Liverpool-Beşiktaş maçı 8-0 bitmişti... O maçta Crouch 19 ve 89'da iki gol atmış, Benayoun 32, 53, 56 dakikalarda hattrick yapmış, Gerrard 69'da skora katkı sağlamış ve Babel iki dakika içinde (79, 81) maça damga vurmuştu. Bu hafta içi oynanan Kasımpaşa-Beşiktaş maçında rakip kalecinin zaman geçirdiğini hakeme göstermek için Babel saymaya başladı ve Kasımpaşalı taraftar sekizi "caps"layıp, "Hollandalı kartala iyi kapak yaptı" diyerek başlamışlar goygoya...
16 Şubat 2014 Pazar
Babel 8-0'ı Mı Hatırlattı?
Liverpool-Beşiktaş maçı 8-0 bitmişti... O maçta Crouch 19 ve 89'da iki gol atmış, Benayoun 32, 53, 56 dakikalarda hattrick yapmış, Gerrard 69'da skora katkı sağlamış ve Babel iki dakika içinde (79, 81) maça damga vurmuştu. Bu hafta içi oynanan Kasımpaşa-Beşiktaş maçında rakip kalecinin zaman geçirdiğini hakeme göstermek için Babel saymaya başladı ve Kasımpaşalı taraftar sekizi "caps"layıp, "Hollandalı kartala iyi kapak yaptı" diyerek başlamışlar goygoya...
15 Şubat 2014 Cumartesi
Aranızda Galatasaraylı İstemiyor Musunuz?
Peki... O zaman, tezahüratlara konu ettiğiniz Ali İsmail Korkmaz'ın annesi, abisi, hatta babasını da yarın aranızda yürütmezsiniz...
“Fenerbahçe taraftar derneğinin daveti üzerine Fenerbahçe maçı için İstanbul'a geldik. Tabi biz bütün renklerin kardeşliği şiarıyla bu maça gideceğiz. Ben Galatasaray'lı olarak, babam Trabzonsporlu olarak yarın Fenerbahçe formasını giyip Ali İsmail'i haykıracağız."
Gürkan Korkmaz
Ali İsmail Korkmaz'ın abisi
“Hayatımda hiç maça da gitmedim. Galatasaray'ı tutuyorum ama maçları takip etmem. Alişim çok fanatikti. Hatta takımın yenildiği gün servise binmez dolmuşla giderdi okula. Arkadaşları onunla alay etmesinler diye."
Emel Korkmaz
Ali İsmail Korkmaz'ın annesi
14 Şubat 2014 Cuma
13 Şubat 2014 Perşembe
Galatasaray.0 Antalyaspor.0
- Türkiye Kupası'nda son 8 aşamasında grup statüsüne geçildiğinde ilk etapta ilgi çekeceğini düşünmüştüm. Statüyü düşünenler de 3 büyüklerin aynı gruba düşmesiyle yıl içerisinde fazladan 2 derbi daha üretebileceklerini planlamışlardır ama o gün bu gündür bir türlü takımları aynı gruba denk getiremediler.
- Gruplarda büyükler eşleşmeyince, kış mevsiminin ortasında peşi sıra oynanan karşılaşmalar hem takımlara hem de taraftarlara bir nevi zulüm oldu. Yönetimimizin de sağolsun maçları Olimpiyat Stadı'na alması da işin tuzu biberi oldu.
- Hal böyleyken bu formatın kaldırılması gerektiği konusunda herhangi bir tartışma kalmamıştır. Sonuçta bu kupanın nasıl oynandığının, nasıl ilgi çekici hale getirildiğinin örnekleri diğer ülkelerde mevcut, Amerika'nın yeniden keşfine gerek yok. Benim fikrim, maçları tek maçlı eleme sistemiyle alt torbada bulunan takımın sahasında oynatarak heyecanın her karşılaşmada yukarıda tutulmasıdır.
- Kupanın bu formatına ek olarak, gruptan çıkan takımlar da belli olunca, doğal olarak Mancini as takımda yer bulamayan bolca oyuncuya yer verdi takımında. Kendimi bir an için forma şansı bulan gençlerin yerine koyuyorum. Sene sonuna kadar bir daha forma şansı bulman neredeyse imkansız, ilaveten hazır maç açık kanaldan da gösterilirken kendini göstermeyeceksin de ne zaman göstereceksin? Topu yercesine oynamalarını beklerken, futbolcularda bitse de eve gitsek havası hakimdi. Maalesef, yeni Ardamız geliyor diyebileceğim bir ismi de bir türlü göremedim.
- Maçtaki en ümit verici olay Hamit Altıntop'un en sonunda sahalara geri dönmesiydi. Bruma'nın sakatlandığı, Amrabat'ın kiralandığı bu dönemde, sağ kanatta yerli bir alternatif olarak Mancini'nin elini rahatlatacaktır.
- Maçta iddia olmamasına ve stadın konumuna karşın tribünlerde yerini alan taraftarlar belki de bu gece görevini en iyi yapanlardandı. Özellikle cep telefonu ışıklarıyla yapılan görsel şov artık hoş bir gelenek olmaya başladı. Tam olarak ilk ne zaman yapılmıştı bu gösteri tam hatırlayamadım ama bu sene farklı şekillerde artarak devam edecek gibi.
- Nihayetinde takımımız kupada son 4 takım arasına kalıp Bursaspor'la eşleşti ve 3 kulvarda da devam eden tek takım olma özelliğini hala sürdürüyor. Şöyle bir araştırma yaptığımızda görüyoruz ki Galatasaray en son 2007-2008 sezonunda Fenerbahçe'yi 0-0 ve 2-1'lik skorlarla eleyerek yarı finale çıkmış. Kupayı da en son 2005'te Fenerbahçe'yi 5-1 yenerek aldığımız düşünülürse, artık müzemize bir tane daha götürme vaktinin geldiği aşikar.
Gerrard İçin Oynayın
Bu sene olsun "o" sene...
Şampiyonluk hiç bu kadar yakın olmamıştı...
Haydi be kırmızılılar... Haydi...
Şampiyonlar Ligi Kupası, Süper Kupa, UEFA Kupası, FA Cup, Lig Kupası sevinci yaşamış olan "kaptan"ın kariyerindeki tek eksik olan Premier Lig Şampiyonluğu için oynayın, saldırın,mücadele edin...
11 Şubat 2014 Salı
Gol Attı Kırmızı Kart Gördü
İtalya Amatör kümede Ponticelli- Riolo Terme maçında konuk ekibin golcüsü takımını öne geçiren golü attıktan sonra futbol sahalarında hiç görmediğimiz bir şekilde yedek kulübesine kafa atarak başarısını kutlamayı seçince, maçın hakemi de "o zaman sen böyle sevinmeye dışarda devam et" dercesine kırmızı kartını gösterdi çılgın golcüye. Kafanın aldığı darbenin travması geçmediğinden olacak, ne olduğunu "idrak edemeyen" kahramanımız, kuzu kuzu da oyunu terketti... Futbol güzel oyun işte, delisiyle akıllısıyla, seviyoruz seni futbol...
10 Şubat 2014 Pazartesi
İyi Ki Doğdun Falcao
Kariyerinin en sıkıntılı günlerini yaşayan Falcao'ya ailesi ve ameliyat olduğu hastane personeli tarafından doğum günü sürprizi yapılmış...
Taraftar Her Zaman Haklıdır
“Taraftar her zaman haklıdır. Sonuçta bu kulüp onların kulübü. Seyircilerin söylediklerini kulak arkası yapmayacaksınız. Biz de değerlendireceğiz. Sonuçta biz teknik adamız. Hayatımızı bundan kazanıyoruz. Elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Yarın bir olsun bakalım”
Mustafa Reşit Akçay
Trabzonspor Eski Teknik Direktörü
Galatasaray:3-0:Eskişehirspor
Juventus maçını hatırlayacaksınız, zaten kolay kolay da unutulacak bir maç değil, salı gecesi başlayıp, çarşamba akşama doğru son bulan o müthiş Şampiyonlar Ligi mücadelesi. Eskişehirspor maçı başlayıp, bir kaç dakika geride kaldıktan sonra, aradan bir hafta geçmesine rağmen Bursaspor maçının devamı oynanır gibi hissettim kendimi. Sahaya alışma, ısınma, rakibini tanıma yoktu, Galatasaray takım olarak rakibine baskı kuruyor, seyirci tezahüratının dozunu arttırdıkça artırıyordu. Öyle ki daha 2 yahut 3. dakikada Servet topu ayaklarına dolandırdı, Burak pozisyon buldu ve çok geçmeden yeni transfer Hajrovic'in asistiyle bir hafta öncenin suskun kralı gol perdesini açıverdi. O kadar hırslanmıştı ki Galatasaray, golden sonra da durmadılar, gol sevincindeki kulede Sneijder Telles'e, Telles Sabri'ye çarpınca, Sabri'nin kafasına dikiş atılmak zorunda kalındı...
Takımın hırs ve kazanma azmi o kadar had safhaya çıkmıştı ki, ne kaçan goller, ne Cüneyt Çakır'ın vermediği penaltı ve kırmızı kart tempoyu aksatıyordu. Daha ilk yarım saat bitmeden Sneijder'in ortasında Chedjou kafayı dokunuyor ve Fenerbahçe'ye "bekleyin geliyoruz" selamını çakıyordu. Burada Cüneyt Çakır'a "dokunmadan" geçmeyelim, Dünya Kupası gibi futbolun en üst arenasında maç yönetecek yeterlilikte olan bir hakem, nedense kendi memleketinde "tartışmasız" bir maça imza atamıyorum. Dış memleketlerde "nasılsa bir daha beni görmeyecekler" rahatlığındayken, içeride "rahat olmak" adına mı, "cool takınmak " adına mı bilemiyorum ama kendince ortaya çıkardığı o psikolojik baskının altından kalkamıyor.
Galatasaray'ın bu arzulu ve coşkulu oyunu karşısında Eskişehispor topu kendilerinde tutarak ayakta kalmaya çalışıyor, defanstan "ayağa pasla" çıkma gayreti gösteriyor ama Galatasaray'ın kendi yarı alanında iki hat şeklinde oluşturduğu İtalyan savunmasını bir türlü geçemiyordu. Ayağına hakim "kreatif" topçuları Erkan Zengin'i de Melo öyle bir "kovalıyordu" ki gurbetçi topçu "maça çıktığına pişman oluyordu"... Dünya Kupasının yaklaşmasına ve Brezilya milli takımında yer almak istemesine yoruyorlar futbol ulemaları Melo'nun bu arzulu oyununu lakin hep böyle istekliydi bizim pitbull, "kaybetmek yok" adamın genlerinde, kanının son damlasına kadar savaşmak var ruhunda... İlk geldiği sene kazanılan şampiyonlukta, Melo'nun payını kim yadsıyabilir ki, sadece attığı goller değil, takıma verdiği "savaşma azmi ve güven" unutulabilir mi? Geçen yıl, transferini sürümcemede kalması nedeniyle sezon öncesi kampı kaçırmış, ilk yarı beklenileni verememişken Fatih Terim'e, sonradan form tutmasıyla, Galatasaray da toparlanıp, Schalke'dir, Real'dir hepsini sağlam "silkelemişti"...
Devre biterken kazanılan bir serbest vuruşta topun başındakilere dikkat kesildiğimde o bölgenin aşinaları Selçuk ve Sneijder'in yanında Telles'i de görünce "Hadi bakalım, yeni bir free-kick uzmanı daha mı?" sorusunu geçirirken aklımdan Brezilyalı da fena kesmedi yakın kale direğine. Sağ taraftan kullanılacak atışların talipleri çokken, sol kanattan da artık tehlike yaratacağız demek, Telles ve Hajroviç'ten jeneriklik goller izleyebiliriz, buraya not düşelim...
Soyunma odası dönüşünde de Galatasaray bıraktığı yerden devam etti, özellikle Hajrovic-Burak işbirliği çok zorladı Eskişehir defansını ama Boffin günündeydi, geçit vermedi Galatasaray forvetine. Drogba'nın kart cezası sebebiyle takımını yalnız bıraktığı bu maçta, Lig TV kameraları bol bol tribünde arkadaşlarını destekleyen Fil Dişili topçuyu göstermese, aklımıza bile gelmeyecekti Drogba. İşte Mancini'nin yarattığı takım oyunu meyvelerini göstermeye başladı bile. Takım demişken, Umut'un 90+'larda attığı gol sonrası bütün oyuncuların final maçının galibiyet getiren golüymüşçesine kenetlenmeleri, ufuktaki şampiyonluğun pırıltılarından biri değil mi?
Maçın iyilerinden Sabri hakkında da bir kaç satır yazıp bitirelim yazımızı. NTV Spor yorumcusu Rıdvan'la hiç uyuşmayız, izlemem de zaten kendisini de hanımın da söylediği gibi "ilk defa bir konuda Rıdvan'la bir düşündüm"... İnternet "ukalaları" işi gücü bırakıp Sabri'ye sarmışken, hep savunduk Reis'i, içindeki Galatasaray aşkını, dur durak bilmeyen çabalamasını, ekmeğini taştan çıkarmasını yazdık durduk da, oynadığı reklam filmiyle Sabri de kendisini ti'ye alanlara "haklısınız" demiş gerçekten. "Sabri vurdu yine aut, yine aut" diyor ya reklamın sonunda, oysa Sabri, Mancini sonrası ortaları havaya dikmiyor, pası görerek yerden atıyor, kendini parçalayarak kazandığı topun kıymetini biliyor, hatta artık şutları auta değil kaleyi buluyor, bazen gol oluyor, bazen de kaleci zorlukla çeliyor...
Stat: Türk Telekom Arena
Hakemler: Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Tarık Ongun
Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu, Chedjou, Hakan Balta, Telles (Dk. 84 Veysel Sarı), Hajrovic (Dk. 69 Emre Çolak), Melo, Ceyhun Gülselam, Selçuk İnan, Sneijder (Dk. 89 Umut Bulut), Burak Yılmaz
Eskişehirspor: Boffin, Tarık Çamdal, Akaminko, Servet Çetin, Özgür Çek, Kamara, Hürriyet Göçer (Dk. 78 Aytaç Kara), Lawal (Dk. 72 Erman Kılıç), Erkan Zengin, Jorquera, Bienvenu (Dk. 62 Necati Ateş)
Goller: Dk. 6 Burak Yılmaz, Dk. 32 Chedjou, Dk. 90+2 Umut Bulut (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 18 Chedjou (Galatasaray), Dk. 31 Erkan Zengin, Dk. 79 Aytaç Kara, Dk. 85 Servet Çetin (Eskişehirspor)
9 Şubat 2014 Pazar
Stat İçinde Stat
Arjantin'de Racing Club taraftarı babalar maç seyrederken, evlatları da bir gün tellerin ötesindeki yeşil çimlerde oynamanın hayaliyle kendi aralarında çift kale yapıyorlar...
Balotelli'nin Göz Yaşları
Milan, Napoli karşısında 2-1 yenikken Seedorf tarafından oyundan alınan İtalyanların çılgın çocuğu Balotelli, takımının mağlubiyetine ve yenilmenin hırsına dayanamayarak göz yaşlarını tutamadı... Hep kavgalarla, olaylarla, vukuatlarla bildiğimiz Mario'nun bu yönü şaşırttı futbolseverleri O zaman kendisine Nilüfer'den bir parça armağan etmek şart oldu:
Erkekler ağlamaz sil göz yaşını
Kaçırma gözlerini benden suçlu, suçlu
Erkekler ağlamaz insanız unutma
7 Şubat 2014 Cuma
Bir Arayış Yazısı

Bizim Bursaspor maçı sonrası yapmış olduğumuz "taraftarın, özellikle de kombine sahiplerinin maça gelmeme" serzenişimize, İskender Baydar da sitesinde kendince "kafa yorarak", "dolu kasa-boş tribün" muammasına bazı çözümler sunmuş. Okunası yazı, buyurun:
BİR ARAYIŞ YAZISI
Herkesin bildiği gibi Galatasaray bu sezon kombine rekoru kırdı… Açıklanan resmi rakamlara göre 47 bin civarında koltuk sezon başında satıldı.
Ali Sami Yen Arena’nın 52 bin 652 koltukluk kapasitesinden, rakip takım taraftarına ayrılan yüzde 5’lik bölümle, Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’ne aradaki protokol gereği verilen ve nereye gittiği belli olmayan biletleri düşünce, geriye satılacak pek de bir şey kalmıyor aslında.
Gel gör ki Arena’da her maçta 47 bin kişi olmuyor. Yani kombine alan herkes her maça gelmiyor.
Şampiyonlar Ligi ve derbiler dışında 33-35 bin arası bir seyirciye oynuyor takım.
Hava soğuksa biraz daha düşebiliyor.
Söz konusu Türkiye Kupası ise daha da iniyor.
Diğer yanda da maça gitmek isteyip bilet bulamayan binlerce Galatasaraylı var.
Nedir bunun çözümü?
Her koltuğu satmanın değil de her maçı doldurmanın bir formülü var mıdır?
Bayern Münih bu konuda oldukça radikal bir adım attı…
Bundesliga’da 8 maça gelmeyenlerin kombinelerinin bir sonraki sezonda yenilenmeyeceğini ilan etti.
Kısacası; “Taraftar olmak için sadece para yetmez, sadakat de gerekir” dedi.
Allianz Arena’nın 71 bin koltuğu için 1 milyon civarında talep alan bir takımın, “Sen gelmiyorsan yer de işgal etme” demesi kadar doğal bir şey yok aslında.
Günümüz futbolunda para kazanmak kadar her maçı dolu tribünler önünde oynamak da önemli…
Hem takımın motivasyonu, hem görsel şölen, hem de oluşacak sirkülasyon sayesinde ürün satışının artması açısından çok değerli.
Peki ne yapılabilir?
Bizde, Almanya’dan farklı olarak, maça gitmeyenlerin eşe dosta, amcaoğluna kombine verme durumu var; eyvallah…
Ama her kombine birilerine devredilemiyor ki, stat her maçta dolmuyor.
Öyleyse yeni adımlar atmak lazım.
Belki tüm kombineleri “Sadece Süper Lig”, “Sadece Avrupa kupaları”, “Tüm maçlar birden” gibi çeşitlendirip farklı fiyat tarifeleri yaratılabilir.
Hatta “Tüm maçlar birden” paketi dışında kalan koltuklar için çok çok düşük bir fiyata “Sadece Türkiye Kupası” kombineleri çıkartılıp dar gelirlilerin de en azından yılda birkaç kez maça gitmesi sağlanır.
Konu dar gelirlilerden açılmışken hatırlatmakta fayda var…
Kişi başına düşen milli gelirin 44 bin dolar olduğu Almanya’da, Bayern Münih’in ortalama sezonluk koltuk fiyatı 660 dolar…
Kişi başına düşen milli gelirin 10 bin dolar olduğu Türkiye’de ise, Galatasaray’ın ortalama koltuk fiyatı 1.280 dolar…
Maça giden her taraftarın stat tam olarak dolmadığında üzüldüğünü bilen biri olarak diyorum ki, kulübün bu işlere biraz daha fazla kafa yorması lazım.
Belki, önümüzdeki sezon formalarını hazırlarken “Parçalı Forma”yı es geçen pazarlama departmanı yapıyordur da bizim haberimiz yoktur.
Tıpkı, hazırlanan yeni formalardan yönetim kurulunun haberinin olmadığı gibi…
6 Şubat 2014 Perşembe
Tokatspor:0-3:Galatasaray
"Yakışmadı Galatasaray, ayıp ettin Mancini" diye sitemkar başlıklar atıyordu Tokat yerel medyası İtalyan hocanın uçağa bindireceği oyuncu listesini okuduktan sonra. Türkiye Kupasında eleme turlarını iç sahada da oynamanın avantajıyla "sek sek" misali atlayarak gruplara kalan bordo-beyazlılar, kuralar çekilip Galatasaray'la aynı gruba düşünce "Avrupa Fatihini" ağırlamanın telaşına düşmüşlerdi. Antalya, Elazığ tamam da Galatasaray gelecekti şehre, Drogba, Sneijder, Muslera, Melo, Burak, Selçuk ve diğerleri... Hani televizyonlardan izleyip, hayran kalınan topçular... Mancini'nin kupa maçlarında Süper Lig karşılaşmalarında şans bulamayan topçuları oynatması kararında "yıldızların" Tokat'a gelmeme ihtimaline karşı da Tokat valisi ve Tokatspor başkanı Galatasaraylı yöneticilere haber gönderip, oynasın oynamasın Drogba'yı şehirlerinde ağırlamak istediklerini belirtmişlerdi. Arzuları da aslında gerçekleşebilirdi, Bursaspor maçında sarı kart gören Didier Drogba nasılsa cumartesi Eskişehirspor'a karşı tribünde olacaktı, çarşamba Gaziosman Paşa stadına çıksa ne olurdu? Bruma ve Aydın'ın peşi sıra kupa maçlarında sezonu kapamaları İtalyan hocanın gözünü korkutmuş olabilir ki, "sıfır risk" hesabıyla Fil Dişili yıldızı kadroya almamıştır ama uçakta yer mi yoktu da Drogba'yı Tokat'a götürüp, o gün maça gelenlere bir ömür anlatacakları "Drogba, bir kupa maçı için Tokat'a gelmişti, ben de oradaydım" hikayelerini kursaklarında bıraktı.
6-0'lık Bursaspor galibiyetinin bonusu olarak pazar günü ter döken topçularını İstanbul'da "rahat" bırakan Roberto Mancini, Tokat'a ilk defa sarı-kırmızılı formayı giyecek yeni transferleri ve "Bu maçta da oynamayacaksa, Chelsea'ye karşı mı oynayacak?" sıfatındaki yedekleri götürmüştü. İdman maçında bile belki aynı takımda oynamayan on bir topçuyu maç listesine yazmış ve "Buyurun saha sizin, Galatasaray formasını hak edip etmediğinizi gösterin" demişti sarı-kırmızı atkılı çalıştırıcı. TT Arena'nın "zırt pırt" çimleri kalkan yumuşak zemininin aksine oldukça sert olan sahada, ilk on dakikada oryantasyon yapan siyah formalı sarı-kırmızılı topçular, "mekana alıştıkça" farklarını da ortaya koydular ve ilk yarıda Hajroviç ve Yekta'nın golleriyle işi bitirdiler. Devrenin rahat geçmesinde ev sahibi topçuların hocalarının bitmez tükenmez ikazlarına rağmen Galatasaray'dan "müthiş derece" çekinmelerinin de katkısı yadsınamaz. Galatasaray iki değil aslında üç gol attı soyunma odasına girmeden ama Real Madrid, Milan, Genoa, Tottenham alt yapılarında 12 yaşından beri yetişen Lucas Ontivero'nun üst direkten çizgi içine çarpan gtopunu yan hakem göremedi. Hiç hesapta yokken Florya'ya denemeye gelen Arjantinli beğenilip, ileriki yıllarda kullanılmak için transfer edilmişken, Tokat'a sergilediği oyunla parmak ısırtıverdi. Hatta, UEFA'ya ara transferde üç oyuncu bildirme kontenjanına Burdisso, Hajroviç ve Telles yazılmışken, "Bunlardan birinin yerine acaba Lucas yazılamaz mıydı?" sorusunu da akıllara getirdi.
"Dengesiz güçlerin mücadelesinde" ikinci devre beklenen Galatasaray'ın daha fazla gol atması ve ev sahibi takım taraftar grubu "60 Gençlik"in plaka numarası 60. dakikada yapacakları görsel şovdu. İkisi de gerçekleşti, önce balonlarla, konfetilerle şöyle bir coştu karşı tribündeki taraftarlar, topçuları biraz daha becerikli olsa o dakika gol sevinci de yaşayabilirlerdi, sonrasında da iki yeni transferin iş birliğinde, Hajroviç'in asistinde Veysel Sarı kaleci Mehmet'i bir vücüt çalımıyla "pazara yollayıp, boş kaleye topu yuvarlayıverdi. Ajax, Celtic maçlarında şans bulup, kendilerini gösteren İbrahim ve Emre Can gibi, Mancini'nin bir diğer gözdesi 2011 senesinde Gaziosmanpaşa'dan Hakan Şükür'ün veliahtı gözüyle transfer edilen Berk İsmail Ünsal da Alex Telles'in yerine oyuna girip, Galatasaray'da ilk golünü atacakken, Tokat doğumlu kaleci Mehmet "3-0 bu maça yeter" dercesine net bir pozisyonu kurtardı...
Futbolun dili birdir de daha birbirlerinin isimlerini bile ezberleyememiş futbolcuların kendilerinden daha alt klasmandaki rakiplerine karşı oynadıkları mücadeleden geleceğe yönelik sağlıklı veriler elde etmek mümkün değildir lakin sahada duruşları, top hakimiyetleri, pas tercihleriyle oyuncuların "kumaşlarının kalitesini" hakkında yorum yapabiliriz. İstanbul çocuğu olan Veysel'in adaptasyon sorunu çekmeyeceği hesaba katılırsa, "yabancı sınırlaması"nı avantaja çevirerek Veysel, Eboue'den formayı kapabilir. "Kanayan yara "sol bek ve stoper için getirilen Telles ile Burdisso, ilk maçlarında kendilerine iş düşmediği için parlamadı belki ama "bu kadar parayla böyle şatafatla alınmışken" yerleri kadroda garanti gibi. Maçın istatistik yıldızı (bir gol bir asist) Hajroviç, soğuk kanlı ve özgüvenli duruşu, kaleyi yoklamaktan çekinmeyen tavrı ile isabetli bir transfer imajı yaratırken, oyunun parlayan yıldızı Lucas Ontivero'nun dripling yeteneği ve şutları Galatasaray taraftarını "hop oturtup hop kaldıracak" türden. İtalyan hoca bu hafta Eskişehirspor maçı kadrosuna genç Arjantinliyi alırsa kimse şaşırmasın, umarım o da bu şansını iyi kullanır...
Galatasaray:Ufuk Ceylan, Salih Dursun, Aurelien Chedjou, Guillermo Burdisso, Alex Telles (Dk.71 Berk İsmail Ünsal), Yekta Kurtuluş, Izet Hajrovic, Veysel Sarı, Emre Çolak, Lucas Ontivero (Dk.67 Umut Gündoğan), Umut Bulut (Dk.78 Koray Günter)
Yedekler: Aykut Erçetin, Ceyhun Gülselam, Koray Günter, İbrahim Çoşkun, Emre Can Çoşkun, Berk İsmail Ünsal, Umut Gündoğan
Tokatspor:Mehmet Dönmezdemir, Furkan Özyurt, Yaşar Kabakçı, Sebahattin Tanrıverdi, Gökhan Köseoğlu, Caner Turp, Rıdvan Gökçe, Güven Güneri (Dk.30 Serkan Doğan), Mutlu İlengöz (Dk.69 Emin Yalın), Mehmet Öncan, Abdullah Eryılmaz (Dk.46 Özgür Meriç Gayretli)
Yedekler: Bekir Öztürk, Berk Kal, Yavuz Başer, Serkan Doğan, Özgür Meriç Gayretli, Metin Çakmak, Emin Yalın
Sarı Kart: Dk.49 Veysel Sarı (Galatasaray)
Goller: Dk.25 Izet Hajrovic, Dk.40 Yekta Kurtuluş, Dk.83 Veysel Sarı (Galatasaray)
4 Şubat 2014 Salı
Mickey Mouse Melo
Bakmayın sahadaki "tatlı-sert" tavırlarına, pitbull gösterilerine... Onun da içinde bir çocuk yatıyor...
Galatasaray:6-0:Bursaspor
Futbol nedir dersek cevaplar çeşitlenir de, futbol kimin için oynanır cevabına taraftar deyiveririz kısaca. Boşuna kitlelerin afyonu yakıştırması yapılmamıştır vakti zamanında bu güzel oyuna, ya da Nazım Hikmet'in demokrasiyi anlamak isteyenlere adres gösterdiği mekan "hikayeden" olmamıştır futbol sahası. Taraftarın bu kadar önemli olduğu bu oyunda, futbol kulüpleri de sevenlerini mutlu etmek için ellerinden geleni yaparlar, büyük ve modern stadyumlar, rahat koltuklar, ferah alış veriş mekanları, oyunu güzelleştiren kaliteli futbolcu transferleri... Endüstriyel futbolun keskin dişleri "markalar" da oyunun vazgeçilmezi olan taraftara kendilerini tanıtmak için kulüplere sponsor olur, para yatırır, reklam verir... Peki, bütün bu çabaya rağmen, taraftar olmazsa ne olur, usta bir şefin elinden çıkan bol malzemeli bir salatanın tuzsuz halini ya da muzlu, kivili "çilekli" bir doğum günü pastasının şekersiz olanını hayal edin, taraftarsız maçın tadı tuzu olur mu?
Dün gece maçın başlamasına 10 dakika kala tribünleri izlerken aklımdan bu düşünceler geçti. Başkan Aysal, devre arasında kesenin ağzını açmış, etrafta alınacak ne kadar futbolcu varsa toplamışken, bir dünya markası olan Galatasaray'ın stadının her köşesi reklam panolarıyla donatılmışken (hafta geçmiyor resmi sitede bir sponsorluk anlaşmasından haber verilmemiş olsun), gelenler soğukta üşümesin diye stad çatısı "fırdolayı" ısıtıcılarla kaplanmışken, "ev sahipleri" ortalarda gözükmüyordu. Aslında şikayet edilecek bir durum değil belki bizim yazdıklarımız, zira Mecidiyeköy'de olsa bu kadar seyirci Ali Sami Yen'i salkım saçak dolduracaktı ama TOKİ gereğinden fazla büyük yapmıştı bu "Spor Kompleksini"... Biz işin tribün boyutuna bakanlar bu boşluklardan rahatsız oluruz da, 50-60 binlik stadın koltuklarının yüzde 80-90nını sene başında satmış olan yönetimin gözüne batmıyordur "yer yer boşluklar". Sadece kalabalık da değil istediğimiz tezahüratı ile, şovuyla, pankartıyla oyuna etki eden bir gürüh bizim beklediğimiz. Ama insanoğlu rahata çabuk alışıyor, "karda çamurda yağmurda soğukta, son nefese kadar " romantizmi artık tezahüratlarda kalmış, onu da sadece o beğenilmeyen ultrAslan yapıyor kale arkalarında. Öbür Galatasaraylılar, takımlarının sezonun belki de en istekli maçında, daha ilk yarıda dört gol atmış olduğu karşılaşmada "sus pus" haldeler. Haklarını yemeyelim, gollerden sonra desibel yükselmekte ama süresi pek de kısıtlı kalmaktaydı...
Şampiyonluk yarışındaki en yakın rakibi Fenerbahçe'nin puan kaybettiği haftada, kazanılacak Bursaspor karşılaşması sonrası puan farkı 4'e inecekken ( Ali Sami Yen'de Fenerbahçe maçı kazanılacaktır, ikinci alternatif düşünmüyoruz bile) taraftardan büyük ilgi beklerken, müthiş bir motivasyon ve takımla beraber oluşturulacak bir sinerji beklerken, saha dışındakiler sınıfta kalırken, parçalı formalılar "işin ciddiyetinin farkında" oynadılar. Hatta "şampiyonluk hırsı" bir yana, Metin Oktay'ın doğum günü olan 2 Şubatta Taçsız Kral'ın ruhu Arena'da gezer gibiydi. Öyle ki, 10 numaralı forma içinde Sneijder değil de Metin Oktay atar gibiydi goller, peşi sıra... Bir, iki derken, Galatasaray coştukça coştu, Bursaspor ise tam manasıyla "şaştı kaldı". Sadece şaşırmadılar, birbirlerine de düştü yeşil beyazlı topçulardan Kazım'la Civelli. Herkes mutluyken Galatasaray'da belli ki iki maçlık cezasının ardından bu karşılaşmaya kendisini "sağlam şartlamış" Burak, boş pozisyonda alamadığı bir kaç pas sonrası asmıştı suratını. Ayaktopunun kurdu Drogba, sezdi bu kırgınlığı da uğraştı Burak'a gol sevinci yaratmaya ama becermedi 17 numara o topu sokmaya üç direk arasında...
İlk yarısında kalesinde dört gol gören Bursaspor'a içerde Daum'un söyleyeceği pek söz kalmamıştır, topçuların da hocalarının yüzüne bakacak halleri yoktur da, soyunma odasından çıkarken, "Onurunuz için oynayın" sözü çıkmıştır dudakları arasından birilerinin ki yeşil beyazlılar daha istekli başladılar ikinci 45 dakikaya, pozisyonlar da buldular, direkleri de dövdüler, penaltı da beklediler lakin, Galatasaray çok günündeydi, çok istekliydi, vites küçülttü, vites arttırdı, istedi gol attı, istedi top çevirdi, oyuncu alkışlattı, yenilere merhaba dedirtti taraftara ve güle oynaya sezonun en farklı skorunu elde etti. Böyle farklı skorla sona eren bir maçta " kahraman" bulmak epey bir zordur da, Galatasaray formasıyla 100. maçını oynayan ve her geçen maç formu yükselen Melo, hattrick yapan Sneijder, eski günlerine geri dönen Selçuk ve her türlü eleştireye prim vermeden sevdalısı olduğu arma uğruna nereden görev verilirse oynayan, dün gece de sol bekte parlayan Sabri...
" Puan değil, puanlar almaya geliyoruz" diyerek büyük oynayan Daum'un saha içinde topçuları pek varlık gösteremezken, onların peşinden İstanbul'a gelen taraftarları yine şanlarına yakışanı yaptılar. Beşiktaş, Fenerbahçe ve Trabzonspor'a Arena yasağı geldikten sonra rakip taraftar kafesini "adam gibi" dolduran 2-3 taraftar grubundan biri olan Texas, maç başından sonuna kadar tezahuratlarıyla, atkı şovlarıyla, kendileri adına "berbat" geçen bir gecenin Bursa adına parlayan yıldızıydı...
Stat: Türk Telekom Arena
Hakemler: Mete Kalkavan, Mustafa Emre Eyisoy, Kemal Yılmaz
Galatasaray: Muslera, Semih Kaya (Dk. 84 Salih Dursun), Ceyhun Gülselam, Hakan Kadir Balta, Eboue, Melo, Selçuk İnan, Sabri Sarıoğlu, Sneijder (Dk. 57 Hajrovic), Drogba (Dk. 78 Umut Bulut), Burak Yılmaz
Bursaspor: Frey, Şener Özbayraklı, Civelli, Serdar Aziz, Taiwo, Şamil Çinaz (Dk. 85 Bekir Yılmaz), Belluschi, Sercan Yıldırım (Dk. 64 Volkan Şen), Kazım Kazım (Dk. 72 Oğuzhan Aynaoğlu), Sestak, Fernandao
Goller: Dk. 12, 20 ve 43 Sneijder, Dk. 24 Eboue, Dk. 66 Drogba, Dk. 88 Selçuk İnan (Galatasaray)
Sarı Kartlar: Dk. 23 Ceyhun Gülselam, Dk. 40 Drogba, Dk. 71 Hakan Kadir Balta (Galatasaray), Dk. 63 Şamil Çinaz (Bursaspor)
2 Şubat 2014 Pazar
Valeri Bojinov Levski Sofya'da
Bulgaristan'ın Gorna Oryahovitsa kasabasında doğduktan sonra 12 yaşında Bulgar Milli Basketçi anne ile Bulgar Milli Futbolcu üvey babanın Malta'ya taşınmasıyla doğduğu topraklara veda eden Valeri Bojinov, Fiorentina, Juventus, Manchester City, Parma gibi bir çok üst düzey takımda forma giydikten sonra 2014 senesinin ocak ayında Levski Sofya ile sözleşme imzalayarak ilk defa milli formasını terlettiği Bulgaristan'da futbol oynama şansı elde etti. Transferin nihayete ermesi sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bojinov, "Levski benim çocukluğumun takımıydı, Bulgaristan'da pek fazla yaşama şansımız olmadı ama ben hep mavi-beyazlaları takip ettim" diye Levski Sofya sevgisini anlatırken, mavi beyazlı taraftarın da sadakatından ve takıma desteğinden övgü ile söz etmiş. Gazetecilerin 2012 yazında ezeli rakip CSKA Sofya ile idmanlara çıkmasını hatırlatması üzerine tecrübeli futbolcu: " Evet, CSKA ile idmanalar çıkmıştım ama önemli olan hangi formayı giydiğin değil, kalbinin kimin için attığıdır. CSKA Sofya macerası geride kaldı, şimdi Levski'yi nasıl daha iyi yerlere getireceğiz diye düşünmenin vaktidir" diye konuşurken, Levski Sofya taraftarı o günleri geride bırakmamış anlaşılan zira taraftar sitelerinde Bulgar topçunun transferine büyük tepkiler var. CSKA formalı fotoğraflarının yanında, bir de Bulgaristan'ın "Fatih Ürek"i Aziz'le çekilmiş samimi pozlarını koyan taraftarlar, Kıbrıs'ta kamp yapan takımın memlekete dönüşünde büyük bir protestoya hazırlanmaktalar. Hatırlanacağı üzere geçen aylarda takımın başına geçmesi için anlaşılan Ivaylo Petev'in basın toplantısında "CSKA'lı Hoca İstemiyoruz" diyerek genç teknik adamın üzerindeki Levski armalı t-shirt zorla çıkarılmış ve hoca tartaklanarak kovulmuştu.
Aslında daha önceleri Bulgaristan A Grupada oynamak için Bulgar takımları Bojinov'a teklifler sunmuşlar ama her seferinde İtalyanlar aklını çelmişti 28 yaşındaki oyuncunun. 2 sene önce Levski Sofya ile anlaşmış lakin takımın teknik direktörü Nikolay Kostov kendisini istemezken, 2012 Ocak ayında Litex'i çalıştıran Stoichkov, Bojinov'u memlekete döndürmeye çalışmış, ama o Lecce'yi tercih etmişti. Yine Botev Plovdiv'le el sıkışmaya ramak kala, Vicenza işi bozmuştu. Ludogorets'in patronu Domuschiev de Valeri Bojinov'un çok peşinden koşmuş ama turuncu formayı giydirememişti milli topçuya... Akdeniz kıyısından pek uzak kalamayan Bojinov, PAOK'la anlaşmak için Yunanistan'a geldiğinde siyah-beyazlılar istediği rakamı vermeyince, Levski tekrar devreye girince, nihayet bir Bulgar takımı başarılı topçuyu transfer etmiş oldu...
1 Şubat 2014 Cumartesi
Duran Adamlar
Bu "Duran Adam" polemiğine bir son vermek gerekiyor artık. "Siz başlattınız, yok siz bizden kopyaladınız" derken ipin ucu iyice kaçtı, memleketin her tarafında, futbol, basketbol, voleybol, her branşta duran adamlar türedi. 19 Mayıs 2007 tarihiydi, futbol literatürüne "Sulu Derbi" olarak geçmişti... Fenerbahçe şampiyonluğu garantilemiş, yurdum medyası Galatasaray'dan maç öncesi alkış bekliyordu. Öbür tarafta Kadıköylüler, Souness'tan özenerek "bayrak dikeceğiz" orta sahaya naraları atıyordu. Maçı ve öncesini uzun uzun anlatmayacağım, Google efendiye "Sulu Derbi" yazarsanız zaten herşey ortada da, maç sonu galibiyeti kutlamak için kendi taraftarına ( O vakitler derbilere rakip seyirci gelirdi) giden Fenerbahçeli futbolcuların "bir hata" yapmamalarını önlemek için Aykut Erçetin, Emre Aşık, Sabri Sarıoğlu, Necati Ateş, Arda Turan, Hazan Kabze santra cıvarında nöbet tutmuşlardı. Profesyonel futbolcusun, maç biter, soyunma odasına çekip gidersin, kimse de sana "bayrak nöbeti" tut demez de, işte bu "adamlar", o gece maç sonu tribünü terk etmeyen Galatasaraylılar gibi orada "durdular"... Helal olsun hepsine...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







































