9 Kasım 2010 Salı

29.İstanbul Kitap Fuarı


  • Beğendiğim çoğu yazarın söyleşilerinin ve imza günlerinin cumartesi gününe denk gelmesiyle kitap fuarı için ayırmamız gereken gün de belli olmuş oldu.

  • Hiç ummadığımız bir cumartesi trafiği ile karşılaştığımız için saat 11.00’deki Cem Yılmaz söyleşisini ne yazık ki kaçırdık.

  • Fuar bunaltıcı derecede kalabalıktı. Türkiye’de kitap okunmuyor diye klasik bir laf vardır, okumuyor hali bu ise okunuyor olsa nasıl bir fuar olurdu korkarak merak ediyorum. Fuarda gençleri, çocukları geçtim, pusetteki bebeği ile gelen anneler bile vardı. Bu ne sevgiymiş be!

  • Kalabalığın bu şekilde insanları bunaltmasında organizasyonun da önemli rolu vardı. Yayınevlerinin stantları 5 ayrı salonda bulunmasına rağmen, bütün önemli yazarların imza günleri aynı gün aynı salona programlanmış. İmza sıraları birbirine karışacak kadar uzuyordu.

  • Saat 13.15’te fuarın en şaşalı yazarı Jean Christophe Grange’nin söyleşisine katıldım ve organizasyonun bir başka hatası ile karşı karşıya kaldım. Bu kadar gösterişle getirdiğiniz bir yazarın söyleşinin, neden bu kadar küçük bir salona konduğunun nasıl bir açıklaması var acaba? İş böyle olunca merdiven boşlukları, koridorlar, millet nereyi bulduysa oraya oturdu.

  • Söyleşi süresince Grange’ı biraz soğuk ve durgun gördüm. Tıka basa dolmuş böyle bir salon ve kendisine soru sorarken heyecandan ağlayan okuyucuları karşısında dahi yüzünde sıcakkanlı bir ifade göremedim, bilmiyorum belki de kültürlerin farklılığındandır.

  • Söyleşide anında çeviri sistemi olmadığı, sorulan sorunun Fransızcaya çevrilmesi ve Grange’ın Fransızca verdiği cevabın tekrar Türkçeye çevrilmesi gereksiz zaman aldığı için salonda ister istemez kendi aralarında konuşmalar başladı ve salonun havası zamanla bozuldu. Bu kadar zaman kaybının yanında söyleşinin süresi de bir saatle sınırlandırılınca toplamda 6-7 soru sorulabildi.

  • Söyleşiden birkaç not aktarırsak; Grange yazarlıktan önceki gazetecilik döneminde kitapta geçen cinayetlere benzer olay mahalleri incelemelerinde bulunmuş ve anlattığı her coğrafyayı görmüş. Kitapların filme aktarılması beklenen beğeniyi kazanamamasından dolayı artık filmlerin senaryolarını da kendisi yazacakmış. Yeni kitabından da birkaç ipucu aldık; bu sefer öldürülen kişi erkek olacak ve kitap diğerlerinin aksine sadece Fransa’da geçecekmiş.

  • Söyleşinin ardından kitap imzalatmayı şöyle bir denedik ama yüzü aşkın kişiden oluşan bir kuyruk çoktan oluşmuştu bile, dolayısıyla saat 14.30’daki Ahmet Ümit söyleşine yöneldik.

  • Grange’ın soğukluğunun üzerine geldiğinden midir bilemiyorum ama Ahmet Ümit’in neşeli bir gününde olduğunun izlemini salona girer girmez aldık. İçeri girince, Grange söyleşisinde bir soru üzerine kahramanlarına hep ayaküstü, dengesiz yemekler yedirmek zorunda kaldığını söylemişken, aynı tarz romanlar yazan Ahmet Ümit’in kahramanlarına nasıl zengin sofralar kurduğunu düşündüm ilk olarak.

  • Ahmet Ümit’in söyleşisi de bir saat ile sınırlanmıştı, gerçi onun sabah da bir söyleşisi vardı ama ona katılamadığımız için yine tam doyamadan söyleşi bitti.

  • Söyleşiden yine birkaç not aktarırsak; Ahmet Ümit birçok kitabı yabancı dile çevrilmesine rağmen, siyasi konulara değinmediği için geniş kitlelere ulaşmadığını bizzat Frankfurt Kitap Fuarındaki bir gazeteci ile röportajında yaşadığını anlattı. Bir şeyler yazmak isteyen okurlarının yazma ile ilgili tavsiye istemesi üzerine de “Ne olursa olsun yazın, yazın ki yazıp yazamadığınız belli olsun” diye çok şık bir cevap verdi.

  • Söyleşi çıkışı Grange’ın imza sırası aynı yoğunlukta devam ediyordu. Bir daha kolay kolay bu fırsatı bulamayacağımız için 40–45 dakikalık bekleyişi göze alıp sıraya girdik. Bu kadar yoğunluk olunca aynı derbi maçları öncesi bilet kuyruklarındaki gibi herkese sadece bir kitap imzalatma hakkı veriyorlardı. Sıra bize gelince görevlinin biri ismimin yazılı olduğu bir kâğıtla, kitabımı aldı, Grange’a imzalatıp geri verdi. Ne bir göz teması ne de ufak bir samimiyet, biraz da mecburiyetten bu şekilde devam ettirildi imza sırası.

  • Fuarda kitaplarda çok cazip indirimler vardı. Yayınevleri etiket fiyatları üzerinden %25'ten %50’ye varan iskontolar yapmıştı. Hele ki April Yayıncılık’ın “3 kitap 10 TL” kampanyası kaçırılmayacak cinstendi. Cüzdanı fuarda bırakıp geldik anlayacağınız.

  • Dönüşte, sabahkinden daha da yoğun bir trafikle karşılaştık. Tüyap’ta eğer böyle uluslararası fuarlar yapılıyorsa artık buraya bir metro, hiç olmazsa metrobüs hattı ulaşmalı.

  • Her ne kadar organizasyon aksaklıkları olsa da, genel olarak fuar keyif vericiydi. Sağa baktık Ayşe Kulin, sola baktık Cezmi Ersöz, arkaya döndük Can Dündar…Zaman darlığından ve yoğunluktan birçok düşündüğümüz şeyi de yapamadık, artık kısmet seneye…

8 Kasım 2010 Pazartesi

Yazıklar Olsun...


Hürriyet bir zamanlar bu memleketin en saygın gazetelerinden biriydi lakin bu gibi manşetler bu gazeteyi ne hallere getirdi. Yazıklar olsun diyebiliyoruz sadece, ultrAslan resmi sitede gerekeni belirtmiş zaten...

Galatasaray-Denizlispor Maçına Bilet#2

GSBilyoner.com'un desteği ile bu 1o Kasım Çarşamba saat sekizde oynanacak olan Galatasaray-Denizlispor Türkiye Kupası maçına bugün ikinci bileti hediye ediyoruz. Sorumuz şöyle:

"Gerçek top hangi renkli topun altında saklı?
-kırmızı, sarı, beyaz, yeşil-

Cevap: Beyaz Top
Bileti kazanan Asım Erel. Tebrik ediyoruz...

Bileti 2. sırada doğru tahmin yapan u/M okuruna hediye edeceğiz. Tabii ki kurallar dahilinde, peki şartlar nelerdir, buyurun:

1-Yorumlar bölümüne sorunun doğru cevabıyla beraber, GSBilyoner hesap numaranızı da yazmanız gerekmektedir...
2-Aynı kişi birden fazla cevap yazdığı takdirde, ilk doğru cevabı geçerli sayılacak...
3-Yanlış cevaplar, adsız cevaplar ile hesap numarasız cevaplar yorum sayısına dahil edilmeyecektir... GSBilyoner hesap numarası olmayanlar buradan kolayca kayıt olabilirler...
4-Bileti kazanmanız halinde size ulaşmak adına, yorumla beraber mail adresi de bırakırsanız, iletişimimiz daha rahat olacaktır..

Kurallara uygun yorum örneği:
Cevap: xxxx Top
Hesap no: 12345678
Ad Soyad: Arda Turan
e-mail:ardaturan@gmail.com

7 Kasım 2010 Pazar

Trabzonspor:2-0:Galatasaray

Hagi'nin maç çıkışı Lig TV ekranlarına söyledikleri maç izlerken bloga yazacaklarımı özetleyince, uzun uzun ahkam kesmeden alıntılayayım hemen:

"Bu bir spordur, her zaman hak etmenize rağmen kazanamazsınız. İyi bir maç çıkardık. Mağlubiyeti hazmedemiyoruz ama oyundan memnun olduğumu söyleyebilirim. İstemediğimiz bir mağlubiyet aldık, rakibimimiz çok değerli bir takımdı. Birinci devrenin dengeli olduğunu söyleyebilirim ama ikinci yarı daha üstündük. Pozisyonlara girdik ama malesef kaçırdık. Ama takım istekli arzulu olarak çalıştı. Şampiyonluk uzun bir yol. Ben her zaman önümüzdeki maçı düşünüyorum. Takımı devre içinde aldığım için birinci günden 'fazla çalışmamız gerekiyor' dedim."

Gheorghe Hagi, Galatasaray'ın başına geçtikten sonra sezon başından beri Galatasaray'ın üzerine yapışmış olan "uyuşukluk" ruh halini ortadan kaldırıp, Hagivari bir oyun karakteri oynayan bir takım yaratmayı hedeflemiş ve bunu Fenerbahçe karşısında da Kadıköy'de göstermişti. En ileri uçta oynayan Pino'dan itibaren tüm oyuncular, görevlerini eksiksiz yaparken, diğer maçlara göre de eller belinde değil, formayı ıslatarak terk ediyorlardı yeşil zemini. 2010 senesinin son iki ayına girerken koskoca 10 ayda derbi maçı kazanamamış Galatasaray, son haftaların formda takımı Trabzon ile Avni Aker'de karşılaşmaya giderken Hagi yine oyuncularına aynı talimati vermişti: Galatasaray formasına layik bir oyun ortaya koymak.

İç sahada taraftarının yanında sürekli baskılı başlayan Trabzonspor'u durduran Galatasaray, üstelik onların yarı alanına da yığarken oyunu, bordo-mavili topçuların en iyi yaptıkları iş olan kanatlardan atak yaratma güçlerini de Insua ve Sabri ile bitiriyordu. Rakip ortadan gelmeyi planladığında ise bu sefer Hagi'nin gelişi ile formu yükselen Cana ile Mustafa ve Ayhan onların önüne set olup, kapılan toplar Pino'nun koridoruna atılıyordu. İlk devre dengede geçip, ikinci, yarı da oyun kilitlenmişken, Hagi, yorulan Cana'yı kenara alıp taze kan Barış'ı oyuna alırken, orta sahayı güçlendirirken, Galatasaray rakibinin üzerine daha istekli gidecekken, Servet'ten beklenmedik bir hata bütün planları altüst ediyordu. Trabzon karşısında yenik duruma düşen Galatasaray'ın moralleri bozmayıp, ev sahibinin üstüne cesurca gitmesi de Hagi'nin bu takımı nasıl değiştirdiğini de göstermesi açısından önemlidir. "Futbol hatalar oyunuysa", nasıl ki Servet hata yaparak mağlubiyetin bir nedeniyse, Barış'ın "al da at" pasını Pino'nun ıskalaması da puan kaybının başka bir nedeni sayılabilirdi ki gol olması durumunda hem skor, hem de puanların yazılacağı hane bambaşka olabilirdi...
Neticede Galatasaray kaybetmesine rağmen oynadığı oyunla ümit verince, bize de Arda ve Baros'un takıma katılmasını beklerken, Arda'nın "Hagi'nin bende emeği büyük, ben de bir an önce iyileşip, ona yardım etmek istiyorum" sözünü tutmasını beklemek düşüyor...
Saha içi ve dışında futbolu çirkinleştirecek herhangi bir olay gözlemlememişken, maçla ilgili ajanslara düşen fotolara bakarken yukarıdaki resme rastladım. Avrupa Gençlik Olimpik Oyunlarının maskotu olan hamsilerin saha içine girmesi ve tanıtımlarının yapılması ne kadar hoşsa, açtıkları pankarta ne demeli: Sanırım arkadaşlar kendilerini tribünde zannetmişler...
Bu iki arkadaşa bir uyarı gelecektir bağlı oldukları ajanstan...

Stat: Hüseyin Avni Aker
Hakemler: Halis Özkahya, Baki Tuncay Akkın, Ekrem Kan
Trabzonspor: Onur, Serkan, Egemen, Giray, Cale (Dk. 87 Ferhat), Selçuk, Colman, Engin, Burak (Dk. 67 Yattara), Jaja (Dk. 80 Ceyhun), Umut
Galatasaray: Ufuk, Sabri, Neill, Servet, İnsua, Ayhan, Cana (Dk. 55 Barış), Elano (Dk. 77 Emre), Mustafa Sarp, Misimoviç (Dk. 60 Kewel), Pino
Goller: Dk. 75 ve 90+4 Umut (Trabzonspor)
Sarı kartlar: Dk. 34 Giray, Dk. 87 Engin (Trabzonspor) Dk. 43 Elano, Dk. 55 Mustafa Sarp, 90+4 Sabri (Galatasaray)

Beyoğlu Rapsodisi / Ahmet Ümit

Rapsodi: Millî veya mahallî konulardan esinlenerek oluşturulmuş müzik eseri

Fonda Beyoğlu’nun olduğu 3 eski dostun hikayesi; Selim, Kenan ve Nihat. Bu sebeple, Beyoğlu ile benim işim olmaz diyorsanız fazla zevk alacağınızı zannetmiyorum. Ama eğer siz de öğrencilik yılları, iş yaşantısı, gündüzleri, geceleri, kederi, eğlencesi Beyoğlu’nda geçenlerden iseniz; sizi derinden vuracak bundan daha güzel bir hikaye bulamazsınız.

Galatasaray Lisesi’nde yatılı olarak okuyan üç arkadaş, iş yaşantılarına da Beyoğlu’nda devam eder. Kitabın konusunu her ne kadar kahramanlardan para durumu çok iyi olan Kenan’ın ölümünden sonra bir eser bırakma, dolayısıyla ölümsüz olma düşüncesi ile cinayet mahallerini konu alan uçuk bir fotoğraf sergisi kurma planıyla yaşanan gelişmeler olarak özetlesek de; okurken konuya takılmadan, bunu bir durum hikayesi olarak düşünmenizi öneririm.

Ahmet Ümit her romanında olduğu gibi burada da aktarmak istediği bilgileri okuyucuyu sıkmadan kitaba yediriyor. Afrika Han, Suriye Pasajı, Galata Mevlevihanesi, kiliseler, konsolosluklar hatta birçok kez gitmemize rağmen mazisini bilmediğimiz Çiçek Pasajı hakkında tarihi bilgiler verirken, size Baraka Bar’ın atmosferini yaşatıp, Musa Usta’da rakı-kebap yaptırıp, Rejans’da borşç çorbası tattırıp, Anti Laila gibi bir meyhanenin de olduğunu hatırlatabiliyor. Nevizade’de üç arkadaşa öyle bir çilingir sofrası kurduruyor ki; o sayfaları dönüp dönüp okutup keşke orada bir tek de ben atsaydım dedirtebiliyor. Ahmet Ümit’in çilingir sofralarındaki tasvir yeteneğini önceki romanlarından da biliyorduk ama güzel bir kadını nasıl bu kadar çekici şekilde betimleyebildiğini de öğrenmiş olduk. Katya’yı roman boyunca öyle çarpıcı kelimelerle tarif ediyor ki, okurken iç geçirmeyen erkek olmamıştır herhalde.

Bu kadar mekanının anlatıldığı bir romanda, bir Beyoğlu haritası kesinlikle kitaba konmalıydı. Çünkü mekanlar ve kahramanların bulunduğu noktalar sokak isimleri ile anlatılıyor ama bizde yabancılarda olan sokak ismiyle yol tarifi yaygın olmadığı için, okuyucu mekanı veya gidilen istikameti tam olarak algılayamayabiliyor. İlk 100 sayfadan sonra baktım olmayacak, internetten bir Beyoğlu haritasını çıktı alıp oradan takip ettim ve gerçekten de farkını hissettim.

Beyoğlu ile ilgili bilgiler ve tasvirler dışında, hayata dair birçok kavram ve olay da derinden hissettirilerek anlatılıyor. Eski dostlukların kıymeti, iş hayatında kurulan gelecek hayalleri ve hep son anda bozulan anlaşmalar, iş hayatının aile hayatında eşinizi çok sevmenize rağmen onunla tam ilgilenememe gibi yarattığı etkiler, hep gerçek hayattan bize sunulan aynalardı.

Açıkçası, kitabı Beyoğlu’nu ve hayata dair etkileyici noktaları anlatan bir durum hikayesi olarak kabul ettiğim için, son sayfalara kadar arada geçen soruşturma hikayesinin bir sonuca bağlanmasını beklemiyordum. Dolayısıyla, katilin bulunması benim için ayrı bir şok oldu. Kitabı polisiye tarz olarak düşünürsek, katilin ortaya çıkış biçimi gerçekten umulmadık bir biçimdeydi ama geriye dönüp baktığınızda polisiye tarafla ilgili mantığınıza yatmayan birkaç olay bulabiliyorsunuz.

Amacınız polisiye kitap okumak ise, Ahmet Ümit’in zaten bundan daha gizemli ve sürükleyici birçok kitabı var, onları okuyun. Ama bu kitabı polisiye olarak düşünmeden, Beyoğlu’nun sokaklarında geze geze, muhabbetlerin tadını çıkara çıkara okursanız, o zaman Beyoğlu’na gittiğinizde kesinlikle öncekilerden farklı bir Beyoğlu ile karşılaşıp, maceranın hala devam ettiğini hissederek etrafı daha dikkatli gözlerle inceleyebilirsiniz.

Kitabın bomba kısmı: "... evet kirli, eksiklikleri var, düzensiz, tehlikeli, yorgun, yaşlı... İşte tam da bu nedenle, yani tüm kötü koşullara rağmen hâlâ çekiciliğini koruyabildiği için İstanbul, yeryüzünün bütün şehirlerinden daha güzel."
Etiket fiyatı: 19 TL
Toplam sayfa: 385
Not: 8/10

Keşke Ali Sağlıklı Olsaydı da...


"Keşke Ali arkadaşımız da sağlıklı bizle dönseydi de maçı mağlup bitirseydik. En önemlisi sağlığımız. Büyük şanssızlık yaşadık. İnşallah en yakın zamanda eski sağlığına kavuşur. Biz de merakla bekliyoruz. Doktorları arayıp bilgi alıyoruz. Bu mesleğin kötü tarafı da bu işte. Bu sakatlık ağır bir sakatlık. Bizim de zaman zaman çarpışmalar oluyor. Ali'nin yaşadığı büyük bir olay. Allah'tan şifa diliyoruz. Aramıza katılmasını bekliyoruz"

Ömer Erdoğan
Bursaspor Kaptanı

Antalyaspor maçını değerlendirirken

Trabzonspor:69 - Galatasaray: 73 (1'de 1)


Bugün futbol maçımız da Trabzon'da olduğu için günü iki aşamalı olarak görmüştük. İlk mücadeleyi basketçilerimiz kazanarak güne sevinçli başlamamızı sağladı. Başlamamız dedim çünkü günlerden Pazar. Haliyle insanlar genelde öğleye kadar yataklarından çıkmamayı tercih ediyor. Günün ilk saatleri için o yüzden iyi bir hediye oldu. Maç da tam adına yakışır şekilde mücadele dozu yüksek, futbol terimiyle "kemik sesleri" gelen cinsteydi. Futbol ve basketbol'un yayın hakları aynı kurumda olunca onlar için de anlatımı kolay oldu. Mesela yayın yönetmeni büyük takımların(3 mü,4 mü, 5 mi karar veremedik bir türlü zaten) maçlarının yayınında yönetmen koltuğunda oturan Musa Çözen'di. Derbi maçlara da bekleriz kendisini. Allahı var yönetmenlik konusunda eline su dökecek adam yok. Maça geçmeden son sözüm de şu ünlü "Fantom kamera" üzerine olsun. Bu kamera basketbol açısından bakacak olursak genelde NBA'de ve bazı Eurolig maçlarında karşımıza çıkıyor. Oralara çok zevkli görüntüler yansıtıyor ama bizde malesef hem salonlardaki ışığın yetersizliği, hem de alanın dar olması sebebiyle pek iyi görüntüler vermiyor. Sinan Erdem'de ve Abdi İpekçi'de daha iyi görüntü vereceğini düşünüyorum. Bugün ışıktan dolayı bayağı mat renkli görüntüler ortaya çıktı. Ancak haklarını teslim edelim tekrardan. O kamerayı kullanarak "yahu akşam Futbol maçında kullanırız, basketbol izleyicisinin neyine" demeden iyi görüntüler vermek istediler. Biz hala babamın gençlik döneminde(ki babam 56 yaşında) yapılmış salonlarda basketbol maçları oynattığımız için sorun orada oluşuyor.

Maç da bu atmosferde beklendiği gibi gelişti. Memleketimin havasında bir ilk bahar esintisi hakim. Dilimde sürekli Tarkan'ın Kış Güneşi şarkısı var sanki. Trabzonda da sanırım hava güzelmiş. Bu güzel havayı seyirciler de değerlendirip maça gelmişlerdi. Salonda azımsanmayacak derecede bayan seyircinin olması göze çarptı. Zaten Musa çözen gittiği her yerde güzellikleri ön plana çıkamarmasıyla da ünlü bir yayın yönetmenidir. Hava güzel, seyirci güzel, zemin basketbol oynamaya müsaitti. Sabah aldığımız Evren Büker haberinin olumsuzluğunu da bu güzel görüntüler törpülemişti. Maçın başlangıcı ve gelişiminde Evren'i pek arayacak gibi durmuyorduk ki son periyoda kadar aynı görüntü devam etti. Son periyot bir ara Orhan Veli'nin "Güzel havalar" şiirini anımsatmaktaydı. Son bölümde "Tecrübe faktörü"(shumpert, Tutku ve Haluk'un etkili oyunu) ve Andric'in yükselen performansı ön planda olmasa bizi de böyle havalar mahvedebilirdi. Şimdilik filmi geri sarıp maçın başına dönelim.

Maça Taylor Rochestie, Josh Shipp, Caner Topaloğlu, Radoslav Rancik ve Ermal Kurtoğlu beşiyle başlayan Galatasaray, ilk dakikalarda Trabzonspor'un sert savunmasıyla karşılaştı. Maça 11-3 gibi bir skorla başlayan Karadeniz ekibi buradan çıkış kolay olamayacak mesajını daha ilk dakikalardan vermişti. Galatasaray 6.30 dakikada yalnızca 3 sayı bulabilmiş, alarm sesleri Galatasaray için fazlaca itici gelmeye başlamıştı. Oktay Mahmuti alarmın sesi kesmek için molayı aldı ve sonrasında 12-4'lük Galatasaray serisi geldi. Son bölümdeki Galatsaray'ın iyi oyunu Trabzon takımının devreyi 20-17 önde kapmasını engelleyemedi. İlk periyottaki 17 sayının nerdeyse tamamı ikinci beşte olan, yani oyuna sonradan giren Tutku, Melih, Andric ve Haluktan gelmişti. 2. periyotta maç boyunca tek isabetini bu periyodun başında bulan Shumpert'in üçlüğü ile Galatasaray ilk defa öne geçmiş, fırtınayı dindirmiş, rüzgarı lehine çevirmeye çalışan bir gürüntü veriyordu. Bu periyotta Trabzon yeni taransferi Rasic sayesinde ayakta kalmayı başardı ancak Galatasaray'ın iyi oyununa bir türlü çare bulamadılar. Takımımız üst üste bulduğu basketlerle 9-2'lik seri yakalayarak soyunma odasına 42-34'lük skorla ve rahatlamış bir anlayışla gitmişti. İlk devrede en çok göze batan bu sezon kendisinden çok şey beklediğimiz genç Melih Mahmutoğlu'nun 12 sayısı ve harika Trabzon seyircisine rağmen yılmadan ortaya koyduğu mücadeleydi. Ona yardımcı olarak Tutku'nun 10 sayısı ve 3 asisti, Andric'in 9 sayısı ve 5 ribaundu vardı. Galatasaray çok kötü başladı ilk devreyi tam tersi bir görüntü ile çok iyi bitirdi.

3. periyotta yine Galatasaray rüzgarı esti. periyoda 7-0'lık seri ile başlayan takımımızda her şey yolunda gidiyordu. Savunmada çok agresif olan bir takım seyrettik bu bölümde ve Oktay mahmuti'nin de mutlu olduğu görülüyordu. Galatasaray'ın bu olumlu karakterine Trabzon pek çare bulabilecek gibi görünmüyordu. Tabi son çeyreğe kadar. Son çeyreğe 13 sayılık bir avantajla girmiştik ve Trabzon takımının, seyircisinden aldığı güçle bir atağa kalkmasını bekliyordum. Düşündüğüm gibi de oldu ancak bu oluşum benim beklediğim şekilde değildi. Oyuncularımız son periyoda adeta maç bitmiş gibi bir havada girdiler. Bu görüntüye özellikle maçın dikkat çeken oyuncusu Rasic'in etkili oyunu( 19 sayı 10 asist'le oynadı) ve takımın belkide bir numaralı skor opsiyonu, eski adıyla Michael Wright yeni adıyla “Ali Karadeniz” ile cevap verdi Trabzon ekibi. Periyoda Haluk’un 3’lüğü ile başlayıp farkı 16’ya çıkardıktan sonra son düdüğü erken çaldıramamanın nedenleri bunlardı. Trabzon ekibi hem kaliteli oyuncularının kalitelerini iyice sergilemesi hem de bizim basketçilerin erken rehaveti sonrası 4 dakika kala farkı önce 5’e son bölümde de 3’ kadar indirdi. Bu bölümde Shumpert ile 2 serbest atış kaçırmamıza rağmen, Trabzon’un kötü hücumu sonrası imdadımıza Shipp yetişti ve üst üste yapılan taktik faulleri başarılı kullanarak(5/6 faul isabeti son bölümde) farkın tek baskete düşmesini engelledi. Maçın hareketi ve kırılma anı bu bölümde ortaya çıktı. Trabzon’un bitime 25 saniye kala Rasic ile kullandığı maça tutunma turnikesini Andric enfes bir şekilde bloklayarak maçı bize getiren isim oldu. Maç da 73-69 üstünlüğümüzle sonuçlandı.
(Andric'in Rasic'i blokladığı pozisyon)
Bugün Galatasaray adına güzel olan bir çok şey vardı ancak en önemlisi çok kötü oynadığımız bir son periyotta Trabzon gibi tansiyonu ve önemi yüksek bir deplasmanda kırılma anında ayakta kalan isim olmaktı. Galatasaray bundan önceki deplasman maçı olan Karşıyaka maçında bu kırılma anlarında ayakta kalamamıştı. Bunlar, takımın iyi yolda olduğu gösteren sevindirici noktalar olsa da 40-27’lik ribaunt dezavantajını da kulağa küpe olarak algılamak lazım. Ribaunt konusunda ciddi sıkıntı yaşadık ama bunda Ermal’in erken faul problemine girmesi etken oldu diye düşünüyorum. Ayrıca her ne kadar 3 sayı ile oynamış olsa da Shumpert’in kırılma anlarında kaçırdığı serbest atışlar dışında çok iyi oynadığını da belirtmekte fayda var. Rochestie ve Rancik’den hücum anlamında hiç verim alamadığımız Evren’in de olmadığı bir maçta ön plana çıkan Genç Melih’in ilk yarıdaki oyunu, Tutku’nun yine harika performansı( son bölümde attığı hayati 3’lüğü unutmamak lazım) Andric’in günden güne artan performansı (14 sayı 7 ribaunt 2 blok) galibiyetin kapısını açan anahtarlar oldu. Ribaunt sorununa acil çözüm bulma gerekliliğimiz olduğuna değinmekte de yine fayda var. Trabzon çıkarmasının ilk raundunu basketçiler kazandı, darısı topçuların başına…

SALON: 19 Mayıs Spor Salonu
HAKEMLER: Engin Kennerman, Ersan Ergüler, Sinan İşgüder

MEDİCAL PARK TRABZONSPOR (69): İlker Türel (1 asist), Aleksandar Rasic 17 (4 ribaund- 10 asist), Ali Karadeniz 21 (8 ribaund), Hadi Özdemir (2 ribaund- 1 asist), Ersin Görkem (2 ribaund- 1 asist), Caner Öner 6 (2 ribaund- 1 asist), Hakan Yapar (1 asist), Alwin Eugene Snow 13 (6 ribaund- 1 asist), Harold Jamison 12 (7 ribaund- 2 asist), Mutlu Demir

GALATASARAY CAFE CROWN (73): Joshua Ian Shipp 12 (2 ribaund), Melih Mahmutoğlu 12, Caner Topaloğlu 7 (2 ribaund), Preston Shumpert 3 (3 ribaund- 5 asist), Taylor Rochestie (2 ribaund- 1 asist), Tutku Açık 13 (2 ribaund- 5 asist), Luksa Andric 14 (7 ribaund), Radoslav Rancik 1 (4 ribaund- 1 asist), Haluk Yıldırım 7 (2 ribaund- 2 asist), Ermal Kurtoğlu 4 (1 asist)

1. PERİYOT: 20-17
2. PERİYOT: 14-25
3. PERİYOT: 11-16
4. PERİYOT: 24-15
(istatistikler ve fotoğraflar tbf.org'dan)

Evren Trabzon'a Götürülmedi!


Evren'in sezon öncesinde olaylı bir şekilde Trabzonspor'dan ayrılarak tekrar yuvasına döndüğünü hepimiz biliyoruz. Dün girdiğim haberde sezon öncesi yaşanan bu olay sonrası Evren'in bordo mavili takıma gönül verenlerin tepkisi ile karşılaşabileceğini dile getirmiştim. Bugün aldığımız habere göre Evren zaten Trabzon'a götürülmemiş. Ancak yanlış anlaşılmasın Evren sakatlığından dolayı gitmemiş. Perşembe günü antrenmanda sakatlanmış, Cuma denemişler ama durumu maça yetişecek kadar iyi değilmiş. Evren'e geçmiş olsun dileklerimizi sunalım ancak böylesine zorlu bir maçta önemli bir eksik olacak maalesef. Bu arada Evren'in olmaması seyircideki tansiyonu da bir nebze olsun düşürecektir. Bu tarz sıkıntılar yaşayan oyuncular için çok zorlu karşılaşmalar oluyor ama Evren'in böyle durumlardan kaçacak bir yapısı yoktur. Çıkar formasının hakkını verir. Kaçma deyince aklınıza hemen biri geldi değil mi? Hani 3 sezondur Ali Sami Yen'e çıkamayan biri. Ne hikmetse Ali Sami Yen'deki her maç öncesi sakatlanan oyuncu... Bildiniz tabiki cevap Emre Belözoğlu...

Galatasaray-Denizlispor Maçına Bilet


GSBilyoner.com'un desteği ile bu 1o Kasım Çarşamba saat sekizde oynanacak olan Galatasaray-Denizlispor Türkiye Kupası maçına bugün bir adet bilet hediye ediyoruz. Sorumuz şöyle:

"Gerçek top hangi renkli topun altında saklı?
-sarı, mavi, beyaz, kırmızı-
Cevap: Kırmızı top. Bileti kazanan aksilaz. Kendisini tebrik ediyoruz.

Bileti 3. sırada doğru tahmin yapan u/M okuruna hediye edeceğiz. Tabii ki kurallar dahilinde, peki şartlar nelerdir, buyurun:

1-Yorumlar bölümüne sorunun doğru cevabıyla beraber, GSBilyoner hesap numaranızı da yazmanız gerekmektedir...
2-Aynı kişi birden fazla cevap yazdığı takdirde, ilk doğru cevabı geçerli sayılacak...
3-Yanlış cevaplar, adsız cevaplar ile hesap numarasız cevaplar yorum sayısına dahil edilmeyecektir... GSBilyoner hesap numarası olmayanlar buradan kolayca kayıt olabilirler...
4-Bileti kazanmanız halinde size ulaşmak adına, yorumla beraber mail adresi de bırakırsanız, iletişimimiz daha rahat olacaktır..

Kurallara uygun yorum örneği:
Cevap: Sarı Top
Hesap no: 12345678
Ad Soyad: Arda Turan
e-mail:ardaturan@gmail.com

6 Kasım 2010 Cumartesi

Trabzonspor- Galatasaray (Trabzon'da çifte heyecan)


Trabzonspor ile Galatasaray hem Beko Basketbol Liginde hem de Spor Toto Süper Lig'de karşı karşıya bu hafta. Trabzon'a çıkarma yaptık desek yeri olur sanırım. Buna kaderin cilvesi demek de lazım aslında. Trabzon halkı misafirperverliğini gösterecektir ama bizim amacımız tabiki 2-2 yaparak dönmek Pazar gününün karlı kulübü ve taraftarları olarak. Futbol'da zor bir maç bizi bekliyor. Ama basketbol'da o kadar zor olacağını düşünmüyorum. Gerçi Trabzon'un basketbol takımı son haftalarda çıkışta ancak o çıkış bize de aynı şekilde yansımış durumda. Alaaddin Yakan'ı çok severim. Müthiş bir antrenördür. Alpella takımında nasıl harikalar yarattığı hala hafızamda. Bunu Trabzon'a da yansıtmak istiyor haliyle. Bu yüzden hem Alaaddin hoca'nın takımını ateşleme maçı hem de sezon başında Trabzon'dan olaylı şeklide ayrılan Evren'in sahada olması bakımından seyirci için önemli bir maç. Durun yahu bir saniye. Kolay olacak dedim de yazdıkça zorlaştı bu iş. İki maç da zor düzeltiyorum. 2'de 2 yaparsak bayağı bir karlı döneceğiz gibi duruyor. Bu arada maç yarın 13:00 itibari ile başlayacak. Biz tv seyircisi için adres belli zaten: Spormax... Hadi bakalım rastgele...

Seimone Bildiğimiz Augustus Olma Yolunda


Hafta arasındaki kötü maç sonrası böyle maçlara her zaman ihtiyaç oluyor. Burhaniye, Balıkesir'in şirin, küçük ve bir o kadar da güzel bir ilçesidir. Takımları da öyle olduğu için "İstanbul sen mi büyüksün yoksa ben mi büyüğüm" de demediler. Misyonlarında iyi oyun vardı. onu da uyguladılar. Bizim için de hafta arası bahsettiğim o rotasyonu yapmak için iyi bir fırsattı ve öyle de oldu. Bu arada skoru kotaran isim olarak karşımıza Augustus çıktı. Maç içinde GSTV spikeri Veli Yiğit Seimone'u Shumpert'e benzetti. Teşbihde hata olmaz diye boşa dememişler. Çok doğru bir tespitte bulundu Veli bey. İyi bir Augustus'un erkek versiyonu iyi bir Shumpert'tir aslında. Bugün biraz da rahat oynayarak %90 isabet oranıyla 20 sayı attı genç Amerika'lı. Bildiğimiz Seimone gibi oynadı ve zamanla o zorluk derecesi yüksek maçlarda da öyle olacağını biliyoruz. Ona bu maçta yardımcı rollerde 18 sayı 9 ribauntu ile Sylvia Fowles ve aslında en dikkat çekici istatistiğin ve oyunun sahibi Monique Currie idi.(12 sayı, 6 ribaund, 8 asist, 6 top çalma) Currie oyunda bulunduğu her dakikada sürekli olumlu işler yaptı. Avrupa maçlarında kendisinden faydalanamıyoruz ama kendini yerel lige iyi hazırlıyor. Bu böyle sezon boyu devam eder umarım. Sonuçta Burhaniye takımının da gayreti olsa da maç 31 sayı farkla 81-54 lehimize sonuçlandı ve bu sezon ilk dafa kadınların maçına bu kadar çok gelen seyircinin de desteği ile yazılı soruları arasına güzel bir mola sığdırmış olduk. Hafta arasında oynanan berbat oyunu unutmuş değiliz tabi. Onu bize unutturmaları lazım...

Galatasaray Medical Park 84 - Burhaniye Bld. 53
Yer: Abdi İpekçi Spor Salonu / İSTANBUL
Rakip: Burhaniye Belediye
Tarih: 06.11.2010

* Yasemen Saylar: (13:23, 3 sayı, 1 ribaund, 2 asist, 1 top kaybı)
* Ceyda Kozluca: (13:50, 6 sayı, 3 ribaund, 1 asist, 1 blok)
* Bahar Çağlar: (15:02, 3 sayı, 4 ribaund, 2 top çalma, 3 top kaybı)
* Işıl Alben: (16:01, 2 sayı, 2 ribaund, 1 asist, 3 top çalma, 1 top kaybı)
* Melek Bilge: (07:28, 0 sayı, 1 ribaund, 1 top kaybı)
* Gülşah Gümüşay: (00:44, 0 sayı, 1 asist)
* Gintare Petronyte: (12:39, 4 sayı, 2 ribaund, 1 asist, 1 top kaybı)
* Nihan Anaz: (17:17, 8 sayı, 1 ribaund, 3 asist, 2 top kaybı)
* Monique Currie: (32:00, 12 sayı, 6 ribaund, 8 asist, 6 top çalma, 5 top kaybı)
* Melisa Can: (20:02, 8 sayı, 4 ribaund, 5 asist, 1 top kaybı)
* Seimone Augustus: (24:45, 20 sayı, 1 ribaund, 5 asist, 2 top çalma)
* Sylvia Fowles: (24:49, 18 sayı, 9 ribaund, 3 top çalma, 1 top kaybı)

1. ÇEYREK: 22-12
2. ÇEYREK: 27-17 (49-29)
3. ÇEYREK: 21-6 (70-35)
4. ÇEYREK: 14-18 (84-53)

Seni Yıkacak Dozerin

Ali Sami Yen'den ayrılık vakti yaklaştıkça, özlem dolu besteler de yapılmaya başlanıyor, işte Galatasaray kapalısındanın en son bestesi:





Ali Samiyen Stadı
Hayatımın tam ortası
Nice şampiyonlukların
Zaferlerin mekanı

Her köşende bir anın var
Hüzünler ve mutluluklar
Gözümde yaş kalbimde sızın
Zaman ayrılık zamanı

Seni yıkacak dozerin, seni yıkacak dozerin, seni yıkacak dozerin anası s.ikeyim.
Seni yıkacak dozerin, seni yıkacak dozerin, seni yıkacak dozerin anası s.ikeyim.

Şifresiz Maçlar


6 Kasım Cumartesi
12.00 Mugan-Turan Tauz/İdman TV
12.00 Qabala-Khazar Lenkoran/ Lider TV
14.00 Garabagh-MOIK/İdman TV
14.00 neftchi-Inter Baku/ Lider TV
14.00 Çaykur Rize Spor-Mersin İdman Yurdu/ TRT1
16.00 KAC Kenitra-MAS Fes/ Arryadia
17.00 Manchester United-Wolves/ İdman TV
17.15 Xanthi-Iraklıs/ ERT World
19.00 DHJ El Jadidi-FUS Rabat/ Arryadia
19.30 Olympiakos-Panionios/ ERT World
19.45 Twente-Excelsior/ Beyaz TV
21.45 Inter-Brescia/ TV 8
22.00 Rennes-Lyon/ Kanal A
23.00 Espanyol-Malaga/ AZ TV, NTV Spor

7 Kasım Cumartesi
13.30 Fiorentina-Chievo/ TV 8
14.00 Giresunspor-Diyarbakırspor/ TRT1
16.00 Lazio-Roma/ TV 8
18.00 Liverpool-Chelsea/ İdman TV
18.00 Nancy-Monaco/ Kanal A
19.30 Denizlispor-Tavşanlı Linyitspor/ TRT 1
20.00 Getafe-Barcelona/ NTV Spor
22.00 PSG-Marsilya/ Kanal A
22.00 Real Madrid-Atletico Madrid/ NTV Spor


SPOR TOTO SÜPER LİG Yayınları
6 Kasım Cumartesi
14.30 Karabükspor-Bucaspor/ Digi
16.00 Antalyaspor-Bursaspor/Lig TV
17.00 Ankaragücü-Gaziantepspor/Digi
19.00 Fenerbahçe-Eskişehirspor/Lig TV

7 Kasım Pazar
14.30 Sivasspor-İstanbul BB/Digi
17.00 Manisaspor-Konyaspor/ Digi
19.00 Trabzonspor-Galatasaray/ Lig TV

8 Kasım Pazartesi
20.00 Beşiktaş-Kasımpaşa/ Lig TV

*İdman TV uydu yayınlarını belirten sitelerde şifresiz olarak gözüküyor fakat maç saatinde şifre konulabilir...
*Digitürk yayınları şifrelidir, bilgilendirme amaçlı yer almıştır programda...

"Maaşını Verdiğim Adam Beni Eleştiremez"

Ankaragücü asbaşkanı Ayhan Atalay'ın sarf etmiş olduğu ve aşağıda alıntıladığımız
sözler Ankaragücü kulübünde deprem etkisi yaratır ve bizim bildiğimiz Ümit Özat da sessiz kalmaz ve cevabını verir, olmadığı istifasını sunar Gökçek yönetimine. Buyrun Atalay'ın yenilir yutulur cinsten olmayan söylediklerine:


''Ben öncelikle şunu söylemek istiyorum. Kulüpte çayçımız, güvenlikçimiz, memurumuz neyse, futbolcumuz ve teknik kadromuz da odur."

" Eğer Ümit Özat böyle birşey yaptıysa durum değişir. Gazetelerde birçok şey yazılıyor ama gerçeklik oranını bilemem. Eğer yazılanlar gerçekse ben de gücümü gösteririm. Arkadaşlık üstünde gücümü göstermeyi tabiki istemem ve bu ahlaksızlıktır. Güç düşmana karşı gösterilir dosta karşı değil. Eğer Ahmet Gökçek ve Melih Gökçek beni savunmazsa o zaman bana söz düşer"

''Bu olay Türk spor tarihine geçebilecek bir olaydır. Maaşını benim verdiğim bir adam yöneticisini nasıl eleştirebilir. Ben hata da yapsam beni eleştiremez. Ben burda artık çalışmam diyerek kapıyı çarpıp giderse ağzına geleni söyleyebilir."

''Ümit Özat ismini kullanmamız yanlış olur. O da benim için bu kulüpte görev alan bir işçidir. Ben bu kulübün direğiyim. Ben istediğim yerde maç izlerim ve buna kimse karışamaz. Benim sessizliğimi güçsüzlük zannedenlerin canları yanabilir. Eğer bu haberler doğrulanırsa ciddi sonuçlar doğurabilir."

''Takım kangren olmuş durumda. Sahadaki 12. adam derken bunu hafife almayalım. Futbolcular motive edici tezahüratlarla birşeyler yapabilirler. Ben maçı seyrettim. 5-1 oldu. Arkadaşlar, 'Başkanım biz daha ne söyleyelim' dediler. Ben de ne söylemek istiyorsanız söyleyin, bundan sonra atış serbest dedim. Hakaret edecekseniz önce benden başlayarak hepimize küfredebilirsiniz dedim. Benim de canım yandı, başkanımız da stadı terketti."

"Ben maç sonrasında Ertuğrul Sağlam ile konuşmadım ama eminim ki daha fazla gol atmayın demiştir. Yoksa bu maç 15-1 biterdi. Bunu birilerinin anlaması gerekiyor. İşimize yaramayan isim kulüpten gitmelidir. Bana takımın başına geçin deseler formasyonum yetmeyeceği için yapamam derim. Öte yandan bir göreve talip olunmaz. Teklif gelir sen de kabul edersin''

''Çok abartılan bir Galatasaray galibiyeti var ortada. Rickaard'ın tercümanı ve danışmanı televizyona çıkarak maçtan sonra futbolcuların protesto ederek yenildiğini söylüyor."

CSKA Sofya için 1 Milyon Euro

Bulgaristan'ın en köklü kulübü olan CSKA Sofya'nın gerekli önlemlerin alınmadığı taktirde 2 milyon euroya satılabileceğini daha önce yazmış olduğumuz yazıda belirtmiştik. Bu tehdidin gittikçe yaklaşması üzerine de kırmızı-beyazlıların sevenleri de kendi çaplarında kurtuluş reçetesi hazırlamaya başladılar ve bunlardan en önemlisi de liderliğini Stoichkov'un çektiği bir grubun oluşturduğu yapılaşma. Stoichkov ve 29 varlıklı CSKA Sofya seveni, takımı girmiş olduğu maddi çıkmazdan kurtarmak adına her biri 1 milyon euro vererek bir şirket kurmayı planlamaktadırlar. Ortada biriken para ile CSKA'nın hem futbolculara hem de diğer kulüplere olan borçlarının ödenmesi planlanırken, geriye kalan miktar ile de önümüzdeki senenin transferleri de yapılacaktır. Bu projede Hristo Stoichkov kilit rol oynarken, eğer kendilerine Klüp 30 adı veren iş adamlarının planları umdukları gibi gider ve takımın hisselerini Titan grubundan satın alırlarsa, o zaman Stoichkov da ya yoluna takımın başkanı olarak devam edecek ya da takımın teknik direktörü olacaktır.
Şu andan CSKA Sofya'nın hisselerini elinde bulunduran Titan grubu ile "Klüp 30" oluşumu arasında ilk bağlantı sağlanmış ve karşılıklı olarak fikir alışverişi başlamış bulunmaktadır ve önümüzdeki günler kırmızı-beyazlılar adına önemli gelişmelere sahne olacağı açik seçiktir...

5 Kasım 2010 Cuma

Sözleşmem Ölene Kadar

"Sözleşmem çok daha önceden uzatılmıştı. Benim sözleşmemin süresiyle Avrupa’ya gidiş tarihim arasında fark yok. Galatasaray Kulübü’yle zaten ölene kadar sözleşmem var. Galatasaray Kulübü’nden bonservissiz ayrılmayacağım. Zaten tüm imzalarımızı boş mukaveleye atıyoruz"
Arda Turan
Galatasaray'lı Futbolcu

Spartak Moskova Yenilgisi ve KBL'de 3. Hafta


Can sıkıcı bir haftayı bıraktık kadın takımımızın performansı açısından. Bu durum sizin de bildiğiniz gibi Spartak Moskova karşısında aldığımız farklı ve can sıkıcı yenilgi. 26 sayılık fark aslında çok şey anlatıyor ama hem farkın son bölümlerde kapanıp bu hale anca gelebildiğini hem de o farkın altında çok şey olduğunu söylemekte fayda olduğunu belirtmem lazım. Öncelikle berbat bir maç olduğunu söyleyelim. Daha maçın başında fark açıldı ve Galatasaray ilk basketini 4,30 dakika geçe Işıl'ın çaldığı top sonrası bulmuştu. Koca periyoda iki basket sığdırmak(ki ikincisi periyodun sonundaydı) bir nebze anlaşılabilir. Ama bu kötü oynamaya devam etmeniz anlamına gelmez. Bu noktada çok şey oldu ancak en çok dikkatimi çeken nokta şuydu bu kabul edilemez cinsten: Malesef rakibi gözümüzde çok büyütüp, yenilgiyi kabullenir cinsten bir mentalite ile maça çıkmışız. Bir kaç oyuncu dışında maça asılan oyuncu yoktu desem abartmamış olurum. O kaçan şutların, berbat hücumların, erken davranmaların nedeni başka şeyle açıklanamıyor malesef. İlk beş'in tamamı berbat yüzdeler ve skorla maça başlamış olabilir ancak bu durum rotasyon gerektirmez diye düşünüyorum. Bu taş kime gitti derseniz, cevabım Ceyhun Yıldızoğlu olur. Ceyhun hocanın basketbol felsefesine, anlayışına saygım sonsuz ve bir şeyler söyleyemek de haddim değil. Ancak az buçuk spordan anlıyor ve basketbolu biliyorsam yeni yapılanan bir takımda böylesine önemli ve zorlu bir maçta hazır olmayan oyunculardan mucize beklemek bana ters geliyor. Her ne kadar iyi bir kadromuz olsa da daha yolun başındayız ve bir çok oyuncumuz tecrübesiz. Fowles, Augustus, Işıl, Bahar, yani tecrübeliler performans açısından gayet iyi durumdayken 25 dakika civarında oyunda kalmalarına anlam veremiyorum. Daha sezonun başındayız ve hiç bir oyuncunun "benim performansım iyi neden kenarda oturuyorum" diyecek bir kapasitesi yok. Hazır olanla devam etmek ve yorulduklarında, diğerleriyle oyunu tutma anlayışı en azından sezon başı için zorluk derecesi yüksek maçlarda tercih edilmeli diye düşünüyorum. Oyuncuların formsuzlukları ise ayrı bir başlık içeriyor ama fazla uzatmadan bu maçtan ders çıkarılması gerektiğini, çıkarıldığı düşünerek yerel lige geçiş yapmak gerekiyor.

Geçtiğimiz hafta Mersin deplasmanındaki maçı malesef canlı izleyememiştik. Bu hafta evimizde yani Abdi İpekçi'de oynayacağımız Burhaniye Belediye maçının Galatasaray Televizyonu yayınlayacak. Bu noktada şu çıkarımda bulunabiliriz sanırım. GSTV sadece iç sahadaki maçları yayınlama politikasına sahip. Yakın deplasmanlara da gidilir mi bilmem am bana göre tüm maçları yayınlamalı. Elinizde Fowles, Augustus, Işıl gibi oyuncularınız varsa onları özellikle maçları salondan izleyemeyen seyirci ile daha çok buluşturmalısınız. Bu yüzden bizim de seyirci olarak her maçı izleme isteğimiz oluşuyor ve haklı olduğumuzu da düşünüyorum. Maçla ilgili ise maçın yarın(06/11/2010) Abdi İpekçi Spor salonunda oynanacağını ve 15:00 itibariyle hava atışının yapılacağını belirtelelim. Pastırma yazı sıcaklarını yaşayan ülkemizde güneşli bir İstanbul gününde akşam öncesi zevkli ve güzel bir etkinlik arayanlara şiddetle tavsiye olunur. Kadınlar Basketbol Liginde 3. haftanın programı da şu şekilde:

6 Kasım 2010 Cumartesi
15.00 Tarsus Belediye - Panküp Kayseri Şeker (Tarsus Kapalı Spor Salonu)
15.00 Galatasaray Medical Park - Burhaniye Belediye (Abdi İpekçi Spor Salonu)
16.00 İstanbul Üniversitesi - Botaş (Avcılar Spor Salonu)

7 Kasım 2010 Pazar
14.00 Ceyhan Belediye - Beşiktaş Cola Turka (Ceyhan Spor Salonu)
15.00 Samsun Basketbol - Fenerbahçe (Samsun Yaşar Doğu Spor Salonu)
16.00 Alanya Belediyesi - Mersin BŞB (Antalya Atatürk Spor Salonu)

Rapid Wien:1-2:CSKA Sofya

UEFA Avrupa Ligi L grubunda dördüncü maçlar bahisçilerin kağıtlara "banko" maç olarak yazacakları iki karşılaşma olarak göze çarpıyordu. İç sahada rakibine yenilen Beşiktaş ile yine kendi sahasında Rapid'e kaybeden CSKA Sofya, bu gece deplasmana çıkacaklardı ve kazanmaları zor ihtimal olarak gözüküyordu. Aslında iki maç da beklentileri boşa çıkarmayacak şekilde ev sahiplerinin baskısı altında başladı ama sonucu pek çok bahisçiye "kağıtları çöpe attıran" bir finalle sonlandı.
Beşiktaş maçını siyah-beyazlıların peşinden koşan bloggerlar daha iyi anlatacaktır, biz Bulgarlardan bahsedelim biraz. İç sahada oynayan Rapid Wien, taraftarının da desteğini arkasına alarak fırtına gibi oyuna başladı ve daha ilk dakikada M'Bolhi'nin kalesini direkler korudu. Fazla geçmeden Yasin Pehlivan'ın sert şutunu Cezayirli kaleci çıkarırken, Bulgarlar derin bir nefes alıyordu. Genelde oyunu kendi yarı alanında karşılayan CSKA, kontra ataklarla ev sahibini zorlamak niyetindeydi ama Tonev'in orta sahaya yakın mesafeden vurduğu topun direkten dönmesi dışında Raimund Hadl' bu atakları karşılarken üzeri pek de kirlenmedi desek yeridir. Oyuna fırtına gibi başlayan Avusturyalılar zamanla duruldular ve devre biterken kırmızı-beyazlılar neredeyse maçta dengeyi de sağlayabildiler.

Maçın ikinci yarısı kaybedecek bir şeyleri olmadığı bir kez daha hatırlatılan CSKA'lı topçular, daha yürekli gidince ev sahibinin üzerine 50. dakikada da kaptan Yanchev'in ceza sahası dışında vurduğu müthiş füzenin gol olarak ağlarla buluşması ile de arzuladıkları golü buldular fakat onların sevinci sadece 6 dakika sürdü ki Aquaro'nun ceza sahasındaki müdahalesine Galler'li hakem beyaz noktayı gösterdi ve Hamdi Salihi eşitliği sağladı. Beraberlik ev sahibini yüreklnediriken, M'Bolhi'nin koruduğu kaleye gitme telaşındaki Radip'liler, defansı unutunca, hatta bir de hata yapınca Bulgarların en çok gol atan oyuncusu Markinyos deplasman takımına Avrupa Liginde ilk üç puanı getirecek golü kaydetme başarısı gösteriyordu.

Hem ligte hem de UEFA'da kötü gidişi teknik adam değişikliği ile çözmeye çalışan Titan grubu sahipleri yardımcı antrenörlerden Radukanov'u takımın başına geçirmişti ve genç hoca Bulgar A Grupada başarılı sonuçlar alırken, Avrupa'da da takıma ilk galibiyeti getirerek güven tazeledi.


3 Kasım 2010 Çarşamba

Lafı Gediğine Koymak


Her ne kadar blogda genelde basketbol yazılarının altında imzam olsa da futbolla ilgili hiç giriş yapmamıştım. Sevgili Sabri Abi'nin engin bilgisi ve yorumuyla süslenmiştir bu sayfalar. Ben o yüzden kendime vazife görmem futbol yazılarını. Ancak bugün Radikal gazetesinde çok sevdiğim yaza Sevgili Banu Yelkovan'ın yazısını okuyunca sizlerle paylaşma gereği duydum, özürlerimi dileyerek. Ntvspor'da dün akşamki programda Sergen Yalçın'ın akıl dışı yorumlarına kendisinden "Osmanlı Tokadı" tadında bir cevap gelmiş. Bize de paylaşmak düştü. Futbolla yaşayan bir ulusun çocuğu olarak benim de futbol'a karşı bir bakış açım var haliyle ve Banu Yelkovan gibi düşündüğümü görünce de kendimi mutlu hissediyorum. Gazetedeki "Vurun Kahpeye" başlıklı yazıyı noktasına virgülüne dokunmadan yayınlıyoruz. Eline, yüreğine sağlık Sevgili Banu Yelkovan

-------------------------------------------------------------------------------------
VURUN KAHPEYE

Bu ülkede futbolla ilgili her konuda tek suçlunun yabancılar olması biraz ayıp olmuyor mu?

“Ne yapmış ki Schuster?” dedi Sergen Yalçın önceki gece seyrettiğimiz 90+ programında. “Alman Milli Takımı’na gitmemiş. Bana ne? Gitmediyse gitmedi. Ben Beşiktaş’ta ne yaptığına bakarım. Ne yaptı Beşiktaş’ta? Beşiktaş ligde 6. sırada. Altyapı hocasını çıkarsan A takımın başına Beşiktaş yine altıncı olurdu ki? Baktığınız zaman Beşiktaş dört kere yenilmiş. Takımın başında kim olsa zaten en fazla dört kere yenilirdi. Kaç kere yenilecek ki koskoca Beşiktaş? Quaresma kim? Kaç maç almış? Büyük futbolcu iki maçta iyi oynayana değil, sezon sonunda kupayı getirene denir.”
Yanlış mı söyledikleri?
Yoo, hepsi doğru.

Peki ya ‘onlar’ konuşursa
Peki Schuster yarın bir programa konuk olsa ve dese ki: “Ne yapmış ki Sergen? 3-5 frikik golü atmış, çok yetenekli oyuncuymuş... Bana ne? Yetenekleri Türkiye’nin dört büyük takımında oynamak için yeterli olabilir. Zaten bu takımlarınızın durumu da ortada. Gerçekten büyük yetenek olsaydı yurtdışında büyük bir takımda oynaması gerekmez miydi? Benden bahsederken altyapı hocası bile Beşiktaş’ta daha başarılı olur diyormuş. Kendisi altyapı hocası, geçsin Beşiktaş’ın başına. Ama doğru, lisansı yok, geçemez değil mi?”
Söyledikleri yanlış mı olacak?
Ama bu konuşmalara ‘futbol eleştirisi’ denebilir mi? Hedef kişileri eleştirmekse zaten sıkıntı yok, herkesin eleştirilecek tonla yönü var. Ama kişileri eleştirerek, kariyerlerini tartışarak, yapmaya çalıştıklarını anlamaya çalışmak yerine yapamadıklarını öne çıkararak, küçümseyerek futbolu düzeltmek nasıl mümkün olabilir ki? Türkiye futbolunda başarı olarak kabul ettiğimiz neye baksak, bir istikrarın sonucu olduğu aşikarken sürekli kelle istemek ne kadar doğru?
İşte, halihazırda Türkiye ligini domine eden Bursaspor’un Şampiyonlar Ligi’ndeki durumu. Hocasıyla, altyapıdan oyuncu entegrasyonuyla, oyuncularının yaş ortalamasıyla, seyircisiyle, stadıyla Türkiye’deki birçok takımın fersah fersah önündeki Bursaspor, ŞL’de bir Kopenhag, bir Basel, bir Cluj, bir Braga kadar olamadı. Fenerbahçe birtakım ‘genç çocuklara’, Galatasaray, kimeydi ya, hah Karpati’ye elenip gitti.

İyi olmanın yerlisi yabancısı olmaz Ve işin sonunda basit bir lig mağlubiyetinin de, Avrupa’daki başarısızlığın da, milli takımın durumunun da, her şeyin, ama her şeyin de dönüp dolaşıp bu ülkede top oynamayı ya da antrenörlük yapmayı kabul etmiş yabancıların başına patlaması da artık biraz ayıp olmuyor mu? İkide birde aldıkları parayı gündeme getirmek ya da vurgulamak neden? Ne için görev alacaklardı ki Türkiye Süper Ligi’nde? Bütün dünyanın izlediği, yetenek avcılarının birbirini ezdiği, çok kaliteli bir lig olduğu için mi? Kendilerini geliştirmek için harika bir ortam olduğundan mı? Süper yıldızlarla beraber top koşturacakları için mi? Her sene Şampiyonlar Ligi’nde direkt oynayıp kendilerini gösterecekleri için mi? Şimdi onların aldıkları paraları eleştirenler zamanında ne için oynadılardı ki? Forma aşkı için mi? Yenilsen de Yensen de programının Bursa temsilcilerinden Ahmet Özen dün bir mail atmış. Ivan Ergiç, Bursa’ya ilk defa gelen Manchester United’ı imkânı olmayan çocuklar da seyredebilsinler diye tanesi 30 TL olan kale arkası biletlerden 630 tane satın alarak tercümanı aracılığıyla maddi durumu iyi olmayan mahallelerde çocuklara dağıttırmış. Bursa küçük şehir, yaptığı duyulmuş işte. İyi futbolcu olmanın, iyi insan olmanın yerlisi yabancısı olur mu?
Banu Yelkovan- Radikal Spor

16,8!!!


Başlıkta gördüğünüz ortalama yukarıda fotoğrafı olan vatandaş Rajan Rondo'nun, yeni başlayan NBA sezonunda ilk 4 maç sonrası ortaya koyduğu asist ortalaması. Geçtiğimiz günlerde şaka yollu yazdığım yazıda yağtığı 24 Asiste değinmiş ve sezon yeni başladı biraz yavaş ol bünye daha kaldırmıyor demiştim. Onun bizi dinlediği falan yok haliyle. Bu sabaha karşı oynanan Detroit Pistons maçında da 17 asist yaparak 4 maç sonunda asist rakamını toplamda 67'ye ulştırdı. Gözünü ne bürüdü bilinmez ama akıl almaz işler yapıp dengeleri alt üst etmeye başladı. Draft edildiği yıl sıradan bir oyuncu olarak bahsedilen, Üniversiteye gitmeden önce şu anki takım arkadaşı NBA'in ve dünyanın en önemli basketbol yıldızlarından Kevin Garnett'i tanımayan bir oyuncudan bahsediyoruz. Bu bize bir kez daha yeteneğin üzerine, çalışmanın, iş ahlakının, zekanın, iç disiplinin eklendiğinde neler olabileceğini gösteriyor. "Yürü be Rondo!" diyerek yazıyı tamamlamadan önce aynı maçta Semih Erden'in de Nba'de ilk kez sahne aldığını, oyunda kaldığı 16 dakikada 2 sayı 1 asist 3 ribaundla oynadığını belirtelim. Semih, ilk çeyrekte maça girdikten sonra yaptığı 2 blokla göz doldurdu desek yeridir. Rondo ile ilgili güzel bir yazı okumak isteyenlere İsmail Şenol'un ntvspor.net'teki yazısını yayınlıyorum
-------------------------------------------------------------------------------------

Rondo'nun evrimi

İsmail Şenol · Tarih: 2 Kasım 2010

Rajon Rondo, üniversite günlerinden beri birçok soru işaretiyle anılıyor. Ancak lige adımını attıktan dört yıl sonra herkesin emin olduğu tek bir konu var: O artık şampiyonluğa giden bir takımın lideri.

Kevin Garnett, Paul Pierce, Ray Allen, Shaquille O'Neal, Jermaine O'Neal... Toplamda 51 kez all-star seçilmiş bu büyük basketbolcular, 2010-11 sezonunda Boston Celtics’in kadrosundalar. Ancak bu görkemli isimlere rağmen, Boston kadrosunun lideri 24 yaşında çelimsiz bir çocuk. Belki 1990’lı yıllardan itibaren basketbolu yakından takip edenlerin kabul etmesi kolay olmayacak, ama Boston Celtics artık Rajon Rondo’nun takımı.

Kaptan Pierce kritik anlarda başvurulan kişi, Kevin Garnett savunmanın duygusal lideri, Ray Allen hücumun bu kadar etkileyici olmasını sağlayan isim ve Shaquille O'Neal pota altında hâlâ ikili sıkıştırmaları çekecek bir paratoner olabilir. Fakat Doc Rivers’ın takımında bu yıldızların esas görevi Rajon Rondo’ya yardımcı olmak.

Kentucky Üniversitesi’nden NBA’e adımını attığı ilk günden bu yana sürekli gelişim gösteren Rondo, beş yıl-55 milyon dolarlık yeni sözleşmesini sonuna kadar hak ediyor. Rondo’nun gelişimi sadece 'ne kadar iyi bir saha içi komutanı olduğu' anlatılarak açıklanamaz. Hep şutuyla eleştirilen RR, artık 4-5 metreden boş kaldığında tereddüt etmeden cezayı kesebilecek bir yıldız. Eksiği, o şutunu 6.75'e çekememiş olması. Kim bilir, belki de kocaman elleriyle Rondo, hiçbir zaman iyi bir şutör olamayacak.

Yine de bu sorun değil çünkü antrenör Doc Rivers'ın sistemi, Rondo'nun verimli olması için yaratılmış. 1.85'lik guard, perdelerden yararlanıp savunmanın tüm boşluklarını kullanıyor ve takım arkadaşlarına en doğru açıdan pas verebiliyor. Rondo'nun en büyük artılarından biri de ligin belki de en iyi ribaund alan oyun kurucusu olması. Her ne kadar Boston ligin en düşük tempoda oynayan takımlarından olsa da, Rondo aldığı ribaundlar sonrasında rakip savunmanın ortasına girerek direkt çembere gidiyor ve yeşillerin kolay sayı bulmasını sağlıyor. Steve Nash’in asist rakamlarına yaklaşan Rondo’nun, bunu Nash’e oranla daha az pozisyonda yapmasıysa iki kelimeyle “göz kamaştırıcı.”

Gerçi Rondo bunları yapmaya alışık. Zira Kentucky Üniversitesi’nde de durum farklı değildi. O zamanki antrenörü Tubby Smith, ilk senesinde yıldız oyuncular Randolph Morris ve Chuck Hayes ikilisinin üzerine kurduğu düşük tempolu sisteminde yarı saha basketbolunu tercih ediyordu. Rondo, takım arkadaşı Kelenna Azubuike’yle birlikte kendini kafeste kapatılmış gibi hissettiğini söylüyordu zaman zaman. Onun takım tercihleri dışına çıkması, sık sık hızlı hücumu denemesi draft’taki yerini olumsuz etkiledi. Gözlemciler Rajon Rondo’nun takım düzenlerini sahaya yansıtmak yerine, şahsına uygun basketbolu tercih etmesini genç oyuncunun eksi hanesine yazıp, ona şüpheyle bakıyorlardı.

Şimdiyse kimsenin kuşkusu yok. Rondo, şampiyonluk iddiasıyla yola çıkan bir takımın liderliğini üstleniyor. Ve Celtics’in abileri takımdan ayrılır ayrılmaz, kulübün anahtarı ona teslim edilecek. Her ne kadar sadece 78 kilo olsa da, kendini 'ligin en iyi oyun kurucusu' olarak gören Rajon Rondo da bu yükü taşımaya hazır.

2 Kasım 2010 Salı

Sultanlar Moskova Yolcusu


Geçtiğimiz hafta Tarbes'i iyi oyunuyla farklı yenen takımımız, hafta sonu bir Mersin havası alıp oradan da galibiyetle döndüler. Her ne kadar maçı canlı izlyememiş olsak da istatistikler ve izleyenlerden aldığımız yorumlar çerçevesinde takımımızın pek iyi bir maç geçirdiğini söylemek yanlış olur. Ancak kötü olduğumuz bir dönemde alınmış bir galibiyet olması bakımından da çok önemli. Öncelikle bunu cebe koyalım.

Moskova ekibine KBL'nin 2. hafta programı yazımızda az buçuk değinmiştim. Spartak Moskova geçtiğimiz yıllarda Kadınlar EuroLig'inin en önemli ve en dominant ekibiydi. Bu sene de aynı iddiayı devam ettirme peşineler ancak kadrosunda bulunan bir çok oyuncu artık başka takımların formalarını terletiyor. Bunar biri de bizim yıldızımız Sylvia Fowles. Fowles eski takımına karşı oynayacağı için ondan mutlaka istihbarat alınmıştır. Ancak Moskova ekibinin kadrosunda öyle 2 oyuncu var ki bir anda onları başka bir kimliğe bürünmelerini sağlıyor. Bu iki oyuncu Lauren Jackson ve Sue Bird.
Her ikisinin ön plana çıkan ilk özellikleri "güzellik" başlığı altında olsa da WNBA'in en iyi 10 oyuncusu içinde olmaları da yeterli bir kriter aslında. Avustralya vatandaşı olan Lauren Jackson belki de pozisyonunda tek olacak bir konuma sahip. Her ne kadar Pivot pozisyonunda oynayan bir oyuncu olsa da tipik bir 4 numara bana göre. Ben onu "Tim Duncan'ın kadın versiyonu" olarak tanımlıyorum. Bir uzunun yapabileceğinden fazlasını yapacak kapasitesi var. En önemli özelliklerinden biri de ciddi derecede bir 3 sayı tehdidi yaratması. WNBA'de biri son sezon olmak üzere 3 en değerli oyuncu ödülü'ne, (MVP) bir finallerin MVP'si ödülüne sahip. Son yılda takımı Seattle Storm'un şampiyonluğunda bir numaralı isimdi. Şampiyonluktaki yardımcı da tahmin ettiğiniz gibi hem WNBA'de hem de Rusya'da takım arkadaşı olan Sue Bird. Sue Bird takımının şampiyonluğunda dümende olan, oyunu kuran isimdi. Üst düzey bir saha görüşüne ve oyun kurucu zekasına sahip. Bana göre WNBA'de bu konuda bir numara. Tabi tüm bu anlattıklarım bir takım kimliği olmadığı sürece bireysel performanstan öte gidemiyor. Bu müthiş ikiliye destek verenler ise Rus Milli takımın da oyuncuları olan Irina Osipova, Ilona Korstin ve Marina Karpunina. Yeniden yapılanma sürecinde olmaları bizim için avantaj. Ancak biz de aynı durumdayız. Sylvia, L.Jackson'ı WNBA'den iyi tanıyor. Sue Bird'ü de sadece yavaşlatabilir ve pas kanllarına baskı yapabiliriz. Bu iki oyuncunu performansını düşürmek sadece başabaş bir mücadele anlamına gelir.(maçın deplasmanda olmasının da etkisyle tabi) Ciddi anlamda kendimizi test edeceğimiz bir maç olacak. Maçın yarın(03/11/2010) bizim yerel saatimizle 19:00'da başlayacağını ve maçın canlı yayınını resmi kanalımız GSTV'nin yapacağını belirtelim.

1 Kasım 2010 Pazartesi

Ivan Ergiç Reis

Ivan Ergiç'i nasıl bilirdiniz diye bir soru geldiğinde, öncelikle futbolculuğundan bahsedilir, sonrasında ise politik kişiliği üzerinden söz edilir, çok az kişi de köşe yazarlığı yaptığını bilmektedir. Ama Bursa'dan Ahmet'in bugün mailin liste yolladığı maili okuduktan sonra, kendisine hayranlığımız bir kat daha arttı, her ne kadar Sami Yen'de Galatasaray'a iki gol atmış olsa da...

Bugün öğrendiğim olayla gönlümü bir kez daha fethetti...
Bugüne kadar işadamları, futbolcular, kulüpler hep bilet alıp dağıttılar. Kimisi seçim yatırımı, kimisi iktidarın devamı, kimisi de "lehime bağırsınlar, kadrodaki yerimi sağlamlaştırayım" diye..
Ivan Ergiç farklı bir şey yaptı. Bursa'ya ilk defa gelen dünya devi Manchester United maçını görmek isteyip de maddi durumlarından dolayı göremeyecek öğrenci ve yoksul aile çocukları için bir adım attı.
Tanesi 30 tl olan açık kale arkası biletlerinden 630 tane satın alarak tercümanı aracılığıyla mahallelerde ve öğrencilere dağıtılmasını sağladı. Ve bunu gizli yaptı. Bu gerçekten muazzam bir olay... Bursaspor taraftarının kemik kitlesinin işçi sınıfından oluştuğunu bilen Ergiç, hem Fenerbahçe maçı hem Manchester maçında bu bütçeyi kaldıramayacaklarını bilip kendince son derece insani bir adım atıyor. Gerçekten çok muazzam bir olay... Oynadığı takıma, yaşadığı şehre, ülkeye bu kadar duyarlı bi futbolcu bu kulübe hiç gelmedi...
1.5 yılda Türkçe roportaj veriyor. Nobre yıllardır ülkemizde isminin başına Mert adını aldı ama bir kez Türkçe röportaj vermedi. Alex yıllardır bu ülkeden geçimini sağlıyor. Kaptanlık bandını takıyor fakat sadece sakız reklamında Türkçe konuştu. Ivan ise bu ülkede yapılan panellere konuşmacı olarak katılıyor. Gazetelerde fikir yazıları yazıyor. Ne zaman tesislerde görsem gelen ziyaretçiler ve taraftarla iç içe...
Sene başında forma tanıtımı yapılıyor. Futbolcular ayrı masalarda biz ayrı masalardayız. Kim geliyor yanımıza, tabii ki Ergiç araya mesafe koymuyor. Sıcak bi şekilde muhabbete iştirak ediyor. Fotoğraf çektirmek için yanına hayranı geliyor ve Türkçe olarak "Fotoğraf 5 lira ama Bursasporluysan bedava" diye espri yapabiliyor.
Bursaspor şampiyon oluyor. Fenerbahçe camiası travma yaşıyor. Ama şampiyonluğun hemen ertesinde Fenerbahçe taraftarı arayarak Ergiç'in imzalı formasını rica ediyor.
Basel taraftarıyla deplasmana gidecek kadar samimi bir adam... Yaptığı işten keyif alıyor.

Doka ve Dembele Trabzon Yolunda!

Bulgaristan A Grupada attığı gollerle gol krallığı sıralamasında üst sırada bulunan Levski Sofya'nın Mali asıllı Fransız oyuncusu Garra Dembele ile Liteks'in Brezilyalısı Doka Madureira, Trabzonlu scoutların listesine alınmış. Daha önce Galatasaray, Fenerbahçe, Trabzonspor ve İstanbulspor formaları giyen ve futbolu bıraktıktan sonra menajerlik işine giren Nesim Özgür'ün yaptığı açıklamalara göre, bordo-mavili kulübün görevlendirdiği "futbolcu simsarları" Cumartesi günü Levski-Lokomotiv Plovdiv maçını izlerken, pazar da Liteks-Slavia maçında Doka hakkında notlar tutmuşlar. Daha önce Jardel'in Galatasaray'a tavsiye ettiği şeklinde bizim medyada haberler çıkan Garra Dembele, Auxerre alt yapısından yetişip, Yunanistan'ın Pierikos takımına transfer olurken, oradan da Bulgaristan'ın Lokomotiv Plovdiv takımına geçti ama Dembele esas çıkışını Levski Sofya forması ile yaptı ki oynadığı 11 maçta attığı 14 golle mavi-beyazlı taraftarların gönlünde taht kurdu. Trabzonspor'un takip ettiği bir diğer oyuncu olan Francisco Lima da Silva ya da bilinen adıyla Doka Madureira ise Liteks'in şampiyonluğunda rol oynayan ve sene başında turuncu-beyazlı takımın elinden çıkarmadığı nadir oyunculardan biri. Orta sahadan ileriye yönelik oynayan Doka, üstün tekniği ile göze çarparken, Gaziantepspor'da oynayan Popov'a da geçen sene bir çok asist yapmıştı. Popov'u Antep'e getiren Nesim, ayrıca Dimitrov ve Sırmov'un da Kasımpaşa'ya gelmesinde katkıda bulunmuştu.
Bu iki oyuncuyu Trabzonspor ile ilişkilendiren Bulgar medyası, hala CSKA Sofya'da kiralık oynayan Cezayir milli takım kalecisi M'Bolhi'nin adının yanında Galatasaray ismini de anıyor ki, başarılı kalecinin talipleri arasında Rubin Kazan ve Marsilya'da bulunmakta...

Güle Güle Hoşçakal Sevgilim


Youtube yasağının kalkmasının şerefine blogta yine başlayalım tezahürat paylaşımlarına...
Ağzına sağlık eski açık:

Güle güle hoşçakal sevgilim
Sen olmazsan bile
Geçer bu günlerim
Sarıyla kırmızı
Tek vazgeçilmezim
Cim Bom Bomum benim...

Aaron Winter Bulgaristan'da!

Johan Cruyff'un Hollanda futboluna armağan ettiği Surinam asıllı Aaron Winter, Ajax, Lazio, Inter gibi dünyaca ünlü takımlarda futbol hayatını sürdürdükten sonra Sparta Roterdam formasıyla aktif futbol hayatına veda ettikten sonra, Ajax genç takımını çalıştırıyordu 2007den beri. Winter, geçen günlerde sürpriz bir şekilde Bulgaristan'ın Varna şehrine gelip, Cherno More yöneticileriyle çeşitli görüşmelerde bulunup, Jardel'in de Bulgar Liginde ilk golünü kaydettiği maçı izlemiş. Bulgar basını bu ikili sohbetlerden iki olası ihtimalin çıkmasını beklemekte: ya Winter kulübün sportif direktörlüğüne getirilecek, ya da Hollandalı futbolcu Cherno More alt yapısı ile Ajax alt yapısı arasında bir işbirliği anlaşması yapacak... Her durumda Varnalılar bu gelişmelerden oldukça mutlu ve ümitle Winter'in görüşmelerle ilgili yapacağı açıklamayı beklemekte...

Türkiye Dünya Üçüncüsü


Kime sorarsanız sorun sporu, özellikle de futbolu oldukça çok seven bir ülkenin evlatlarıyız. Futbolla yatar, futbolla kalkarız, 70 milyon hakemiz, bir o kadar da teknik direktörüz. Kısaca futbol bizim için ekmek ve su gibi hayati önem taşımakta ama memleketimizde Dünya Şampiyonası yapılmakta ve hiçbirimizin bundan haberi bulunmamakta. Tabii, bizim haber almamız için medyamızın öncü olması lazım ama nerede, o araştırmacı gazetecilik bitti biteli, yıllar oldu, çok yazık...

Konumuza dönecek olursak geçtiğimiz günlerde Türkiye'de ilk defa düzenlenen Genç Erkekler ve Kadınlar Futbol Tenisi Dünya şampiyonasında milli takımımız kürsüye çıktı, bayrağımızı dalgalandırdı ama onları destekleyen tıklım tıklım tribünler vardı, ne de başarılarını duyuran basın mensupları...

Turnuvanın Genç Erkekler Triple'da Hırvatistan'ı 2-1 ile mağlup eden takımımız Dünya üçüncüsü olurken, Kadınlar Double'da Rusya'yı 2-0 geçen millilerimiz yine Dünya üçüncüsü ve Kadınlar Single'da da Rus rakibini 2-0 ile mağlup eden Hande Dünya Üçüncüsü olmuştur. Turnuvanın en başarılı takımı ise 5 birincilikle Romanya olmuştur...

Galatasaray:2-1:M.P.Antalyaspor

Simon Kuper "Ajax, Hollandalılar ve Savaş" adlı kitabında Almanların Hollanda'yı işgal etmesini anlatırken "Hollandalıların çoğu büyük ahlaksal seçimler yapmadı.Kendi hayatlarını sürdürdüler (tıpkı filmde, sınavlara giren öğrenci gibi), savaşın daha sonraki yıllarında da işgal daha sertleştiği zaman, asıl dertleri "olabildiğince az zarara uğramak"tı. Küçük bir aile çevresine çekildiler, savaşa katılmak yerine örneğin sinemaya gidiyorlardı" şeklinde belirtiyordu Hollandalıların "vurdumduymaz" durumunu. Aslında Rijkaard da Türkiye'ye ilk geldiğinde Bağış Erten'e verdiği röportajda teknik direktörlüğe bakış açısına dair bazı ipuçları vermişti:
"Önceleri sadece altyapılarda çalışmayı düşünüyorum, A takımlar beni pek çekmiyordu
.... ....
Bir şekilde Hollanda Futbol Federasyonu bana A Milli Takım Teknik Direktörlüğünü önerdi. Ben de kafamdaki tereddütleri gidermek için Cruyff ve Michels’le konuştum. Her ikisi de riskli bile olsa iyi bir fırsat olduğunu söyledi. Yani aslında ben böyle bir koçluk kariyeri düşünmüyordum. Her şey benim dışımda gelişmişti."

İşte yukardaki iki alıntı bugünlerde Galatasaray'da meydana gelene değişimin cevabını verecektir sporseverlere. Hagi'nin takımın başına gelmesinden sonra Galatasaray, Fenerbahçe karşısına çıktı ve son yıllarda başarısız performans sergilediği Kadıköy'de galibiyeti kaçıran taraf olurken, dün de Ali Sami Yen'de son haftaların formda ekibi Antalyaspor'u 2-1 ile mağlup ederken, Rijkaard dönemine göre farklı bir görüntü çiziyordu. Bu değişimi, bir çok kişi oyuncuların Hollandalı hocayı "sabote etmesine" bağlarken, gerçek sebep ise iki hocanın kişilik özellikleri ve futbol özelinde hayata bakış açılarındaki mantalite farklılığında yatmaktadır. Rijkaard, Galatasaray'ın başına geçtikten sonra bildiği doğruları takıma empoze etmeye çalışırken, Türk insanını tanımayı bir kenara bırakıp, eğitim durumunu da göz ardı edince istediklerini sahada uygulatmakta zorlanmış, ardı ardına gelen başarısız sonuçlar karşısında da "bizim anlayacağımız dilden" tepki vermeyince kendi sonunu hazırlamıştı. Hollandalının tersine Hagi ise bizim kültürümüzü yakından bildiği için, sözleşme imzalamasının ardından geçen 3-5 günde daha teknik-taktiğe girmeden "gazla oynayan" Türk topçusunu motive edip, kritik haftaları atlatma başarısı gösteriyordu.

Dün gece neredeyse as onbirde sayılabilecek bütün oyuncuları saha kenarında çekirdek çitletirken, sarı-kırmızılı formayla mücadele eden futbolcular soğuk havaya rağmen tribünleri dolduran taraftarlardan beğeni alkışları alırken, Galatasaray taraftarı da yeni hoca heyecanı ile birlikte bu sene ilk defa organize bir şekilde tezahürat yapıyor, maç sonuna kadar da takıma desteği bırakmıyordu. Kısaca, Rijkaard'ın Galatasaray futbol takımına getirdiği ve onların da tribüne yaydığı "vurdumduymaz" hava, Hagi'nin pes etmeyen kişiliğinin takıma yansıması ile dağılıyor ve soğuk sonbahar günlerinde ilkbahar meltemleri estiriyordu. Kendi sahasında rakibine baskı kuran bir takım izlemeyi özlemişken, dün gece maçın ilk 10-15 dakikasında rakip top yüzü görmezken, bizler de gözümüzün pasını siliyorduk. Sonraki dakikalar Galatasaray sanki hocası Hagi'nin futbol oynadığı dönemlerindeki ete-kemiğe bürünmüş halini andırıyordu ve 10 Numaranın pek sevdiği "aktif dinlenmeden" sahneler yansıtırken, Antalyaspor takımı oyuna ortak olduğunu hissetmeye başladığı anda Galatasaray tekrar vites yükseltiyor ve maçı getiren golleri buluyordu.
Geri dörtlüde Serkan'ın sağ bek, Sabri'nin sağ açık, Pino'nun en uçta tek forvet, Misimovic'in sol kanada yakın oynaması muhabbetine girmenin de pek anlamı yok zira Arda Kıvanç yerine Misimovic'le paslaşınca, Baros ve Kewell pozisyon tekrarlarını televizyondan izlemek yerine saha içinde yaşamaya başlayınca daha sağlıklı konuşmak durumunda kalacağız yeni teknik heyetin oynattığı futbol sistemi hakkında.
Kendi kurmadığı bir takımı alıp, üstelik bir çok sakat futbolcusunun da oynamadığı bir dönemde galip getirmek büyük başarıyken, bizim ise sadece beklediğimiz Galatasaray ismine yaraşır bir oyun sergiletmesiydi Gheorghe Hagi ve Tugay'ın futbolcularına. Yoksa "başarılar gelip geçer, asaletin bize yeter"di zaten...


Stat: Ali Sami Yen
Hakemler: Bünyamin Gezer, Alpaslan Dedeş, Orkun Aktaş
Galatasaray: Ufuk, Serkan (Dk. 43 Ali Turan), Neill, Servet, Hakan Balta (Dk. 71 Insua), Sabri, Barış, Cana (Dk. 60 Emre), Mustafa Sarp, Misimovic, Pino
Medical Park Antalyaspor: Ömer, Erkan, Radeljic, Musa, Yenal, Kerem, Sedat, Uğur, Tita, Necati (Dk. 55 Ali Zitouni), Veysel (Dk. 76 Djiehoa)
Goller: Dk. 31 Servet, Dk. 34 Pino (Galatasaray), Dk. 55 Musa (Medical Park Antalyaspor)
Sarı Kartlar: Dk. 21 Yenal, Dk. 24 Uğur, Dk 27 Radeljic (Medical Park Antalyaspor), Dk. 42 Serkan, Dk. 60 Ali Turan, Dk. 74 Misimovic, Dk. 90 Barış (Galatasaray)

Jardel'den İlk Gol


Bu sene Bulgaristan'ın Cherno More takımına transfer olan "Süper" Mario Jardel, yeni takımında ilk golünü bugün yeşil-beyazlı kulübün Lokomotiv Sofya'yı 1-0 yendiği maçta 66. dakika kaydetti. Maç 0-0 berabere giderken, Cherno More'nin yeni teknik direktörü Stefan Genov maçın 62. dakikasında Jardel'i oyuna aldı ve 37 yaşındaki golcü de 4 dakika sonra kendisinden beklenileni gerçekleştirdi ve takımı adına galibiyeti getirdi. Büyük ümitlerle Bulgaristan'a transfer edilen Jardel, daha önce Cherno More genç takımının Levski Sofya genç takımıyla oynadığı maçta özel izinle yer almış ve o maçta da fileleri havalandırmıştı.

Blog Widget by LinkWithin