9 Ocak 2018 Salı

Flamengo'ya Gitmeye Devam Edersen Aile Bütçesini Tüketirsin


"Valqueire'ye futsal seçmelerine gittiğimde elliye yakın çocuk vardı benim gibi sırasını bekleyen. Ben o zamanlar sağ kanatta oynuyordum ama benim mevkim için yarışacağım çok fazla aday vardı. Sahanın her bölgesinde oynayan bir sürü çocuk varken, sadece üç tane kaleci adayı vardı, ben de kaleci olarak seçmelere girdim ve seçildim. Daha sonra idmanlar başladığında mevkimi değiştirdim ve asla bir daha üç direk arasına dönmedim.
***
Sao Cristovao'ya gitmeden önce, Flamengo ile seçmelere katıldım. Daha 10 yaşındaydım ve hala futsal oynuyordum. Seçmeler çok kalabalıktı, ilk aşamayı geçtim, ikincisini de geçtim, seçmeleri düzenleyen Cantarelli'ydi ve 3-4 dakika içinde beni fark etti ve seçildiğimi söyledi. Evimiz tesislere çok uzaktı: Giderken iki otobüs, dönerken de iki otobüs değiştirmem gerekiyordu ki üçüncü idmana gidişimden sonra annem beni yanına çağırdı ve Flamengo'ya gitmeye devam edersem aile bütçesini tüketeceğimi belirtti. Hayallerimde Flamengo vardı ama maddi zorluklar nedeniyle tek trenle ulaşımı sağlayabildiğim Sao Cristovao'da oynamaya başladım. O günleri hatırladıkça asla Flamengo'yu suçlamıyorum zira bir sürü çocuk vardı takımda ve daha lisansı çıkmamış birine ulaşım yardımı yapmalarını bekleyemezsiniz."

Ronaldo Luiz Nazario de Lima
Brezilyalı Eski Futbolcu

Futbola başladığı günleri anlatırken

Tek Fotoğrafta Tüm Kariyer


İngiliz grafik dizaynır olan Mark Johnson, futbolcuların kariyerlerini formalarıyla tek fotoğrafta bir aya getirmiş ve harika sanat eserleri ortaya çıkmış... Ellerine sağlık Mark...





Bu arada Mark'ı twitterda takip etmek için buraya, web sitesini ziyaret etmek için de buraya tık lütfen...

Mourinho-Conte Kapışması Devam Ediyor


Conte ve Mourinho arasındaki atışmayı burada ve burada dile getirmiş ve İtalyan hocanın vereceği cevabı beklediğimizi söylemiştik. Daha önce Guardiola ve Wegner'le de atışmış ve karşı tarafın alttan almasıyla "ego tatmini" yapmış olan Jose Mourinho bu sefer sağlam kayaya çarpmış gözüküyor. Kendisi ile ilgili olarak "şikeci" imasında bulunan meslektaşının sözlerine şöyle cevap vermiş İtalyan çalıştırıcı:

"Gerçeği bilmeden, karşı tarafı incitmek için yorum yaparsan "küçük adamsındır". Jose geçmişte de küçük adamdı, şimdi de küçük adam ve ilerde de küçük adam olarak kalmaya devam edecek. Ben onu küçük adam olarak görüyorum, hatta düşük profilli kişilik olarak kabul ediyorum.
Sadece küçük değil aynı zamanda da "fırıldak" bir kişiliğe sahip. Ranieri'yi kötü İngilizce konuştuğu için rencide ettiğini de hatılıyorum, aynı Ranieri kovulduktan sonra onun t-shirtünü giydiğini de anımsıyorum. Tek kelimeyle, sahtekarsın işte, sahtekar..."
Ve son olarak da meslektaşını düelloya çağıran sözler döküldü Conte'nin ağzından:

"United'la maçımız ne zaman? Bir odada birbirimize karşı sarfettiğimiz sözleri açıklamak için karşı karşıya gelebiliriz. Ben buna hazırım da, onun sadece ikimizin olduğu bir odaya gelmeye hazır olup olmadığını bilmiyorum"


Çıkış Kapısı Göründü


Barcelona'da astronomik ücretle Liverpool'dan Coutinho'nun transfer edilmesi ve peşinden de Yerry Mina'nın takıma katılacak olmasından dolayı, Katalanlar şişen kadroyu azaltıp, finansal fair play engeline takılmamak için eldeki oyuncularla vedalaşmanın hesaplarına girmişler. Takımdan gönderilecek topçuların başında Arda gelmekte. İnstagramdır, televizyon programıdır, memleketteki mankenlerdir derken Arda, İspanya'ya kendini veremedi, kafası hep memlekette kaldı ve büyük ümitlerle gittiği Barcelona'da hayal kırıklığı yarattı. Barcelonalı yetkililer başta Arda'yı satıp "kar" elde etmeyi düşlerken, şimdi ise Arda'nın maaşını ödeyecek kulübe "hemen" verecekler bizim topçuyu. Arda ise "çorbasının" derdinde: Gideceği takımı seçerken, alacağı maaşa bakıyor, Barca'dan düşükse, teklifi reddedip "Kapı gibi sözleşmem var, oynatmazsanız da siz bilirsiniz, yatarak da alırım milyon euroları" der gibi...
Arda dışında kapının gösterildiği topçulardan biri de Mascherano. Arjantinli zaten ayrılmak istiyor ki gideceği takımda ilk onbir oynayıp, Rusya'daki Dünya Kupasında memleketinin formasını giyebilsin. Hedefinde de hem maddi yönden tatminkar, hem de forma garantisi verecek olan Çinliler var...
Aleix Vidal da Barca'da tutunamayanlardan ve o da eski takımı Sevilla'ya dönmek istiyor. Vincenzo Montella onu takımında görmek isterse Katalanlar seve seve yollayacaklar, herşey bir teklife bakmakta...
Dembele'nin sakatlığı sonrası pek de fena olmayan Deulofeu da gözden çıkarılanlar arasında. Coutinho'nun transferi, Dembele'nin sakatlığını atlatmış olması İspanyol oyuncunun forma şansını iyice azalttı ve hazır bir kaç İtalyan kulübü genç oyuncu için zemin yoklamasına girmişken, Barcalılar fırsatı kaçırmak istemiyorlar.
Rafinha da bölgesindeki oyuncu bolluğunun kurbanlarından. O da iyi bir teklif gelirse gitmeye yakın topçular arasında. Ve Andre Gomez. Büyük ümitlerle geldi ama hem Luis Enrique, hem de Valverde kendisine şans verdi de Portekizli kendisini hiç mi hiç gösteremedi. O da Coutinho'nun gelmesiyle "istikamet çıkış" diyenlerden...

8 Ocak 2018 Pazartesi

Biliç, Avustralya Milli Takımı Yolunda


Yaz aylarında Rusya'da yapılacak olan Dünya Kupasına katılma hakkı elde eden Avusturya milli takımı, hocası Ange Postacoglu'nun görevden ayrılmasıyla büyük bir şok yaşamıştı. O günden itibaren takımı çalıştıracak teknik adam arayışlarına giren sarı-yeşilliler rotayı Slaven Biliç'e çevirdiler. Hırvat basının yazdığına göre Avustralya Futbol Federasyonu başkanı David Gallop, Slaven Biliç'le bir araya gelip, hocalık teklifi etmiş. Milli takımlar seviyesinde daha önce Hırvatistan milli takımını da çalıştıran Biliç'in söz konusu teklife ne cevap vereceği bilinmezken, Avustralya'lılar ayrıca İtalyan hoca Gianni de Biasi, Alman Ralf Rangnick, Avustralyalı Graham Arnold ve Tony Popovic'i de listeye almışlar.





Dünyanın En Zengin Futbolcusu


Ronaldo'yu Messi'yi gören gençlerin hayalidir, futbolcu olmak... Hatta ilk okul çağlarında karşına çıkan erkek çocuklara soracağın "İlerde ne olmak istersin?" sorusunun cevabı kesinlikle "Futbolcu" olacaktır... Hem sevdiği işi yapacak, hem de para kazanacaklardır... Çok nadirdir, zengin olup, futbolcu olan, Milan'lı Kaka ilk aklıma geliyor, bir de Kasımpaşa'da yıllarca oynayan Andre Moritz'in aile durumu pek fena değildi bildiğim kadarıyla. Ama hiçbiri Leicester'ın rezerv takımında top koşturan Faiq Bolkiah kadar "paralı" değil. Brunei Sultanı Hassanal Bolkiah'ın yeğeni olan Faiq, 20 milyarlık servete sahip. Yani "Dünyanın en zengin futbolcusu kim?" diye bir soru gelirse size, cevap ne Messi, ne Ronaldo olacak, yanıt: Faiq Bolkiah... "Mütevazı !" evlerinin kapısında 2300 araba olan babası Jefri oğluna bir gün bir kulüp alırsa hiç şaşmak gerekir. Mahalle maçlarında vardı ya "top benim, istediklerimi oynatırım" diyen veletler, Faiq de o hesap yapmaz umarım ileride...

Becali'yi Soyunma Odasından Kovan Hoca


Başkanların maç önü, devre arası ya da maçtan sonra soyunma odalarına inmeleri pek meşhurdur, kimi adaplı "yönetici" oraların teknik adam ve topçuların "mahremi" olduğunu bilir ve soyunma odasına adım atmazken, kulübün "tek sahibi" olduğunu düşünenler "zırt pırt" soyunma odasında alırlar soluğu. Kazanılan maçtan sonra "prim" gelecekse, topçular bu ziyaretleri hoş karşılarlar da, mağlubiyet yazıyorsa maç sonu tabelada başkanlar pek "hayır" için gelmezler yanlarına. Bizde Aziz Yıldırım'ın soyunma odası maceraları pek meşhurken, Romanya futbolu denince Gigi Becali'yi tanımayan yoktur herhalde. Aziz Başkan'ın Romanya şubesi gibi davranan Becali, Steaua Bükreş'in de sahibidir aynı zamanda ve kulübü tek elden idare eder, transferlere karışır, hocalara karışır, rakip topçulara sataşır... Hal böyleyken, Becali'yle "takışmak" istemez pek çok kimse ama şu an Al İttihad takımını çalıştıran Victor Piturca tarihe Becali'yi soyunma odasından kovan teknik adam olarak geçmiştir. Ülkemizde Ankaragücü'nde de top koşturmuş ve şimdi hocalık yapan Valeriu Rachita'nın anlattığına göre, 2004 yılında ezeli rakipleri Dinamo Bükreş'i yendikleri maçtan sonra Becali soyunma odasına girer ve bir yandan topçuları tebrik ederken, bir taraftan da maçla ilgili kritik yapmaya başlar. Takımın hocası Piturca, bir hışımla başkanı kolundan tutar "Senin burada işin ne? Ne yaptığını zannediyorsun? Git ofisinde ve beni orada bekle! Dinamo galibiyetinin bu topçular için ne ifade ettiğini bilmeyecek kadar acemi misin?" diyerek Becali'yi kovar.
Böyle başkanlara böyle hocalar lazım da, güç Becali gibilerde oldukça, Piturca'ların kalemleri kolay kırılıyor maalesef.

6 Ocak 2018 Cumartesi

Bazıları Gibi Şike Yapmadım


Hemen altta Antonio Conte'nin Manchester United menajeri Jose Mourinho ile ilgili sözlerine yer vermiştik. Portekizli hoca bu tür polemikleri pek sever, fırsat kaçırmaz cevap vermeye ve İtalyan meslektaşının "laf atmasına"da hiç vakit kaybetmeden "karşısına çıkan ilk muhabire" demeç vererek karşılık vermiş, hem de ne karşılık:

"Şu gereksiz hikayeyi sonlandırmak için tek söyleyeceğim şey, 'evet, geçmişte saha kenarında hatalar yaptım ve evet belki yine yapacağım, ama daha az hata yapacağım. Lakin, benim asla yapmadığım ve hiç yapmayacağım şey şikeye bulaşıp ceza almak"

Şimdi top Conte'de, bakalım o bu lafın altında kalacak mı?

Ben mi Palyaçoyum?


"Ben kulübedeki palyaço muyum? Bence, Mourinho ağır derecede bunaklık geçiriyor ve bana sorarsanız geçmişte yaptıkları ve söylediklerini bir daha gözden geçirse iyi olur."

Antonio Conte
Chelsea Menajeri

Jose Mourinho'nun "bazı hocalar saha kenarında palyaço gibi davranıyor" sözlerine cevap verirken



Kara Cuma


Münir Özkul... Kiminin Yaşar ustası, kiminin Mahmut hocası... Kimimiz için onuru ve şerefi için gücün karşısında duran adam, kimisi için yaramaz öğrencilerinin tatlı sert hocası... Türk sinemasının en önde gelen oyuncularından Münir Özkul'u dün kaybettik. 
Münir Özkul'un acısını yaşarken, "Bülent Ersoy öyle yapıyor diye bir dikişte duble rakıyı içenlere" rakı içme adabını öğreten Beyoğlu'lunun en güzel abisi Aydın Boysan'ın vefat haberi de geldi. Amerikalıların mal satmak için kullandıkları "Black Friday" tabiri, dün bizim için tam da "kara Cuma" oldu... Başımız sağ olsun...
Güzel insanlar bir bir aramızdan ayrılıyor... Mekanları cennet olsun...


5 Ocak 2018 Cuma

Elmander Galatasaray'a Doğru


Yukarıda Johan Elmander'in bugünkü instagram paylaşımı var... Doğrudan "Nerede kalmıştık?" demiyor ulu Johan ama artık futbolu bırakıp, meydanı yeni nesle bırakma zamanı geldiğini belirtmiş yazdığı iletide. Tabii veda mesajında öncelikle ailesine, kendisine forma veren kulüplere ve taraftarlara teşekkür ederken, geriye dönüp baktığında yaşadıklarıyla gurur duyduğunu söyleyip, müjde gibi bir sonla bitirmiş veda mesajını: "Şimdi bir kez daha geleceğimi dört gözle bekleme zamanı..."
Tabii, bu sadece bir veda denilebilir, bunun Galatasaray'la alakası ne diye soran olursa, cevap "macera", "seyahat", "yeni bir sayfa" gibi hashtaglerde saklı. Fatih Terim'in Galatasaray'a gelmesiyle birlikte yardımcı antrenörlük konusunda adı gündeme gelen Johan Elmander'in bu paylaşımını Galatasaray'a geliyor diye yorumlamak hata olmaz herhalde...


Johan Cruyff'un İki Çizgili Forması


Ajax ve Feyenoord sayesinde Avrupa'nın bildiği fakat kıta dışındakilerinin de "Total Futbolu" öğreneceği 1974 Dünya Kupası öncesi Hollanda milli takımında forma krizi yaşanır. Daha önce reklammış, sponsorlukmuş, bu bezlerde tarağı olmayan Hollanda Futbol Federasyonu, Almanya'da düzenlenecek olan turnuva öncesi birdenbire Adidas'la forma sponsorluğu konusunda anlaşır. Hazır "Forma işini beleşe getirdik" diye sevinirken, Cruyff "çat kapı" gelir  ve "Nasıl biz topçulara sormadan böyle bir anlaşma yaparsınız!" diye ortalığı yangın yerine çevirir. "Formalar bizim, federasyon biziz, size niye soralım?" dedikçe yetkililer, bizimki yapıştırır cevabı "Forma sizin de formanın üstünde benim kellem gözükecek"... Sarı Fare isyanında haklıdır, zira Adidas'ın "kanlısı" Puma ile sponsorluk anlaşması yapmıştır ve üç çizgili forma ile sahada olmak "yakışık kalmayacaktır"... Peki çözüm? Oldukça pratiktir: Portakalların 10 oyuncusu kolunda üç şeritli forma ile maçlara çıkarken, Cruyff'un formasından tek şerit sökülür... Adidas yetkilileri buna pek gönüllü olmasa da, Johan Cruyff'tur karşılarında olan, sözü bazen federasyon başkanından bile "ağırdır"...


3 Ocak 2018 Çarşamba

Futbol Kitabı Dağıtacağız...


Blogun çıkış noktasıydı ultras/Movement fanzin. İlk sayıyı çıkarmıştık, hatta onun da hikayesi vardı, yardım amaçlı satmış, durumu olmayan çocukları Anıtkabir'e götürmüştük toplanan fanzin parasıyla. Elimde kendimce "futbolun edebiyatına" dair yazmış olduğum yazılar vardı, ultras/Movement fanzinin ikinci sayısı için derleme yaparken, fanzinle ilgili gelişmeleri duyururum diye ultras/Movement blogu açmıştım da blog 11 yıldır devam ediyor, fanzinin ikinci sayısı çıkamadı maalesef. Neyse, konuya dönelim eski defterleri karıştırmadan, önce okuduk, sonra yazmaya meraklandık. Hakan Dilek okuduk, Tanıl Bora okuduk, Bülent Timurlenk'in Tribün Dergi'deki yazılarını okuduk, Eduardo Galeano okuduk, Nick Hornby okuduk... O yıllar hem futbol kitapları çok azdı, sadece dört yılda bir Dünya Kupası olduğu sene hatırlanırdı kitapçılar tarafından, hem de öğrenci olunca parayı tasarruflu kullanmak zorunda kalıyorduk. Hatırlıyorum da Tüyap Kitap Fuarı başlamadan bir kaç ay evvel "kemer sıkma" politikası güder, para biriktirir ve fuarda futbola dair bulduğum tüm yayınları yazar-yayınevi seçmeden son parama kadar alırdım... Şimdi geriye dönüp bakıyorum da hatırı sayılır bir futbol edebiyatı külliyatı oluştu evimde... Bunları niye mi yazıyorum, geçen gün idefix'ten sene sonu kampanyaları dolayısıyla yapmış oldukları indirimlerden 10'a yakın futbol kitabı alınca, üniversitede zar zor kitap aldığım günleri hatırladım ve blog üzerinden sosyal sorumluluk projesi yapmaya karar verdim. Aslında buna benzer çalışma için yayınevlerine yazmıştım sponsorluk yapmaları adına ama geri dönüş olmadı maalesef... ultras/Movement blogu kurduğumdan beri ara ara google reklam teklifleri geliyordu da, oralı bile olmuyordum, ama şimdi dedim ki blogun kenarına ve postlar arasına reklam alsam ve buradan gelecek gelirle kitap alıp, takipçilerime dağıtsam nasıl olur? Tabii, bu işe giriştim, google ne verecek ne vermeyecek hiç bir fikrim yok lakin başladık işte, en azından üç-beş ayda bir kitap ücreti toplarız diye düşünüyorum...
Sizden ricam, birlikte kazanalım, birlikte harcayalım... Blogu okumaya girdiğinizde, sağdaki reklamlara tıklarsanız, kitap kampanyamıza sizin de katkınız olur.
Okuyalım, okutalım... Futbol edebiyatı okuyalım...

2 Ocak 2018 Salı

Hagi Galatasaray'a Mı Geliyor?


"Ne Hagi'si kardeşim, gece gece?" dediğinizi duyar gibiyim de, bir sakin olalım, bir nefes alalım ve yazıyı okumaya devam edelim. Evet, yanlış okumadınız, Hagi belki ara transferde Galatasaray'a gelebilir. Tabii, Fiorentina izin verir, Fatih Terim kendisini takımda görmek isterse. "Ne saçmalıyorsun birader hala?" diye soruyorsan, açık yazalım, bizim efsane Ciga Hagi'nin İstanbul doğumlu oğlu Ianis Hagi'den bahsediyoruz. 2016'nın yaz aylarında babasının takımı Viitorul'dan Fiorentina'ya transfer olan genç Hagi, İtalya Seria A'da arzuladığı şansı bulamayınca geçen hafta babası isyanlardaydı: "Oğlumu düzenli forma giyeceği bir takıma yollamak istedim ve Fiorentinalı yöneticiler bana bunun sözünü verdiler. Ama, bu çocuk 18 aydır top oynayamıyor. Nasıl gelişme gösterecek. Kariyerinde bir buçuk senesi heba oldu. Dünyada 21 yaş altının en iyi 100 topçusu arasında gösteriliyor Ianis, bu iş böyle gitmez" diye dile getiriyordu öfkesini Hagi. 
Bir aralar Galatasaray da Ianis transferi için zemin yokladı ama Galatasaray'da yönetim olsun, hoca olsun kimin kalıcı, kimin gidici olduğu belli olmadığı için bu transferin çok üstüne düşülmedi. Şimdi takımın başında Fatih Terim var ve Hagi de eski hocasını iyi tanır, onun gençlere şans vermesini, inandığı topçuları kazanmak uğruna gerekirse maç kaybettiğini herkesten daha iyi bilir, Hagi-Terim iş birliğinin Emre Belözoğlu'nu nasıl parlattığını dün gibi hatırlar. Oğlunun gelişimi için Fatih hocayla görüşürse Hagi ve İmparator da genç yeteneği takımda görmek isterse, Fiorentina kulübü yetkilileri eski hocalarını kırmazlar ve Ianis'i Galatasaray'a kiralayabilirler. Babası gibi 10 numara oynayabilen, hem sağ ayak hem sol ayak kullanan Ianis, Belhanda'ya sağlam bir alternatif olur ki, U-21 maçları olsun, kupa maçları olsun Fatih hoca ondan yararlanmasını da bilir... Fena mı olur? 37 yaşındaki Evra'nın, 33 yaşındaki Love'un adı Galatasaray'la anılırken, 19 yaşında Florya'da büyümüş bir yeteneğe kim itiraz edebilir ki, hele de soyadı Hagi'yse...


30 Aralık 2017 Cumartesi

Celtic:0-0:Rangers


Uzun yıllardır golsüz bitmeyen Old Firm, maalesef 2017'nin sondan ikinci günü biz televizyon karşısına geçip "felekten" bir futbol keyfi yapmak istediğimizde "kurak" geçti. Tabii, kuraklık tabeladaydı da televizyon karşısındakilere keyifli dakikalar yaşatan bir oyun sergiledi iki ezeli rakip yeşil alan üzerinde... Rangers'in mali sıkıntılardan dolayı alt liglere "yollanmasından" sonra Celtic "tek tabanca" kalıp, dilediği gibi at koştururken İskoçya'da, mavililer tırnaklarıyla kazıyıp geri döndükleri ligde eski günlerine dönme savaşı vermekteler. Puan sıralaması da zaten bu gerçeği açıkça gösteriyor, yeşil-beyazlılar ezeli rakibinden "çoook" uzaktalar... Derbiye dönersek, sanki takımlar kendilerini göstermek için devreleri paylaşmış gibiydiler, ilk devre Celtic saldırdı Rangers direndi, başka bir deyişle deplasman ekibin kalecisi Foderingham devleşti kalesinde. Wes Foderingham öyle "inanılmaz" kurtarışlar yaptı yapmasına da, devre biterken Sinclair mahallede çocukların dahi atacağı bir golü, kaçırınca golsüzlüğe katkıda bulundu. İkinci devre ise topla oynama sırası konuk Rangers takımındaydı ve ilk yarı varlığından dahi haberdar olmadığımız Celtic kalecisi Craig Gordon takımına 1 puanı kazandıran oyuncu oluyordu 90 dakikanın bitiş düdüğü çaldığında. Tabii kaleciler kurtarışlarıyla ön plana çıktılar da, iki takımın forvet elemanları Dembele, Sinclair, Morelos beceriksizlikleri ile taraftarlarına saç baş yoldurdular...








Samuray Savaşçıları


Çocukluğundan beri resme meraklı olan Romalı bilgisayar programcısı Fabrizio Birimbelli, ünlü futbolcuların fotoğraflarını samuray savaşçılarına dönüştürerek web sayfasında yayınlamış ve büyük beğeni toplamış. "Çocukluğumdan beri resim çiziyor ve onları boyamaktan büyük zevk alıyorum" diyen "pupazzaro" lakaplı sanatçı, daha önce de yine tanınmış topçuları "general" kılığına sokarak sanatını konuşturmuştu...



Bu arada Fabrizio, onca "şöhretli" topçu arasında bizim Arda'yı da general kostümü ile resmetmiş lakin, bizim "evladımız" yurt dışında bu şöhreti taşımak yerine "memleket magazinini" özleyip twitter-instagram futbolcusu olmaya sıcak baktıkça, bu fotolar birer tatlı anı olarak kalacak ve bir kaç sene içinde yurdum sahalarında "kabadayı" tavırlarıyla kendisinden hazetmeyenlerin sayısını epeyce arttıracak bir figür olacak...



27 Aralık 2017 Çarşamba

Galatasaray:3-0:Bucaspor


*Pazar gecesi maç yapan bir takıma 48 saat sonra tekrar maç koymak nasıl bir zihniyetin ürünü? Çok yoğun tempoda oynuyoruz diye "ağlaşan" Euroleague takımları bile 2 gün sonra maça çıktıklarında isyan ediyorlar... Memleket futbolunu yönetenler, maç planlamasını yaparken hangi kriterleri dikkate alıyorlar acaba? Tamam, rakip alt liglerde oynayan Bucaspor'du ama sonuçta oynanan resmi bir müsabakaydı ve Göztepe karşısında forma giyen Selçuk, Yasin, Sinan, Linnes bu gece de sahadaydılar...
*O kadar kırgınlığa rağmen, neden istedik Fatih Terim'i? Galatasaray'ı bilen, ülke şartlarını tanıyan ve gerekli yerlere kolayca "neşteri vurabilecek" birisi olduğu için. Florya'ya ayak basması daha bir haftayı bulmadan hoca sıvamış kolları ve "köstebek" avına çıkmış... Maç sonu basın toplantısında "Maşallah, Florya haber merkezi gibi olmuş. Eskiden, biz söylemeden haber çıkmazdı" diyor. Tespit harika, biz Fenerbahçe maçı öncesi kadroyu açıklayan gazeteciler gördük... Artık öyle rahat volta atamayacaklar Florya'da...
*Maç sonu öğrendiğimize göre stadyumda 10 bine yakın taraftar varmış... Hafta içi ve zayıf rakibe karşı olan bu müsabakaya bu kadar taraftarın gelmesinin tek açıklaması Fatih Terim'e olan inançtır. Gomis, Muslera, Maicon, Fernando, Feghouli, Belhanda gibi as takım topçularının izinli olduklarını bile bile insanlar tribüne koşuyorsa, Fatih Terim "sinerjiyi" tekrar yakalamışa benziyor.


*Kadro kalitesi olarak iki takım arasında oldukça fark olan mücadelede deplasman takımı Bucaspor Galatasaray'a çok fazla direnemedi. Galatasaray belki üç attı ama bir o kadarını da kaçırdı. Karşılaşmada en fazla göze batan Fatih Terim'in Selçuk'a biçmiş olduğu roldü: Hoca, kaptanı 8 numaradan ziyade daha çok 10 numara gibi oynatıyor. Zayıf rakibi karşısında Selçuk da kendisinden beklenileni yaptı. Şimdi önünde bir kamp dönemi var ve eğer bu süreci iyi geçirirse Selçuk İnan, Belhanda'nın böyle "vurdumduymaz" hallerinin devamı halinde ilk onbir oyuncusu olabilir. Fatih Terim'i tanıdığımız kadarıyla "bildiği, güvendiği" oyuncularda ısrar eder ve Selçuk'u kazanmak isteyecektir.

*Selçuk artık futbolunun son demlerini oynuyor belki ama onun yerine pırıl pırıl bir genç geliyor: Gökay Güney. Riekerink zamanında A takıma çıkan Gökay, Tudor'un gelişiyle de kenara itilmedi, Hırvat hoca da kupa maçlarında oynattı "Gerrard" lakaplı topçuyu. Bu gece de Fatih Terim Selçuk'un yerine son 5 dakikada forma verdi Gökay'a... Ben gelecek adına kendisinden çok ümitliyim, hem yeteneği hem de karakteri Galatasaray'da oynayacak seviyede...
*Sinan iyiden iyiye "kupa golcüsü" olma yolunda son sürat ilerliyor. Ligde pek şans bulamasa da kupa da attığı gollerle Galatasaray'ı taşıyor. Tabii, onun yanında Eren de bu gece maçın arzulu isimlerinin başında geliyordu, belki gol atamadı ama pres yaptı, asist yaptı, hocasının "ortaya koyduğu formaya" talip olduğunu gösterdi...


*Futbolun ilahları diye bir tabir vardır ya, işte o ilahlar bazen kendilerini hatırlatmayı severler oyunun aktörlerine. Bucaspor'lu Veli savunmadaki "tatlı sert" oyununda sertliğin dozunu arttırıp, güreşvari "el ense, omuz atma" gibi hareketlere yeltenip, hakem de bunlara "seyirci kalınca", devre biterken "ne ekersen onu bulursun" dercesine Eren'in omuz darbesiyle kaptırdığı topla takımının ipine çeken oyuncu oldu...
*En son Süper Ligde oynadığı dönemde Eskişehirspor-Bursaspor maçında kendi kalesine iki gol attığı maçla aklımızda kalan, sonra da pek tutunamayan Emre Toraman, "kardeşçe" geçen maçı geren adam oldu. "Düşene vurulmaz" derler bizim kültürümüzde de, Emre hem diz attı Tolga'ya, hem de boğaz sıkma girişiminde bulundu. Peki cezası mı ne oldu? Genç hakem Ali Şansalan sarı kartla geçiştirdi pozisyonu... Tuhaf...
*Galatasaray lehine penaltı verilmez diye bir kural çıktı da bizim mi haberimiz yok acaba? İki gün evvel Göztepe maçında, bu gece de Bucaspor karşısında iki penaltı pozisyonuna hakemler devam kararı verdi. Söz konusu iki pozisyonun içinde de Yasin'in olması, acaba gurbetçi topçu hakkında maç hakemlerinde bir ön yargı mı var diye düşünmeden edemiyor insan...
*Tarık Çamdal ile bitirelim... Bu oyuncunun transferi Galatasaray'a atılmış en büyük "kazıktır"... Bir topçu hiç mi kendini geliştiremez, bu kadar mı kötü olur. Transfer süreci aklıma geliyor da, kendisi hakkında öyle bir hava yaratılmıştı ki, Tarık Çamdal, Galatasaray'a transfer olurken koşa koşa gelmek yerine "özel" maddeler ekletiyordu sözleşmesine, naz üstüne naz yapıyordu. O dönem kendisini milli takıma alan Fatih Terim, başta NTVSpor'daki "entel" yorumcular olmak üzere kendisini cilalayan gazeteciler  ve Galatasaray'a transferine onay veren scout ekibi bu "kazığın" sorumluları... Tarık, Galatasaray'ın elinde patladı da giden paralar da "helal edilmemiş olsa gerek" Eskişehir'in işine yaramadı. Maddi sıkıntıyla boğuşuyorlar bu sıralar...


STAT: Türk Telekom
HAKEMLER: Ali Şansalan, Mustafa Emre Eyisoy, Mehmet Cem Hanoğlu
GALATASARAY: Eray İşcan, Tarık Çamdal (Dk. 78 Linnes) Ahmet Çalık, Koray Günter, Latovlevici, Donk, Sinan Gümüş (Dk. 90+2 Recep Gül), Selçuk İnan (Dk. 86 Gökay Güney), Tolga Ciğerci, Yasin Öztekin, Eren Derdiyok
BUCASPOR: Hüseyin Koç, Ömer Kanberoğlu, Veli Kızılkaya, Emre Özkan, Abdullah Balıkuv, Emre Toraman, Uğurcan Yazğılı, Saruhan Fındıkcı, Kerem Atakan Kesgin (Dk. 70 Onur Alkan), İbrahim Şirin (Dk. 88 Burak Aydın) İlyas Çakmak (Dk. 82 Alpay Aldemir)
GOLLER: Dk. 14 Selçuk İnan, Dk. 41 ve Dk. 43 Sinan Gümüş (Galatasaray)
SARI KARTLAR: Dk. 21 Tarık Çamdal (Galatasaray), Dk. 33 Emre Özkan, Dk. 65 Emre Toraman (Bucaspor)

25 Aralık 2017 Pazartesi

Galatasaray-Göztepe / O Anlar


Maicon'un serbest atış golü...


İmparator Fatih Terim sesleri tribünlerde...

Göztepeli futbolcular maçtan evvel ısınırken...

Göztepeli futbolcular mavi formalarıyla...

Fatih Terim tribünleri dolaşırken...


"Kenetlenin Başka Galatasaray Yok" pankartı altında 40 bin cıvarı Galatasaray taraftarı...


Tıklım tıklım tribünler...

Deplasman hayattır... "Deplase olun gençler"...

Linnes, orjinal kanadında... Sağda...




3 puan sevinci...

Muslera ortaya, üçlü çektir tayfaya...

Blog Widget by LinkWithin