14 Kasım 2007 Çarşamba

Stone Island






Söyleyince Yine Ben Kötü Oluyorum...

Erkan Goloğu'nu Radikal futbol günlerindeki köşesinden anımsarsınız...Nasıl ikna edildiyse, kitap yazmış, bizce de çok iyi etmiş...Elimde bol miktarda birikmiş kitap olduğundan ilk çıktığında alamadım, Tüyap'ta alırız diye düşündüm lakin pek de "kurak" geçti bu seneki fuar, "Söyleyince Yine Ben Kötü Oluyorum"u bulamadım, şansa Ideefixe'deki Sanal Fuarı Romanista'dan öğrendim, hemen sipariş edeyim de aklımda bulunacağına kütüphanemde bulunsun...Elbet bir gün gelir okuruz...Kitabın arka kapağından bir alıntı ile noktalayalım yazıyı:

Yıllar önce Ankara’da güneşli bir Nisan günü. Can erik çıkmış ki, Dikmen’de ısırsan, kütürtüsü Çinçin’de duyuluyor. Erik bahçesine dalmışız gibi, bir yandan erikleri dişliyor, öbür yandan derneğin Rüzgârlı Sokak’taki binasında yarınki Nato’ya Hayır Mitingi’nin pankartlarına son halini veriyoruz.
İçtiği sigaradan değil, boyundan lakabını alan Uzun Maltepe, o yıllarda başka rengimiz olmadığı için yüzü sarı, gözü kırmızı boya içinde yalvarıyor: "Ağbi bunun kralı ‘Nato Kafa Nato Mermer’ olur, bırak pankartı ellerimle parlatayım." Ben, miting alanına girerken dağıtacağımız bildiriye son şeklini veriyorum. Öğleden sonra 19 Mayıs’ın dış sahasında idmanımız var. İş bitse de kopsam şurdan diye, iç geçiriyorum. Maçtan sonra da Saliha’yla Beşevler’de Eczacılığın köşesindeki pastanede buluşacağız. Öyle bilenmişim ki, bu sefer ona "Seni seviyorum Saliha, anlıyor musun, seni seviyorum" diyeceğim. "Anlamadım, nasıl yani?" dese, vereceğim bir cevap yok. Nasıl sevdiğimi ben nasıl bileyim?
Erkan Goloğlu, futbol üzerine yazılarıyla bilindi. Ama aslına bakarsanız futbol üzerinden yazıyor kendisi; o bahaneyle her bahse açılıyor. Toplumsal sorunlara dair sorumluluk hisseden bir tüpgazcıyla karşı karşıyayız. Bir vesileyle, "Korkarım ki bu sürece, dört başı mamur bir açıklama getirmek, yine bana düşecek," diye yazmıştı. Bütün süreçlere açıklama getirmek, önünde sonunda ona düşüyor. Okurları, gençliğini ’70’lerde yaşayan kuşağın duyarlılığını buluyorlar Erkan Goloğlu’nda.
Neyi yazdığından öte, nasıl yazdığına bakacaksınız Erkan Goloğlu deyince. "Kendini bile şaşırtacak kelimeler kullandığını" söylüyor ya. Öyledir. Konuştukça açılıyor, mekâna takılanlar çoğalıyor, çaylar gidiyor geliyor; Erkan Abi yazdıkça yazıyor. İç Anadolu insanının "kavruk"la "vakur"u harman eden gösterişsiz romantizmi, onun kadar usta bir anlatıcı bulmuş muydu hiç?

Ultras Nedir? Ne Yapar?


Son günlerde İtalya'da gerçekleşen olaylardan sonra herkesin ağzında "ultras" kelimesi sakız gibi kullanılmaya başlandı...Kullandığımız lafları bilmemiz açısından bir hizmetimiz olsun der ve Roma Ultras'ların ilan ettiği ve dünyanın bir çok taraftar grubunun da altına imza attığı manifestoyu yayınlarım:

Artık tüm taraftarların UEFA, FİFA, TV kuruluşları ve ulusal lig federasyonları arasında neler olduğunu anlaması gerekmektedir. Futbolu yönetenlerin amacı, her ülkenin en büyük kulüplerinden meydana gelen bir Avrupa ligi oluşturmaktır. Böyle bir yapılanma, TV yayın hakları ve tamamen dolu statlar sayesinde bu gruba çok büyük bir para girdisi sağlayacaktır. Küçük takımlarsa, statları küçük olduğu ve TV'ye seyirce çekecek potansiyelleri olmadığı için bu ligin dışında bırakılacaktır. Sürekli artmakta olan TV izleyicisi ile stadyumlardaki azalan seyirci arasındaki rekabet gün geçtikçe azalarak stadyumdaki taraftarı kulvar dışında bırakacaktır! Birkaç yıl sonra oyun sahası bile sponsorlarla işgal edilecek ve reklamların görünmesine engel olunur diye tribünlere pankart asmak yasaklanacak (Ajax-Arena Stadı?nda olduğu gibi). Taraftarların yanlarında büyük bayrak, pankart ve meşale gibi şeyleri getirmesi engellemek için tribünlerde binlerce görevli olacak. Ve bu yaptırımlar en küçük taraftar olayını abartarak manşetten veren büyük medya kuruluşlarının desteğiyle olacak. Ayrıca yine birkaç yıl sonra takım formalarımız (sahip olduğumuz son şey) tıpkı Formula 1 arabaları gibi sponsorların reklamlarıyla dolu olacak. Senaryo hazır ve uygulama başladı: Ilımlı, uslu taraftar! Artık Ultras?a yer yok. Tüm taraftarların oturarak maç seyretmesi gerektiğini söyleyen bir UEFA bildirisi var. Sinema ve tiyatro seyreder gibi maç seyreden, tezahürat yapmayan taraftar istiyorlar. Takımlarımızın bizler için bir din, bir inanç olduğunu anlayamıyorlar. Takım logolarını kollarımıza dövmeletip formalarını giyerek biz şehirlerimizi temsil ediyoruz. Bu yapay fabrika futboluna karşı, sadece bir kereliğine de olsa, tüm curva'lar (kale arkaları) birleşmelidir!

Manifesto

Gerçek taraftar bu kuralları benimsemelidir:
  1. Oyuncu alışverişi sadece sezon öncesi olmalı, lig devam ederken değil.
  2. Gol sevinci yaşam özgürlüğüdür: Gol sevincine müdahale edilmemelidir.
  3. Tüm maçlar aynı gün, aynı saatte oynanmalı.
  4. Yabancı sınırlaması getirilmeli, altyapıdan gelen geçlerin önü kesilmemeli.
  5. Kendi kulubüyle sözleşme imzaladıktan sonra daha fazla para teklif edilince başka bir kulübe gitmek isteyen futbolcuya bir yıl futboldan men cezası verilmeli.
  6. Bir kulüp başkanının, başkan veya yönetici olarak başka bir kulüpte aktif görevler alması engellenmeli.
  7. Eski Şampiyon kulüpler kupası formatına dönülmeli: Ülkesinde hiç şampiyon olmamış bir takım Şampiyonlar Ligi ne katılıp kazanabiliyor.
  8. Forma numaraları 1 den 11 e kadar olmalı.
  9. Kulüplerin deplasman taraftarları için ayrılan biletleri turizm acentelerine vermeleri yasaklanmalı.
  10. Futbol kulüpleri her sene aynı formayla mücadele etmeli.
  11. Forma arkalarına isim yazılmamalı.
Ultras;
  1. Kulüpten her türlü yardım ve iletişimi reddetmeli.
  2. Polisten yardım almamalı. Polis düzeni sağlamalı, yardım etmemeli.
  3. Tribünlerde değişik gruplar olmasını desteklemeli.
  4. Deplasmana kendi imkanlarıyla gitmeli.
  5. Diğer takımların Ultras?larıyla birlikte TV kuruluşlarına karşı mücadele etmeli.
  6. Yapılan tüm sınırlamalara karşı gelmeli. Eğer deplasmana gitmesi yasaklanıyorsa, oraya gidip rakip takım tarafında bilet alıp oturulmalı.

Çekilsene be Kadın #6[12-19 Kasım]

12 Kasım Pazartesi
04:00 Detroit - Seaatle (NBA TV) Basketbol Amerika NBA Bay
20:00 Malatyaspor - Kayseri Erciyesspor (D spor) Futbol Türkiye TFF 1.Lig Bay
21:15 1860 München vs. Borussia Mönchengladbach (Sporx.com) Futbol Almanya Bundesliga II. Ligi Bay


13 Kasım Salı
18:45 KK Bosna - Türk Telekom (Cnn Türk) Basketbol Avrupa Ulep Cup Bay
20:00 Beşiktaş Cola Turca - Köln (24 TV) Basketbol Avrupa Ulep Cup Bay
04:00 Sacramento - Utah (NBA TV) Basketbol Amerika NBA Bay


14 Kasım Çarşamba
19:00 MKB Euroleasing Sopron - Fenerbahçe (FB TV) Basketbol Avrupa Euroleague Bayan
21:30 Chorale Roanne - Fenerbahçe Ülker (24 TV) Basketbol Avrupa Eurolig Bay



15 Kasım Perşembe
21:30 Panathinaikos - Barcelona (24 TV) Basketbol Avrupa Eurolig Bay


16 Kasım Cuma
--


17 Kasım Cumartesi
13:00 Kayseri Erciyesspor - Esklişehirspor (D Spor) Futbol Türkiye TFF 1. Lig Bay
16:00 Çek Cumhuriyeti - Türkiye (D Spor) Futbol Avrupa Ümitler Şampiyonası Bay
20:00 Norveç - Türkiye (Kanal D) Futbol Avrupa 2008 Şampiyonası Bay


18 Kasım Pazar
13:00 Samsunspor - Kartalspor (D Spor) Futbol Türkiye TFF 1.Lig Bay


19 Kasım Pazartesi
19:00 Antalya SK - Sakaryaspor (D Spor) Futbol Türkiye TFF 1.Lig Bay

Kaynak


13 Kasım 2007 Salı

A:Yemek yemek bir sanattır Şaban Bey?
B:Yok ya! O zaman ben büyük bir sanatçıyım, aklıma estikçe yerim...


Los Turcos

1. What are Depor's nickname(s)?
[Deportivo'nun Lakabı nedir]
Los Turcos (Spanish)/Os Turcos (Galician), Blanquiazules (Spanish)/Branquiazuis (Galician), SuperDepor

2. Why are there Turkish flags in the Riazor stadium?
[Riazor Stadında niçin Türk bayrakları yer alır?]
Other supporters, especially those from Vigo, call Deportivo supporters "Turcos" to insult them. But the Riazor Blues section have taken this name with pride and therefore show Turkish flags during matches.
[Özellikle Celta Vigo taraftarları Deportivo'luları kızdırmak için"Turcos" diye adlandırılar ve Riazor Blues grubu da bu ismi almaktan büyük onur ve gurur duyar ve bundan dolayı tribünlerde Türk bayrakları sallarlar...]

Bir Oyundan da Öte...

Bir oyundan da öte...
Çok daha ötesidir futbol...

Futbol Hayatım Benim


Futboldur Hayatım Benim

1/:
Mahallenin kıyısındaki boş arsa
Gülümser ve el sallar bana
Boş vakitlerimi yakaladığında.
Ayağımda meşinden top
Kafamda sadece futbol
Süratle dalarım arkadaşlarıma
Bir çalım, bir çalım daha...
Sahanın kenarı kalkar ayağa:
'Gol goool! '
2/:
Mahallenin kıyısındaki boş arsa
Halı gibi çimen döşer yüzüne
Ben yere düşmeyeyim diye.
'Gel gel.' eder ve el sallar bana
Boş vakitlerimde.
Gözümde bir tek futbol
Hızla dalarım koşuşan ayaklara.
Bir çalım, bir çalım daha...
Arsanın kenarı kalkar ayağa:
'Gol goool! '

Ahmet Yozgat

12 Kasım 2007 Pazartesi

İtalya Karıştı...


Lazio taraftarı olan Gabriele Sandri'nin polis tarafından öldürülmesi İtalya'da büyük yankı yarattı...Bu olaydan dolayı Inter-Lazio maçı ertelendi...Atalanta-Milan maçında maç taraftarların bu olayı protesto etmek istemeleri ve sahaya girme teşebbüsleri sebebiyle ertelendi...Liverno'da polise karşı büyük tepki oluşmuş...Roma'da ise bütün taraftarlar olayların suçlusu gördükleri Italyan Polisine karşı çatışma içindeymişler... Olaylar şu an devam etmekte olup, İtalya yine taraftar kimdir, ne yapar'ı tartışıyor...
Tek dileğimiz can kaybı ve yaralanmaların olmaması ve olayların soğumasıdır...
Gelişmelerle ilgili haberler çeşitli sitelerde sürekli güncellenerek dünyaya yayılmaktadır...

Rüzgarın Oğlu Caniggia

11 Kasım 2007 Pazar

Avcılar Son Anda... [3-2]

  • Kara bulutlar gökyüzünü iyice kaparken, rüzgar ise tersine hafiften durulmaya başlamıştı namağlup Avcılar ile komşu ilçe Çatalca müsabakası öncesinde...Tribünlerde soğuk havaya rağmen oldukça fazla kalabalık vardı ki Amatör maçlarda görmeye alışık olmadığımız şekilde "Avcılar Gençlik" adıyla kurulmuş taraftar grubu da takımlarını desteklemeye hazır bulunuyorlardı...Grupları adına yaptırmış oldukları atkılar da, kendi adlarına artı olarak yazıldı gönül hanemize...
  • Maç öncesi tribünlerin konuşmaları arasında "Avcıların kayıpsız giden istikrarlı yükselişi", "Son oynan Akalan maçında verilen sakatlıklar" ve "Avcılar ile Çatalca gibi ilçe takımlarının 1.Amatörde oynarken, köy ve belde takımlarının Süper amatörde yer almaları" idi...
  • Maça ev sahibi Avcılar beyaz forma-şort-çorap "üçlüsü" ile çıkarken Çatalcaspor ise klasik kırmızı forma ile yer alıyordu...Hakem "triosu" siyahlar ile görev başındaydı...
  • Başlama vuruşu ile beraber takımların oyun dizilişlerine baktığımızda Çatalcaspor 6-2-2 şeklinde garip bir savunma anlayışıyla başlamıştı oyuna, oysa ev sahibi 4-4-2yi tercih ediyordu...Savunma ağırlıklı oynayan Çatalca rüzgarı arkasına alıp, saldırmaya başladı ki ilk 10-15 dakikada önemli pozisyonlar sarı kırmızılılardan geldi ama gol "elemanları" topu kale çizgisinden geçirmeyi bilemediler oysa ki, Avcılar'ın 9 numaralı oyuncusu ceza sahası dışından şık bir vuruşla skoru kendi lehlerine çevirmesini bildi...Bu golün şaşkınlığnı yaşayan Çatalca 5 dakika sonrasında ise serbest vuruştan 2. gölü de kalesinden çıkarmak durumunda kalıverdi..Uzaktan atılan gollere "cesaretlenen" Avcılar oyuncuları, bir kaç deneme daha yaptı ama nafile girişimler olarak hafızlarda yer etti...
  • Maçın en talihsiz pozisyonu Avcılar ceza sahası içinde yapılan ortaya Çatalcalı Evren ile rakip oyuncunun kafa kafaya çarpışıp, sarı kırmızılı orta sahanın sakatlanmasıydı...Ve maalesef yine amatörde futbolcuya ne kadar değer verildiğini gördük, "karga tulumba" bir arabaya konulup, hastaneye götürüldü şansız futbolcu...
  • 2-0 ile biten devre sonucu, Avcılar tribünleri rüzgarla beraber bol gollü bir galibiyet olacağını düşünüyorlardı ama "evdeki hesap çarşıya uymadı"...
  • Çatalca antrenörü "ha 2-0 ha 5-0" ne fark eder diyerek, ikinci devre savunma anlayışından vaz geçip takımı daha da hücüm oynattı...Özellikle oyuna 15 numara ile Ümit'i alarak kanatlarda etkili oldu ve 7 numara oynayan Ömer ile farkı 1 indiren gölü buldu Çatalcaspor...Gol sarı-kırmızılıları yüreklendirirken, Avcılar'da paniğe neden oldu...Rüzgara karşı yerden "ince" paslarla Avcılar defansını delme çalışmalarından bir tanesi 11 numaralı oyuncu sayesinde başarılı oldu ve durum 2-2'ye geldi...Maç bu skorla bitecek gibiyken, son dakikada bir hakem "faciası" yaşandı...Hani güzide! hakem yorumcumuz Erman Toroğlu izlese pozisyonu "Ben MHK başkanı olsam bunları sınır dışı ederdim" tarzı kelamlar ederdi ağzı köpürerek...Avcıların atağında Çatalca kalesine en yakın oyuncu golü attı ve bir numaralı hata gerçekleşti: Orta hakem yardımcısına bakmadan golü verdi...Oysa ki yardımcı bayrağı havaya çoktan dikmişti...Ve hata 2: Yardımcı hakem hemen bayrağı indiriverdi, kendince "çaktırmadan" ve hata 3: Yapılan itirazlar sonrası ortaya giden hakem, yardımcısına koştu, ne konuştu bilmem ama golü veriverdi, yardımcısını itmeler sarı kart dahi göstermedi...Sormak lazım:1-Orta hakem, yan hakeme bakmadan neden karar verir? 2-Yan hakem, pozisyona en hakim kendisi olduğu halde, ofsaytı görüp kaldırdığında, neden karar değiştirir? 3-Hakeme karşı yapılan itme-kakmalar ile temaslara sarı kart neden çıkarılmaz? Sonuç, olarak gol verildi ve Avcılar, 3-2 ile maçı kazandı...
  • Maçın en iyi elemanı Çatalcaspor'lu 8 numara Selçuk idi...Selçuk, sahada basmadık yer bırakmadı, dokunmadık top kalmadı...Çatalca kalecisi ise kötü bir günündeydi ki yediği gollerde oldukça hatalıydı...
  • Maç çıkışı taraflı tarafsız, ki Çatalca taraftarı 3-5 kişi idi, çoğunluk Avcılarlıydı, maçın hakkı Çatalca'nın diye görüş birliğine varıp, hakemi suçladılar...
  • Amatörün en güzel yanı ise, işin içine paranın çok ta fazla bulaşmamış olmasıydı...Maça giriş bedava, oyuncular maç sonucu eşofmnlarını giyip seyirciyle beraber aynı minübüste, otübüste evlerinin yolunu tutuyorlar...Sevdiğim yazar Hakan Dilek'in de belirttiği gibi onlar bizim "mahallenin şık abileri"dirler...

Esentepe Boğazköy Sultantepe'yi yendi...[2-0]

  • Güneşin gökyüzündeki bulutlarla saklambaç oynayıp, sürekli yakalandığı bir havada oynandı Boğazköy-Sultantepe maçı...Esmer bulutların yağmur tehditine karşı 2 takım güzel bir futbol oynayıp, zevkli anlar izlettirmek istediler belli ki onları izlemeye gelen az sayıdaki taraftara ama maalesef öyle olmadı... Boğazköy "rüzgardopingle" saldırsa da ilk yarı etkili olamadı...
  • Maçın hakemleri pembe kıyafet ile çıkmışlardı nedense, hoşumuza gitmiyor bu kıyafet diyoruz, hakem dediğin siyah giyer siyah...
  • Havanın soğuk olması, çekirdek satışlarını düşürmüş belli ki, tribünde herkesin elleri çepte, gözü sahadaydı...
  • Maç Boğazköy-Sultantepe idi ama konuşulan takım siyah-beyazlı Beşiktaş idi...Neden 8 yemişinden tutun da Sinan Engin'in mafya oyunlarına, Ertuğrul'un Beşiktaş'a uygun olmadığına,"ben olsam o takımı kesin şampiyon yaparım ya abi" cümlesine kadar sürdü maç yorumları tribündekilerin...
  • Gol sevinci izleyemeden geçen ilk devreden sonra, rüzgarın kanatlarını kuşanan Sultantepe olmuştu ve golün de sarı-mavililerden geleceği bekleniyordu...Nitekim, sağlı sollu ataklarla yoklamaya da başlamışlardı rakip kaleyi ama her maçın kırılma noktası olduğu gibi, bu maçta da Sultantepeli oyuncunun çift sarıdan kırmız ile saha dışına yollanması işleri değiştirdi...
  • Ard arda gelen Boğazköy golleri bir anda durumu 2-0 getiriverdi.. Bu andan itibaren de iki takımda "bitse de sıcacık evimize gitse" havası ortaya çıktı ki çok uzatmadan hakem de maçı bitirdi...
  • Maçta dikkati çeken oyuncu, maalesef amatörde isimlerini bilmeden maç izliyoruz, Boğazköy'den 11 numaralı, tribünden "kel" diye çağrılan oyuncuydu...
  • Maçla ilgili en çarpıcı yorum da tribünden gelen diyalogta yer aldı:
-"Hangi ligte bunlar?"
-"Süper amatör"
-"Bunlar süperse ben mega profesyonelim"

"Bu Gülü Yetiştireceksen Canın Yanacak..."



İş Bankası'ndan Güzel Bir Çalışma...

Bursa Nutku'nu aklıma getirdi...
"Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek” Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.” İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!"

Atam Sen Rahat Uyu...


  • 10 Kasım gecesi saat 01.00 de çıktığımız Anıtkabir yolculuğumuz 10 kasım gecesi saat 22.00'da nihayetlendi...Son günlerde gelişen olaylardan sonra Ata'mızn huzuruna çıkıp,ona bağlılığımızı göstermemiz, onun her daim izinden gideceğimizi belirtmemiz açısından yararlı bir ziyaret oldu..
  • Yapılacak gezimizin en heyecanlıları hiç kuşkusuz ki 3 başarılı kızımızdı..Geçen sene yapılan Bilgi yarışmasında bir köy okulunda okumalarına rağmen, bir çok kolej, Anadolu lisesi ve fen lisesini yenerek finale kadar yükselmiş, finalde ise şansız bir şekilde 2 soruyu yanlış bilerek İstanbul ikincisi olan öğrencilerdi..Kendileri final öncesi "Hocam, yarışmanın birincilik ödülü Belçika gezisi, ama biz Belçika'ya gitmek istemiyoruz...Biz Anıtkabir'i hiç görmedik, biz birinci olursak, Ata'mıza bizi götürürler mi?" demişler, oldukça duygulanmıştım ve bir şekilde ben sizi götürcem demiştim..Daha sonra tribundergi.com sitesinde yaptığımız bu öğrencilerimizi Ankara'ya götürmek maksatlı fanzin satış kampanyamız ile öğrencilerimiz dün Ankara'ya götürdük..Bu aktivite için bize katkıda bulunan bütün arkadaşlarıma buradan teker teker teşekkür ediyorum...

9 Kasım 2007 Cuma

Şut ve....

Futbol heryerde...

Kaynak

8 Kasım 2007 Perşembe

Çalıkuşu

"O küçük bir çocuktu kuşlarla konuşurdu" yazarmış mezarı başında; kadınlar, alkol ve futbol sevgisi ile geçen bir hayata veda edip, edebi uykusuna yattığı yerde...

Yenilsende Bazı Bazı...

Yenilsende bazı bazı, biz buna razıyız da, açıklara 55, kapalıya 120 ytl verenler razı mazı değil..."Müşteri her zaman haklıdır" prensibi doğrultusunda paralarının karşılığını istiyorlar, umurlarında mı Sabri'nin ne kadar Galatasaray aşkı ile oynadığı, bas küfrü gitsin...Nasılsa "çapulcular"dan kurtuldular, 120'yi versin de isterse küfretsin isterse alkışlasın...

7 Kasım 2007 Çarşamba

N'aptın Beşiktaş?


  • Muthiş bir ortam yaratılmıştı maç için...Her türlü sebze meyve, meze ve yanında Efe Rakı..Hem de yaş üzüm Rakısı...Bir de televizyonu bağladık mı projeksiyon cihazına...Evde sinema ortamı yarattık valla..Bugünkü maç sonrası diyorum ki, "Plazma out, projeksiyon in"..Dev ekran ne menem bi' şeymiş, insanı Erman Toroğlu yapıyor valla...
  • Hoş ortamda başlayan maç, Delgado'nun hırsı ile bizim masadakı herkese ümit verdi...Bir sürpriz olur Beşiktaş alır dedik..Ama sadece biz dedik, biz ümit ettik...Ne bilelim Hakan'ın rekor(!) peşinde olacağını...
  • Maç başladı, ilerleyen dakikalarda goller geldi...Geldikçe geldi..Adamlar da durmadı, attıkça attılar..Onlar attı, bizim rakılar bitti, onların goller bitmedi...
  • Bu Hakan kim kardeşim ya...Benim bildiğim bir sezon öncesi, benim de deplasmanda bulunduğum maçta Galatasaray'ın iki penaltısını kurtardı yıldız oldu...Ligin ikinci yarısında ise seyircisiz oynanan maçta ayağındaki topu kaptırarak komik bir gol yedi...Elinde Rüştü varken- ha çok mu iyi, Avrupa'da dökülüyor- neden onun tecrübesinden yararlanmazsın ki, Hakan'da ısrar edersin..
  • Bu mağlubiyet sonrası Beşiktaş yönetimi Ertuğrul Sağlam ile olan bağlarını gözden geçirmeli(Ne cümle oldu ama, Kazım Kanatvari)..Hocam iyisin hoşsun ama, olmuyor böyle...Mülayimlik, mütavizilik nereye kadar...
  • Maç sonu o kadar kızdım ki, bir çok Beşiktaş taraftarı benım hislerime sahip değildir...Sen ki 8-0 ile tarihi bir yenilgi alıyorsun, maç sonu neden seni desteklemeye gelen taraftara gitmioyorsun..Oysa ki iki hafta önce Slavia Prag, Arsenal'e yenilmiş, Praglı topçular hemşehirlilerinden özür dilemişlerdi stadı terk etmeden...Beşiktaş bunu yapsaydı belki skoru biraz unuturduk, acımız hafiflerdi...
  • Maçla ilgi daha fazla yorum yapardım ama neyse..Zaten şu an Kanal 1 de Adnan Aybaba maçı yorumluyor...Yarın da gazeteler ve televizyonlar bol bol bu "işten" konuşacaklar...

6 Kasım 2007 Salı

Çekilsene be Kadın #5[06-12 Kasım]

6 Kasım Salı
21:45 Liverpool - Beşiktaş (star)
21:45 Olympiakos - Real Madrid (d spor)

7 Kasım Çarşamba
21:45 Fenerbahçe - PSV Eindhoven (star)
21:45 Barcelona - Rangers (d spor)
21:45 Sporting Lizbon - Roma (BJK TV)

8 Kasım Perşembe
20:00 Galatasaray - Helsingborgs (d spor)

9 Kasım Cuma
20:00 Denizlispor - Trabzonspor (lig tv)

10 Kasım Cumartesi
13:00 Eskişehirspor - Samsunspor (d spor)
14:45 Sunderland - Newcastle United (fox)
16:30 Stuttgart - Bayern Münih (ntv)
20:00 Beşiktaş - Sivasspor (lig tv)
23:00 Valencia - Real Murcia (ntv)

11 Kasım Pazar
13:00 Boluspor - Antalyaspor (d spor)
13:30 Feyenoord - Ajax (business channel)
15:30 PSV Eindhoven - AZ Alkmaar (business channel)
16:00 Inter - Lazio (24)
16:00 Kayserispor - Fenerbahçe (lig tv)
17:00 Bolton Wanderers - Middlesbrough (fox)
20:00 Galatasaray - Gençlerbirliği (lig tv)
22:00 Villareal - Sevilla (ntv)

12 Kasım Pazartesi
20:00 Malatyaspor - Kayseri Erciyesspor (d spor)

Kaynak

Basketbol Maçları da bizden:
6 Kasım Salı
18.00 : Galatasaray-Girona 'ULEB Cup' (Kanal 24)
18.30:Siauliai-Türk Telekom 'ULEB Cup'(CNN Türk)
20.15:Fenerbahçe-Lottomatica Roma 'Euroleague' (Kanal 24)


5 Kasım 2007 Pazartesi

Mary Pierce

"I'm a different person off the court than I am on the court, where I'm very competitive, a perfectionist, and I can be hard on myself sometimes. Off the court, nothing really bothers me. I'm easy-going."
Biz seni "court"larda sevdik be Mary, dışı bizi "enterese" etmez...Üzme tatlı canını e'mi...

İsfit Hatadan Döndü

1 Hafta evvel 1. amatör kümede oynanan Muratbey-Selimpaşa maçının sonucu isfit.org sitesine 6-0 şeklinde yazılmış, ona göre puan tablosu çıkarılmıştı..Oysaki ki maçın sonucu 7-1 şeklindeydi..Ha ne fark eder sonuçta fark 6 diyen olur ama 1 gol de atsa, Selimpaşa'nın attığı gol görülmeye değerdi..İl temsilcisine maille ulaştığımda, hakemlerden gelecek son raporlara göre skoru tescil edeceklerini bildirmişti, oyunculara da skoru sorduğumda 7-1 olduğunu söylemişlerdi ve nihayet dün gece itibariyle 7-1 lik skor www.isfit.org sitesinde tescillendi..

Roy Houghton

Efsane 8 numara Roy Houghton...Futbola ait en eski hatıralarımdan...

4 Kasım 2007 Pazar

Dar Alanda Kısa Paslaşmalar

torba suat: niye böyle oldu be abi? ben çok sevmiştim be abi. o kadar mektup gönderdim insan bir cevap yazar. benim günahım ne be abi?
hacı: bak koçum! belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı. artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. sevgililer...heh! bizim olanlar ya da olmayanlar... hepsi iz bırakır. bu izler şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor. hepsi kalır! ama inan yeni izler de olacak. yaşlıları düşün... sanki her şeyi bilirlermiş gibidirler. ama öyle değil. heh!.. ne kadar acı çekersen çek şunu hiç unutma; çizilecek bir yer hep vardır ve çizecek bir yer... ressam olur insanlar başkalarının kalbini kazıya kazıya, ya da resim olurlar senin gibi; kazına kazına.
torba suat: beni çok derin kazıdılar be abi... ama altından sarı yeşil çıktı hehe!...
"Hayat futbola fena halde benzer. Futbol şahsi beceri gerektirir ama aslinda ayakla oynanan bir spordur. Ayni zamanda toplu halde oynanan bir oyundur. Dört dogru pas, %90 goldür. hayat da öyle degil mi?.." diye yaşantımıza dair ince ipuçlar veren, endüstriyel futbola karşı mahalle kültürümüzü yücelten bir yapım... Rafet El Roman'dan Müjde Ar'a, Savaş Dinçel'den Erkan Can'a kadar filmde rol alan bütün oyuncular üzerlerine düşen görevi layıkıyla yapmış, bize de CD'sini tekrar tekrar izlemek düşüyor...Ayrıca,burdan amatör futbolun emekçilerine bir selam da çakalım ve pası filmin özetine atalım:

Fuarda Bi' Pazar Günü


  • Pazar günü erkenden Bursa'dan dönüş yapıp, Kitap Fuarı'nın son gününe yetişip bir kaç yeni çıkan kitapla kütüphanemi zenginleştirmek istedim..Saat 13.00 gibi İstanbul'a geldim..Yeni Bosna'dan Beylikdüzü istikhametine giden otobüsler Fuar'dan oldukça fazla istifade ettiler..Dolu dolu gidiyorlardı hiç gitmedikleri gibi..Burdan kar çıkarmayı düşünen Gürpınar istikhametine giden otobus kapatmış akbil cihazını, dışardan "Fuarrrrrr, Fuaarrrr" diye yolcu topladıktan sonra, "akbil bozuk abi" diyerek 0.9 ytl yerine, 1,30 ytl alıyordu herkesten...
  • Fuar alanına geldiğimde dışardaki kalabalık, içerdeki yoğunluk hakkında beni aldattı...Fuarın son gününe özgü bir kalabalık yoktu nedense...
  • İki kere tur atmama rağmen fuarın içinde, istediğim kitapları bulamadım..Hele de futbolun edebiyatına özgü yazılmış eserlerde kıtlık vardı..2 yıldır bütün futbol edebiyatı kitaplarımı fuardan alırken, bu sene elim boş döndü...İtthaki ile İletişim bile "eksik kadro" ile katılmışlardı fuara...Bu sene artık internetten alacağız kitaplarımızı...
  • Pazar gününün yıldızı gene geçmiş yıllarda olduğu gibi İpek Ongun'du..Ne sıra vardı be kardeşim, bi ara Fener deplasmanı için Samı yen'de satılacak 100-200 biletin kuyruğunda olduğum günler aklıma geldi...Gözlemledim ne yapıyorlar diye, Hatun herkesle ufak sohbetler ediyor, sonra imzalıyor kitabını, en sonunda da fotoğraf çektiriyor...Nerden baksan 1 dakika...Eh sırada bekleyenlerin harcadığı zamanı siz hesaplayın..
  • İmza günü demişken, mail mi atsam tertip komitesine ne yapsam, önimizdeki yıl, yazarlara düzenledikleri "imza showları" ayrı bir salonda yapsınlar...İmza almak istemiyorum ama imza kuyruğundakilerden dolayı kitap da alamıyorum...Almasam da kitapları inceleyemiyorum...İmza isteyen başka bir salona, haydi...
  • Kitap fuarı ile birlikte son yıllarda gelenek olmuş üzere Sanat fuarı düzenlenmiş gene...Akımlardan anlamasak da göze hpş gelen resimler heykeller vardı..Bir de "Başka Türkiye" yok adında bir resim sergisi vardı, ülkedeki 70 milletten fotolar vardı...Beğendim doğrusu...
  • Kitap alamadık ama defter aldık...3 İstanbullu ve Milli takım adına yapılmış "harita metod" defterler vardı..Şöyle düşünün, ilkokul ya da orta okul yıllarında defterlerimize gazetelerden kesip futbolcu resimleri yapıştırıyorduk ya, aynen onların bilgisayardan çıkmış versiyonu...Nostalji yapmak isteyenler, mutlaka edinsinler...
  • Kitaplarla ilgili dikkatimi çeken bir konu, son günlerdeki terör olaylarından dolayı "asker" lerle ilgili kitapların bolluğuydu..Bir de "dini" yayınevlerinin kalabalıklığı...
  • Çıkarken elimiz boş dönmesin diye "kitap okuma lambası" aldım...Çin icadı türü bir şey ama pratik gibi..Yatağıma yatıp kitap okumak büyük zevk veriyordu ama uyku gelince lambayı söndürmek için kalkmak bir işkence...Artık lamba söndür derdi yok, keyfimize keyf katacağız maşallah...3 ytl fiyatı..Fuar dışında seyyar bir amca, daha basitini satıyordu, fiyat sormadım...
  • Unutmadan, Avcılar Atatürkçü Düşünce Derneği, geleneksel masa üstü Atatürk takvimlerinden yine bastırmış, edindim 2 adet...2008'de de Atam gözetecek beni bilgisayarımın karşısındayken...

Timsah, Özlüce'de...


Haftasonu Bursa'ya ani bir kaçamak yaptık, sebebi ziyaretimiz "hayırlı" bir işti...Arkadaşımızın düğününde bulunmak gerekti, biz de "gerekeni" yaptık..terminale indiğimden beri çeşitli panolarda Bursaspor formalı bir genç ile bayan yer alıyordu..Kombine filan reklamı mı acaba diye düşünürken, biraz daha dikkatli okuyunca Özlüce tesislerinin reklamı olduğunu okudum..Dünya çapında bir tesis olacak diye söylenen Özlüce'nin 7 Kasım günü saat 14:00'da açılışı yapılacakmış...Vakıfköy tesisleri ilk açıldığında da ülkenin en sağlam antrenman alanıydı timsahın yuvası, Özlüce'de öyle olacak gibi...Hayırlı olsun Bursaspor'a...Tesisler herşey tamam da, Bursa'ya özlenen "istikrarlı" yönetim ne zaman gelecek...

2 Kasım 2007 Cuma

"El Chelo" nihayet...#2


Bekleyenler daha bi' hasretle sarılırlarmış sevdiklerine ilk görüşme anında ki, yalnız geçen günlere nispet olsun diye...Dün gece de El Chelo'muz hasretimize inat, öyle nazik bir vuruşla ağları sarstı ki, "sen hep böyle at, biz seni 5 haftada bir de görmeye razıyız" dedirtti...Gol attı, penaltı yaptırdı, vurdu, düştü, düşürüldü, oynadı işte, ıslattı formayı, ısıttı kalplerimizi Marcelo Adrian...N'olur böyle "güzel şeylere" devam et Arjantinli, tangoyu bizlere daha sık göster...

En Sevdiğim "An"

Sihirli An...Sihri de Büyüsü de Asla Değişmez...

Kaynak

tribünler @ siyaset meydanı

Gecenin 2 buçuğu cıvarı uyanınca uykudan, açık kalmış televizyonun kendi halinde çalışmasına boş ve manasız gözlerle bakıp, bi' kaç kanal "ziyareti" yaparken atv kanalında rastladım programa...Gözlerimi ovuşturup katılanları seçmeye çalışınca, Galatasaray'dan "Sebo reis" ile GFB'den "Sefa reis" i gördüm...Ayrıca Fener-Galatasaray'dan Yücel, AlpaslanD., Edip vs vs... oradaydı...Program, tribünlerin son haftalarda teröre olan tepkilerini konu almış ve Ali Kırca-izlediğim bölümlerde- besteler hakkında konuşuyordu..Hele stüdyoda bulunanlara söyletmeye çalıştığı "beste" -Bursaspor versiyonuna daha önce yer vermiştik- programı kapattıracak türde küfürlüydü...Neyse ki "lay lay" ile geçiştirildi en can alıcı cümleler...Programda neden diğer takımlar yoktu, atv neyi amaçlamıştı, orada bulunanların "background"ları neydi, zart zurt uzun uzun tartışmayacağım ama benim programdan aldığım ve 2 tribün liderinin verdiği mesaj "Şehitler Ölmez/Vatan Bölünmez/Bu Böyle Biline"

1 Kasım 2007 Perşembe

Çekilsene be Kadın #4[01-05 Kasım]

1 Kasım Perşembe
19:15 Lietuvos Rytas - Maccabi Elite (skytürk) eurolig
20:00 Galatasaray - Denizlispor (lig tv)
20:45 Axa FC Barcelona - Fenerbahçe Ülker (24) eurolig

2 Kasım Cuma
20:00 Trabzonspor - Ankaraspor (lig tv)
20:00 Oyak Renault - Beşiktaş (e2) TBL

3 Kasım Cumartesi
13:00 Samsunspor - Malatyaspor (d spor)
14:00 Galatasaray - Karşıyaka (ntv) TBL
14:30 Kilmarnock - Celtic (business channel)
14:45 Arsenal - Manchester United (fox)
17:00 Middlesborough - Tottenham Hotspur (fox)
17:00 Darrüşşafaka - Mersin Büyükşehir Belediyespor (ntv) TBL
18:10 Nancy - Bordeaux (kanal a)
19:00 Fenerbahçe - Beşiktaş (lig tv)
19:15 Blackburn Rovers - Liverpool (fox)
20:30 Heerenveen - PSV Eindhoven (business channel)
23:10 Gremio - Figueirense (lig tv)

4 Kasım Pazar
03:00 Utah Jazz - Golden State Warriors (ntv)
13:00 Antalyaspor - Altay (d spor)
15:00 Moto GP Valencia (ntv)
16:00 Sivasspor - Kasımpaşa (lig tv)
18:00 West Ham United - Bolton Wanderers (fox)
19:00 Gaziantepspor - Galatasaray (lig tv)

5 Kasım Pazartesi
19:00 Sakaryaspor - Giresunspor (d spor)

Kaynak

31 Ekim 2007 Çarşamba

"Bizi Sevenlere İhanet Etmeyelim Baba"

"Sarı-kırmızılı renklere küçükten beri hayrandım.Galatasaray İzmir'e geldiğinde okuldan kaçar, maça giderdim.Bence Galatasaraylılık din gibi,mezhep gibi yerleşmiş, köklü bir inançtır.Galatasaray'ı işte bunun için tercih eder ve Galatasaraylılığımla her zaman gurur duyarım."

"Fenerbahce 20 bin, adalet bir yıl için 10 bin lira transfer ücreti teklif ederken, ben Galatasaray ile yıllığına 8 bin liraya anlaşma yaptığım gün mutluluktan uçuyordum..."

"Sahaya çıkmadan önce Allah'a dua eder, sahaya en son çıkmayı uğur sayardım.Aut çizgisini geçerken daima sağ ayağımı atardım.Maça başlamadan önce arkadaşlarım kaleye şut atarken, ben dolanıp durur, oyun başlayıncaya kadar topa vurmazdım... Sakatlandığım zaman, secde ederek iki elim önde 'Allah'ım sen bacaklarımı koru' diye dua ederdim."

"Galatasaray'ın alt yapısında 18 tane metin vardı... Galatasaray'daki bu metin'lerin sayısı bana söylendiğinde önce inanmamıştım. futbol okulunun çeşitli kademelerinde bu metin ismi dikkat çekmiş ve onları biraraya getirmişler. sonra da bana haber verdiler,gittim hepsini kucakladım."

"Fenerbahce'ye attığım ağları yırtan golüm çok konuşulmuştu.Hikayesi ise şöyledir ;Fenerbahce ile oynayacağımız her maçın havası ayrı olurdu. 1959 yılının 10 haziran günü oynayacağımız milli lig'in ilk final maçının önemi çok büyüktü. futbol federasyonu bu kritik maça yugoslavya'dan hakem getirmişti. tansiyon yüksekti.Maçtan bir gece önce Çınar otelde yugoslav hakemin üç fenerbahçeli yöneticiyle birlikte yemek yediği görülünce, İstanbul'da kıyamet koptu. Galatasaray kulübünün telefonları ihbarlarla inliyordu:'maç Çınar otel'de masa başında satıldı...yugoslav hakem fenerbahce'yi galip getirmek için ne lazım gelirse yapacak!..' bunun üzerine Galatasaray kulübü hakemin değiştirilmesi için federasyona başvurdu. hakem şaşırmıştı. ve ağlayıp sızlamaya başlamıştı. 'ne olur Galatasaraylılar'a söyleyin böyle bir sebepten dolayı memleketime dönemem maçı namuslu bir şekilde yöneteceğim.'

Yöneticilerimiz bir toplantı yaptı, hakemi kabul etti ve o yugoslav hakemle iki takım maça çıktı. 10 haziran 1959... dolmabahçe stadı yükünü almış, ezeli mücadeleyi bekliyor. sıcağa rağmen tribünler herzamanki gibi rengarenk... oyun hızlı başlamıştı. maçı mutlaka kazanmak istiyorduk. Çok hırslıydık... turgay uzun bir degaj yaptı. boş top, ceza sahasının üstüne süzülmüştü. topa kaleci Özcan arkoç ile birlikte yükseldik. Özcan topa uzanabilmek için adeta benim sırtıma tırmanmıştı.. Çok yükselmiş, bu sebepten de dengesini kaybetmişti. İkimiz birden yere düştük. Özcan anlayamadığım bir şekilde kıvranmaya başladı. o anda fenerbahce tribünleri benim Özcan'a vurduğumu zannederek küfretmeye başlamıştı. o çirkin tezahüratın ilk defa muhatabı oluyordum. Şaşırmıştım ve utanmıştım. suçlu olmamama rağmen utanmıştım. o sırada yanıma fenerbahçeli nazi erdem ve basri dirimlili geldiler. İkisi de çok sevdiğim arkadaşlarımdı...

Benim kasıtlı bir hareket yapmayacağımı benden iyi bilirlerdi.Ben onlarla konuşurken birden diz kapağıma bir tekme yedim.Acıyla tekmeyi vurana baktım.Bana vuran,kendine fenerbahce'de yer edinmeye çalışan Avni idi. o acıyla ben de Avni'ye bir yumruk attım.Yumruğu Avni'nin suratına indirince saha karıştı.Antrenörümüz George Dick, Eşfak Aykaç,Muzaffer Bozok ve menajerimiz Osman İncili beni olaylardan sıyırıp saha dışına götürmeye çalışıyorlardı. o kargaşa arasında yöneticimiz Muzaffer Bozok ile Osman İncili yugoslav hakeme kızıyorlardı. aradan iki üç dakika geçmiş, saha boşaltılmıştı. yugoslav hakem hışımla yanıma yalaştı ve saha dışını gösterdi.O güne kadar hiçbir hakemden bu kararı duymadığım için neye uğradığımı şaşırmıştım. Hırsımdan ağlıyordum.Sahadan çıkmadan önce gidip fenerbahçe tribünü önünde çakıldım.Ben gidince onlar da şaşırdı.Biraz önce o çirkin kelimeleri bana layık gören insanlardı onlar.Durdum.Bir baştan bir başa o triibünleri süzdüm. Sonra eğildim ve bana küfedenleri selamladım.

Ortalık sakinleşmişti.Ben soyunma odasına gitmeye kara verirken Suat,Turgay ve diğer arkadaşlarım kolumdan tutup 'Dur,hakem kararını değiştirdi galiba" dediler.

Oyun duralı 7 dakika olmuştu ve 7 dakikadan sonra yugoslav hakem beni sahadan atmaktan vazgeçmişti.Karar değişince fenerbahçeli futbolcular kahroldular.

Bundan sonra yüz binleri ağlatan tek golü ben atacaktım.37.dakikada ağları parçalayan bazukayı fenerbahce kalesine ben yolluyordum. Allahım rüya gibiydi sanki o an...

Nuri bir pas atmıştı,sola doğru kaçtım.Osman hızla üzerime geldi,onu atlatmak benim için zor olmadı.Aut çizgisine kadar gittim sol ayağımı çizgiye dayayıp topu kepçeledim.En büyük korkum Naci idi. Naci Erdem ekseri bu toplara çift dalardı.Fakat ondan da sıyrıldım.Evet, önümdeki topa çok dar açıdan vurmak zorundaydım.Bu bir an meselesiydi. bu kısa zaman içinde başımı kaldırdım ve kale içinde bir noktaya tüm kuvvetimle vurdum.Kaleci Özcan, köşeyi kapatmıştı.Buna rağmen top hızla kaleye girdi.İnanın topun baktığım noktadan dışarı çıktığını ve ağları parçaladığını sonradan öğrendim. golden sonra arkadaşlarımın sırtındaydım. tribünlerden 'cim bom bom..." sesleri yükseliyordu. halbuki hakem de dahil, golü dolmabahçe satdındaki kimse farketmemişti. hakem önce aut vermiş, sonra parçalanmış ağları görünce gole hükmetmişti. maçtan sonra fenerbahce'nin eski kaptanlarında fikret arıcan 'vallahi azizim bizim zamanımızda topa en iyi vuran adam Bekir'di...ama itiraf edeyim ki Metin daha iyi vuruyor...' diyordu . "

"Eşim ve ailesinin sürekli baskısındaydım. evliliğimin ilk günlerinde topu bırak diye diretmişlerdi. gülüp geçmiştim bu komik sözlere. ben nasıl aç susuz yaşardım ki? futbol benim dünyamdı. topu bırak emri yerine gelmeyince bu defa daha komedi bir teklifle karşılaştım ' Galatasaray'ı bırak İzmir'e dön...' diye diretiyorlardı. Galatasaray'ı bırakacağım ha? Allah korusun! Allah yazdıysa bozsun! Galatasaray benim dünyam, Galatasaray benim yuvam. nasıl bırakırım Galatasaray'ı? evet İzmir'i eşim kadar severim. ama benim bir de sevdiğim Galatasaray'ım var.
O aralar bizim rusya seyahatimiz vardı. eşim oya, kafasındaki acı planı İzmir' de uygulamaya koymuş. benim adımı ve imzamı kullanarak, beden terbiyesi genel müdürlüğüne bir mektup götürmüş...gazetecilere de 'metin Galatasaray'da satışa çıkarılmasını istedi ' demiş... aman yarabbim... böylesi görülmüş şey değildi. İzmir bölge müdürü mektubu almış ve 'peki efendim' demiş. 'mektubu hemen ankara'ya yolluyorum...'
bu mektubu ciddi zanneden galatasaraylıları bir telaş almış. ben rusya'da iken bir yardım kampanyası açılmış. amaç para toplayıp benim Galatasaray'da kalmamı sağlamak. bunu duyunca oya İzmir'den feryadı basmış ' metin 500 bin liraya bile Galatasaray'da kalmayacak '
haber bana ulaştırılınca, gazetecilere bir açıklama yapmak zorunda kaldım. ve şu mesajı ilettim :

'Galatasaray'da kalmaya ailece karar vereceğiz.İzmir'i, eşim oya kadar severim ama benim bir de yürekten bağlandığım Galatasaray'ım var.'
ama oya, topağacı'ndaki evi boşaltıp, eşyaları İzmir'e götürmüş. olacak iş mi? o eşyaların bir çoğunu evlenirken galatasaraylı taraftarlar hediye etmişlerdi. ne derdim galatasaraylı taraftarlara ben ?Rusya'da artık daralmaya başlamıştım. nihayet yeşilköy'e inmiştik. ama gözlerime inanamıyordum, İzmirsporlu yöneticiler beni kaçırmaya gelmişlerdi hem de bavul dolusu para ile. ama galatasaraylılar da korumaya.

Meğer biz Rusya'dayken komuoyu ikiye bölünmüş, Oya mı kazanacak,ben mi? ben Galatasaray'ı seviyordum elbette benim dediğim olacaktı. ve rüçhan atlı'nın otomobiline biniyordum. Önce bizim eve gittik. kayınvaldem 'buraya galatasaraylılar giremez ' deyip kapıyı rüçhan ağabeyin yüzüne kapamıştı. hava elektriklenmmiş eşimle tartışmıştık, yüzüklerimizi atmıştık. bir basın toplantısı düzenleyerek 'ben parayı Galatasaray'a tercih etmem ' diyor ve Galatasaray'da kalıyordum.Avukatım Süha Özgermi Karşıyaka adliyesindeki üçüncü celsede boşanma işini bitirmişti bile...

30 Ekim 2007 Salı

İlk Yarı 1, İkinci Yarı 2...

Kaptan, Gençlerbirliği'nde...

Futbolculuk kariyerinin "tatsız" sonlandırılması sonrası, kulübedeki yerini Gençlerbirliği yardımcı antrenörü olarak alan Büyük Kaptan, Kayseri Erciyes ve Bursaspor maceralarından sonra tekrar "bu işe" başladığı takıma döndü...Sene başı "Gençlerbirlikliler" ile anlaşmaya uğraşmış, olmamış ve Bursa'ya gelmişti... Görevine son verilince yeşil-beyazlılarda, pek te beklemeden Ankara'ya yerleşiverdi kaptan...Canı gönülden başarılı olmanı diliyorum Bülent kaptan, ama ne olur "yedek antrenörlerden" olma... Bir sezon içinde o takımdan bu takıma gezenler tayfasına katılma, zaten demişsin ki " Başarı için istikrar şart"...Evet kaptan, ait olduğun yere gidene kadar orda kal, kal ne olur kal...

2014'te Uykusuz Geceler...


Gecenin köründe onanacak maçlara hazırlanmaya başlayalım şimdiden...Uykunun bölünmesi, saat kurup maça 5 dakika 10 dakika kala uyanmalar, grup maçları sırasında tv karşısında uyuya kalmalar... Bir de o saatte bira-patates keyfi yapılır mı, yapan yapar gene ama bünye o saate ayarlı değil ki, biraz zorlanacak artık...Haketti mi Brezilya, etti tabii bu kadar kazanılan kupaya bakarsak, bir de tek adaymışlar zaten, kime verecek başka FİFA...

29 Ekim 2007 Pazartesi

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun


Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir...
Mustafa Kemal ATATÜRK


28 Ekim 2007 Pazar

Derbi Çatalca'nın...[1-0]

  • "Derbinin derbi gibi olması için pazar günü oynanması gerekir" diye hep içimden geçiririm...İş yok, güç yok, tatil günü ve kendimi tamamen maçın atmosferine verebiliyorsun...Federasyon da ne düşündü bilmem-onların kendince bildikleri vardır, tedbir, sahanın boş olması vs. vs- ama Çatalca derbisini pazar günü oynandı...
  • Çatalca ilçesinin merkez takımı Çatalcaspor ile Çatalca ilçesine bağlı Akalan köyünın takımı Akalanspor top oynamaya oldukça müsait bir havada Çatalca Ziya Altınoğlu Stadında karşı karşıya geldiler...Daha önceki topiclerde belirttiğim gibi Trakya'nın sarı-kırmızı renklere sempatisi sonucu iki kulüp de aynı renklere sahipti ama maçta ev sahibi kırmızı rengi ağırlıkta kullanarak "derbi kostümlerini" kırmızı forma şort ve çoraptan oluştururken, Akalan ise ismindeki "ak" kelimesine bağlı kalarak ak forma şort ve sarı tozluk ile hazır bulundu sahada...Hakemler ise siyahı tercih ettiler, çok ta iyi ettiler...

  • Derbinin olmazsa olmazı seyirciler de, pazar günü olmasından dolayı oldukça fazla ilgiliydiler maçla...Ligin başlamasından bu yana Ziya Altınoğlu Stadı en fazla sayıda insana ev sahipliği yaptığı gündür, bu pazar günü...Çatalca bölgesinin futbol kültürüne uzak kişiler bu kalabalığın, Çatlacaspor taraftarı ağırlıklı olacağını, ya da en kötü "kafa kafaya" olacağını düşüneceklerdir lakin taraftarların tamamına yakını Akalan köylüydüler..."Küçük yerde, ilişkiler samimidir" derler, bu bağlamda köylerinin takımına destek için gelmişlerdi Akalanlılar...Çatalcalılar ise "kuvvetle muhtemel" aynı saatlerde oynanan Beşiktaş-İstanbul belediyespor maçı için kahvelerde yerlerini almışlardı...

  • Futbolun birleştirici yanı yine ortaya çıktı maç öncesinde...Köyünden uzak olan, Çatalca'da ikamet edenler ya da iş güç vesilesiyle "köy kahvesine" çıkma fırsatı bulamayanlar, maçta görüşüp hal hatır sorma fırsatı yakalayıp, eski günlerden 5-10 dakikalığına da olsa dem vurma fırsatı ele geçirdiler...Bu ikili üçlü diyaloglar o kadar fazla idi ki, "iyi ki varsı futbol" demeden kendimi alamadım...Yaşasın Futbol...Kitlelerin afyonuymuş...Peh...Hadi ordan...
  • Çatalcalı taraftarlar maça alaka göstermemiş olsalar da, kulüp yönetiminde yer alan eskinin futbolcusu, günümüzün televizyon yorumcusu Engin Verel tribünde maçı izleyenler arasındaydı...Engin Verel'in sağlam göbek yaptığını buradan belirtelim...
  • Seyircilerden bahse devam ederken, dünkü maçlar yorumunda belirttiğim "çekirdek" olayı bu derbi maçta oldukça abartıldı...İki kişiden birinde çekirdek paketi vardı desem yalan olmaz...Kulüpler çekirdek firmalarından sponsor alsalar, iyi gelir yaparlar deriz demesine de, esas istediğimiz formaların reklamsız, sponsorsuz sade olmasıdır...
  • Derbi maç sadece iki tarafın taraftarlarına hitap etmedi, aynı zamanda Çatalca yöresi amatör takımlarında oynayan topçular, futbol maçı kaçırmayan "iyi futbol dilencileri", takım başkanları ve antrenörleri tribünlerde yerleini almışlardı...Doğal olarak en ilgi çeken şahsiyet, bir önceki günün yıldızı Muratbeyli "bedenci"ydi...
  • Karşılaşmanın öneminden mi, Cumhuriyet bayramı arifesi olmasından mı bilinmez Çatalcaspor antrenörü takım elbise ile sahada yer alırken, ki kendisi daha önceki maçlarda eşofman ile yönetiyordu takımını, Akalanspor çalıştırıcısı, cezasından dolayı yine karşı boş tribünlerde takımına taktikler verdi...
  • Maç "derbi" adına yakışır şekilde başladı, sert, heyecanlı, sürükleyici...Daha önceki haftalardan pek beğeni vermeyen Akalanspor, favori gösterilen ev sahibi(?) Çatalca karşısında çok üstün başladı oyuna...Kalecilerinin cezasının bitmesi ve maçta görev alması da defansa güven vermiş olacak ki oldukca rahat oynadılar...Çatalcaspor ise "Akalanlı Emre'yi" sahaya kaptan olarak çıkarmış, 1-2 oyuncu dışında ideal kadrosu ile mücadele ediyordu...
  • Yetiştiği takıma karşı oynamak, futboculuk mesleğinin en "gıcık" yanlarından biridir..Tribünlerin bir gözü hep sende, yaptığın en ufak hareket o göze batar, en bariz küfürleri sen işitirsin...İşte Çatalca kaptanı da bu duyguları yaşadı bugün...Kendi köyüne karşı oynadı, sadece oynamadı bir de gol atarak, "evlat darbesi" vurdu Akalan köyüne...
  • Sert başlayan maç, sakatlıklar yüzünden sık sık durdu ki maçta en çok koşanlardan biri de sağlık görevlisi oldu...Bir orda bir burda sürekli yerde yatan futbolculara koşmasından sonra, bu pazar mesaisini tam hakkıyla yaptığına şahit oldu izleyenler...
  • Güzel ve heyecanlı geçen ilk yarıda gol çıkmadı ama kimse o an orada bulunduğundan pişman değildi...Kırkbeş dakika bir soluk gibi geçmişti...
  • Derbilerin olmazsa olmazı, seyirci ile oyuncu arası atışmalar maçın devre arasında burada da yaşandı ama "emniyet", "emniyet" görevini yaparak Çatalcalı 2 numaralı oyuncuyu "emniyetli" şekilde soyunma odasına götürdü..
  • İkinci devre daha da sertleşti oyun, daha da yerde yatan oyuncu sayısı arttı, sağlıkçıya daha da çok iş düştü...Bu sertliklerden birinde, Akalanspor ceza sahası önünde oluşan serbest vuruşu kaptan Emre plase bir vuruşla, kalecinin tuttuğu direğe çarptırarak derbiye yakışır bir gol atarak "hain evlat" damgası yeme pahasına takımını öne geçirdi...
  • Gol sonrası ise Türk futbolcusunun"bariz" özelliği ortaya çıkarak Çatalcaspor geriye yaslandı, Akalanspor da saldırdıkça saldırdı..Maçın son dakikalarında da gol fırsatı buldular ama eşitlik olmadı, basınımızn deyimiyle "Çatalca bir attı, üç aldı"...
  • Maç sonu ise "derbilerde görmeye alıştığımız" hareketler cereyan etti soyunma odası koridorlarında...Ve emniyet güçleri araya girerek ortalığı sakinleştirdi...

Manu Chao

''Üçüncü dünya ülkelerini temsil eden yegane takım olduğu için konserlerde Galatasaray forması giydim.''
Manu Chao
(Mart 2006)




27 Ekim 2007 Cumartesi

Bey, Paşa Maşa dinlemedi...[7-1]

  • Cumartesi gününün ikinci maçında fikstür Muratbey ile Selimpaşa'yı eşleştirmişti...Alibeyspor'un maçı kazanmasından sonra, acaba bugün "bey"lerin günü mü olacak düşünceleri vardı zihinlerde...Gençler maçından sonra, "büyükler" maçı olacak olması, gökyüzündeki güneşte de bir ciddiyet durumu oluşturmuş olacak ki, 2 saat önceki güler yüzlü hali yerini "kaşları çatık bulutlara" bırakmıştı...
  • Maç öncesi iki takımın da maça beyaz renkli formalar ile çıkma düşüncesi ufak çaplı bir forma krizi yaşanmasına sebep olmuştu ama Selimpaşa'nın yeşil renkli formalar tedarik etmesi ile bu sorun tatlıya bağlanıverdi...Ekipmanlardan söz açmışken, Muratbey sahada beyaz forma, siyah şort ve tozluk ile hazır bulunurken, Selimpaşa ani forma "revizyonu" sonrası yeşil forma beyaz şort ve çorap üçlüsü ile başlıyordu...Forma mevzusundayken hala, Muratbey'in kalecisine dikkat çekeyim, göğsünde "Siemens Mobile" yazan Real Madrid olması muhtemel bir 12 numaralı, eskilerin deyimi ile "kaleci kazağı" giymişti...
  • Maça hızlı başlayan Muratbey bir iki tehlikeli atak sonrası golü buldu ve rahatladı...Zaten ilk yarının ortalarında ikinci golü de bulunca, oyun iyice "rolantiye" alındı, her ne kadar antrenörleri saha dışından "bağırış çağrış" ikaz etmeye çalışsa da...Tipik bir orta saha mücadelesi izlettirdiler izleyenlere...
  • Selimpaşa'da oynamaya çalışan 4 numaralı saçları kazınmış kaptan oyuncuları vardı ama o da bir yerde, yan hakemle ofsayt tartışmaktan, Muratbey'in ataklarına pek direnemedi...
  • Maçın ilk yarısının heyecansız geçmesi sonrası, maçtan çok tribünlere, seyircilere dikkatim çekildi..Fena sayılmayacak bir kalabalık vardı ama tezahürat olayı hiç yoktu...Kalabalığın en önemli uğraşı İzmirlilerin "çiğdem" dediği, biz Trakyalıların çekirdeğini "çitletmek"ti...O kadar ki sana kim daha fazla kabuktan"tepecik" yapacak diye yarış halindeydiler gibi...
  • Oyun öyle sıkıcı bir ilk devre yaşattı ki, Muratbeyli oyuncu soyunma odasına giderken, seyircilere İddia sonuçlarını soruyordu...Yeni bir Gökdeniz mi yetişiyor diye düşünmeden edemedim o anda...
  • İkinci devre, özellikle Selimpaşa daha istekli başladı ve pozisyonlar da buldu ama topu ısrarla ceza sahasına kadar çalımlarla sokma, hatta kaleciyi de çalımlama istekleri, aradıkları gölü ancak PlayStation'da atabilecekleri kanaati yarattı biz seyircilerde...
  • Muratbey ise uzun toplar ve tek paslarla üçüncü ve dördüncü golleri arka arkaya bulunca iyice rahatladı oyunda...
  • Muratbey'de beden eğitimi öğretmeni olan 11 numaranın soldan getirdiği toplar ve attığı gollerle skordaki ara gittikçe açıldı ve fark 7'ye kadar çıktı...İlk yarısı sıkıcı geçen oyunda ikinci devre bolca goller izleyince içimiz ısındı, soğumaya başlayan havada...
  • Maçın en güzel gölü hangisi derseniz, o da Selimpaşa'dan geldi...Oyunun son dakikalarında ceza sahası dışındaki serbest vuruşu kaptanları 4 numaralı oyuncu, oldukça sert bir şekilde köşeye "zımbalayıverdi"...
  • Maçın hakemi "emekli" olma çağına gelmiş gibi, sanki uzatmaları oynuyordu...Çok terlemeden maçı bitirmeyi bildi...Kart çıkardığını da hatırlamıyorum..."Keşke bütün maçlar bu havada geçse" der gibiydi maç sonu sentetik çim zemini terk ederken...

Blog Widget by LinkWithin