Stat: Ali Sami YenHakemler: Bünyamin Gezer, Baki Tuncay Akkın, Asım Yusuf ÖzGalatasaray: Aykut, Uğur (Dk. 86 Servet), Emre Güngör, Neill, Caner, Mustafa, Mehmet (Dk. 74 Hakan), Keita, Elano, Giovani (Dk. 46 Emre Çolak), ArdaAntalyaspor: Ömer, Erhan, Yalçın, Batak, Orhan (Dk. 86 Musa), Sedat, Korhan, Ertuğrul, Gürhan (Dk. 60 Volkan), Necati, Veysel (Dk. 85 Balili)Goller: Dk. 32 Elano (Penaltıdan), Dk. 48 Emre Çolak, Dk. 86 Caner (Galatasaray), Dk. 35 ve 65 Necati (Antalyaspor)Sarı kartlar: Dk. 26 Elano (Galatasaray), Dk. 64 Volkan, Dk. 81 Korhan, Dk. 90 Ömer (Antalyaspor)
10 Şubat 2010 Çarşamba
Galatasaray:3-2:Antalyaspor
Kırık kalpler durağında inecek var
Eteğindeki taşları dökecek var
Doldurun kadehleri içelim beraber
Yılların yorgunluğu geçene kadar
***
Ligin devre arasında yaptığı transferlerle ülkede gündem yaratan, ilk devredeki günahları unutulan Galatasaray, ikinci devreye başlayınca da sakatlık kabusuyla bir kez daha yüzleşince, oynadığı maçlarda hep ekşimsi tatlar bırakarak taraftarlarının ağzında gitmişti soyunma odasına, fakat o maçların hep bir telafisi vardı, prova deniyordu, düzelecek ümidiyle bekliyordu sarı-kırmızının aşıkları. Ve her provanın sonunda olduğu gibi sahne alma zamanı gelmişti, sene başında hedef konulan Lig Şampiyonluğu, Türkiye kupası ve UEFA Avrupa ligi şampiyonluğu kupalarından birine ya tamam ya devam maçına çıkmıştı Galatasaray bu gece Ali Sami Yen'de...
İlk maçtan mağlup ayrılması ve başkan Polat ile teknik direktör Rijkaard'ın yeni "kiralık"Jo'nun sakatlığı için Antalyaspor'lu Yalçın özelinde memleket defans oyuncularını suçlamaları ortamı oldukça germiş, tribünleri ateşlemişti...
Kupa maçlarında kaleyi yerli eldivenlere emanet eden Rijkaard bu gece Aykut'la başlarken oyuna, onun önüne de Kayserispor maçında denediği Emre Güngör ve Neill ikilisini yerleştirmişti... Avustralyalı oyuncu, oynadığı her maç tecrübesini gösterip, taraftarın gönlündeki bayrak adamlığa yaklaşırken, Emre Güngör ise onun yanında sırıtan isim olmuştu. Ankaragücü'nden transfer edildikten sonra formu tavan yapmış, sonrası yaşadığı sakatlıklar dolayısıyla asla aynı Emre Güngör olmamıştı, bir maç iyi, bir maç "eh işte"... Topu geriden başlatarak oyun kurmayı isteyen Rijkaard, bu işi Emre'yle de yapamaz, Servet'le de, nasılsa kredisi yerli hocalara göre bol olan Rijkaard, illaki bu sistemde devam edecekse Mehmet Topal'ı da denesin Lucas'ın yanına, kaybedeceği ne var ki?
Sabri'nin sakatlığında Uğur sağ bekte alternatifsizken, sol bek Caner'e kiralanmıştı ama mülk sahibi Hakan Balta kulübede oturuyordu. Bir oyuncu 16 kişilik kadroda yer alıyorsa oynayabilecek durumdadır ve maçın ikinci devresi de oynamıştır Hakan, öyleyse Caner neden ileri sürülmemiştir... Cevabı da çok basit, futbol onbir kişiyle oynanıyor ve Dos Santos'a yer açmak gerekiyordu... Belki Antalya'nın oyunu geride kabullenip pek Galatasaray'ın üstüne gelmeyeceğini düşünen Hollandalı hoca, Caner'den bolca ileri cıkmasını planlamıştı, neticede öyle de oldu ama herkes Sabri değil ki 90 dakika bir kale çizgisinden diğerine koşacak ciğeri olsun, Caner iki işi yaparken, etkinliğini kaybediyordu...
Orta alanda yine hafta sonu ligte oynana Kayserispor maçında olduğu gibi 2M ve Elano görev yaparken, Brezilyalı ilk defa kendisinden beklenileni sahaya yansıttı ama bu kez de bozuk Ali Sami Yen zemini kendisine engel oldu düşlediklerini gerçekleştirmede. Elano Blumer milli takıma seçilmenin de gazıyla olsa gerek, yeri geldi defanstan top çıkardı, yeri geldi milimetrik pas attı, yeri geldi penaltı yaptırdı, aldı bir de gol attı... Brezilyalı formda bir gece geçirirken, diğer partnerleri Mustafa ve Mehmet de orta sahada boğuşarak onun daha rahat etmesini kolaylaştırdılar. Futbolun hamallığını yaparken, gol ile de burun buruna geldi Mustafa ama vardı bir kısmetsizlik, sokamadı meşin yuvarlağı Ömer'in kalesine. Aslında, müsabakanın topu daha ilk yarıda göstermişti o hınzırca gülüşünü kırmızı formalılara, Keita ve Caner'in vuruşlarında direğe doğru yol alırken. Yoksa Sarp, iki adımdan kaleciyi de sokardı içeri, dışarı vuracağı yerde topu...
Kırsalda dönümlerce arsaların, şehrin göbeğinde dairelerin, denizlerde yatların, garajlarda arabaların olur da cebinden simit alacak para çıkmaz misali elini sallasan ileri uç elemanı bolluğu yaşayan Galatasaray'da kaç haftadır golü atacak adam yok, olan da ruh gibi geziyor sahada... Rakip kaleye yakın her bölgede oynayacak denilen Keita ve Dos Santos gezmekteydiler sahada avare avara... Fil Dişili, Afrika kupasının yorgunluğunu mu atıyor acaba, doğru dürüst tatil yapamadı diyeceğim ama takım erken elendi, epeyce memleketinde takıldı Keita... Galatasaray onu neden getiremedi İstanbul'a bu birinci soru, ikincisi de Fenerbahçe maçında gördüğü kırmızı kart nedeniyle Rijkaard tarafından "disiplin cezası" alıp, Galatasaray'ın puan kaybetme durumuna rağmen "yeminimi bozmam" diyen hoca, aynı disiplin duruşunu neden sergileyemiyor?
Keita yorgunluk mazeretine sığınacakken, Galatasaray'a gelmeden önce "futbola açım, yeşil sahayı özledim" diyen Dos Santos ne kadar çabuk doydu bu güzel oyuna. Devre sonunda içei girerken futbolcular, Giovanni'nin topla buluşma sayısını merak ettim, var mıdır bilen, 3 ya da 5 mi? Oysa yerine giren Emre, dakika 50de onun kadar topla buluşmuş, 3 katı daha efektif olmuştu... Kredisi bol dedik ya Rijkard'ın, keşke bu gece Emre'den yana kullansaydı o gücünü, maçın başından beri, fizik olarak zayıf Meksika'lıyı oturtsaydı yanında... Dos Santos'u bir ileri uçta, bir kanatta denedi Rijkaard ama Meksikalı beğenmedi yerini, beğenmdi, siesta mahmuru gibi uykulu uykulu dolaştı durdu...
Sol bek yok derken önce Volkan, sonra Alpaslan gönderiliyordu, forvet yokken de Nonda gitti, yetmedi Serkan gitti... Şimdi de golü atacak adam arıyoruz, rakibin gollerini atan Necati'ye de imreniyoruz, oysa onu da yaka paça yollamıştık kulüpten, "alemci" yaftası yapıştırmıştık, istememiştik... Değilmiş alemci demek, "profesyonel"miş Necati, koştu, çabaladı, iki de gol attı, adam gibi de sevindi, kimseye el kol yapmadı, germedi tribünü, vefalı Necati...
Eski dost Orhan Ak da oradaydı, Yalçın gibi... Yalçın'ı severdim, sakatlanmıştı Galatasaray'da, ayrılık düşmüştü ona ama Antalya'daki lig maçında sildim attım kalbimden, korner direği köşeinde topu saklamaya çalışan Kewell'a tekme atmasıyla, o zaman "kasap" denseydi, katılırım ama Jo olayında pek katılmam Yalçın'a yapılan eleştirilere. Arda ve Orhan Ak mücadelesi ilginçti benim için... "Orhan abiden çok destek gördüm, çok şey öğrendim, onun yeri bende ayrı" diyen Arda, abisine karşı oynuyordu, 70 küsürde Orhan'ın ayağı çektiğinde de yanına ilk koşan Arda oluyordu, kaybederken de seviliyordu Arda...
Ama Bünyamin hoca pek sevilmiyordu tribünlerde, sevilmeyecek de, zaman çalmak için her yolu deneyen Ömer'e 90. dakika sarı kart gösterdiğinde. Zaten bir manası yok benim için kaleciye gösterilen sarı kartların, aynı harekete ikinciyi gösteremedikten sonra. Ne zaman ki oyunu başlatmadığından dolayı iki sarı kart gören kaleci duyarım, o maçın hakeminin "delikanlı "gibi maç yönettiğine kanat getiririm...
Candan ablayla açtık, yine onunla kapatalım:
Sonra bir sabah uyanırsın hayata
Bakarsın durmamış dünya dönüyor etrafında
Anlarsın eskisi gibi olmaz bir daha
Ama yepyeni bir güçle sarılırsın hayata
Seyrantepe Projesi mi Problemi mi?
Edit:
Galatasaray kulübünden açıklama geldi haberle ilgili olarak:
Bugün çeşitli medya organlarında Seyrantepe Projesi’nin iptal edildiği yönündeki haberler 08.12.2009 tarihli 2 ay öncesine ait bir Danıştay kararına dayandırılmaktadır. TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi tarafından, Seyrantepe Stadı ile ilgili İmar Planı değişikliğinin iptali istemiyle açılan davaya ilişkin olarak İstanbul 9. İdare Mahkemesi’nce verilen 26.12.2008 tarihli red kararı Mimarlar Odası tarafından temyiz edilmiştir. Danıştay tarafından verilen 08.12.2009 tarih ve 2009/11645 no.lu Kararla, söz konusu davanın bir üst ölçekli imar planlarının incelenerek yeniden görüşülmesi için dosya İstanbul 9. İdare Mahkemesi’ne geri gönderilmiştir.
Bu Karar’dan açıkca görüleceği üzere, Seyrantepe Projesinin iptali veya yürütmenin durdurulması söz konusu olmayıp, 2 ay önceki Karar’a dayandırılarak haber yapılması manidardır.
Türk Telekom Arena inşaatı herhangi bir duraksama olmadan iş programına uygun olarak devam etmektedir.
Kamuoyuna duyurulur.
Galatasaray Spor Kulübü
İngiltere Milli Takımı 2010 Forması
Turnuva yaklaştıkça takımlar da Afrika'da giyecekleri formaları gün yüzüne çıkarıyorlar, son örnek de İngiltere'den geldi: Milli üretici Umbro, İngilizlere kıpkırımızı bir forma yapmış, bu da belki de kendi ülkelerinde kazandıkları kupaya bir atıfta bulunmak içindir... Bir çok ülke forma tanıtımını mili topçularla yaparken, İngilizler Kasabian grubu solisti ile yapmışlar, iyi de etmişler...
9 Şubat 2010 Salı
Yılmaz Hocam N'aptın Sen?
"Bursa'dan Trabzon'a gittiğimde, orada insanlarla sohbet ederken, bizim Rumen kalecimizin maçı sattığını, şu kadar para aldığını... Bana o akşam telefon edildi, 'sakın bu kaleciyi oynatma'... Fakat adam bizi ilk maçta uçurmuş, en iyi top oynayan adam. Arkasında genç bir kaleci var. Ona da değer vermedik. İnandık, güvendik. Vurdukları, her 40 metreden attıkları top gol oldu. Yani böyle de bir durum yaşadım. Çok üzüldüğüm bir maçtır o. Çok sevindiğim maçlar olmadı mı? Oldu. Ama onları çok hatırlamıyorum."
Yılmaz Vural
Kasımpaşa Teknik Direktörü
'Unutamadığı maç var mı?' sorusuna cevap verirken
Galatasaray'ı Tercih Ettim
"Beni Arsenal de istiyordu. Galatasaray’ın ısrarından etkilendim ve İstanbul’u tercih ettim."
Roman Kosecki
Galatasaraylı Eski Futbolcu
GSBilyoner'den Antalya Maçı Bileti
İşte sorumuz geliyor:
1998 senesinde Fatih Terim tarafından Galatasaray'a "yeni Hagi" diyerek transfer edilen ama sadece üç maç oynayarak aynı sezon geri gönderilen Rumen futbolcunun adı ve soyadı nedir?
***
Edit:
Yarışmamız saat 07.17 itibarı ile sona ermiştir... İlk olarak sorumuzun cevabını verelim: Ion Ionut Lutu
Gelelim bilet kazananlara:
Aslında yarışmamız bize biletleri temin eden gsbilyoner'in isteği üzerine cevap veren üyelerin bir de gsbilyoner hesap numaralarını yazmaları yönündeydi ama yarışmaya katılan bir çok arkadaşımız doğru cevabı vermiş lakin üyelik numaralarını yazamışlar, bu durumda sadece 1 bilet verebilecektik. İkinci bileti de okurlarımıza armağan etmek adına kendilerinden bir defaya özgü olarak hesap numarası yazmadan da sadece yorumda bulunanları da yarışmaya dahil etmemizi istedik, bizleri kırmadılar ve yarışmayı geç duyurduğumuzdan dolayı ister mükerrer oy olsun, ister hatalı yanıt olsun, bütün yorumları kabul edeceklerini ama tek isteklerinin bilet alacak kişilerin gsbilyoner hesap numaralarını yazmış olması şartını koştular... Kendilerine bu jestlerinden dolayı teşekkür ederken, kazananları da açıklıyoruz:
1.bilet: Nick: micmania hesap no: 15933392
2.bilet: Nick: tiburon hesap no:15556572
Yedek talihliler ise:
1.bilet: Nick: Gwain hesap no: 1523568
2.bilet: Nick: Umut Salamcı hesap no: 16349206
Bu iki arkadaşımız da aynı mail adresine bilgilerini yolarlarsa, asil kazananlardan mail gelmezse, onların isimlerini alacağız değerlendirmeye...
Son olarak, ilk cevap veren Vicenzo, ki 3 sene evvel u/M bloga başladıktan beri takip ettiğim ilk 3 blog yazarından biridir, hesap noyu yazsaydı kazanacaktı ama onun eski açık kartı olduğunu zannediyorum, pek birşey kaybetmedi. Ve micmania o kadar istemiş ki bileti 51. sırada yorum yapan da kendisi lakin ilk bileti aldığı için ikinciyi kendisinden sonraki tiburon'a vermek durumunda kaldık...
İyi seyirler arkadaşlar... Atletico Madrid maçı öncesi yapacağımız yarışmada görüşmek üzere...
Hafta İçi Şifresiz Yayınlar
9 Şubat 2010 Salı
21.30 Werder Bremen-Hoffenhaim/ Kanal A/ ARD
10 Şubat 2010 Çarşamba
16.30 Trabzonspor-BüyükşehirBelediyespor/ TRT1
20.00 Bayern Münih-Greuther Fürth/ Kanal A
20.00 Galatasaray-Antalyaspor/ TRT1
21.30 Osnabrück-Schalke 04/ ZDF
21.45 Parma - İnter/ NTV Spor
11 Şubat 2010 Perşembe
16.30 Manisaspor-Denizlispor/ TRT1
20.00 Bursaspor-Fenerbahçe/ TRT1
12 Şubat 2010 Cuma
21.30 Münchengladbach- Nuremberg/TRT3
21.45 Milan-Udinese/ NTVSpor
Özgür Dirim Özkan Röportajı
ultras/Movement takipçileri iyi bilirler, blogta başta bizim memleketin futbol olayları olmak üzere, dünyanın bir çok yerine ait futbol olaylarından haberdar oldukça yazarız çizeriz ama özellikle de Bulgaristan futboluna ayrı bir sempatimiz vardır. Geçen gün google analyticsi karıştırırken fark ettim ki bizim blogtan bir çok kişinin ikinci uğrak yeri de Bosna Futbol Kültürü blogu yani Özgür Dirim Özkan'ın blogu. Peki kimdir Özgür Dirim Özkan derseniz, Balkan futbolu ve Bosna futbolu üzerinde bu ülkede akademik seviyede araştırmalar yapan bir akademisyen, belki de "güzel oyun futbol sevdalısı bir Gençerbirlikli" diye anılmak isteyecek hoş sohbet bir dostumuz. Yenilsen De Yensen De'nin Bosna Hersek-Türkiye maçı öncesi yapılan yayınında tanışma fırsatı bulduğumuz Özgür ile u/M blog için röportaj yapma fikri doğdu geçen günler Balkan futbolu takipçilerine sürpriz yapmak adına, kendisine teklifimizi ilettik ve memnun olacağını belirterek kabul etti, biz de zaman kaybetmeden başlatıyoruz röportajı... Buyrun sorun sorularınızı, Özgür Dirim Özkan yanıtlasın...
***Sorular iletildi, Dirim bize en kısa sürede yanıtlayacağını bildirdi, kendisi şu an bir proje ile yoğun bir meşguliyet içinde, kolay gelsin diyoruz...
8 Şubat 2010 Pazartesi
Lütfen Bizi Amatöre Düşürün!
Bulgaristan'ın Botev Plovdiv kulübü taraftarları takımlarının gün ve gün kulübün sahibi Hristolov'un elinde oyuncak haline gelip, ellerindeki oyuncuların bir bir takımdan ayrılmaları, hocasız kalmaları sonrası yaşanılan rezalete bir son vermek adına Bulgaristan Futbol Federasyonuna takımlarını amatör lige düşürmesi adına bir deklarasyon yayınlamışlar. Yazının tam metni aşağıda, endüstriyel futbolun, paranın, sermayenin sükse transferlerle bize janjanlı yanı sergilenirken, bir de madalyonun öbür tarafı var ki, Bulgaristan'da zamanında CSKA bu sıkıntıları yaşadı, şimdi Botev taraftarı kara kara düşünüyor sevdikleri kulübün durumunu...
Bizler Botev Plovdiv taraftarı olarak Bulgaristan Futbolundan sorumlu kişiler olan sizlere diyoruz ki, Hristolov'un Bulgaristan'ın en eski kulübünü daha fazla süründürmesine izin vermeyin. 6 ay boyunca, Hristolov bu kulubün yönetiminin onurlu ve gururlu bir şekilde el değiştirmesine müsade etmedi ki, yaptıkları ülkenin en zalim ve kötü niyetli kişisinin bile yapacağından daha fazla zarar verdi Botev kulübüne. Bunun yanında kulübe talip olan İtalyanların da artık samimiyetine güvenmiyoruz ve onların eline geçecek olan Botev Plovdiv'in daha da kötü durumlara düşeceğine inanıyoruz. Eğer bir müdahalede bulunmazsanız, bizim uğruna canımızı vereceğimiz armamız onların elinde oyuncak haline gelecektir.
İlk defa olarak bütün Botev Plovdiv taraftarları, kulübün eski oyuncuları ve şehrin ileri gelenleri olarak sizden ricamız kulübü profesyonel liglerden ihraç edip, amatör ligde biz sevenlere bırakmanız. Böylesi hem Bulgaristan futbolu için en doğrusu olacaktır, hem de Botev Plovdiv kulubu için...
Lütfen, bu ülkede futbolu safca ve amatörce seven insanlar olduğunu gösterin, bizim size güvenimiz ve saygımız daha da artsın...
Botev Plovdiv taraftarları
7 Şubat 2010 Pazar
EURO2012 Elemeleri ve Rakiplerimiz
Polonya'da kuralar çekildi ve milli takım A grubuna düşerek Almanya, Belçika, Avusturya, Kazakistan ve Azerbaycan ile eşleşti... Bir çok yönden ele alındığında oldukça ilgi çekici bir grupta yer alıyoruz, işi boşladığımızda hiçte kolay bir grup değil ama şimdi başlanır yazılmaya "lokum gibi kura" diye... Biz meydanı şu an TVlerde "ağız tatlandıranlara" bırakalım, onlar söylesinler söyleceklerini, akşama doğru eve döndüğümüzde yazarız uzun bir analiz A grubu ve rakiplerimiz hakkında...
***
Daha bir teknik direktörümüz yok ama katılmaya aday olduğumuz en yakın turnuva olan EURO2012'nin kuraları bugün Polonya'da çekildi ve yukarda tabloda yer alan ülkelerle eşleşti ulusal takımı. İlk maçların Eylül ayının 3 ile 7sinde oynanacağı hesaba katılırsa yaklaşık olarak 7 ayımız var eleme maçlarının başlamsına ve artık bir hocayla anlaşmanın vakti geldi de geçiyor bile. Federasyon başkanı "kesinlikle bir yabancı hoca olacak" diyerek, yerlilere kapıyı kapatmıştı, yabancılar da belki de kuraları beklediler, iyi bir gruba düşecek Türkiye'yi Polonya'ya götürmek CV'lerine bir artı olarak yazılacaktır... Belki de istedikleri oldu ve "kağıt" üzerinde kolay sayılabilecek bir gruba düştü A Milli takım: Almanya, Avusturya, Belçika, Kazakistan ve Ermenistan rakiplerimiz oldu... Futbolda herşey sahada belli olur lakin bazı takımların bazı karakteristik özelliklerini de yabana atmamak gerekir, bu nedenle rakiplerimizi kısaca incelemekte fayda var:
Almanya:
Panzerler grubun favorisi durumunda, zaten hangi turnuvaya katılırlarsa katılsınlar Almanları yabana atmak olmaz. Grubumuzun Dünya kupasında mücadele edecek tek takımı da Alman milli takımı. Afrika elemelerinde Azerbaycan'ın da bulunduğu grupta Rusya ile çekişmişler ve oynadıkları 10 maçta 8 galibiyet ve 2 beraberlik (Finlandya) ile lider olarak direkt katılmışlardı turnuvaya. Almanlara aslında çok da uzak değiliz ki en son İsviçre'deki Avrupa şampiyonasında yarı finalde karşılaşıp, Philip Lahm'ın son dakika golüyle kaybetmiştik... Disiplin ve fiziki güçleriyle ön plana çıkan Alman takımında şu an en gözde oyuncu olan Mesut Özil'in milli takıma karşı oynarken medyamız bol bol yazacak çizecek malzeme bulacaktır. Almanya'nın grubumuza düşmesinin en sevindirici yanlarından biri de gurbetçilerimiz sayesinde Almanya deplasmanı yaşamayacak olmamızdır...
Avusturya:
İsviçre ile 2008'deki Avrupa şampiyonasına ev sahipliği yaptıkları zaman ilk defa bir Avrupa şampiyonası macerası yaşayan Avusturya milli takımı ile ilgili sürekli Rıdvan-Tanju-Feyyazlı zamanlardan aklımızda kalan soluk renkli maçlar bulunuyor. Belki geçmişleri futbol adına pek başarılar barındırmıyor ama Avrupa şampiyonası sonrası yeniden yapılanma içine girdi Avusturya futbolu. Ev sahibi oldukları turnuvada kendi taraftarı bile utanç içinde kalmaktansa takım turnuvadan çekilsin diye imza kampanyaları düzenlerken Almanya'nın da olduğu grupta Polonya ile beraber kalıp, Hırvat ve Almanlara 1-0 ile kaybederken, sempati de toplamışlardı futbolseverlerden. Bu çıkıştan sonra Çeklerin efsanevi hocası Brükner ile anlaşmışlar, Dünya Kupası elemelerinde istedikleri sonuçları alamayınca kendi öz evlatları Dietmar Constantini ile çalışmaya karar vermişlerdi Avusturyalılar. Afrika elemelerinde başarısız oldular (Sırbistan ve Fransa'nın ardından üçüncülüğü aldılar) ama Fransa'yı ve Romanya'yı yenmeleri hiç de azımsanmayacak sonuçlar. Almanya'ya yakınlığından dolayı burada da gurbetçilerin bolca desteğini göreceğiz ama dikkat etmemiz gereken nokta Avusturya kulüp takımlarının iç sahalardaki baskıcı oyunu. Ayrıca, milli takımları yeni yeni toparlanma sürecine girerken, Avusturya kulüp takımları katıldıkları turnuvalarda gayet başarılı olabilmekte. Bu yıl UEFA Avrupa liginde Galatasaray, Sturm Graz ile oynarken bir beraberlik, bir de mağlubiyet almıştı...
Belçika:
Afrika 2010 Dünya Kupası elemelerinin tanıdık takımı Belçika da Avusturya gibi yeniden yapılanma içinde olan bir ülke. Teknik direktörlüğe Dick Advocaat'ı getiren Avrupa'nın "şeytan" lakaplıları, iç sahada taraftar desteği ile başarılı sonuçlar alabilmektedirler. Bizim A milli takımda elemelerde oynadıkları ilk maçta İstanbul'dan beraberlikle dönerken, iç sahada 2-0 galip gelmeyi başarmışlardı. Yeni hocaları ile çıktıkları iki maç olan Türkiye ve Estonya maçlarını 2-0la kazanan Belçikalılar, oynadıkları hazırlık maçlarında da Macaristan2ı 3-0 ve Katar'ı da 2-0 ile geçerek kalelerinde hiç gol görmediler.
Kazakistan:
Kazakistan futboluyla Ersun Yanal dönemimde Dünya kupası elemelerinde tanışmış ve o dönemler daha yeni yeni kurumsallaşmakta olan Kazakları 4-0 ve 6-0lık skorlarla yenmeyi bilmiştik. Aradan geçen süre içinde Kazak futbolu da kendince bir gelişme gösterdi ve en son Galatasaray'ın Tobol ile oynadığı maçlarda oldukça dişli bir Kazak rakiple karşılaşmıştık( 1-1 ve 2-0'lık maçlar)... Kazakistan Milli Takımının teknik direktörlüğünü uzun yıllar bu ülkede kalan, genç takımları da çalıştıran Bernd Storck yaparken, Kazaklar İngiltere, Ukrayna ve Hırvatistan'ın yer aldığı grupta mücadele etmiş ve Andora'yı hem içerde hem dışarda yenerek 6 puanla kapamışlardı grubu ama iç sahada özellikle Hırvatistan'a kök söktürmüşler, Hırvatlar 90+3'te attıkları golle galip gelebilmişlerdi...
Azerbaycan:
Kardeş Azerbaycan en son torbadan gruba dahil oldu ve kağıt üzerinde de en güçsüz takım görünümünde ama bu elemeler sonunda Azeriler, çokça hesabı yırttırıp çöpe attırabilecek bir takım. Son yıllarda Azeri futbolu büyük bir çıkış içinde ve bunda da bizim yerli çalıştırıcılarımızın katkısı yadsınamaz. Azeri Futbol federasyonu da bu çıkışı sağlam temellere oturtmak üzere Almanların ünlü teknik direktörü Berti Vogts'u Nisan 2008de takımın başına getirmiş, Alman hocanın Afrika 2010 elemelerinde oynattığı başarılı oyun sonrası mukaveleyi uzatmışlardı. Dünya kupası elemelerinde Almanya ile aynı grupta yer alan Azerbaycan, son oynadığı maçta Rusya'yı kendi sahasında 1-0 yenmişti. Özellikle iç sahada oynadıkları maçlarda taraftarları ile iyi bütünleşebilen Azeriler, kalelerinde golü görene kadar çok dirençli ve istekli bir oyun oynamaktadırlar ama yedikleri gol ve gollerden sonra oyun konsantrasyonları bozulmakta. Alman hoca, EURO2012 elemeleri başlayan kadar bu konuda çok kafa patlatacağa benziyor...
Ve gelelim bizim milli takıma... Başta belirttiğimiz gibi pek çok yönden ilginç bir gruptayız, öncelikle neredeyse hiç deplasman stresi yaşamayacağız, iki Türki cumhuriyeti ve bir de "acı vatan Almanya" takımlarıyla karşılaşırken, Avusturya ve Belçika'da da tribünler yarı yarıya dolacaktır. Bir futbol ekolü olmayıp, anlık yaşayan duygusal Türk oyuncuları için bu bir avantaj. İkinci olarak Dünya kupasına katılamayıp, büyük bir organizasyonun dışında kalmak hem medya hem de Türk futbolcusunu önündeki maçlar için olumlu yönden etkileyecktir. Peki, bizim yappamız gerekenler nelerdir? İlk olarak pek tabii ki hocayı seçmek, bu da Alman ekolünün boy gösterdiği bir grupta( Almanya, Kazakistan, Azerbaycan'ın hocalarının Alman, Avusturya'nın Avusturya'lı) onlara pek de uzak olmayan bir hoca olması gerek. Belçika'yı Advocaat çalıştırırken, bizim de neden bir Hollandalı ya da Alman hocamız olmasın... Ayrıca, oyuncularımızın sadece Almanya'ya değil, grubun tüm maçlarına aynı şekilde konsantre olmaları büyük önem taşımakta ki bu bizim en büyük handikapımız. Gidilemeyen turnuvaların eleme maçlarına bakıldığında, favori denilen takımlardan ziyade bizden daha güçsüz olanlara kaybettiğimiz puanlar bizi bu büyük organizasyonların dışında bıraktı. Bu motivasyonda medyanın da gücü yadsınamaz tabii, ulusal maç olan gün gazete manşetlerinde Galatasaray ya da Fenerbahçe'deki gelişmeler yer buluyorsa, zaten bir başarıdan söz edilemez. Milletçe milli maçlara konsantre olmayı becerebilirsek, bu gruptan rahat çıkarız... Ve en önemlisi de iç sahada bütün maçları kazanmamız gerekir...
12
Terry'nin yasak aşk yaşadığı Vanessa Perroncel'in yakın arkadaşının ifadesine göre bu ikili sadece bir kez beraber olmuşlar ve birliktelikleri de 12 dakika sürmüş...
Bu olay sonrası İngiltere Mili Takım teknik direktörü Fabio Capello da Terry'i kaptanlık konusunu görüşmek için federasyona çağırır ve konuşmaları 12 dakika sürer...
John Terry'nin yeni forma numarası 12 mi olur acaba?
Kayserispor:0-0:Galatasaray
Rakip 10 kişi kalmış ve beraber giden bir maçta "sükse" transfer Dos Santos çıkıp, Emre Çolak giriyorsa oyuna maçı kazanmak için, aslında pek de uzun uzadıya yazı yazılacak maç değil Kayserispor-Galatasaray karşılaşması. Deplasman takımının forvet eksikliğinden de dem vurmaya gerek yok, zira Rijkaard maç sonrası "Nonda'yı göndermek benim kararım" diyerek bu bölgede eksik olmadığını da belirtti ama Galatasaray son iki maçtır rakip kalede pozisyon bulamıyor, bu da bir gerçek...
Devre arası transferindeki Ali Turan restleşmesi ile Adnan Polat'ın rakip oyuncular için" kasap" yakıştırmasına Kayserispor yönetiminin vermiş olduğu tepki dolayısıyla oldukça gergin ve soğuk bir hava vardı Kadir Has stadının tribünlerinde maç başlarken. Bilet fiyatlarını Bursaspor maçında olduğu gibi 1 liradan mı satmıştı, pasta-börek mi ikram etmişti sarı-kırmızılı yönetim hemşehrilerine maça gelmeleri için bilinmez ama doluydu ve "öfkeliydi" tribünler. Sadece tribünlerde yoktu "sert hava", İç Anadolu bölgesine özgü sert iklim de bozmuştu sahayı, zorlaştırmıştı oyuncuların mücadelesini... Antalyaspor maçından ders almıştı Rijkaard ve sol ayağını sadece yürümek için kullanan Uğur'u alışık olduğu bölgeye yollarken, Emre Güngör'ü dinlenen Servet'in yerine almıştı. Bu iki oyuncu sevdikleri mevkilerde oynarken, Caner yine "dizginlenmiş", orta sahanın geriye bakan bölgeyi korumak görevi verilmişti. Bu cocuk, bir ileriye bir geriye oynatılarak gün ve gün kendisini kaybediyor. caner'den sol bek yaratmak yerine, hızı ve tekniğinden istifa edilerek sol kanada monte edilmeli. Rijkaard belki Cruyff'un mantığı ile her oyuncu her bölgede oynamalı anlayışını yerleştirmeye çalışıyor ama Caner'in düşen grafiğini de hesaba katması gerekir, dün sarışın sol bekin yaptığı ortalara "kargalar bile güldü"... Servet'i dinlendiren Hollandalı hoca, Makukula ile mücadele etmek görevini de Lucas Neill'e vermişti, Avustralyalı stoper de tatlı-sert oyunu ile rakip forveti yıldırdı ve durdurdu. Ariza Makukula, aslında "arıza" çıkarmaya pek de uğraştı, çok gergin ve hırslıydı, Saidou ve Aydın başta diğer pek çok Kayserisporlu gibi. Medyanın bütün ilgisinin olduğu maçta, kendini gösterme istekleri belki de bu agresifliğin nedeniydi...
Orta sahayı ileri-geri-sağlı-solu parsellemek görevi yani ağır işçilik 2M'nindi yine ( Mustafa ve Mehmet) ve yanlarında da sahanın en çok üşüyeni Elano yer alıyordu. Brezilya futbolcu ağır zeminde pek de samba yapamadı, serbest vuruş ustası belledik, o tarafı da hüzünlendiriyor bizi, taraftar da gittikçe soğuyor kendisinden...
İleri uçta ise milli takımdan geç döndüğü için disiplin cezası aldı alacak olan Keita'ya sarılmışken Rijkaard can simidi misali, diğer tarafa da Dos santos'u yollamıştı, gole en yakın isim ise arda olacaktı. Keita, dün engebeli zemine rağmen sahanın göze batan oyuncusuydu, top aldı, bacak arası yaptı, topuk pası yaptı, Süleymanou'nun kalesine yaklaştı ama orada pas atacak ne Baros vardı, ne Nonda, ne de Kewell... Brezilya orjinli Meksikalı Dos Santos ise yokları oynadı dün sahada kaldığı 80 küsür dakika içinde. u/M'nin diğer yazarı Göksel, "Bu eleman daha çocuk, fos çıkacak bu transfer" dediğinde, "Beklemek lazım" demiştim, bekledim, bekliyorum, bekleyeceğim ama nereye kadar, umarım bekleyen derviş murada ermiş deriz ileriki yazılarda...
Arda'ya ayrı bir paragraf açmak lazım. Galatasaray yönetiminin kendisini kaptan yapıp, 10 numaralı formayı vermesinin ardından, memlekete herkes Arda Turan'ı konuşur oldu. Futboldan anlayan da anlamayan da genç kaptanı doladı diline, bereket "karı kız" peşinde o bar senin bu bar benim yapmıyor, özel hayatından pek yıpratamıyorlar kendisini. saha içinde de Rijkaard, nerede bir eksik varsa, orayı yamamak üzere Arda'yı öne sürmekte, sağ kanat oyna, orta saha oyna, solda oyna, o da kesmez forvet oyna, adam kovala, top çal, asist yap, gol at... Bu kadar beklenti ve yüke Arda da eksiksiz cevap vermeye çabalıyor ama o da insan, o da bir yerde stop edecek. Empati yapıp, kendimi Arda'nın yerine koyuyorum da, ben çpktan "iflas ederdim", kaldırmazdı benim bünye bu işleri... Bazen kendi kendimize deriz ya, "Arda Turan, Avrupa'da oynayabilir mi?" diye, Dos Santos'un Barcelona'da, Jo'nun Everton'da, Elano'nun Manchester City'de oynadığını düşünürsek, Arda oralarda hayli hayli oynar... Hadi Jo ve Dos Santos yeni geldiler, yorum yapmak için erken ama Elano'yu gördükçe Arda'ya güvenim daha artıyor.
Dün gece Galatasaray, Kayserispor karşısında oldukça tutuk bir oyun oynayıp, 10 kişi kalan rakibi karşısında 2-3 pozisyonla maç bitirdi ve 2 puan kaybetti şampiyonluk yolunda ama bu mücadeleyi Rijkaard, Neskeens ve topçular iyi etüt ederlerse, Atletico Madrid maçının şifrelerine ulaşabilirler. Deplasmanda oynanacak olan mücadelede Kayseri'deki gibi bir seyirci baskısıyla karşılaşacak Galatasaray, hatta daha da ağır olacak tribünlerin etkisi, rakip takım da Tolunay'ın oyuncuları gibi dirençli ve istekli olacak, forveti biraz daha zorlayacak Servet-Neill ikilisini... Rijkaard buna karşılık dünkü en önemli eksikliği olan topu rakip kaleye sokacak adamı bulmaya adamalı kendini. Bu isim Arda değil kesinlikle, Emre Çolak da değil, Nonda'yı kendisi yollayan Hollandalı, gol vuruşunu yapacak ismi de biliyordur belki ama bizim tavsiyemiz Dos Santos olması... Keita'yı oldukça sevdiği sağ kanattan alıp ileri uca yollamak, sol beke Uğur'u koyup, sağ beke de Emre Güngör'ü yerleştirmek kadar büyük bir fantezi olacaktır...
Dün gece Galatasaray, Kayserispor karşısında oldukça tutuk bir oyun oynayıp, 10 kişi kalan rakibi karşısında 2-3 pozisyonla maç bitirdi ve 2 puan kaybetti şampiyonluk yolunda ama bu mücadeleyi Rijkaard, Neskeens ve topçular iyi etüt ederlerse, Atletico Madrid maçının şifrelerine ulaşabilirler. Deplasmanda oynanacak olan mücadelede Kayseri'deki gibi bir seyirci baskısıyla karşılaşacak Galatasaray, hatta daha da ağır olacak tribünlerin etkisi, rakip takım da Tolunay'ın oyuncuları gibi dirençli ve istekli olacak, forveti biraz daha zorlayacak Servet-Neill ikilisini... Rijkaard buna karşılık dünkü en önemli eksikliği olan topu rakip kaleye sokacak adamı bulmaya adamalı kendini. Bu isim Arda değil kesinlikle, Emre Çolak da değil, Nonda'yı kendisi yollayan Hollandalı, gol vuruşunu yapacak ismi de biliyordur belki ama bizim tavsiyemiz Dos Santos olması... Keita'yı oldukça sevdiği sağ kanattan alıp ileri uca yollamak, sol beke Uğur'u koyup, sağ beke de Emre Güngör'ü yerleştirmek kadar büyük bir fantezi olacaktır...
Stat: Kayseri Büyükşehir Belediyesi Kadir Has
Hakemler: Tolga Özkahya, Adil Sinem, Gökhan Memişoğlu
Kayserispor: Souleymanou, Serdar, Bayram, Aydın, Hakan Aslantaş, Gökhan Emreciksin (Dk. 65 Hasan Ali Kaldırım), Saidou, Abdullah, Mehmet Eren (Dk.82 Savaş), Cangele, Makukula (Dk.78 Ömer Şişmanoğlu)
Galatasaray: Leonardo Franco, Emre Güngör, Uğur, Elano Blumer, Arda,Abdel Kader Keyta, Neill, Mehmet Topal (Dk.78 Barış), Mustafa Sarp, Dos Santos (Dk. 85 Emre Çolak), Caner
Sarı kart: Dk. 14 Hakan Aslantaş, Dk. 32 Aydın Toscalı (Kayserispor), Dk. 32 Emre Güngör, Dk. 62 Caner (Galatasaray)
Kırmızı kart: Dk. 64 Hakan Aslantaş ( Kayserispor)
6 Şubat 2010 Cumartesi
Galatasaray'daki Fenerliler!
Hasan Şaş, CNN Türk'e bir konuk oldu, her yöne kaymaya meyilli spor medyamız da birden bütün dikkatini Hasan'ın konuşmalarına çevirdi, oysa Hasan'ın bu dedikleri daha önce de NTV Spor'da yayınlanmış ama o dönem nedense gazeteler için o sözler haber niteliği taşımamıştı. Şaş'ın bir çok anekdotu arasında ise en çok dikkat çeken ve tekziplere kadar giden sözleri ise Fenerbahçe'de Galatasaray'ı tutan futbolcuların olmasıydı. Bütün medya ayaklanmış ve bu isimlerin peşine düşmüş, Fenerbahçe kulübü de bu haberleri "demode" diyerek resmi sitesinden yalanlamıştı. Gündem ateşliyken, bunu fırsat bilen Takvim gazetesi de ki, rengini biliyoruz, Galatasaray'ı karıştırmak üzere: Galatasaraya'daki Fenerliler" haberini yapmış... Gazeteye göre Servet, Caner ve Emre Aşık Fenerliymiş... Servet, zaten Cim Bom'a ilk geldiği sene bir demecinde "para için futbol oynadığını" itiraf etmiş ve benim için renklerin önemi yok demişti. Emre Aşık, üç İstanbulluda oynadı ama zamanında Galatasaray'da kadro dışı kaldığında "Aç kalırım Galatasaray'dan ayrılmam" ana fikirli bir açıklama yapmıştı, saha içi mücadelesiyle örnek bir profesyonel olduğunu gösterdi, her ne kadar Balıkesirspor'dan İstanbul'a geçiş macerası sıkıntılı olsa da: Galatasaray ile söz kesip yapıp, sonra Fenerbahçe'ye imza atmıştı...
Tabii ki, biz taraftarlar futbolcuları da kendimiz gibi görmek isteriz, küçükten tutuğu takımın forması ile mücadele eden bir kadro isteriz ama günümüz modern futbolunda bu pek mümkün olmamakta, ya Arda gibi tüm topçuları alt yapıdan çıkaracaksın ya da transfer öncesi sağlam bir geçmiş araştırması yapacaksın... Bu iki çözüm de "ütopya" olduğuna göre, bizim için tek kriterin futbolcunun sahada formayı terletip terletmediği olması gerekir... Profesyonel futbol içinde, herkes Arda gibi, Hasan gibi, Bülent Kaptan gibi olamıyor maalesef...
İlk Yalan!
"Bir kere yalan söyledim. Onda da babamın ilk ve tek tokadını yedim! Evimizin üstünde bir meyva bahçesi vardı. İçinde de güzel bir ayva ağacı.. İki tane kopardım. Ama öyle böyle değil, tabiri caizse kafam kadar ve mis gibi! Eve getirdim. Annem sordu, "Nereden aldın?" diye. Bahçenin sahibi verdi, dedim. Meğerse adam evimizi biliyormuş. Arkamızdan gelip şikayet etti. Sonra ayvayı da tokadı da yedik yani.."
Ertuğrul Sağlam
Bursaspor Teknik Direktörü
Çocukluğunu anlatırken
Bulgaristan'dan Transfer Haberleri
- Bulgaristan'da daha ligin başlamasına varken, takımlar da transferlere devam ediyorlar. Başkentin mavili takımı Levski Sofya, Kıbrıs'ta oyuncu ararken, kanat oyuncusunu da İstanbul Büyükşehir Belediyespor'a kaptırmak üzere. Abdullah Avcı, ara transferde kadrosuna katamadığı Nikolay Dimitrov'u, yaz döneminde transfer etmek için oldukça kararlıymış Bulgaristan gazetelerinde çıkan haberlere göre. Sol kanatta oynayan Dimitrov, gerektiğinde oyun kurucu pozisyonda da görev alabiliyor. 2004 senesinden beri Levski forması giyen Nikolay Dimitrov'u Bulgarlar da ellerinden kaçırmak istemeyeceklerdir...
- CSKA, ara transferde kadrosuna bir çok topçu katarken, bazılarını da yollamaya başladı bile. İlk giden oyuncu "Plovdiv'in Prensi" lakabıyla başkent ekibine geçen sene katılan Todor Timonov oldu. Genç orta saha oyuncusu Antalya'da yapılan transfer görüşmeleri sonrası Rusya ligi takımlarından Anzhi Makhachkala'ya transfer olacak.
- CSKA Moskova ve FC Moskova takımlarının kadrolarına katmak için uğraş verdiği İvan Stoyanov için son kararı amcası Letchkov verecek. Sliven'den gelen Stoyanov, CSKA Sofya formasıyla oynadığı 13 maçta 8 gol atmış, bu gollerin bir çoğunun da Levski derbisi ya da Avrupa kupasında olması, oyuncunun kırmızı-beyazlı taraftarların gözünde popülaritesini arttırmıştı. Rumen teknik direktörün gelmesi sonrası gözden düşen Stoyanov, Antalya kampında Rus ekiplerin dikkatini çekmiş ve transfer görüşmeleri başlamıştı. Eski kulübü başkanı Letchkov'un da transferden Sliven'in alacağı komisyonu görüşmek üzere Antalya'ya gelmesi sonrası kanat oyuncusunun seneye hangi formayi giyeceği netleşecek...
- Japonya ligi takımlarından Sanfrecce (Hiroshima), Slavya'nın Nijeryalı forveti Deniran Ortega ile çok yakından ilgileniyormuş, Bulgaristan medyasının bildirdiğine göre. "Çok yakından" tabirini özellikle kullandık cümlede zira Japonlar transfer edeceği oyuncunun idmanlarını 2-3 kameramana ve fotoğrafçı ile takip etmekteymişler. Daha önce Çin'de de top oynamış olan Ortega, bu sezonun ilk devresinde Levski Sofya'da kiralık olarak oynamış ve şu anda takımı Slavya ile idmanlarına devam etmekte. Sanfrecce takımı 2007 senesinde tranfer ettikleri Stoyanov'dan oldukça memnun olmalılar ki, tekrar Bulgaristan pazarına el atmışlar...
- Fas'ın Beckenbauer'ı lakaplı Youssef Rabah'ın Çin'e transferi son anda hüsrana uğradı. Alkollü araç kullanması nedeniyle ceza alan ve bir çok kez disiplinsiz hareketler sebebiyle kadro dışı kalan oyuncudan kurtulmak isteyen Levski takımı, Çinlilerin de "sarhoş adamla işimiz olmaz" reddi karşısında Rabah'la yollarını şimdilik ayıramadılar...
- Son olarak da Letchkov ile bitirelim. "Eski dost düşman olmaz derler" bizim buralarda, Sliven başkanı Letchkov da takımının ilerisi için umut vaat eden genç oyuncusu Filip Filipov'u Hamburg takımına transfer etmek için önümüzdeki günlerde Almanya uçağına binecek. Filipov'u aynı zamanda Stuttgart takımı da beğenmekte ama başkanın gönlü Hamburg'tan yana...
Galatasaray'da Kongre Yaklaşırken
"Ciddi bir aday çıkarsa, bu olay seçimi etkiler. Adnan Polat seçime tek aday girirse sorun çıkmaz. Ama Ali Dürüst de girerse, işler değişir. Seçimler için henüz karar vermedim. Dürüst, yakın çalışma arkadaşım ve dostum."
Faruk Süren
Galatasaray Eski Başkanı
Yaklaşan kongreyi yorumlarken
5 Şubat 2010 Cuma
Ara Transferin Son Bombası!
Yaprak Dala, Hagi Bize Yaraşır
Yapraklara dallara, yeşillere, allara,
nice nice yıllara gülüm, nice nice yıllara.
Yaprak dala, al yeşile yaraşır
der Nazım Hikmet şiirinde,
son mısrasında biz tamamlayalım o zaman:
Hagi bize yaraşır...
"Kızım Sana Söylüyorum..."
"Beyinlerinde sadece tek nörön olan futbolculardan farklı olarak, Mariga'da milyonlarca nörön var ve Zanetti, Cambiasso, Materazzi gibi futbolcularla her gün idman yapıp kendini geliştirebilir. Eğer bir topçu bu adamnlarla antrenman yapıp, hala aynı yerde sayıyorsa, bu demektir ki beyninde sadece tek nörön var."
Jose Mourinho
İnter Teknik Direktörü
Mc Donald Mariga'yı övüp, Balotelli'ye mesaj yollarken
Capello da Terry'i Sildi
Yılın babası, yılın rezaletine imza attıktan sonra beklenen oldu ve İngiltere Milli Takım hocası Fabio Capello, John Terry'i takım kaptanlığından aldı. İtalyan çalıştırıcı yaptığı açıklamada:"Uzun süre düşündükten sonra en doğru seçimin milli takım kaptanlığını John Terry'den almak olduğuna karar verdim "derken, eski kaptan ise " Ben hocanın kararına saygı duyuyorum ve bundan sonra da ulusal takım için elimden geleni yapmaya devam edeceğim" dedi...
Hafta Sonu Şifresiz Maçlar
6 Şubat 2010 Cumartesi
16.30 Wolfsburg - Bayern Münih/ TRT3
19.00 Vallencia-Valladolid/ NTV Spor
21.00 Barcelona - Getafe/ NTV Spor
22.00 Rennes - Bordeaux/ Kanal A
23.00 Real Madrid - Espanyol/ NTV
23.15 Vittoria Setubal - Benfica / RTP International
00.10 Newel's Old Boys - Boca Juniors / NTV Spor
7 Şubat 2010 Pazar
13.00 EURO2012 Kura Çekimi/ ARD-TRT3
16.00 Inter - Cagliari/ NTV Spor
16.45 Olympiakos - Levadiakos/ ERT World
18.00 Toulouse - Lyon/ Kanal A
18.30 Borussia Dortmund - Eintracht Frankfurt/ TRT3
21.45 Fiorentina - Roma /NTV Spor
22.00 Marsilya - Valenciennes/ Kanal A
Feyenoord İdmanı
Feyenoord'un Ajax ile oynayacağı derby maçı öncesi idman sahasına gelen taraftarlar...
Manzara müthiş... Bembeyaz saha ve etrafında meşaleler...
4 Şubat 2010 Perşembe
Ribery ve Messi
Yaşadığı Ülkenin Dili
"Çünkü burada yaşıyorum ve yaşadığım ülkenin dilini de öğrenmeliyim. Bir yere gittiğimde ya da alışverişe çıktığımda nasıl konuşacağım? Yanımda tercüman mı gezdireceğim? Ben işimi kendim yapmayı seviyorum ve bu nedenle Türkçeyi öğrendim."
Andre Moritz
Kasımpaşa'lı Futbolcu
Bir çok futbolcu uzun yıllar Türkiye'de kalmasına rağmen Türkçe bilmezken, sen neden bu kadar çabuk öğrendin Türkçe'yi sorusunu cevaplarken
Andre Moritz
Kasımpaşa'lı Futbolcu
Bir çok futbolcu uzun yıllar Türkiye'de kalmasına rağmen Türkçe bilmezken, sen neden bu kadar çabuk öğrendin Türkçe'yi sorusunu cevaplarken
Antalyaspor:2-1:Galatasaray
"Yönetim uyuma taraftarın dışarda" diye bağırıyordu Antalya tribünündeki taraftarlar televizyonu ilk açtığımda, daha başlama vuruşu yapılmadan. Pek doğaldır tabii, bir hafta içinde 75+75=150 lira maç biletine vermeye pek çok kişinin gücü yetmemiştir Antalya'da. Hadi hafta sonu Beşiktaşlılar, bu gece de Galatasaraylılar bir kereye mahsus bir yerden bulup verdiler 75 lirayı ama ya kale arkalarındaki kombinesiz Antalyalılar ne yaptılar, çok zor çok. Bu bilet fiyatlarıyla ilgili yazıyı yazdığımda tribün dergi forumlarından bir Antalyalı, "biz bir yolunu bulur gireriz" demişti, demek ki bulamamışlar ki maç boyu aynı tezahürat devam etti, hatta gollerden sonra tepki "Yönetim istifa" şekline de dönüştü... Maç yazısına böyle başlamak tuhaf olmuştur belki ama futbol seyircisiz oynanmaz, taraftarın belini büken bu fahiş bilet uygulamalarına bir kez daha dikkat çekmek istedik...
İki ayaklı kupa maçlarında ilk maçın deplasmanda oynanması benim için avantajdır her zaman, kura çekimi sırasında da kim olursa olsun dışarıda oynayalım dilekleriyle takip ettim çekilişi, şans yanımızda olunca birinci maç Antalya'da olacak şekilde çıktı kura. Bu rahatlıkla da oyuna başladı Galatasaray, pek kaybedilecek bir şey yoktu, hele hele bir de gol gelirse, işler "tıkırında" olacaktı.
Son haftaların eleştirilen kalecisi Franco yoktu Antalya'da, yerine Ufuk koruyacaktı kaleyi. Önündeki dörtlü ise 3 gün evvel Denizli'de ikinci yarı skoru koruyan oyunculardı: Emre Güngör, Servet, Neill ve Uğur... Rijkaard, Caner'i defansta harcamak yerine ileriye sürmüş, sol kanadı ise sağ ayaklı Uğur'a emanet etmişti. O bölgede oynayamayacağını Ankara'daki kupa maçında göstermişti Uğur ama hocası vermişti vazifeyi bir kez, profesyonel futbolcu her bölgede oynamalıydı. sağ bek sola geçince, stoper Emre de sağ tarafa kaymış, o da alışık olmadığı yerde oynuyordu, kısaca Hakan Balta'nın eksikliği iki oyuncuyu da alışık olmadığı bölgelere mahküm ediyordu. Oysa iki oyuncu kaybedeceğine bir oyuncu kaybetmek daha mantıklıydı, Uğur sağ bek kalsın, sola Emre geçsin, ne fark edecekti ki? Yerini yadırgayan bu iki oyuncuyu da iyi tespit eden Antalyaspor, o bölgelerden geldikçe geldi Galatasaray'ın üstüne, özellikle Emre'nin bölgesini Necati çokça zorladı, durum böyle olunca da bekler yerlerini korumak pahasına ileriye çıkamadılar, orta saha da güçsüz kalıverdi, bizler de Sabri'yi aradık durduk...
Son haftaların eleştirilen kalecisi Franco yoktu Antalya'da, yerine Ufuk koruyacaktı kaleyi. Önündeki dörtlü ise 3 gün evvel Denizli'de ikinci yarı skoru koruyan oyunculardı: Emre Güngör, Servet, Neill ve Uğur... Rijkaard, Caner'i defansta harcamak yerine ileriye sürmüş, sol kanadı ise sağ ayaklı Uğur'a emanet etmişti. O bölgede oynayamayacağını Ankara'daki kupa maçında göstermişti Uğur ama hocası vermişti vazifeyi bir kez, profesyonel futbolcu her bölgede oynamalıydı. sağ bek sola geçince, stoper Emre de sağ tarafa kaymış, o da alışık olmadığı yerde oynuyordu, kısaca Hakan Balta'nın eksikliği iki oyuncuyu da alışık olmadığı bölgelere mahküm ediyordu. Oysa iki oyuncu kaybedeceğine bir oyuncu kaybetmek daha mantıklıydı, Uğur sağ bek kalsın, sola Emre geçsin, ne fark edecekti ki? Yerini yadırgayan bu iki oyuncuyu da iyi tespit eden Antalyaspor, o bölgelerden geldikçe geldi Galatasaray'ın üstüne, özellikle Emre'nin bölgesini Necati çokça zorladı, durum böyle olunca da bekler yerlerini korumak pahasına ileriye çıkamadılar, orta saha da güçsüz kalıverdi, bizler de Sabri'yi aradık durduk...
Arkadan destek gelmeyince Mustafa Sarp-Ayhan-Arda orta üçlüsü de güçsüz gözüktüler doğal olarak rakipleri karşısında, onlardan da gerekli toplar gitmeyince Caner-Barış-Jo da pek bir siliktiler... Kısaca Rijkaard'ın sözüyle, nasıl bir çok maçı kazanırken, hep beraber kazanıyordu takım, bu gece de hep beraber kaybettiler Antalya'da...
Galibiyetler sevindiriken, mağlubiyetler de ders verir insana hayatta, bu geceden de çıkarılacak bir çok öğüt var, bunları şu anda uykusu kaçan Neeskens kara kaplı defterine not düşüyordur, yarın topçulara tek tek anlatmak üzere, ya da Rijkaard ile tartışmak adına. Bunları zamanla göreceğiz ama bizim 2-1lik Antalya mağlubiyeti sonrası izlenimlerimiz şöyle:
Öncelikle, çalışmadan ve çabalamadan maç kazanılmıyor, senin kadron ne kadar yıldızlarla dolu olsa da maçı almak için mücadele edeceksin. Galatasaray, bu gece rövanşın içerde olacağı rehavetiyle pek kendini sıkmadı, golü de atınca takım bir anda duruldu...
Bir diğer tespit ise nasıl Caner sol bek oynatılmaktan vazgeçildiyse, Uğur da sağ beke dönmeli, solda heba edilmemeli, en azından Sabri gelen kadar...
En önemli eksiklik ise golü atacak elemanın yokluğu. Bu kadar ileriye dönük transfer yapılmasına rağmen son iki maçta gördük ki Galatasaray Nonda'yı arayacak. Daha önce de bahsettik Jo, birinci golcü değil, o Wagner Love'unu arıyor ama Galatasaray'da Love yok... Dos Santos rakip defans arasında oldukça cılız kalıyor, Arda gol atıyor ama golcü rolünde değilken, takımın en ilerisinde oynamak kaptana göre değil, o daha çok serbest dolaşmayı seviyor takımda. Keita mutlu olduğu kanattan alınıp, ileriye sürmek de bir alternatif, bunu yapmıştı Fil Dişili daha önce ama o da taç çizgisi boyunca topla oynamayı daha çok seviyor. Kısaca elde "çakma" golcü çok ama orjinali yok... Peki, yaklaşan kritik maçlar öncesi bu soruna nasıl bir çözüm bulunacak, belki de Rijkaard sistemini değiştirecek onu zaman gösterecek... Şimdilik en yakın sınav Kayseri maçı ve orada da Jo yine en uçta olacak, Denizli ve Antalya'daki gol sıkıntısı orada da yaşanırsa, işte o zaman çanlar Galatasaray için çalmaya başlayıp, tatlı transfer rüyasından uyanma vakti gelecek...
Stat: Antalya Atatürk
Hakemler: Bülent Yıldırım, Cem Satman, Volkan Narinç
Antalyaspor: Ömer, Erhan Güven, Yalçın, Batak, Şenol, Sedat, Jedinak, Korhan, Tita (Dk. 73 Ertuğrul), Djiehoua (Dk. 82 Veysel), Necati (Dk. 88 Gürhan)
Galatasaray: Ufuk Ceylan, Uğur, Neill, Servet, Caner, Barış (Dk. 63 Elano), Mustafa Sarp, Emre Güngör, Ayhan, Arda, Jo (Dk. 36 Dos Santos)
Goller: Dk. 10 Arda (Galatasaray), Dk. 26 Djiehoua, Dk. 40 Necati (Antalyaspor)
Sarı kartlar: Dk. 65 Emre Güngör, Dk. 86 Dos Santos (Galatasaray), Dk. 68 Sedat (Antalyaspor)
3 Şubat 2010 Çarşamba
Taraftar Bildirileri
"Büyük hali için üstüne tıklayınız..."
Yukarıda Kocaelispor taraftar grubu Hodri Meydan'ın yayınlamış olduğu bir basın bildirisi varken, burada da geçen hafta Pendik'te meydana gelen olaylarla ilgili olarak Sakaryasporluların başbakana, iç işleri bakanına, spordan sorumlu devlet bakanına, İstanbıl valisine yollamış oldukları bildiri yer alıyor...
EURO 2012 Kura Çekimi
Gerçi bizim daha bir teknik direktörümüz bile yok ama Polonya ve Ukrayna'da 2012 senesinde düzenlenecek olana Avrupa şampiyonası eleme grupları için kura çekilişi 7 Şubat pazar günü yapılacak. UEFA ülkelerin aldıkları puanlara göre torbaları şu şekilde sıralamış:
1. Torba: İspanya, Almanya, Hollanda, İtalya, İngiltere, Hırvatistan, Rusya, Fransa, Portekiz
2. Torba: Yunanistan, Çek Cumhuriyeti, İsveç, İsviçre, Sırbistan, Türkiye, Danimarka, Slovakya, Romanya
3. Torba: İsrail, Bulgaristan, Finlandiya, İrlanda Cumhuriyeti, Norveç, İskoçya, Bosna-Hersek, Kuzey İrlanda, Avusturya
4. Torba: Slovenya, Letonya, Macaristan, Litvanya, Belarus, Belçika, Galler, Makedonya,Kıbrıs Rum Kesimi
5. Torba: Karadağ, Arnavutluk, Estonya, Gürcistan, Moldova, İzlanda, Ermenistan, Kazakistan, Liechtenstein
6. Torba: Azerbaycan, Lüksemburg, Malta, Faroe Adaları, Andora, San Marino
Biz 2. torbadayız ve Yunanistan, Çek Cumhuriyeti, İsveç, İsviçre, Sırbistan, Türkiye, Danimarka, Slovakya ve Romanya ile karşılaşma durumumuz yok... Peki kim çıksın Türkiye'ye, ya da kim çıkar kuradan? Bizim tahminler aşağıda, sizinkiler de yorumlarda...
u/M tahmini şöyle:
Hollanda.Türkiye, İskoçya, Makedonya, Estonya, Andora
Fantezi tahmin de böyle:
İngiltere, Türkiye, Bosna-Hersek, Kıbrıs Rum Kesmi, Ermenistan, Azerbaycan
Taraftarsız Olmaz
"Çünkü biliyoruz ki taraftar olmazsa, şort giyip yağmur çamurda bir topun peşinde koşturan 30 yaşındaki bir adama futbolcu değil ‘deli’ denir."
Mehmet Demirkol
Spor Yazarı
Hasan Şaş ve Saba Tümer
Espirileriyle, konuşma tarzıyla Hasan, dün gece yarısı oldukça güzel anlar yaşattı izleyenlere ama benim ona bir nasihatim olacak, Fenerbahçe maçları öncesi soyunma odasında Mondragon'un "etrafı mumlarla donatması" hikayesini anlatırken komik olması açısından mübalağ sanatını pek fazla kullandı. Dost meclisleinde bu tip mubalağlar hoşa gider ama bizim memlekette bunu gerçek adledebilecek o kadar insan var ki, dikkatli olmak lazım bazı lafları kullanırken...
2 Şubat 2010 Salı
Franco Kaleci Değil
Galatasaray'ın sorunu aldıkları değil, elindeki!.. Galatasaray eğer ligde ve Avrupa'da bir şey yapmak istiyorsa radikal bir karar alıp, bu kaleciyi derhal göndermeli. Derhal göndermeli. Galatasaray'ın kalesinde bu kadar kötü ve de bu kadar sorumsuz bir kaleci olmadı. Denizli maçında yaptıkları bu adamın gönderilmesi için yeter sebep değilse eğer 'Galatasaray'ın başında futboldan anlayan adam yok' demektir. Adnan Polat, Haldun Üstünel, Adnan Sezgin, Rijkaard, Neeskens ve kaleci antrenörü Nezihi!.. Bu 6 ismin, 6'sını da futbolun f'sinden anlamamakla itham ediyorum. Eğer Franco'yu göndermezlerse... Bir kaleci, bir maçı satmak için ancak bunları yapabilir. Yediği golü acemiler yemez. Kapadığı köşeden yedi. İnanılır gibi değil. O topu kurtaramıyorsan, Galatasaray kalesinde ne işin var! Sadece kucağına gelenleri mi tutacak ki onları da kaçırdı. Kucağına gelen topu tutamadı. Galatasaray'ın kalecisi vakit geçirdiği için sarı kart görüyor. Kime karşı vakit geçiriyor; küme düşme adayı, tek galibiyeti Ankaraspor karşısında, o da hükmen olan bir takım karşısında... Bir tek maç kazanamamış, 13 kez yenilmiş, 4'ünde berabere kalmış, küme düşme adayı Denizli ile oynuyor ve Galatasaray kalecisi 82. dakikada vakit geçirdiği için sarı kart görüyor. Bu yetmezmiş gibi sarı kart gösterdiği için hakemi alkışlıyor. Hakem hakem olsaydı onu kırmızı kartla atardı ve o sırada Galatasaray oyuncu değiştirme haklarını kullanmış. Kırmızı kart görse, kalecisiz devam edecek Galatasaray ve de skor 2-1. Böyle bir sorumsuzluk olabilir mi?
BİR AÇIKLAMA YAPSINLAR
Yetmedi maçın son saniyesinde Youla'nın sırtına çarptırdı topu. Galatasaraylı oyuncular hakikaten geri zekalı olmalı. Tribünden ve televizyondan maçı izleyen herkes bu dengesiz adama pas yapılmayacağını biliyor. Çünkü kendisine gelen pası, ne yapacağı belli olmayan bir adam. Bunu hâlâ öğrenememişler, uzatmanın son dakikasının, son saniyelerinde geri pas yaptılar. Youla'nın sırtına çarptırdığı top kaleye de girebilirdi! Neresinden bakarsan bak adam 'Ben kaleci değilim' diye bağırıyor. Ve onun arkasında Aykut gibi, Ufuk gibi Türk Milli Takımı'nda her an oynayabilecek iki adam ziyan ediliyor. Böyle bir kalecinin arkasında. Hâlâ eğer bu Franco ile oynamakta ısrar ediyorsa adını saydığım bu 6 kişiden birisi açıklama yapsın. 'Biz Franco'yu tercih ediyoruz. Çünkü...' Senin bu kadar kötü bir kalecin olduktan sonra dünyanın en iyi oyuncularını transfer etsen ne olacak? Dos Santos harikalar yaratsa, Jo muhteşem goller atsa ne olacak?
Hafta İçi Şifresiz Maçlar
3 Şubat 2010 Çarşamba
17.00 Büyükşehir Belediyespor-Trabzonspor/ TRT1
20.00 Antalyaspor-Galatasaray/ TRT1
21.45 Leeds United-Tottenham Hotspur/ NTV Spor
4 Şubat 2010 Perşembe
17.00 Manisaspor-Denizlispor/ TRT1
20.00 Fenerbahçe-Bursaspor/ TRT1
5 Şubat 2010 Cuma
21.30 Werder Bremen-Hertha Berlin/ TRT3
1 Şubat 2010 Pazartesi
Taraftara İnat Demirören Başkan
Gürcan'ın yazı aşağıda, burada da Beşiktaş taraftarına çağrı..
beşiktaş'tan ayrıldığım maç. ekşi beşiktaş'a, ekşi sözlüğe, ntvspor'a ve nickim hayatımın aşkı jessie'ye teşekkürler.
ben artık bu oyunda yokum arkadaşlar. bu oyun artık bizim oyunumuz değil. ne zaman öyleydi onu da bilmem ama dün tekrar dank etti.
onlar oylarıyla bizi ortada oynattıkları bir oyun bu sadece.
ntvspor'daki programda iyi taraftar kötü taraftarı kovar mantığıyla başlamıştık. ne acı ki, realitede bu düzen beni ve benim gibileri kovdu. sağlık olsun. hayatın sonu değil.
futbol dediğin en nihayetinde bir oyun. bir eğlence. artık biz beşiktaş taraftarına kahır ve eziyet gibi geldi.
beşiktaş'ın golünde "goool" diye ayağa kalkanınız var mı? gol yediğinde gerçekten üzüleniniz?
o zaman bu pisliğin içinde debelenmeye devam mı edeceğiz?
ben 28 yaşındayım. ve bunlarla uğraşacak halim yok. pis, sakallı, ceketli adamlarla, rantın, paranın, haysiyetsizliğin kol gezdiği bir mecrada bulunmak bana artık utanç veriyor.
bu olay artık benim ruh sağlığımı bozuyor. ne can güvenliğiyle maç seyredebiliyoruz, ne kız arkadaşımıza "işte bak beşiktaş bu" diyebiliyoruz. oynanan maç ta maç değil zaten.
netice itibariyle, cuma günü stada gideceğim. kapalı tribüne gireceğim. 20.15 itibariyle çıkış kapısına doğru ilerleyeceğim.
ister tek başıma olurum, ister binlerle.
ben bu oyunda yokum demeyeceksem hayatımda bir daha hiç diyemem.
sizleri revna demirören'in gülücükleriyle, yozlaşmış tribünüyle, kokuşmuş kongre yapısıyla ve yeni adıyla "küçük fenerbahçe"yle başbaşa bırakıyorum.
onlar kazandı, ben kaybettim.
çıkış kapısından istanbul'un dört bir yanına dağılmak dileğiyle...
Denizlispor:1-2:Galatasaray
Bu hafta üç İstanbullu Anadolu'ya açılmış, deplasmanda 3 puan almak için terk dökeceklerdi. Cuma gecesi ve Pazar öğlen oynanan maçlarda Fenerbahçe ve Beşiktaş kazanınca, Galatasaray'ın da kazanması gerekiyordu kora kor giden yarışın içinde darbe almamak için. Ayrıca, puantajın zirvesindeki Bursa ve Kayseri de haftayı 3 puanla kapatmayı başarabilmişti... Kağıt üzerinde kolay bir maç gibi gözüküyordu Denizlispor karşılaşması, ligin oynayarak hiç maç kazanamayan takımıydı yeşil-siyahlı horozlar, düşmesi kesin Ankaraspor'un da üstündeydi, bir de Galatasaray devre arasında Jo, Neill ve Giovanni'yi alınca maçın mutlaka favorisi İstanbul'ın sarı-kırmızılı takımı oluyordu, ama futbolun sevilen yanlarından biri bu, skorun sahada belirlenmesi, yoksa kar-çamur demeden sahaya çıkılmaz bilgisayar başında menajerlik oynar gibi belirlenirdi neticeleri maçların, kimin daha çok parası varsa, o iyi topçuları alır, maçı kazanır ama öyle değil işte bu güzel oyun, hakem hatasıyla, futbolcu yeteneği ile, taraftar baskısıyla, hocanın cinliği ile maçlar kazanılıyor ya da kaybediliyor... Dün gece Galatasaray da böyle bir maç oynadı Denizli'de...
Kalede her zamanki gibi Leo Franco yer alıyordu Rijkaard'ın takımında... Hafta içi Nonda mı Kewell mı tereddütü içinde pek yer bulmamıştı Leo Franco Galatasaray'dan gidecekler listesinde, oysa sarı kırmızılı taraftarların gidecekler listesinde ilk sıraya yazdıklarıydı Arjantinli kaleci. Biz saha dışından bakanlara göre pek bir farkı yoktu Aykut ve Ufuk'tan, ama kulübün içinde olanlar farklı hesaplar içinde olabilirlerdi, mukavelesindeki ağır şartlardı belki Franco'nun Galatasaray'da kalmasına sebep... Ligin bir devresi boyunca maç kurtardığına rastlamadık Franco'nun, üstelik yediği gollerde de hep topa atlamaya "nazlanır" bir hava seziliyordu, "bunu tutamam zaten, zıplamaya gerek yok" havası veriyordu Franco, dün gece bu imaj tavan yaptı. Yediği golde atlasa topu çıkaracak ama sadece elini uzatıyordu, hani hendbol kalecileri var ya, onlar misaliydi Franco... Kurtarışlarını eleştirdiğimizde "geriden oyunu ilk başlatan adam" savıyla savunulur Arjantinli, belki bunu söyleyenler ondan bir Taffarel yaratmak isterler ama bu sadece bir hayal, bir düşten ibaret kalacaktır, zira Taffarel Henry'nin kafasını Parken'de çıkarırken bir kuş misali havada uçarken, Okan'a Sami Yen'de gol asisti yaparken de ayağıyla bir maestro misali resital veriyordu. Peki zıplamayan Franco, ayağıyla ne yapıyor, geçen hafta topu Neill'e isabet ettirirken, bu hafta da Youla'nın kıçına vurduruyor. Galatasaray'a transfer olduğunda çok büyük umutlar içinde değildim Franco'dan, belki yanılırım diyordum, şimdilik yanılmadım, umarım ilerde yanılırım...
Arjantin'li kaleyi korumaya çabalarken, onun önünde Servet ve Neill, yan taraflarda da Uğur ve Caner görev alıyordu Denizli Atatürk stadında... Stoperdeki ikili belli ki sakatlık ve ceza olmadığı müddetçe Galatasaray kadrosunun değişmezi olacaklar, zaten pek de uyumlu oynuyorlar son iki maç, Gökhan Neill'den formayı zor kapar gibi gözüküyor. "Cim Bom'un yeni Popescu'su olur" demiştik Neill için, Rumen oyuncunun yaptıklarını yapacak gibi gözüküyor Avustralyalı, bir de Hagi'si Kewell gelse... Geri dörtlünün solunda Caner oynuyordu ama sarışın topçu geride değil ilerde Galatasaray'a daha yararlı olmakta. Rakip alana geçtiğinde yabani taylar misali koşan Caner, bek pozisyonunda dizginlenmiş bir tay gibi, üstündeki yularından rahatsız bir görüntü veriyor, bir de ilerde yaptığı adam geçmeleri geride deneyince, kaptırdığı toplar tehlike yaratıyor Galatasaray kalesinde. İkinci devre Rijkard'ın Uğur'u sol beke alıp, Caner'i ileri yollaması Galatasaray'ın hücum gücünü de arttırdı...
Neskeens'in kara kaplı defterinde yazılı olan orta saha ise Mustafa-Elano-Emre Çolak şeklinde oluşuyordu. Mustafa yine "ağır işçilik" yaparken, genç Emre ileriye dönük oynayacaktı. Böbrek tedavisi gören Elano'yu beklemezdim maçta, pek acı verir böbrek taşı dökmek, ama Rijkaard onu sahaya sürmüş, Brezilya'lı da pek varlık gösteremedi, belli ki acıları vardı, yoksa son haftalar pek de fena oynamıyordu Elano... Emre'ye şans vermek Rijkaard'ın hocalığının başarısı, ben taktik-teknik yönle değerlendirmem hocayı, insani vasıfları benim için daha önemlidir, Hollandalı da genç bir çocuğa güvenerek olumlu puanlar aldı dün gece, ne kadar Franco tercihinden dolayı eleştirsem de... Peki Çolak bu şansını kullandı mı, oynadığı sürede yaptığı baskı ve yerinde paslarıyla, gelecek için umut verdi, Arda abisinin yolundan gittiği belli, Kaptan da Emre'ye çok sahip çıkıyor, tek eksiği genç oyuncunun fiziksel yönden zayıf olması, bu da geliştirilebilecek bir özellik...

İleri hatta baktığımızda son vuruşlar Jo'ya kalırken, Arda ve Barış kanatlardan "akacaklardı" Denizlispor kalesine... Keita'nın yokluğunda Barış, mütevazi ama efektif oyununu oynamayı sürdürüyor... Dün gece Arda'ya yaptığı asist fevkaledeyken, rakip kaleyi de yeri geldiğinde çok zorlandı, Türk futbolundaki uzaktan şut atma eksikliğini Almanya'da alt yapıyı almış Barış gidermekte... Kaptan hep bildiğimiz Arda... Attığı gol Şampiyonlar Ligi finalindeki Messi'yi andırırken, kritik anlarda top saklaması ve arkadaşlarını rahatlatması ile Galatasaray'ın galibiyetinde baş mimarlarındandı Arda. Bu maçtan sonra ligin ilk devresinde Arda'yı oyundan alıp, son dakikalarda gol yiyerek puan kaybeden Rijkaard'ı eleştiren bizler ve spor yorumcuları haklı çıktı gibi...
Yeni transfer Jo, dün gece belki golünün attı ama Nonda'yı arayacağımız sinyalleri aldım ben. Zira, CSKA'da Love ile ikili oluştururken, gol vuruşlarını yapan adam Wagner Love olurken, Jo daha çok onun partneri pozisyonundaydı. Denizlispor ceza sahasında Jo, buluştuğu toplarda forvet bencilliğinden ziyade, play maker gibi asist yapmayı düşünüyordu, 45. dakikada dans ederek kaleci ile karşı karşıya kaldığında da son vuruşu yapamaması, bir kez daha "ah Nonda" dedirtti... Nonda gitti, ahlanmaya, vahlanmaya gerek yok, Baroş gelince Jo daha verimli olacaktır...

Son olarak merakla beklenen Dos Santos hakkında bir kaç cümle yazacak olursak, ayağının tozuyla çıktığı maçta pek de sırıtmadı Meksikalı topçu. Bir çok futbolcu milli maçlar sonrası döndüklerinde takımlarında formsuz gözükürken, ilk resmi maçında Gio, hareketliliği ve gol noktalarını sezmesi ile ilerisi için umut verdi. "Sağ kanatta oynarım" demişti ilk geldiğinde, lig maçlarında belki kanatta oynayacak Gio ama Avrupa'da gole en yakın pozisyonu alacak görünümde dünkü maçtan sonra...
Kısaca Galatasaray dün gece Franco'ya rağmen kazanırken, hafta içi kupa maçında Aykut ya da Ufuk'u görmeyi diliyoruz, pek tabii lig maçlarında da...
Hakemler: Halis Özkahya, Muhittin Gürses, Nihat Mızrak
Denizlispor: Özden, Erkan (Dk. 88 Fatih), Koffi, Burak, Çağlar, Roberts (Dk. 73 Okan), Berberoviç, Braga, Güray, Angelov (Dk. 68 Youla), Engin
Galatasaray: Franco, Uğur, Neill, Servet, Caner, Barış, Mustafa, Emre Çolak (Dk. 58 Dos Santos), Elano (Dk. 63 Ayhan), Arda, Jo (Dk. 70 Emre Güngör)
Goller: Dk. 54 Engin (Denizlispor), Dk. 19 Arda, Dk. 61 Jo (Galatasaray)
Sarı Kartlar: Dk. 80 Engin (Denizlispor), Dk. 27 Emre Çolak, Dk. 82 Franco (Galatasaray)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














































