7 Mart 2009 Cumartesi

Deco Meira Eder Mi?



The Sun'ın haberine göre Scolari'nin takımdan gitmesi sonrası mutsuz olan Deco için Juventus 6 milyon poundu gözden çıkarmış. İtalyan kulübün hocası Ranieri, sezon sonunda futbolu bırakacağını açıklayan Nedved'in yerini Deco ile doldurmayı planlıyormuş... İtalyanlar Deco için 6 milyon pound yani güncel kura göre 8.4 milyon dolar önerirken, Ruslar da Meira için 7 milyon dolar önermişlerdi... Galatasaray Portekizli oyuncusunu yollamadı Rusya'ya, İngilizler de 2milyon pound zararla kendi Portekizlisini yollamazlar Çizmeye tahminlerime göre... Ama Meira ile Deco'yu yan yana koyduğumuzda ve havada uçuşan bu rakamları gördüğümüzde, Galatasaray Meira'yı Ruslara satmadığına umarım pişman olmaz... Sat Meira'yı yanına da bir bonus topçu ver, al Deco'yu... Sonra da seyret bakalım Lincoln oynuyor mu oynamıyor mu?

Babanın Hıncı


Eski Manchester City'li Eyal Berkoviç İngiltere'deki başarılı günlerinin ardından İsrail'e geri döner ve Maccabi Tel Aviv ile sözleşme imzalar. 2006 senesine kadar orada top koşturduktan sonra futbolu bırakır ve Maccabi Netanya'nın teknik direktörlüğe soyunur ama sinirli kişiliğinden dolayı kulüp başkanı ile anlaşamaz ve görevi bırakmak zorunda kalır. "İlla ki futboldan ekmek yiyeceğim" diyen Berkovic, futbolcu menajerliğine başlar. Mesleğinin yanında iki çocuk babası da olan Eyal, ufaklıklardan bir tanesini Maccabi Herzliya takımının "junior" takımına yazdırır ve futbolcu olmasını umar. Oğlunun hiç idmanını kaçırmayan Eyal, 2007 senesinin kasım ayında da oğlunu izlemek üzere saha kenarındaki yerini alır, heyecanla maçı izler... Takımın çalıştırıcısı Danny Etzioni'nin 9 yaşında olan Berkoviç'i oyundan çıkarıp, yerine yedek oyuncuyu sokmasıyla Elya, Maccabi Herzliya minik takım hocasının üstüne atlar ve adamın ağzını burnunu dağıtır... Sadece şiddet uygulamakla kalmayıp, bir de "Senin futbol kariyerini bitireceğim" diye tehdit eden Eyal'a çıkarıldığı mahkeme 100 saat kamuda çalışma görevi ve Danny Etzioni'ye 400 pound manevi tazminat vermesini uygun görür... Duruşma sonrası Eyal ise hala inatçılığını korumakta olduğu görülür: "O benim oğlumun gururuyla oynadı, ben de onun gururyla" der...

Dostluk#2







Aris-Boca Juniors

Çekilsene Be Kadın [07-09 Mart]

07.03.2009 Cumartesi
13.00 Kasımpaşa - Orduspor (D Spor)
14.30 Coventry - Chelsea (Ntv Spor) FA Cup
15.15 Trabzonspor - Konyaspor (Lig Tv)
16.30 B. Münih - Hannover (24)
17.00 Roma - Udinese (Ntv Spor)
19.00 Hacettepe - Beşiktaş (Lig Tv)
19.00 Genoa - İnter (Ntv Spor)
20.00 Toulouse - Bordeaux (Kanal A)
21.00 Real Madrid - Atletico Madrid (Ntv Spor)
21.30 Torino - Juventus (Ntv)
21.45 Twente - PSV (Futbol Smart)
22.00 Lille - O. Lyon (Kanal A)
23.00 Leixoes - Porto (Spormax)
23.00 Barcelona - A. Bilbao (Ntv Spor) Bant

08.03.2009 Pazar
13.00 Adanaspor - Karşıyaka (D Spor)
13.00 Sivasspor - Ankaraspor (Lig Tv)
13.30 Den Haag - Ajax (Futbol Smart)
16.00 Milan - Atalanta (Ntv Spor)
18.00 B. Leverkusen - Bochum (24)
18.00 Everton - Middlesbrough (Ntv Spor) FA Cup
18.00 Rennes - Auxerre (Kanal A)
19.00 Kayserispor - Fenerbahçe (Lig Tv)
22.00 S. Etienne - Nantes (Kanal A)
22.15 Naval - Benfica (Spormax)

09.03.2009 Pazartesi
20.00 Gaziantep B.B - Manisaspor (D Spor)
21.45 Setubal - Nacional (Spormax)

Kaynak:Tribün Dergi

6 Mart 2009 Cuma

Galatasaray:2-1:Bursaspor


  • Cuma günü oynanan maça fazla seyircinin gelmeyeceğini bekliyordum ve tahminim tuttu ki bahara merhaba diyen bir 6 mart gecesinde tribünler istenildiği ölçüde dolu değildi... Güzel havaya rağmen, mesai çıkışı olması seyirciyi etkiledi... Ayrıca "seyrek seyircinin" olmasında bilet fiyatlarının da etkisi var... Belki kombine alanları koruma adı altında sene boyu derbiler hariç biletler sabit bir rakamda tutuluyor ama değişik pazarlama stratejileri ile taraftarı maça çekebilirsin... Örneğin cuma maçlarına daha ucuz bir bilet tarifesi uygulayıp, seyirci sayısını arttırabilir Galatasaray yönetimi, ya da pek tercih edilmeyen Yeni Açık tribün biletlerini diğer tribün biletlerden oldukça farklı bir fiyata satıp, o boşlukların da dolmasını sağlayabilir. İşin içinde pek taktik-teknik olmadan Büyük Kaptan'ın gazıyla giden takımın, en çok ihtiyaç duyduğu şey seyirci desteği...
  • Galatasaray'ın kadrosuna baktığımızda beklediğimize yakın bir düzenle çıkmıştı sarı-kırmızılılar sahaya, bir tek Semih Kaya'nın oynamasını bekliyordum defansta ama Bülent, genç oyuncuyu yeteri kadar hazır görmemiş demek... Genç oyuncu denince de maçta dikkatler Sabri'nin yerinde oynayan eski Bursaspor'lu Serkan'daydı... Maç sonu yorumlarda "ilk defa oynamasına rağmen" tarzı demeçler verildi Serkan'la ilgili ama daha Bursa'dan gelir gelmez Skibbe kendisini Bellizona maçında oynatmıştı, hiç de sırıtmamıştı o bölgede Serkan... Bursa'yı çalıştırdığı dönemden Serkan'ı bilen Bülent Hoca, Sabri'nin cezası sonrası tereddütsüz koymuş genç topçuyu ilk onbire... Bu değişiklik dışında bir de bu sezon ilk defa bir lig maçında forma giyemeyen Arda'nın yerine de Aydın vardı... Arda'nın ilerde top tutma avantajını yitirirken Galatasaray, Aydın'ın kaleye diklemesine gitme yeteneği ve süratinden yararlanmayı planlamıştı belki maçtan önce... Ligin ilk yarısında mağlup olduğu rakibine, ki o zamandan bu geceye köprünün altından seller akmıştı, erken gol atmayı bekliyor muydu bilmem hiç kimse ama kanattan gelen ikinci ortada Baros takımı öne geçiriverdi... Hakem ve Baros'a göre golü Çek golcü atmıştı ama Bekir orada olmasaydı top diğer taraftan auta gidecekti. Tabii, kural gereği bu tip pozisyonlarda gol, vuruşu yapanın isminin karşısına yazılır resmi olarak, her ne kadar şans golü olsa da... daha 9. dakikada gelen gol Galatasaray'ın kendisine olan güvenini de getirmişti ki, o Fatih Terim dönemlerinde alışık olduğumuz "nasılsa maçı alır" duygusuna kapıldım ilk yarıda... Geri dörtlü rakibe posizyon vermezken, orta saha ve forvet arasında "idmanlarda çalışılan pozisyonlar" pek yapılamıyordu. Lincoln "severse oynar" diyoruz hep, bu gece biraz keyifsizdi, iştahsızdı nedense... Baros da aslında perşembe günü dinleneceği için bu gece neyi var neyi yoksa sahaya yanıstabilirdi ama o da güçsüz gözüktü ikili mücadelelerde. Arda oynamayınca da rakip yarı alanında top tutacak adam olmayınca top bir Bursa'da bir Galatasaray'da gezip duruyordu... sanki iki takımın da daha 30. dakikalarda bitse de gitsek havasındaki maçında De Sanctis'in degajında Veli, İvankov'a geri pas verdi ve dünyada en çok gol atan kaleciler sıralamasındaki Bulgar kaleci topu Aydın'ın omuzuna nişanladı ve golü kalesinde gördü... Tribün tabiriyle iki "ballı" golle Galatasaray devreye önde girdi..
  • Devre sonrasında Baros-Nonda değişikliği vardı ki, forvet hattına taze kan getirmek istemişti Bülent Hoca ama pek de değişen bir şey olmadı... Aynı tas aynı hamam maç devam ederken, Bursaspor'un faul olmayan bir pozisyondan kazanılan serbest atışında Galatasaray defansı adam paylaşımını yapamayınca İbrahim kafayla farkı bire indiren golü attı... Bursaspor seyircisi daha gole sevinirken Galatasaray'ın maç içindeki en net pozisyonunda Nonda "dağlara taşlara" vurdu... Kongolu topçu sadece golü kaçırmadı, Hasan Şaş'ın oyuna girmesini de engelledi, çünkü maçın son 10 dakikasına 2 farklı önde giren takıma Bülent Hoca, Hasan'ı sokacaktı tahminime göre... Kongolü tribünlere vuracak da Koreli vurmayacak mı? Bursaspor adına en net pozisyonda da Shin Young Rok topu tribünlere yolladı... Geriye yaslanan Galatasaray'ın üzerine Bursaspor daha rahat geldi ve son dakikalarda hakemin çalmadığı bir penaltı ve De Sanctis'in çıkardığı topla beraberlik sayısını bulamadılar...
  • Emre Aşık şu an Galatasaray'ın elinde "ayarsız bir bomba" gibi. Her an ne yapacağı belli olmuyor, aslında çok ironik ama belli olan tek şey her maç mutlaka bir hata yapacağıdır. Kendisiyle aynı bölgede oynayan oyuncuların da sakatlıklarından dolayı "atsan atılmaz satsan satılmaz" durumunda 35 yaşındaki futbolcu... Bülent Hoca'nın artık Semih Kaya'yı ısındırmasının vakti geldi...
  • Takımın "uykulu" ve "sarhoş" gibi oynadığı dönemlerde, topçuların silkinmesini sağlayacak tribün gücü de maalesef maçta yoktu. Sürekli "ninni" düzeninde yapılan bestelerin kime ne katkısı var? Üretmeyen bir tribün değil Galatasaray tribünü, bir çok yeni beste yapılıyor ve söylenir maç öncesi Meşale sokakta ama yeniliklere kapalı Galatasaray kapalısı... 90 dakika bağrılıyor ama "efektif" bir bağırma değil...
  • Bülent Hoca, kreaksiyon konusunda gittikçe dibe vuruyor... Bordeaux maçında oldukça şıkken, bugün o şıklığı aratıyordu... Bir de atkı konusu var ki, yine takmadı... Acaba avrupa maçlarında totem mi yapıyor sarı-kırmızı atkıyla diye düşünüyorum ki, cevabı bu perşembe alacağız...
  • Fatih Terim ekolünü bilen Bülent Korkmaz, 2000li yıllardaki ruhu getirmek için de İmparatorun izinden gidiyor... Hafta içi oyuncularına yemek ısmarlamasından sonra şimdi de soyunma odası koridorlarına topçuların ailelerinin gelmesine müsade edip, birlik beraberlik havası yakalamak istiyor...
  • Maçın Galatasaray adına olumlu yanı da kötü oynarken kazanabilmek diye bitirelim yazımızı... Kendisinin kurmadığı bir takımın başına gelen ve bir çok as oyuncusu sakat ve formsuzken, bu geçiş sürecini geçen hafta Konya'da, bu hafta da Bursa karşısında 3 punla atlatabilen Bülent Korkmaz, zamanla istediği sistemi kurunca, göze de hoş gelen oyun oynatacaktır takıma... Zaman herşeyin ilacı derler ya...
Hakemler: İlker Meral, Tarık Ongun , Asım Yusuf Öz
Galatasaray:
De Sanctis , Serkan, Emre Aşık , Meira, Hakan Balta, Aydın(Dk. 54 Mehmet Güven), Barış, Ayhan, Kewell (Dk. 75 Volkan), Lincoln, Baros (Dk. 46 Nonda)
Bursaspor:
Ivankov, Ali, Ömer, İbrahim , Veli (Dk. 62 Romashchenko), Volkan Bekiroğlu, Bekir(Dk. 62 Kirita), Mustafa Sarp, Volkan Şen (Dk. 81 Shin), Sercan , Tadue
Goller:
Dk. 10
Sarı Kartlar: Dk. 57 Volkan Şen, Dk. 82 Kirita (Bursaspor)

Şans Getirdi



"Oğlum stadyuma beni izlemeye ilk defa geldi ve bizim takıma şans getirdi. 4-3lük Barcelona galibiyetini Benjamin'e armağan ediyorum."

Sergio “Kun” Aguero
Atletico Madrid'li Futbolcu
İlk defa baba olmanın mutluluğunu yaşarken

Manchester'i Durdurmak



"Cristiano'yu durdurmak, Manchester'ı durdurmaktır sözüne katılmıyorum, hatta nefret ediyorum."

Cristiano Ronaldo
Manchester United'li Futbolcu

Arkadaşlarına karşı mütevazilik! gösterirken

5 Mart 2009 Perşembe

8 Mart Pazar


8 Mart pazar günü bilindiği üzere dünya kadınlar günü olarak kutlanmakta bütün dünyada. Bu gün bir bakıma da çiçekçilerin "cukkayı" götürdükleri gün olarak alınır halk arasında. Bir de sevgililer günü vardır buna benzer, onunla ilgili yazılacak çok uzun satırlar var, zamanı gelince yazarız... 8 mart günü ülkemizde de kadınlara yönelik çeşitli etkinlikler olacak, söyleşiler düzenlenecek, kadının toplum hayatındaki rolü üstüne basa basa vurgulanacak... Bunlar hepsi iyi hoş şeyler ama biz olayın futbol yönüne bakarsak, tribünlerde maalesef hala yeteri kadan bayan seyirci göremiyoruz. Bunun nedeni olarak da erkek seyircilerin rahatsız edici bakışları ve çoğu zaman da sözle taciz etmeleri... Bu yıl 8 mart gününü pazara yani maç gününe denk gelmesi dolayısıyla o gün maçı olan kulüpler bayanlardan bilet ücreti almasa, onlara hoş bir hediye olmaz mı. Böylece maça gelecek eş, koca, sevgili, kardeş, evlat yanına karısını, kız arkadaşını, nişanlısını, ablasını, annesini ya da teyzesini alarak stadın yolunu tutabilir ve belki de bir başlangıca vesile olunur. Bayanların olduğu ortamda da inanıyorum ki küfür oldukça azalacaktır... Denemekte ne sakınca var? Haydi kulüpler, pazar günü bayanlarımız maça ücretsiz almaya...

Penev'in Yerine Penev



CSKA Sofia'nın dün Bulgaristan Kupasında Pirin Blaovgrad'a 1-1 biten maçın penaltı atışlarında 6-4 yenilmesi sonrası hemen apar topar teknik direktör değişikliğine gidildi ve takımın içinden yetişmiş Luboslav Penev yeni teknik direktör olarak görevlendirildi... Bu bir bakıma amca ile yeğen arasındaki göreb değiş tokuşu olarak da değerlendirilebilir. Eski teknik patron Dimitar Penev takımı çalıştırma ve idare etme görevini yeğenine bırakmasına rağmen, başkent kulübünde görev yapmaya devam edecektir...
CSKA kupadan elenirken ezeli rakibi Levski Sofia ise Vihren'i deplasmanda 2-0 ile geçerek yarı finale kaldı. Yarı final oyanayacak diğer iki kulüp ise Nesebır'ı 5-1ile gecen Liteks ile Botev Krivodol2u 4-1 ile saf dışı bırakan Minyor Pernik... Yarı final kuraları Nisan ayının 27sinde çekilecek...

Bizler Inandık Siz De Inanın

İspanya Kral Kupasının rövanş maçında kendi sahasında Sevilla'yı konuk eden Atheltic Bilbao, hem oyuncusu hem taraftarı ile final oynamaya öyle bir inanmış ve kenetlenmişlerdi ki ilk maçta 2-1 yenik olmalarının acısını 3-0 ile dindirdiler ve finalde Barcelona'nın rakibi oldular... Maçın hakemi bitiş düdüğünü çaldığında sahaya akın eden taraftarlar muhteşem bir manzara oluşturdular... O an onların yaşadıklarını 14 mayıs 2006 tarihinde Sami Yen çimlerine akın etmişler daha iyi anlayacaklardır...










Oturun ve Sessiz Olun!



Yukardaki kağıt parçası Tuncay'ın takımı Middlesbrough taraftarlarına 16 şubattaki Wigan maçı öncesi stad girişlerinde dağıtılmış ve taraftarlardan maç boyunca ses çıkarmayıp, yerlerinde oturmaları istenmektedir. Evet, aynen okul sıralarında oturan talebeler gibi sessizce dersi, pardon maçı izlemeleri istenmektedir. Bunun nedeni de maç boyunca tezahürat yapan taraftarlardan, sözüm ona taraftar olan diğer "kişilerin" rahatsız olması... Bayan Sue Watson, aslında Middlesbrough taraftarına bir lütüfta da bulunmuş ve "Gol olduğunda bağırabilirsiniz, ama o kadar" ... Bu yazı sonrası kırmızı beyazlı taraftarlar Sue Watson'u istifaya davet ederken, "Takımın puantajdaki yeri malum. Küme düşmeye doğru giden Middlesbrough'u çöküşünü sessizce izlememizi istiyorlar. Tam bir rezalet" diye belirtiyorlar öfkelerini... u/M olarak Bayan Watson'a nacizan bir tafsiye, Tuncay'ın aşağıdaki fotoğrafını tribünlerin çeşitli bölgelerine asabilirsiniz... Çok etkili olacaktır!?



Not: Bu yasağa gelen tepki ve eleştirilerden sonra Middlesbrough yönetimi taraftarlarından özür dileyerek, onlardan tezahüratlarıyla her zaman oyuncularının arkasında olmnalarını istemiş... Su watson imzalı kağıt ne kadar "ofsaytsa", özür dileme büyüklüğü göstermeleri o kadar takdire şayan...


Mario Balotelli Barwuah


Şampiyonlar Liginde Anorthosis'e gol atarak bu ligte gol atan en genç oyuncu ünvanına sahip olan Balotelli, son haftalarda Mourinho'nun vazgeçilmezleri arasında. Henüz 18 yaşında olmasına rağmen Inter gibi bir takımda ilk onbirde forma giyme ayrıcalığı çok az oyuncuya kısmet olur ki, Gana asıllı oyuncu bunu yaşamaktadır. Fakat son oynadığı Roma ve Sampdoria maçlarında yaptıkları, bir çok sporseverin tepkisini çekerken, futbol tanrılarının da sabrını taşırmış olmalı ki maç içinde yaşadığı talihsiz bir pozisyon sonrası sahada yığılıp, sedye ile yeşil alanın dışına çıkarılma durumunda kaldı ve kameralar genç oyuncuya son bir kez zoom yaptıklarında hali de pek içler acısıydı... Bu pazar günü Roma'nın üstünlüğü ile giden maçta ceza sahsına girer girmez kendini "kurşunla vurulmuş" gibi yere bırakan Balotelli, kazanılan haksız penaltıyı da gole çevirince dönüp Roma taraftarlarına "beden yaşın 18 ama zeka yaşın 8" dedirtecek bir harekette bulundu... Son iki günün İtalya'daki konusu bu hareketler iken bu gece Sampdoria maçında yine talihsiz bir anın kahramanıydı Balotelli. Zeminin ıslak olması nedeniyle kayan ve Balotelli'ye çarpan Gastaldello, hakemden direk kırmızı kart görerek oyun dışına çıkarken, Ganali futbolcu belki de takımına "avantaj" kazandırdığını düşünüyordu ki, bir kenar ortasına kafa vurmak isteği ile havaya yükseldiğinde "iniş pistini" doğru hesaplayamadı ve direğe çakıldı... Pozisyonu ilk aşamada gülerek atlatmaya çalışsa da 1 dakika sonra saha ortasına yığılıverdi... Sonrası sedye, ambülans ve hastane üçlüsü...
Belki de bu sakatlık daha futbol kariyeri yeni başlayan genç oyuncu için ders olmuştur, sahada herkes alınteri ile mücadele edip, puan ya da puanlar kazanmak derdinde... İşin "kurnazlığına" kaçanları belki hakemler pas geçebiliyor ama "yukardaki" hakemlerin hiç de öyle bir niyeti yok...
"Sopa" yerine kale direği yolluyorlar adama... Dikkat etmek lazım...

Tello'ya UFO Çarptı!


Yukarıdaki fotoğraf Meksika2dan bir UFO (Unidentified Flying Object) yani Tanımlanamayan Uçan Nesne fotoğrafı...
Aşağıdaki fotoğraflar da Ankaraspor-Beşiktaş maçından Tanımlanamayan Uçan Nesne fotoğrafları... Davul tokmağı, çakmak, meşale,konfeti, pet şişe-viski şisesi, telefon, ayakkabı ve yumurta gibi yabancı madde atıldığına şahit oldum ama ilk defa bir "jant" atıldığını görüyorum... İtalyanlar vakti evvel motosiklet atmışlardı tribünden, bizim Ankarsporlu Kaplanlar da "motosikleti getiremedik anca arabanın jantını sökebildik" demiş olmalılar...






4 Mart 2009 Çarşamba

Yapma Bunu



"Bizim ülkemizde herkes futbolu çok iyi biliyor ya. Onlara da bir laf söyleyeyim; evet 5 yeriz, 7 yeriz ama 6 yemeyiz. 7 yeriz, 9 yeriz ama 8 yemeyiz”
Yukardaki sözler Sivasspor hocası Bülent Uygun'a ait... Evet, ligin lideri Sivasspor'un hocasına... Fenerbahçe maçı sonrası gündemden düşmek istemeyen Uygun, yine "bomba" bir söz ile ortalığı toz duman etmiş... 6 yemek ve 8 yemek derken Galatasaray'ın Fenerbahçe'den aldığı 6-0 ve Beşiktaş'ın Liverpool karşısındaki 8-0lık yenilgisini hatırlatan Bülent, bu blog aracılığıyla hep değindiğimiz gibi kendisini Aragones'in yerine pazarlama stratejisinin bir senaryosunu daha hayata geçirmiş... Fenerbahçe-Sivasspor maçını detaylı izlemedim ama eğer maçta Fenerbahçe taraftarının Bülent Uygun'a herhangi bir tepkisi olduysa, bu sözlerin adresi belli... Eski Fenerbahçeli bir oyuncunun yüreğinin bir köşesinde Fenerbahçe sevgisi olması doğal karşılanabilir ama Sivasspor yönetimi ve taraftarının bu olaya bakış açısı nasıl olur? İki gün evvel dört gol yediğin rakibini savunan bir teknik direktör ve bir gün sonra da belki de kulüp tarihinde altın harflerle yazılacak bir başarının arifiesinde senin teknik direktörün rakibinin "amigoluğunu" yapıyor... Evet, amigoluk kelimesi buraya çok yakıştı, çünkü "sen 5 yedin ama ben 4 yedim" türü tartışmaları ancak sokakta ya da tribünde futbolu sadece hafta sonları izleyen kişiler söyler, oysa teknik direktörlük diploması sahibi ve Süper Lig düzeyinde bir takım çalıştıran kişi olaya daha farklı bakmalıydı... Kulüp başkanının Fenerbahçe kongre üyesi olduğu ve gençlik yıllarını Fenerbahçe'nin maçlarını izleyerek geçirmesine rağmen "Fenerbahçe sevgimi buzdolabına kaldırdım" diyen Sivasspor hocasının Fenerbahçe sevgisini, fanatikliğini daha uygun kelime olacaktır, bırakın dondurmayı, her fırsatta alevlendirmesi ne kadar doğrudur... Bir de bu sözlerin Fenerbahçeli taraftarlar tarafından algılanması konusu var ki, onu bugün Kadıköy'de göreceğiz... Fenerbahçe tribünleri bugünlerde başkanla yaşadıkları sorunlar yüzünden Bülent'in sözlerini hiç kaale almayacaklarını da biliyorum... Ya Galatasaray ve Beşiktaş tarafından bu sözler nasıl tepki görür... Petit burada ne olacağını yazmış: "Sen iste biz sana çooook küfür ederiz"... Sonra da "Bana çocuğumun yanında küfür ediyorlar" diyorsun Bülent Uygun... Küfür hiç de iyi bir şey değil, lakin insanların tepkisini dışa vurmanın en basit yolu... Sen tahrik etmeyeceksin ki, o tribünler de küfür etmesinler... Bu kadar basit bir denklemi çözemeyecek adam mısın? Ki verdiğin demeçlerle kaç hamle ilerisini düşünen bir kurnaz tilki olduğunu herkes biliyor...

3 Mart 2009 Salı

Meira Galatasaray'da Mı?



Rusya'da liglerin başlaması beklenirken takımlar da kadrolarını güçlendirmenin hesaplarını yapıyorlar. Bu "hesap defter" yapan kulüplerden biri de Türkiye piyasasına büyük miktarda para aktarmasıyla bilinen Zenith kulübü... Ruslar, Fatih Tekke transferinden sonra şimdi de gözlerini Galatasaray'lı Fernando Meira'ya dikmişler... Portekizli oyuncu Galatasaray'a büyük beklentilerle transfer edilmiş, fakat istenilen başarıyı gösterememişti bugüne kadar. Song gibi yıllarca başarıyla sarı kırmızılı formayı ıslatmış bir "cengaverden" sonra gelmesi belki de Meira'dan çok şeyler beklememize neden oldu ve Kamerunlunun yaptıklarını başaramayınca hayal kırıklığı yaşandı... Portekizlinin bekleneni verememesinde Skibbe'nin de Meira'yı değişik bölgelerde oynatmasının payı yadsınamaz bir gerçek... Hafta sonu Adnan Polat'ın mali kongrede yaptığı "futbolcu satabiliriz" açıklamasından sonra bütün gözler Meira'ya çevrildi birden... Rusların önerdiği 7 milyon dolar, Galatasaray'a cazip gelimişti ama Bülent Korkmaz, Servet'in ve Emre Güngör'ün yokluğunda önemli Hamburg sınavı öncesi defansta zayıf kalmak istemiyor, takıma para kazandırmaya heveslenirken, oyuncusundan da vazgeçemiyor, tecrübesiz Semih'e de güvenemiyor... Bu tereddüt durumu bugün spor haberlerinde de kendi gösterdi ki, bazı ajanslar, hatta vikipedi, Meira'nın Zenith'e transfer olduğunu yazarken, Haldun Üstünel ise "Bize bu oyuncuyla ilgili gelen bir teklif yok, olsa neden saklayalım ki" diyerek böyle bir transferi yalanlıyor...Fakat, ateş olmayan yerden duman çıkmaz derler, Ruslar kafaya takmışlar Meira'yı demek ki böyle söylentiler yer alıyor spor dünyasında. Hatta, bu lafların arasında Lincoln transferi de konuşuluyor ki, havaalanında binlerce insanın karnaval eşliğinde karşıladığı Brezilyalıyı, sezon ortasında göndermeye kimse cesaret edemez...

Mart 2009


İndirin-Kullanın

Friedel Gözüyle Bayrak Dikme

"Türkiye'de iç savaş çıkarmak istiyorsanız Fenerbahçe stadının ortasına Galatasaray bayrağı dikmeniz yeter. Menajerimiz Souness bir taraftarın elinden bayrağı aldı. Ve sahanın ortasına dikti. O an stattan çıkan ses inanılmazdı. En büyük provokasyonu yapmıştı, bayrak dünyada en son olması gereken bir yerdeydi. Maçtan sonraki 3 saat boyunca otobüsümüz Fenerbahçe taraftarları tarafından takip edildi, taşlar, bira şişeleri atıldı. Ama tüm bu olanlardan büyük keyif aldım. "

Brad Friedel'ın "Thinking Outside The Box" kitabından

2 Mart 2009 Pazartesi

Erdoğan Arıca Yine İstifa Etti


Erdoğan Arıca, sezon ortasında geldiği Hacettepe'den bizleri hiç de şaşırtmadan ligi bitirmeden istifa etti... Takımı bundan sonra Ergün Penbe ile Kemalettin Şentürk çalıştıracaklarmış... Hocanın, nöbetci antrenörlüğü hakkında uzun uzun yazmayacağım, blog arşivinde kendisi ve nöbetçi teknik direktörler hakkında bol miktarda haber var, ama ekşi sözlükten bir alıntı ile noktalamak istiyorum yazıyı:
anadolu kulüpleri arasında sirküle edilmiş teknik direktörler rehabilitasyon merkezinde karşılaştığım güzel insan.

erdoğan: hey, my name is erdoğan and i'm an addict. addict of being fired.
terapist: arkadaşlar erdoğana merhaba diyin!
samet, rıza, yılmaz, rasim: merhaba erdoğan!

Juan Pablo Sorin



Juan Pablo Sorin Cruzeiro tribünlerinde...

Konyaspor:0-1:Galatasaray


  • Hafta içi oynanan Avrupa maçları sonrası lige konsantre olmak oldukça zordur, hele bir de galibiyetle bitirildiyse o maç, cumartesi ya da pazar günkü maçta rakipler puan kaybı bekler sizin takımdan... Bu akşamki Konya maçı da Galatasaray adına oldukça zor olacağa benziyordu maç öncesinde... Perşembe günü Sami Yen'de büyük bir efor harcanmış, son dakikaya kadar stres sürmüş ve maç biterken atılan bir golle "tarihi" bir galibiyet alınmıştı... Ertesi gün bütün gazeteler destandan bahsetmiş, UEFA'nın resmi sitesinde de Galatasaray övülmüştü... Böyle bir durumda insanoğlu psikolojik olarak bir rahatlama ve gevşeme ruh haline girer ki, Avrupa dönüşü ligte yapılan "kazaların" temel nedeni budur... Bu rahatlamaya, bir de Konya'nın soğuk havası ile bozyk zemini eklenince Galatasaray'ın 3 puan alması zor gibi gözüküyordu maç öncesi tahminlerde...
  • Çiçeği burnunda teknik direktör Bülent Korkmaz, "kazanan takım bozulmaz" prensibi ile maça perşembe günkü kadroyla çıkmıştı... Mehmet Topal'ın yerine Barış'ı orta sahaya çekmiş, Kewell'i da kanada yerleştirmişti... En büyük sorunun yaşandığı yer olan defansta da yine Emre Aşık ile Meira'yı görevlendirmiş, yanlarında Sabri ile Hakan Balta sağlı sollu onlara yardıma hazır görevdeydiler... Bordeaux maçının kadrosu, o maça benzer bir hatayla daha ilk dakikalarda skorda da perşembeye benzeyecekti ki Veysel'in şanssızlığı, De Sanctis'in şansı sarı-kırmızılı topçular kalelerinden topu çıkarmak zorunda kalmadılar... Emre Aşık, bu kadar sakatın olduğu bir dönemde banko oynuyor takımda ve ip üzerinde yürüyen hokkabazın her an düşeceği heyecanı gibi Emre'nin her an hata yapabileceği korkusuyla izliyoruz maçı... Galatasaray'ın hatasını Konyalılar affederken, Sabri'nin uzun pasında yeşilli defansın hatasını Arda affetmedi... "Tekmeye kafa koymak" deyiminden sonra "yumruğa kafa koymak" deyimini de futbol lügatımıza katarak Galatasaray'ı öne geçirdi...
  • Gol dışında saha zemininin de ağır olması dolayısıyla teknik yönden kuvvetli oyunculardan oluşan Galatasaray takımı, sahada istediklerini yerine getirmekte oldukça zorlandı... Lincoln ve Kewell etkisiz olunca, onlardan alacağı toplarla beslenen Baros da yararsız gözüktü ve ikinci devre yerini Ümit Karan'a bıraktı... Ümit'in oyuna girmesiyle hücümda zenginlik beklerken, Galatasaray'da yorgunluk belirtileri gözükmeye başladı ve takım gittikçe defansa çekildi. Bülent Korkmaz'ın böyle bir talimat vereceğini düşünmüyorum, beyin bir şeyler yapmak isterken, vucüt buna müsade etmeyince bu futbolcularda istem dışı gelişen bir savunma mekanızması oluyor... Kendi sahasında oyunu kabullenen bir Galatasaray'ı da açacak kildi Konya'lılar bulamadılar... Emre ve Meira gibi uzun adamların bulunduğu ceza sahasına yüksek top atmak, pek akıllıca sayılmaz... Giray Bulak maç sonu yaptığı basın toplantısında "Biz oynamaya çalıştık ama Galatasaraylılar kendilerini yere atarak, oyunu çirkinleştirdiler" diye dert yanıyordu, lakin defans yapan bir takıma gol atacak taktiği oyuncularına veremeyen de kendisiydi...
  • Sabri, Bülent Korkmaz'ın gelişiyle kendini toparlamaya başladı. Skibbe zamanında yaptığı ve eleştirilere neden olan gereksiz top tutma huyudna vazgeçmiş gibi gözüküyor. Sade oynamak ve görevini yapmanın futbolda önemli olduğunu anlatmış kendisine Büyük Kaptan belli ki...
  • Konya'nın, Sivas'ın böyle sahalarda neden oynadığını merak ediyorum. Çok mu masraflı bu zeminleri futbol oynanacak hale getirmek? Yoksa iç saha avantajını kullanmak için bilerek mi bakılmıyor futbol sahalarına? Herşeye standart getiren UEFA ve federasyonlar, bu tür futbolcu sağlığını riske sokabilecek zeminlere karşı nasıl bir tedbir alıyorlar, ya da alacaklardır? Konya stadı denince bisiklet pistinin yanında aklıma hep o karlı buzlu sahada Uğur'un sakatlanması geliyor nedense...
  • Konya ile özdeşleşen başka bir isim de Aydın Yılmaz. 2006 senesinde giden maçı, dolayısıyla da şampiyonluğu getiren golün sahibiydi Aydın son dakikada... Bugün de oyuna girer girmez iki kez topla buluştu, ikisinde de düşürüldü... Bizim ülke futbolunda Aydın'ın yeri yok, tez zamanda Avrupa'ya transfer yapsın ki uzaktan da olsa sakatlanmadan onu uzun yıllar izleme zevki yaşayalım, yoksa Rıdvan gibi sayısız ameliyatlar sonrası genç yaşta kopabilir futboldan...
  • Bülent Korkmaz'ın kıyafetini ve atkısını Bordeaux maçında çok beğenmiştik ama bu gece üzerine giydiği palto pek yakışmamış kendisine. Bir de atkısız çıkması olmadı, yakışmadı kaptana. Ama, soyunma odasına giden topçuları durdurup, taraftara yollaması alkışa layik hareketti...
HAKEMLER: Tolga Özkalfa, Serkan Gençerler, Muhittin Gürses
KONYASPOR: Jefferson, Milos, Kratochvil, Ömer, Celalettin (Da Silva dk. 71), Zafer (Mehmet Çoğum dk. 84), Ayman, Cihan, Poljac (İsmail dk. 49), Bülent, Veysel
YEDEKLER: Oğuzhan, Musa, Mustafa, Recep
TEKNİK DİREKTÖR: Giray Bulak
GALATASARAY: De Sanctis, Sabri, Emre, Meira, Hakan, Ayhan, Barış, Kewell (Aydın dk. 66), Arda (Mehmet Güven dk. 77), Lincoln, Milan Baros (Ümit Karan dk. 46)
YEDEKLER: Aykut, Nonda, Semih, Volkan
TEKNİK DİREKTÖR: Bülent Korkmaz
GOL: Arda (dk. 11)
SARI KARTLAR: Cihan (Konyaspor), Sabri, Meira (Galatasaray)

1 Mart 2009 Pazar

Ivan Velkov




Geçen sene mayıs ayının 17sinde bizler UEFA kupasının sekizinci yıldönümünü kutlarken, komşu Bulgaristan'da 100 yakın taraftar gözaltına alınır. Lokomotiv Plovdiv takımı Blaeovagrad deplasmanında oynarken, aynı gün Lokomotiv'in "ezeli düşman" belledikleri CSKA Sofia da 50 kilometre uzakta deplasmanda mücadele vermektedir... Lokomotivli taraftarlar atlarlar otobüslere ve otolara ve basarlar CSKA tribününü... Böyle bir olayı beklemeyen Bulgar polisi de çaresiz kalır, ek kuvvet ister ve iki tribünü zorlukla da olsa ayırır, önüne geleni de tutuklar. Gözaltına alınan taraftarlardan 42 tanesi 20 gün hapis cezası alıp 2 yıl boyunca tribünden men edilir, 2 tanesi 3 ay hapis cezasına çarptırılır ve 1 tanesi de 3 yıl hapse mahküm edilir... Lokomotiv taraftarlarına göre herhangi bir taş dahi atmayan Ivan Velkov, medyanın gazıyla bu kadar uzun süreli bir cezaya mahküm edilmiştir... Şimdi Lokomotiv Plovdiv taraftarları maçlarda astıkları pankartlarla, yaptıkları boykotlarla arkadaşlarını kurtarmak derdindeler ama Bulgar hükümeti tribün terörüne karşı oldukça sert tutum sergilemekte ve özellikle Bulgaristan başbakanı bu tür olaylarda verilebilecek en ağır cezanın verilmesi için talimat vermiş bulunmaktadır...


Bıyıklı








Fark Var!


Galatasaray-Sivasspor maçları sonrası futbol gündeminin "generali" Bülent Uygun, dün gece Kadıköy'de kaybettikleri maç sonrası da o artık alıştığımız bombalarını yine patlatmış... Bülent Uygun "Fenerbahçe gibi bir takıma 2 gol atıp maalesef 4 gol yiyorsanız mağlubiyeti hak ediyorsunuz demektir." cümlesiyle maçı özetlemiş... Zaten, bir futbol maçında iki gol atıp dört gol görüyorsan kendi kalende maçı kaybediyorsun, burada rakibin Fenerbahçe ya da Kahramanmaraşspor olmasının pek bir önemi yok. Hatta daha da basiti sen iki gol atarsan ve rakip de üç atarsa yine maçı kaybedersen... Bülent Hoca bunları bilmiyor mu? Tabii ki biliyor ama kendince Fenerbahçe'yi övmek ve kendi takımını korumak babında böyle karmaşık bir cümleyi futbol gündemine atmaktan sakınmamış... Gerçi benim için bu cümleden daha önemlisi geçen günlerde Wenger ile ilgili verdiği demeç önemliydi. Merak ediyordum Bülent'in Fransız hoca kadar büyük bir teknik direktör olup olamadığını, cevabı aslında biliyordum da, merak işte... Wenger, bu senenin başında gençlerden oluşan bir kadro ile gelip Kadıköy'de Fenerbahçe'ye 5 atarak kendisi için çok kritik bir dönemde önemli bir galibiyet almıştı... Sivasspor için de dün geceki maç oldukça hayatiydi. Kazanmaları halinde ligin şampiyonluğa abone takımlarından biri olan Fenerbahçe'yi yarışta saf dışı bırakacaklar, Galatasaray'ın da Konya'da muhtemel mağlubiyeti ile de bir taşla iki kuş vuracaklardı. Lakin, Bülent Uygun ayağına gelen fırsatı tepti. Fenerbahçe'nin Kadıköy'de nasıl oynayacağını herkes biliyorken, bir tek Sivasspor'un hocası bilemedi. Taraftarın desteği ve kaybetmesi halinde başına gelecekleri bilen Fenerbahçe'li futbolcuların iki kişilik koşacağını, buna da bireysel yeteneklerini ekleyince durdurulamaz olacaklarını nedense düşünememişti Bülent Uygun. Üstelik, bugüne kadar oynattığı ve kendisini ligte zirveye taşıyan "yakalarsam atarım" mantıklı defansif ve mücadeleci oyundan da vazgeçmişti... Belki de "Kadıköy'de Fener'i beşlerim, seneye de Aragones'in yerini alırım" fikri vardı... Ama az kalsın kendisi beşlik oluyordu... Maç sonu "Bütün günah benim" diyerek zaten kendisi de bunu açığa vurdu... Umarım bu yenilgi sonrası Bülent Uygun, Arsene Wenger'in neden Arsenal'i çalıştırdığı, kendisinin de neden Sivas'ı çalıştırdığını anlamıştır. anlamadıysa Ceza'nın Fark Var şarkısını tavsiye ediyoruz kendisine...

Partizan:1-1:Kızılyıldız


Balkanların en "kanlı" derbilerinden biri olan Partizan-Kızılyıldız maçından galip çıkmadı ve siyah-beyazlı Partizan 7 puanlık farkı korumasını bilerek, şampiyonluğa bir adım daha yaklaştı... Aradaki puan farkının avantajıyla Partizan oyuna daha sakin başlarken, Kızılyıldız ise kazanmayı arzulayan bir yapıdaydı ve maçın 36. dakikasında Tutoric ile aradıkları golü buldular... İkinci yarıda da oyunun hakimiyetini elde tutan Kızılyıldız, tam da maçı aldık derken 90+5'te yediği golle maçtan beraberlikle ayrıldı... Tabii bu skorla beraber bu hafta Sırbistan'ın en çok konuşulan adamı hiç şüphesiz ki maçın hakemi Dragomira Stankovica olacaktır...

Sırbistan da derbi olacak da mevzu olmayacak mı? Maç öncesi Kızılyıldızlı 20 kadar taraftarın tel örgüleri atlayıp Partizan tribününe doğru saldırması girişimini polis kuvvetleri engellerken, karşılıklı meşale savaşları başladı ve bir çok taraftar vücuduna gelen yabancı maddeler sonrası yaralandı...




Bayanlara Yasak


Fotoğraftaki görüntüyü bundan sonra Zenit'in maçlarında görmek imkansız hale gelecek... Geçen günlerde Zenit yönetimi ve taraftar temsilcilerinin bir araya gelip, sorunların tartışıldığı toplantı sonrasında alınan kararlardan biri de genç ve güzel bayanlara sezonluk kombine satılmamasıydı..."Etrafımızda kızlar olunce ne rahatça küfür edebiliyoruz, ne de istediğimiz ölçüde bağırabiliyoruz" diyen taraftarlar, ayrıca tribündeki çekici Rus "hatunları" gören erkeklerin de maça değil, kızlara odaklandığını, Zenit'in de tribün gücünü kaybettiğini vurgulamışlar... Taraftarlarının önerilerini dikkate alan Zenit yönetimi önümüzdeki sene bayanlara sezonluk bilet satışına da yasak koymuş. Konuyla ilgili gelen tepkilere de kulübün basın sözcüsü "Bütün hanımlara değil, sadece genç ve güzellere böyle bir yasak koyduk" diyerek de çam değil çamlar devirmiş...
Arsenal'e transferi sonrası "Kadınlar ve erkekler birbirinden farklı yaratıklardır. Eğer gücüm olsa kadınların trafikte araba kullanmalarını yasaklardım" diyen Arshavin'in de Zenit'li olduğunu düşünürsek, St. Petersburg'taki bu anti-kadın hareketine, 1300lü yıllarda yazılmış edebi eserlerde didik didik anti-feminizm arayan Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı hocalarının acil bir el atması lazım...

Hakem 5lisi


IFAB'ın futbol kurallarınında değişikliğe gidilmesi konusunda toplantı yapacağını duyurmuştuk dün, söz konusu toplantı yapıldı ve aklı selim üyelerin varlığı sayesinde turuncu kart, 40 dakikalık uzatmalar gibi enteresan fikirler şimdilik rafa kaldırıldı... Ama kale arkalarında bir çizgi hakemi görevlendirilmesi olayı mantıklı gözükmüşe benziyor ki Italya Kupasında bu uygulamanın denenmesine karar verildi. UEFA başkanı Platini'nin desteklediği öneriye Fransa Futbol Federasyonu da kayıtsız kalmadı ve onlar da "biz de ülkemizde kale arkası hakemlerini kullanabiliriz" dediler... Fransızların aksine İngilizler ise teknolojinin kullanılmasından yana hareket ediyorlar. İki kale direği arasına yerleştirilecek bir mekanizmayla topun çizgiyi geçip geçmediği çok rahat bir şekilde anlaşılabilir önerisini sunarken, Platini, futbolun doğasında insanın olduğunu ve teknolojik aletlerin mümkün mertebe uzak tutulmasını savunmakta... "Ben video hakemlere karşıyım, kale arkasına koyacağımız ekstra iki çift göz ile bir çok sorunu çözebiliriz" diyen Platini, bu uygulamayı futbolda bir devrim olarak görmekte, tutması halinde de 2012 Avrupa şampiyonasında maçları 5 hakemin yönetmesini istemektedir. Bunun için de 3-5 maçlık kupa serüvenini değil, uzun bir maraton olan İngiltere Championship liginde kale arkası hakemlerinin verimli olup olamayacağını test etmek niyetinde... Taraftar baskısının olduğu, televizyon kameralarının maçı çektiği bir ligte "yeni hakemler" başarılı performans ortaya koyabilirlerse, 2011 senesinde futbola yeni kurallar eklenip eklenmemesi için tekrar biraraya gelecek olan IFAB, kale arkası hakemleri uygulamasını kabul edebilir ve ertesi sene Polonya ve Ukrayna'da yapılacak olan EURO 2012de spikerler cümlelerine "Maçı yönetecek hakem beşlisi ............" diye başlayabilir...

Blog Widget by LinkWithin