avrupa Hayaline


Galatasaray, belki de son yıllarda hiç görmediğimiz bir şekilde "transfer susuzluğu" çektiği bir iki ayı geride bırakıp bugün Rusların genç yeteneği Aleksey Batrakov'u sözleşme imzalamak üzere İstanbul'a getirdi. Ukrayna savaşı nedeniyle Avrupa'dan Rusya'ya yaptırımlar uygulanınca Rus ekiplerini UEFA'nın turnuvalarında seyredemiyoruz, bu sebeple de Rus Liginde oynayan topçular hakkında pek bilgi sahibi olamıyoruz. Ama, ülkede bir futbolcunun adı transferde geçince, youtube açılıp bir kaç "skill" videosu izleyen herkes o oyuncu hakkında "ulema" oluyor da, videoseverleri bir kenara bırakıp, Rus ve Avrupa basınında Aleksey Batrakov hakkında yazılanları blog sayfalarında paylaşmak istedim çünkü futbolcu sadece saha içinde yaptıklarıyla değil saha dışındaki yaşamıyla, ailesi ile ilişkilerle, okul yaşantısıyla, gelecek hayalleriyle bir bütündür... O halde bakalım bizim genç topçu nasıl bir oyuncuymuş... 

Öncelikle 24 Şubat 2025'te Championat sitesindeki röportajından öne çıkan başlıklara bir göz gezdirelim hep birlikte. 

Kış tatilini Maldivler yerine Milano'da geçirme tercihini sorarak başlamış muhabir ve Batrakov da İtalya'yı, özellikle de Milano'yu, yemeklerini, kültürünü çok sevdiğinden dolayı böyle bir seçim yaptığından bahsetmiş. Hazır Milano'ya gittiğinde de çocukluk aşkı Milan'ın San Siro'da şampiyonlar ligi maçını da seyretmiş. Milano'da başka ne yaptın diye sorulduğunda da :

"Javier Zanetti'nin restoranına gittim. Arkadaşlarımla, kendisini görme umuduyla oraya gittik; çünkü sık sık oraya geliyormuş. Bize ertesi gün geleceği söylendi. Ben de onunla fotoğraf çektirmek ve kaptanlık pazubandını satın almak istiyordum. Ayrıca onun kramponları da sergileniyor ama onları satın alamıyorsun. Pazubantlarını ve flamalarını ise satın alabiliyorsun. Çok heyecanlanmıştım; hem bir şeyler satın almak hem de onunla şahsen tanışmak istiyordum. Ertesi gün geleceğimiz konusunda anlaşmıştık." diye cevaplıyor Aleksey ama sonra garsonların Zanetti'nin gelmeyeceğini söylediklerini de hayal kırıklığı içinde belirtiyor.

San Siro dışında çocuklukta "kalbine giren" ilk takım olan Manchester United'ın stadı Old Trafford'u da gezmek istediğini belirtirken, Rooney gibi kızıl olmasından dolayı da kedisine Rooney adını vermiş. Çocukluğunda sevdiği bir başka takım olan Barcelona'nın Nou Camp stadına da gitmiş ama stadyum yapım aşamasında olduğu için sadece dışarıdan bakıp, Barcastore'dan çimler satın almış.

Röportajın devamında çocukluğunda okul ve antrenman sürecini nasıl yürüttüğü sorulduğunda şöyle diyor Aleksey:

"Bütün o dönem çok hızlı geçti. Bazı antrenmanları okul nedeniyle kaçırmak zorunda kalıyordum; bazen de tam tersine okula hiç gitmiyordum. Çoğu zaman annemle derslerden hemen sonra eve koşuyor, hızlıca yemek yiyor, trene atlıyor ve Moskova'ya yaklaşık iki saat gidiyorduk. Sonra bir 30-40 dakika da metroyla yolculuk yapıyorduk. Bütün bunları bir buçuk saatlik antrenman için yapıyorduk ve ardından aynı şekilde eve dönüyorduk. Ödevlerimi çoğu zaman doğrudan trende yapıyordum. İlginçti ama zordu. Hatta trenlerde zaman zaman korktuğum bile oluyordu."

Neden korktuğunu da dönüş treninin işçi treni olduğu ve insanların işten dönerken kalabalık olduklarını ve ezilecek olmaktan çekindiğini belirtmiş, hatta bir keresinde botu vagonla platform arasına bile sıkışmış.

Abisi ile şakalaşırken düşüp, alnının kapı pervazına çarpmasından dolayı kafasında iz kaldığını belirtirken, aile ilişkilerinde küçük kardeşlere gösterilen ilgiden de bahsetmiş.

Batrakov'un yükselişinde son dönemde Lokomotiv'de oluşan kadro değişiminin önemli bir payı bulunuyor. Anton Miranchuk ve Maksim Gluşenkov gibi önemli oyuncuların takımdan ayrılması, genç futbolcu için daha fazla forma şansı anlamına gelmiş ve Batrakov da bunun farkında ama röportajda kendisine verilen fırsatların bu kadar fazla olmasını beklemediğini söylüyor.

Röportajda belirttiğine göre asıl değişim özgüven konusunda yaşanmış. A takıma ilk çıktığı dönemde antrenmanlarda birçok şeyi fazla düşündüğünü belirten Batrakov, zamanla rahatladığını ve teknik direktörünün güveninin kendisine büyük katkı sağladığını ifade ediyor.

Şöhreti nasıl karşıladığı sorusuna ise :"Çok daha fazla röportaj yapılıyor ve benimle fotoğraf çektirmek isteyenler oluyor. Ama beni çok daha fazla tanımaya başladıklarını söyleyemem. Rusya'da halka açık bazı yerlerde beni sadece bir kez, bir restoranda garson tanıdı. Bana indirim yapacağını düşünmüştüm ama yapmadı. "diyor da Türkiye'de futbolculara verilen önemi yaşayarak görecek, cebini cüzdanına pek atmayacaktır.

İlgi görmek konusunda ise herkesin forma istediğini ama bunu reddetmek zorunda kaldığını belirtip, insanların kendisiyle çıkar için iletişim kurmak istemesini de popülerliğin dezavantajı olduğunu belirtmiş.

Muhabirin "Yıldız hastalığına nasıl kapılmıyorsun?" sorusuna da 

"Çevrem sayesinde: ailem, yakınlarım. Annem ve babam beni iyi yetiştirdi. Aynı kişi olarak kalmaya çalışıyorum, kendimi kontrol ediyorum ve kendimi fazla kaptırmamaya dikkat ediyorum. Nasıl futbol oynuyorsam yine öyle oynuyorum." diyerek cevap vermiş Aleksey ve kazandığı paralarla daha rahat alışveriş yaptığını, hatta gereksiz şeyler bile aldığını belirtirken, maaşı arttığında da ailesini Maldivlere tatile yollamış.

Söz aileden açılmışken, babasının kendisine verdiği öğüdü hep aklında tutuyor: "Kötü şeylere takılıp kalma. Karanlık dönemin ardından her zaman aydınlık gelir."

2017den beri yani yedi yıldır yatılı okulda kaldığı için ilk zamanlar kendi evinde kalmanın zevkli olduğundan bahseden Aleksey, zamanla temizlik işinin can sıktığından dem vurmuş. 

Futbol sahası ile saha dışındaki Aleksey'lerin çok farklı olduğu tespitine " Evet, daha sakin davranabilmek için kendim üzerinde çalışıyorum ama futbol duygularla oynanan bir oyun ve bazen onları kontrol etmek zor. Genç takımda takım arkadaşlarıma fazla yükleniyordum. Bazen bundan utanıyordum. Kaptan ve lider olarak herkese sürekli bir şeyler söylüyordum; sonra soyunma odasında bunun dozunu kaçırdığımı anlıyordum. Özür diliyordum." diye cevap vermiş genç futbolcu. 

İnsanlarda samimiyetsizlik ve kibir duygularından nefret ettiğini de eklemiş kendisini en çok sinir eden durumların neler olduğu sorusuna.


Batrakov çocukluk döneminde fiziksel olarak yaşıtlarının gerisinde kalıyormuş ve genç takıma kadar birçok oyuncudan yaklaşık bir kafa boy daha kısaymış ama ona göre bu durum dezavantajdan çok futbol zekâsının gelişmesine yardımcı olmuş. Fiziksel olarak rakipleriyle mücadele edebilmek için daha hızlı düşünmek, karar vermek ve pozisyonu önceden okumak zorunda kalmış ve bugün sahayı çok iyi görmesi ve hızlı karar vermesi, belki de bu dönemin bir sonucu. Üstelik Batrakov hâlâ büyümeye devam ediyor. Bir yıl içerisinde boyunun 168 santimetreden 172 santimetreye çıktığını esprili bir şekilde anlatıyor.

Aleksey, Akademide birkaç maç üst üste yedek kaldığı  zaman rekabetin aslında doğru bir şey olduğunu anladığını, antrenmanlarda öyle ekstra çalışmaya başlayıp bir gece aşırı yüklenmeden baldırının kasıldığını söylüyor.

"Uzaktan kumandayla yönetiliyormuş gibi görünen duran toplarının sırrı ne?" diye gelen soruya da hiçbir sırrının olmadığı, sadece antrenmandan sonra ekstra çalışma yaptığını dile getirmiş.

Genç futbolcunun oyun anlayışında birçok büyük yıldızın etkisi bulunuyor. Toni Kroos'un topa vuruş tekniğini izlediğini kabul etse de kendisini daha çok Luka Modrić'e yakın görüyor.

Özellikle Modrić'in dış ayakla yaptığı trivela paslar Batrakov'un dikkatini çekiyor. Kendisinin de bunu sürekli denediğini ancak Hırvat yıldızın yaptığı kadar başarılı olamadığını söylüyor.

Röportajın devamında Rusya Milli Takımı ve Lokomotiv Moskova'dan konu açılıyor. Batrakov'un kariyerindeki önemli dönüm noktalarından biri de Rusya Millî Takımı formasını giymesi olmuş.

Millî takımda daha deneyimli ve farklı liglerde oynayan futbolcularla aynı sahayı paylaşmanın kendisine çok şey kattığını belirten Batrakov, özellikle Aleksandr Golovin'in oyun hızından etkilendiğini ifade ediyor.

Valeri Karpin'in antrenman yaklaşımı da genç oyuncunun hoşuna gitmiş. Özellikle top kaybedildikten sonra hemen geri kazanmak için mücadele edilmesini isteyen Karpin'in bu yaklaşımını beğendiğini söylüyor. Galatasaray'da Okan Buruk'un sistemine de bundan dolayı uyum sağlayacağını tahmin ediyorum Aleksey'in.

Karpin'in genç oyuncuyla ilk karşılaşmalarından birinde yaptığı esprili yorum da Batrakov'un aklında kalmış. Karpin, onun fiziksel yapısına gönderme yaparak biraz daha spor salonuna gitmesi gerektiğini söylemiş.

Röportajın yapıldığı 2025 Şubat ayında Batrakov'un geleceğiyle ilgili en çok merak edilen konulardan biri Avrupa'ya transfer ihtimali. Genç futbolcu için Avrupa'da oynamak açıkça bir hayal. Ancak bunun gerçekleşmesi için belirlediği kesin bir yaş olmadığını söylüyor. Hatta bu konu hakkında fazla düşünmemeye çalışıyor zira Avrupa'ya transfer düşüncesinin kendi mevcut performansına ve gelişimine zarar verebileceğini düşünüyor.

Şimdilik hedefi çok daha basit: Sahadaki anın değerini bilmek ve gelişmeye devam etmek...

Batrakov'un röportajdaki en dikkat çekici cevaplarından biri ise futbol dışındaki hayalleriyle ilgili.

“En büyük hayalin nedir?” sorusuna verdiği cevapta ilk olarak anne ve babasının sağlıklı olmasını dile getiriyor. Yaklaşık beş yıl içinde bir aile kurmayı da kişisel hedefleri arasında sayıyor ki bir yıl sonra 16 Haziran 2026'da Irina Podshibyakina ile evlendi Aleksey...


Ve röportaj biterken, kısa soru cevap bölümünde aşağıdaki cevapları vermiş genç oyuncu:

— En sevdiğin kelime?

— Aile.

— Nefret ettiğin kelime?

— Bağımlılık.

— Neden “bağımlılık”?

— Bu bir hızlı soru-cevap bölümü. (Gülüyor.)

— En sevdiğin ses?

— Okyanusun sesi ve anne babamın gülüşü.

— Nefret ettiğin ses?

— Sivrisinek vızıltısı.

— Güç aldığın yer?

— Ailemle birlikte ev.


3 Ekim 2025 Cuma

Artık Asla Antrenörlük Yapmayacağım


Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi ilk hafta maçında deplasmanda Eintracht Frankfurt'a 5-1 kaybettikten sonra bazı "aklıevveler" sosyal medyada Okan Buruk hashtagleri açıp, yerine Jürgen Klopp'u getiriyorlardı(!)... Yanlış okumadınız, Liverpool'ı bırakıp, bir daha teknik adamlık yapmacağım diyen ve şu an Red Bull'un Küresel Futbol Danışmanlığını yapan Klopp'u...

Bugün The Ahtletic'i okurken, önüme Klopp ile yapılmış bir röportaj düştü, onun satır başlarını blog sayfalarına eklemek istedim...

Röportajı yapan Adam Crafton, başarılı hocaya eski takımını maçlarını hala takip edip etmediğini sormuş ve aldığı cevap: "Kesinlikle. Hayır. Liverpool’un oynadığı futboldan çok mutluydum. Bazı maçları izledim. Ama öyle ‘Oh, bugün cumartesi!’ gibi değildi. Maçların ne zaman başladığını bile bilmiyordum. Ben tamamen dışarıdaydım. Spor yaptım. Hayatın tadını çıkardık, torunlarla vakit geçirdik, tamamen normal şeyler. Tekrar çalışacağımı biliyordum. Ama aynı zamanda artık asla antrenörlük yapmak istemediğimi de biliyordum."

Son cümleye şaşıran muhabir "Bir daha asla mı?" diye sorunca şaşkınlıkla Kloop: "Şimdilik öyle düşünüyorum ama bilemezsiniz. 58 yaşındayım. 65’imde yeniden başlasam herkes, ‘Bir daha asla yapmayacağım demiştin!’ diyecek. Kusura bakmayın, o zaman %100 öyle düşünüyordum! Şu anki fikrim bu. Hiçbir şeyi özlemiyorum." diye gülerek cevaplamış...

Konuşmanın devamında Alman hoca: "Kariyerime bakarsanız, benden çok daha başarılı olanlar var" kendisinin her şeyi yaşadığını da eklemeden geri durmuyor ve kazandığı kupalar ile kaybettiklerini anlatıyor: "Çoğu insandan daha fazla Şampiyonlar Ligi finali kaybettim. Kaybetmeyi de, hayatın devam ettiğini de biliyorum. Bu tecrübeyi kendime saklamama gerek yok. Ama eskiden insanlara anlatmaya zamanım yoktu çünkü sürekli yeni maçlar geliyordu. Şimdi biri bana bir şey sorarsa, tanıdığım en açık kitap benim.”

Almanya’da RB Leipzig’in Bundesliga’nın tartışmalı 50+1 kuralını "şaibeli" bir şekilde deldiği için taraftarların protestolarının hedefi oluyor. Klopp'un, Red Bull’a geçişi kesinleşince Leipzig, Klopp’un eski kulübü Mainz’le oynadı. Mainz tribünlerinde şu pankart açıldı: “Seni sen yapan her şeyi unuttun mu?”

Peki, Jürgen Klopp bu tepkiyi nasıl karşılamış?

"Ben Almanım. Almanların Red Bull’un futboldaki rolü hakkında ne düşündüğünü biliyorum. Her departmanda Red Bull’u seviyorlar. Ama futbolda? Hayır. Peki, onlar öyle görmek istiyorsa sorun değil. Almanya dışında böyle bir tepki olmadı. Herkes istediğini düşünebilir. Ben kimseye zarar vermediğim sürece yapmak istediğimi yaparım."

Almanya'da tepki varken, Liverpool'da durumlar nasıl diye merak edenlere de :" Liverpool’da insanlar yaptığım işten fazlasıyla memnun çünkü başka bir takımı çalıştırmıyorum. " diyor Alman hoca.

Teknik direktörlüğün özel hayata etkileri sorulduğunda ise, neredeyse çeyrek asırlık antrenörlük hayatında özel hayatına çok az zaman ayırabildiğini anlatıyor: "25 yılda sadece iki düğüne gittim, biri benimkiydi, diğeri iki ay önceydi. 25 yılda sadece dört kere sinemaya gittim, hepsi son sekiz haftada. Şimdi bunu yapabilmek güzel."

Ve gülerek devam ediyor:" Artık seçme şansım var. Tatile gidebilirim. Ve zamanı ben seçiyorum. Tamam, aslında Ulla(eşi) seçiyor! Ama Premier League ya da Bundesliga karar vermiyor."

Ve röportajı sonlandırırken, her zaman eleştirdiği futbolcuların bir sezonda gereğinden fazla maç yaptıkları konusunu gündeme getiriyor: "Oyuncular olmadan bu oyun olmaz. Ama onların dinlenmesine izin vermiyoruz. Yaz tatillerinde yeni turnuvalar icat ediyoruz. Başka hiçbir iş kolunda bu kadar üst düzey insanlara böylesine yüklenmezsiniz." derken FIFA’nın 64 takımlı Dünya Kupası planları için ise "Ne söylesem mikrodalgama söylemişim gibi olacak, aynı etkiyi yaratır. Oyuncuların kimse tarafından düşünülmediği açık... Ama eğer konuşmazsanız, kesinlikle durmazlar. Benim sesim en ünlü olanıydı, artık öyle değil belki ama hâlâ konuşmak lazım."


29 Eylül 2025 Pazartesi

Galatasaray'da Olmak Büyük Bir Gurur


Galatasaray'ın yarın akşam "Ali Sami Yen'de" oynayacağı Liverpool maçı öncesi The Athletic'te Nick Miller'ın, Okan Buruk'la yapmış olduğu röportaj yayınlandı. 

Ada'da Chelsea, Manchester United ve Tottenham'ı çalıştıran Mourinho'ya İngilizlerin ilgisi malum, o sebeple Miller de yazısına Jose Mourinho'nun Türkiye Kupası maçı sonrası Okan Buruk'un burnunu sıkmasıyla başlarken Türk futbolseverlerin bildiği o hadiseyi okurlarına anlatmış ve Okan hocadan da mevzuyu dinlemiş. "Bir futbolcu gibi yere düştüm, biraz abarttım ama ondan da böyle bir şey beklemiyordum. "diye konuyu dillendirirken Okan Buruk, "Normalde maçtan sonra el sıkışırdık, ben hakemlerle el sıkışıp, galibiyeti kutlamak için diğer tarafa geçerken, o bana geldi" diye devam etmiş...

Nick Miller de bu olayı Türk futbolunun kaotikliği üzerinden ele alırken, Mourinho varsa da mevzu vardıra getirmiş...

Konuyu Fenerbahçe eski teknik direktörü Jose Mourinho'dan devam ederek "Fenerbahçe'ye geldiğinde çok konuşmaya başladı Jose, şüphesiz herkes onun ne yapmak istediğini biliyor, sadece saha içinde değil, saha dışında da oynamak istiyor ve bunun için pek çok şey denedi ama sonunda biz ondan daha iyiydik ve ona karşı şampiyon olduk. Başka bir deyişle ben ondan daha iyiydim." diyen Galatasaray teknik direktörü, Mourinho'ya karşı iki maç daha oynamak istediğini ve gittiği için üzüldüğünü belirtiyor.

"Eskisi gibi odaklanmıyor" diye devam ediyor sözlerine Okan Buruk. "Eskisi kadar futbolla ilgilenmiyor. Antrenör olarak tarzını hiç değiştirmedi. Çok önemli bir karakter, çok önemli bir karizması var ama futbol açısından her yıl kendimizi geliştirmemiz lazım. Belki de onun sorunu, kendisini teknik direktör olarak geliştirmemesi."

Röportajın devamında Nick Miller, Okan Buruk'un Galatasaray ile üç sezon boyunca kazandığı şampiyonluklar, topladığı puanlar ve kırdığı rekorlardan bahsederken, sözü yine başarılı hocaya veriyor: "Biz Galatasarayız: tüm maçları kazanmak zorundayız. Geçen yıl, iki maç kala şampiyon olmuştuk, ama o iki maçı da final gibi oynadık. Galatasaray asla ‘bitti’ demez."

Ve söz geliyor Galatasaray'ın Avrupa hedeflerine. Ligde üç sene arka arkaya şampiyon olan Galatasaray'da tabii ki dördüncü şampiyonluk hedefteki yerini korurken, 96-2000 yılları arasında lige ambargo koyup, UEFA kupasını kazanan kadronun bir topçusu olan Okan Buruk sözlerine şöyle devam ediyor: "UEFA Kupasını oyuncuyken kazanmak çok önemliydi.4 sene üst üste şampiyon olduk, sonra UEFA Kupasını kazandık. Bu sene de önümüzde aynı senaryo bulunuyor: ligde dördüncü şampiyonluğu kazanırken, Avrupa'da da bir kupa hayalimiz var."

Okan Buruk, Şampiyonlar Liginde kupa hayalinden bahsedince, Nick Miller de Galatasaray'ın Liverpool maçı sonrası Diego Simeone’nin Atletico Madrid’i ve Pep Guardiola’nın Manchester City’si gibi güçlü takımlarla maçları olacağından bahsediyor ve bunların Okan Buruk için birer test olduğundan dem vuruyor. 

En çok etkilendiği teknik adam sorusuna cevap olarak da "Her zaman sorunları çözen Guardiola" diyen Okan Buruk "Geçen yıl Mourinho'ya karşı meydan okudum ve kazandım. Normalde Galatasaray-Fenerbahçe ya da Galatasaray-Manchester City olur maçlar ama teknik direktör olarak özel bir şey başarırsam, Pep’e karşı bir şey yaptım diyebilirim" diye soruyu cevaplamaya devam eder.

Röportaj biterken, Nick Miller'in "Gelecek hedefiniz nedir ?" sorusuna Okan Buruk, öncelikle Galatasaray'da kalıp, dördüncü, hatta beşinci şampiyonluğu kazanmak cevabı verirken, bu seneki Şampiyonlar Ligi performansının hem takımı hem de kişisel hedefleri için önemli olduğunu, bir gün yurt dışına gitmek istediğini ve Premier Ligin hocalar için değerli olduğu, orada büyük bir rekabet ve meydan okumanın varlığından söz etmekte. Ve sözlerini şöyle noktalamakta:

"Ama en önemlisi Galatasaray’ın teknik direktörü olmak, Galatasaray ile kupalar kazanmak. Galatasaray altyapısına 11 yaşında girdim, şimdi 51 yaşındayım ve Galatasaray’ı çalıştırıyorum. Burada olmak büyük bir gurur. Bu benim takımım. Böyle devam edersek daha çok rekor kıracağımızı umuyorum.”

30 Eylül 2022 Cuma

Albert Riera Röportajı

 


Albert Riera'nın teknik direktörlük macerasının başlangıcını hatırlayacaksınız: eski Galatasaraylı oyuncu, yeni çiçeği burnunda teknik adamın Olimpija Ljubljana'nın teknik direktörü olacağının açıklandığı basın toplantısına yirmiye yakın  maskeli taraftar baskın düzenlemiş ve İspanyol futbol adamını "yaka paça" koltuktan kaldırıp, orayı terk etmesini istemişlerdi. Green Dragons taraftar grubu üyeleri eski hocaları Robert Prosineçki'nin takımın başında daha üçüncü ayında olmasına rağmen kulüp başkanı Adam Delius'la yaşadığı tartışma sonrası görevden alınmasına öfkeliydiler. O gün Riera'yı istemeyenler, şimdi hocalarından çok memnunlar zira Olimpija on maçın dokuzunu kazandı ve Slovenya Prva Liga'da sekiz puan farkla lider.


"Çılgınca bir başlangıçtı" diyor gülerek Riera. "Kulüp yönetimi ile taraftarlar arasındaki durumun iyi olmadığını biliyordum. Liverpool ya da Manchester City İngiltere'de neyse, Olimpija Ljubljana da Slovenya'da o. Geçen sezon on takım arasında ligi üçüncü bitirdiler, yani Liverpool'un Premier Ligi orta sıralarda bitirdiğini düşünün."

"Taraftarlar hayal kırıklığına uğramış ve kulüp sahibini protesto ediyorlardı. Prosineçki'nin hoca olarak devam etmesini istiyorlardı. Hırvatistan ve Slovenya birbirlerine yakın, kardeş gibiler ve Prosineçki de orada bir efsane. Ama kulüp farklı tarz bir futbol oynamak için değişikliğe gereksinimi olduğunu düşünüyordu ve ben de o görev için hazırdım."

"O gün imza töreninde olanlardan hiç korkmadım. Tamamen benimle ilgili olmadığını biliyordum. Onlara, orada sadece futbol konuşmak için bulunduğumu belirttim. Kulüp yöneticileri taraftarlarla buluştu ve 'Birbirimizle kavga etmek yerine birlikte hareket etmemiz gerektiğini' söyledi. Ve futbolu biliyorsunuz, kazanmaya başlayınca, tüm problemler çözülüyor."

"Bazı kişiler bana şöyle diyordu 'Takım çok değişti, harika oynuyorsunuz, iyi sonuçlar alıyorsunuz, onlar senden özür dilemek zorunda', Hayır, özür dilememeleri gerekir. Takımda işler iyi gitmediğinde taraftarın mutsuz olması doğal. Özellikle Türkiye'de geçirdiğim zamanlarda böyle durumlara alıştım. İnsanların duygularını çok çabuk gösterdikleri bir ülke."

Mallorca adasında yetişen Albert Riera, İspanya, Fransa, İngiltere, Yunanistan, Türkiye, İtalya, Slovenya ve Rusya'da top koşturduğu dönemlerden edindiği tecrübelerini şimdi oyuncularına aktarıyor.  Tabii bu yaşantılar arasında Rafael Benitez'i eleştirdiği için Liverpool'dan yollanması, Galatasaray'da takım arkadaşı Melo ile yumruk yumruğa kavga etmesi ve maça gitmek yerine casinoya gittiği için Udinese'den kovulması da var.

"Futbolcu olmanın dünyanın en güzel işi olduğunu söylüyorum oyuncularıma sürekli" diyor Riera "Emekliliğe yaklaşan bir oyuncum olursa ona 'Oynayabildiğin kadar oynamaya çalış çünkü bıraktığın için pişman olacaksın' diyeceğim çünkü ben çok erken bıraktım ve de bunu hatırladıkça da hep pişman oldum."

"Sahada yapabildiklerin azaldıkça, motivasyonun da düşüyor. Arzun azalıyor. Yavaş yavaş "Sonraki adımım ne olacak?" diye düşünmeye başlıyorsun."

Riera, 2018 yılının Ocak ayında 35 yaşında futbola veda etti. Son takımı Sibirya'nın Tom Tomsk ekibiydi ama onlarla resmi maça çıkamadı zira finansal sıkıntılardan dolayı Tom Tomsk yönetimi onun lisansını çıkaramadı. Riera'nın eşi Yulia Sibirya'nın Omsk bölgesinden ve üç çocuğu da Rusya'da okula gidiyor.

"Futbolu bıraktıktan sonra, yeşil sahalardan bir süre uzak olmak istedim ama 20 yıl kadar profesyonel olarak top koşturduktan sonra futboldan vaz geçemiyorsun. Bir gün Rusya'da evde oturuyorduk ve eşime futbolla ilgili bir şeyler yapmam gerektiğini söyledim, şanslıydım zira bir kaç ay içinde İspanya Futbol Federasyonundan eski milli futbolcularla birlikte hocalık lisansı almam için çağrıldım."

"Xabi Alonso, Xavi Hernandez, Raul, Joan Capdevila ve Marcos Senna ile aynı gruptaydım. Doğal olarak bu teklife hayır diyemezdim. Hocalarımızdan biri Fernando Hierro'ydu. Raul ve Xavi ile aynı sınıfta olduğunuzu hayal edin. Fikirlerimizi paylaştık ve bu arkadaşlarla harika zaman geçirdik. Birbirimizden çok şey öğrendik. Harika bir tecrübeydi. Hayatımın bu yeni sayfasını açmak için bana büyük bir motivasyon oldu."

UEFA Pro Lisansını aldıktan sonra Olimpija Ljubljana'yla anlaşmadan önce Galatasaray'da Domenec Torrent'in yardımcısı olarak görev yaptı Albert Riera. "Kariyerimde çok fazla yer görmüş olmak bana kesinlikle fayda sağladı. Bir çok hocayla çalıştım ve onların her birinden alabileceğimi almaya çalıştım.  Mükemmel değilim, öyle de olmaya hiç niyetim yok ama ideallerim doğrultusunda gitmek tek arzum."

"Futbolda kazandığın maçlarla yargılanıyorsun ama İspanyol hocalar için ise kazanmak kadar bu oyunu nasıl oynadığın da önem arz ediyor. Elindeki oyuncu kadrosuna kendini adapte etmelisin. Mutfaktaki bir aşçı gibisin bir bakıma, elinde hangi malzemeler varsa, ona göre bir yemek ortaya çıkarırsın."

"Marcelo Bielsa'nın uzun zaman önce söylediği şu sözü çok seviyorum: İki tarz futbol vardır, birinde rakibin hata yapmasını beklersin, öbüründe ise karakter ortaya koyar ve rakibi hataya zorlarsın. Ben ikinci tarzı seviyorum. Ben iplerin takımımın elinde olmasını istiyorum, oyuncularımın rakipten daha üstün olduklarını hissetmelerini istiyorum. Bu benim sevdiğim oyun tarzı."

"Bana çalıştığım hocalar arasında teknik-taktik yönden en iyi menajerin kim olduğunu sorarsanız Rafa Benitez derim, en motive edici kim derseniz Luis Aragones derim, soyunma odasını en iyi kim yönetir derseniz Ernesto Valverde cevabı veririm. Futbol kariyerimde şunu öğrendim ki 25 topçunun tamamı tarafından sevilmek imkansız. Tüm oyunculara yakın davranan baba figürü olmak için zaman harcamaya gerek yok, futbolculara karşı sadece dürüst olmak yeter."

Riera'nın kariyeri futbola başladığı kulübü Mallorca ile 2003'te tarihi Copa del Rey kazanmaları sonrası yükselişe geçerken, Bordeax'da iki sene oynayıp, tekrar İspanya topraklarına Espanyol forması giymek için geri döndü. İngiliz futboluyla tanışması 2005-2006 sezonun ikinci devresi Manchester City'e kiralık olarak gitmesi ile oldu. City, Premier Lig'i 15. sırada bitirirken, Stuart Pierce yönetimindeki takımda yaşadıkları Riera için kültür şokuydu.

"Şimdi onlar canavar gibi ama o zamanlar City çok farklı bir takımdı" derken kahkaha atan Riera "İkili mücadelelerden kaçan ve hava topunda rakiple çarpışmaktan çekinen klasik bir İspanyol futbolcuydum. Daha çok oyunun taktik yönüne alışkındım."

"Stuart bana çok yardım eden harika bir insan. Benim biraz yumuşak bir çocuk olduğumu ve Premier Ligde oynamak için desteğe ihtiyacım olduğunu fark etti. İlk aylarda Premier Ligdeki hızlı oyuna alışmakta zorluk yaşadım ama zamanla City beni daha komple ve agresif bir oyuncuya dönüştürdü."

2007'deki UEFA Kupası finalinde Riera takımı Espanyol için gol atmasına rağmen takımı penaltılarda Sevilla'ya yenilmekten kurtulamadı. O sene Danimarka'ya karşı İspanyol milli takımı formasını da ilk kez sırtına geçirdi ve 16 maç boyuna ülkesi için ter döktü.

2008 yazında iki ezeli rakip Liverpool ve Everton Riera için kapıştı ve İspanyol oyuncu transferin son günü 8 milyon pound karşılığında Anfield'in yolunu tuttu.

"David Moyes'le görüşüyordum ama aynı zamanda Rafa Benitez de etrafımdakilere benim karakterim hakkında sorular soruyormuş. En sonunda benen seçim yapmak zorunda kaldım ve doğru tercihi yaptığımı da düşünüyorum. Fernando Torres, Pepe Reina ve Xabi Alanso Liverpool'a gelip, kendileriyle oynamam için bana tavsiyelerde bulundu."

Benitez'in takımı zirve yarışı yaparken Riera da 40 maçta 5 gol atarak harika bir sezon geçirdi. Buna rağmen sadece iki maç kaybetmelerine karşın, yaşadıkları çokça beraberlik onları şampiyon Manchester United'ın 4 puan gerisinde kalmasına neden oldu.

Ertesi sezon işler tamamen değişti, Alonso Real Madrid'e gitti, kulübün sahipleri olan Tom Hicks ve George Gillet'le yaşanılanlar sıkıntıları arttırdı. 2009-10 sezonunda sadece 9 kez forma şansı bulan Riera'nın da kafası hiç rahat değildi.

"Herkes bize neden geçen sezon olduğu kadar formda olmadığımızı soruyordu ve ben dürüstçe bunun sebebinin geçen sezon her şeyimizi verip çok ufak bir farkla şampiyonluğu kaybetmek olduğunu düşünüyordum. Manchester United'in bir çok maçı son dakikalarda kazandığını hatırlıyorum, bu çılgınlıktı."

"İkinci sezonumda fiziksel olarak iyi değildim, kendi formumu yakalayamadım. Kariyerimin ilk iki sakatlığını yaşadım. Diz ardı kirişimi at plasentası ile tedavi eden Sırbistan'da bir terapist olan Mariana Kovaçevic'e gittim. Yeni bir tedavi yöntemiydi ve Premier Ligden bir çok oyuncu bu tedavi için Belgrad'a gidiyordu. Ama bu tedavi bende işe yaramadı, maalesef mucizeler gerçek olamıyor ve o sakatlık hala orada duruyor."

Benitez'in gözünden düşerken ve 2010 Dünya Kupasına katılma şansının da azalmaya başladığı bir dönemde Riera, Mart 2010'da Radio Marca'ya hocasının kendisine tavırlarını eleştiren bir röportaj verdi.

"O asla oyuncuyla konuşarak var olan problemi çözmez. Oyuncularla diyalogu tamamen sıfır. Eğer fiziksel yönden bir sakatlığın yoksa ve hafta boyunca iyi idman yapmışsan ama hoca sana bir şey demiyorsa, kişisel bir sorun olduğunu düşünmekten kendini alamıyorsun" diye konuşmuştu o günlerde.

Bunları duyan Benitez öfkeden çılgına dönerken, bir daha Liverpool forması giyemeyen Riera şimdi bu çıkışından dolayı pişman ve teknik adam olduktan sonra da yaşadıkları ona oyunculara farklı bir bakış açısı sunmuşa benziyor.

"Kendi adıma tamamen bir öfke patlamasıydı ama Rafa'ya karşı bir şey değildi. Oyuncular bencildir, her zaman oynaması gerektiğini düşünür ama teknik adam sadece 11 kişiyi kadroya yazabilir."

"Kararları sevmeyebilirsin ama onlara saygı duymalısın. Oyuncularıma da söylüyorum:' Takıma zarar verecek bir şey yapacağımı düşünüyor musunuz? Sizler gibi ben de kazanmak istiyorum"

"Rafa ile ilgili sadece iyi sözler söyleyebilirim. Beni Liverpool'a getirip, bu takım için bana oynama şansı veren kişidir, her zaman ona minnettar kalacağım."

İkili yıllar yıllar önce  savaş baltalarını gömdüler ve kaderin cilvesi Riera ile bu konuyu konuşurken, röportaj yaptığımız Innside Hotel'in restoranının kapısında Benitez belirdi. Anfield'ta Manchester United'la yapılacak efsaneler maçı öncesi eski oyuncusu Momo Sissoko ile bir kahve içmeye randevulaşmış ve Riera ile görüşmeleri ikilinin sıcak bir kucaklaşması ile başlayıp, röportajımıza ara vermemize neden oldu.

"Onu tekrar görmek harikaydı. En son kendisiyle Galatasaray'ın Napoli ile hazırlık maçı yaptığında karşılaşmıştık" diye ekledi Riera...

"Hoca olduktan sonra onu daha iyi anladığımı belirttim. Herkesi mutlu etmek imkansız. Her zaman elimden geleni yaptığıma saygı duyduğunu söyledi. Rafa dedi ki ' Bana inan Albert, sen takımda oynamadığın dönemde oynamayı hak etmediğin için değil benim her maçı kazanmayı istediğim içindi.' Ne zaman Rafa'yı görsem ona sarılırım ve yaptığım hata için özür dilerim"

"Liverpool'a son gelişimden beri 5-6 sene oldu ve şimdi burada olmak şahane. Bu efsaneler maçında eski arkadaşları görüp, Liverpool forması için çeşitli dönemlerde ter döken insanları tanımak ayrıca çok güzel. Bu büyük kulübün parçası olmak benim yaşadığın en muhteşem tecrübelerdendi"

Liverpool 2010'da yedinci sıraya inerken ve Roy Hodgson Benitez'in yerini aldı, Riera da Yunanistan'ın Olympiakos takımının yolunu tuttu. Orada da eski bir tanıdık Valverde onu karşılayacaktı.

"Batan bir gemiyi terk ediyorum" diye benim ağzımdan cümleler uyduruldu ama asla böyle bir şey söylemedim" diye yüksek bir sesle öfkesini dile getiren Riera "Eğer biri benim bu sözleri sarf ettiğim bir röportaj bulursa ona para ödeyeceğim. Ben böyle kötü sözler asla söylemedim." diye devam etti konuşmasına.

"Liverpool'da olduğum için her zaman Tanrıya şükrettim ama ayrılmanın zamanın geldiğini de biliyordum. Rafa gitti ve Hodgson farklı bir oyun tarzı istiyordu. Yeni hocanın yeni bir şeyler istediği gerçeğini kabul etmelisiniz."

Yunanistan'da şampiyonluk yaşana Riera'nin yeni takımı arka arkaya iki şampiyonluk yaşayacağı Galatasaray olacaktı. Türkiye'de bulunduğu süre içinde de Brezilyalı takım arkadaşı Felipe Melo ile antrenmandan sonra soyunma odasında yaptığı kavga ile gazete manşetlerinde adından çokça söz edildi.

"Melo soyunma odasında benim en iyi arkadaşlarımdan biri olmakla beraber, aynı zamanda komşumdu. Biriyle aran çok iyiyse bu tarz şeyler olabiliyor. Her arkadaş gibi şakalaşıp tartışıyorduk. Ve her ikimizin de çok hırslı olmasından dolayı sinirlerin gerildiği bir an oldu. Ben ona vurdum, o da bana vurdu. 10 dakika boyunca birbirimize bağırıp, birbirimizi tekmeledik. Ama bir kaç saat sonra karşılıklı oturup, bir kadeh şarap içip, birbirimizden özür diledik."

"İkimiz için de büyük bir tecrübeydi ve bir daha ikimiz de böyle bir şey yaşamadık. Bu olaydan çok şey öğrendik. Tanrıya şükürler olsun ki Galatasaray'da geçirdiğim süre boyunca harika bir takımımız vardı. Kazanamadığında zor zamanlar geçiriyorsun ve orada futbola karşı çok büyük bir tutku var. Orada sadece kazanmalısın, nasıl olursa olsun, önemi yok."

Riera 2014 ylında Udinese'ye bonservis ödenmeden transfer edildi ama çok kısa bir süre içinde "kardeş" takım Watford'a kiralandı. İtalya'ya döndüğünde Seria A'da oynama hayalleri darmadağın oldu.  Kasım 2014'te Udinese'nin Chievo maçı kampına katılmak yerine poker turnuvasına katıldığı bahane edilerek takımdan gönderildi.

"Bu beni çok üzdü çünkü yalandı. Ben asla ne antrenman ne de maç kaçırdım ama gazeteler böyle yazdı. Gerçek ise ben Udinese'ye imza attığımda onlar bana İtalya Futbol Federasyonundan lisans çıkaramayacaklarını belirttiler ama gerçek bu değildi. Onlar beni bonservis ödemeden aldılar ve beni başka bir yere satmak istiyorlardı. Bu sadece bir ay içinde oldu. Bana bir eşyaymışım gibi davrandıklarını hissettim."

 "Onlara cevabım 'Hayır' oldu ve daha önce Seria A'da oynamadığım için burada futbol oynamak istediğimi söyledim. Kulübün sahibi Giampaolo Pozzo bana benim sözleşmemi ödeyemyeceklerini ve sonlandırmak için görüşmeler yapmak istediğini söyledi. Şükürler olsun ki Watford'un başında olan oğlu Gino ile aram iyiydi ve aynı şirket içinde bir görevden başka göreve geçmek gibi İngiltere'ye gittim, orada harika zaman geçirdim."

"İtalya'ya geri döndüğümde kötü hiç bir şey yapmadım. Her zaman profesyonel davrandım. Gazetelerde casinoda olduğum için maç kaçırdığım yazıyordu ama ben orada takımdan bir çok arkadaşımla izin günümdeydim, Udinese ile aramda çok iyi ilişki yoktu ve bu gerçeği söyleyemeyecek kadar da utangaç değilim."

Mallorca'ya ikinci gelişten sonra, Slovenya'da Zavrc ve oyuncu menajer olarak Koper formalarını giyen Riera, ülkeyle de bağlarını güçlendirdi ve Temmuzda Olimpia Ljubljana'nın başına geçti.

"Tecrübelerimi aktarmayı seviyorum. Oyuncu olarak sen baş roldesin, saha içinde gol atıp asist yapmak için varsın. Teknik adam olarak bunları yapamıyoruz, ama biz de plan yapıyoruz. Sahada maçı seyrederken, çalıştığımız gibi oynadığımızı görünce çok büyük mutluluk duyuyorum. Teknik adamlığın oyuncu olarak aldığım hisleri vereceğini asla düşünmüyorum ama saha kenarında yine de büyük bir tatmin hissi yaşıyorsun."

2018'den beri Olimpija'nın arzuladığı şampiyonluğu yaşatmak taraftarı kuşkusuz mutlu edecektir ama bunun ötesinde ne var?

"Tabii ki hayalim günün birinde İspanya ya da Premier Ligde bir takım çalıştırmak ama futbolda ne çok ileriye bakmalısın ne de geçmişte yaptıklarınla yaşamalısın. Futbol bugün içindir. Ben işime odaklanıyorum ve hep birlikte gelecekte neler olacağını göreceğiz."

Röportaj The Athletic'ten çevrilmiştir.

17 Nisan 2022 Pazar

Allah Bana Sahip Olabileceğim Tüm Başarıları Verdi


 "Bir futbol adamı olarak, Allah bana sahip olabileceğim tüm başarıları verdi"

Fatih Terim

İmparatorun sarayı, İstanbul'un kuzeyinde boğazı gören bir tepenin üzerinde bulunuyor. Fatih Terim, Türk futboludur. İngilizlerin icat ettiği bu güzel oyunda onunla eş değer bir kişilik bulmak zor zira öyle biri de zaten yok. Özellikle son 30 yılda Türkiye'de futbolu o biçimlendiriyor, başka bir ülkede örneği bile yok.

Türkiye Milli Takımının üç defa hocalığını yaptı. 1954'ten beri ilk önemli turnuva olan Euro 96'ya kımızı-beyazlıları o taşıdı, ayrıca Euro 2008'de de yarı final gören takımın başında yine Fatih Terim vardı.

Türkiye'nin en büyük ve en başarılı takımı olan Galatasaray'ı dört kere çalıştırdı. Bu süre içinde Süper Ligi sekiz defa kazandı ki bu bir rekor, üç defa Türkiye Kupası sevinci yaşadı ve 2000 yılı UEFA Kupasında Arsenal'i yenip kupayı kaldırdığında da Avrupa'da kupa kazanan ilk Türk teknik adam olarak adını tarihe yazdırdı.

30 sene boyunca Fatih Terim, Türk futbolunun üzerinde parlıyor. 1997 ile 2000 yılları arasında müthiş bir şekilde kazandığı dört şampiyonluk sonrası Galatasaray taraftarı ona İmparator lakabını taktı. Ama, buna rağmen tüm itibarı üzerine almıyor. "Bir futbol adamı olarak, Allah bana sahip olabileceğim tüm başarıları verdi" diyor.

İmparator ile buluşmaya giderken, The Athletic ekibi olarak İstanbul'un "ölümcül" trafiğini hafife alınca, taksiden bir ön özür olarak kendisini aradığımızda, telefonun karşı tarafından gelen cevabı aktarıyoruz: "Şöföre Terim'in evine gittiğinizi söyleyin, kesinlikle geç kalmazsınız"

68 yaşında olan Terim'in krallığını yaşatmak için bu günlerde bolca zamanı var. Yeni başkan Burak Elmas'ın "Fatih Terim takımın başında üç yıl kalacak" sözünden sonra sezona felaket kötü bir başlangıç yaptıktan sonra ocak ayında dördüncü Fatih Terim dönemi sona erdi. Türk futbolunun öncüsü olan üç İstanbullu takımın finansal olarak zayıflamaya başlaması herkesin dilindeyken, Terim'e kulübün işleyişinde devrim yapacak zamanın verileceği bir proje sözü verilmişti kulüp yöneticileri tarafından.

Her şey bir yana, Terim 2019-20'de takıma 22. şampiyonluğu kazandırmış, 2020-21'de de bir golle Beşiktaş'a şampiyonluğu kaybetmişti. Galatasaray, ocak ayında 9 maçta tek galibiyet almış olarak 12. sıradaydı ve bu durum, takımın başında İmparator olsa da Galatasaray için kabul edilemezdi. Ayrıca, kulüp içinde ve taraftarlar arasında da Terim'in takımın başında kalıp kalması konusunda tartışmalar başlamıştı.

Terim kulüpteki güncel gelişmelerle ilgili konuşurken ihtiyatlı davranırken, öneride de bulunuyor: "Bu sezonun başında Galatasaray'da bir devrimin olması gerektiğine karar verdim. Kolay olmayacağını da söyledim. Benim beklediğim bir karar değildi. Şimdi fikren dinlenmek için zamana ihtiyacım var."

Oldukça dinlenmiş gözüküyor. Eski bir söz vardır, "İmparatorla bir kere karşılaşırsan, onu unutamazsın" diye, kulübün son genel kurulunda Burak Elmas yönetimi ibra edilmedi ve Nisan ayı sonunda yapılacak seçimle yeni başkan göreve gelecek. Onu görevden alan kişinin başkanlığını düşürmek için Fatih Terim'in çalıştığına dair herhangi bir söylem yok ama kulübün efsanesi ile yolları ayırmanın başkan Elmas'ın ibra edilmeme nedenleri arsında yer aldığı da şüphe götürmez bir gerçek.


Fatih Terim'den kısa cevaplar almayı beklemeyin, uzun uzun anlatma kapasitesine sahip ama kısa ve öz cevapladığı bir soru var: Galatasaray dışında başka bir Türk takımı çalıştırır mısınız?

 "İmkansız"

Terim, "ne olursa olsun geriye dönme" fikrinin savunucusu değil. Bir çok kişi için bu görüş yaşam felsefesi olarak benimsenirken, Terim için öyle değil. Peki neden sürekli Galatasaray'a dönüyor?

"Galatasaray tek yönlü bilettir. Başka bir Türk takımında çalıştığımı hayal bile edemiyorum. Aileye dönüş gibidir. Kulübüm beni ne zaman istediyse, asla hayır diyemedim. Galatasaray benim evimdir, benim ailemdir. Aileme ve evime geri döndüm."

"Geçmişte Galatasaray'a dönmeden önce yaptığım bütün görüşmeler çok kısaydı. Onlar "Hocam, sana ihtiyacımız var" derlerdi, ben de üzerinde yazan miktara bakmadan sözleşmeyi imzalardım. Top oynarken de bir çok takım beni istedi, hatta beş kat fazla ücret teklif etti ama ben Galatasaray'a imza attım."

"Bir kulübe ait olmak insana böyle hissettirmeli. Ben Galatasaray'a aitim ve bunu böyle gösteriyorum."


Fatih Terim, gerçek evi olan Adana'dan hayalindeki evine 1974'te göç etti. O senelerde lakabı İmparator değildi, tersi kulağa daha az maço gelen o yılların popüler televizyon karakteri olan Samantha'ydı. Bu da onun saha içinde yaptığı bir çok hareketin seyirciler gözünde sihre benzetilmesinden gelmekteydi.

Kariyerine iz bırakan çabuk öfkelenen karakteri ile sert bir orta saha topçusuydu ki bir maçta rakibine kafa atarken, başka bir müsabakada da hakeme tükürmüşlüğü vardı. "Kafadan ilk o dalardı, eğer bir arkadaşının kavgada yardıma ihtiyacı varsa, Fatih orada olurdu" diye anlatıyor çocukluk arkadaşı Ahmet Yaşar, Welcome to Hell (Cehenneme Hoş Geldiniz) kitabında.

Bir iş tartışması nedeniyle bir restoran sahibiyle damadı arasında çıkan kavgada yer aldıktan sonra 2017 senesinde Milli Takımdaki görevinden azledildi. Terim, damadına sorun çıkaran restoran sahibini telefonda aradı, karşılıklı görüşmeden memnun kalmayınca arabasına atlayıp, damatlarıyla birlikte 500 km yol yapıp, sorunu yüz yüze çözmeye gitti.

"O herifle telefonda konuştum ve yakışız bir cevap aldım" diyen Terim "Telefonu kapadım, pantolonumu giydim ve arabaya bindim" diye anlatmaya devam eder o mevzuyu. Türkiye Futbol Federasyonunda o günlerde basına gönderilen yazı ise şöyleydi: "Bazı futbol dışı olaylar Fatih Terim'i etkiledi. İki tarafın ortak görüşü yolları ayırmanın daha sağlıklı olacağı yönünde."


Terim, erkeklik kelimesinin açık ve öz bir örneği: saldırgan, otoriter, baskın, göğsünü göstermek için gömleğin düğmesi açık. The Athletic onunla buluştuğunda da iki düğme açıktı...

Welcome to Hell kitabının yazarı McManus'a göre Fatih Terim  saldırgan bir şekilde himayeci ve onuru için yaşayan bir "kabadayı" örneği olarak görülüyor. Terim bunu kabul etmese de restoran sahibiyle yaptığı kavga bu tanımı yapanları haklı çıkarıyor.

"Asla karakterimi değiştirmedim. Fatih Terim 50 sene önce Galatasaray'a geldiğinde neyse, şimdi de odur."

Fatih Terim Galatasaray'a orta saha oyuncusu olarak imza attı ama kısa zamanda defansif bir oyuncuya evrildi. Mevki değişiminin sorumlusunu açıklaması da oldukça şaşırtıcı bir gerçek: "Don Howe yüzünden mevkiimi değiştirdim." Terim Galatasaray'a geldikten kısa bir zaman sonra dönemin bir çok İngiliz futbolcusuna göre "en iyi teknik adam" olarak anlatılan Don Howe da İstanbul takımını çalıştırmaya başlar. "Ben orta saha oynuyordum ama Rapid Vien'le oynayacağımız bir Avrupa Kupası maçı öncesi Don bana geldi ve 'Fatih, libero oynuyorsun' dedi. O günden sonra futbola veda edene kadar libero oynadım."

Howe ve yönetiminde çalıştığı bir çok İngiliz teknik adamdan etkilenen Terim, bir bakıma bir İngiliz hayranı. "Howe, Malcolm Allison, Arthur Cox, Brian Birch: Bir çok İngiliz hocayla çalıştım."

Kendisini anlatırken kullandığı sevgi ve şefkat kelimelerine bakılırsa, Terim en fazla Allison'dan etkilenmiş. Röportajımız tercüman aracılığı ile yapıldı ama Türkçe konuşmasına rağmen "Big Mal (Malcolm Allison) dan alıntılar yapması oldukça tuhaftı.

Türkiye'nin Euro 96'daki maçlarından birinde iki elinde bastonla zor yürüyen Allison tarafından ziyaret edilmesi ile ilgili etkileyici bir hikaye anlattı. "Onun içeri girmesine izin vermediler, ben dışarı çıktım ve Allison'u soyunma odasına getirdim ve takıma dedim ki: 'Çocuklar bu benim hocam.' Çok duygulandı, neredeyse ağlayacaktı. 'Fatih seninle gurur duyuyorum' dedi, harika bir anıydı."

Allison'ın kız arkadaşıyla ilgili başka bir anıyı da hatırlıyor. "Adı Serena'ydı, bir Playboy yıldızıydı. Bay Allison, bir gece beni de kendisiyle beraber dışarı davet etti ama sabah kendimize gelmek için ekstra antrenman yapmak zorunda kaldık."

İngiliz hocalarından en çok ne öğrendi sorusuna cevabı netti: Disiplin. "Antrenman ve maçlarda öğrendiğim en önemli disiplin ve ciddiyetti. Ama saha dışında onlar oyuncularının rahat olmalarını isterlerdi."

"İster kar yağsın, ister hava dondurucu soğuk olsun onlar hep şort giyerdi. Soğuktan etkilenmezlerdi, başkaları çift eşofman, şapka, eldiven giyerken onlar şort giyerdi."

Terim'in çalışma odasında duvar boyunca yer alan devasa kitaplıkta bir çok ödül, fotoğraf, Euro 2008'deki Türkiye milli takımı otobüsünün replikası yanında Sir Alex Ferguson'un ilk otobiyografisinin iki örneği de yer alıyor.

"En önemli futbol adamlarından biri o, bir çok şey başardıktan sonra tabii ki onun hocalığı ve işleri ele alış şeklinden etkilendim."

Devamlılık ve büyük takımları çalıştırmanın gereklilikleri tartışması akla geliyor. Ferguson, United'ı 27 sene çalıştırırken, Terim hiç bir takımda bu kadar uzun süre kalmadı. "Türkiye'de bu imkansız, bu süre 50 seneye bedel burada"

Teknik direktörlük kariyerine Galatasaray'dan daha alt takımlarda başladı, önce Ankaragücü, sonra Göztepe. Daha sonra Sepp Piontek'in yardımcısı olarak milli takıma gelirken, aynı zamanda da u-21 takımını çalıştırdı. "Gazetelerde aktrislerle gördüklerinden farklı olarak yepyeni bir Türk futbolcu tipi yaratmak istiyorduk" diye açıklamıştı Piontek o günleri Guardian'a bir kaç sene evvel verdiği röportajda.

Piontek Türk Milli Takımından ayrıldıktan sonra u-21 ile yeni bir futbolcu nesli oluşturan Fatih Terim, A Milli Takımın başına geçti. Onun yönetiminde Türkiye Milli Takımı Euro 96'ya katıldı, her ne kadar oradaki üç maçını kaybetse de, Türk futbolunun yapısı değişti ve Şenol Güneş yönetiminde 2002 Dünya Kupasında yarı final gören takımın temeli atıldı.

Terim, Galatasaray'a döndü ve hemen tanrı oldu- dört şampiyonluk, üç kupa finali, UEFA Kupası zaferi. "O kulübün ruhu, o bazen baba, bazen de kardeş gibi bizim için" diye anlatıyordu hocasını Arif Erdem finalden önce.

O günlerde Fatih Terim yenilikçiydi- Galatasaray'ın oynadığı çılgın ve inatçı baskı oyunu bugün örneklerine sıkça rastladığımızdan farklı değildi. "Her zaman hücum etme anlayışına sahiptik ve rakibe onların sahasında basıyorduk. Maçlar esnasında bazen rakipler benim oyuncularıma '14 kişiyle mi oynuyorsunuz, bu baskıyı, bu gücü anlayamıyoruz" diyorlardı. Bu anlayışı sahaya koyan çok az takım vardı. Şimdi bir çok hoca bu oyunu istiyor oyuncularından." 

"Bu büyük kulüplerin ihtiyaçları çok farklı." diye devam eder Terim sözlerine "Euro 96'dan sonra Galatasaray'a geldim. Bazı yerlerde Şampiyonlar Ligine katılmak bir başarıdır, ya da ligi ikinci bitirmek başarıdır. Ama Galatasaray'da tek başarı birinciliktir."

"Bir kere şampiyon olduktan sonra işler daha da zor. Büyük kulüpte çalıştığın her gün, işler daha da zorlaşıyor. Asla maç kaybetmemelisin, her zaman gelişmelisin, başarıyı sürdürmek çok daha zordur. Aynı şeyleri yapmayı sürdüremezsin, bazı şeyleri değiştirmelisin."


The Athletic, Terim'e Davor Suker ve Patrick Vieira'nın Arsenal adına penaltı kaçırıp Popescu'nun penaltısı ile kazandıkları UEFA Kupası finalini sordu ama Terim'in hatırladığı başka bir şey vardı: 

"Arsenal'den önce Leeds hakkında konuşmak istiyorum." Yarı finaldeki Leeds United maçından bir gece önce Chris Loftus ve Kevin Speight adlı iki Leeds taraftarı İstanbul'da bıçaklanarak hayata gözlerini yummuşlardı. Olayın neden olduğu asla tam olarak açıklanmasa da Terim üzerinde psikolojik izlerinin kaldığı ve onu etkilediği hala gözükmekte.

"Maçı kaybetmiş olmak ve bu iki taraftarın yaşaması benim için daha iyi olacaktı. Her zaman bu iki Leeds taraftarını düşünüyorum. Umarım huzur içinde uyurlar."

2000 yılında İtalya'ya gitti, önce Fiorentina sonra da Milan'da görev aldı. Serie A'da çalışan ilk Türk teknik adam oldu ama işler istediği gibi gitmedi: Fiorentina'da popülerdi ama başkan Cecchi Gori ile anlaşamadı, Milan'da da sadece 15 maç takımın başında kaldı. "Kurallara takmayan, oldukça ilginç bir kişilikti" diye yazar Andrea Pirlo kitabında. "Öğle yemeklerine geç kalır, resmi toplantılara kravatsız katılır ve Biri Bizi Gözetliyor'u izlemek için işleri erken bitirir."

İngiltere'ye gelmesi için olanaklar vardı. Bobby Robson Newcastle'ı bıraktıktan sonra Fatih Terim'i önerdi. Diğer kulüpler de onunla iletişime geçti ama tekliflerin hiç biri olgunlaşmadı. Luis Felipe Scolari'nin Chelsea günleri de son bulurken, şöyle bir başlık vardı gazetelerde: "Sen tam bize göresin, Fatih"

Eve geri döndüğünde, çok az kişi onu sorguladı. Sadece tek bir takımı çalıştırmış hoca olarak popülerliği kimseyi şaşırtmazken, onu sevmeyenlerin bile ona saygı göstermeleri de dikkatlerden kaçmıyor.

İtalya'dan döndükten sonra, sadece Galatasaray ve Türkiye milli takımını çalıştırdı, ikisi arasında 20 yıl boyunca mekik dokudu, 2013'te kısa bir süre iki takımda aynı anda görev yaptı.

Peki hangisi daha zor? "Milli takım tabii ki, zira bütün bir ulusa karşı sorumlusun. Senin renklerin kırmızı-beyaz, sarı-kırmızı değil. Herkes seni eleştirecektir, zaten bunu da doğal olarak hissediyorsun."

"Galatasaray'da sadece Galatasaray taraftarına karşı sorumlusun. Her zaman bu sorumluluğu hissediyorum ama baskıdan etkilenmiyorum. Baskıdan dolayı asla omuzlarımı yere eğmiyorum."

Terim'in günümüz futboluna ayak uyduramadığı, onun zamanının geçtiği yönünde algılar var. Terim'in sadece teknik direktör olmak yerine takımın herşeyiyle ilgilenmek istemesi gibi modası geçmiş düşüncesini ele aldığımızda bundan haklılık payı da görebiliriz. Ama, Terim sürekli kendini geliştirdiği konusunda ısrarcı ve ortaya koyduğu fikirlerle ( ki bu yüzden kulüpten gönderilmemesi gerektiğini düşünüyor) yenilikçiliğe ne kadar açık olduğu konusunda ısrarcı.

"Teknik direktörlüğe ilk başladığımda benden daha yaşlı oyuncuları çalıştırdım. Şimdi oyuncularım benim çocuklarımdan daha genç. Futbol asla yerinde saymıyor, her gün değişiyor, özellikle de yoğunluğu ve ritmi. Bir çok takım savunmadan oyunu kurmayı denerken, pas oyunu da gittikçe önem kazanıyor."

"Oynamak isteyen takımların çağı şimdi. Eskiden, rakibi durdurmak çok populerdi ama şimdi seyirci böyle maçları seyretmek istemiyor. İnsanlar topun oyunda olduğu kafa kafaya oynanan sert maçlar seyretmek istiyor. Rakibini oyun tarzınla yok etmelisin."

Her ne kadar şimdi oyunun yenilikçi tarafının ön planında olmasa da, onun Türk futbolunu nasıl etkilediğine dair çarpıcı bir grafik var: Süper Ligde görev alan yirmi teknik adamdan onu ya Terim'in futbolcusuydu ya da yardımcılığını yaptı. Ayrıca görevini bırakan 7 hocayı da bunlara ekleyebiliriz, ya da onunla beraber oynayan Mustafa Denizli, milli takımda öğrencisi olan Hamit Altıntop, u-21 takımının hocası Tolunay Kafkas... Listeyi uzatabiliriz de...

Peki bundan sonrası İmparatoru ne bekliyor? "Açıkça söylemek gerekirse karar vermedim. " diye cevaplıyor Fatih Terim. "Yakında bileceğim ama şimdilik bilmiyorum." Galatasaray değişiyor ve söylenilenlere göre başkan adaylarından hiç biri onu geri getirmek istemiyor. Onu yabancı bir ülkede bile olsa, başka bir takımda düşünmek çok zor. Milli Takımın hocası Stefan Kuntz ve her ne kadar Dünya Kupasına katılamasa da görevinde kalacağı düşünülüyor.

Galatasaray kulübü başkanlığı konusunda sık sık adı geçiyor ama Terim bu göreve pek sıcak bakmıyor. Türkiye Futbol Federasyonu başkanlığına adaylığını koyacağı konusunda görüşler var ama The Athletic'e göre bu haberler de doğru değil.

O geri dönecek mi? The Athletic bu soruyu bir Türk gazeteciye sordu ve cevap vurgulayıcıydı: "O her zaman geri döner."

Evinin arkasında bir ödül odası var, daha düzgün bir müze yapılırken oraya yığılmış bir çok kupalar, madalyalar, ödüller ve hatıralar. Kolleksiyonerleri ağlatacak kadar fazla forma göze çarpıyor. Tarihi bir çift sarı-kırmızı ayakkabı bile var. Ayrıca Fiorentina günlerinden Francesco Toldo'nun hediye ettiği The Godfather filminin bir DVD'si de dikkatimizi çekiyor.

Bunlar büyük bir kariyerin fiziksel kanıtları ama nesnelerden de öte, eğer bundan sonra takım çalıştırmasa da, Terim arkasında çok daha büyük izler bıraktı.

"Benim için kazanmış olduğum kupalar ve başarılardan daha önemlisi Türk futbolu için bir miras bırakmış olmaktır. Oyun, oyuna bakış açısı, teknik direktör olarak bir hayat. Bu benim en gurur duyduğum an olacaktır. İnsanların bana duyduğu sevgi paha biçilmez."

Bu makale The Athletic'ten tercüme edilmiştir.


26 Kasım 2020 Perşembe

Futbol Topuna Teşekkürler


Gelişiyle bizden Kobe Bryant'ı alan 2020 yılı gider ayak başka bir efsaneyi de bizden koparmış oldu: Diego Armando Maradona bu gece kalp krizi nedeniyle hayata gözlerini yumdu. Futbol dünyası bu acı haberle sarsılmışken, Arjantin'in Ole gazetesi 15 sene öncesi Maradona'nın kendi kendisiyle yapmış olduğu bir röportajın son anlara çekmiş dikkatleri. Röportajda soru soran Maradona, cevaplayan Maradona'ya ölümüyle ilgili bir konu açıyor ve şöyle bir diyalog ortaya çıkıyor:


Cevaplayan Maradona: "Torunlarımla yaşlanmak benim için huzurlu bir ölüm olacaktır."

Soru Soran Maradona: "Cenazede Maradona'ya bir kaç kelime söyleme şansın olsaydı, ona ne derdin?"

Cevaplayan Maradona: "Hahaha, ne mi söylerdim? Ve bana bunu soruyorsun?

Soru Soran Maradona: "Bu konuyu sen açtın, ben ölümden bahsetmedim, konuyu açan sendin"

Cevaplayan Maradona: " Futbol oynadığım için teşekkür ediyorum, çünkü bana en fazla mutluluğu, özgürlüğü veren spordu, ellerimle gök yüzünü tutmuş gibi hissediyordum top oynarken. Futbol topuna teşekkürler. Evet, mezar taşıma : "Teşekkürler futbol topu" yazardım.

15 Kasım 2020 Pazar

Bruno Akrapoviç Röportajı

 


Lokomotiv Plovdiv ile iki sene üst üste Bulgaristan Kupasını kazanan ve bu sene de Süper Kupa'yı müzesine götüren Boşnak teknik direktör Bruno Akrapoviç, Plovdiv'ten ayrılıp CSKA Sofya'ya imza attıktan sonra TV+ kanalına ilk röportajını verdi. Kırmızı-beyazlıların çiçeği burnunda hocasının görüşlerini u/M blog okurları için çevirdik:

- CSKA'daki göreviniz için sizi tebrik ediyoruz sayın Akrapoviç, ne kadar zamandır bu teklifi düşünüyordunuz?

"Her teknik adam gibi geleceğimi düşünüyordum ve bana yapılmış herhangi bir teklif yoktu. CSKA Sofya, perşembe gecesi Young Boys'la UEFA Avrupa Ligi maçı yaparken, devre arasında bana bir teklif geldi. Düşündüm, konuşmam gereken kişilerle konuştum ve teklifi kabul ettim."

- Yani CSKA'nın maçını izlerken teklifi mi düşünüyordunuz?

"Tabii ki. Kendi kendime nasıl hissedeceğimi düşündüm ve atacağım adımın benim geleceğim için olumlu olacağına karar verdim. Şimdi de eminim ki her şey çok güzel olacak."

- CSKA yönetimi görüşmelerde sizin aklınızı nasıl çeldi?

" CSKA yönetimi benim aklımı çelmedi, beni etkileyen şu dört harf oldu- CSKA... Böyle bir takımın başına geçmek hiç de kolay değil, taraftarın ve yönetimin sizden ne beklediğini biliyorsunuz ve ben de onlara nasıl yardımcı olacağımı çok iyi biliyorum. Bay Ganchev benimle oldukça ciddi bir şekilde konuştu ve gördüm ki ikimizin de hedefleri aynı doğrultuda."

- CSKA'nın şu anki takım kadrosu hakkında düşünceleriniz nelerdir?

"Büyük takımlarla kafa kafaya oynayabilen bir çok yetenekli oyuncuya sahip. Basel ve Roma maçlarında bunu gösterdiler. Daha da iyisini yapabileceklerini biliyorum."

- Bu sezon Lokomotiv Plovdiv'in başındayken CSKA'yı 2-1 yendiniz. Rakibi analiz ederken, CSKA'nın hangi zayıflıklarını gördünüz?

"Eski teknik adamlar ve onların çalışma prensipleri hakkında konuşmak istemiyorum, ben rakibe pek bakmam, ben oyuncularımla ilgilenirim. Onlara sahada herşeylerini göstermeleri için güven veririm. Her iki takımın da kapasitelerini biliyorduk ama eğer kazanma arzun ve isteğin varsa, çok başarılı olabilirsin, CSKA'nın Roma karşısında yaptığı gibi, o maçta CSKA kolayca maçı da kazanabilirdi."

-CSKA'nın oyununda neyi değiştirmek istiyorsunuz?

"Daha fazla özgüven, daha fazla özgürlük ve daha fazla atak futbolu seyrettirmek istiyorum."

- Bu sezon CSKA'nın en beğendiniz maçları hangileriydi?

"Basel'e karşı harika bir maç çıkardılar. Avrupa Ligi gruplara kalırken kazanıp, herkesi etkilediler."

- Bir taraftar olarak CSKA'da en çok beğendiniz oyunclar kimlerdi?

"Thiago ve Ali Sow'u beğeniyordum. Ayrıca Zanev, Mazikou, Keita, Sankhare, Ahmedov, Galabov, Antov, Jedderson çok iyi topçular. Umarım herhangi birini unutmamışımdır."

-Kış transfer sezonu yaklaşıyor. CSKA orda ne kadar aktif olacak?

"Bu bana ve oyunculara bağlı. Eğer onlardan istediklerimi yaparlarsa, eğer CSKA'ya layik bir performans gösterirlerse, değişiklik yapmaya ihtiyacımız olmayacak. Eğer olursa, bir şeyler yapacağız tabii..."

-Lokomotiv Plovdiv'ten oyuncu alma şansınız nedir?

"Bu konuyu hiç düşünmedim. Onların kendi oyuncuları ve kendi planları var. Herkes kendi oyuncusu hakkında kendisi karar verir."

- CSKA'da bir çok hücum oyuncusu var, sizce bu bir avantaj mıdır yoksa dezavantaj mı?

"Her ikisi de olabilir, sizin bakış açınıza bağlı olarak değişir. Eğer atak oynarsanız ve 5 oyuncu değişikliği izni varsa, sizin için çok büyük bir avantaj olur. Ama daha fazla oynamak isteyen mutsuz oyuncular da olabilir. Bütün herşey takımla, teknik adamın çalışması ve oyuncuların disipliniyle alakalı."

-Bir maç öncesi oyuncunuza onun kadroda olmadığını ya da yedek bekleyeceğini nasıl açıklıyorsunuz?

"Onun kötü olmadığını ama benim başka planlarımım olduğunu söylüyorum. Oyuncu kalitesi ile ilgili bir durum değil, benim fikirlerimle ilgili bir olay bir topçunun yedek kalması. Oyuncu bana idmanlarda onsuz olamayacağımı göstermeli ki ben de onu kadroya yazayım."

-CSKA'nın en büyük hedefi şampiyon olmak, bu sezon bunu başarabilir misiniz?

"Herşey mümkün. Bu bir yandan bize bağlıyken, bir taraftan da rakiplere bağlı. Eğer başarılı olabileceğimize inanıyorsa, şampiyon olmak için herşeyi deneyeceğiz."

-Ludogorets'i yendiniz. Onları uzun lig yarışında yenmek mümkün mü? Onların zayıf yanlarını gördünüz mü?

"Her takımın zayıf tarafları vardır. Lokomotiv Plovdiv, Ludogorets'e zayıf taraflarını gösterdi. Takımının güçlü taraflarını bilirsen, rakibin zayıf yönlerinden istifade edebilirsin."

- Lokomotiv, CSKA'ya ne kadar zorlu bir rakip olabilir?

"Lokomotiv kaliteli oyunculara sahip bir ekip. Bu oyuncuları seçen ve bir araya getiren bir kişi olarak onların yeteneklerini çok iyi biliyorum. Gerçekten ne kadar özel oyunculara sahip olduklarını biliyorum. Aldıkları sonuçlar tesadüfi değil. Belli bir plan ve program dahilinde çalıştık ve başarılı da olduk."

- CSKA, Avrupa Ligi gruplarında üç maç daha oynayacak. CSKA'nın gruptan çıkabileceğini düşünüyor musunuz?

"Eğer yapılacak bir şeyler varsa hala, biz bu şansı çöpe atmayacağız. Herkesi mutlu etmek için elimize gelen bütün şansları sonuna kadar kullanacağız."

- Ligde ilk maçınız Levski Sofya'ya karşı olacak, böyle bir derbiye nasıl başlayacaksınız?

"Üç puan için saldıracağız. CSKA'nın tek amacı bu olacak"

- Maç ilk defa seyircisiz olacak. Boş tribünlere bakış açınız nedir, sadece Bulgaristan'da değil, neredeyse bütün dünyada?

"Hocalar, oyuncular ve taraftarlar için berbat bir duygu. CSKA-Levski büyük bir derbi ve stadyumda hiç kimse olmayacak. Eğer yıllar önce böyle bir şeyi biri sizi söylese, onun normal olmadığını düşünürdünüz. Lakin, günümüzde durum bu ve malesef bunu kabul etmek zorundayız. Hiç kimse için kolay değil ama biz elimizden gelenin en iyisini yapacağız."

- Lokomotiv ile Levski'yi çok defa yendiniz. Mavilere karşı oynamak nasıl bir strateji gerektiriyor, ne tür bir rakipler?

"Çok şey değişti, bir çok oyuncu takımdan ayrıldı. Biri CSKA derbisi, öteki ise ligde sıradan bir Lokomotiv maçı onlar için. Her şey motivasyonla ilgili ve şimdi bizim amacımız üç puana konsantre olmak ve derbi dışında başka şeyi düşünmemek."

- Lokomotiv'deyken büyük maçların büyük hocası olarak nam saldınız. Siz de böyle olduğunuzu düşünüyor musunuz?

"Hayır, öyle olduğumu düşünmüyorum, Plovdiv'teyken yapmış olduğumuz bütün çalışmaların ürünü bu. Bu işlerin ne kadar zor ve baskı getirdiğini bir tek ben biliyorum. İşini iyi yapmak ve kendinle barışık olmak harika bir duygu."

- Lokomotiv'le üç kupa aldınız ve bütün bu maçlarda, Botev, CSKA ve Ludogorets, siz favori değildiniz. Kazanmayı nasıl başardınız?

"Bir final maçında eğer bir takım favori olmadığını düşünüyorsa, bu çok yanlıştır. Motivasyon, adrenalin, istek. Takım o zaman kazanmak istiyordu ve kazandı. O kadar."

- Oldukça sert disipline sahip olduğunuz söyleniyor. CSKA'lı oyuncular sizden korkmalı mı?

"Hayır. Disiplin denen olgu oyuncuların kendilerini anlamaları, hocalarının isteklerini bilmeleri ve kulübün kurallarına uymalarıyla ilgili. Eğer idmanın 8de olduğunu söylersek, bu disiplin değil, antrenmanın planlanmasıdır."

- CSKA, sizin kariyerinizdeki en büyük kulüp. Çalışmaya başlamadan aklınızda herhangi soru işareti var mı?

"Eğer aklımda endişe varsa, bu Bulgaristan'ın en iyi takımıyla ilgili değildir. Yeteneklerimi gösterebileceğim bir işi yaptığım için mutluyum ve aklımda da herhangi bir korku ve endişe yok."

- Son yıllarda, CSKA sıkça hoca değiştiren bir kulüp, çok uzuyn süreli görev yapamayacağınızı düşünüyor musunuz?

"Daha fazla kalacak birinin gelmesi için bu bir neden. Ben doğru kişi olduğumu düşünüyorum"

- Neredeyse bütün futbolculuk kariyeriniz Almanya2da geçti. Bir gün bir Bundesliga takımı çalıştırabileceğinizi hayal ettiniz mi?

"Herkes iyi bir kariyerin hayalini kurar. Eğer sonraki adım Bundesliga'ysa herkes mutlu olur. Ama ben bu kadar ilerisini ve geçmişi düşünmek istemiyorum. Ben sadece önüme bakıyorum."

- CSKA sizin gibi bir hoca için sıçrama tahtası olabilir mi? Sizin ne kadar hırslı bir hoca olduğunuzu biliyoruz ve CSKA tarihinde de yurt dışına giden bir çok Bulgar futbolcu var.

"Burada bir yanlış yapılıyor, ben CSKA'yı çok, çok büyük bir kulüp olarak görüyorum. Takımı sıçrama tahtası olarak görmek pek hoş bir tabir değil. Burada olmak oldukça eşsiz bir duygu ve ben burada çalışmaktan keyif alıyorum. Ben kulübü bir şeylerin arasındaki bir adım olarak görmüyorum, tam tersi harika bir şans olarak görüyorum. Burada olmaktan mutluyum."

- Üç sene içinde Bulgar futbolu hakkında ne öğrendiniz?

"Bir şeyler başarmak için futbolcular adına oldukça çnemli olan taktik antrenmanlar kadar sizin motivasyon ve isteğe de gerek duyduğunuzu öğrendim. Bu bir çok şeyi değiştirebilir."

- Bulgaristan'ı seviyor musunuz?

"Evet, hem de çok"

-En fazla neyini?

"Doğasını... İnsanlarını da. Harika yerlerde gezmeyi seviyorum. Boş zamanım olduğunda yürüyüş yapmaktan çok zevk alıyorum".

-2017'de Lokomotiv'in teklifini nasıl kabul ettiğinizi hatırlıyor musunuz?

"Hem de çok iyi"

-Peki nasıl oldu?

"Beni Hırvatistan'dan çok iyi tanıyan İvaylo Petev vasıtasıyla oldu. Teklifi bana iletti ve ben de Plovdiv'e gelip, yetkililerle konuşabileceğimi söyledim. İlk buluşma Sofya'da oldu ve çok çabuk kafalarımız uyuştu."

-CSKA'ya gideceğinizi duyduğunda Hristo Krusharski'nin tepkisi nasıl oldu?

"Çok mutlu değildi."

- Lokomotiv taraftarının bir kısmı sizi alkışlarken uğurlarken, bir bölümü de sizi hain olarak yaftaladı. Eski takımınızın taraftarına ne söylemek istersiniz?

"Neler yaşadığımı sadece ben biliyorum. Beni anlamalarını beklemiyorum zira anlayamayacaklar. Lokomotiv taraftarına, hem bana tükürenlere hem de bana başarı dileyenlere,  onları çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Son olarak onlardan gözlerini kapayıp, ben ve üç kupa ile ilgili güzel şeyleri düşünmelerini istiyorum. Sonra gözlerini açıp, istediklerini yapabilirler."

- Siz kelimenin tam anlamıyla "Dünya İnsanısınız". Hırvatistan, Makedonya, Almanya, Cebelitarık,Bulgaristan'da çalıştınız. En çok nereyi sevdiniz?

"Bulgaristan"

- Şu an Bulgaristan'da çalıştığınız için söylemiyorsunuz bunu değil mi?

"Hayır, dediğiniz gibi bir çok yerde çalıştım ama buraya çok alıştım. Dili,m dilinize yakın, Bulgarca da öğrenmek istiyorum. İnsanlara kendime olduğu gibi saygı duymak istiyorum. Ve başarılı bir yönde ilerlemek."

- Kariyerinizde en çok hangi hocanın etkileri var?

"Wolfgang Frank ve Josip Kuze, Mainz'in iki hocası ki Kuze maalesef hayatını kaybetti. Ayrıca Ede Geier, Felix Magath ve Hermann Gerland gibi hocalardan da çok şey öğrendim."

- Ve şu anda Dünya'da en fazla beğendiğiniz hoca ki?

"Tottenham'la oynamadan önce, Pep Guardiola olduğunu zannediyordum ama maçtan sonra Mourinho'yu çok beğendim. Onunla konuştuktan sonra, oldukça alçak gönüllü olduğunu da gördüm. Evet Jose, ünlü ve özel ama aynı zamanda da bizim gibi sıradan bir kişi. Kendisini çok sevdim ve hayatında başarılar diliyorum."


- Mourinho'nun sizden 10 metre uzakta takımını idare ettiğini görünce ne hissettiniz?

"Onun da bir insan olduğunu düşündüm. Ona ilk olarak ne söyleyeceğimi soran bir arkadaşıma şöyle bir espiri yaptım: Ben Bruna, peki sizin adınız ne?

- Eğer Lokomotiv, Tottenham'ı yenseydi, şu anda Bulgaristan'da bir hoca olur muydunuz?

"Evet, neden olmasın. Büyük maçlardan çok şey öğrenildiğini biliyorum ama ayaklarınız da yere sağlam basmalı. Öğrenmeye devam etmeli ve bildiklerinizi oyuncularınıza aktarmalısınız. Öncelikle yaptığım işimi seviyorum ve sahaya çıkınca herşeyi unutuyorum. Oyuncularıma bildiklerimi verip, özel bir şeyler yapmayı seviyorum. Bazen de başarılı oluyorum."

-Mourinho dışında, Jurgen Kloop'la da buluşmalarınız oldu. Onlardan bahseder misiniz?

"Jurgen Kloop eşşiz bir hoca ve insan. Aynı hocalar bizi çalıştırdı."

-Yan yana , birlikte oynadınız, değil mi?

"Evet, üç yıl birlikte oynadık ve aynı hocalardan bir şeyler öğrendik. Onun ve benim oynattığım futbol tarzı Josip Kuze'den geliyor. Ben çok fazla bir şey yapamadım belki ama Kloop başardı.

-Mainz'te birlikte olduğunuz döneme dönersek, Kloop nasıl bir futbolcuydu?

"Çok sinirli. Nasıl ki şimdi saha kenarında oyuncularına bağırıyor, oynarken de öyleydi. Eğer bir pozisyon kaçırırsa, damarları patlayacak gibi olurdu, kalkar ve herkese bağırırdı."

- Bulgaristan'a gelmeden önce Bulgar futbolu hakkındaki izlenimleriniz nelerdi ve şimdi neler düşünüyorsunuz?

"Bulgaristan'a gelmeden önce, Bulgar futbolu hakkında bilgiye sahip değildim."

-Ama Bulgar takım arkadaşınız vardı, Tsanko Tsvetanov?

"Evet, hatırlıyorum. Bulgarları çok sevmişimdir. Vesselin Gerov benim çok iyi arkadaşımdı, Tsanko Tsvetanov da her zaman gülerdi, hep neşeli bir havası vardı. Bulgaristan'dan sadece onları tanıyordum, diğer kişileri buraya gelince tanıdım. Bulgaristan'ı seviyorum.

- Bulgaristan'da kaç arkadaşınız oldu?

"Bir çok, bana başarı dileyen bir çok gerçek dostum var. Onlara buradan da teşekkür etmek istiyorum".


Blog Widget by LinkWithin