10 Kasım 2015 Salı

Dehşet Verici Forma

EUROA 2016'ya gitmeyi garantileyen Kuzey İrlanda milli takımı taraftarlarının sevinçleri Adidas'ın yeşil-beyazlıların yeni formalarını tanıtması ile kursaklarında kaldı. 30 sene aradan sonra bir turnuvaya katılma hakkı kazanan takımlarına bu formayı layik görmeyen taraftarlar, Avrupa Şampiyonası başlamadan önce Adidas'ın takımlarına yeni bir forma dizaynı yapması için change.org'ta kampanya düzenlediler. "Uzun yıllar sonra bir turnuvaya katılıyoruz ve böyle dehşet verici bir forma giyeceğiz. Bu saçmalık ve kabul edilmez" diyen İrlandalı taraftarlar, şimdiden 5 bin imzaya ulaşmış bile... Siz de Kuzey İrlandalı taraftarlara destek olmak isterseniz buyurun buraya...


Merdiven Boşluğu

Merdiven boşluğu da neymiş?
Yaşasın salkım saçak tribünler...

(Liverpool tribünü Chelsea deplasmanında, 1985)

10 Kasım


Işığınla aydınlanıyoruz, saygıyla anıyoruz Atam...

9 Kasım 2015 Pazartesi

Curvalar Savaşıyor



Bu hafta sonu "kağıt üzerinde" birbirinden zevkli ve çekişmeli maçlar yer alırken Avrupa genelinde, maalesef "taraftarlar" bu müsabakalarda yerlerini alamadı, kendilerine gelen yasaklar ve sınırlamalarla mücadele etmek zorunda kaldı. Komşu Yunanistan'da bizdeki pasolige benzer bir uygulama olan taraftar kartını protesto etmek için Paok'un Gate 4 taraftar grubu Panthrakikos maçında tribünleri boş  bıraktı ve astığı pankartlarla tepkisini dile getirdi: "Paok bir davranıştır, çete değil"
İtalya'da da durum farklı değildi, Derby della Capitale'de kale arkası tribünler-Roma Curva Sud ve Lazio Curva Nord- İtalya'da yeni çıkan bir uygulama olan tribüne emniyet güçlerinin girecek olup, tezahüratlara dahi müdahale etme yetkisini protesto etmek için yer almadılar, stadın etrafına asılan pankartlarda ise "Bugün curvaya giren, suça ortak olur" uyarısında bulundular...



Fransa'da da benzer tepkiler vardı, Marsilya-Nice maçında deplasman takım seyircisinin stada alınmamasına tepki gösteren ev sahi taraftarlar "Deplasman tribünü kapalı. Bu gece Endüstriyel futbola yakışır şekilde tutkusuz ve ruhsuz" pankartı açarak deplasman yasağına tepkilerini dile getirdiler.

Avrupa'da tribünler hakları için savaşırken, bizde Bursaspor-Beşiktaş maçında ise maalesef Endüstriyel Futbol bir tribünü daha bitiriyordu. Memleket genelinde tribün aleminde yaptıkları ile her zaman en önde giden taraftar gruplarından olan Teksas tribününde yapılan koreografide piyasaya yeni çıkaran bir otomobil markasının dev resmi yükseliyordu diğer taraftarların şaşkın bakışları arasında... Üzüldük, üzülmekle kaldık, kahrolduk bir taraftar olarak o anı görmekle de, Bursa'da bunun nedenini ve niçini mutlaka tartışılacaktır zannediyorum...



Karşıyaka:1-0:Göztepe


Perşembe günü yazmış whatsapp'tan Göksel "Karşıyaka-Göztepe derbisine gidelim mi?"diye. "Gidemeyiz, kardeşim, pasolig var" diye cevap yazınca, şaşırarak "Yapma ya, orada da mı var bu meret" diye hafta sonu maç organizasyonumuz suya düştü. Evet, maalesef, e-bilet taraftarın maça gitme iştahını öldürmeye devam ediyor. Uzun yıllar sonra memleketin en büyük derbilerinden birinde iki takım taraftarı da stadı yarı yarıya paylaşacak şekilde bilet satılıyor ama tribünlerin ancak 3te 1i dolu... İşte TRT'nin havadan çektiği fotoğrafta herşey açık seçik... Göztepeliler açık tribünü almış, kameraların çektiği tarafta boy gösterirken, Kaf-Kaf'lar nedense tek kamerayla çekim yapan TRT'nin göstermediği tarafta takımlarını desteklemekteler.  Sarı-kırmızılılar daha kalabalık gibi gözükürken, sesleri de daha gür çıkmakta, onların varlığı daha fazla hissedilmekte. Sahada da daha ağır basan taraf sanki sarı-kırmızılı topçular, rakiplerindeki Süper Lig tecrübeli futbolculara göre. Oyunu ele geçirmeye gölü bulmaya çalışıyorlar da, Cüneyt Çakır çıkıyor meydana "Durun yahu, bu memleketin en "başarılı?!" hakemi olarak maçtan sonra adım geçmese olmaz" dercesine Göztepeli Barış'ı oyundan atıyor. Şampiyonlar Ligi, UEFA Avrupa Ligi, Dünya Kupası ya da Avrupa Şampiyonası, yurt dışı maçlarında ne kadar başarılıysa ve maçın önüne çıkmıyorsa, memlekette tam tersini yapıyor Cüneyt Çakır, tartışmalı kararlar, maçın önüne geçmeler... Eksik bırakınca Göztepe'yi, bir kaç ayar kart da çıkarıveriyor Karşıyaka'ya, işte sana klasik Türk hakemi...


10 kişi kalan rakibinin üstüne daha çok gitmek istiyor yeşil-kırmızılılar da bu da "tam 35" in arzuladığı şey: Kontra atak... Zaten Mirkan'ın başka gol atma şansı yok, savunma yapan takıma karşı Vleminckx oynamalı ama Metin Diyadin onu kulübede saklıyor. Birden Göztepe'de atkı şov, Karşıyaka tarafında meşale gösterisi ortaya çıkıveriyor, tabii dakikalar 35, iki semtin paylaşamadığı meşhur 35... O anda TRT spikerinden şu sözler duyuluyor: "Bir tarafta atkılar açılmış, bir tarafta meşaleler yanmış, güzel görüntüler izliyoruz derbide"... Ne oldu meşale yasağına?! Lafa gelince "yakılmasın, stadlara sokulmasın" ama jenerikte meşale kullan, maç anlatımında "güzel görüntü" de... İşimize nasıl gelirse değil mi?

Derbinin olmazsa olmazlarından karşılıklı tribün de var, kırmızı kart da var da futbol yok İzmir derbisinde... Cılız atakları taraftar alkışlıyor, "gazlıyor" topçuları ama sanki iki takım da "beraberliğe razı" havasında. İlk devre olduğu gibi, ikinci yarı da Göztepe bir kişi eksik olmasına rağmen gol arıyor da, beceriksiz kalıyor Aghayev karşısında. Zamanın gol krallarından Gökhan Ünal da beceriksiz derbi maçta, ilk yarı çok rahat bir topu auta atarken, ikinci yarı kale dibinden topa dokunamıyor, hatta o çabası sakatlıkla sonuçlanıyor... İşte sana kader anı: Oyuna giren oyuncu Engin Baytar... Cüneyt Çakır ve Engin Baytar belki de ilk kez karşılaşıyorlar Galatasaray-Fenerbahçe Süper Kupa finalinde Engin'in Cüneyt'i hırpaladığı maçtan beri... Hikayeye gel, "Ne yapar Engin, bir kez daha dalar mı hakeme? Cüneyt Çakır, Engin'e kart gösterir mi?" Sorular, sorular, sorular... Yine kahraman oluyor Engin Baytar, yine kartı gösteriyor Cüneyt Çakır...


Derbi golsüz, tatsız tuzsuz bitecek derken, "yaşlı kurtlar" sahne alıyor, Necati ortalıyor, Eren müthiş indiriyor ve Engin İzmir derbisinin galibini belirliyor... Böyle tarihi maçta adam gol atmış, "göbek var yok" dinlemeden formayı çıkarıp taraftara koşunca, hakem de sarı kartı çıkarıyor, lakin bu sefer Engin bunu sırıtarak karşılıyor...
Sahadaki rekabet böyle sonuçlanırken, stad dışında maç öncesi ufak tefek hadiseler yaşanmışken, maç sonu mikrofonlara: "Maçtan sonra kaçanın" tezahüratı yansıyor...






Batman Dortmund



Dortmund-Schalke rekabeti meşhurdur, hatta derbiler sıralamasında üst sıralarda yer bulur kendine. Hal böyle olunca, "hayatın durduğu" maçta gol atmak da futbolcuya ayrı bir haz verir, hele her derbide rakibini üzerse o topçu, kendini hatırlatmasını da bir borç bilir. İşte Aubameyang da mavi-beyazlı taraftara "Beni hatırladınız mı?" diye sormuş... Geçen seneki Ruhr derbisinde gol attıktan sonra  Batman maskesini takarak dikkatleri çeken golcü oyuncu, bugün de takımının 3-2 galip gelmesini sağlarken, giydiği t-shirtle "sinyali çakmış"... Tamam, topçular böyle mesajlar verir, hatta kart da görür - ki böyle sarı kart gösterilmesine karşıyım- ama Borussia Dortmund'un resmi twitter hesabının yaptığına ne demeli: Batman profil fotosu koymuşlar maçtan sonra... "Ne demeli?" diye sorduk ya cümlenin sonunda, cevaplayalım: Bravo... Keşke her takım ezeli rekabette, topçusunun ya da taraftarının arkasında durabilse... Ama maalesef azalıyor Dortmund gibi örnekler...


Gökdeniz Paşa

Orda bir Türk var uzakta... Hatırlamasak da, gündem yapmasak da, Gökdeniz başarılarıyla kendinden bahsettirmeyi biliyor. Hani bu diyarlarda kalsa, çoktan "yaş haddinden emekliye ayrılacak" olan Gökdeniz, Rusya'da attığı ve attırdığı gollerle takımını sırtlıyor. Bu hafta sonu Rubin Kazan'ın Kyryla Sovetov'u 2-0 yendiği maçta da Türk futbolcu attığı gollerle galibiyetin mimarı oldu... "Davay Gökdeniz, davay"...


Yalnızlık


"Gol 82. dakikada geldi, yani maçın bitmesine uzatmalarla birlikte 12 dakika kala ve bir çok taraftarın stadı terk ettiğini gördüm. Sahaya baktım, takımımı izledim ve o an oldukça yalnız hissettim. Maçın ne zaman biteceğine biz karar veririz ve 82 ile 94 arasında eğer istersen sekiz gol atabilirsin ve biz bunun için çalışmalıyız. Bugün yaşadığım kötü hissetiriyor çünkü olmaması gerekiyordu."
Jurgen Kloop
Liverpool Menajeri
Taraftarın kendilerini yalnız bırakmasını eleştirirken


3 Kasım 2015 Salı

Partick Thistle


İskoçya Premiership ekiplerinden Patrick Thistle...
Sezon 1977-1978...
Formalar sarı-kırmızı çubuklu... Umbro yapımı... Bir zamanlar Galatasaray'a da buna benzer formlar yapmıştı Umbro...
Bir de göğüsteki logo... Yeni dizayn edilmiş o yıllarda, kulübün simgesi deve dikeni bir yuvarlağın içine alınmış... Tabii çok dikkatli bakıp, takımı araştırınca bu bilgileri elde ediyoruz... Yoksa ilk bakışta ay-yıldıza benzemiyor mu?
Fotoğrafı ilk gördüğümde "Ulan Galatasaray formalı kim bu dayılar, hiç de Türk'e benzemiyor" diye şaşırmadım değil...
Umbro'nun bize yapmış olduğu formayı ararken, Frank de Boer çıktı yolumuza, bu vesileyle ona da selam olsun...



30 Ekim 2015 Cuma

Fenerbahçe:1-1:Galatasaray

Aslında farkında değiliz... Maça 1-0 önde başlamışız... Golü de kulübedeki Burak çakmış... Kendisine küfür eden Fenerbahçeli taraftarlara kızgınlıklarının sebebini hatırlatmış... 4 yıldız...

Play-off sezonunda Kadıköy'deki final maçını Fırat Aydınus yönetmiş ve o stresin altından basarıyla çıkmıştı. O günden beri Fırat'a saygım vardı, diğer bir çok maçta yaptıklarına karşın ama pazar günü Kadıköy'de hakem berbat bir ilk devre geçirdi... Fenerbahçe'nin golünde ofsaytı göremezdi, yardımcılar uyarmazsa, yapacağı bir şey yoktu amatakdir hakları hep Fenerbahçe'den yana kullanıldı. Chedjou'nun sarı kartı o kadar komikti ki, Sneijder'i neredeyse dövdü ev sahibi topçular ama kart çıkmadı, çıkarılmadı... Ve ilk 20 dakikada gerçekleşen bire bir aynı iki pozisyonda Fırat Aydınus'un tavrı açısından manidar:
-Galatasaray yarı sahasında yedek kulübelerinin hemen önünde taç çizgisi üzerinde Podolski, Diego'yu düşürüyor. Kazanılan serbest vuruşu Fenerbahçeli topçular 10-15 metre ileriden kullanıyor.
-Fenerbahçe yarı sahasında yedek kulübelerinin hemen önünde De Sousa Podolski'yi taç çizgisi üzerinde düşürüyor. Bilal serbest vuruşu kullanmak için topu 5 metre ileri koyuyor ve Fırat Aydınus koşarak gelip, topu çizgi dibine yerleştirip, sprey ile çizgi çekiyor...
Şeytan ayrıntıda gizlidir ya, maçın kaderini her zaman penaltı kararları çizmez, öyle değil mi?
Bilal bu derbiyi hatırlamak istemeyecektir, zira sahanın en silik oyuncusuydu. Ne ikili mücadelelerde ayakta kaldı, ne de "o ince paslarını" atabildi... Bu sene Akhisar'dan alınırken, Hamza hocanın aklında Bilal'i Melo'nun yerine oynatmak vardı da o iş "Birlo"ya çok ağır geldi. O kadar ki, Fenerbahçe'nin baskılı oyunu sonrası topu hep Muslera gelişigüzel uzaklaştırmak durumundaydı maç boyunca. İşte bunlar hep "Melosuzluktan" ileri geliyor. Felipe Melo savunmaya gelir, Hakan'dan, Chedjou'dan, Semih'ten topu alır, Selçuk'a ulaştırır, oyunu kurardı. Oysa derbide, Chedjou ve Hakan pas atacak adam bulamayınca Muslera'ya döndüler, onun şişirmesi de Fenerlilerde kaldı...
Belki maç boyunca şut atamadı, çok etkili olamadı ama mağlubiyeti kabullenmeyen en baştaki adamdı Sneijder. Melo ruhtu, pes etmezdi, düştüğünde takım ayağa kaldırdı arkadaşlarını, yenilmezdi Melo... Şimdi Wesley savunuyor takımı, yüreklendiriyor arkadaşlarını...

Fenerbahçe alt yapısında yetişen Olcan'ın beraberlik golünü atıp armayı öpmesi de futbolun bir cilvesi... Hatta o golün devre arasında satılması düşünülen Olcan'ı takımda tutacak olması da ayak topunun başka bir cilvesi...


Stat: Ülker
Hakemler: Fırat Aydınus, Aleks Taşçıoğlu, Arkın Akgöl
Fenerbahçe: Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Kjaer, Ba, Caner Erkin, Mehmet Topal, De Souza, Nani, Markovic (Dk. 88 Alper Potuk), Diego (Dk. 79 Meireles), Van Persie (Dk. 63 Fernandao)
Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu, Chedjou, Hakan Balta, Carole (Dk. 41 Olcan Adın), Bilal Kısa, Selçuk İnan, Yasin Öztekin, Sneijder, Podolski (Dk. 78 Sinan Gümüş), Umut Bulut (Dk. 60 Burak Yılmaz)
Goller: Dk. 37 Diego (Fenerbahçe), Dk. 83 Olcan Adın (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 27 Chedjou, Dk 38 Hakan Balta, Dk. 58 Sneijder, Dk. 90 Muslera (Galatasaray), Dk. 38 Diego, Dk. 40 Mehmet Topal, Dk 53 De Souza (Fenerbahçe)

7 Ekim 2015 Çarşamba

Aggressivo Casual Jacket


Yaz 2015'e geç merhaba dedi, erken veda ediyor. Daha üşümeye hazır değilken, yağmurlar, soğuklar birden titretti bünyeyi, hal böyleyken de attık t-shirtleri bir kenara salladık da başladık montlarla, yağmurluklarla gezmeye, işe, okula, maça gitmeye. Maça gitmek... Ah ne güzel bir deyim de, galiba bizim için nostalji olarak kalacak, maça gitmek... "Bir yemin ettim ki dönemem" diyordu ya rahmetli usta Kayahan şarkısında, bizimki de o hesap, e-bilet kalkana kadar uzaktan seyredeceğiz "tutkumuzu"... Gerçi, sağ olsun üçüncü lig var, amatör ligler var, orada gişeden bileti alıp ya da hiç biletsiz doyurabiliyoruz futbol iştahımızı, şükür... Ve o maçlarda olsun, sokakta olsun giyebileceğimiz bir ürünle karşımıza çıkmış Aggressivo markası: Casual Jacket... İngiliz holiganlar 70 yıllarda maç öncesi ve stad çıkışlarında polise "ayıklanmamak" için forma ve atkıdan vazgeçip, casual dedikleri Burberry, Stone Island, Fred Perry gibi marka ürünlerle takılmaya başlamış ve bir modanın öncüsü olmuşken, Aggressivo da 2015 Kış kreaksiyonunun ilk ürünü olan içi yün, dışı yağmur ve rüzgara dayanıklı mont ile söz konusu akımı memleket sınırları içine başarıyla sokmuş... http://www.aggressivo.org/polar/jacket-casual adresi üzerinden ön sipariş alınmaya başlanmış ki talep edilen sayı kadar basılacağı belirtiliyor üründen, o yüzden geç kalmadan siparişinizi verin, tribün modasını işte, sokakta, maçta doyasıya yaşayın... Yaşayın derken, "yaşasın endüstriyel futbola kafa tutan taraftar tasarımcılar"...


4 Ekim 2015 Pazar

Dirk Poşetleri



Fenerbahçe'den Feyenoord'a transfer olan Dirk Kuyt'a taraftarlar ilk iç saha maçında Hollanda'nın süpermarket zinciri Dirk van den Broek'in poşetleri ile merhaba demişler. Taraftar yaratıcıdır, yaratır...

3 Ekim 2015 Cumartesi

Üç Beş Çapulcu



Galatasaray taraftarı, hem de taraftar gibi taraftar olanlar, hani gece yatarken Galatasaray'ı, sabah uyandığında Galatasaray'ı düşünen, Galatasaray'ın maçı olduğu gün her şeyi bir kenara bırakan, hele ki takım kaybettiğinde dünyaları zehir olan Galatasaray'ı yaşayanlar, Florya'da pankartlarla protesto gösterisi yaparken, Dursun Özbek'in hotelinin önünde de meşaleli ve sloganlı tepkilerini ortaya koymuşlar. Kulübün gidişatının iyiye gitmediği gün gibi açıkken, tunelin ucunun hala karanlık olduğu görülürken, teknik direktöründen yöneticisine sorumluluk alması gerekenlerin "günü kurtarma" çabasında olması Galatasaray taraftarını daha da kahrediyor, daha da öfkelendiriyor. Transfer filan değil mevzu, "vizyonsuzluk" ve plansızlık can sıkan, "Biz bu sene ekonomik nedenlerle genç takımla oynayacağız" diyebilme cesareti olsaydı hocada ya da başkanda, iç saha deplasman fark etmeden Galatasaray bu sene "dopdolu" tribünlere oynar, galibiyet mağlubiyet fark etmeden maç sonu "Re re re ra ra Galatasaray Galatasaray cimbombom" diye uğurlanırdı. Ama yazdık ya, bunu düşünecek bir vizyon yokken, bu protestolar da "üç beş çapulcu" diyerek geçiştirilecektir de, Galatasaray iyiye gitmiyor, ve taraftarın tepkisi daha da ağır olacaktır... Bu kulübü tanıyan herkes de bunun farkında...

Video:
Yönetim İstifa
Hamzoğlu İstifa

27 Eylül 2015 Pazar

Galatasaray:2-1:Gaziantepspor


Pasolig denen "zımbırtı" yüzünden stada gitmeme yeminimize bir de Melo'nun satılması, daha açık ifadeyle takımdan koparılması eklenince maç da izlememe, bloga yazı yazmama kararı almıştım, bakmadım da Trabzonspor maçına, gene de uzak duramadım, twitterdan takip ettim, kahvehane yanından geçerken skoru öğrenmek için kafayı uzattım da, gene oturup seyretmedim... Ama derler ya "tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış", çok da umurumdaydı Dursun Özbek'in benim maçlara uzak duruşum, o televizyonlara "Üç yıl daha buradayım, başladığım işi yarıda bırakmayacağım" demeçleri veriyordu... Kötü oynamışız da, Trabzonluların kendi kalelerine attıkları golle galip gelmişiz, ne yaparsın, bu sene böyle... İki ileri, bir geri, bazen de iki geri bir ileri... Alışmak lazım...
Dün gece de öyle oldu, iç sahada ilk galibiyeti aldı Galatasaray... Ligin altıncı haftasında... Sami Yen'de, Türk Telekom Arena demeyi sevmiyorum, bir yenilgi, bir beraberlik sonrası 2-1lik skorla üç puanı hanesine yazdırdı... Çok mu iyi oynadı, ara ara baskı kurdu da, öyle ahım şahım bir top oynamadılar... Mersin maçında olduğu gibi golü yemesinin hemen ardından, aynı dakikada beraberliği sağladı da, skoru rahatlatacak gol çok çabuk gelmedi... Hatta stoper Hakan Balta'nın asistiyle galibiyet golü geldi Umut'la ama o Umut çok daha kolayını kalecinin kucağına teslim etti. Kolay demişken, Denayer'in ortasında harika bir kafa golü atan Podolski, ikinci yarının başında kat be kat basitini kale çizgisi üzerinden atamadı...

Umut maç sonu Lig TV muhabiri Pınar'a dert yanıyordu, "Ben gol kaçırınca 'saç baş yoldurdu' diyorsunuz, Demba Ba kaçırınca 'gol kaçtı' diyorsunuz" diye... Medyanın Galatasaray karşıtlığına katılıyorum da sen de çok kaçırıyorsun be Umut'um... Gerçi, dün geceki gol sonrası Hamza hoca da rahatladı, gol attığı için Umut'u yine yazacaktır ilk onbire bundan sonraki maçlarda... Zira bir sistem, bir plan var mı takımda, bilemiyorum... Stoper alınan Denayer, Atletico Madrid maçının devre arasında sağ beke çekildi, biraz parlayınca son iki maçta sağ bek oynamaya başladı, nereye kadar? İlk kritik hatada taraftar yuhlayana kadar... Sezona fena da başlamamıştı Sabri, asistler de yapıyordu, noldu da kulübeye çekildi? Hani Maxi Rodriguez'den iyiydi de sağ beke transfer yapmamıştık?
Melo'yu yollayıp, onların ifadesiyle "kendi gitmiş", Dzemaili'yi zorla kiralayıp, Rodriguez ve Jem Paul Karacan'dan "fayda" beklemek... Hadi İspanyol bir şeyler yapmaya çalışıyor da kalitesi belli, ligte oynar, Avrupa'da sırıtır. Ama Jem Paul nedir? Dün gece 20 dakika işkence çektirdi Hamza hoca, bu "veleti" oynatacağım diye... Yasin'i oyundan alıp, Sneijder'i sola çekip, Bilal'i ileri attı ve Jem Paul'a verdi Melo'nun görevini... Pek gole niyeti olmayan Antepliler, o dakika sonrası beraberlik için ümitlendiler de, Mutlu hoca Okan Buruk'un da çokça yaptığı gibi Mustafa Durak'tan gol bekledi... Geçen sene Antep'te Fenerbahçe maçında boş kale yerine direk dibindeki Fenerbahçeli oyuncuya topu nişanlayan Mustafa, kanatımca ligin en "sakar" topçularındandır, belki çok koşuyor ama verimsiz, gol becerisi "beceriksilik" boyutunda. 76. dakikada penaltı noktasından Muslera'ya nişanlandığı topu, Muhammed ya da başka Antepli olsa gole çevirmişti de, şansımıza Mustafa Durak topla buluştu...

Başta da yazdığım gibi bu sene böyle ite kaka ilerleyeceğiz, maçlarda göreceğimiz ufak tefek hikayeler, oyuncularımızın anlık hareketleri yüzümüzü güldürecek...
Son olarak, çarşamba gecesi Astana maçı çok zorlu geçecek, umarım iyi konsantre olurlar topçular, yoksa perişan oluruz... Antep karşısındaki 3 puan kimseyi yanıltmasın...



Stat: Ali Sami Yen
Hakemler: Alper Ulusoy, Serkan Ok, Adil Sinem
Galatasaray: Muslera, Denayer, Semih Kaya, Hakan Kadir Balta, Carole, Rodriguez, Bilal Kısa, Podolski (Dk. 78 Sinan Gümüş), Sneijder (Dk. 89 Emre Çolak), Yasin Öztekin (Dk. 73 Jem Paul Karacan), Umut Bulut
Gaziantepspor: Karcemarskas, Barış Yardımcı, Vranjes, Elyasa Süme, Mehmet Sedef, Erdem Şen, Abuda (Dk. 75 Putsila), Orkan Çınar (Dk. 61 Mustafa Durak), Chibuike, Larsson (Dk. 85 Ferhad Ayaz), Muhammet Demir
Goller: Dk. 9 Muhammet Demir (Gaziantepspor), Dk. 11 Podolski, Dk. 56 Umut Bulut (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 16 Larsson, Dk. 29 Chibuike (Gaziantepspor), Dk. 19 Semih Kaya, Dk. 37 Rodriguez, Dk. 68 Podolski, Dk. 83 Umut Bulut (Galatasaray)

1 Eylül 2015 Salı

Spor Toto 3.Lig 3.Grup/ 2.Hafta



Çine'den deplasman galibiyetiyle dönen Çatalcaspor, iç sahada taraftarıyla buluştuğu maçta Batman Petrolspor'u konuk etti. Güzel bir havada tribünler doluydu, İstanbul'daki Batmanlılar da yalnız bırakmadılar takımlarını da sahada ilk devre sıkıcı mı sıkıcı bir oyun vardı, deyim yerindeyse ki yerinde iki kaleci ilk 45 dakikayı yere yatmadan tamamladılar, ellerine top değdi mi, aut kullanmak için topu dikerken tutmuş olabilirler... Ama ikinci yarı Çatalca'nın geçtiğimiz yıllardan klasikleşen oyun tarzı sahneye kondu: "İlk yarı rakibini durdur, ikinci devre saldır"... Gol için çok uğraştı sarı kırmızılılar da, bazen kaleci Süleyman, bazen de direkler müsaade etmedi. Maçta göze batan topçuların zirvesinde sol bek Oğuz Çetinkaya var... Geçen yıl da iyi bir grafik yakalamıştı, hatta Osmanlıspor'a transferi konuşuluyordu, bırakmamış oyuncusunu Kadir hoca demek, Oğuz da takımını bırakmıyor, hırsıyla, mücadelesiyle, taraftarı da sahaya çekiyor, ateşliyor... Galatasaray altyapısı olan Eren Ahmet'i de beğendim, sol ayaklı bir topçu, ikili mücadelelerde başarılı ve çabuk, ayağına hakim. Çatalcaspor teknik direktörü Kadir Akbulut da ondan çok şey bekliyor olacak ki, sık sık yanına çağırıp taktik verdi maç boyunca. 10 numara oynayan Sezer Güler de iyi olacak, kendine güveni var, takımı yönlendirmek istiyor... Defansta Evren'in yanına bu sene katılan Halit de fena değil, iyi bir ikili olacaklar da Allah sakatlıktan korusun...
Batman'da çok da göze batan topçu görmedim, geçen haftanın golcüleri Sebahattin ve Rahman pek yoramadılar Çatalca savunmasını, sonradan oyuna giren Samet daha istekli ve arzuluydu... 16 numaralı Bursa Karacabey doğumlu Ramazan savunmada liderlik özellikleriyle gözüme çarpan isim oldu...
Grubun diğer maçlarına göz atarsak, Bayburt kazanmaya devam ediyor ve Korfez İskenderunspor'u deplasmanda mağlup ettiler. Dersimspor-24 Erzincanspor maçında da Çatalca'da olduğu gibi gol sesi çıkmadı. Puanları paylaşan diğer iki takım da Tavşanlı Linyitspor ve Kastamonuspor olurken, deplasman ekibinde Yaşar Çetin geçen haftadan sonra bu hafta da fileleri havalandırdı... Çorumspor mağlup olmaya devam ediyor, bu sefer de geçen haftadan kırmızı kart cezalısı bolluğu yaşayan Manavgatspor'a yenildiler. İlk hafta Gölcük'ten 3 gollü galibiyetle dönen Darıca Gençlerbirliği, içerde son dakikada yediği golle Niğde Belediyespor'a kaybetti. Puansız takımların karşılaşmasında Beylerbeyi Gölcğkspor'u tek golle geçip 3 puanla tanıştı. Bergama da deplasman fatihlerinden oldu bu hafta, onlar da Sandıklı'dan 3 puan alıp üst sıralara tırmandı ve aynı şekilde Dardanelspor, Bursaspor alt yapısından yetişen Özer'in golü ile Tarık Daşgün'ün Vanspor'unu mağlup etti.


Körfez İskenderunspor-Bayburt Grup Özel İdare Gençlik ve Spor: 0-1
Dersimspor-24Erzincanspor: 0-0
Manavgatspor-Çorum Belediyespor: 2-1
TKİ Tavşanlı Linyitspor-Kastamonuspor: 1-1
Çatalcaspor-Batman Petrolspor: 0-0
Darıca Gençlerbirliği-Niğde Belediyespor: 1-2
Beylerbeyi-Gölcükspor: 1-0
Sandıklıspor-Bergama Belediyespor: 0-2
Dardanelspor: 1 - Van BBSK: 0

Torku Konyaspor:1-4:Galatasaray


Aslında çok şeyler yazacaktım Konya deplasmanındaki galibiyete dair... Burak'ın patlaması, Sabri'nin asist krallığına yolculuğu, Sneijder'in kaleyi bulan toplarının gol olması, Carole'un iyi işler yapacak görüntüsü, Fırat Aydınus'un ilk hafta Fenerbahçe-Eskişehir maçında kart dahi göstermediği Fernandao pozisyonunun 5 kat hafifine tereddütsüz sarı kart çıkarması, Aykut Kocaman'ın ilginç hakem eleştirisi, Muslera'nın alışık olmadığımız serbest vuruş golü yemesi, Semih'in ilerde torunlarına gülerek anlatacağı "şans bal" golü ve daha niceleri... Hikayesi bol maçtı da, Melo'nun takımdan koparılması haberiyle tadımız kalmadı, tuzumuz hiç yok... Passolig, e-bilet filan iyice uzaklaştırmıştı bizi tribünlerden de, Dursun Özbek televizyon başında maç izleme keyfimizi de "sümüklü mendil"gibi attı çöp kutusuna...
Sneijder, Muslera bir kenara da mağlubiyete kim itiraz edecek şimdi? Tribündekilerin duygusunu sahaya kim yansıtacak? Kim yetişemeyeceği bir topa son bir hamle yatarak kayacak? Kim rakibin bir atağını kestiğinde gol atmışçasına sevinecek? Kim Kadıkoy'de atılan bir sürü yabancı madde altında başını eğmeden, tebessüm ederek sahaya çıkacak?
Belki biraz Sabri...
Selçuk? Burak?
İnşallah ama formayı atan Selçuk kalbimde bir çizik bıraktı, bir daha güvensem mi?
Burak... Melankolik... Bir küsüyor, bir oynuyor...
Neyse işte, başta dedim ya, üzüldüm, kırıldım,küstüm...
Belki bu yazılara ara da veririz... Belki de yazarız...
Galatasaray'dan kopamayız, Galatasaray'a küsemeyiz de...
Futboldan soğudum işte...



STAT: Torku Arena
HAKEMLER: Fırat Aydınus , Aleks Taşçıoğlu, Arkın Akgöl
TORKU KONYASPOR: Kaya - Mehmet Uslu, Dossa , Vukovic, Ali Turan  (Dk.82 Traore), Ömer Ali , Volkan  (Dk.71 Halil İbrahim ), Ali Çamdalı , Meha , Vedat  (Dk.67 Holmen ), Bajic
GALATASARAY: Muslera - Sabri , Chedjou (Dk.30 Semih) , Hakan , Carole , Selçuk , Melo , Sneijder, Poldolski  (Dk.77 Rodriguez ), Umut  (Dk.56 Emre ), Burak
GOLLER: Dk.35 Meha, (Torku Konyaspor), Dk.8 Burak, Dk.39 Semih, Dk.87, Dk.90+4 Sneijder (Galatasaray)
KIRMIZI KART: Dk.66 Carole (Galatasaray)
SARI KARTLAR: Dk.28 Meha,  Dk.45+1 Ömer Ali, Dk.68 Volkan, Dk.83 Holmen, (Torku Konyaspor) Dk.67 Sneijder (Galatasaray)

Güle Güle Felipe Melo


Mehmet abi (Şenol) facebook hesabında oldukça duygusal, tarih kokan, Galatasaray'ı anlatan bir "Melo'ya mektup" yazmış. Ben onun kadar yazabilir miyim, büyük ihtimal yazamam da gözümüzün önünden Melo'nun kayıp gitmesi ve hiç birşeye yaramayan sanal medya isyanlarımız dışında sadece bu satırlar vasıtasıyla bir güle güle yazısı yazar, kalbimdeki hüznü göz yaşları yerine klavyenin harflerine akıtabilirim diye düşündüm. Belki de acımı artık çok az kalan blog okuyucularıyla paylaşarak azaltmak istedim... Belki bir şekilde Melo bu yazıları okur da, kırgın gittiyse bu ülkeden, hala onun için üzülen, onun yaptıklarına değer veren, onu anlayan insanların olduğunu hisseder diye yazmak istedim... Her neyse işte... Gücü elinde bulunduranlar Melo'yu yolladılar ve biz de biçare kaldık... Üzgün kaldık... Tadımız tuzumuz gitti...

İlk topçu muydu Melo, peki bu kadar bağlandığımız? Ljung'u da çok sevmiştim, Falco'yu da... Koseçki'yi çok da iyi hatırlayamıyorum ama gözümün önüme gelen sağanak yağmurlu bir kış gecesi,balçık gibi İnönü stadında Beşiktaş maçında topu sürüklemesi ve ardından Recep'in ona tekme atmaya çalışması... O da çok sevilmiş tribünlerde ki zamanında yapılan "Kosecki, Kosecki, bitmez sana taraftarın sevgisi, ne Adnan ne Yalman, biz de yokuz Kosecki sen olmadan" bestesini alakasız kez çok defa deplasman otobüsünde söylemişliğimiz var... Gütschow vardı bir de, Kadıköy'de Fener'i dörtlediğimiz maçta efsane olmuştu, Alman ajanı filan diyorlardı, daha bir farklı gelirdi, topçu ve ajan, severdik... Simoviç ve Prekazi'ye de yetişemedik, Bulgaristan'daydık, burada büyümüş olsaydık çocukluk kahramanlarımız olurlardı, orası kesin... Orta sahaya kadar zor degaj atardı ama Stauce de gönlümüzü kapmıştı, fena da kaleci değildi, Şampiyonlar Ligi maçlarında hatırlıyorum daha çok Litvanyalıyı... Hafızayı yoklayınca Van Gobbel geliyor birden aklıma, o da savaşçıydı, pes etmiyordu, o yüzden sevmiştik siyahi topçumuzu...  Saunders'ı ve Souness'in bayrak diktiği Fener maçını da unutmadım tabii ki, Galler'den gelmişti, ufak tefekti ama iyi golcüydü Dean Saunders... Sonra Rumenler geldi, Hagi, Popescu, Filipescu, İlie... Ilie de ansızın satılmıştı da ertesi gün İnönü'de bir İstanbulspor mağlubiyeti sonrası göz yaşı dökmüştüm ardından... Taffarel'i de unutmayalım, değil mi? Mondragon, Perez, Fleurquin, unutulur mu? Saygıdan ancak eğilirim önlerinde... Bir de Radu Niculescu vardı, kaç gol attı hatırlamam, az attı da tek golü şampiyon yapmıştı bizi Samsun'da, Şirinler taraftar grubundan yediğimiz taşlar, başlarda akan kanlar ve Radu'nun golü... Üç yıldızı takmıştık formaya... Felipe, Revivo, Lukunku ve Xavier... Farklı saçları ve sakalıyla Xavier, o da savaşçıydı, tekmeye sokardı kafasını Song gibi... Tomas ve Song... Fener'de formayı yere atıp, Galatasaray'da şampiyonluk için göz yaşları döken Tomas... Ya İliç... Sasa İliç, Partizan tribünlerinin "bayrak adamı" İliç, Adnan Polat tarafından cayır cayır koparılmadı mı Galatasaray'dan... Riberry de geçti, Marsilya çaldı elimizden, hoş çalmasaydı da tutabilecek miydik, orası da ayrı bir muamma... Carrusca için çok dua ettik, iyi çıksın, patlasın, göstersin kendini de olmadı, ama onu da mühürledik kalbimize... Nonda, Nonda, Shabani Nonda, kaç santimdi Nonda, Volkan Demirel iyi hatırlar... Lincoln'e doyamadık, Keita'ya da... Kewell'a hiç doymadık, hep kalsaydı bu memlekette istedik...  Sonrası zaten bizim yeni çocuklar, Sneijder'i, Drogba'sı, Elmander'i, Riera'ası...


Ama Melo dört sene içinde 220 küsür maçta öyle izler bıraktı ki, bu saydıklarım arasında çok farklı bir adamdı işte... Öyle istatistik kağıtlarında bulamazsınız Melo'nun değerini, boşa aramayın, kaç maç oynamış, kaç gol atmış, kaç kilometre koşmuş filan... Onlar sıradan topçuların işi, bazı topçular doğuştan özeldir, savaşçıdır, liderdir... Yenilmezdir Melo gibileri... Kolayca pes etmez, bırakmazlar harbi... Onunla her savaşa girersin, zira bilirsin ki herkes kaçsa, arkanda bir tek Melo kalacaktır... Hatırladık değil mi Kadıköy'de maç çıkışı takım arkadaşları kafalarını tutmuş eğilmiş tünele kaçarken, önde parçalı formayı flama gibi göklerde tutarak  başı dik giden Melo'yu... Ya da takım arkadaşına diklenen biri olduğunda karşısında ilk kimi buluyordu? Ara pas yapmış, gol atmış beni çok cezbetmez de, kalemize giden bir forvetin ayağına ölümüne atlayıp, topu kornere çelmesi sonrası kükremesi yok mu? Çekmiyor muydu en uyuyan taraftarı maça, ya gazlamıyordu sahada eli belinde gezen takım arkadaşını... Bunu yazarken de gözümün önüne geldi, ikili mücadele Melo yere düşüyor, hem de yüzü koyun ve top yanından auta çıkıyor da kafasıyla son bir dokunuş peşinde Melo... Bunu ne diye yazar o paçavra istatistik kağıtları...  Yazmaz... Onlar yazmaz da basın da yazmaz... Hatta "kral çıplak" diyen Melo'yu lince de kalkarlar, köpek derler, terbiyesiz derler, "Beni değil, şike ve ırkçılığı konuşun" demiştir çünkü, çekinmeden... Sıkmamıştır Demirören'in elini... Kaç topçu buna cesaret etmiştir, bırak topçuyu İmparator dediğimiz, baba gibi sevdiğimiz Fatih Terim bile Demirören'in yanına gitmek için bırakıvermişti Galatasaray'ı... Ya Emre'ye "go out" demesi... Acun, Emre, Arda tayfasından çekinmeden, gelecek kaygısı olmadan postalamıştı Belözoğlu'nu Sami Yen'den...Sami Yen demişken ne isterdim biliyor musunuz, Mecidiyeköy Ali Sami Yen kapalısında Melo'yu setlerde görmek... Yakışmaz mıydı?


Galatasaray için penaltı bile kurtarmışlığı olan bu adam gibi adam şimdi Galatasaray'dan ayrıldı...
Hem de hak etmediği bir şekilde...
Neden mi?
Doğru söyleyeni de sevmezler, delileri de istemezler bizim buralarda...
Nasıl mı?
Twitterdan ceza verirler, bir takım arkadaşı sahip çıkmaz, sadece taraftar ve Unal Aysal vardır arkasında.... Yalnızlaştırılır...
Emre Belözoğlu'na rest çeker, medyada istenmeyen adam olur, takım arkadaşları Emre ile gece kulüplerinde "kanki" muhabbeti yapar... Küstürülür...
Her platformda şikeyi dile getirir, Galatasaray'ı savunur,  Demirören'in elini sıkmaz, kendisini bir Allahın kulu savunmaz... Üzülür...
Ameliyat olur, takımı yalnız bırakmamak için 1-2 ay içinde sahaya döner, yatarak primleri, transfer taksitlerini alanlara "takım içi denge" muhabbeti yapılır... Şaşırtılır...
Bir Süper Kupa derbisinde kaçırdığı penaltı vuruşu sonrası üzülürken, Volkan kendisine arkadan tekme atar ve yanında takım kaptanı başta olmak üzere hiç bir takım arkadaşını göremez... Dışlanır...
Her maç sonra televizyon kanallarını parsellemiş Fenerbahçe yanlısı yorumcular programa Melo şöyle diye başlayıp Melo böyle diye bitirirken, bir tane kulüp idarecesi çıkıp, "Yeter artık" diyemez... Sahipsiz bırakılır...
Ve kamuoyunda yaratılan "antiMelo" algısı Melo'nun çocuklarına okulda yapılan fiziki saldırı boyutuna da dönüşür, işin en iğrenci... Öfkelenir...


Kırılır... Öfkelenir... Şaşırır... da taraftar vardır arkasında her zaman... O da bunu bilir... Taraftar da... Bakmayın playstation ile büyüyüp, Rıdvan yorumlarıyla futbol muhabbeti yapan yeni yetmelere, taraftar dedim, taraftar, en harbisinden... "Felipe Melo'nun askerleriyiz" diye avazı çıktığı kadar bağıran, duvarları spreyleyen...


Lakin güç başkalarının elindedir... Yönetim "o gidecek, bu kalacak" der... Mantıklı neden arama, "sebep-sonuç ilişkisi" yazılı kağıtlarında kalmıştır... Kopardılar takımın ruhunu, "ben yenilmem, Galatasaray yenilmez" diyenimizi... Ve bizim "deliyi" bizden koparanlar "gitmek istiyor, gitmek istiyor" diye yaygara kopardılar, günahlarını affettirmek istediler de, "Aklımdan gitmeyi hiç geçirmedim" diyen Melo'nun cümlesini küçücük harflerle geçirdiler hiç okunmayacak yerlerde... Olsun, bir gün Dursun Özbek de gidecek, "Melo bize lazım, onu yollayamayız" diyemeyen Hamza Hamzaoğlu da gidecek ve arkalarından kimse üzülmeyecek, kimse üç beş satır yazmaya tenezzül etmeyecek, herkes yeni gelen başkanı, yeni gelen hocayı mutlulukla, umutla karşılayacak. Oysa "para kazandık" diyerek yolladıkları Melo'nun ardından yüzlerce mektup yazılıyor, binlerce kırık kalp göz yaşı döküyor ve gelecek hiç bir topçunun onun kadar sevilmeyeceğini haykırıyor taraftar...


Öyle işte... Sevdiğimiz adam şimdi İtalya'da eski hocası Mancini'nin yanında... Ama o da biliyor, biz de biliyoruz, onu bizim sevdiğimiz kadar kimse sevmedi, kimse de sevmeyecek... Ve şu da kesin ki, bir gün İstanbul'da, Ali Sami Yen'de yine yollarımız kesişecek... Ne demişti son kez insagramda "Bu bir veda mesajı değil, bu tekrar görüşürüz mesajı"...

Görüşeceğiz be Felipe...
Ne biz seni unutacağız...
Ne sen bizi...

Yolun açık olsun pitbull...

Bize yaşattıkların ve kutsal parçalı forma uğruna savaşın için teşekkürler...



26 Ağustos 2015 Çarşamba

Ben Burada Olduğum Sürece


"Ben burada olduğum sürece Vitor Pereira görevde kalacak"
Aziz Yıldırım
Fenerbahçe Başkanı
Hocasına güvenini(!) yansıtırken

Spor Toto 3.Lig 3.Grup/ 1.Hafta


Geçen sene ilk defa 3. ligde mücadele eden ve aşına olmadığı yerde öncelikli hedef olarak kalıcılığı hesaplayan Çatalcaspor, bu sene üst sıraları hedefleyerek lige başladı. Bolu'da yaptığı hazırlık kampının ardından kendi tesislerinde ligin ilk maçı olan Çine Madranspor karşılaşmasına hazırlanan sarı-kırmızılı ekibimiz, lige de deplasmanda alınan üç puanla başladı... Geçen yıl sahasının da onarımda olmasıyla sürekli gurbette olan ve taraftarından uzak kalan Çatalcaspor'u bu sene içeride mümkünce takip edip bloga maçtan fotoğraflar ve izlenimlerle haber yapacağız, twitter üzerinden de maçın kritik anlarını an be an paylaşacağız, gidemediğimiz yerlerde de internetin nimetlerinden yararlanıp sizlerle paylaşacağız maçtan bilgileri. İşte bu hafta sonu 2-0 kazandığımız Çine Madran maçına dair cinemadran.com sitesinin izlenimleri:


Spor Toto 3. Lig 3. Grup'ta ilk hafta kendi sahasında Çatalcaspor’u ağırlayan Çine Madranspor, kendi taraftarı önünde rakibinin 54 ve 90+ 5’de gelen golleriyle yıkıldı.

Çine Yüksel Yalova Stadı'nda oynanan karşılaşmanın ilk yarısında her iki takım da pozisyon üretemedi. Maçın ikinci yarısına hızlı başlayan Çatalcaspor, aradığı golü 54’ncü dakikada İlhan’ın ayağında buldu. Bu dakikada gelişen konuk ekip atağında ceza sahası dışında topla buluşan İlhan, plase bir vuruşla topu uzak köşeye göndererek takımını öne geçirdi: 0-1. 60’da ceza sahası dışında topla buluşan İlhan’ın sert şutunda kaleci Halim köşeye giden topu kornere çeldi. 66’da rakibi karşısında pozisyon bulmakta zorluk çeken ve etkili bir oyun sergileyemeyen Madranspor'un atağında Mustafa Kara’nın ceza sahası içine ortasında Hüseyin'in kafa vuruşunda top farklı bir şekilde auta gitti. 80’de gelişen Çatalcaspor atağında Sezer’in ortasında arka direkte topla buluşan Engin, müsait pozisyonda meşin yuvarlağı yan direğe nişanladı. 88’de Ertuğrul’un ceza sahası içine ortasında Aykut’un sert şutunda Halim gole izin vermedi. 90+5’de oyuna ikinci yarı dahil olan Sezer maçın skorunu belirleyen golü kaydetti: 2-0.
Madranspor, ligin ilk maçında kendi sahasında oynadığı vasat futbolla hem üç puandan oldu, hem de taraftarını üzdü
ÇİNE MADRAN – ÇATALCASPOR :0-2
 STAT: Çine Yüksel Yalova
HAKEMLER: Hasan Kılıçaslan **, Mustafa Akkuş **, Adem Şahan **
ÇİNE MADRANSPOR: Halim **, Yunuscan *, Hüseyin *, Mustafa *, Mustafa Kara * (78 Mert *), Gökhan *, Emre * (62 Osman Doğru*), Muhittin *, Mustafa Acar *, Semih * (62 Oğuz *), Osman *
ÇATALCASPOR: Sercan **, Oğuz **, Evren **, Eren * (62 Ertuğrul **), İlhan **(76 Engin **), Sertaç ** (80 Sezer **), Mikail **, Aykut **, Halit **, Gökhan **, Murat **
GOLLER: Dk 54 İlhan ve 90+5 Sezer
SARI KARTLAR: Yunuscan, Muhittin ve Emre (Madranspor), Sercan, Evren ve Sertaç (Çatalcaspor)

Bu arada grubumuzun diğer maçlarına da göz attığımızda Darıca Gençlerbirliği, Gölcükspor'u deplasmanda 3-1 yenerken, bu sene Diyarbakirspor'da transfer edilen Nurullah Dağaşan hattrick yaptı ve maçın yıldızı oldu. Bayburt'ta sarı kartların havada uçuştuğu maçta ise Bayburt Grup Özel İdare geriden gelerek Beylerbeyispor'u 2-1 mağlup etti. Ev sahibi adına iki golü de Hayri Mert Yomralıoğlu kaydetti. İlk haftanın lideri Batman Petrolspor, Sandıklıspor'u 4-1'le geçerken, dört atan başka bir takım olan Van Büyükşehir Belediyespor, Tavşanlı Linyitspor'u 4-2 yendi. "Van kedilerinin" gollerine Ömer Yıldız (2), Medeni Bingöl ve Ali Kurt imza atarken, hocaları "bir zamanların transfer yıldızı" Tarık Daşgün'ü de mutlu ettiler. Üç kırmızı kartın çıktığı maçta Kastamonu 1966, Manavgaspor'u 2-0 mağlup etmeyi bildi ve lige iyi bir başlangıç yaptı ama Uğur Çelik'i kaybetti. Geçen senenin flaş takımı Çorum Belediyespor, iç sahada Ali Eren Beşerler'in hocalığını yaptığı Dersimspor'a 2-1 kaybederken Mustafa Aydoğdu takımı adına 2 golle yıldızlaştı. Bu arada Ali Eren hoca futbolculuktaki sert tavrını topçularına da yansıtmış olacak ki Dersimspor'dan 7 oyuncu bu karşılaşmada sarı kartla tanışmış oldu. Grupta "ne sevinen ne de üzülenin" olduğu iki maç ise 24 Erzincanspor-Körfez İskenderunspor (1-1) ve Bergama Belediyespor-Dardanelspor (0-0) arasında oldu.

Gölcükspor-Darıca Gençlerbirliği: 1-3
24 Erzincanspor-Körfez İskenderunspor: 1-1
Bayburt Grup Özel İdare-Beylerbeyi: 2-1
Batman Petrolspor-Sandıklıspor: 4-1
Van Büyükşehir Belediyespor-TKİ Tavşanlı Linyitspor: 4-2
Kastamonuspor 1966-Manavgatspor: 2-0
Çorum Belediyespor-Dersimspor: 1-2
Bergama Belediyespor-Dardanelspor: 0-0
Çine Madranspor-Çatalcaspor:  0-2




Blog Widget by LinkWithin