11 Nisan 2013 Perşembe

Galatasaray.3 Real Madrid.2

  • Çok değil sadece 21 ay önce bu takım küme düşme hattından son hafta aldığı galibiyetlerle kurtulabilmişken, "Yenilsek dahi taraftarın gurur duyacağı bir takım olacağız" sözüyle başlamıştı Fatih Terim yola. Bu sözü gerçeğe bu kadar kısa sürede ancak bir imparator dönüştürebilirdi.
 
  • Başından sonuna hem saha içi hem saha dışı hikayesi uzun süre anlatılacak bir gece yaşadık. Sene başında gereksiz yere aralarına soğukluk giren Ultraslan ile Fatih Terim, bu soğukluğu birkaç hafta önce ufaktan eritmişti. Bu gece maç öncesi, hocanın tüm tribünlerle eskisi gibi kaynaşmasıyla her şey olması gerektiği gibi eskiye döndü.
 

  • Şampiyonlar Ligi'nin keyfi gerçekten bambaşka. Bizim bulunduğumuz tribünde bu maç için gelen çeşitli milletten insanlar varken, tribünlerde de Ronaldo'nun malum İsrail maçındaki tavrı nedeniyle bolca Filistin ve Arap ülkelerinin bayrakları asılmıştı.
 
  • Tamam, belki eleyemeyecektik ama böylesine rakibin kafasına göre takıldığı bir oyun insanı rahatsız ediyordu. Beklediğimiz tepki nihayet 2.yarıda geldi.
 
  • Galatasaray'ın devre arasında futbolcudan öte çok kaliteli insanlar transfer ettiğini bir kez daha gördük. Gelecek sene bu Sneijder çok canlar yakacak, şimdiden belli oluyor. Drogba'yı zaten anlatmaya gerek yok. Adamım, sen Real Madrid'e topuğumla bile gol atarım dedin ya biz daha ne isteyelim? Bir gol sonrası kendimi böylesine kaybetmeyeli uzun süre olmuştu.
  • Tarih bazen ne kadar bariz şekilde tekerrür ediyor. 2. yarıdaki oyun ve goller 12 sene önceki maçın 2.yarısının kopyası oldu. 2001'in nisanında oynanan karşılaşmada art arda gelen 3 gol tribünleri coşturmuşken, bu hızla Jardel'le 4.golu de bulmuştuk ama kalkan ofsayt bayrağı rüzgarımızı dindirmişti. 2013'ün nisanında da bulunan bir 4.gol ofsayta takıldı ve rüya yine başka nisana kaldı.
 
  • Maç sonunda da çok duygusal anlar yaşandı. Tam da staddaki ekrana Dortmund'un mucizesi yansımışken, kale arkasındaki pankart sanki biraz daha geç açılabilirdi. Bunu görmezden gelirsek, "Başarılar gelir geçer, asaletin bize yeter" tezahüratlarıyla Mourinho'nun taraftarın önünde eğilmesi, futbolcuların sarmaş dolaş olması, diğer kale arkasında Ronaldo'ya açılan pankarta Ronaldo'nun selamı hep geceyi taçlandıran enstantelerdi.




  • İlk maçta penaltımız verilseydi, hakem 3.golden önceki o saçma faulu vermeseydi, orada en azından 1 gol bulabilseydik, bu maçta Ronaldo'nun golundeki ofsayt görülseydi, Sneijder altıpastan golu kaçırmasaydı vs.vs. varsayımları ile kendimizi avutuyorduk maç bitimi tribünlerin basamaklarından inerken.
  • Bir taraftan da, kafalarda gelecek senenin planları da şekillenmeye başlıyordu.Yazın yapılacak, fazla değil, 2-3 adam akıllı takviye ile bu takımın finale oynaması içten bile değil. Tabii, elimizdeki oyuncuların ne kadarını elimizde tutacağımız da ayrı bir soru işareti.
  • Kendimi tekrar etmiş olacağım ama Drogba'ya bir kez daha değinmeden edemeyeceğim. Maç bitiminde kimisi soyunma odasının yolunu tutmuş, kimisi saha içinde muhabbete dalmıştı; Drogba ise o sırada üşenmeden tüm tribünleri tek tek dolaşarak selamladı. Sahaya lüzumsuz şekilde atlayan taraftarı yaka paça dışarı çıkaran güvenlik görevlilerine bile müdahale edip, taraftarla kucaklaştı. Gerçekten adamsın Drogba...

10 Nisan 2013 Çarşamba

Kaybetmekten Korkma

 
Kaybetmekten korkma!
Bir şeyi kazanmak için,
Bazı şeyleri kaybetmelisin... ve "unutma"
Kaybettiğinde değil, VAZGEÇTİĞİNDE YENİLİRSİN...
 
***
 
Teşekkürler Fatih Terim
Teşekkürler Galatasaray...
İyi ki varsınız...

9 Nisan 2013 Salı

Cehennem Madrid'i Bekler


Başlık bizden deil, İspanyolların Marca'sından. Bu gece oynanacak olan Galatasaray-Real Madrid maçı öncesi ilk karşılaşmanın avantajlı skoruna rağmen, İspanyollar Galatasaray taraftarından korkmuşlar. Haberin içeriğne gelirsek, beyazları cehennemde belki meşalelerin değil ama oldukça büyük miktarda gürültünün karşılayacağını  ve Real Madrid'li oyuncuların kulaklarında "pamukla" sahaya çıkmaları tavsiye olunurken, Türk Telekom Arena'nın Guiness Rekorlar Kitabına "en gürültülü stad" olarak girdiği belirtilmiş. Acı eşiğinin 120 desibel olduğu yerde, Galatasaray taraftarının Fenerbahçe maçında 131 desibelle rekor kırdığı hatırlatılarak, başka bir sporda başka herhangi bir taraftarın bu rekoru henüs kıramadığı belirtilmiş ve bazı somut örneklerle 131 desibelin ne olduğu anlatılmış: Uçak iniş sesi 140 desibel, rock müzik konserlerinde 120 desibel, ambülans sireninin 120 desibel gibi...
İlk maçta Norveçli hakem "mesleğini bilseydi", bu gece Arena'da başka bir desibel rekoru daha gelebilirdi ama belli olmaz, Galatasaray taraftarı bu, "yaparsa ultrAslan yapar" boşa da demiyoruz...

Tabletteki Hürriyet değil, tablete özel Hürriyet


Hürriyet, Türkiye’nin en çok okunan gazete uygulaması Hürriyet E-Gazete’den sonra Hürriyet Tablet uygulamasını da hayata geçirdi. “Tabletteki Hürriyet değil, tablete özel Hürriyet” sloganıyla tanıtılan ve Apple Store’da 1 numaraya yerleşen bu yeni uygulama kullanıcılar tarafından oldukça beğeniliyor.

2011 yılının Mart ayında hayata geçirilen Hürriyet E-gazete uygulaması bugün, Türkiye’nin en çok okunan tablet gazetesi olmayı başarmış durumda. Toplamda ücret ödeyen abone sayısı 16 bine ulaşarak, ücretsiz rakiplerinin ulaştığı rakamları geride bırakırken; Hürriyet okurları, E-Gazete uygulamasını günlük 50 bin, haftalık 350 bin kez ziyaret ediyor.

Tablet okurunun beklentisinin farklılaşması ve ilgi alanlarının değişmesiyle, okurlar artık okuduğu haberin videosunu da izlemek, farklı spor dalları hakkında analizler okumak, dünyadan ilginç fotoğraflar görmek, içeriği 'parmağının ucunda' hissetmek istiyor. Hürriyet Tablet uygulaması tam da bu beklenti ve ihtiyacı karşılamaya yönelik hazırlanmış bir uygulama.

Bir haftadır Apple Store’da en çok indirilen uygulamalar arasında 1 numarada yer alan Hürriyet Tablet’te, Manşet, Güncel, Ekonomi, Spor, Kelebek, Seyahat bölümlerinin yanı sıra Cumartesi ve Pazar eklerinin bambaşka yorumları yer alıyor. Günün videosu ve foto galeriler oldukça beğenilirken, HTML5 tabanlı bir uygulama olduğu için reklamverenler için de oldukça cazip.

Tablet bilgisayarların tüm olanaklarını kullanan yeni Hürriyet Tablet uygulaması, App Store ve Android Market’te, ücretsiz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

8 Nisan 2013 Pazartesi

Her Şeyi İyi Biliyorsunuz Da...

Her şeyi iyi biliyorsunuz, kuralları uygulamak için can atıyorsunuz, hakemlikten öte "kulübe komiseri"  oldunuz ama beyaz formayla sahada mücadele eden bir takım varken, üzerinize beyaz eşofman giyip çizgide cirit atmak da neyin nesi. Saha kenarında ısınan topçulara saha içindekilerden farklı olması amacıyla yelek giydirilmesi zorunluyken, kulübede oturanlar bile formayla bekleyemezken, iki rakip ekibin üzerine giydiği forma-şort-tozluk daha birbirinin aynı olmazken, kulübe komiseri topçularla aynı renk giyip çizgi üzerinde geziyor ve bu kimsenin dikkatini çekmiyorsa, Fatih Terim'in dediği gibi, " yapılacak çok şey var bu ülkede"...

Pasha 183 Artık Yok

Rusların ünlü grafiti sanatçısı Pasha 183 ya da gerçek adıyla Pavel Pukhov, geçtiğimiz günlerde 29 yaşında kendini asarak hayatına son verdi. Pasha 183 rumuzuyla yaptığı eserlerle Rus Bansky olarak da bilinen genç sanatçının kimliği ve yaşamı pek fazla bilinmezken, çizimleri ne kadar muhalif olsa da, oldukça beğeni topluyordu...






Fatih Terim Az Bile Yapmış


Fatih Terim'in Mersin İdman Yurdu maçında Süleyman Abay'ın "adaletsizliği" sonrası çileden çıkmasının ardından hocayı "topa tutan" Türk medyası, Bulgaristan'da bu hafta sonu oynanan Botev Vratsa- CSKA Sofya maçında yeşil-beyazlı takımın hocası Zdravkov'un oyuncusunu atan hakemin kartlarını elinden atıp yırtmasını izledikten sonra "Fatih hoca iyi ki böyle yapmadı, Süleyman Abay insan yüzüne çıkamazdı" dediklerini duyar gibiyim... Adaletsizliğe, çifte standarda her yerde tepkiler aynı...

Bursa'da Fernandes Seyredilmez!


Bu iş Bursa'da böyle. Doğrusunu yanlışını tartışmak bizim işimiz değil ama böyle: Bursa'da Bursaspor taraftarları arasında Beşiktaş nefreti hala devam ediyor. İşte, Bursaspor alt yapısında forma giyen Osman Kotaran'ın Fernandes'i beğendiği yönünde attığı tweet, Bursa'da infial yaratmış ve taraftarın baskısı genç oyuncunun takımdan kovulmasıyla sonuçlanmış. Bursaspor, İstanbul hegemonyasını yıkıp nasıl şampiyon oldu diye hala merak eden varsa, cevabı Ertuğrul Sağlam yahut futbolcularda değil, taraftarda arasın derim...

7 Nisan 2013 Pazar

Galatasaray.3 Mersin İ.Y.1

  • Ne zaman polarlarımı, montlarımı dolaba kaldırıp tekrar formamla maça gitmeye başlarım, ne zaman görürüm maçın ilk yarısında stat ışıklarının tam yanmasına gerek kalmaz; işte o zaman anlarım ki bir sezonun daha sonu gelmiştir. İşte bu akşam da benim açımdan sezonun böyle bir dönüm noktasıydı.
  • Eğri oturup doğru konuşalım, Avrupa maçlarında Türk takımı desteklenir klişesinin tribünlerde geçerliliği artık kalmamıştır. Çarşamba günkü Real Madrid maçı moralleri bir bozmuşsa, hemen ertesinde gelen Fenerbahçe galibiyeti iki bozmuş. Sene başından beri, bu stadda alınan saçma sapan mağlubiyetlerde dahi tepki göstermeyip alkışla takımını uğurlayan taraftarın maçın daha ilk 10 dakikasında aşırı şekilde kendi oyuncularına saydırmasını başka şekilde açıklayamıyorum.
  • Fatih Terim neden böyle bir 11le maça çıktı eleştirisine katılmıyorum. Yedek dediğiniz oyuncular hiç oynamadan milyon avro garanti para alıyor. İki şampiyonlar ligi maçı arasında lig sonuncusuyla oynanan maçta bari as oyunculara dinlenme şansı tanımaları lazım. Aksi durumda takımda olmalarının mantığını çözemiyorum.
  • Bir ara tepkiler o kadar arttı ki Fatih Terim bile tribünlere dönüp sakin olun demek zorunda kaldı. Sonra kendisi de çıldırdı o ayrı...
  • Aydın nasıl uzun süredir Konya maçının ekmeğini yiyorsa korkarım ki Emre de Fenerbahçe maçında oynadığı futbolun ekmeğini uzun süre yiyecek. Fatih Terim'in önündeki kanatta oynayınca fırça yiye yiye bir şekle geliyordu ama ilk yarıda uzak kanatta çekilmez oldu.
  • İş aslında futbolcu ıslıklamaya doğru gidecekken kırmızı kart rüzgarı tamamen değiştirdi. Ben futbolda ikili mücadeleden yanayım o yüzden faul kararını yanlış buluyorum, ama tartışmaya açık pozisyondur bir şey diyemem.
  • Fatih Terim'in atılmasında da çözemediğim bir durum var. Bir futbolcu hakemi protesto amaçlı topu yere çarpınca sarı kart alırken, teknik direktör aynı hareketi yapınca neden kırmızı kart alıyor?
  • Ama asıl mesele ne yazık ki Türkiye'de işlerin bu şekilde yürüyor olması. O kadar basiretsiz bir federasyon var ki kimin sesi daha yüksek çıkarsa o lokmasını alıyor. Bunu seyirci de görüyor, futbolcu da hocalar da. Hal böyle olunca da herkes oyunu kuralına göre oynuyor.



 
  • Bu hangamede ikinci yarıda bir ara gözüm Hakan Kutlu'ya takıldı. O kadar pasif duruyordu ki baştan mağlubiyeti kabul etmiş gibiydi. Sonra da boş deplasman tribününe baktım, Mersin'in 11e 9 oynansa dahi bu maçı alamayacağı çok açıktı.

  • Bu duruma Orduspor maçından alışık olduğumuz için, 2.yarıya çıkarken pek de ümitsiz değildi tribündekiler. Fark olarak kulübe arkasında trio bu sefer quad oldu. Ümit Davala atıldıktan sonra Fatih Terim tercüman Mert Çetin'e taktik vermeye başlamıştı ama sonra kulübedeki masör Uğur Durul akıllara geldi herhalde.
 
  • Takımda öne çıkan 3+1 isim vardı. Birincisi; ilk yarıda farkın açılmasını engelleyen Muslera. Seneye takımda kalması en zor isimlerden. İkincisi; orta sahada tek başına mücadele eden, her ikili pozisyonu kazanan Melo. Üçüncüsü; gönüllerde her hareketiyle taht kuran Drogba. Uluslar arası alanda oynamadığın maç türü kalmasın, kupalar topla gel bu yaşa, ondan sonra Türkiye ligi maçında attığın gole çocuklar gibi sevin, tribünlerle bütün ol, takım arkadaşlarına abilik yap, maç biter bitmez de koşa koşa formanı taraftara gönder. Şu ahir ömrümde tribünden Drogba'nın gol sevincini de gördüm ya, daha da gözüm açık gitmez.
  • Artı bir ise eksikliği özellikle ilk yarıda hissedilen, takım içerisinde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu bir kez daha idrak ettiğimiz Selçuk.
 
  •  Sabri Reis şimdiden maç sonrası üçlüsünü yeni nesillere öğretmeye başladı. 


Ahmet Dursun Seba Gitsin

"Taraftarın ‘Ahmet Dursun, Seba Gitsin’ protestoları sonrası Süleyman Seba bana ‘Ahmet senin yüzünden gittim’ diye takılırdı. “Benim yüzümden değil Başkanım” deyince de şakayla karışık yanıtını yapıştırırdı: ‘Kimin yüzünden o zaman!”

Ahmet Dursun
Beşiktaşlı Eski Futbolcu


Ahmet Dursun Seba Gitsin tezahüratı ile alakalı olarak Süleyman Seba ile aralarında geçen diyaloğu açıklarken

5 Nisan 2013 Cuma

Real Madrid:3-0:Galatasaray


18 Nisan 2001. Galatasaray, Şampiyonlar Ligi çeyrek finali rövanş maçında Real Madrid karşısında Santiago Bernabeu stadından 3-0'lık mağlubiyetle ayrılıyordu. O zamanlar takımın hocası olan Lucescu şöyle konuşuyordu:
" Bu maça hazırlanırken eksiklerimiz vardı. Popescu, Capone yoktu. Yepyeni bir defans yarattık. Ancak golleri defans hatasından değil, hakemin etkilenmesi ve yanlış kararlar vermesi sonucu yedik. 
 Maç aslında dengeli geçiyordu. Birinci golde Hasan‘a faul yapıldı, ardından da kalemizde golü gördük. İkinci gol öncesinde de Salgado topa elle müdahelede bulundu. Bu iki golden sonra gol atmamız kolay değildi. İkinci yarıda oyuna biz hakimdik. Real Madrid kendi sahasında vakit geçirmek zorunda kaldı."
3-2lik ilk maçın rövanşında o gün ev sahibi Galatasaray'ı yine de yenebilecekti ama hakemlere ne gerek vardı ki...

Aradan 12 sene sonra, Galatasaray çeyrek finalde yine kurada Real Madrid'i çekiyor ve rastlantının böylesi,  Santiago Bernabeu'da oynanan maç yine 3-0 bitiyordu. Bu sefer takımın başında Fatih Terim bulunmakta ve hoca maçtan sonra oyunu şöyle değerlendirmektedir:
"Real Madrid'in galibiyetini gölgelememek lazım ama hakem Real Madrid'in isminden korktu herhalde. Bu seviyenin hakemi değil. Bu maçlarda eli, penaltıyı görmezsen olmaz. Bu bahane değil ama oyunu iyi oynarken gol yedik. Bu, bizim için kötü bir şey. Birçok pozisyon girişimi var özellikle ilk yarıda... Birçok pozisyonda 'penaltı' deniliyor ama bir tek hakem bir şey demiyor. Yapacak bir şey yok. İstanbul'da taraftarlarımızın önünde güzel bir futbol oynamaya gayret göstereceğiz. Bu sonucu beklemiyorduk ama karşımızda bu kupada şampiyonluğu kafasına koymuş bir takım var. Her an her şeyi yapacak futbolculara sahipler."

Evet, dün gece Galatasaray, Real Madrid karşısında, hem de deplasmanda taraftarını gururlandıracak bir oyun sergiledi, maçın 80 küsür dakikalarında topa sahip olma oranı %51 sarı kırmızılıların lehineydi, 3-0 mağlup olmalarına rağmen başları dik ayrıldılar sahadan "Fatihin Aslanları", pozisyonlar da buldular, atamadılar, ev sahibi kalite farkını gösterdi, az geldi "uz" geldi, güzel de maç oldu ama o Norveçli hakeme ne gerek vardı ki?

Geçen sene neredeyse 15 günde bir oynanan El Clasico'lar sonrası Mourinho, sürekli hakemlerin Barcelona'dan yana olduğunu belirten açıklamalar yapıyordu basın mensuplarına, "Böyle olduğu sürece biz bunları nasıl yeneceğiz?" diye dertleniyordu ya, 12 yıldır hakemlerin Real'i "iteklediği" bir düzende esas biz ne yapacağız be Jose?

Böyle bir giriş sonrası bütün mağlubiyeti Norveçliye bağlayıp, işin içinden çıkmayacağız tabii, sezon boyunca yaşanılan defans sıkıntısı yine yaktı canımızı, "anamızın liginde" de veriyorduk böyle pozisyonlar ama rakip forvette Ronaldo, Benzema, Mesut yoktu, daha az hasarla atlatmıştık bu "kazaları". Günümüzde gizli yoktur, saklı kalmaz bilgi, "zafımız" da belliydi, oradan vurdu Madrid Galatasaray'ı. Oyunu kendi yarı sahasında kabul etti, çekti Galatasaray'ı üzerine Mourinho ve takımının en güçlü yanı "iki pasla rakip kaleye gidebilme" özelliği ile skoru elde ediverdi... Tuzağı Portekizli kurdu, sonucunu aldı lakin Eboue gününde olsa, Norveçli "gördüğünü çalabilme cesareti gösterse" ava giderken avlanacaktı Jose Mourinho ve İstanbul'a ciddi endişelerle gelecekti...

Yine de bahsettiğimiz takım Galatasaray, hocası da Fatih Terim. Bu ikili yan yana gelince, "biz son sözü söylemeden hiç bir şey bitmez" diyoruz gönül rahatlığı ile ve Arena'daki maçı bekliyoruz...


Stat: Santiago Bernabeu
Hakemler: Svein Oddvar Moen, Kim Thomas Haglund, Frank Andas (Norveç)
Real Madrid: Diego Lopez, Essien, Sergio Ramos, Varane, Coentrao, Khedira, Xabi Alonso, Di Maria (Dk. 85 Pepe), Mesut Özil (Dk. 79 Modric), Cristiano Ronaldo, Benzema (Dk. 65 Higuain)
Galatasaray: Muslera, Eboue, Semih Kaya, Dany, Riera (Dk. 83 Amrabat), Melo, Hamit Altıntop (Dk. 78 Umut), Selçuk İnan, Sneijder (Dk. 46 Gökhan Zan), Drogba, Burak Yılmaz
Goller: Dk. 9 Cristiano Ronaldo, Dk. 29 Benzema, Dk. 73 Higuain (Real Madrid)
Sarı kartlar: Dk. 41 Dany, Dk. 70 Melo, Dk. 74 Drogba, Dk. 78 Burak Yılmaz (Galatasaray), Dk. 84 Essien, Dk. 84 Xabi Alonso, Dk. 90 Sergio Ramos, Dk. 90+1 Modric (Real Madrid)

3 Nisan 2013 Çarşamba

Galatasaray'ın İyi Bir Taraftarıyım


”Fenerbahçe’yi iyi biliyorum. Çok güçlü bir takım bizi bekliyor. Şu anda bu maça hazırız. Galatasaray’da oynamamın dışında iyi de bir taraftarıyım. Çok özel bir takımdı”
Lorik Cana
Lazio'lu futbolcu
Galatasaray'a hala sempati duyduğunu belirtirken

Matrix

Valdes'den Matrix hareketi ve top ağlarda: 2-2...

2 Nisan 2013 Salı

Holiganın Doğum Günü Pastası



"Holigan adamın" doğum günü pastası öyle çiçekli böcekli olmaz tabii ki, yukarıdaki mevzu "anı" bir çok taraftarın içinin "yağlarını eritecek" cinsten. Mevzu Portekiz sınırları içinde geçiyor, koltuğu kafasına yiyen Braga taraftarı, pastayı iştahla ve keyifle yiyecek olan da Vitoria Guimaraes'li bir "hooligan"...

Tazmanian Devil


Maden işçilerinin takımı olan Sunderland'ın başına geçen ve "Ben faşistim ama ırkçı değilim" diyen Di Canio, West Ham günlerinde sözlerini doğrularcasına siyahi takım arkadaşı Ian Wright'la Tazmania t-shirtü ile gol sevinci yaşarken...

Terim'e Opel, Casillas'a Hyundai



Hakan Şükür ve Alpay Özalan'ın bir zamanlar televolede atışırken yaptıkları "Opel Corsa, Toyota da Corona" espirilerine benzer bir başlık oldu bizimki lakin, Marca.com'da Iker Casillas'a Hyundai i30 hediye edildiğini görünce, aklıma bir kaç gün evvel Opel'in Fatih Terim'e verdiği iki son model araba aklıma geldi. Dünya'da bilmem de, Türkiye'de en fazla satılan arabalar beyaz renkli olanlarmış, böyle bir istatistik okumuştum bir yerlerde, fotoğraflara bakıyorum da , markalar farklı olsa da arabada beyaz renk herkesin favorisi gibi...


 

9-2'nin Özrü


Bir hayal edin, aslında kabüs görün desek daha yerinde olur ya, takımınız lig maçından 9-2 mağlup ayrıldı, hani Almanya'da Bayern Munih'in Hamburg'a yaptığı gibi, takımın yönetiminde olsanız bu "ayıptan" kurtulmak için ne yaparsınız? Hamburg yönetimi taraftarıyla barışmak için ızgara partisi düzenlemeye karar vermiş. Nisan ayının 21 yapılacak organizasyonun masraflarını da futbolcular üstlenecekmiş. Şimdi aklıma geldi, 10-0lık mağlubiyet sonrası Demirsporlular ne yaptılar acaba, bilen var mı?

Komple Sporcu

Sadece dünya rekortmeni bir sprinter m?







Gece Sporlarına Meraklı Bu Adam Yana Yakıla Ne Arıyor?


Ahanda ben! Bu videoyu izlediğim anda nöbetçi eczane aradığım gece aklıma geldi! Ben izlerken çok güldüm çünkü hakikaten biz erkekleri yansıtıyor! Oldukça eğlenceli! Filmdeki adam evden ilk çıkışında çok heyecanlı, sanırım fiziksel aktivite içine girecek onun için bir şeyler arıyor olabilir. Siz anladınız onu. Yuh artık çapkınlık için nöbetçi eczane ararken polise de yakalanılır mı? Sonunda da kız adamın elinde öksürük şurubunu görünce nasıl bir hayal kırıklığına uğramıştır tahmin edebiliyorum. Tavsiyemdir izleyiniz.

http://www.alevlendirir.com/

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Balotelli Bu!

İtalyanların "çılgın" çocuğu Balotelli, Milan'da da uslu durmuyor anlaşılan. Niang ve El Sharaawy'i de gaza getirmiş ve yolculuk ettikleri trenin koltukları dururken, bagaj bölümünde uykuya dalmışlar, uyuyabilmişler midir, hiç zannetmiyorum...

1 Nisan 2013 Pazartesi

Madrid'den Ziyade Mourinho


AS gazetesinde Burak manşet olurken, Marca da Sneijder'i yerleştirmiş ilk sayfasına...
"Madrid'den ziyade Mourinho'yu istiyorum"

Tehlikenin Adı: Burak Yılmaz

Şampiyonlar Ligi çeyrek final ilk karşılaşmasına günlere kala As gazetesi  tam sayfa Burak Yılmaz'ın Real Madrid'den Süper Kupayı alan takımın posteri önünde çekildiği fotoğrafı yayınlayarak manşeti atmış:
Tehlikenin Adı: Burak Yılmaz

Gol Sevinci

Hep İlhan Cavcav "karıştırmayacak" ya "gol" sevinciyle "kol" sevincini, Espanyolun "El Vasco" lakaplı teknik direktörü Javier Aguirre de Espanyo'un Real Sociedad ile 2-2 berabere kaldı maçta "gol-kol" karıştırmış sevinçte...

Galatasaray:2-0:İstanbul BB


"Bugün maç hazırlıkları bittikten sonra Florya'da şöyle bir soluklanmak için bir kenara çekildim. Orada çocuklarını antrenmana getirmiş veliler vardı. "Hocam, başarılar "dediler, teşekkür ettim, "Umarım Real'i eleriz" diye eklediler. Bizim bugün Belediyespor'la maçımız vardı ama onların bile akılları hafta içi oynayacağımız çeyrek final karşılaşmasındaydı" diyordu Fatih Terim, İstanbul Büyükşehir Belediyespor'u 2-0 yendikleri maçın ardından yaptığı basın toplantısında. Böylesi maçlar öncesi zordur oyuncuların kafasını araya "parazit" gibi girmiş lig maçını konsantre etmeye lakin hedeflerden biri de Lig şampiyonluğu olunca oynanıp, kazanılması gereken bir maçtı dün geceki karşılaşma. Öyle de oldu, Kayserispor maçının bir benzerini oynadı Galatasaray, bu sefer taraftarının da desteği ile ilk 45 dakika tamamen boğdu İstranbul Belediyespor'u ve ister milli, ister kulüp olsun her maç "başarı" grafiğini bir adım öteye taşıyan Burak'ın golleriyle de "işi" bitirdi, kafaları "gereken yere" çevirdi...

 Oyun hakkında yazılacak pek fazla şey yok aslında, ilk yarı bastıran ve skoru alan Galatasaray, ikinci devre işi "rolantiye" aldı, top çevirdi, "aktif dinlenme" yaptı. Bülent Korkmaz'ın takımı ise böyle gününde bir Galatasaray karşısında sadece savunma yapmakla yetindi, ikinci 45 dakikada sarı-kırmızılıar "duraksayınca"  onlar da biraz kıpırdanır gibi oldu ama taraftarın yüreğini hoplatacak bir hareket gelmedi Belediysepor'lu topçulardan.

Galatasaray'ın "gün be gün" yükselen grafiğini dikkate aldığımızda, aynı doğrultuda Melo'nun da "başarı çizgisinin" yukarıya doğru gittiğini görürüz. Orta sahanın yükünü üzerine alınca "pitbull" Selçuk ve Sneijder de rahatlıyorlar, kendilerinden beklenileni fazlasıyla da gösterme şansları oluyor. Tabii, Drogba'yı "es geçmek" olmaz, saha içi liderlik tamamen "Mavi Fil"in elinde ve o da tecrübesiyle, bilgisiyle, becerisiyle arkadaşlarını oynatmaktan hiç gocunmuyor, büyük yıldızlardan beklediğimiz "şişik ego"nun zerresini dahi göstermeyerek insani yönden de "superstar" olduğunu transferi zamanında kendisine "dudak bükenlere" göstermiş oldu.



Stat: Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena
Hakemler: İlker Meral, Mehmet Can Hanoğlu, Hakan Yemişken
Galatasaray: Muslera, Eboue, Semih Kaya, Dany, Hakan Balta (Dk. 84 Amrabat), Hamit Altıntop, Selçuk İnan, Melo (Dk. 78 Sabri Sarıoğlu), Sneijder (Dk. 59 Riera), Burak Yılmaz, Drogba
İstanbul Büyükşehir Belediyespor: Eduardo, Geraldes, Can Arat (Dk. 46 Zayatte), Metin Depe, Ekrem Ekşioğlu, Tom Silva, Serhat Gülpınar (Dk. 39 Tevfik Köse), Mahmut Tekdemir, Efe İnanç, Doka, Zenke (Dk. 86 Tayfun Pektürk)
Goller: Dk. 23 ve 35 Burak Yılmaz (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 11 Selçuk İnan, Dk. 70 Drogba, Dk. 88 Riera (Galatasaray), Dk. 43 Can Arat, Dk. 90+1 Tevfik Köse (İstanbul Büyükşehir Belediyespor)

Blog Widget by LinkWithin