20 Kasım 2007 Salı

Karşıyaka Çarşı, Şahintürk'e karşı...


Geçen hafta oynanan Karşıyaka-Gaziantep Belediyespor maçı öncesi futbolcuların sahaya çıkıp , taraftarı selamlaması sırasında Mustafa Şahintürk, kendince "komik!?" ama spor ahlakına yakışmayacak şekilde "Tüm karşıyaka kızları için 3 defa" diyor ve takım arkadaşlarıda "saol saol saol" diye bağırıyor... Bu iğrenç olayı olayı kınıyorum ve Karşıyaka Taraftar derneğinin yayınlamış olduğu bildiriye bir imza da ben atıyorum....

Türkiye Futbol Federasyonu'na 18.11.2007 Pazar Günü İzmir Atatürk Stadında oynanan Karşıyaka - Gaziantep Büyükşehir Belediyespor maçında Türk Futbolu adına utanç verici bir gün yaşanmıştır. Futbolun tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de dostluk, barış ve kardeşliği temsil ettiği gerçeği Mustafa Şahintürk adıyla lekelenmiştir. Sözde futbolcu müsvettesi; ağza alınmayacak bir söz sarf etmiş ve bu söz diğer takım arkadaşları tarafından onaylanmıştır. Bu rezaletin daha üzücü olan tarafı ise bu camiada yetişmiş ve hala burada yaşayan futbolcuların bu söze tepki göstermemiş olmalarıdır. Sadece Karşıyaka Taraftarları olarak değil, spora gönül vermiş herkesi bu rezil insana tepki göstermeye davet ediyoruz. Var olan en güzel ve en kutsal varlıklarımız olan Annelerimiz ve kız kardeşlerimize yapılmış olan bu iğrenç hakareti kınıyoruz ve Mustafa Şahintürk’ün Türk futbolundan ilişiğinin kesilinceye kadar tepkimizi her yerde göstermeye devam edeceğimizi tüm Türk kamuoyuna ilan ediyoruz. Türkiye Futbol Federasyonunun; “Türk futbolu adına 3 kere sağ ol” sözünün bu kadar aşağılık bir şekilde kullanılmış olmasının cevabının Sayın Futbol Federasyonu Başkanımız Haluk Ulusoy tarafından en iyi ve en sert şekilde verileceğinden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak hiçbir şüphemiz yoktur. Tüm Karşıyakalılar Adına Karşıyaka Taraftarlar Derneği Başkanı Okan KIRMACI

Gerets-Cisse El Ele


19 Kasım 2007 Pazartesi

Kaka'nın 3 Dileği...



Brezilya'nın yakışıklı çocuğu Kaka'nın üç dileği olduğunu öğrendik... İlki, oldukça manidar ve spor ahlakına yaraşır bir istek... France Football'ın düzenlediği Avrupa'da yılın futbolcusu ödülünün Cristiano Ronaldo'ya verilmesini istiyor... İkinci dileği ise hayranı olduğu Michael Jordan ile tanışmak... Bizde olsa hemen basın bir tanışma ayarlardı, boy boy fotoğraflar da çekilirdi, poster niyetine de bir sene gazetelerde verirlerdi, "milenyumun" buluşması diye... Üçüncü ve son dileğine de bir katkısı olsun bu blogun dedik ve ufak bir photoshop çalışması ile yardımda bulunduk... 2014 Dünya Kupasında Brezilya milli takımı kaptanı olmak istiyor Kaka...

Chelsea, Luca'nın peşinde...


Cumartesi geceki Makedonya-hırvatistan maçını sadece EURO2008 bileti telaşındaki ülkelerin antrenörleri zlemedi, aynı zamanda Abramovich'in görevlendirdiği bir "ajan" da izledi... Chelsea2nın para babası takımını daha "sevilir" ve "ilgi çekici" yapmak için yeni yetenekler peşinde koşmaya karar verdi ve bu kişilerden biri de Arsenal'ın da listesinde olan Luca Modric... Wegner, Modric'i Rosicky'nin yerine düşünüyordu ama Rus iş adamından gelen bu hamle planlarını bozacak gibi... Şu an Dinamo Zagreb yöneticleri teklifi reddediyorşar ama para tatlıdır, hele kulüp yönetiyorsanız....

18 Kasım 2007 Pazar

Adidas...















Soyunma Odasında Otobüs Bekler misin?





TBWA\Brand Experience Company yapmış, iyi de etmiş...


Süreyya, Atletizimden KOP'tu...


Doping kontrolünden kaçtığından dolayı 2 yıl men cezası alan Süreyya AYHAN KOP, Olimpiyatlar öncesi yapılan testlerde 2 adet doping maddesi kullandığından dolayı ömür boyu müsabakalardan men cezası alacak... Bu gelişmeler üzerine Süreyya, yine suçu dışarda arayarak, komploya kurban gittiklerini söylemiş... Hatta utanmadan, "Maalesef bizim kontrolümüzün dışında bir anlık dalgınlığımızdan yararlanarak içeceğime veya yiyeceğime bu maddeler bulaştırıldı" bile demiş... Sanki doping denen şey, bir kere kullanmayla insanı "flash Gordon" yapıyor...Eski milli atletimizin açıklamasını uzun uzun yazmayacağım ama bu kafayla buraya kadar diyeceğim sadece... Artık Süreyya hanım ve sevgili eşleri "sağlıklı yaşam koşuları " yaparlar Çankırı ormanlarında... Ha, Çankırı halkı da Süreyya heykelini, Iraklıların Saddam heykelini yıktıkları gibi yıkar mı, orası onların sorunu...

"Bu Sabahların Bir Anlamı Olmalı"


Vega'dan Klip versiyonu....


Emre Aydın-Gripin Canlı performans...

yastığına senin sarılıp kokunla uyumuşum
üstüm açık kalmış, üşürken sabah olmuş
"uyan" dedi bir ses, "uyan,o burada"
uyandım, aradım, bulamadım

suçum neydi?
neden böyle oldu?

bu sabah bir umut var içimde;
nasıl olsa geri gelirsin diye
her şey yerli yerinde yine
bu sabahların bir anlamı olmalı

koltuğuna senin kıvrılıp, hayalinle uyumuşum
camlar açık kalmış, ürperirken sabah olmuş
"uyan" dedi bir ses, "uyan,o burada"
uyandım, aradım, bulamadım

Futsal 2007


Avrupa Şampiyonası elemeleri derdindeyken, aslında başka bir Şampiyonayı da gözden kaçırıyoruz..Futsal yani salon futbolu turnuvası...5 e 5 20+20 dakika zaman dilimine göre oynanan maçlar kıran kırana geçmekteymiş Portekiz'de... Katılımcı ülkeler A Grubunda Portekiz-Cek CunhuriyetiRomanya-İtalya; B grubunda ise Rusya-Sırbistan-Ukrayna-İspanya...
Uefa resmi sitesinden maçları 2 Euro karşılığı canlı izlettiriyor, merak edene...
Bu turnuvayı görünce aklıma 90lı yıllarda liglerin devre arasında ocak ya da şubatta biz de bir kez yapılan ve zannedersem Galatasaray şampiyon olmuştu Salon futbolu turnuvası geldi... Rambo Yusuf'ta gol kralı olmuştu turnuvada....

EURO 2008 Bileti Bitiyor...


Grup maçlarında sona gelirken EURO2008 biletini cebine atan ülkeler kimlermiş, bi' göz atalım:

  • A Grubu: Polonya garantiledi... Portekiz-Finlandiya-Sırbistan son bilet için kapışacaklar...
  • B Grubu: İtalya bileti kaptı, Fransa'ya da ikincisini hediye etti...
  • C Grubu: Yunanistan yolcu... İkinci bileti biz alırız umarım...
  • D Grubu: Almanlar ve Çekler çok önceden rahatlamışlardı...
  • E Grubu: Hırvatlar bir bileti kaptı... İkinci bilet için İngilizler biraz önde ama Rusya ile İsrail de hala ümitli...
  • F Grubu:İspanya garantiledi... İsveç-Kuzey İrlanda ikinci olma yarışında...
  • G Grubu: Romanya ve Hollanda...

İtalya Son Nefeste..[2-1]


Gecenin bir son dakika golü de İtalyanlardan geldi... Kendileri için ölüm kalım maçında İskoçya deplasmanına çıkan mavililer, maça erken golle iyi başlamışlardı ama İskoçların beraberlik sayısı bütün planları bozdu... Maçın 90 dakikasında kendilerini Avrupa şampiyonasına götürecek golü bulamayan İtalyan takımı, İskoçlara göre kendilerinin kullanması gereken faul atışında Christian Panucci'nin kafa golü ile galibiyete ulaştılar... Bu sonuçla Cesur Yürekler finalleri evlerinde izlemek durumunda kalırken, İtalyanlar sadece kendilerini değil, maç yapmadan da Fransızları finallere götürmüş oldular... "Kaderin Cilvesi" diye bir söz vardı ya, bir de Euro2008 finalinde Fransızlar, İtalyanları yenip kupayı alırlar mı? Alırlar, hem kupayı, hem Zidane'ın intikamını...

İsrail, İngilizlere çalıştı...[2-1]


Dün gece biz milli heyecan yaşarken, dünyanın başka başka yerlerinde heyecanlar, sevinçler, üzüntüler vardı...Bunlardan en ilginçlerinden biri de İsrail'de oldu... Futbolun mucidi tabir edilen İngilizler, Avrupa Şampiyonasına katılamama tehdidi ile karşı karşıyadılar ki İsrail, Rusya'yı son dakikada attığı gol ile 2-1 geçerken, bilet vizesini İngilizlerin eline vermiş oldu... Şimdi İngilizler biraz rahatladılar, tüm şans kendi ellerinde ve Çarşamba günü efsanevi Wembley stadında Hırvatları yenip gruptan birinci olarak çıkmak derdindeler... Forvette Rooney yok, Owen yok; defansta Rio Ferdinad ile Terry yok ama İngilizler kazanmak zorunda... Maçın bir başka önemi de Beckham'ın 100.kez milli olacak olması Çarşamba günü eğer forma giyerse, ama İngilizlerin yakışıklı cocuğu bunu çokta umursamıyor... İngilizler için güzel bir haber de, rakipleri Hırvatistan'ın gruptan çıkmayı garantilemiş olmasıdır...

Yalnız ve Mutlu Bir İmparator...vol.2



Yunanıstan maçından sonra ne demiştik:

Bir yerde O varsa, ümitsizlik yoktur...Ve dün gece Norveç'te yine bir devrim gerçekleştirdi... Deplasmanda kritik maç kazanmasını öğrendi Türk topçusu... Yıllardır, içerde aslan kesilen futbolcularımız, deplasmanda "süt dökmüş kedi" oluyorlardı... "Ders veririm" derken bunu kastetmiş olmalı İmparator...
Çok sevdiği şarkıyla noktayalım yazımızı...

Güneş her akşam batıp hergün doğuyorsa
Çiçekler solup solup tekrar açıyorsa
En derin yaralar kapanıyorsa
En büyük acılar unutuluyorsa
Neden korkulur hayatta söyleyin bana
(ben neden hep aynı kalayım söyleyin bana)

Elbette bazen çiçek açıp bazen solacağım
Elbette daldan dala konup sonra uçacağım
Elbette bazen hızla dönüp bazen duracağım
Elbette bazen söyleyip bazen susacağım

İnanmadım asla inanamam
Herşeyin bir sonu olduğuna

17 Kasım 2007 Cumartesi

Çatalca 3ledi... [3-0]


  • Futbol dolu günün üçüncü ve son gününde karşı karşıya geldiler sarı-kırmılı Çatalcaspor ile yeşil beyazlı Cen.Barbaros takımı Çatalca Ziya Altınoğlu Sahasında... Güneşin gökyüzüne veda edip, sahneyi bulutlara bırakması, tribündeki "futbol dilencilerinin" sayısını azaltmadı, tersine ilçelerinin takımını deseteklemeye gelenler sayıca arttı... Ama, Süper Amatör maçından sonra, hele ki Batı Trakya'yı izledikten sonra 1. Amatör maçı "profiterol" sonrası kavun yemeye benzer, kavun hep tatsız "kelekmiş" gibi gelir...
  • Geçen haftanın iki 3 puana hasret takımından Çatalcaspor, Avcılarspor'a tartışmalı bir son dakika golü ile yenilmiş ve 18 gol atıp,11ini ilk hafta atmışlardı, 8 gol yiyerek 9 puanla 4.üncü sıradayken, rakibi Barbaros ise 7 kez gol sevincini yaşarken, 18 defa da topu ağlarından çıkarmış ve karşılığında 5 puana sahipti...
  • Sahaya ilk olarak çıkan ev sahibi Çatalca klasik kırmızı ağırlıklı formasıyla mücadeleye hazırken, misafir takım ise yeşil forma ve tozlık ile mavi şort giymişti...Hakem üçlüsünde ise sarı forma vardı... Yan hakemlerden "karşı taraftakının" sarı hakem formasının içine giymiş olduğu "12 numaralı kaleci kazağı" üşüdüğünün bir göstergesi olmalıydı...
  • Başlama vuruşuyla beraber ev sahibi, "her horoz kendi çöplüğünde öter" misali saldırmaya başladı... Geçen haftaki Avcılarspor maçının yıldızlarından Ümit bu hafta ilk 11de ve ilerde gol arayanlar arasındaydı... Ayrıca, sakatlanan Evren'de formasına kavuşmuştu bu maçta... İlk 10 dakikada ara paslar, uzaktan şutlarla Cen.Barbaros kalesini yokladı Çatalcaspor lakin gol kaydına muvaffak olamadı... Yeşil mavililer ise forvete yerleştirdikleri "ikiz kuleler" ile bir atarız, sonra da yatarız derdindeydiler... Onlar bu hülyalara dala dursun, Çatalcaspor ilk devrenin ortalarında ceza sahasındaki karambolde 1-0 öne geçmesini biliyordu... Skor 1-0 idi ama sarı-kırmızılılar soyunma odalarına mutlu gidemediler çünkü kaptanları Emre, ceza sahası dışında iki oyuncuyu "bağlayıp", bir de "duvar pası" ile geçerken yediği tekme sonucu hastaneye kaldırılıyordu... İki haftada iki hastanelik topçu... Kara bulutlar dolaşıyor bu çocukların üstünde...
  • Cen.Barboros takımı amatörde izlediğim en "kontrolsüz" takım... Takımda herkes kafasına göre takılıyor, o ona bağırıyor, bir diğeri diğerine... Yanda yaşı başı yerinde bu işi de bilen bir hocaları var lakin saha içinde tam bir "bağırış çağrış"... Kaptan pas atmaz, forvet kaptana kızar, bir diğer arkadaşı "Atamadı abi, ne bağırıyosun" der, o da "Atacak lan...sanan ne oluyo" der... Bunlar da top oyundayken olur... "Kaleci sağ beke atarak oyunu başlatır, bek topu kontrol edemez, libero "Ne atıyorsun onaaaa, ne b.k yiyecek o " der, kaleci de "Bağırmaaaa banaaaaa, banaaaa bağırma" diye ona yüklenir... Kısaca, bu arkadaşlar amatörün de suyunu çıkarmışlar...
  • İkinci yarıda oyundaki üstünlüğünü sürdüren Çatalcaspor, Ömer'le 2 gol daha atarak durumu 3-0'a taşımasını biliyordu... 3 gol atıp yanında da bir 5 tane daha kaçırdı sarı kırmızılı forvetler ama bu pozisyonlar ve skor oyun hakkında yanıltıcı olabilir, çok ta iyi bir oyun oynamadı ev sahibi...
  • Maçları izlerken ufak tefek ayrıntılara da gözüm kayıyor, bu hafta da Nike'ın çıkarmış olduğu sarı kramponlara taktım...Hiç mi yakışmıyor topçunun ayağına... Renk olarak ta çok itici duruyor sahada... Favorim adidas klasik siyah zemin üstü 3 çizgili olanlar...
  • Çatalca satadı oldukça modern bir hale getirildi, sentetik çim, modern soyunma odaları, tartan pist filan yapıldı ama müsabaka oyanırken taraftarlar için en gerekli ihtiyaç "skorbord" nedense hala yok.. Elektronik filan "japon icadı" istediğimiz yok, sayıların elle asılıp indirildiği, takımların adları yerine renklerinin konulduğu teneke "sonuç tahtası" da işimizi görür... "Usta, maç kaç kaç ya" sorusunu cevaplamaktan gına geldi...
  • Tüm gün maç izledikten sonra, bir de ulusal takım Norveç'i yendi... Bir" iyi futbol dilencisi" daha ne ister... Fatih hocamıza ve talebelerine bir selam, bir de üstad Eduardo Galeano'ya selam çakarak bitirelim bu haftanın yazısını...

Batı Trakya Ezdi Geçti...[5-1]


  • Futbol günümüzün ikinci maçı bir Süper Amatör Lig maçına denk geldi... Geçen hafta Avcılar stadında izlemiş olduğum ve hayal kırıklığına uğradığım mücadelenin daha iyisi olmasını diledim... Dileklerim de tuttu...
  • Güneşin tam tepede olduğu zamanda başlayan maçta herşey futbol için uygundu... Nedense Batı Trakya'da bir önceki maçta Beyciler'in yapmış olduğu gibi siyah forma ile çıkmıştı...Ama onlar işi abartmış, "kapkara" formaları ile sahada yer alıyorlardı...Rakipleri albayrak ise Adidas yapımı yanları yeşilli "al" forma,şort ve tozlukla sahadaydı...
  • Maç öncesi puan durumuna bakıldığı zaman Batı Trakya 17 puanla zirve mücadelesi verirken, Albayrak 12 puanla zirveden kopmıştu..
  • "Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir" derler ya, o hesap, Batı Trakya'nın maçın daha ilk dakikasında yakaldığı net pozisyon, oyunun gidişataı hakkında ipuçları vermişti izleyenlere... 8 numaralı Zafer, karşı karşıya topu kaleciye nişanlamıştı... Ama daha 15-20 dakika olmadan, 2-0 öne geçiverdiler... Özellikle 7 numaralı kanat oyuncusu ile 8 numaralı gölcüleri muthiş maç çıkardılar... Sağlı sollu ataklarla geçen ilk yarıda Albayrak neredeyse rakip kaleye gidemedi... İlk yarının ortalarına doğru, ceza sahası dışından "Rivoldovari" bir vuruşla Batı Trakya farkı üçe çıkardı... Devrenin sonlarına doğru Albayrak maçta ilk ve tek gölünü atmayı becerdi...İkinci devre, siyah formalılar kaldıkları yerden devam ettiler, Albayrak takımının kalecisini değiştirmesi de fayda etmedi ve 2 gol daha yiyerek 5-1 lik duruma geldiler... Son 20 dakikada Batı Trakya antrenörü genç oyunculara şans vermeye başladı ve onlar da şansalırını kullanmayı bildiler, asların yerini aratmadılar...
  • İki takım da Çatalca dışından geldikleri için pek taraftarı yoktu maçta ama izleyenler Batı Trakya'ya sempati ile bakıyorlardı... Siyahlı takımın göze batan oyuncuları 8 numara, 7 numara ve 6 numaralı kaptanlarıydı... Albayrakta ise 4 numaralı oyuncu çabaladı ama farkı önleyemedi...
  • Süper olsa da adı, amatör gene amatördür... Maç çıkışı oyuncular ellerinde çantaları, sırtlarında eşofmanları, bazıları duş yapmış, bazıları yapmamış şekilde otobüsü bulmak derdindeydiler...

Akalan, Penaltıyla... [1-0]


  • Yağmurunun hiç ara vermeden yağdığı Cuma gününden sonra, güneşli bir günde oynandı Akalan-Beyciler maçı... O şidette bir yağıştan sonra, eski yıllarda balçık içinde "güç" gösterisine sahne olan saha, artık suni çim olduğu için, top oynamaya da müsaitti...3 maçlık günün ilk maçı 10.30'da olsa da ortalama sayıda seyirci de gelmişti maça...
  • Evsahibi olan Akalan, bu maç öncesi 8 atmış 8 yemiş, O averaj ile 5 puana sahipken, misafir Beyciler ise 8 atıp 17 yemiş, puanı ise 3 tür...
  • Takımların ekipmanına baktığımızda, Akalan bu maça omuz üzerinde şık bir kırmızı çizgi olan sarı forma, beyaz şort, sarı tozluk ile çıkarken, konuk takım siyah forma, turuncu şort, siyah çorap giyiyordu... Beycilerin siyah forma giymesi, hakemlerin ekipman olarak kırmızıyı seçmelerine neden olmuş... Forma konusunda biraz takıntılı olduğum için, siyahın sadece özel günlerde giyilmesi yanlısıyım, çünkü siyah forma hakem formasıdır...
  • Maç başladığında iki takım da puantajda yerlerine layık bir top oynamaya başladılar... Saldıran ve golü bekleyen takım sarı-kırmızılılar iken, oyunu kendi sahasında kabul eden ise misafir takımdı... Lakin, "kontrolsüz güç, güç değildir" sözünü doğru çıkarırcasına, uzun toplarla, "şişerme" toplarla pek te gol yaratacak pozisyon ortaya çıkmadı... Hala cezası bitmemiş Akalan antrenörü de saha kenarından sürekli " kaleci çalıştırmayın, beyleeer" diye dert yanıyordu... Gol atamayan Akalanspor kendi kalesinde "net" pozisyon da gördü, Beyciler forveti ise cömertti...
  • Futbolun sevilmesinin bir yanı da "ne zaman ne olacağının kestirilememesidir". Sürekli yandan laf yiyen, pozisyon öğretilen Akalanlı 7 numara , topu önünde buldu, bir ters çalımla ceza sahasına daldı ve düşürülünce kırmızı formalı hakem hemen beyaz noktayı gösterdi... Penaltı vuruşunu değerlendiren akalanspor 1-0 öne geçti ki bu da maçın sonuna kadar izleyenlerin gördüğü göreceği tek gol olacaktı...
  • İkinci yarıda orta saha mücadelesi şeklinde geçen maç, izleyenleri "esnetmekten" öte gidemedi... Sarı kırmızılılar orta sahayı kontrol etme mücadelesi verirken, Beyciler ise gücü nispetinde oyun oynama gayreti içindeydiler... Aralarında öyle biri vardı ki, pek te gününde değildi, ya da kendisinin isyan ettiği gibi "Daha ne yapiiim, abiii. Top istemiooo, istemiooo anasını satayım"... Beycilerin 7 numarası yakaladı 2 pozisyonda öylesine şansızdı ki, ne boş kaleye yuvarladığı top gol oldu, ne de gol çizgisine 2 adımdan vurdu top eşitliği getirdi...
  • Pozisyonsuz maçta futbol adına pozisyın yoktu ama ufak tefek "itişmeler" yer aldı ki, hakemlerimiz aldıkları talimat doğrultusunda kart göstermeden bu olayları "halletmesini" bildiler... hep eleştirmek olmaz, yeri geldiğinde hakem triosunu bu sitede takdir de ederiz...
  • Maç sonunda Akalan puanını 8e yükseltirken, Beyciler ise 3 puanla haftayı tamamladı...

İngiltere Crouch'a duacı...


İngilizler dün gece Austria maçını Crouch'un golüyle 1-0 kazandılar ama antrenör Steve McClaren bu maçı keşke oynamasaydık diyordur maçtan sonra kendi kendine, sebebi de gölcüleri Owen'ın sakatlanması ve kendileri için kritik olan Hırvatistan maçında oynayamayacak olması... Zaten Rooney'de sakat, İngilizlerde, geriye kurtarıcı olarak Crouch kalıyor...kanatlar ortalayacak, "kule" vuracak, McClaren'in taktiği bu... Ama, onlar şu an sadece Çarşambayı değil, esas bu gece oynanacak olan İsrail-Rusya maçını düşünüyor ve bir şekilde İsraillileri "gazlama" düşüncesindeler... "İsrailliler onuruna düşkündürler, onur için oynayacaklar" "İsrailli topçular için 'piyasa' fırsatı" gibi başlıklarla gazetelerinde Rusya'ya karşı İsrail'i "itekliyorlar"... Bu gece biz Norveç maçına odaklanırken, İngilizler de İsrail'de olup biteni izleyecek... Fransızlar ise kendileri için kritik İtalya-İskoç maçına bakmayıp, barlarda takılacak...Evet, 2-2 lik Fas beraberliğinden sonra bu gece stres atacak Fransız topçular... Antrenörleri, Çarşamba günkü maç öncesi oyuncularını strese sokmak istemiyor...

Teyzeden Giggs'e Gider...










16 Kasım 2007 Cuma

CP Mille








Bizde nerede satılır bilmem ama giyilmeye başlansın, "çakmaları" piyasada türesin, gel gör nası herkes giyiyecek...

Kova Kaleci

Yedi kova su yeterliydi
sıvas'taki ateşi söndürmek için
oysa her biri
devlet dairesindeki kovaların
üstüne yazılı
altı harfli bir sözcüktü yangın
***
Yedinci kova
taşar engellenemez biçimde
çünkü emekçilerin
alın teriyle doludur
işte bu yüzden
sinek ölüleri yüzemez üstünde
***
Futbol takımında mahallenin
kova kaleciydi lakabım
ilk kez sevinecektim buna
ama yalnızca
avuçlarıma alabildiğim suyu
bir kova gibi sıvas'a taşıyamadım

***
G harfi boştur yangın kovalarının
ki ortaya çıkar
dolu olanları okununca
madımak oteli'nin merdivenlerinde
kurtulmayı bekleyenler için
verilen karar: Yan ın
***
Ve başında anladım ki bir kuyunun
ipin ucunda
derinlerdeki suya uzanan
birer kova gibidirler
yangınları söndürmek isteyen
darağacına asılı devrimciler

Sunay AKIN

İstanbul'da Yağmur Var...


Sabahtan beri hiç durmadan dinlenmeden yağıyor yağmur... Keşke biraz dinse de dışarı çıksak diyeceğim ama bunu koca yaz bekliyorduk, "Bir hafta yağsın abi, yeter ki göller barajlar dolsun" diye iç geçirirdik... Yağmaya başladı, şimdi de hemen sıkılmaya başladık... Neyse, dışarı çıkmayalım, ya da resimdeki abi gibi bir usül buluruz..."Şemsiyen yok me be birader?" diyeceklere de "Yok anasını satayım, nereye kaybolduysa "

759'a 732...


Başlık ne mi ima ediyor... Ryan Giggs'in rekor kırmasına çok az kaldığını belirtiyor...Hani bizde Hakan Şükür, Galatasaray ve Milli takımda kırmadık rekor bırakmamak için çabalıyor ya, İngilizler de başlamışlar istatistik haberlerine... Giggs bildiğiniz üzere geçen günlerde Manchester United ile sözleşme yeniledi ve 33 yaşında olmasına rağmen, gençlere "taş çıkartırcasına" oynuyor takımda, ve geriye dönüp bakıldığında 732 maçta kırmızı formayı giymiş Galli... Peki, Manchester'da en çok forma giyen kim? Tabii ki Bobby Charlton...

Kaç maç mı? Başlıkta yazdığı gibi 759 maç oynamış "Kırmızı Şeytanlar" adına... Bu rekor hadisesine Gigss ne demiş: "Ben futboluma bakarım... Oynayabildiğim kadar oynarım, rekor filan olursa da heyecan verici olur, neden olmasın."

"El Ense" Çalışması...


Antrenman futbolun olmazsa olmazıdır... Takımını ne kadar iyi "antrene" edersen, o kadar daha fazla mücadele eder yeşil sahada... The Sun gazetesinin haberine göre (ki güvenim hiç mi hiç yok kendilerine) Sven Goran Eriksson, takımı Manchester City idmanına gelir bir gün ve der ki "Haydi Güreşelim Gençler"... Şaşkınlıktan gülüşmeler çok sürmez ve 5-10 dakika içinde tüm yıldız oyuncular "el ense","künde" pozisyonlarında yerden yere vurmakla meşgüldürler birbirlerini... "Grekoromen Güreş"i zamanında kendisinin de yaptığını ve böylece güç ve dayanıklılık kazandığını belirtmiş Sven Goran... Hatta, bu idman stilini o kadar beğeniyormuş ki hoca, bunu Lazio'da da denemekten geri kalmamış...Bu haberi okyunca nedense aklıma Yusuf Altıntaş geldi...Pehlivan gibiydi sahada "Rambo", hani hep, attırmayın sigortayı, kart mart dinlemem çakarım tokadı havasındaydı...

No#7

Kanadın efsane bücürü, her daim düşük tozluklarıyla bu bünyenin futbola dair olan hafızasının değişmeyen "elemanı"...

15 Kasım 2007 Perşembe

Toprak Sahalarda Bu Hafta #2[17-18Kasım]


TarihStatSaatTakım 1Takım 2KategoriGrup
17 11 2007 CumartesiÇATALCA SAHASI10:30AKALANBEYCİLER1.A.L.2
17 11 2007 CumartesiÇATALCA SAHASI12:30B.TRAKYAALBAYRAKS.A.L.2
17 11 2007 CumartesiÇATALCA SAHASI14:15ÇATALCACEN.BARBAROS1.A.L.2
18 11 2007 PazarÇATALCA SAHASI14:00ÇATALCAS.MİMARSİNANB.G.2

Lacoste









Ultras are all different but they are all united...


Gabriele Sandri'nin anısına bırakılan çiçekler, renk renk atkılar arasında bir sarı-kırmızı Roma atkısına iliştirilmiş bir nota rastlandığını belirtmiş SpanglyPrincess...
Manifesto tadında bir yazı... Ben de aynen aktarıyorum:

Every ultra is different. There are those who only active with a group and those who make up a group for themselves. Ultras are all different but they are all united by their love for their own team, their determination to endure for over 90 minutes on their feet despite the rain and the cold, they are united by the warming effect of a chant sung out at the top of their voices. They are united by the security of the friend who sleeps at their side on the train taking you home from an away game, by the swaggering walk through a rival city, by the joy of setting off on an away trip and the tiredness of the return home. They are united by that shared sandwich after hours of hunger, by that cigarette offered on the train and repaid in the stand, by that argument about the left winger on the bench shared in the gloom of a night train. They are united by a mentality.

The things which unite us simultaneously divide us from the outside world, they separate us from worried parents, scandalised uncles, frightened classmates or disgusted teachers. Ultras are the exception to the rules, the unexpected which surprises you, the surprise which wipes the smile from your face when you thought you'd got away with it. Ultras are also the arm which pulls you up onto the truck before they shut the doors. Ultras are all this and more, many more emotions which can't be put into words.

Ciao Gabriele

A boy from the Sud

Hareket Vakti...


Umay Umay ilk dinlediğimiz versiyon...



Emre Aydın, Konserden canlı performans....

Iz karası gibiyim o temiz ellerinde
Dil gibiyim o mahsun sözlerinde
Kal demem hiç bunu benen isteme
Sus bu gece bana aşktan sakın hiç bahsetme
Dur bu gece bana dokunma beni delirtme
Sana boşuna umut vermek istemem

Çağıran bir şeyler var hep beni uzak şehirlerde
Bana ait bir şeyler var hep o sert gülüşlerde

Sen yine olduğun gibi kal benim için sakın değişme
Giderim bugün ha yarın hareket vakti gelince
Sen yine olduğun gibi kal misafirim bu şehirde
Bir el sallarsın yeter hareket vakti gelince

Mum gibiyim senin ışıl ışıl gözlerinde
Kum gibiyim uçsuz bucaksız o çöllerinde
Kış gibiyim yakan o yaz güneşinde
Sır gibiyim kadehteki o ruj izlerinde
Dil gibiyim yanağımdaki o beninde
Kal demem hiç bunu benen isteme

Çağıran bir şeyler var hep beni uzak şehirlerde
Bana ait bir şeyler var hep o sert gülüşlerde

Sen yine olduğun gibi kal benim için sakın değişme
Giderim bugün ha yarın hareket vakti gelince
Sen yine olduğun gibi kal misafirim bu şehirde
Bir el sallarsın yeter hareket vakti gelince

Hagi için...



Hagi için yazılmış,sözlerini anlamasak da bizim his de duygularımızı dile getirdiği şüphesiz, müziği çoşkulu bir şarkı...Şarkı çalarken kapayın gözlerinizi ve lütfen izin verin beynimize kazınmış olan Ciga'lı anların birbiri ardına "podyumda catwalk" yapmalarına...

“Spor halkın, halk kulüplerin malı olmalıdır…”


“Spor halkın, halk kulüplerin malı olmalıdır…”
Nazım Hikmet Ran
14.07.1936 Akşam Gazetesi

R.I.P. Gabriele


Steaua-Pandurii maçında Romanyalı ultraslardan
"hepimiz Gabriele Sandri'yiz" mesajı...

Blog Widget by LinkWithin