21 Şubat 2009 Cumartesi

Konfeti#5









Kızılyıldız
Delije grubu

Teknosa Türkiye Kupası


Basketbol sahasında futbol oynardık ve "şu potaların yerine kale dikseler" diye iç geçiriridik... Sonra nasıl oldu bilmem İsmet Badem ve Murat Murathonoğlu'nun anlattığı basketbol maçlarını izlerken buldum kendimi... Efes Pilsen Avrupa'da Naumoski'nin liderliğinde ilerliyordu ben de televizyonda basketbol izleyeceğim diye ödev yapmıyordum... Sonra lise yıllarında Tofaş ile tanıştık, internetten bihaber, Atatürk Spor salonunun önünden geçerdik "acaba maç var mı?" düşüncesiyle... Efes Koraç'ı kazandı, Ülker basketbol takımı kurdu, Tofaş kendi sahasında finali Yunanlılara verdi... "Basketbol futbolu geçecek mi?" sorusu yer edinirken kafamızda, "evet" cevabını güçlendirmek için de FanatikBasket gazetesini, ardı ardına çıkan basketbol dergilerini, her mahallede yapılan basketbol sahalarını, Bursa Kültürpark'taki Basketbol sokağıni bir çırpıda sayıverirdik... Sonra bu güzel oyunun üstüne nedense kara bulutlar çöküverdi... Tofaş kapandı, maçlar Show TV ya da şifresiz Cine 5'ten uydudan yayın yapan Sky Türk'e geçti, Fanatik Basket tad vermez oldu... O günden bugüne geçen süreçte de lig maçlarının açık kanaldan verilmesi ile canlanan baskekbol sevgisi, şifresiz verilmesiyle tekrar düşüşe geçiyor... Bir kaç yıldır NTV'nin başta Murat Kosova ve Kaan Kural ile bir yerlere getirdikleri basketbol ateşi, bu yıl Basketbol Liginin Digitürk'ün "paralı" kanalına geçmesiyle tekrar dibe vurdu... Digitürk kendi kanallarından artık basketbol maçlarını şifresiz yayınlamaya başladı ama bu da yetmez... NTVSpor'un dün yayınladığı Teknosa Türkiye Kupası maçlarının cuma olmasına rağmen raitingi oldukça yüksekçıkmıştır, eminim...

Basketbolu izlemeyi özlemiş olmalıyım ki, dün maç öncesi içimde farklı bir heyecan vardı... Saat 15'e kadar rakı-meze alışverişini tamamlayıp, maç saati güzel bir masa eşliğinde oturdum izlemeye Galatasaray'ı... Eksik kadroya rağmen müthiş maç çıkardı Galatasaray. Zaten bir kaç hafta önce Sky Türk'ün şifresiz verdiği maçta izleme şansı bulmuştum iki takımı ve Galatasaray eksik oynasa da maçın favorisiydi... Murat Kosova ile Kaan "artık bu üçlük yüzdesi sona erer" dedikçe Galatasaray'lılar ardı ardına atıyorlardı üçlükleri... Hüseyin'i Efes'teki dağınık ve çözmez günleri bitmiş, şarap gibi yıllar geçtikçe, hata günler geçtikçe daha da başarılı maçlar çıkarıyor... Bursa'lı Cüneyt ve Polat'ı seyretmek ise ayrı bir zevk ve gurur veriyor... Özellikle Bursa Erkek Lisesi bahçesinde onları seyrettiğim günler akla geldikçe, nereden nereye diyor insan... Cüneyt'in maçın ilk periyodu biterken attığı üçlük, turnuvanın final jeneriğine konuşacak cinstendi. Murat Kaya'ya da ayrı bir paragraf açmak lazım... O kadar sade oynayıp, o kadar yararlı işler yapıyor ki... Tıpkı basketbol dışındaki hayatı gibi... Sade ve mütevazi... Bir de Koray Hoca var tabii ki... Adını Galatasaray'ın tarihine yazdırma şansı geldi eline, kadro pek te fena değil, bu fırsatı kaçırmaz umarım... Galatasaray'ı daha önce çalıştırdığı dönemde de elinde iyi bir kadro vardı ama takım iyi bir derece yapamamıştı... Ben pek sevsem de bizim birader kendisine "kıl" olurdu Davison'ı oynatmadığı için, hala da sevmez... (Kardeşim: Geçen gün doğum günü hediyesi veremedik uzaktaydın, buraya tıkla hediyen için) Dün turu geçen Galatasaray bugün Erdemir ile yarı final maçına çıkacak... Diğer yarı finalde ise Efes Pilsen ile Fenerbahçe karşılaşacak... Galatasaray-Fenerbahçe finali olursa da ilginç bir durumla karşılaşacağız. Artık kaçıncı yılına giriyor hatırlamadığım "rakip takımın deplasman maçına gitmesinin yasaklanması" uygulaması sonrası hep tek tribüne oynanan basketbol derbilerinde bu kez iki takım taraftarı da olacak... Ve umarım ki Galatasaray finale çıkar ve artık özlediğimiz Türkiye kupasına sahip olur. En son kupayı aldığında yine televizyondan izleme şansımız olmuştu ve rahmetli Aydan Siyavuş yönetiminde Mavi Jeans Ortaköy'ü yenmişti... O maçın yıldızı Nickerson'ın Galatasaray formalı fotoğrafını aradım ama bulamadım nette, saygı olması anlamında 1994-1995 kadsrosunu analım:

Burak Sezgin, Davit Henderson, Derrel Hodges, Gaylon Nickerson, Jevon Crudup, Levent Topsakal, Lütfü Arıboğan, Mert Uyguç, Murat Oktay, Ömer Büyükaycan, Ömer Kart, Rıza Aşkın Gür, Rüçhan Tamsöz, Samer Şenbayrak, Selim Demir, Yiğit Özmen

Uşakspor Amatör Ligte!



Uşakspor oyuncularının formalarını sahaya bırakıp şehri terketmesi, oyuncu bulamayıp maçlara 9 kişi cıkması gibi olaylar maalesef Uşak halkı ve ileri gelenlerini uyudukları derin uykudan kaldırmaya yetmemiş ki bu pazar oynanması gereken Uşakspor-İnegölspor maçı Uşak yönetiminin "Profesyonel ligten çekilmek istiyoruz" yazısı sonrası iptal edilmiş...Federasyon dikelçeyi kabul ederse Uşakspor amatör liglerde mücadele edecek ve sayıları parmakla da sayılsa canı gönülden memleketlerinin takımı için bugüne kadar birşeyler yapan taraftar ve futbolcuların emeğine yazık olacak... Solacık. net sitesinde Uşak takımının durumuyla ilgili vurucu bir yazıya rastladım, buraya da koymak gereği hissettim:

1990 doğumlu Halil Adıyaman-Besnili... Yine aynı yaştaki Bülent Burdurlu.. Bir yaş küçük arkadaşları Ahmet Ağrı-Diyadinli... Onun yaşıtı Mehmet Ali Afyon-Sandıklı'dan.. Emre, Hamza, Ümit, Uğur.. Dördünün ortak yanları hem 1993 doğumlu olmaları, hem de Uşaklı olmaları.. En yaşlıları ise 86 doğumlu Emrah... Kimler mi bunlar? Bu kardeşlerimiz TFF 3. lig 3. grup takımlarından Uşakspor'un futbolcuları...

Birkaç yıl öncesine kadar 2. lig A kategorisinde mücadele eden, altyapıdan yetiştirdiklerinin yanına süperligden futbolcu da transfer edebilen mazisi 40 yıl öncesine yaklaşan bir kent takımıdır Uşakspor... Detaylarına kentte yaşayanların da vakıf olduğunu sanmadığımız fakat memlekette onlarca çarpık kulüp yönetimi örneğiyle tanışık olduğumuzdan olsa gerek “bildiğimiz” nedenlerden dolayı tam anlamıyla paraşütsüz bir düşüş yaşamaya başlar Uşakspor... Önce 2 lig A kategorisinden düşer...

Kulüp başarılıyken bedava reklam yapma fırsatını kaçırmayan ağalar-beyler, 59 kişilik bir yönetim oluştururlar, servetlerinin toplamı memlekette birçok kulübü ihya edecek düzeydedir bu beylerin... İcraata başlarlar derhal, olmadık futbolculara olmadık transfer ücretleri öderler, Süperlig'de dönmeyen paralar döner Uşakspor'un transferlerinde, tesisler plazma TV'lerle donatılır... Kent halkı kentin sanayicilerin, işadamlarının, öndegelenlerinin Uşakspor'a yaptığı büyük yatırımı izlemektedir. İşler kötü gidip rüzgar terse dönünce bu sefer yelkenlerini kaçmak için açar efendiler. O zaman anlaşılır kimsenin cebinden para vermediği, tüm o “malzeme yardımları”nın, “size adam transfer ettim” şovlarının kulübün borç defterine yazıldığı... İsimlerini burada anıp reklamlarına alet olmak istemediğimiz eski yöneticiler alacaklarına karşılık kulübün gelirlerine temlik koydururlar... Kente onlarca futbolcu gelir transfer döneminde, hatta antrenmanlara başlarlar fakat eski başkanın “önce alacaklarımı verin” inadı yüzünden kulüp kimseyle sözleşme imzalayamaz. Elde kalan oyuncular, altyapıdan çıkarılan çocuklar tüm çabalarına rağmen başarılı olamazlar, takım yine düşer, artık bir 3. lig takımıdır Uşakspor...

Kapanmanın eşiğinden dönen kulüpte yönetim değişmiştir fakat kötü gidişe çare bulunanamıştır. Transfer yasağı sürmektedir. Toplam borç 1.700.000 YTL'dir... Hikayenin tam da bu noktasında yukarıda isimlerini andığımız kardeşlerimiz sahneye çıkar. Kendi ceplerinden lisans ve muayene masraflarını karşılarlar, 3. ligde oynamak için kendi kendilerini “profesyonelliğe” geçirirler ve kentlerinin takımları amatöre düşürülmesin diye en amatör ruhlarıyla maçlara çıkarlar. İlk maç kendi sahalarındadır ve amatörden yeni yükselmiş Düzcespor'a 4 dakikalık uzatmaların uzatmalarında yedikleri golle 1-0 yenilirler. İkinci hafta rakip Orhangazispor'dur ve bu yazıyı yazmamıza sebep olan skor çıkar ortaya: 10-0. Sonraki haftalardaki skorlar 6-0, 5-0, 3-0, 8-0 ve en son 1-0 olur... 7 haftada 34 gol yiyen Uşaksporlu çocuklar henüz gol atamamıştır. Yine de tüm amatörlükleriyle, iyiniyetleriyle, cesaretleriyle, inatlarıyla maçlara çıkmaya devam ediyorlar, futbol denen güzel oyun bitmesin, perde inip, sahne kapanıp gösteri sona ermesin diye çabalıyorlar. Hem de ekonomik sorunlar çözüldüğünde açıkta kalacaklarını bile bile...

Vazgeçmeyin çocuklar, asıl biz yemişiz o golleri, size bişey olmasın.. Biz, futbolu sevenler fakat yolsuz yönetimlere, çabasını sadece oya tahvil edebileceği dönemlerde ortaya çıkarak gösteren siyasetçilere, belediyecilere gücü yetmeyenler yedik o golleri.. Biz, kentinin takımının maçına gitmeye tenezzül etmeyip İstanbul'un hiç görmediği semtlerinin takımlarına taraftar olanlar yedik o golleri.. Biz, altyapıdan gelen gençlere birkaç maç bile tahammül edemeyip heveslerini kıranlar yedik o golleri, transfer edilen futbolcu sayısıyla başarıyı doğru orantılı sananlar yedik, futbolu baronların, mafyacıların, simsarların yönettiğini farketmeyen, farketse bile ses çıkarmayanlar yedik, spora değil de skora bakıp maç yorumlayanlar, tek yolu kazanmak sayanlar yedik... Biz daha çok gol yeriz... Biz yeriz o golleri, sizin bu güzel oyuna olan sevginize bişey olmasın...
Direnin çocuklar!!

* Bu yazı 15 ekim 2008 tarihinde yazılmıştı. Yazı yazıldıktan bir süre sonra Uşakspor başkanı ve bazı eski yöneticileri suç işlemek için teşekkül oluşturmak suçlamasıyla gözaltına alındıktan sonra tutuklandı. 29 Ekim tarihinde yapılan kongrede yeterli çoğunluk sağlanamadı, 5 Kasım'a ertelenen kongre yapılamadı ve kulüp defterleri Uşak Valisi'ne teslim edildi.
Uşakspor bugüne kadar oynadığı 18 maçı da kaybetti, 80 gol yedi ve sadece 6 gol atabildi. Başlarında idareci olmaksızın gittikleri deplasmanlarda rakip kulüpler tarafından misafir ediliyorlar ve tüm sorunlarına rağmen sahaya çıkıp mücadele ettikleri için rakip taraftarlar tarafından alkışlanıyorlar.

20 Şubat 2009 Cuma

Bordeaux Maçına Bilet


Galatasaray-Antalya Beldiyespor basketbol maçını izledikten sonra internette ne var ne yok diye bir baktığımda Oğuz Yılmaz isimli bir kardeşimizden gelen bir maille karşılaştım. Belki diğer Galatasaray'lı bloggerlara da atmıştır aynı maili, burada yayınlamamın bir sakıncası yok zannediyorum:

üstadım selamlar..
Ben galatasaray taraftarı bir üniversite öğrencisiyim sırf 2.bordo maçını izlemek için arkadaşım ile malatyadan buralara geldik fakat kredi kartı azizliği yüzünden bilet alamadık siz iyi bir galatasaraylı olarak acaba bilet nasıl temin edebiliriz yardımcı olabilirmisiniz bize


Bu mailden sonra Alpaslan abi, aklıma geldi, hep böyle mailler alır, bir şekilde onlara cevap verir, Galatasaraylıların dertlerine deva bulurdu... Galatasaray.org'ta belirttiğine göre biletler de tükenmiş ve şu anda Oğuz'a u/M vasıtasıyla bilet satacak bir gönüllü aramak dışında yapabileceğim bir şey yok maalesef... Evet, elinde fazladan 2 bileti olanlar Oğuz ve arkadaşına yardımcı olabilirler mi? Bu arada mail adresi dışında onlara ulaşacağım bir numara da yok... Yorumları Oğuz okuyordur, oradan irtibata geçer eğer hayırlı bir cevap çıkarsa...

Çekilsene Be Kadın [20-22 Şubat]

20 Subat Cuma

20.00 Gaziantepspor - Besiktas (LIG TV)
21.30 Schalke - Dortmund (KANAL 24)
23.00 Pacos Ferreira - Porto (SPORMAX)

21 Subat Cumartesi

14.45 Aston Villa - Chelsea (SPORMAX)
15.00 Trabzonspor - Denizlispor (LIG TV)
16.30 Bayern Munich - Koln (KANAL 24)
17.00 Bologna - Inter (NTV)
17.00 Middlesbrough - Wigan (SPORMAX)
19.00 Genclerbirligi - Fenerbahce (LIG TV)
19.00 Roma - Siena (NTVSPOR)
19.30 Manchester United - Blackburn (SPORMAX)
20.00 Nancy - Lyon (KANAL A)
21.00 Barcelona - Espanyol (NTVSPOR)
22.00 Nice - Rennes (KANAL A)
22.00 Sporting Lisbon - Benfica (SPORMAX)
23.00 Sevilla - Atletico Madrid (NTVSPOR)

22 Subat Pazar

15.00 Sivasspor - Eskisehirspor (LIG TV)
15.30 Fulham - West Bromwich (SPORMAX)
16.00 Milan - Cagliari (NTV)
17.00 Liverpool - Manchester City (SPORMAX)
18.00 Bayer Leverkusen - Hamburg (KANAL 24)
18.00 Marseille - Le Mans (KANAL A)
19.00 Galatasaray - Kocaelispor (LIG TV)
21.10 Lanus - Boca Juniors (NTVSPOR)
22.00 Lille - Monaco (KANAL A)



Kaynak

The Damned United



İngiltere'de geçmişini özlemle anan ama buna rağmen hala taraftarının terk etmediği Leeds United ve özellikle de kulübün en başarısız menajerlerinden biri olan Brian Clough hakkında eğlenceli bir yapım çıkmış sinema severlerin karşısına... Clough, Leeds takımının başına geçer ve 44 günlük Leeds kariyerinde takımın başında çıktığı 6 maçtan sadece birini kazanma başarısı gösterir ve doğal olarak kovulur. Kovulması karşılığında da o döneme göre oldukça büyük bir meblağ tazminat alır... David Peace'in gerçek bir hikayeye dayalı olarak yazdığı The Damned United adlı kitabından aynı adla sinemaya uyarlanan filmi, Leeds taraftarı izler mi bilinmez ama ben arşivime katma arzusundayım...

En Pahalı Kaza!



Cristiano Ronaldo'nun havaalanından antrenmana giderken bir tünelde yaptığı kazayı burada belirtmiştik. Ön tarafı tamamen mahvolan Ferrari'den yaralanmadan çıkmayı başaran Portekizli, daha sonra da antrenmana çıkmış ve eve arkadaşlarının arabasıyla dönmüştü. Kullanılamaz hale gelen araba için giden 200 bin pounda üzülürken 7 numaralı futbolcu, bir darbe de Manchester Havaalanı yetkililerinden geldi. Yapılan kaza sırasında meydana gelen hasarın bedeli 20 bin pound... Belki Ronaldo'nun kazandığı paraya bakınca çok da önemli bir meblağ değil onun için ama 220 bin poundla neler neler yapılır, düşünmek istemiyorum... Kazayı sıradan bir vatandaş yapsaydı acaba yine 20 bin pound mu çıkardı hasar masrafı, bilemiyorum... Şöhretin bedeli bu olsa gerek...

Son Mektup


Botev taraftarından...

Türkçe meali:
"Sevgilim, ben futbol maçına gidiyorum. Daha sonra da domuz gibi sarhoş olacağım ve eve geri dönmeyeceğim!
Öptüm!"

Yasak Mı?



Tuttuğunuz takımınızın maçına gider misiniz? Ya hazırlık maçına? Ya deplasmana? Ya yurt dışı deplasmana? Soruları sordukça "evet"lerin cevabı azalacaktır doğal olarak. Bulgarsitan'In CSKA Sofia takımı taraftarları da kırmızılıların devre arası kamp yaptığı Yunanistan'a CSKA'nın Iraklis ile yapacağı hazırlık maçı için Bulgaristan'dan kalkıp maçın oynanacağı stada gelirler. O ana kadar herşey planlandığı gibi giderken, stad gişelerinde duyarlar kötü haberi: Maça CSKA taraftarı alınmayacaktır. Bir taraftarın başına gelebilecek en berbat durumdur... "Kuzu kuzu" geri mi dönmüş Bulgarlar, tabii ki hayır, kimi çöp bidonunun üstünde, kimi de duvarın üzerinde maçı izlemeden dönmeyiz demişler, dediklerini de yapmışlar...

19 Şubat 2009 Perşembe

Van Der Sar Rekora Doğru

Kasımdaki Arsenal maçında Nasri'den yediği gollerden beri Manchesterlı Edwin Van Der Sar hiç gol yemiyor. Haftasonu Everton maçından da temiz çıkınca 1.112 dakika gol yemeyerek İngiltere rekorunu kırmış oldu. Bu konuda Avrupa rekoru 1990'da 1.390 dakika gol yemeyen Brugge kalecisi Dany Verlinden'in elinde. 1977-78 sezonunda 1.816 dakika gol yemeyen Vasco da Gamalı Mazaropi'nin Dünya rekorunu ele geçirmek için, Van Der Sar içerisinde Aston Villa ve Liverpool maçlarının da bulunduğu 4 Nisan'a kadarki süreçte gözünü dört açmalı.

Benjamin Lionel Aguero Maradona



Maradona ailesi için 19 Şubat her sene oldukça mutlu bir an olarak anılacak. Diego Armando Maradona'nın kızı Giannina saat 19.00'da Madrid Üniversitesi hastanesinde 3 kilo 660 gram ağırlığında nurtopu gibi bir erkek bebek dünyaya getirdi... Bebeğin annesi doğumhanede, müstakbel baba Aguero da heyecen içinde koridorlarda dolaşırken, artık "dede" sıfatını alan Maradona da genç çifti yalnız bırakmadı... Babası ve dedesi futbolcu olan bebeğe, başka bir futbolcu olan Lionel Messi'nin adı verildi. Daha dünyaya gözlerini açar açmaz futbol dünyasının ve medyasının içinde yer alan ufaklık bakalım ilerde futbolcu olacak mı?

Doğmamış Çocuğa Don Biçmek



Liverpool takımı her yıl Hillsborough faciasının yıl dönümünde yönetim ve oyuncular birarada Hillsborough faciasında yaşamlarını yiterenlerin huzurunda saygı duruşunda bulunup, o "kara" günde hayatlarını kaybeden 96 futbolseveri anmaktadır. Bu yıl da kırmızılı kulübün yetkilileri aynı geleneği sürdümeyi planlıyorlardı, ta ki UEFA'nın Şampiyonlar Ligi programını inceleyene kadar. Daha önceden belirlenen fikstüre göre, eğer Liverpool, Real Madrid'i eleyip çeyrek finale kalırsa, çeyrek finalin rövanş maçının tarihi Hillsborough faciasının yıldönümüne geliyor. Liverpool'lular bu konuyu UEFA'ya bildirmiş ama aldıkları cevap "Doğmamış çocuğa dön biçilmez" şeklinde olmuş... Şimdi, Real Madrid maçlarının oynanmasını bekliyor İngilizler, UEFA'ya ikinci bir erteleme talebinde bulunmak için... Eğer Liverpool tur atlarsa, göreceğiz bakalım endüstriyel futbolun temel direği televizyonlar mı galip gelecek ve "maç günleri asla değişmez" diyecekler yoksa manevi bazı duygular hala var olduğunu hissetirecek mi?

Buzda Dans


"İngiltere'de televizyon programları oldukça başarılı, özellikle Buzda Dans isimli programı zevkle izliyorum. Bir ünlü ve yanında buz pateni bilen biri beraber dans ediyorlar. Bir gün beni de bu yarışmada görebilirsiniz."

Fernando Torres
Liverpool'lu Oyuncu

Futbol dışı zevkleri hakkında konuşurken

Anti Beckham






Beckham'ın Milan'da kalmak arzusunu açıklamasından sonra LA Galaxy taraftarı da koymuşlar tepkilerini: "Bizi istemeyeni biz hiç istemeyiz" demişler ve 23 numaralı oyuncuyu protesto etmişler... Pek beklemezdim Amerikalılardan böyle ultras tepkiler, şaşırttılar beni, helal olsun diyelim buradan...

"Chelsea Bitti"


"Scolari'nin yollanmasından sonra Chelsea'nin şampiyonluğu kazanma şansı sona erdi. Birincilik mücadelesi bizim ile Liverpool'un arasında geçecek. Belki Aston Villa bizi zorlayabilir..."

Sir Alex Ferguson
Manchester United menajeri

Scolari'nin takımdan ayrılmasını değerlendirirken

Bordeaux:0-0:Galatasaray


Antalya mağlubiyeti sonrası Fransa'dan mağlubiyetle dönecek bir Galatasaray'ı, özellikle Skibbe'yi "tefe koyup oynatmak" için bekleyenlerin sayısı o kadar çoktu ki, Alman hocanın korkak bir oyun oynacağını bekliyordu herkes. Oysa genç hoca, Avrupa maçlarında hep yaptığı gibi yüreklice gitti rakibinin üzerine. Tabii, geri dörtlüde Hakan Balta'nınn eksikliğinin hissedilmesine rağmen, orada görev yapan Emre, Servet ve Meira görevlerini layıkıyla yerine getirdiler... İlk on-on beş dakikada Barış görev yerini yadırgadı ve ev sahibi o bölgeden gelmeye çalıştı ve maçtaki tek tehlikeli atağında top direkten döndü... Onun dışında ideal kadrosuyla sahaya çıkan Galatasaray, herkesle başa baş oynayabileceğini gösterdi...Lincoln, Kewel, Baros ve Arda'yı sahada görünce biz seyirciler kadar sahadaki topçuların da kendilerine güveni geliyor. Özellikle Lincoln varsa, Ayhan ve Mehmet Topal ekstradan bir "oyun kuruculuk" ile kafalarını yormayıp, en iyi yaptıkları iş olan "top kazanmaya" odaklanabiliyorlar. Mehmet Topal'ın dün geceki oyunu Avrupa şampiyonası öncesi formunu hatırlattı bana... Aslında Skibbe'nin cesur oyunu, meyvelerini de verecekti ama Galatasaray'ın frenini maçın hakemi çekti. Kalecinin baros'a çarptığı pozisyonda bir tek penaltı vermeyecek kişi İsviçreli Claudio Circhetta'ydı ve o da verilebilecek en ters kararı verdi: Sarı kart, ama Baros'a... O penaltının verilmesi halinde, bir Herta ya da Benfica maçı daha izleyebilirdik... Maç içinde o kadar "pısırktı ki" hakem, sanki "0-0 bitsin, kimse üzülmesin" talimatı almış gibiydi... Maçın 75. dakikasında Bordeaux'lu Wendel'in ceza sahasındaki düşmesine penaltı verebilirdi, vermedi... Sarı kart gösterdi, Wendel alkışladı, sarı vermeliydi, yine vermedi... Ne şiş yandı ne kebap... Tura sadece galatasarylı topçular inanmamıştı, Galatasaray tarafının da takıma güveni tamdı ki, TRT'nin tribünleri gösterdiği saniyelerde İstanbul'dan deplasamana gitmiş pek çok tanıdık sima göze çarptı... Zaten bu iş bir ekip ruhudur... Taraftar-Futbolcu-Yönetim... Maçın belli bölümlerinde Bordeaux'un üstün gözükmesine rağmen, Galatasaray'ın akıllı oyunu sayesinde maç 0-0 sonuçlandı ve hesap kesim tarihi de 26 Şubata kaldı...

BORDEAUX: Rame, Placente (Tremoulinas dk. 84), Diawara, Henrique, Jurietti, Wendel (Fernando dk. 75), Cavenaghi, Gourcuff, Diarra, Jussie, Chamakh (Gouffran dk. 75)
YEDEKLER: Valverde, Planus, Traore, Bellion
TEKNİK DİREKTÖR: Laurent Blanc
GALATASARAY: De Sanctis, Servet, Meira, Mehmet Topal, Emre Aşık, Barış, Ayhan, Arda, Lincoln (Mehmet Güven dk. 87 ?), Kewell (Sabri dk. 65), Milan Baros (Nonda dk. 46)

YEDEKLER: Aykut, Emre Güngör, Volkan Yaman, Ümit Karan
TEKNİK DİREKTÖR: Michael Skibbe
SARI KARTLAR: Milan Baros, Emre Aşık (Galatasaray), Henrique, Jurietti, Placente, Wendel (Bordeaux)

18 Şubat 2009 Çarşamba

Murat Elsaleh Fotoğraf Yarışması


ultrAslan-UNİ'nin kuruluşunda beraber olduğumuz, deplasmanlarda ve iç sahalarda omuz omuza yaptığımız, evinde misafir olduğumuz merhum kardeşimiz Murat Elsaleh'in anısına artık geleneksel hale gelen fotoğraf yarışması için başvurular ultraslan. com'da alınmaya başladı. Foto Murat'ın anısı ancak onun en sevdiği iş olan fotoğrafçılık ile alakalı bir konuda yaşatılacağı için mümkün oldukça fazla katılım sağlamalıyız bu yarışmaya. Geçen seneki yarışmanın ödül törenine Alpaslan Dikmen de katılmıştı ve ilk üçe giren fotoğraf sahiplerine ödüllerini vermişti.
Bu yılki yarışma ile ilgili şartname :


Yarışmanın katılım şartları:

1- Her katılımcı bu yarışmaya 1 (bir) adet fotoğraf ile iştirak edecektir.

2- Fotoğraf e-Mail yolu ile yarisma@ultraslan.com adresine gönderilecektir.

3- Fotoğraflar ultrAslan yetkilileri tarafından ön elemeden geçirilecektir.

4- Finale kalacak olan 10 fotoğraf www.ultraslan.com ‘da oylamaya sunulacaktır.

5- Oylama 24 Mart 2009 tarihinde başlayacak ve 31 Mart 2009 gecesi sona erecektir.

6- Yarışma sonucu 2 Nisan 2009 günü www.ultraslan.com dan açıklanacaktır.

7- Ödül töreni tarihi ve dereceye giren fotoğrafların sahiplerine verilecek armağanlar daha sonra açıklanacaktır.

TV'de UEFA Gecesi


Zenit St. Petersburg vs Stuttgart
19.15
ZDF

Werder Bremen vs AC Milan
21.35
ZDF

Bordeaux vs Galatasaray
21.45
TRT1

Paris St Germain vs Wolfsburg
23.30 -Bant
ZDF

Fortis Türkiye Kupası Yarı Final



Fortis Türkiye kupasında yarı final kuraları çekildi ve eşleşmeler şu şekilde oldu:
ANKARASPOR-BEŞİKTAŞ
FENERBAHÇE-SİVASSPOR
İlk maçlar 4 Martta oynanırken, rövanşlar ise 22 Nisanda oynanacak. Daha önce yaptığımız ankette kupayı Beşiktaş'ın alacağını söylemişti u/M okurları, bu eşleşmeler sonrası da tahminleri daha da sağlamlaştı. Beşiktaş, Ankara deplasmanından istediği skorla döner ve İnönü'de de final biletini alır. Bülent Uygun'un Sivasspor'u ise Galatasaray'a yaptığını Fenerbahçe'ye yapmaya çalışacak, Kadıköy'de en kötü bir beraberlik alıp, rövanşta turu atlamak düşüncesi ile mücadele edecekler. Ama, Sivas'taki maçın nisan ayının sonlarına doğru oynanacak olması, "saha zemini avantajını" Yiğidoların elinden alacaktır ve Beşiktaş'ın finaldeki rakibi Fenerbahçe olacaktır...

Yohann Pele


İnsanların ismini duyduğunda soyadından dolayı dikkati çeken Yohann Pele, takımının kalesinde yaptığı kurtarışlarla Arsenal, Tottenham, Portsmouth, Roma ve Bordeaux gibi takımların da ilgisini çekmiş... Bütün kariyeri boyunca Le Mans formasi giyen Fransız kaleci "Artık ayrılma vakti geldi" diyerek Arsenal ve Bordeaux'nun teklifleri arasında gidip gelmekteymiş. "Bordeaux için oynamak iyi ama bu Fransa'da kalacağım anlamına gelir, oysa Arsenal ile yurt dışı tecrübesi yaşacağım" diyen 26 yaşındaki kaleci kontratının bittiği gün gideceği takımı da açıklayacakmış... Pele'nin gözü yükseklerde ama ne olur ne olmaz sene sonunda kaleci arayan takımlar listelerine not etsinler bu kaleciyi...

17 Şubat 2009 Salı

Love Street


Ne kadar güzel isim vermiş St Mirren taraftarları kendi stadlarına: Love Street. Klasik ve soğuk bir St Mirren Park yerine "aşk sokağı" ismi takımlarına olan duygularını açıklaması adına oldukça manidar. Kim bilir ne aşklar, ne sevinçler, ne hüzünler yaşandı stad içinde ve dışında yıllar boyu. Ve 1894te açılan bu tarihi stad 2009 senesinde kapılarını taraftarlara kapadı. Son oynanılan St Miren-Motherwell maçı da golsüz ve dostça sona erererek... Sami Yen'den Olimpiayat'a yolcu edilmeden önce bizler "hatıra" olması babında eski açığın koltuklarını kırıp evlere koltuk parçalarıyla dönmüştük, İskoçlar ise atkılarını bırakmışlar stadın duvarlarında... Endüstriyel futbol da boş durmamış, bu tarihsel andan da fırsat yaratmış ve St Mirren kulübü yıkılacak olan stadın çimlerini ve staddan hatıra eşyaları satışa çıkarmışlar... Bu sezon bakalım Galatasaray yönetimi nasıl bir karar alacak bu konuda, Galatasaray Store'larda Ali Sami Yen stadına ait ne tür hatıralar, nasıl fiyatlara satılacak...

Satılık UEFA Madalyası



Alper Tezcan ismini Galatasaray'ın Uefa macerasını takip edenler iyi bilirken, genç nesiller ise pek hatırlamıyorlardu. Galatasaray'ın alt yapısında yetişmiş ve Fatih Terim de elinden tutup UEFA maçlarında oynatmıştı. İşte kendisini göstereceği bu maçlardan biri olan Bologna maçının son dakikasında oyuna girdi ve bir çarpışma sonrası ayağı kırıldı. İşte ne olduysa bundan sonra oldu, Alper'in iddialarına göre kulüp kendisine sahip çıkmadı, Galatasaraylılara göre ise Alper kendisine iyi bakmadı... Olayın iç yüzünü bilmiyorum, kulaktan dolma haberlere sahibim Alper Tezcan vakası hakkında ama Celal Gürcan ile 2001 yılında bir görüşmem olmuştu ve Okan ile Emre'nin Inter'e bonservissiz gitmeleri ile ilgili bana şöyle bir anı anlatmıştı: "Okan Buruk ve Emre bizi sattı. Özellikle Okan'ın durumu tam vefasızlık... Trabzonspor maçında ayağı kırıldıktan sonra Galatasaray kendisine sahip çıktı. Genç bir topçuyudu ve ilerde ne olacağını kimse bilemezdi. Ama biz kendi çocuğumuza baktık. Kaleci arayışlarımız vardı ve Çanakkale Dardanelspor'dan Engin'i istedik. Onlar da Engin'e karşılık bizim Hayrettin ve Okan'ı istediler. Hemen orda görüşmeyi kestik... Okan futbola dönemese de bizim evladımızdır, Florya'da dursun ama bir yere gitmesin dedik..." Okan vakası sonrası Alper'e vefasızlık yapıldığını düşünmüyorum. Hatta o dönemin takım yöneticileri ve çalıştırıcılarının da bu şekilde kötü niyet olmuş olsaydı, yukarda resimde yer alan ve şu an satışta olan madalyayı Alper belki alamazdı bile... Olayın özüne dönersek Alper ve ailesi gazetelere çıkıp, istediklerini alamayınca UEFA madalyasını satışa çıkarmışlar. 500 tlden başlayan arttırmada şu anki fiyat 60.100 tl. yani eski parayla 60 milyar küsür... Açık arttırmanın sona ermesine 6 gün 3 saat var. Parası olup UEFA madalyasına sahip olmak isteyenler de buraya tıklasınlar... Satışa ilk çıktığında haberim olsaydı 1-2 milyara kadar şansımı zorlardım ama bu aşamadan sonra bana sadece resmi kalır...

16 Şubat 2009 Pazartesi

7-0 Olmalıydı



"Adriano'nun golü elle temas yapıldığı gerekçesiyle verilmeyebilirdi ama bizim takım o kadar hırslıydı ki Milan'ı 7-0 yenmeliydik."

Massimo Moratti
İnter Başkanı

Milan galibiyetinin gazı hala üzerindeyken

Tutmayın Mourinho'yu



Derbiyi kazanmışşsın, Milan'la 11, Juve ile 9 puan fark yapmışsın... Kim tutar seni be Mourinho...

Amatörde Bu Pazar


  • Çatalca yöresindeki amatör maçların cumartesi oynanları Fenerbahçe-Galatasaray maçına denk gelince, onları izleyemedik. Özellikle geçen haftanın glibi çakılköy'ün maçını zilemek isterdim ama şartlar müsait olmadı...
  • Pazar günü ise işi olmayanların dışarı çıkmadığı, buz gibi soğuk bir havada oynandı maçlar... Günün ilk müsabakası komşu iki köyün kendilerince "derby" sayılabilecek olan kapışmasıydı. Ev sahibi Gökçealispor siyahbeyaz çubuklu bir forma ve altında siyah şort ile suni çimde boy gösterirken, Subaşıspor ise geçen hafta ödünç giydikleri formaları bırakmışlar, kendi yeşil beyaz ekipmanlarına dönmüşlerdi... Daha maçın elektronik skorborduna takım isimleri yazılmadan Gökçealispor sol kanattan geliştirdiği atakla golü buldu... Golde özellikle topa çıkıp çıkmamada tereddüt eden kalecinin hatası büyüktü... Yedikleri golden sonra oyunu rakip sahaya yıkma düşüncesinde olan Subaşısporlular, her ne kadar bu amaca yönelik topu hep diğer yarı sahaya doğru gönderseler de, gol atmak için ceza sahasına girmek gerektiği gerçeğinde başarısız oldular. Onlar beraberlik golü arayıp dursunlar, Gökçealispor yine defansın arkasına attığı uzun topla farkı ikiye çıkaran golü buluverdi... Bu andan itibaren yeşil beyazlılar moralsiz, siyah beyazlıların ise kendilerine güveni daha gelmişti... İlk devrenin ardından oyuncu değişiklikleri ile başlayan mağlup takım, yine topu rakip yarı alana yolluyor ama ceza sahsında gol olabilecek pozisyon yaratmakta sıkıntı çekiyordu... Dakikalar ilerleyip arzu edilen gol gelmeyince de sinirler geriliyor ve her zaman olduğu gibi günah keçisi yine hakem oluyordu... Oysa ki maçın hakeminin herhangi bir takım tutması için elle tutulur bir neden yoktu: ne Subaşı köyünü bilir, ne de Gökçeali... Futbol adına kısır ama sertliklerin ve devamında da "artistçe" düşmelerin bol olduğu ikinci devrede iki takım da rakip fileleri sarsamayınca maç ilk yarıda atılan gollerle sona erdi:2-0...
  • Günün ikinci maçında rüzgar şiddetini arttırıp, soğuk bünyede kendini hissetirmeye başlayınca, bizleri ısıtacak şeyler ya iyi bir futbol ya da sıcak çay olcaktı... Çay takviyesi yapıldıktan sonra maçın da bol pozisyonlu olmasını beklemekteydi sıra... Ev sahibi İhsaniye, geçen yıl son anda kaçırdığı 1.Amatör lige bu sene katılmak için yine her zamanki gibi ciddi çalışmış, kadroda revizyona gitmiş, özellikle genç topçularla takımı güçlendirmişti. Alipaşaspor ise daha tecrübeli bir tertiple sahadaydı... İhsaniyespor yeşil-kırmızı formalar ile sahada yer alırken, Alipaşasporlular ise yeşil ağırlıklı giyinmişlerdi... Maçın benim için başka bir önemi de lise yıllarında okuttuğum ve okul takımında yer verdiğim 8 numaralı Yiğit'i İhsaniye forması ile izleyecek olmamdı... Maça başlar başlamaz ev sahibi rakibi üzerinde baskıyı kurdu ve erken dakikalarda öne geçen golü attı. İkinci golün gelmesi pek zaman almadı ve yine çalışılmış bir pozisyonla yeşil-beyazlılar 2-0 öne geçiyorlardı... Attıkları gollerden sonra bir kaç da net pozisyon kaçıran İhsaniyeliler karşısında Alipaşalıların yaptığı tek şey oyuncu değiştirmelti ama bu da çare etmedi ve ilk yarı 4-0 önde kapandı... İkinci yarıya yine aynı ciddiyet ile başlayan İhsaniyeli topçular "şapka çıkartılan" gollerle maçı da 7-0 kazanmasını bildiler... geçen hafta deplasmandan 3-0lık skorla dönen İhsaniyeliler, bu hafta da 7 atarak avarajı +10a çıkardılar. Beklerinin tecrübesizliği dışında taş gibi takım diyeceğimiz İhsaniyespor'da ise Yiğit maçın adamıydı... 20li yaşlardaki bu topçunun daha genç döneminde elinde tutulsaydı, şu anda çok farklı takımlarda Türk futboluna hizmet edebilirdi... Özellikle sitemizi takip eden süper amatör liglerdeki takım hocalarına buradan haber salalım, zaman fırsat olursa İhsaniyespor maçlarını, özellikle 8 numaralı oyuncuyu izleyin derim...

"Aydın Messi Değil"


"Aydın bir Messi değil. Ama Aydın 2 kez hocasına gedip "Beni 11'de oynatmazsan terk ederim" demiş ve kampı terk etmiştir. Biz burada Aydın'ı tartışmayacağız. Futbol artık ayak değil, futbol kafa, kalp ondan sonra ayak. Beşiktaş'a uymayan oyuncunun Aydın değil Aydınlar olsa da Beşiktaş'ta yeri yoktur"

Yıldırım Demirören
Beşiktaş Başkanı

Aydın Karabulut'u eleştirirken

15 Şubat 2009 Pazar

Top Nerede Saklı#37


Gerçek Top Nerede Saklı?

A-Yeşil Topun Altında
B-Sarı Topun Altında
C-Mavi Topun Altında
D-Kırmızı Topun Altında

Top Nerede Saklı#36 Cevap


Gerçek Top Nerede Saklı?

A-Yeşil Topun Altında diyen 24,
B-Kırmızı Topun Altında diyen 22,
C-Sarı Topun Altında diyen 43,
D-Mavi Topun Altında diyen 14 anketsevere katılımları için teşekkür ederken, yanlış tahminde bulunan mustafa, Mucoid, Efe, alperenash'a üzgünüz derken, seriyi sürdüren Alfredo Di Stefano ile KırmızıBeyaz'ı tebrik ediyoruz..."Alfredo ne zaman yanılacak?" diye yeni bir anket mi açacağız ne?



Fortis Türkiye Kupası Beşiktaş'ın!


Yarı final eşleşmeleri belli olmadan dört takımdan hangisinin Fortis türkiye Kupasını alabileceğini sormuştuk. Bir haftaya yakın süren anketimizde u/M okurlarının favorisinin Beşiktaş olduğu ortaya çıktı. Fenerbahçe ile Sivasspor'un şansları ise birbirlerine oldukça yakın. Aykut Kocaman'ın Anakaraspor'u ise kupayı kaldırmaya en uzak aday olarak gözüküyor... Finalden sonra göreceğiz bakalım tahminler ne kadar tutacak...

Hiddink Soyunma Odasında




İlk tanışma... Scolari'nin bankoları için bir soru işareti iken, Brezilyalı hocanın gözden çıkardıkalrı için bir umut ışığı...

Uluslararası Futbol Birliği Kurulu

Orjinal ismi International Football Association Board (IFAB) olan Uluslararası Futbol Birliği Kurulu diye bir heyetin hayatımızda önemli bir yeri olduğunu biliyor muydunuz? Bu kurul bugün oynanan futbolun nasıl oynanacağına hükmeden 8 kişiden oluşuyor. 8 kişinin 4ü Ada ülkelerinden (İngiltere, İskoçya, Galler, K.İrlanda) 4ü ise diğer FIFA ülkelerinden. Futbolu keşfeden Adalılar, kurallarını değiştirmede de baskınlığını sürdürüyor. Bu yönden bakınca Euro2008de Ada'dan hiçbir ülkenin olmamasının ne kadar büyük olay olduğunu daha iyi anlıyorum. Velhasıl, bu 8 üyenin 6sı bir kurala "evet" derse biz de futbolu o şekil oynuyoruz. FIFAüstü, Da Vinci romanlarına konu olacak mistik bir kurum anlayacağınız.

Bu 8 adam senede bir kere Şubat-Mart aylarında ilginç fikirleri masaya yatırmak için toplanıyor. Örneğin geçen sene, hakemlerin telsiz-kulaklık kullanmaları, gol sevincinde maske takmanın yasaklanması gibi kuralları onaylamışlar. 28 Şubat'ta 122. kez yapılacak toplantıda şu konular gündemde:

  • Sarı kart gören oyuncunun 5 ila 10 dakika oyundışı kalması : İlginç ve köklü bir değişiklik olacaktır. Kontraya çıkan adamı arkadan çekmek paça isteyecek. Hele ki 5 dakika içinde aynı takımdan 2-3 oyuncu sarı kart görürse maçın yönü değişir, Erman Toroğlu bayram eder.
  • 4 oyuncu değişikliği : Mısır'ın şimdiden kabul ettiği kural genele yayılabilir. Bana göre 3ten fazla değişiklik, zaman çalan teknik direktörlerin işine yarar.
  • Ofsayt : "Savunma oyuncusu saha dışında bile olsa ofsaytı bozabilir" kuralını kaldırmayı düşünüyorlar.
  • Devre arası süresini 15 yerine 20 dakikaya çıkarma : Samiyen'de devre aralarında yaşanan tuvalet kuyruğunu mu gördüler acaba?

Derby Hazırlığı

Ronaldinho geceye hazırlanıyor

Son Derby


"Bizim için final niteliğinde bir maç olacaktır ve Milan böyle maçları sever. Geriden gelip şampiyonluğu yakalayacağımıza inanıyorum".
Paolo Maldini
Milan'lı Oyuncu
Kariyerindeki son Inter derbisine çıkmadan önce

R1cardo



Ricardo Alexandre Martins Soares Pereira
Real Betis

Cumartesi Maçları



Murphy Kanunlarından biri der ki, eğer bir yere yetişmek zorundaysan, bindiğin araç daima yavaş gider... Dün de Antalyaspor-Galatasaray maçına tercih ettiğim Fenerbahçe-Galatasaray bayanlar basketbol derbisine yetişmek üzere eve yol alırken, bizim minubüs sürekli yolcu alıp indirmek için durdu, trafik sıkışıklığı bizim yolda varda, karşı taraf su gibi akarken ve ben FB TV'yi açtığımda maçın ilk periyodu sona eriyordu...İlk Periyotta Galatasaray maça iyi başlamış ama daha sonra sarı lacivertliler arayı kapayarak skoru eşitlemişti... İkinci periyotta ise tutuk bir oyun sergileyen Galatasaray, hücümda sadece Agustus'a güvenince, Fenerbahçe'de seyircisinin gazıyla, Nevin'in sayılarıyla Galatasaray'ın iki katı sayı attı ve devreyi önde kapadı... Üçüncü periyotta ise Nevriye çıktı sahneye, eline gelen her topu sayı yapınca fark gittikçe açıldı. Tabii böyle bir form yakalayan Nevriye'yi de yine Fenerbahçe seyircisi kızdırdı... Galatasaray'a ve Işıl'a küfür ederken, anons yapıldı ve hakemler içeri girdiler. Bu sırada Nevriye'nin tribünlere yaptığı hareket Galatasaraylı bir basketbolcudan gelseydi, o salon sahaya inerdi... Kimse yoğurdum kara demez ama herkes şapkayı koyup önüne düşünmeli... Dün Caferağa Spor Salonunda Galatasaraylı yönetici yoktu ama Fenerbahçe kurmaylarının tamamına yakını vardı. 3. çeyrek boyunca Adnan Polat'a, Işıl'a ve Galatasaraylı taraftarlara edilen küfürleri susturma kudretleri yok muydu? Cevap "Hayır" ise zaten yaklaşan seçimde görevi bıraksınlar... Ama "Ayhan Şahenk'te de bize küfür ediliyor" mantığı varsa, oradaki maç sonrası fair play'e yakışmayan hareketler bunlar mesajı vermesinler... Hakemlerin de bu kadar anons sonrası sahaya geri dönüp, maçı seyircili devam ettirmeleri uygulamaları eski yıllarda da devam etseydi, o salonlar her Galatasaray-Fenerbahçe maçında boşalmaz, dünkü derbiye de Galatasaray seyircisi alınırdı... 4. çeyrek ise yine Fenerbahçe'nin üstünlüğü vardı ve maç da 82-55 sona erdi...
Basket maçını izlerken bir yandan da molalarda ve oyun durduğunda zaping yapmakla meşgüldük ki Galatasaray TV'de canlı olarak anlatıldığına göre Antalyaspor'un 1-0 üstünlüğü vardı... İzleyemediğiniz maçlarda siz ne yaparsınız bilemem ama ben çeşitli uğurlar denerim; 5 dakika maçı dinlelem, sonra birden radyo ya da TVyi açınca gol olmasını beklerim, internetten takip ederim, hiç takip etmem sadece maçın skorunu öğrenirim... Dün de her oyun durduğunda açtığım GS TV'de sol üstte yenik olduğumuz yazıyordu ve 5 dakika uzatma da bitiğinde Galatasaray Antalya'dan eli boş dönmüştü...

İkide sıfır çekmenin moral bozukluğu ile NTVSpor'da West Ham-Middlesbrough maçına açtım kanalı ve yattım kanapeneye, biraz kestirelim diye... Gönlümüzün bir köşesinde de West Ham vardır Green Street Hooligans filminden sonra, Zola'lı West Ham'ı Tuncay'lı M'Brough'a tercih ettik ama deplasman takımı golü erken buluverdi... Şimdi uyu uyuyabilirsen... Acayıp sıkıcı bir takım yapmış Southgate, iki maçlarını izledim hep defansa gömülüyorlar. Bir de 70ten sonraki Tuncay değişikliği ile beni yanıltmadı, ya Tuncay çıkar Alves girer ya Alves çıkar Tuncay çıkar... Bu demode taktikle FA Cupta tur atlayacaklardı ki West Ham'ın imdadına Herita Ilunga yetişti ve maç rövanşa sarktı... İç saha deplasman fark etmeden defansif oynatan Southgate bakalım bu sefer ne yapacak...

Ve Fenerbahçe'nin 7-0 lık galibiyetinin yorumlarını yaparken, Real Betis- Barcelona maçı başladı... Messi'siz, Henry'siz bir kadro ile deplasmana çıkan Guardiola, puan farkının fazla olmasından dolayı oldukça rahattı ama bizim Brezilyalı Mehmet'in takımı maçı hiç de bırakmaya niyetli değildi. Aslında kaleci Ricardo olmasa belki de Barca'nın 5-6 attığı maçlardan birini daha izleyecektik ama Portekizli dün gece günündeydi... 18 ve 24. dakikalarda gelen gollerle Betis bir anda 2-0 öne geçince, Guardiola için koltuğundan kalkmanın vakti gelmişti... Oyunun çoğunlukla Betis sahasında oynandığı maçta Iniesta iki kez korner çizgisinden delmeye çalıştı yeşil-beyazlı savunnmayı ve bu gayreti de "şüpheli bir penaltı" kazandırdı takımına... EURO2004'ün penaltı canavarı Ricardo, bu defa da Eto'o'nun penaltısını kurtardı ama dönen topu Kamerunlu kaleye yollamasını bildi... İkinci yarı da Barcelona baskılı oynarken, Betis kontra peşindeydi ki biraz daha dikkatli olsalar maçı kazanabilecekledi. Özellikle Oliveira'nın kaçırdığı bir pozisyon var ki... Messi ve Henry'nin oyuna girmesiyle daha da hareketlenen Barca vurdu, Ricardo tuttu, Barca vurdu Ricardo tuttu ve Eto'o vurdu gol oldu... Kalan dakikalar Barca'ya yetmedi ve maç 2-2 sona erdi...

12 Şubat 2009 Perşembe

Mourinho vs Ancelotti


"Lütfen bana küstah demeyin ama ben Avrupa şampiyonuyum bu nedenle biraz özel olduğumu düşünüyorum."
Jose Mourinho
Inter Teknik Direktörü

"İki Şampiyonlar ligi kupası kazandım ama bu beni özel yapmıyor. Küçük bir kulübü çalıştırıp, onu kümede bırakmak da o kadar önemlidir."
Carlo Ancelotti
Milan Teknik Direktörü

İnter-Milan
15 Şubat Pazar
21.30
NTV Spor

Sokak Fanzin



Ankaragücü taraftarlarının ilk fanzini olma niteliği taşıyan "Sokak Fanzin" bu hafta sonu taraftarla buluşacak. Fanzinin yazar kadrosundan Duygu "Bu fanzin en çok bizi anlatacak, sonra Ankaragücü tribünlerini, sonra aklımıza ne geldiyse onu..." diyerek betimleşmiş fanzini, içeriğini de şu şekilde belirtmiş güçlüler:
1. http://www.sokaktayiz.net i tanıtan bir yazı
2. taraftar olmak üzerine bir deneme,
3. Ankaragücü tribün gruplarının tanıtımına dair bir yazı dizisinin ilk yazısında gecekondu tribünleri,

4. sokak müziği yazı dizisinin ilk yazısında rap,
5. başkent kulüpleri yazı dizisinde ilk sayıda hertha berlin,

6. bursaspor kardeşliği,

7. doğantepe semti,

8. cebeci stadı,

9. denizli deplasman yazısı,

10. sokak grubuna ve Ankaragücüne dair söylenenlerle ilgili bir derleme

11."sokak" yazıları


Özellikle Bursaspor kardeşliği ile ilgili yazı ilgi çekecektir, bir de başkent kulüpleri yazı dizisi umarım uzun soluklu olur... Fanzine ulaşmak için tribündergi forumlarından Anıl'a ulaşmak yeter... u/M olarak biz de bekliyoruz bir adet numune...

Pembenin Kerameti



İngiltere'nin Oldham kulübü Link 4 Pink adlı yerel bir göğüs kanseri yardım vakfına bağış toplamak için 2 martta oynayacakları Leeds United maçına pembe forma-şort-tozluk ekipmanıyla çıkacak. Takım kaptanı Sean Gregan "Pembe forma giyeceğimiz haberini ilk aldığımızda biraz da olsa şaşırmadık değil ama bugün formaları inceleme şansımız elimize geçince, hiç de kız pembesine benzemediğini gördük ve rahat nefes aldık. İşin şakası bir yana oyuncu arkadaşlarımız böyle bir yardımda bulunmaktan oldukça memnun." derken, Oldham takımının giyeceği formalar maçtan sonra kulübün oldhamathletic.co.uk adlı sitesinden açık arttırmayla satılacak. Daha önce de Aston Villa çocuklara yardımcı olan Acorns vakfının reklamını formasında taşımaya karar vermiş ve Sheffield Wednesday kulübü de formasından ticari reklamı çıkarıp şehrin çocuk hastanesinin adını yazarak maçlara çıkacağını belirtmişti... Sahalarımızda görmek istediğimiz türden hareketler bunlar diyerek bitirelim haberi...

Blog Widget by LinkWithin