26 Ocak 2022 Çarşamba

Lanetlenmiş Takım Torino


Italya Serie A'yı yakından takip edenler için aşağıda yazacaklarım pek yeni bilgiler olmayacaktır ama sadece ateşli derbiler olduğunda İtalya'ya göz atanlar ve Torino'yu Hakan Şükür transferi sonrası "Torinolu Şaban"la tanıyanlar için Torino kulübünün başına gelenler oldukça ilginç gelecektir. Bugün Romanya basınını gezerken karşıma çıkan bu derleme haberi ultras/Movement blog okurları ile de paylaşmak istedim.

Yaklaşık 116 yıllık tarihinde Torino taraftarları "altın jenerasyonun" uçak kazasında yitip gittiğine, takımın yıldız topçusunun gelecekteki kulüp başkanı tarafından araba kazasında öldürülmesine, takım kaptanının 37 yaşında hayata gözlerini yummasına ve takımın iflas etmesine şahitlik ederken, bütün bu felaketlere rağmen kulüp her seferinde küllerinden doğmasını bilmiştir. Bu sebeple kendi taraftarları arasında "boğalar" diye anılan Torino'ya bir çok futbolseverin ise "lanetlenmiş" takım lakabı takması boşuna değildir.


1940ların ortasında, 1943 ile 1949 seneleri arasında kazandığı beş şampiyonlukla Torino, İtalya futbolunu domine ederken, Valentino Mazzola da "Grande Torino"nun sahadaki lideriydi. Güzel bir hikayeye başlanmış ve büyüleyici bir sonla bitmesi beklenirken, mayısın dördü, 1949'da Altın Jenerasyon için kitabın sayfası açılmamak üzere kapanır. Portekizli Xico Ferreira'nın jubilesi için Benfica ile oynadıkları dostluk maçından eve dönen Torino takımını da taşıyan Fiat G212 uçağı şiddetli fırtınanın da etkisiyle Torino yakınlarındaki Superga tepesinde bulunan basilikanın duvarlarından birine çarpar ve düşer.  İçlerinde 18 futbolcunun da olduğu 27 yolcu, uçak pilotlarıyla birlikte hayatlarını kaybeder. Il Grande Torino takımı devlet töreni ile uğurlanırken, o efsanevi takımdan geriye sakatlığı nedeniyle Portekiz'e götürülmeyen Sauro Toma kalır. Bu feci kazanın iki gün sonrasında İtalya Futbol Federasyonu Torino'yu şampiyon ilan ederken, ligin geri kalan haftalarında en iyi oyuncularını kaybetmiş Torino'ya karşı rakipler genç oyuncularıyla sahaya çıkarlar...

Bu trajedi bir dönemin kapanması anlamına gelirken, uçak kazasından 10 yıl sonra Torino tarihinde ilk defa Serie B'ye düşer ama oradaki misafirliği kısa sürer ve ertesi sene tekrar Serie A'ya döner. Takım geçen yıllarla birlikte yaralarını sarar ve Gigi Meroni'yi transfer etmeyi başarır.

Gigi Meroni sergilediği performansla takımın yıldızı olur ve taraftarına önceki şampiyonluklara ek olarak yeni bir "scudetto" hayal ettirir. 12 Mart 1967'de Boğalar, son üç sene kendi evinde kaybetmeyen Inter'i Giuseppe Meazza'da mağlup ederler ve 24 yaşındaki futbolcu galibiyet golüne imza atar.

Çok konuşulan Inter galibiyetinden yedi ay sonra takımın yıldızı "La Farfalla Granata" (Bordo Kelebek) diye çağrılan Gigi Meroni, Torino'nun iç sahada kazanırken kırmızı kart gördüğü Sampdoria maçından sonra takım arkadaşı Fabrizio Poletti ile şehir merkezinde bir şeyler yemeye giderken, Fiat 124 Coupe'nin altında kalır. Fabrizo Poletti kazayı hafif atlatırken, Gigi Meroni çarpmanın etkisiyle başka bir araca da çarpar ve kazadan saatler sonrası hastanede hayatını kaybeder. Torinolu futbolculara çarpan aracın sürücüsü 19 yaşında Torino taraftarı ve Meroni'nin büyük bir hayranı olan Attilio Romero'dur. Polisin olay yerinde yaptığı inceler sonrası genç taraftar hatasızdır zira iki futbolcu gerekli önlemleri almadan karşı karşıya geçtikleri için suçlu bulunurlar. Attilo kazanın şokunu zor atlatır ama bu onun Torino tarihi ile ilk kesişmesi olmayacaktır. Rastlantının böylesi, 1949'daki kazadaki uçak pilotunun adı da Pierluigi Meroni...


Gigi Meroni, takım kaptanı Giorgio Ferrini'nin yedeğiydi ve kaptanın da gayretleriyle Torino bu "kabusu" da atlatır ve 1968 ile 1971 yıllarında iki defa İtalya Kupasını kazanır. 1974-75 sezonun bitiminde Ferrini futbolu bırakır ve takımın teknik kadrosuna katılır. Ertesi sene Torino ezeli rakipleri Juventus'un önünde Seria A'yı kazanırken, taraftarlarının sevinci pek uzun sürmez zira 27 Ağustos 1976'da Giorgio Ferrini beyin kanaması geçirir. Bir sürü ameliyat sonrası eski kaptan 37 yaşında hayata gözlerini yumar.


1990ların ilk dönemlerinde, Torino alt yapısından pırıl pırıl bir genç çıkar: Gianluigi Lentini. Bu yetenekli topçunun katkılarıyla Torino, 1992'de UEFA Kupasında finale kalır ama Ajax'a kaybeder. Böyle bir genç futbol simsarlarının radarından kaçmaz ve 92 yazında  14 milyon dolar gibi rekor bir ücretle San Siro yolunu tutar. Lentini de Torino'nun havasını koklamış, suyundan içmiştir de "lanetli" şehrin talihsizlikleri onu da bulur: 1993 senesinde 24 yaşındayken ciddi bir trafik kazası geçirir. Kaza sonrası komaya girer, İtalyan basını futbol hayatının bittiğini yazar da Tanrı Lentini'ye bir şans daha verir, iyileşir, hastaneden çıkar, futbol sahalarına bile döner ama hafıza ve görme sıkıntıları peşini bırakmaz, eski "çalımlarını" atamaz ve sırasıyla önce Milan'dan Atalanta'ya, oradan da evine Torino'ya döner ve 2000-2001 sezonunda takımının tekrar Serie A'ya çıkmasına yardım eder.


Gigi Meroni'ye çarpan arabayı kullanan Attilio Romero ile Torino'nun yollarının bir kez daha kesişeceğini belirtmiştik. Yapmış olduğu kazanın travmasını zorlukla atlatan Romero, üniversiteyi bitirdikten sonra Fiat'ın basın ofisinde işe girer, bir bakıma Gianni Agnelli'nin sözcüsü olur. 2000 yılında şirketteki görevinden ayrılan Attilio Romero Torino kulübünün başkanı olur. Kulübün sahibi Francesco Cimminelli'nin biriken borçlarıyla boğuşan kulüp, 2002-2003 sezonunda Serie B'ye düşer. İki yıllık çaba sonrası Torino tekrar Serie A'ya çıkma hakkı kazanır ama borçlardan dolayı bu hak ellerinden alınır ve Romero 9 Ağustos 2005'te kulübün iflasını ilan eder ve "Il Toro" hikayesi sona erer.

İflasın ardından bir hafta sonra 16 Ağustos 2005'te yeni bir yönetimle FC Torino kulübü doğar ve 2005-2006 sezonu bitiminde Serie A'ya yükselir.

25 Ocak 2022 Salı

Sol Bekten Kaleci Mi


Futbol hikayeleriyle güzeldir. Hikayeler olmasa, Kamerun'un Komorlar'ı 2-1le geçip, Afrika Uluslar Kupasında çeyrek finale yükseldiği maçı bu satırlara hiç dökmezdik, belki böyle bir maçın olduğundan da haberimiz olmazdı. Peki bu karşılaşmayı özel kılan nedir?

Komorlar'ın Gana ile oynadığı ve son 16ya kaldığı maçta takımın kalecisi Salim Ben Boina sakatlanır. Öncelikle hangi yedek kaleciye şans vereceğini düşünen takımın hocası Younes Zerdouk'a esas şok maç öncesi yapılan PCR testlerinin sonuçları açıklanınca gelir: İki yedek kaleci de dahil olmak üzere 12 oyuncusunun sonucu pozitiftir. Her mevki bir şekilde dolacaktır da peki kaleye kim geçecektir? Eldeki kısıtlı kadro içinde hoca kararını verir: 1.70 boyu ile takımın en kısa oyuncularından olan 30 yaşındaki sol bek Chaker Alhadhur üç direk arasında oynayacaktır...

Alhadhur bir bant alır, yedek kalecinin 16 numarasının üzerine kendi forma numarası olan 3ü yazar, eldivenleri giyer ve kaleye geçer. Talihsizlikler orada da bitmez, maçın daha on dakikası dolmadan hakemin verdiği "acımasız" bir kırmızı kart sonrası Komorlar 10 kişi kalır. Eksik oyuncu, kalede devşirme kaleci herkes ev sahibinin farklı kazanacağını beklerken, Kamerunlular beceriksizleşir, Komorlar'lı topçular "canla dişle savaşır " ve Alhadhur da kalesinde devleşince maç ancak 2-1 sona erer...

Chaker Alhadhur için hikayenin sonu peri masalı gibi bitmez ama Ajjacio takımı hocasının "ihtiyaç anında imdat kolunu" çekecek bir oyuncusu vardır...



Karalama Defteri #86

Çok uzun süre olmuş bloga yazı yazmayalı...

Blog işini bırakmam asla derken, her maç seyredişim sonrası aklımda olsa da, ev hayatı, iş hayatı derken, aksattık da aksattık bu platformu...

Konuşmak da yazmaktan kolay gelmiş olsa gerek, podcastleri "öyle böyle" sürdük de, blog bir kenarda yalnızlığa mahkum edildi...

Sömestr tatilinde kendime zaman ayırınca, tekrar "Bloga geri döndüm" ve umarım ki eskisi gibi yazmaya, hiç olmasa maç sonları buraya hislerimi karalamaya devam ederim...

Peki, "top çevirmeyi" bir kenara bırakalım da bu yazıyı yazma amacımıza gelelim...

Bildiğiniz üzere podcastler devam ediyor ve 86. bölüme geldik. yakında umarım 100 diyeceğiz.

Bu bölümde takipçilerimizden bir sosyal sorumluluk projesi için destek istiyoruz. Memlekette kitap okuma oranları düşük, futbol kitabı hiç okunmuyor ama herkes futbolu bildiğini iddia edip, yorum yapabiliyor. Bizler de "hali-vakti" yerinde blog okurlarımız ya da podcast dinleyicilerimizden destek alıp, o ücretlerle futbol kitabı satın alıp dağıtmak istiyoruz. Kısa sizden gelen sizlere, aile içi hediyeleşme...

Fatih Terim gitti, "yeni bir soluk, yeni nefes" dediler ama taze hocayla 7 günde üç maç oynadık, cebe konulan puan sıfır... Hele ki Kasımpaşa maçı hafızalardan silinmesi gereken bir sahne gibi ara ara beynimi yokluyor...

Hatay ve Trabzon maçları geleceğe dair biraz ümit verdi, umarım 15 gün sonraki Alanya maçında çok başka bir Galatasaray izleriz...

Tabii, bu sene sadece rakip takımlara karşı savaş vermiyoruz, bir de hakemler var ki, onların Galatasaray aleyhine hata yapmaları klasik oldu... Her maç daha kötü ne olabilir diyoruz ama daha da kötüsünü bize seyrettiriyorlar, ne yazık ki...

Bir de "Futbol Emre Akbaba'yı bırakmış", "Okan da kaleci mi?", "Yunus da kim ki" diyerek "hiçlediğimiz" ve başka takımlara "postaladığımız" eski oyuncularımızın yükselen formları var ki? Biz onların başarılarıyla guru duyarken, dün kendilerine küferedenlerin şimdi en büyük hayranları olması ağımızı açık bırakmıyor desek yalan olur...

Yazı yazmayı özlemişim, yazdıkça yazıyorum da bundan çok daha fazlası Karalama Defteri 86. bölüm podcastte...

Dinlemek için bir çok platform var:

Spotify: https://spoti.fi/3FUneiV

Apple Podcast: https://apple.co/3KKAYQU

ya da blog sayfasından hiç çıkmadan sağ taraftan dinleyebilirsiniz...




Blog Widget by LinkWithin