15 Mart 2009 Pazar

Manchester United:1-4:Liverpool


Azılı Manchester'lı Alex Ferguson ile bir aşağıdaki yazıda konuşurken, Real'in "kırmızılılardan" dört yediğini belirtip, İspanyollara sallarken acaba kendi takımının da bu hale düşeceğini hiç tahmin eder miydi bizim çavuş? Ya da Rooney "Liverpool nefretini ortaya çıkarma zamanını" özellikle mi seçti bu maç öncesi, nasılsa kupa rehavetine kapılmış Benitez'in oyuncularını kolay yeneriz düşüncesiyle? "Düşler Tiyatrosuna" gelen taraftar, aslında izleyiciler, farklı bir skor ümidiyle mi doldurmuştu tribünleri, bol gol görmek ama hangi taraftan? Aslında kırmızı şeytanlar için işler iyi başlamıştı, "şüphe" kokan bir panaltı ile Ronaldo, takımını öne geçirmiş, Rooney'den gol beklentileri artmıştı. Fakat, Benitez'in takımı düzenini bozmadan, tek paslarla oyunu rakip kaleye yığmaya çalışıyor, o olmazsa uzun paslarla Manchester savunmasını avlama planları yapıyordu. Aslında, Vidic, Liverpool'un Real Madrid maçını izlemiş olsaydı belki Torres'in ilk golünde farklı davranırdı ama o saatlerde kendi maçına konsantre olmakla meşgüldü anlaşılan. Sonrasında da Inter maçında attığı golün rüyasından uyanamamış gözlerle izlemiştir Ferguson'un seyrettirdiği Torres ve Gerrard videolarını... İspanyol boğasının inatçılığı kazandırdığı gol sonrası, daha bir emin oynamaya başladı Liverpool kendisinden.

"Her maçı böyle oynatsaydın be Benitez" hoca derken, yine Torres kaynaklı bir atakta kaptan kendini yerde buluverdi ceza sahasında... Panaltıyı atmadan önce blogtaki anket aklıma geldi "Takımlar maç öncesi penaltı çalıştırılmalı mı, yoksa çalıştırılmalı mı?" Bir de ikinci soru: Penaltıyı yaptıran oyuncu penaltı atar mı atmaz mı? Van der Saar'ı avlayan kaptan gol sevincini de armasını öperek kutladı ki sanki "Bazıları gibi doğduğum yere ihanet etmem" mesajı yolluyordu o sırada kameraların zoomladığı Manchester'lı 10 numaraya...



İkinci devre geriye yaslanıp "kontra" yapma tatktiği vermişti Benitez hoca ki, bu Manchester'ın işini de kolaylaştırdı. Kırmızı şeytanlar akın akın Liverpool kalesine gelmekteydiler ki Tevez sağ olsun skora beraberlik gelmiyordu akan dakikalarla birlikte. Baktı Sir Alex Ferguson sahadakiler gol atamayacaklar yanında oturan Giggs, Berbatov ve Scholes'u oyuna aldı, hem de hiç golcü çıkarmadan... 5-10 sene önce olsaydı oynayamazdı bu kumarı ama Manchester'da yaptıkları sonrası böyle bir riske girdiği için kimse tek kelime dahi edemezdi Ferguson'a, etmedi de... Belki oynadığı kumar tutacaktı, "düşler tiyatrosunda" sahneye çıkma vakti Vidiç'te olmasaydı. Sırp topçu Gerrard'ı kaçırınca, güreşçi misali yere atıp, iki puan alırdı belki güreş hakemlerinden ama maçın hakeminden kırmızı görüverdi.

Aurelio çakmasaydı sol köşeye, Vidic'in yaptığı doğru bir hareket olarak yazılacaktı gazetelerde ertesi gün belki ama hem gol yemek hem de on kişi kalmayı kaldıramadı Manchester United... Maç 3-1 biter diye beklenirken, Dossena'nın deparı sonrası attığı harika gol Manchester taraftarının kabüsünu karabasana dönüştürüyordu. Aslında, fazla da değişik bir şey yapmadı Liverpool Sahne Oyuncuları, Manchester Düşler Tiyatrosunda, çarşamba gecesi sergiledikleri oyunun cumartesi seansını sergilediler sadece: Torres'le başladılar, Gerrard ile devam ettiler ve Dossena ile bitirdiler 4 gollü "Liverpool Harikalar Diyarında" adlı oyunlarını... Bir tek fazladan Aurelıo rol çaldı, Gerrard'tan önce davranarak serbest vuruşta... Bir de sahne köstümü pek başarlı değildi Liverpool'lu oyuncuların, kırmızıyı arzulardık görmek üzerlerinde...

"Real Madrid ve Manchester United'ı dört golle geçtikten sonra herkesi yenebileceğimizi düşünüyorum" demiş Benitez, ayıp etmiş. Biz düşünmüyorduk, biliyorduk bunu sezon başından beri sen şu rotasyon "dalgasını" başımıza sarmasaydın...

Man Utd: Van der Sar, O’Shea, Ferdinand, Vidic, Evra, Ronaldo, Carrick (Giggs 74), Anderson (Scholes 73), Park (Berbatov 74), Rooney, Tevez Yedekler: Foster, Nani, Evans, Fletcher.

Kırmızı Kart: Vidic (76).

Sarı Kart: Ferdinand, Van der Sar.

Gol: Ronaldo 23 pen.

Liverpool: Reina, Carragher, Skrtel, Hyypia, Aurelio, Mascherano, Lucas, Kuyt, Gerrard (El Zhar 90), Riera (Dossena 67), Torres (Babel 81). Yedekler: Cavalieri, Insua, Ngog, Arbeloa.

Sarı Kart: Carragher, Mascherano, Skrtel.

Gol: Torres 28, Gerrard 44 pen, Aurelio 77, Dossena 90.

Seyirci: 75,569

Hakem: Alan Wiley (Staffordshire)

14 Mart 2009 Cumartesi

İt Sürüsü



"Real Madrid takım değil, Franco'nun it sürüsü. Liverpool'un 4-0lık skoruna çok sevindim."

Çavuş Ferguson

Hafta sonu çarşı sohbetlerinden birini yaparken

Penaltı Çalışması


Maç içinde atılan penaltılardan ziyade kupa maçlarında galibi belirlemek üzere atılan seri penaltılar takımların kaderleri üzerinde oldukça hayati önem taşıyabiliyorlar. Dünya kupası galibi bu atışlarla belirlenebiliyor, Şampiyonlar Ligi kupasını memleketine götürecek takımı ceza sahasındaki kireçli noktadan atılan vuruşlar tayin edebiliyor, kupada üst tura çıkacak ekibi peşı sıra atılan penaltı vuruşları belirleyebiliyor. Ve bilindiği üzere bu atışlar da kendilerine has kahramanlar ve kaybedenler geriye bırakabiliyor, kaleciler genelde isimlerini tarih sayfasına yazdırıken, Baggio, Beckham, Suker, Schevchenko, Terry gibi yıldızlar da takımlarını kupadan edebiliyorlar. Bu hafta içi oynanan Roma-Arsenal maçı da penaltılara gitmiş ve İngilizler maçı "ceza atışları" sonrası kazanıp üst tura çıkmışlardı. Bunun üzerine İngiltere'de bir tartışma başladı: Maç öncesi hocalar takıma penaltı çalıştırmalı mı çalıştırmamalı mı? Arsenal menajeri Wenger "Ben böyle bir şeye gerek duymuyorum, zaten rutin idmanlarda bizim topçular penaltı çalışıyor" derken, Chelsea'nin "geçici" hocası Hiddink, Şampiyonlar Ligini penaltı atışları sonucu kaybeden takımına Juventus maçı öncesi penaltı atışı idmanı yaptırmış, özellikle John Terry ile yakından ilgilenmiş... Siz bu tartışmanın neresindesiniz? Anket yanda, yorumlar aşağıda...

Kızsız Adam

Çağan Irmak'ın 2008 senesine damga vuran filmi Issız Adam'ı izleyip, sinema çıkışı İstiklal Caddesindeki sahaflara akın edip, eskiye yönelik kitap-plak-gergi-gazete ne varsa toplayan "malları" kafaya alan bir kısa film hazırlamış Kadir Has Üniversitesi gençleri... Reklamcılık bölümünde okuyan bu gençleri tebrik ederken, acaba hocaları bu filme kaç puan verdi diye de merak etmiyor değilim...



Hayat Futbola Benzer


Hayat futbola benzer,
Yetenek işidir yaşamak,
Canını dişine takar koşarsın.
Ne kadar kısa dersin,
Ömür denilen, doksan dakika,
Yoksa bir takımın kaybedersin.

Hayat futbola benzer,
Çalıştırıcısı sensindir.
Hocası sen, oyuncusu sen,
Hüzünle mutluluk seyircin,
İyi oynayamazsan eğer,
Golü on ikiden yersin.

Hayat futbola benzer,
Aşkı alırsan ayakucuna,
Meşin top sanırsan sevdayı,
Dakikaları boşa geçirirsin.
Rakiplerin hafife almaz hayatı,
Hafife alansan yenilirsin.

Hayat futbola benzer,
Durmazsan kalende sağlam,
Yüreğinin kaleleri düşer,
İşgal eder seni özlemlerin,
Sonucu son dakika belirler,
Atamazsan gölü küme düşersin.

BAKİ EVKARALI

Düşler Tiyatrosunda Başarılar


"Dışarda geçirilecek iyi bir gece kafayı çekmek anlamına gelmez. Eşim Nicola ile tiyatroya gitmek en büyük zevkimiz. Zaten 2008 senesinde Liverpool Avrupa'nın Kültür Başkentiydi ve Carragher ailesi olarak bunun tadını çıkardık."

Jamie Carragher
Liverpool'lu Futbolcu

Sanat sevgisini dile getirirken

Tiyatro hayranı Jamie'ye biz de bugün Düşler Tiyatrosunda çıkacağı maçta başarılar diliyoruz...

Bi' Kalksanız Diyorum



"Bi' ayağa kalksanız da maça devam etsek, ha?"


Dünyanın En İyisi



"Ronaldo ve Messi'yi unutun, şu an dünyanın en iyi futbolcusu Liverpool'lu Gerrard'tır."

Zinedine Zidane
Real Madrid'li eski Futbolcu

Real Madrid'i dağıtan Liverpool'un kaptanını överken

Kim Bunlar?



Tanıdınız mı?

Edit: Rduardo ve Modric bir reklam çekiminde...

13 Mart 2009 Cuma

Toprak Sahalarda Bu Hafta


Çekilsene Be Kadın [14-16 Mart]

14.03.2009
13.00 Karabükspor - Diyarbakırspor (D Spor)
14.30 Hibernian - Hearts (Futbol Smart)
14.45 M. United - Liverpool (Spormax)
15.15 Ankaragücü - Sivasspor (Lig Tv)
16.30 H. Berlin - B. Leverkusen (24)
17.00 Middlesbrough - Portsmouth (Spormax)
19.00 Cagliari - Genoa (Ntv Spor)
19.00 Beşiktaş - Gençlerbirliği (Lig Tv)
19.20 Doncaster - Birmingham (Futbol Smart)
20.00 Nantes - Lorient (Kanal A)
21.30 Juventus - Bologna (Ntv Spor)
22.00 Bordeaux - Nice (Kanal A)
23.00 S. Lizbon - Rio Ave (Spormax)
23.00 A. Bilbao - R. Madrid (Ntv)
23.20 Lanus - Colon (Ntv Spor)


15.03.2009
13.00 Boluspor - Kasımpaşa (D Spor)
13.30 Feyenoord - PSV (Futbol Smart)
15.15 Ankaraspor - Kayserispor (Lig Tv)
15.15 Bristol - Cardiff (Futbol Smart)
15.30 Chelsea- M. City (Spormax)
16.00 Siena - Milan (Ntv Spor)
18.00 A. Villa - Tottenham (Spormax)
18.00 Lyon - Auxerre (Kanal A)
18.00 Hamburg - E. Cottbus (24)
19.00 Trabzonspor - Glatasaray (Lig Tv)
20.00 A. Madrid - Villarreal (Ntv Spor)
22.00 PSG - Marsilya (Kanal A)
22.00 Almeria - Barcelona (Ntv Spor)
22.15 Porto - Naval (Spormax)


16.03.2009
20.00 Manisaspor - Sakaryaspor
22.00 West Ham - W. Bromwich (Spormax)

Kaynak:Tribün Dergi

Hamburg Maçı Manşetleri






13.03.2009
Türk spor basını

Jesus Paredes



CSKA Sofia, takımın başına Luboslav Penev'i getirdikten sonra, şampiyonluk yolunda dün büyük bir transfere daha imza attı. İspanya milli takımının Luis Aragones ile Avrupa şampiyonu olan ekibinin fizyoterapisti Jesus Paredes, başkent ekibi ile sözleşme imzaladı. Titan grubunun CSKA Sofia'yı tam olarak satın almasından sonra "para muslukları" açıldı ve Bulgarlar Avrupa'nın en tanınmış fizyoterapistlerinden birini getirdiler. "Paredes varsa fizik kondisyon sorunu yoktur" cümlesinin Raul ve Casillas'tan çıktığını göz önüne alırsak, CSKA'lıların ikinci yarı daha koşan ve mücadele eden, sık sık da sakatlanmayan oyunculardan oluşacaklarını söylemek için kahin olmaya gerek yok aslında...

Uefa'da Son 16-İlk Tur



Ev sahiplerinin gecesi, ikisi hariç..:

CSKA Moskova (Rusya) - Shakhtar Donetsk (Ukrayna): 1-0
Dinamo Kiev (Ukrayna) - Metalist Kharkiv (Ukrayna): 1-0
Hamburger SV (Almanya) - Galatasaray (Türkiye): 1-1
PSG (Fransa) - Braga (Portekiz): 0-0
Werder Bremen (Almanya) - Saint-Etienne (Fransa): 1-0
Manchester City (İngiltere) - Aalborg BK (Danimarka): 2-0
Marsilya (Fransa) - Ajax (Hollanda): 2-1
Udinese (İtalya) - Zenit St. Petersburg (Rusya): 2-0

Everton'lıymış


"Everton'lu olarak büyüdüm, bütün ailem Everton'ı tutuyordu ve Liverpool nefreti ile büyüdüm ki bü nefret hala bitmedi" demiş Rooney, The Sun'a verdiği demeçte... Bu hafta oynayacakları Liverpool maçını kazanıp, kırmızlıların şampiyonluk şansını sonlandırmak niyetindeki topçuya, ne desek az şimdi ama ne Liverpoollular ne de Everton'lılar seni seviyor be domuzcuk. Hele ben nefret ediyorum...

İroni



"Kadıköy'de finali şimdi daha çok istiyoruz."
Adnan Polat
Galatasaray başkanı
Para kazanma uğruna takımının iki sağlam stoperinden birini satıp, kupa yolunda stopersiz kaldı maçının ardından

12 Mart 2009 Perşembe

Hamburg:1-1:Galatasaray


  • Lambayı ovup bir cin çıksa ve Bülent Hocaya "Hamburgla ilk maçta 1-1 beraber kalacaksın, kabul eder misin?" dese, Kaptan takımın bu şartları altında gözünü kırpmadan teklifi kabul ederdi, bir çok Galatasaraylı taraftarın yapacağı gibi... Ezeli rakibinin stadında yapılacak UEFA finali hedefine ilerlerken, kendisinin düşüncesi alınmadan, kulüp başkanının "Meira'nın satışından ben sorumluyum" diyerek defansındaki en tecrübeli oyunculardan biri satılmış, geri dörtlüde oynayan iki oyuncusu sakat ve gol kralı topçusu da kart cezalısıyken, deplasmandan gelecek bir beraberlik, hem de gollü beraberlik kimin içine sinmezdi ki? Oysa ki şu an itibarı ile ağzılarımızda ekşi bir tad var, nedense içtiğim rakı bile pek zevk vermedi bu gece... Oysa daha önceleri pek de güzel giderdi rakı-meze bir de Galatasaray...
  • Galatasaray'ın Hamburg maçına çıkacağı kadro belliydi de iki bölgede tereddüt vardı: Defansta Emre Aşık'ın yanında genç Semih mi gelecek, yoksa daha çnce o bölgede oynamış olan Hakan Balta mı monte edilecekti? Birçok kişi Bülent Hocanın da Galatasaray kariyerine Semih'in yaşında bir Avrupa mücadelesi ile başladığını söyleyerek semih oynar derken, Kaptanın böyle bir riski almayıp Hakan ile başlayacağını belitmiştim. Tanımışız kaptanı demek az çok ama Ümit'i sonradan oyuna alacağı yerde, ilk onbirde oytacağını düşünmüştüm, Nonda tercih edildi Galatasaray teknik kadrosu tarafından... Hakan stopere kayınca da Volkan onun yerinde oynamak üzere görevlendirildi... İyi de başladı Galatasaray deplasmandaki mücadeleye, o bildiğimiz Avrupa maçlarından birini çıkarıyordu. Hamburg bir kaç tehlikeli atak yapıyor ama Galatasaray sakın ve oturaklı futbolu ile oyunda dengeyi sağlıyordu. Soru işaretleri dolu olan bölgede Hakan Balta hatasız oynuyor, yerini emanet ettiği Volkan da "emanete hıyanet etmiyordu"... Biraz durgun ve can sıkmaya başlayan oyun temposu içinde Lincoln'ün başlattığı bir atakta Arda'nın ara pasında Lincoln'e çarparak Ayhan'ın ayağına gelen topta kaptan ayak dışıyla düz bir vuruş yaptı... Golcülük vasıfları taşımayan vuruş kale direğine de vurarak Galatasaray'ı öne geçiriyordu dakikalar 32yi gösterirken...

Çok sık gol atmaya alışık olmayan Ayhan'ın golden sonraki şaşkın sevinci de ilginçti, nasıl sevineyim derken armayı öpmek en akıllısıydı. Maç esnasında ben bilmiyordum, bilmem Ayhan biliyormuydu ama Türk takımlarının Avrupalılara attığı 1000. golün de sahibi olmuş kendisi... Golden sonraki dakikalar tehlikelrid ve atlatmak önemlidir, Galatasaray da milli kalecisi De Sanctis ile bu zamanı aşmasını bildi ve devreye önde girdi...
  • İkinci yarının ilk onbeş dakikası önemliydi ki, gol yemeden atlatılması durumunda Galatasaray ikinci golü de bulup turu cebine atabilirdi ama daha 48. dakikada ceza sahasında uzaklaştırılmayan topta Jensen beraberliği getirdi... Gol sonrası kritik dakikalarda ise Nonda karşı karşıya dışarıya aşırttı topu... Maçın dönüm noktasıydı Galatasaray adına bu pozisyon ki bundan sonra akılda kalan bir atağı da olmadı sarı-kırmızılıların... Ve Emre Aşık, "bomba" olduğunu bir kez daha gösterdi. 35 yaşına gelmiş bir topçudan bu kadar amatörce faul yapması ancak amatör maçlarda beklenir ama Emre Aşık bu, yapar... Petriç'e çelme takmaya çalıştı düşüremedi ve çekerek güreşçi gibi yere yığdı 10 numaralı topçuyu. Maçın hakemi de kırmızı kartını çıkardı... Meira'yı bir kez daha andık, Adnan Polat'ın kulaklarını çınlatarak bu pozisyon sonrası... Şimdi ne olacak derken, kameralara Kewell'ın Bülent Hocaya "Ben o bölgeye geçeyim" işareti yapması takıldı... "Yok artık daha neler" derken, "çüş artık" dedirtecek bir kararla Lincol çıktı, hatta zorla çıkarıldı Mehmet Güven gitrdi oyuna... Brezilyalı topçunun isyanı gösterilirken ekranlarda Hıncal Uluç'a da bir sezonluk "anti Bülent" malzemesi çıkıyordu... Oyun öyle garip bir hal alıyordu ki, Mehmet Güven'i tartışırken kafamızda, Adıyaman doğumlu topçu çizgiden topu çıkarmasın mı? Bu sefer başka bir soru dönüyordu masada : Bülent Korkmaz kahin mi, yoksa çılgın bir deli mi? Sahadan gezinen Nonda'yı tutup Avrupa maçlarında piyasa yapan Lincoln'ü çıkartmak neyin nesiydi? Bir de Lincoln topu tutma becerisiyle 10 kişilik takıma en lazım oyuncuyken... Rakının bulanıklaştırdığı beynimizde Kaptan'ın allak bullak değişikliklerini yerleştirmeye çalışırken, bu sefer de Nonda çıkıp Ümit girmesin mi oyuna... Bu ne derken, bir de veteranlar gibi yağ depolamış Hasan Şaş'ı saha kenarında görmek, ilginçlikler komedyasının son perdesiydi... Bizim takım böyle değişiklikler yaparken, Almanlar da gol üstüne gol kaçırarak İstanbul'a gol atmak için gelmenin hazırlığını yapmaya başlamışlardı...
  • Gollü berabere biten maç Galatasaraylıları sevindirecekken, akıllarda soru işaretleri bıraktı. İlk olarak Lincoln olayı ne olacak? Kaptan, kendisiyle konuşup, değişikliğin sebebini anlatıp gönül alma büyüklüğü mü gösterecek yoksa "tek patron benim, benim dediğim olur" havasında asar-keser tavır takınıp, Lincoln'ü cezalandıracak mı? İkinci alternatif uygulanırsa, Galatasaray Meira'dan sonra Lincoln'e de acil alıcı aramalı, Rusya'da da transfer sezonu bittiğine göre burası Uganda mı olur,Papua Yeni Gine mi bilmem, çünkü Lincoln küserse oynamaz...
  • Rövanş maçı için ikinci soru işareti stoperde kimin oynayacağıdır? Hakan Balta mecburiyetten o bölgeye kaydı ama şimdilik oranın bankosu oldu. yanına kim gelir? Ya Semih Kaya ya da Emre Güngör... Emre Güngör bir hafta sonrası için iyileşirse orada oynatır Kaptan onu ama ben bu seneki "Güngör"ü pek beğenmiyorum... Ankaragücünden geldiği günden bugüne yükseliş olması gerekirken formda gerileme var ama kiloda artış var nedense... Oliç karşısında çaresiz kalacağı kesin... Çılgın taktisyen Bülent Hoca, Kewell'i oynatır mı stoperde? "Hadı canım sende" dediğinizi duyar gibiyim...
  • Kewell demişken, maçın yıldızlarından biriydi Avustarlaylı futbolcu... Emre'nin kartı sonrası geri dörtlüye geçmesi ve Hamburg forveti ile mücadele etmesi, gecenin alkış alan hareketleriydi... Bayrak adam nasıl olunur diye merek eden varsa, Harry Kewell'ı dikkatle izlesin...
  • Uzun süredir Galatasary'ın golünden sonra meşale yakıldığına şahit olmamıştık, gurbetçilerimiz ve memleketten giden tayfa bu zevki bize bir kez daha yaşattılar. Bu esnada "Hakem maçı tehir edebilir" tarzı bir anons duydum tribünlerde ki, oldukça güldüm. Maçı Alman kanalından izlediğim için bizim spiker ne dedi bilmiyorum ama kesin "Yapmayın bunu, ceza yiyeceğiz. Avrupa'da böyle şeyler kalmadı" tarzı eleştirel ve içi boş laflar edilmiştir...
  • Bülent Hoca, sadece taktikleriyle değil, aynı zamanda kıyafet konusundaki tercihiyle de bizi şaşırtmaya devam ediyor... Bordeaux maçındaki atkı aksesuarlı şık akipmandan sonra bu gece almanya'da ceket altına giydiği fermuarlı ne olduğunu anlamadım "giysi" kıyafeti bozarken, anladık ki Kaptanın sarı-kırmızı atkı aksesuarı bir maçlıkmış...
  • Son olarak ARD1 kanalına teşekkür etmek gerekiyor, bizi kahvehane köşerine mahküm etmediği için...
STAT: HSH Nordbank Arena
HAKEMLER: Viktor Kassai, Gabor Eros, Tibor Varnos (Macaristan)
HAMBURG: Rost, Boateng, Ale Silva (Pitroipa dk. 84), Mathijsen, Aogo (Olic dk. 71), Benjamin, Jarolim, Trochowski, Jansen, Petric, Guerrero
YEDEKLER: Hesl, Gravgaard, Tunay Torun, Ndjeng, Tomas Rincon
TEKNİK DİREKTÖR: Martin Jol
GALATASARAY: De Sanctis, Sabri, Emre Aşık, Hakan Balta, Volkan Yaman, Barış, Ayhan, Arda (Hasan Şaş dk. 83), Lincoln (Mehmet Güven dk. 59), Kewell, Nonda (Ümit Karan dk. 74)
YEDEKLER: Orkun, Semih, Serkan Kurtuluş, Yaser
TEKNİK DİREKTÖR: Bülent Korkmaz
KIRMIZI KART: Emre Aşık (dk. 53) (Galatasaray)
GOLLER: Ayhan (dk. 32) (Galatasaray), Jansen (dk. 49) (Hamburg)
SARI KARTLAR: Guerrero, Aogo, Jarolim, Boateng (Hamburg), Barış, Volkan Yaman, Arda (Galatasaray)

Tek Sıra...


Aris-Paok maçından..

Şampiyonlar Ligi-Çarşamba



Manchester United'tan pek de hazzetmesem de Mourinho'dan da nefret ettiğimden bu maçlık gönlüm kırmızıdan yanaydı ve sağolsun Sir ve oyuncuları beni yanıltmadılar... "Özel mözel" dinlemeyen İngilizler İtalyanları başları önde eğik gönderdiler memleketlerine... Şimdi kupanın biri gitti, İtalya kupasından da elenilecek biyik ihtimal, kaldı tek kupa şampiyonluk Mourinho'nun kendine hedef olarak koyacağı... Milan'a kupasız kaldığı için üzülüyorum diyen Mourinho'ya kim üzülsün şümdi...
Öbür İngiliz Arsenal de "uzun süren" maçta penaltılar sonrası üst tura çıkabildi... Daha 9. dakikada yenik duruma düşen Arsenal, geri kalan dakikalarda gol yemeyince maçı uzatmaya götürme şansı elde etti ve eksstra sürede de gol sevinci yaşayamayınca takımlar iş penaltılara kaldı... Galatasaray'a UEFA'da penaltılarla kaybeden Wenger, bu sefer bu işten gülen taraf olarak ayrıldı Roma Olimpiyat Stadından...
Barcelona'dan ise yeni bir haber yok, bildiğimiz gibi. Bir ara vermişlerdi hızlarına ama tekrar son sürat gidiyorlar. Daha ilk yarıda 4 gol atınca iddaacıları rahattlattılar, ikinci devre de bir gol daha salladılar Fransızların kalesine, 5-2 kazandılar maçı...
Portekzililer ise İspanya'da elde ettikleri gollü beraberliğin üzerine yattılar ve 90 dakika gol sesi çıkmadı o diyarlardan...

Manchester United:2-0:Inter
agg:2-0
Roma:1-0:Arsenal
agg:1-1
6-7 Penaltılarla
Barcelona:5-2:Lyon
agg:6-3
Porto:0-0:A. Madrid
agg:2-2

11 Mart 2009 Çarşamba

Şampiyonlar Ligi- Salı


Sanki ilk maçtan galip ayrılan takım Real Madrid, yenik ise Liverpool ve Benitez'in talebeleri ilk dakikalarda bulacakları gol ile skorda beraberliği yakalayıp, ileriki dakikalarda turu atlamak için uğraşacak sinayli veriyordu maçın daha beşinci dakikası olmadan İspanyol kalesini ablukaya aldıklarında... Torres'in Real savunması "pazara-çarşıya yolladığı" pozisyon gol olmalıydı, eğer adaleti varsa bu ayak topunun ama ileriki dakikalarda gelen goller Liverpool'u üst tura çıkarnca, teselli oldu bizim için... Önce The Kid yolladı topu ağlara kaptandan evvel davranarak, sonra da ben olsam penaltı vermeyeceğim bir pozisyonda yan hakemin kurbanı oldu maçın hakemi ve Kaptan skoru 2-0'a getirdi... Öyle şahane oynuyordu ki takım, her pozisyon sonrası Benitez'e küfür etmeden duramadım: Neden ligte böyle oynatmıyorsun be hoca, Premier Lig şampiyonluğu bekliyor bu taraftar senden, biz alıştık şampiyonlar ligi finallerine ve kupalarına... Devreye girerken Real dağılmıştı zaten ki yüzlerinde maçı çevirecek ümit belirtisi yoktu... atv'de Adanalı'ya takıldık devre arasında uzun süre ve kaptanın ikinci golünün ancak tekrarını izleyebildik... Sonrası zaten Benitez "çaylaklara" şans verdi, Büyük Kaptan kenara alındı, Torres yerini defansif Dossana'ya bıraktı, o da bir golcünün yerine oyuna girdiysem, ben de gol atarım dercesine dörtledi Casillas'ın kalesini... Son golü aslında golden önce Liverpool tribünlerine Everton atkısı açan İspanyol arkadaşa armağan etmek lazım... Sağlam kapak oldu... Ve final de klasik olarak You Will Never Walk Alone ile bitmese olmaz zaten... Yarın sokağa çıkmaya yüzü sadece Madridlilerin değil, Portekizlilerin de kalmadı bu geceden sonra... Maçı izlemedim ama 7 gol atmış Bayern... Toplamda 12 gol yemiş Sporting... Öte yandan başka bir İngiliz de geceyi mutlu kapadı. 1-0 avantajıyla İtalya'ya giden Chelsea, Hiddink'in sistemine yavaş yavaş alışmışa benziyor, kaybetmemesi gereken maçı kaybetmedi ve üst tura çıktı... Komşuda ise yas var bu akşam... 1-1in rövanşında kendi sahanda kaybetmek kadar kötü çok az şey var... Pao'lular bunu yaşadılar, bizim iddaayı da yatırdılar...

Liverpool:4-0:Real Madrid
agg:5-0
Juventus:2-2:Chelsea
agg:2-3
Bayern München:7-1:Sporting Lisbon
agg:12-1
Panathinaikos:1-2Villareal
agg:2-3

10 Mart 2009 Salı

Pascal ve Dabovic



"Çok sevdiğim Beşiktaş bana yanlış yaptı. Tıpkı yıllar önce Pascal Nauma'ya yaptıkları gibi beni de harcadılar. İkimiz de başarılıydık, ama seksi birer yıldızdık. Bu yüzden mi atıldık? Keşke Çarşı bize sahip çıksaydı. Onlar da sahip çıkmadı"

Millica Dabovic
Beşiktaşlı Eski Baskebolcu

Verdiği çıplak pozlar sonrası Beşiktaş'tan kovulmasını anlatırken


Not Defteri

Yeni bir köşe yapmayı planladım blogta ve adına da Not Defteri dedim. Zaten blogu bir günlük gibi tutup, bir çok yerde hatırda kalması için notlar mahiyetinde yazılar yazıyordum, Ömer üründül tabiriyle daha "efektif" olması için gazetelerden, sitelerden, forumlardan, oradan buradan karşıma çıkan ilginç haberleri bir demet halinde yayınlayacağım... Başlayalım o zaman:

Meira Transferi


Song'un Galatasaray'dan yollanmasının taraftar üzerindeki negatif etkiyi azaltmanın yolu Avrupa'da tanınmış, kariyerli bir milli oyuncu transferi yapılarak olacaktı ki bu sene ilk defa olarak Galatasaray yönetimi transfer yapmaktan ziyade, gereken bölgelere yararlı olabilecek oyuncular getiriyordu ve defanstaki boşluğu doldurmak üzere Fernando Meira ile el sıkışılmıştı... Portekiz milli takımında oynayan, Stuttgart'ta kaptanlık yapmış, Skibbe'nin bildiği tanıdığı bir oyuncuydu Fernando... Hatırlıyorum da, geldi gelecek haberleri için o sıcak yaz günlerinde insanlar forumlarda ve resmi sitede F5 tuşuna basmaktan usanmışlardı...
Fakat ligler başlayınca Servet'le beraber oynaması beklediğimiz Meira, bir anda ön libero görevini üstlenmeye başlamasın mı? Ve kaybedilen şampiyonlar ligi rüyası, ligte alınan beraberlikler Meira'nın yerini sorgular olmamıza neden oluyordu... Portekizlinin yerini sorgularken, oyuncunun kredisi de taraftarın gözünde bitmeye başlamıştı... Alman hoca baktı ki bu iş böyle yürümeyecek, çekti Meira'yı Servet'in yanına ve her başarılı takımda görmeye alışık olduğumuz "sıkı ikili"yi Galatasaray'da oluşturmaya çalıştı. Bu düzende Avrupa ve lig maçlarında başarılı sonuçların alınması kara bulutları dağıttı ve 2009 senesine girildi...
Yeni yıl Galatasaray'a sağlık açısından hiç de yenilik getirmedi, üstelik sakatlara başkaları da eklendi... Defansta her zaman hazır olan Servet'i kaybetmekle kalmayan Galatasaray, bir de Emre Güngör'ü "hastaneye" yollayınca elde bir Meira bir de Emre Aşık kaldı... "Bu kadar da şanssızlık olmaz" dendiği dönemde defansif bölgede oynayabilecek olan Mehmet Topal'ın da uzun bir süre "oyun dışı" kalması Bülent Korkmaz'ın elini kolunu bağlıyordu... Büyük Kaptan bu sıkıntılarla uğraşırken, yönetim de elde avuçta kalanlardan birini daha koparmak üzereydi Galatasaray takımından... Ruslar, Fernando Meira'yı beğenmişler ve Galatasaray'a 6 milyon Euro para teklif etmişlerdi... 4.5 milyona aldığın oyuncuyu 6 milyona satıyorsun, paraya en muhtaç olduğun dönemde 1.5 milyon cepte, bir de Meira'ya ödenecek transfer taksitlerinin yazıldığı deftere bir çizik atıyorsun... Ekonomik yönden mantıklı gelen bu transferin önündeki engel ise taraftara verilen Kadıköyde final oynama sözüydü... Bu şartlar altında çıkılan Ali Sami Yen'deki Bordeaux maçı aslında yönetimin eline koz verecek şekilde de başlamıştı. Portekizli daha maçın başında bir hata yapmış ve Fransızlar öne geçmişlerdi... Kaybedilecek turun hesabı Meira'ya kesilecek, "bak yolladık haini" denecek, taraftarın desteği alınacak ve 6 milyon dolar ödenmesi gereken borçlar ve primler için ilaç gibi gelecekti ama hesapta olmayan biri vardı: Sabri Sarıoğlu... 3-3 giden maçın son dakikasında turu getiren golü attı ve Meira ile ilgili yapılan finans karalamalarına kocaman bir çizgi çekti...
Galibiyetin coşkusu transferi erteletmişti ama Zenit'liler yeni sezonda Türkiye'den bir oyuncu almayı kafalarına koymuşlardı... 6 mart tarihli Rus gazeteleri Zenit ya Meira'yı ya Lugano'yu alacak diye haber yapıyordu... Uruguaylı topçu soğuk Rusya yerine sıcak İtalya'yı düşündüğünü belirtince, ibre yine Meira'ya döndü... Portekizli topçuyu o kadar arzuluyordu ki Zenitliler, Fatih Tekke takasını dahi gündeme getirdiler ama oyuncu değil para lazımdı Galatasaray'a... Yönetimin uykusuz geçen "para mı tatlı başarı mı tatlı" ikiliminde, paradan yana davranılınca zorlu Hamburg deplasmanı öncesi Meira'nın satıldığı haberi yayınlandı bugün haber ajanslarından... Şu an ne Galatasaray, ne de Zenit resmi sitelerinde böyle bir transferden söz etmiyorlar. Rus spor gazeteleri de "Türk spor gazetelerinde Zenit Fernando Meira'yı transfer etti diye haberler bulunuyor" şeklinde veriyorlar bu transfer haberini... Geçen salı transfer oldu dendi, olmadı; bu salı tekrar oldu dendi, bakalım olacak mı?
Transferin bir de Bülent Korkmaz tarafı var. Hoca, Meira'yı kaybetmek istemiyordu ki gözden çıkarsa Konya ve özellikle Bursa maçlarında yerine oynatacağı Semih Kaya'yı deneyebilirdi, lakin böyle bir girişimde bulunmadı, olması muhtemel bu transfer Bülent Hocaya rağmen yapılmıştır ve bu da yönetim ile hocanın arasındaki ilk çatlak olarak tarih sayfalarına not edilmelidir... Bugün yarın Bülent Korkmaz'a "Böyle kritik bir dönemde neden Meira'yı sattınız?" sorusu gelince, kimse yönetimi taraftarın önüne atmasını beklemesin, Galatasaraylılık duruşu içinde "şartlar böyle gerektirdi" cevabını verecektir...
Sonuç olarak iki gün sonra Almanya'da oynanılacak olan Hamburg maçına Galatasaray, Fernando Meira'sız çıkabilir, ihtimal var diyoruz çünkü kulüplerden transfer haberi kesin olarak açıklanmadığına göre belki de Yeşim Salkım'ın "son bir sigara içelim, öyle git gideceksen" şarkısında dediği gibi Galatasaray yönetimi Zenit'ten Meira'yı son bir maça çıkarmak için izin koparma derdinde... Eğer başarısız olurlarsa Bülent Hoca 3 numaralı formayı giyer ve geri dörtlüde Emre Aşık'ın yanına saf tutar. Kinaye bir yana, Sabri-Emre Aşık-X-Hakan Balta dizilişindeki X kim olur? Gözler Semih Kaya'da... Ya da kalkar üçlü defans yapar, bu da Boğaz Köprüsünden intihar etmekle eş değerdir... Şu ana kadar Galatasaray'ın başında çıktığı maçlarda Fatih terim'den izler gördüğüm Bülent Korkmaz, İmparataor gibi bir sürpriz yapabilir Hamburg maçınca bekleyip göreceğiz...

Red Bull Kanatlandırır


Cumartesi gecesi Stuttgart ile Dortmund atasında oynanan maçta ev sahibinin galibiyet golünü kaydeden Mario Gomez'in yaptığı gol sevinci başına bela oldu. Alman Milli Takımında da oynayan golcü futbolcu gelen ortaya dokunarak topu rakip ağlara yolladıktan sonra gol sevincini enteresan biçimde gösterdi. Gomez, sevinçle seyirciye koşarken hayali bir tenek kutu açar gibi yapıp, ondan bir "fırt" çekti ve kollarını kanat misali aşağı yukarı sallayarak sevinmesine devam etti. Bu hareketin ünlü enerji içeçecği Red Bull'un gizli reklamı olduğunu savunan Almanlar, FIFA'nın yönetmelikleri gereği Gomez'in ceza alabileceğini düşünüyor. FIFA, oyuncuların saha içinde gizli ya da açık her tür reklamını yasaklamıştı. Gelecek cezanın maddi boyutu da Gomez ve kulübünü hiç mi hiç ilgilendirmiyor, zira hesap Red Bull'un Avusturya'daki merkezine yollanacaktır. Adamlar ödeyecekleri bu miktardan da rahatszı olmazlar, çünkü televizyonlara ve billboardlara bi' sürü reklam verseler, bu kadar isimlerinden bahsettirmezlerdi... Golün ve sonrası yaşanılanların videosunu izlemek için de buraya buyurun...

Kaleciler Aptaldır


"Kaleciler aptal olur. Volkan biraz akıllı olsaydı, o pozisyonda atılan kendisi değil rakip olurdu."
Luis Aragones
Fenerbahçe Teknik Direktörü
Volkan'ın kırmızı kartını değerlendirirken

Fenerbahçe kulübünden de konuyla ilgili yalanlama burada...

9 Mart 2009 Pazartesi

Kupa Mı?


" Bence sayın Mourinho kupa olayına hiç girmesin çünkü onun kazandığı ve kazanacağı her kupadan bizde beş tane daha fazla var."
Paolo Maldini
Milan'lı Futbolcu
Inter Teknik Direktörü Mourinho'nun Milan kupasız kalacak açıklamalarına yanıt verirken

Bülent Uygun ve Aykut Kocaman


Fenerbahçe karşısında arka arkaya 3 ve 4 gol yiyen Sivasspor, bugün kendi sahasında Ankaraspor karşısına durumu düzeltme amacıyla çıkmıştı. Ligin ilk yarısının bitiminden sonra oynadığı maçlarda aldığı puanlar ve takipçilerinin puan kayıpları, bir çok insanın gözünde Sivasspor'u "yarı şampiyon" yapmıştı ki geçen sene ligin son haftasına kadar "şampiyonluk" sözü etmeyi yasaklayan Bülent Uygun, bu sene "Bu iş olacak" havasında, bir komutan edasıyla o kanal bu kanal dolaşıyordu. Hatta televizyonları geçtik, gazetelere de birbirinden ilginç röportajlar veriyor, bir gün Arsene Wenger'e sallıyor, ertesi gün Galatasaray ve Beşiktaş'a... Kendi seyircisi önündeki maça rüzgarı da arkasına alarak başlayan Sivas, Mohamed'in serbest vuruşundan arzuladığı golü buldu ve rahatladı. Bu rahatlık öyle bir rahatlık haline geldi ki kırmızı beyazlılar hücümü unuttu ve sürekli defans yaptı... Geriye yaslandıkça konuk takım üzerlerine geldi ve genç oyuncusu Umut ile beraberlik golünü buldu... İşte o an, sahneye tekrar Bülent Uygun çıktı... Orta sahada Mehmet Yıldız'a faul yapıldığına kızgınlığını kulübenin plastik levhasından aldı. Bir vurdu kırılmadı, iki vurdu olmadı ve üçte "karate kid" edasıyla dalıverdi bacağı diğer tarafa. Allahtan cam değildi ki başına büyük bela açardı, cam olsa öyle vurur muydu orası da ayrı soru... Bülent Hoca, kulübeye kızacağına, aslında golden önce Ankaraspor'a 9 pas yaptıran oyuncularına "dalmalıydı" Yılmaz Vural misali... Maçın sonunda hakem Deniz Çoban'a diklenmesi, oraya kadar gidip hakemin burnuna burnunu değdirip ağzından tükürükler saçarak bağırması... Ve nihayet en sevdiği iş olan maç sonu demeç vermesi... Maçı yöneten hakemin soyadına vurgu yapıp, onu küçümseme tavrı takınması, bırakın bir hocaya, hiç kimseye yakışmayan bir konuşma tarzı... Hakeme tepkisinin nedeni de alehlerine "çalıştığı" iddasında bulunması... Oysa, hakem istese Sivas ceza sahasında Petkoviç'in Bilal'i düşürmesindeki penaltı kokan pozisyonda düdüğü çalabilirdi... 3 İstanbulu ve bu sene kafaya oynayan Trabzonluların dışında Anadolu halkının sempatisi vardı Sivas takımına, "Anadolu'dan şampiyon çıksın" diyordu insanlar kendilerine mikrofon uzatıldığında ama Bülent Uygun'un bu kaybedilen puanlar sonrası hareketler soğutuyor Sivas'tan milleti. Kayseri ile berabere kal Tolunay'a "sar", Fenerbahçe'ye kaybet Galatasaray ve Beşiktaş'a laf koy, Ankaraspor'a puan ver hakeme saldır... Hedeflerinden biri de sene sonu Aragones'in yerine geçmek olan Bülent Uygun, böyle devam ederse arzuladığı takımı çalıştırabilir mi? Artık yerel bazda başarıları aşan ve Avrupa sahalarına adını kalıcı şekilde yazdırmak isteyen Fenerbahçe camiası kulübe tekmeleyen hocayı ister mi? Ömrü-hayatında tek emeli Fenerbahçe'yi çalıştırmak olan Yılmaz Vural'ı Kadıköy'e yaklaştırmayan camia, Bülent Uygun'u Saraçoğlu'ndaki sağlam bir yedek kulübesine oturtur mu? Yoksa illaki öz evladımız gelsin sarı lacivertli takımın başına derlerse, yıllarca beyefendiliği ve duruşuyla ezeli rakip taraftarlarının dahi sempatisini kazanmış Aykut Kocaman mı bu göreve uygun görülür?

8 Mart 2009 Pazar

Galatasaray:73-71:Erdemir


Blogta basketboldan mümkün mertede uzak durmaya çalışıyordum ama geçen haftaki Efes Pilsen-Galatasaray maçından sonra yakın bir takibe almaya karar verdim sarı-kırmızılıları... Yeni gelen Hosley ve Tolliver ile sakatlıktan dönen Cüneyt ve Milojevic ile rotasyonu rahat yapabilen bir kadroya sahip olmuştı Koray hoca ve uzun yıllar, ki en son Efes'i ne zaman yendiğimizi hatırlamıyorum, Efes Pilsen takımı ile bu kadar kora kor bir mücadeleye girişememişti Galatasaray... Kafa kafaya giden periyodların sonunda lider Efes az da olsa açılan farkı korumuş ve galip ayrılmıştı maçtan... İşte, geçen haftaki maç sonrası şampiyonluğa iyice inanmış olarak karar verdim takip etmeye Galatasaray basketbol takımının maçlarını, tek sorun maçların Digitürk'ten yayınlanıyor olmasıydı ama Erdemir maçını şansımıza SkyTürk yayınladı ki evimizde seyredebildik... İzmir'de oynanan Teknosa Türkiye Kupasında yorgun ve sakat dolu kadroyla iki uzatma oynamış olan Galatasaray, cumartesi günkü maçın favorisiyidi fakat kadrolar açıklandığında sakatların bulunması sebebiyle rotasyon gücü zayıflamış olarak maçın dengede gideceği belliydi ki heyecan ve çekişme sona kadar sürdü ve daha çok arzulayan takım olan Galatasaray maçı kazandı...
Quinton Hosley enterasan bir adam, sahanın her yerinden rahatça basket atabilme yeteneğine sahipken, adı üstünde serbest atış olan rahatça basket atması gereken yerlerde topu çemberden geçirmekte zorlanıyor... Real Madrid'ten böyle büyük bir oyuncu getirmek basketbol şubesinin büyük başarısı. Özel bir fan kitlesi oluşacak Hosley'in böyle giderse ve sene sonunda nasıl tutulur takımda bilemem...
Hüseyin Beşok'u sosyologlar ve psikologlar alıp bir güzel incelesinler. Gençlik yıllarından bugüne her geçen maç daha iyi oynuyor bu adam, yaşlandıkça enerjisi biteceğine daha da artmakta. Kendi potasından rebound alıp, rakip potaya fast break'e en önlerde koşmak, uzun bir inceleme konusu olmalı...
Anthony Tolliver da her geçen gün takıma daha ısınıp, daha verimli olacaktır. Pota altında Hüseyin ve Cemal dışında başka bir alternatifin olması Galatasaray'ı daha da güçlü kılmaktadır. Ama, Hüseyin 3lük atarken, Tolliver inşallah ona özenmez ve gereksiz şutlarla rakibe vermeyiz elimizdeki topu...
ve Murat Kaya... Sade ve gösterişsiz ama süre aldığı dakikalarda mükemmel oynuyor Murat... Sayı atmadı zannediyorsunuz ama istatistik tablosuna bir bakınca takın en skorer ikinci ya da üçüncü oyuncusu olduğu ortaya çıkıyor...


Galatasaray Cafe Crown 73 Quinton Hosley 20 (8R, 2A) Polat Kocaoğlu 2 Murat Kaya 10 (3A) Hüseyin Beşok 20 (10R,2A) Rashid Atkins 7 (1R, 3A) Anthony Tolliver 8 (8R, 3A) Alican Güney 4 (2R) Cemal Nalga 2 (4R) Erdemir 71 Nathan Funk 15 (8R, 4A) Erdal Bibo 2 (4R, 1A) Antwain Lamar 3 (1R, 2A) Mithat Demirel 6 (2R, 1A) James Thomas 14 (10R, 1A) Caner Şentürk 5 (1R) Hakan Demirel 9 (2A) Clayton Burges 15 (9R, 3A) Nihat Emre Ekim - (1R)

Belasitsa:0-3:CSKA Sofia



Teknik direktör değişikliği sonrası takımlarda birden bir çıkış olur, dün CSKA'nın deplasmanda Belasitsa'yı 3-0la geçtiği maçta oynadığı oyun gibi. Amca Penev'in yerini yeğeni Penev'e bırakmasından sonra deplasamana giden CSKA, soğuk ve karlı havaya rağmen ilk yarıda attığı üç golle maçı kazanmasını bildi... Gollerden üçüncüsünü Denizlispor'un da bir süre önce takip ettiği, CSKA'nın Botev'den transfer ettiği Durmuşali Saidhodja attı... Bu galibiyetle başkentin kırmızılı ekibi lider Levski'nin maç fazlasıyla iki puan üzerine çıktı. Günün CSKA adına önemli bir gelişmesi ise Titan grubunun resmi olarak CSKA'yı satın alması ve kulübü zarardan zarara sürükleyen Tomov'un görevinin sona ermesiydi...

8 Mart



Bügün Dünya Kadınlar günü ve bir kaç gün evvel bu günde maçların bayanlara ücretsiz olmasını dilemiş ama bu konuda herhangi bir gelişme görememiştik bizim memlekette. Bulgaristan lig lideri Levski maçları bayanları açmış 8 mart hediyesi olarak... Tebrik ediyoruz kendilerini bu kibarlıklarından dolayı. Bütün kadınlarımızın da günü kutlu olsun...

7 Mart 2009 Cumartesi

1908 Serisi



Galatasaray Storu burada çıkardığı ürünler ve uyguladığı fiyat politikası sebebiyle bolca eleştirdik ama son çıkardıkları ürünlerle bizden alkış aldılar... 1908 serisi Galatasaray'ın sarı-kırmızı formayı ilk giydiği sene olan 1908 yılına ithafen 1908 adet üretilen ürünlerden oluşan bir koleksiyon. Fiyat hakkında resmi sitede bir rakam belirtilmemiş ama seri numaralı ve sertifikalı satılacağından dolayı çok da ucuz olacağını zannetmiyorum... Metin Oktay formasından sonra reklamsız çıkan bu formalardan da bir adet alıp kolleksiyona eklersek, ne mutlu bize...


Top Nerede Saklı#39


Gerçek Top Nerede Saklı?

A-Mavi Topun Altında
B-Yeşil Topun Altında
C-Kırmızı Topun Altında
D-Sarı Topun Altında

Top Nerede Saklı#38 Cevap


Gerçek Top Nerede Saklı?

A-Kırmızı Topun Altında diyen 59 okura,
B-Mavi Topun Altında diyen 31 okura,
C-Sarı Topun Altında diyen 23 okura,
D-Yeşilı Topun Altında diyen 59 okura teşekkür ederken, sarı top diyerek doğru tahmin edenleri kutluyoruz... Yorumlarda bulunan aksilaz ve Mustafa sarı diyerek doğru tahminde bulunurken, uzun bir süre doğru tahmin yapan ve bu işi seriye bağlayan Alfredo maalesef bu hafta yanlış tahminde bulundu, aynı şekilde Tuqay, mrcool, Mucoid ve pAtriot da yanlış seçeneği işaretlediler...


Aşkın Resmi


Beşiktaş'ın Ankara'da Hacettepe ile oynadığı deplasman maçından tribünlere yansıyan bir kare...
Fotoğraf ve haber başlığı sporx.com sitesinden... Fotoğrafı yakalyan muhabirin eline sağlık derken, iki sevgiliye de ömür boyu mutluluklar dileriz...

Hamburg'un İlacı Arda


Galatasaray'ın perşembe gecesi karşılaşacağı Hamburg'un bugünkü maçını kanal 24ten canlı izleme şansım oldu, Bülent Hoca staddan izlerken, zannediyorum ki Galatasaraylı futbolcular da televizyon başında rakiplerini analiz ediyorlardı... Maçın ilk dakikalarını ve ilk devrenın sonları ile ikinci yarının ilk 10 dakikasını Galatasaray-Erdemir basketbol maçına kurban vermeme rağmen, Hamburg hakkında üç aşağı beş yukarı fikir sahibi olabildim... Kalesinde tecrübeli kaleci Rost yer alırken, defans hattında tek göze çarpan oyuncu Alex Silva oldu. Brezilyalı topçu fizik gücü ve zamanında müdahaleleri ile oldukça etkili gözüktü...Yanındaki arkadaşları bir çok pozisyonda ağır kalırken, hava toplarındaki hatasız oyunlarını Bülent Korkmaz bir kenara not etmiştir umarım. Hakan Şükür'den bu yana zaten hava toplarıyla gol aramayan Galatasaray, perşembe gecesi de bu işe kalkışmasa iyi olur. Ama, havadan oynamak yerine topu yere indirirse işte o zaman Hamburg defansı zor anlar yaşar... Özellikle Lincoln'ün Arda ve oynaması durumunda Ümit Karan'a atacağı "defans arkası" toplar Almanları dağıtabilir. Maçı izlerken "şu an acaba Arda ne düşünüyor?" sorusunu aklımdan geçirirken, Arda Turanvari bir kıvrılışla ceza sahasına giren Monchengladbachlı topçu arka direğe kesti ve Friend sadece topa dokunarak takımını öne geçirdi... Hamburg golün şokuna girmeden kornerden gelen "sekme" topa Petriç sert vurdu ve takımına beraberliği getirdi... İleri uçta Petriç ve Oliç'le gol arayan mavililerin karşısına Gohouri çıktı ki, sert ve yerinde müdahaleleri ile "iki -iç'e" top oynatmadı... Perşembe gecesi eğer Emre Aşık, her an hata yapabilecek huyundan sıyrılıp, 5 maçta 1 oynadığı hatasız oyununu oynarsa Hamburg'un en büyük silahını sahadan silebilir. Futbolun içinde olmak şartıyla "tatlı sert" bir oyun Oliç'i maça küstürecektir... Öte yandan aynı Galatasaray'ın Bursa maçında olduğu gibi Hamburg takımında da defans ile forvet arasında sanki orta saha yok gibi, ortada mücadele olmadan top bir o kalede bir diğer kalede... Hamburg, Galatasaray karşısında da aynı şekilde oynarsa formda bir Lincoln, ki Avrupa maçlarına bayılır, yine parmak ısırtan paslarıyla gurbetçileri ve televizyon karşısında bizleri yerlerimizden zıplatabilir. Bütün bunların yanında maça damgasını vuracak adam Arda Turan olacaktır... Ağır Hamburg defansı, bire birde kolay adam eksilten Arda karşısında çaresiz kalacaktır, aynen Karim Matmour'u tutamayıp ceza sahasında düşürdükleri gibi... Bugünkü maçı Bülent Korkmaz ve ekibi büyük dikkatle izlediklerine inanıyorum ve gereken notları da aldılar. Almanya liginde üstlerde olan Hamburg pekte "ahım şahım" bir takım değil... Skibbe'nin deplasmanlarda oynattığı cesur ve açık oyunu oynatırsa Bülent Hoca, Sami Yen'e Galatasaray oldukça avantajlı bir skorla dönecektir... Arda Turan da "man of the match" olacaktır...

Blog Widget by LinkWithin