27 Mart 2011 Pazar

Çatalcaspor:2-1:Beşyüzevler

Süper Amatör Lig Play Off maçlarının bitmesine 4 maç kala Bölgesel Amatör Lige çıkacak takım sayısının hala muamma olduğu ligte, Çatalcaspor kendisinden 7 puan farkla önde olan Beşyüzevler takımı ile karşılaştı Esenyurt Şehir stadında. Süper Amatör Lige başlarken "hedef bayrağını" en tepeye diken Çatalcaspor, grup maçlarını oldukça rahat geçerken, Play Off maçlarında ise istediği sonuçları alamamıştı. (3 galibiyet, 6 beraberlik ve 2 mağlubiyet) Puantaja bakıldığında vasat bir ekip görüntüsü veren Çatalcaspor, oynadığı 11 maçın neredeyse hepsinde rakiplerine baskıyı kurmuş, oyunu sürekli rakip yarı sahaya yıkmış lakin galibiyeti getirecek gol ve golleri rahatça bulamazken, kendi kalesinde ise kolayca gördüğü gollerle 15 puan toplayabilmişti Süper Amatör Lig Play Off maçlarında...



YGS sınavı sebebiyle Cumartesi oynanan 12. hafta karşılaşmasına Çatalcaspor yine her zamanki gibi baskılı başladı rakip yeşil-beyaz Beşyüzevler önünde, hatta dakikalar ilerledikçe de oyun öyle bir hal aldı ki, sanki sarı-kırmızılı parçalı formayla mücadele eden Çatalcaspor grup lideri, rakibi ise yükselme hedefinden çoktan uzaklaşmış, önümüzdeki seneyi planlayıp, alt yapı oyuncularına şans veren hedefsiz bir takım görünümündeydi. Çatalca bazen defanstan atılan şişirme topları forvet Soner'in indirmesiyle Erdem ve Taner ile pozisyon ararken, rakip defans son pozisyonlarda dikkatli davranıp, gol imkanı vermiyor, bazen de ortadan Evren ve Cem'in "duvar paslarıyla" yarmaya çalışıyordu rakip defansı. Bahsedilen pozisyonlarda da Beşyüzevler takımının bu kadar puan toplamasının sebebi olarak kaleci Harun ön plana çıkıyor, defansına güven veriyordu.




Golsüz biten ilk devrenin ardından, maçın gidişatına göre ikinci 45 dakikada gol sevincini Çatalca'lıların yaşamasını beklerken, ofsayt tartışmalarının olduğu bir pozisyonda Beşyüzevler takımı Serkan ile öne geçiyordu. Yine iyi oynadığı bir maçta geriye düşen Çatalca, öyle ya da böyle bu maçı kazanmalıydı ki, Çahit Erçevik hoca Berkant ve Murat'ı oyuna alarak forvet hattını fazlalaştırıp, ne pahasına olursa olsun gol ararken, rakip takım ise sürekli "yerde yatarak" oyunu soğutmanın hesaplarını yapıyor, tribünlerdeki seyirciyi "çileden çıkarıyordu".




Bu "düş-yat-çık-gir"ler öyle bir hal aldı ve hakem de bunlara prim tanıdıkça, seyircinin ve Çatalca takımının tepkisi hakeme de yönelmeye başladı. Rakip maçı soğutmak isteyip, kendi oyun anlayışının dışına çıkınca da, sarı-kırmızılı takımın baskısı daha da arttı ve son 10 dakikaya girilirken, kullanılan bir serbest atışta, Serkan'ın kafa vuruşu maça beraberliğe getirirken, tribünlerdeki Çatalcasporluları daha da coşturuyordu.






Futbolun kuralıdır, geriden gelen takım beraberliği yakalarsa, o baskıyla ikinci golü de sık sık bulur ve Çatalcaspor takımı uzatma dakikalarında rakip kalecinin de hatasından yararlanarak attığı golle, sevinç-gözyaşları içinde kendisini Bölgesel Amatör Lige yükselme yarışı içinde tutacak bir galibiyeti hak ediyordu.




Sarı-kırmızılıların bu galibiyeti o kadar çok istediği maç sonundaki hallerinden açıkça belli oluyordu. Kimisi taraftarı ile sevinci kutlarken, kimisi göstermiş olduğu mücadeleden yorgun düşüp, bayılmanın eşiğine gelirken, kimisi ise göz yaşlarına boğuluyordu. Maç boyu sakinliğini koruyan rakip antrenör ise son dakika yenilen golün "üzüntüsü" ile hakem üçlüsüne tepkide bulunmayı ihmal etmiyordu...





26 Mart 2011 Cumartesi

Villa&Iniesta


David Villa ve Andreas Iniesta, Museo de Cera'da balmumundan yapılmış heykelleriyle yan yana...


25 Mart 2011 Cuma

Bülent Ünder

Galatasaray taraftarı olarak ilkleri yaşamanın artık doğal olduğu 2010-2011 futbol sezonunda bir ilk daha yaşadık ve sezon bitmeden üçüncü teknik direktörümüze de merhaba dedik. Futbolculuk yaşantısında Galatasaray dışında başka takım forması giymeyen Bülent Ünder, hocalık kariyerine 1989-90 sezonunda Denizlispor'u çalıştırarak başlamış, ardından 1991-92 sezonunda İstanbul Üçüncü Lig ekiplerinden Çengelköy'ün başına geçmiş ve aynı yıl Denizlispor deneyimleri sonrası Fatih Terim'in yardımcısı olarak kendini tanıtmış oldu yeni nesil Galatasaray taraftarına. Avrupa'dan kupa kazanılması sonrası Fatih hocanın yurt dışına transfer olup, Müfit Erkasap'ı yanında götürmesiyle, yoluna yalnız devam eden Bülent Ünder, Samsunspor'u çalıştırırken Türk futbolseverlerin bir kez daha dikkatini çekti. Özellikle Galatasaray'a karşı iki maçta da yenilmeyip 4 puan alması sonrası, Galatasaray camiasında Bülent hocadan tekrar yararlanılmak düşünülmüş ve Lucescu'nun yardımcılığı görevi kendisine uygun görülmüştü ama hoca bu görevi kabul etmemişti. Tabii, Bülent Ünder Galatasaray'dan uzak kalamadı ve Eric Gerets zamanında yine sarı-kırmızılı eşofmanları giyip, tecrübesi ve futbol bilgisini Galatasaray için harcamaya başladı.
Eric Gerets sonrası herhangi bir takımda hocalık yapmayan Bülent Ünder, son dönemlerde Galatasaray televizyonunda yorumculuk yapmaktaydı ve Hagi sonrası takımın başına getirilmesinde en büyük etkenlerden biri Florya'nın havasını koklayan biri olması ve takımı yakından takip etmesinden dolayı "kolları sıvarken" yeni görevine pek de zamana ihtiyaç duyacak olmamasıdır. Adnan Polat, Bülent Ünder hamlesi ile belki de yeni bir Cevat Güler "mucizesi" oluşturma planı yapmakta kafasında, kalan 8 haftada 8 de 8 yapıp, "berbat" giden sezonu olabildiğince toplamak için Bülent Ünder'in abiliğinden ve taktisyenliğinden faydalanmak arzusunda.
19 Ocak 1980'de futbolu bıraktığı Fenerbahçe jubile maçına çıkarken Bülent Ünder, Galatasaray, Türkiye Birinci Liginde 14. sırada yer alırken, sevenlerinin yüzünü pek de güldürmüyordu. Kaderin cilvesi olsa gerek, hocanın Galatasaray'a teknik direktör olarak geldiği sezon sarı-kırmızılı taraftarlar yine mutsuz zira takım bitime 8 maç kala 11. sırada.

Vă Mulţumesc Hagi

Teşekkürler sarı-kırmızı atkılı adam...
Teşekkürler...
Bir gün tekrar görüşmek üzere...

vă mulţumesc Hagi
...

24 Mart 2011 Perşembe

"Ama Sen de Haç Çıkaracaksın"


"O günü hiç unutamıyorum. 'Eğer gazetecilerin önünde benim elimi öpersen,Galatasaray'da kalırsın' dedi. Şok oldum. Böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi? hayatımın en öfkeli anıydı. Ama kabul ettim. Bir tek şartım vardı. Şartımı duyunca çok şaşırdı. 'Elini öpeceğim. Ama sen de gazetecilerin önünde haç çıkaracaksın' dedim. Herşey orada bitti. Bu anı hiçbir zaman unutmayacağım."

Roman Kosecki
Galatasaray'lı Eski Futbolcu

Adnan Polat'ın kendisine sunduğu teklifi anlatırken
21.01.1994 Milliyet

"Kıçı Tekmelenecek Gazeteciler Var"

"Türkiye'de ve burada Hagi'yle kavga ettiğim, takım arkadaşımı dövdüğüm yazıldı. Bunların hepsi uydurma. Ben kimseyle kavga etmedim. Saygı duyduğum çok gazeteci var. Ancak bir o kadar da kıçını tekmelemek isteklerim var. Tabloid gazetelere savaş açamam çünkü bu savaşta kimse kazanmaz. Kimse benim savunmamı almıyor. Kendileri istedikleri gibi yazıyorlar. Son yaşadığım skandal denilebilecek olay gördüğüm kırmızı karttı ama onda da provoke edildim."

Milan Baros
Galatasaray'lı Futbolcu

Türk medyasından şikayet ederken

Toprak Sahalarda Bu Hafta


İstanbul'da 2.Amatör Lig başlıyor ve biz yine vaktimiz-zamanımız oldukça, fikstür bizi çağırdıkça Çatalca bölgesi takımlarını izleyip, futbolun endüstrisinden en uzak kesimi hakkında bloga birşeyler karalayacağız...

Ali Sami Yen TT Arena Koreografi


Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena stadında panoramik koreografi showu...
Fotolar Göksel'in makineden... Tabii üzerine tıklamak gerekiyor...


23 Mart 2011 Çarşamba

Karıncaezmez Şevki ve Hagi


Sistemmiş, teknikmiş, taktikmiş...
Çokta umurumuzda...
Hagi bu işte...
Bizim Hagi...
Bizden Hagi...
Karıncaezmez Şevki ile...

Ayakta Maç İzlemek Hakkımız

Futbol Taraftarları Federasyonu'nun başlatmış olduğu "Ayakta Maç izlemek Hakkımız" isimli imza kampanyasına Tribün Dergi de destektre bulunmuş ve yukardaki banneri hazırlamış. ultras/Movement blog olarak biz de Futbol Taraftarları Federasyonu'nun web sitesine girdik imzamızı attık, desteğimizi gösterdik. Bizim memlekette henüz "zorla" oturtma yok, "mahalle baskısı" var tribünde oturtma yönünde ama endüstriyel futbolun dört nala hareket ettiği bu zamanda herkes maç boyunca "oturarak" izleyecek karşılaşmayı diye bir uygulama da gelebilir... Lafı uzatmayalım, TribunDergi'ye bırakalım:

ingiltere ve galler genelinde 180,000'den fazla taraftarı temsilen faaliyet gösteren, futbolu yöneten ve gözeten resmi kurumlarla sürekli iletişim halinde olan the football supporters' federation (futbol taraftarları federasyonu), ayakta maç izleme hakkının taraftarlara sağlanması için imza topluyor. bilinenin aksine ayakta maç izlenildiği için değil, kapasitesinden fazla bilet satılması ve polisin yeterli kontrolü sağlayamaması nedeniyle yaşanan hillsborough faciasından günümüze, uefa kuralları gereği resmi maçların sadece, tamamı oturma düzenli stadyumlarda oynanabilmesi nedeniyle maçları ayakta izlemek isteyenlerin bu keyfi ve hakkı ellerinden alınmış durumda. ayakta maç izlemenin, oturarak izlemeye nazaran kapasite olarak daha ucuz bilet imkanı ile taraftarlar arası bağları kuvvetlendirici bir etki sağlamasını da bu "tercih"in yasallaşabilmesi için önemli bir argüman olarak ortaya koyuyorlar. imza ve destek vermek için: http://www.fsf.org.uk/petitions/safestanding.php

22 Mart 2011 Salı

Polat İstifa Etti


"60 yaşıma geldim ve rekor sayılabilecek bir süre başkanlık yaptım, görevi devrediyorum" diyerek 6 yıl 7 ay Türkiye Futbol Federasyonu başkanlığı yaptıktan sonra istifasını açıklayan Hasan Polat'ın haberi rastgele çıktı karşıma Milliyet'in arşivini karıştırırken...

Milliyet'in bundan yıllar önce attığı manşeti, bugünlerde gazetelerinde okumayı milyonlarca Galatasaray taraftarı dört gözle beklemekte...

"İstifa da bir hizmettir" değil mi başkan?

Carlos'a Muz


İngiltere'den duymaya ve görmeye alışık olduğumuz siyahi futbolculara muz atma ve maymun sesi çıkarma tacizlerinin son kurbanı futbol hayatını Rusya'da devam ettiren Roberto Carlos oldu. Anzhi ve Zenit'i karşılaşacağı maç öncesi oyuncular sahaya çıkarken, Zenit'li bir taraftar Carlos'a muz uzatmış...
Rusya Futbol Federasyonu ve UEFA bakalım bu işe ne diyecek?

I Love You Hagi


Güle güle Hagi...

Seni uzaktan seyrederken, sarı-kırmızı formayı giyeceğini hayal dahi edemezken, birden İstanbul'a geldin, Galatasaray'lı oldun ve bu kulübün şimdiye kadar yaşadığı en büyük başarılarda "aslan payı"nın sahibi oldun...

"Galatasaray varsa, ümitsizlik yoktur" dedin, bize vizyon kazandırdın...

Sonra emeklilik zamanı geldi, ardından göz yaşları döktürerek futbola veda ettin lakin biz senden, sen bizden uzak duramadın ve çok vakit geçmeden işler kötü giderken göreve çağrıldın, koşa koşa geldin...
Fenerbahçe'ye beş attın, Türkiye Kupasını kazandın, lig şampiyonluğuna az kaldı, arkandan konuşuldu, dün sana "I Love You" diye bağıranlara "Herkes gider biz kalırız" dedirtildi ve Galatasaray'ından uzaklaştırıldın...

Kırıldın, küstün, üzüldün...

Üzüldük...

Yine Galatasaray karışmışken, takımın başına kimse geçmek istemezken, "Galatasaray'ın olduğu yerde ümitsizliğie yer yok" diyerek sen yine cengaverce atladın ortaya, ikinci kez kabul ettin bu zorlu görevi.
"Zaman" istedin sadece ama senden önceki hocaya "hovardaca" gösterilen sabır, sana reva görülmedi...
Uğraştın, didindin, futbolcu hata yaptı, sen hata yaptın, şans senden yana olmadı, ne olduysa fatura hep sana kesildi...
"Büyük topçudan teknik direktör olmaz" sakızı ağızdan ağıza dolaştı...

Senin memlekette ne derler bilmem lakin bizde "iğneyi başkasına, çuvaldızı kendine batır" derler, biz bunu yapamadık, bırak iğneyi- çuvaldızı, kılıcı sana batırdık acımasızca...
21 Ekim 2010 senesinde başına geçtiğin takımı senin kurmadığını unuttuk, o takımın düştüğü "boşvermişlik" halinin sebebinin sen olmadığını anımsamadık bile.
Başkasının kaybettiği maçlar sonrası topçular ihanetle suçlanırken, senin kaybettiğin maçlarda hep sen suçlandın...
Ve şimdi de görevine son verildiği haberi dolaşıyor etrafta...
Senin yaşattığın başarılarla sokaklara dökülenler, şimdi bu haberlere seviniyor olacaklar...
Sevinsinler bakalım...
Dün Fatih Hoca'ya "istifa", şimdi de "İmparator Terim" diyen aynı gırtlak, aynı ağız değil mi?
"Avrupa Avrupa duy sesimizi, işte bu Türklerin ayak sesleri" diye iki üç maç kazanınca okşanan gururlarımızı, Avrupa'dan kupalar getirerek zevkten dört köşe yaparken, nasıl "I Love You Hagi" diyorsam, bugün de aynı şekilde "I Love You Hagi" diye haykırıyorum...

Güle güle Hagi,
nasılsa kesişecek bir kez daha yollarımız...


21 Mart 2011 Pazartesi

Babadan Oğula Tribün Kültürü

Bu sene 100. yılını kutlayan Hajduk Split kulübünün nice 100 yıllar kutlayacağının resmi...

Meşale





Meşale kokusunu özleyenlere...

20 Mart 2011 Pazar

Flamengo'lu Obama


Brezilya'nın en popüler takımı olan Flamengo'nun ilk kadın başkanı Patricia Amorim, ABD başkanı Barack Obama'ya 10 numaralı forma hediye ederek, Obama ve ailesini de Flamengo taraftarı yaptı...

Sen De Çok Şımardın


Japonya'da meydana gelen deprem ile ilgili
Beşiktaş taraftarının dün gece Kayserispor maçında açmış olduğu pankart.

"Seviyoruz dedik sana, sen de çok şımardın ama. Yerküre akıllı ol!
yerküre noluyo gtnbşn oynuyo!"

Fotoğraf: tribündergi

Bulgaristan'da Maç Boykotu

Bulgaristan A Grupa'da bu cumartesi oynanması gereken Kaliakra-Levski maçı, ev sahibi takımın başkanı Tsonko Tsonev'in Bulgar Futbol Federasyonu Başkanı Mihailov ve Hakem Komitesini protesto etme kararı sebebiyle oynanmadı ve şampiyonluk mücadelesi yapan Levski, maç yapmadan 3-0 hükmen galibiyet ile 3 değerli puana sahip oldu. Başkan Tsonev, Kaliakra'nın Sofya ekibi Slavia ile oynadığı Bulgaristan A Grupanın ikinci yarısının ilk hafta maçında takımını katleden hakem İvailo Stoyanov'un bundan sonra maçlara verilmemesini belirtmiş ve söz konusu hakemin maç yönetmesi halinde Kaliakra takımının karşılaşmalara çıkmayacağını beyan etmişti. Başkanın söylemlerini dikkate almayan Federasyon Stoyanov'u bugün oynanacak olan Cherno More-CSKA Sofya maçını yönetmesi için görevlendirince, başkan, sözünün arkasında durdu ve Kaliakra-Levski maçı oynanmadı. İki takım ve hakemler dün gece yeşil alana çıktıklarında maçın başlayamadı zira saha kenarında ambülans bulunmuyordu. Federasyonun kurallarına göre ambülans ve sağlık ekibi olmadan maç başlatılamazdı ve hakem de 30 dakika bekledikten sonra maçı tatil etmiş oldu. Kaliakra başkanı, şampiyonluk yarışında Levski'ye "bedavadan" 3 puan verdiklerinden dolayı Litex ve CSKA Sofya takımlarından özür dilerken, Stoyanov'un maçlara verilmesinin devamı halinde bu tür eylemlerini sürdüreceğini söyledi.
Maçın tatil edilmesinin ardından iki takımın hocalarının karşılıklı anlaşması ile Levski yardımcı antrenörünün yönetiminde, 35er dakikadan oluşmak üzere Kaliakra ve Levski takımları bir hazırlık karşılaşması yaparken, mücadeleyi konuk ekip İsmail İsa'nın attığı golle 1-0 kazandı ama Daniel Dimov'u kaybetti. Orta alandaki bir mücadelede sakatlanan Dimov, Levski sağlık ekibi tarafından tedavisi için oyun alanı dışına alındı, sakatlığının ciddi olduğu anlaşılınca da ambülansın olmaması sebebiyle özel bir otomobil ile hastaneye götürülmek zorunda kaldı...

Galatasaray:1-2:Fenerbahçe


Bir sezonda yaşanılacak ne kadar aksilik varsa, hepsini yaşayan Galatasaray için, İstanbul derbisinde Fenerbahçe ile oynanacak karşılaşma sezon finali anlamı taşıyordu ki önde götürülen Ankaragücü maçının kaybedilmesi çabucak unutulup, herkes Arena'daki derbiye konsantre olmuştu. Maça ilgi o kadar fazlaydı ki, kale arkası biletleri daha GS Bonus sahiplerine açılan özel satış başlar başlamaz bitmiş, diğer tribün biletleri ki fiyatları 200 liradan fazla olmakla beraber bir kaç gün içinde tükenmişti. Ali Sami Yen'de son maç oynanıp, Türk Telekom Arena'da da bir çok maç oynanmasına rağmen Cuma gecesi derbiye gelenlerin bir çoğu ilk kez ayak basıyordu yeni mabede. Metro girişindeki heyecandan tutun da, metro yolculuğu sırasında yapılan "acemice" tezahüratlar ve aktarma sırasında gidilecek yönün toplu halde şaşırılması "çaylaklığın" belirtisi olarak gözüme çarparken, metro çıkışı sonra tam heybetiyle karşılarına çıkan Türk Telekom Arena'nın büyüsünü yakalamak isteyenlerin fotoğraf makinelerinin flaşları aydınlatıyordu geceyi...


Stada kolay girmemizin sebebinin erken gelmemizde yattığını maç çıkışı girdiğimiz metro "hengamesinde" anlayacaktır 3-4 saat sonrası. Biletlerin erken tükenmesinin sebeplerinden biri olan sponsor biletlerine yüklüce bir miktar bayılarak elde ettiğimiz Pegasus Loca Yanı biletimizle stadın Loca kısmına giriş yaptığımızda karşılaşmaya 2 saate yakın bir süre vardı ve locaları gezme fırsatı bulduk ki, bu esnada Başkan Polat ile de bir restorant bölümünde karşılaştık. Galatasaray'ın içinde bulunduğu durumu açık seçik özetliyordu Adnan Polat'ın fiziksel görünümü: Etrafındakilere imza ve fotoğraf vermeye çalışırken, zoraki gülümsüyordu başkan, yaşadığı sıkıntı her yanından belli oluyordu... Lakin, benim garipsediğim, tüm camianın "sezon finali" adına kenetlendiği böyle bir gecede yanındaki 3-5 kişiyle turistik seyahate gelmişçesine "umarsızca" yemek yemesiydi. Yemek demişken, bardak suların kale arkası tribünde 2.5 liraya da satılması neyin nesidir sayın yönetim?


Kareografi alanında Türkiye'de bir ilkin yapılacağını ultrAslan Genel Koordinatörü Oğuz Altay çok önceden açıklamıştı lakin yapılacak şovun görselleri internet sitelerine de "sızdırılınca", havası kaçmış gazoz tadındaydı maç öncesi Türkiye'de ilk defa yapılan dört tribünün aynı anda oluşturduğu "kompozisyon". Yine de bu gösteri için gecesini gündüzüne verenlerin emeği unutulmasın, lakin bu tip organizasyonlarda görev alacak kişilerin seçimi konusunda bundan sonra daha dikkatli olunması gerekir, olunacaktır da.
Tribünsel açıdan derbide beni en çok etkileyen ise rakip tribün altına asılan pankarttı: "Daha iyisini yapamadık, Souness'ı unutamadık"... Küfürsüz, hakaretsiz, rakibe yapılan "göndermeler" derbilerdeki "saha dışında değil saha içindeki rekabete" katkı sağlayan en önemli unsurlardır. 55 bin kişilik stadın küçük bir bölümüne konuşlandırılmış Fenerbahçe tribünleri ise kendi sahalarındaki maçlarda rakiplerinin yaşadıklarını hissetmiş oldular, ne kadar bağırmak isteseler de sesleri çıkmadı, sarı atkılarla yapmaya çalıştıkları gösteri tek akılda kalandı... Onların sesi pek çıkmadı lakin Kazım'ın attığı golden sonra Galatasaray tribünün sevinç coşkusu ve ardından rakibi ıslıklaması ile de Türk Telekom Arena'da bir rekor kırılıverdi:131.76 desibel ile tezahürat rekoru dalında Guiness Rekorlar Kitabına girmiş oldu Galatasaray taraftarı...
Maçın öneminin farkında olan Galatasaray'lı futbolcuların ne kadar motive olduklarını daha ilk sahaya ayak bastıklarında görmemiz mümkündü ve maçın başlangıç düdüğü ile beraber baskıyı kurdular Fenerbahçe üzerine. Taraftarın da desteği her geçen dakika artan baskı, meyvesini 15. dakikada verdi ve Galatasaray, öne geçiverdi Kazım ile. Golün ardından devamını getirmek için Volkan'ın kalesine yüklenen Galatasaray'lı topçular, Kazım attığı golden daha kolay pozisyonda önüne gelen topu filelere gönderemeyince, maçı koparamayıp, koca sezon destekçilerine yaşattıkları üzüntüleri, tarihi bir skorla affetirme şansını da kaybettiler. Fenerbahçe'ye rakip sahada basan ve atak başlatma yollarını kesen Galatasaray forvet ve orta saha elemanlarına, defanstaki arkadaşları da katkı sağlayınca, koca 45 dakikada sarı-lacivertli takım bir kez gelebildi Zapata'nın kalesine... İkinci yarı Hagi, aynı sitemi sürdürürken, Galatasaray orta saha elemanları arasında kaybolan Selçuk'un yerine Semih'i alıp, Servet ve Gökhan arasında "yokları" oynayan Niang'ı rahatlatmayı düşündü lakin oyun Galatasaray'ın hakimiyeti altında devam ediyordu ve sarı-kırmızılılar skoru rahatlatacak golleri kaçırırken, Fenerbahçe bir duran topla beraberliği yakalıyor ve ardından da Alex ile galibiyet golünü maç biterken buluyordu...


Kaybedilen maç sonrası "fatura çıkarma" sevdası, eleştirilerin yönünü Hagi'ye çevirirken, hocanın Pino'yu oyuna almaması en sık dillendirilen konu oluyordu Türk Telekom Arena tribünlerinde. Oysa, Kazım'ın 50. dakika sonrası nedensiz oyunu bırakması sonrası oyuna Arda'nın girmesi isabetli bir karar iken, Arda oyuna hareketlilik getirip, bir çok pozisyonun başlangıcında yer alıyordu. Stancu'nun yerine oynadığı dakikalarda istenileni veremeyen Kewell'ın alınması en fazla eleştirilen konuydu ama Kewell'ın derbi tecrübesi ve daha önceki maçlarda ortaya koyduğu başarılı performanstan yararlanmak istemesini Hagi'nin çok doğal karşılamak gerekmiyor mu? 85 dakika boyunca "körük gibi ciğeri varmış" dedirten Yekta'nın yerine orta alana Ayhan'ın alınmasını sadece Ayhan sevmeyenler yadırgayacaktır. Peki, neden Galatasaray kaybetti? Tek kelime "kısmetsizlik"

Koca sezon boyunca "barut fıçısı" gibi patlamaya hazır olan tribünlerin maç sonu herhangi bir protestoda bulunmayıp, sessiz sedasız tribünü terk etmesi de saha içindeki herkesin elinden geleni yaptığının bir göstergesiydi aslında. Var bi' "uğursuzluk" bu takımın üstünde, ve çözümü benim için artık mantık sınrıları içinde değil. Afrika ve Güney Amerika'da sık sık yapıldığı gibi "tanrısal" yollara başvurup kurban mı kesilir, kurşun mu döktürülür, ya da topçulara psikolojik terapi seansları mı yapılır, yapılsın bir şeyler...

Maç çıkışı yaşanılan ulaşım rezaleti de Olimpiyat stadı günlerini hatırlatırken, bu stadları yaparken, neden hala yolları en son yapmayı düşünüyoruz sorusunu akıllara getirdi. Son olarak metro yolculuğu sırasında takımından utandığını sayıklayanlara, İstiklal'deki Galatasaray müzesini ziyaret etmelerini önereceğim... Dün ben öyle yaptım, kapıdaki görevliye "Bugün burası boş galiba?" diye sorduğumda "Aksine, bugün normalin üzerinde ziyaretçi var" cevabı gelince, bir kez daha "Dayan Galatasaray" demeden edemedim...


Galatasaray
Zapata, Neill, Servet Çetin, Gökhan Zan, Hakan Balta, Culio, Cana, Kazım Kazım, (Arda Turan Dk. 61), Yekta Kurtuluş, ( Ayhan Akman Dk. 85), Milan Baros, Bogdan Stancu (Kewell Dk. 68)

Yedekler
Ufuk Ceylan, Aydın Yılmaz, Barış Özbek, Arda Turan, Ayhan Akman, Kewell, Pino

Fenerbahçe
Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Lugano, Yobo, Santos, Özer Hurmacı, Mehmet Topuz, Selçuk Şahin, (Semih Şentürk Dk.45) Baroni, Alex, (Bekir İrtegün Dk. 89), Niang (Stoch Dk. 73)

Yedekler
Bekir İrtegün, Stoch, Semih Şentürk, Uğur Boral, Caner Erkin, Dia, Fehmi Günok

Sarı Kartlar:
Kazım (Dk. 14), Selçuk (Dk. 30), Servet (Dk. 32), Gökhan (Dk. 33), Özer (Dk. 42), Baros (Dk. 70), Culio (Dk. 71)

Goller: Kazım Dk. 14, Semih Dk. 75, Alex Dk. 88

16 Mart 2011 Çarşamba

Real Madrid'in "Yeni" Forması


Adidas nihayet Real Madrid'in de kanına girmiş ve onlara da yukarıdaki formayı yapmış. Biz iki yıldır mordur, mercandır, turuncudur derken kendi rengimizi kaybetmeye başlamışken, Madrid'liler de girmişler bu tehlikeli yola anlaşılan...

Hristo Stoichkov Röportajı

Bulgarların ünlü golcüsü Hristo Stoichkov, Birleşmiş Miletlerin iyi niyet elçisi olarak bulunduğu Burkino Faso'da Paalga Observateur gazetesine bir roportaj vermiş ve oldukça dikkat çekici sözler sarf etmiş. Röportaj aşağıda, buyrun bakalım:

Paalga Observateur:Johan Cruyff'un hocalığında Barcelona'da futbol oynadınız. Şimdi Guardiola'yı izlerken, o günlere nazaran ne gibi farklılıklar gözlemliyorsunuz?

Stoichkov: Bizim takım, bugünkü Barcelona'dan daha iyiydi.

Paalga Observateur: Fakat şimdi Messi, Villa, Pedro, Iniesta, Xavi gibi oyuncularla futbol daha hızlı...

Stoichkov: Evet şimdiki takım oldukça iyi bir kadroya sahip. 1990'da benim oynadığım senelerde Barcelona daha farklıydı-kişilik ve karakter bakımından kaliteli topçular vardı. İlk beş senemde onlar bana oldukça yardımcı oldular ve kariyerimin oluşmasına katkı sağladılar. Txiki Begiristain, Zubizaretta, Michael Laudrup, Guardiola, Bakero, Ronald Koeman, Goigochea. 1992 yılında Şampiyonlar Ligini kazanan Barcelona en iyi takımdı...

Paalga Observateur: Bu başarılı senelerde Altın Topu alamadınız, bunun sebebi olarak da sizin hırçın kişiliğiniz gösterildi.

Stoichkov: 1994 yılında karakterimi mi değiştirdim? Avrupa basını aklına eseni yazıyor ve yazdıkları da oldukça saçma. Ben asla kişiliğimi değiştirmedim.

Paalga Observateur: Milli takımdan arkadaşlarınız olan Balakov, Kostadinov, Ivanov, Lechkov neler yapıyorlar bu günlerde?

Stoichkov: Lechkov federasyonda çalısıyor, Kostadinov CSKA'da yönetimde, Sirakov hocalık yapmakta. Her biri kendilerine hak ettikleri işleri buldular, zaten önemli olan da bu.

Paalga Observateur: Futbol kariyerinizin sonunda teknik direktörlük yapmaya başladınız, hatta ilk takımınız da Bulgaristan milli takımı oldu ama şansınız pek iyi gitmedi.

Stoichkov: Açıklaması oldukça kolay: Benim iyi oyuncularım yoktu. Aynı müzikte olduğu gibi, eğer iyi enstrümanınız yoksa, iyi melodi çıkaramazsınız.

Paalga Observateur: Belki hazırlık için yeterli zamnınız yoktu. Çünkü 2003 senesinde futbolu bıraktınız ve bir sene sonra da teknik direktör oldunuz.

Stoichkov: Evet, bu kararı bütün kalbim ve mantığımla aldım. Hocalık yetilerim var ve dediğim gibi sorunlar benden kaynaklı değildi.

Paalga Observateur: Tekrar takım çalıştırmaya hazır mısınız?

Stoichkov: Tabii ki hazırım. Dediğim gibi kendimi bu konuda yetenekli görüyorum. Futbol her zaman aynıdır, hala 11 futbolcu ile oynanıyor, Eğer iyi bir takımınız ve onlara uygun bir oyun planınız varsa, herşey istediğiniz gibi gider.

Paalga Observateur: Bulgaristan'ın dünya dördüncüsü olduğu 94 jenerasyonu sonrası Bulgar futbolunda bir gerileme başladı. Nedir bunun sebebi?

Stoichkov: Yeni nesil bizim kadar yetenekli olamadı. Ayrıca Bulgaristan'daki kulüpler de iyi çalışmadılar. Bugun Bulgaristan'ın üç önemli topçusu var: Manchestar United'da oynayan Dimitar Balakov, Bolton'dan Martin Petrov ve Aston Villa'dan Stilian Petrov. Şimdiki milli takımda oynayan futbolcuların rakipleriyle yarışacak yeterli tecrübeleri ve yetenekleri yok. Ayrıca, Bulgar kulüpleri de maddi yönden oldukça fakir.

Paalga Observateur: Siz tecrübenizle onlara yardımcı olmak istemiyor musunuz?

Stoichkov: Hayır, ben asla Bulgaristan'a dönüp, orada çalışmayacağım... Asla...

Paalga Observateur: Sebep?

Stoichkov: Bitti. Herşey bu kadar.

Paalga Observateur: Sizden sonra başka bir Stoichkov yetiştirmek istemiyor musunuz?

Stoichkov: Hayır, umurumda değil. Bulgaristan'da çalışması gereken insanlar var, onlar görevlerini yapsınlar, ben değil. Bırakalım herkes kendi işini yapsın.

Paalga Observateur: Şimdi ne yapmaktasınız?

Stoichkov: Güney Afrika'nın Mamelodi Sundowns takımında 2009dan Mart 2010a kadar hocalık yaptım. Oldukça heyecan verici bie maceraydı ama ayrılmak zorunda kaldım cünkü kulup başkanı "kesenin ağzını açmadı" ve bildiğiniz gibi futbolda başarı için çok paraya ihtiyac var. Şimdi bir kaç kuluple görüşmelerim var ve Haziran ya da Eylülde işler netliğe kavuşacak.

Paalga Observateur: Futbolu bırakmaya niyetiniz olamdığını anlıyoruz.

Stoichkov: Tabii ki öyle bir niyetim yok. Barcelona'da 5 ve Bulgaristan'da 1 adet olmak üzere 6 tane futbol akademim var. Genç oyuncular yaratmaya uğraş veriyorum. Bu oldukça mutluluk verici bir iş ve benim genç oyuncularım benim en buyuk zevkim...

Paalga Observateur: 2010 yılında bir çok İspanyol gazetesinde Guardiola'nın yardımcılığını yapacağınız yazdı.

Stoichkov: Bunlar tamamen dedikodu. Barcelona'ya gitmek gibi bir planım olmadı.

Paalga Observateur: Boyle bir fikir hoşunuza gitmez mi?

Stoichkov: Benim hayatım Barcelona ve Pep'in yardımcısı olmak bana şüphesiz ki gurur verir. O oldukça başarılı bir teknik direktör ve zamanın ne getireceği hiç belli olmaz.

Paalga Observateur: Futbol hayatınızda unutamadığınız anınız nedir?

Stoichkov: 1990da CSKA ile aldığım Altın Ayakkabı, 1994te aldığım Altın Ayakkabı, 1992deki Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu ve 1994 Dünya Kupası.

Paalga Observateur: Peki en kötü anınız?

Stoichkov: Louis van Gaal skandalı. Oldukça aptal ve saçma bir herif. Hiçbirşey bilmiyor ve bir şeyler de öğrenmek istemiyor...

15 Mart 2011 Salı

Sen de Artık Herkes Gibisin

"Çocuk yaşlardaydık, internet girmemiş hayatımıza, gazeteleri de tavşan ürkekliği içinde girmemiz yasak olan kahvehanede hızla okuyup, beklerdik akşam televizyonda yayınlanacak "spor haberlerini" sanki gurbete giden evladından haber bekleyen ana misali... Çoğunlukla Fenerbahçe ile başlar, sonra bizim takıma geçilirdi, Beşiktaş ise bizden sonra yayınlanırdı. Galatasaray haberlerini anlatan kişi Kadir Çetinçalı olurdu, bizden biriydi, Galatasaraylıydı herhalde, herhaldesi bile fazla, kesindi yoksa neden Galatasaray muhabiri olsundu ki... O bizi tanımazdı elbet ama Kadir Çetinçalı bizim dostumuzdu, hem Galatasaraylıydı, hem de bize takımdan her gün haber verirdi, daha ne istesindi ki sarı-kırmızı çarpan bu kalp... Sonra biz büyüdük, o da yaşlandı, değişti zaman, şartlar koşullar farklılaştı, internet girdi hayatımıza, uydu sayesinde biz bilgiye daha kolay ulaşabilir olduk, çalıştık para kazandık, futbol kitabı aldık, spor kültürü üzerine dergiler okuduk, Ali Sami Yen'e gittik tek başımıza, o kesmedi deplasman yaptık, yönetici tanıdık, pankart hazırladık, bunlar yetmedi, uzaktan "ağzımızın suları akarak izlediğimiz" medya dünyasına girdik... Özetle, o çocuk toyluğumuz gitti, hayatın gerçek yüzünü gördük, parayı öğrendik en basitinden, babamızdan bir ricayla, olmadı biraz mızmızlıkla kolayca aldığımız kağıt ve demir paraların, insan hayatına nasıl yön verdiğini öğrendik... İğrendik ertafımızı saran kokuşmuş düzenden, ısmarlama yapılan haberlerden, masa başı hayali senaryolardan... İzlemez olduk televizyonları, para vermez olduk gazetelere, çünkü o çocukluk heyecanımızı alıp götürmüşlerdi bizlerden...
Bugün bir arkadaşımın uyarısıyla okudum Kadir Çetinçalı'nın yapmış olduğu haberi Milliyet gazetesinde... Bir dostumu kaybetmiş gibi hisettim, oysa çoktan benim hayatımdan çıkmıştı o çocukluk dostum... Ne mi yazmıştı da beni bu kadar üzmüştü, beraber bakalım, dilimiz döndüğünce yorumlayalım satır satır
" diyerek Ekim 2009 tarihinde Galatasaray'ın Ankaragücü mağlubiyeti sonrası Kadir Çetinçalı'nın Milliyet'e yazmış olduğu haberle ilgili bir şeyler karalamıştık blogta.

Aradan 2 sene geçmiş, yine Ankara'da Galatasaray üç gol görerek kalesinde kaybetmiş Başkent ekibine ve yine aynı isim Galatasaray kulübünün resmi sitesinde belirttiği üzere "yalan, dolan ve iftira" haberlerle Florya'ya "kadın getirildiğinden" tutun da içkili idmana çıkmaya kadar bir çok ahlaksızlığın yapıldığını yazmış... Dünkü bu "haber!"le ilgili bloga herhangi bir yazı karalamayı bile gerekli görmemişken, Galatasaray kulübü Kadir Çetinçalı'yı mahkemeye vermiş, bu haberi inandırıcı bulmayıp yayınlamayan gazetelere de teşekkür etmiş...
İki sene önce dediğimiz gibi bir zamanlar kahramanımızdın be Kadir abi ama demek ki artık sen de herkes gibisin...

14 Mart 2011 Pazartesi

Galatasaray Şampiyon

Aslında Fenerbahçe maçı öncesi söylemişti hedefi Işıl Alben: "Amacımız kupayı kazanmak ve pazartesi gecesi de kupa şampiyonu olacağız" Yarı finaldeki Fenerbahçe engelini geçip, finalde kim olursa olsun kazanmak düşüncesi yer etmişti kızların kafasında. Bu doğrultuda da Gaziantep'e zaten çok önceden gelinmiş, kamp kurulmuş, gereken hazırlıklar yapılmıştı. Botaş karşılaşmasını izleme şansım oldu, kadro genişliği ve oyuncuların formda oluşu sayesinde rahat kazanılan bir karşılaşmaydı ki aradan 24 saat bile geçmeden oynanacak olan Fenerbahçe maçı için oyuncularını ekonomik kullanma şansı buldu coach Ceyhun Yıldızoğlu. Pazar günü İstanbul dışında oynanan İstanbul derbisini ise yaş günü kutlama sürprizi nedeniyle izleme şansı bulamadım lakin skoru öğrendiğimde gecenin en büyük hediyesini de almış oluk... Galatasaray-Fenerbahçe yarı finalini geçen takımın ise kupayı kazanacağından kimsenin kuşkusu yoktu, öyle de oldu ve Galatasaray Türkiye Kupasını müzesine götürdü...
Tebrikler kızlar, darısı lige artık...

13 Mart 2011 Pazar

Ankaragücü:3-2:Galatasaray

Herşeyin kaybedildiği bir sezonun, tek hedefi kalmış olan Fenerbahçe derbisi öncesi hazırlık karşılaşması gibiydi Ankaragücü maçı Galatasaray için. Sarı kart sınırındaki tüm topçuları kenarda otururken, Culio Ankara'ya dahi getirilmemişti. Böyle bir takımı motive etmek oldukça zorken, oyuna iyi de başlamıştı Galatasaray. 80 dakika boyunca da doğruları yaptı "pembe" forma içindeki topçular, ayağa paslar yapıldı, jeneriklik goller atıldı lakin yine birden "ne olduysa" oldu ve ardı ardına gelen gollerle maç kaybedildi...

Bu skoru Hagi'nin yaptığı oyuncu değişikliklerinin "yanlışlığına" bağlayanlar olacaktır, Stancu-Barış değişikliğinin yerine Stancu'nun pozisyonuna Yekta'nın alınmasını savunanlar olacaktır, belki de Cana'nın stopere gönderilmesinin hata olduğu söylenecektir. Hakan Balta'nın adam kaçırması da, Zapata'nın çıkaracağı topu içeri alması da, defans oyuncularının "acemice" hataları da unutulmayacaktır... Kaybedilen maçtan sonra pek çok şey konuşulur, yazılır, konuşulacak ve yazılacaktır...

Galatasaray'ın bu kötü gidişatına bir çok sebep sıralanırken, bence birbirine benzer şekilde alınan mağlubiyetlerin en büyük nedeni Galatasaray'lı oyuncuların özgüven eksikliği... İşler kötüye gitmeye başladığında ve bir türlü düzelmeye yüz tutmadığında "doğru"lar bir türlü görülmüyor. Aklın yerini duygular alıyor, mantıklı davranış yerine hissiyat başlıyor ve bu da başka bir başarısızlığı getiriyor. Öz geçmişlerine bakıldığında tecrübe adına aranılan herşeyin olduğu bu koca koca adamlara da "kriz yönetimini" öğretmek bizim haddimize düşmez burada.

Galatasaray takımının en büyük ihtiyacı özgüven ve destek... Önümüzdeki Fenerbahçe maçı da bunun için büyük bir fırsat. Taraftarın derbiyi düşünerek "bir maçlık" da olsa tüm öfkesini, nefretini, hırsını bir kenara bırakıp, takıma Sami Yen günlerinde olduğu gibi destek vermeleri, en azından kırıp-döktüklerini bir nebze de olsa düzeltme şansı verecektir Galatasaray futbol takımı ve hocalarına...
Yoksa, Hagi'nin dediği gibi "Akıldan geçen, konuşulacak çok şey var ama şimdilik susma zamanı"...

Stat: 19 Mayıs
Hakemler: Halis Özkahya, Ali Saygın Ögel, Volkan Narinç
Ankaragücü: Özden, Uğur, Rajnoch, Zewlakow, Klukowski, Gabriç (Dk. 65 Bednar), Adem, Sapara, Serdar (Dk. 65 Özgür), Sestak, Fatih (Dk. 79 Doğan)
Galatasaray: Zapata, Neill, Servet, Hakan, Çağlar (Dk. 80 Mustafa), Aydın, Stancu (Dk. 66 Barış), Cana, Ayhan, Pino (Dk. 82 Arda), Kewell
Goller: Dk. 32 Aydın, Dk. 62 Pino (Galatasaray), Dk. 52, Dk. 86 ve Dk. 88 Sestak (Ankaragücü)
Sarı kartlar: Dk. 33 Adem, Dk. 83 Uğur (Ankaragücü), Dk. 44 Cana, Dk. 74 Çağlar, Dk. 89 Ayhan (Galatasaray)

Koş Valbuena Koş


Marsilya'lı Mathieu Valbuena önde, rakipleri arkada...
Koş Valbuena koş...

Başkan Tecavüze Uğradı

Yukarıdaki manşet 12 Mart 1962 tarihli Milliyet gazetesinden. Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçında hakemin kötü yönetiminden şikayet eden Fenerbahçeli taraftarlar, Federasyon Başkanını isitifaya davet etmiş, başkan taraftara umursamadan stad dışına çıkıp arabasına yöneldiğinde dışardaki taraftarların saldırısına uğramış, tekrar stada dönmek üzereyken kapının kapalı olduğunu görüp, orada gördüğü bir inzibat subayından yardım isteyince şok bir yanıt almış:
"Ben de Fenerbahçeliyim. Siz Federasyon Başkanı olarak vazifenizi yapmıyorsunuz. Vatandaş olarak ben de sizden şikayetçiyim."

12 Mart 2011 Cumartesi

Chateau Petrus "Haluk Yıldırım"


Meraklıları bilir. Dünya üzerindeki en kaliteli şarap olarak bilinir 82 model Chateau Petrus. Kimilerine göre değişebilir bu sıfat, ancak Geçen hafta Efes maçından sonra Ermal, Haluk için "o bizim Chateau Petrus"umuz demişti. Bugünkü galibiyetin mimarı bölümüne Ermal'in koyduğu ismi yazdık şimdiden ama mimardan çok Galatasaray Basketbol yapısının şekillenmesindeki rolü ve her şeyden önce Basketbol yaşamındaki duruşu, yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen yılmadan mücadelesini sürdürmesi, azmi, çalışkanlığı her şeyiyle örnek bir insan Haluk Yıldırım. Her şeyden önce iyi bir insan. Günümüz spor dünyasında iyi insan sıfatına eriştirebildiğimiz az örneklerden biri kendisi. Evet Haluk Yıldırım bu takımın geleceği değil, evet 39 yaşında. Ama her şeyden önce müthiş bir profesyonel ve sahaya her adım attığında 20 yaşındaki genç bir oyuncu gibi mücadelesini ortaya koyup Oktay Mahmuti'nin sezon başında söylediği "Haluk, Galatasaray basketbolunun geleceğinin oluşması adına çok önemli bir parça" sözünü her maçta tekrar göstermiş oluyor. Bugün kötü oynadık, ritim tutturamadık, hücum yüzdesi yüksek bir rakibimiz vardı ve Mersin ateş hattındaydı. Tüm bunları bir kenara bırakıp Haluk'un son saniye basketinin keyfini çıkaralım ve Haluk'a bize hala imkansızın olmadığını, çalışmanın, azmin, tutkunun, yüreğin yaşadığı sürece sahada neler yapabileceğini tekrar yaşattığı için teşekkür edelim. Yürüyedur Haluk Yıldırım...

(1 hafatadır bloga girmekte sıkıntı yaşayan ben, bu maç sonrası bilgisayarın başına oturduğumda "mahkeme kararı ile engellenmiştir yazısı" görmeyince ayrı bir sevindim. Efes maçı o yüzden güme gitti. Kusurumuza bakmayın. Kusuru yaratanlar utanır inşallah.)

MERSİN BŞB: 76
Asım Pars: (25:22, 4 sayı, 3 ribaund, 1 top kaybı, 2/5 şut)
Nedim Yücel: (36:08, 8 sayı, 9 ribaund, 1 asist, 2 top çalma, 1 top kaybı, 4/7 şut)
Orhun Güngören: (00:00, 0/0 şut)
Alex Scales: (30:29, 20 sayı, 1 ribaund, 2 asist, 3 top çalma, 1 top kaybı, 4/13 şut)
Hakan Köseoğlu: (20:25, 2 sayı, 1 ribaund, 2 top çalma, 1 top kaybı, 1/3 şut)
Mesut Çıpa: (00:00, 0/0 şut)
Hazar Avcı: (00:00, 0/0 şut)
Vincent Grier: (33:49, 23 sayı, 7 ribaund, 5 asist, 1 top çalma, 1 top kaybı, 7/13 şut)
Anthony Grundy: (34:26, 10 sayı, 3 ribaund, 3 asist, 2 top kaybı, 4/11 şut)
Valentin Pastal: (00:00, 0/0 şut)
Nestoras Kommatos: (06:06, 2 sayı, 1 ribaund, 1 top kaybı, 1 blok, 0/1 şut)
Mutlu Demir: (13:15, 7 sayı, 2 ribaund, 1 asist, 1 top kaybı, 2/4 şut)

GALATASARAY CAFE CROWN: 79
Josh Shipp: (35:34, 8 sayı, 6 ribaund, 1 asist, 2 top kaybı, 2/5 şut)
Jerry Johnson: (17:52, 6 sayı, 1 ribaund, 1 asist, 2 top kaybı, 3/8 şut)
Göksenin Köksal: (00:00, 0/0 şut)
Caner Topaloğlu: (21:20, 9 sayı, 2 ribaund, 2 top kaybı, 3/5 şut)
Preston Shumpert: (20:13, 9 sayı, 5 ribaund, 2 top kaybı, 1 blok, 3/6 şut)
Tutku Açık: (22:11, 10 sayı, 2 ribaund, 7 asist, 1 top çalma, 1 top kaybı, 2/5 şut)
Luksa Andric: (05:22, 6 sayı, 1 ribaund, 3 top kaybı, 1/1 şut)
Radoslav Rancik: (16:13, 5 sayı, 4 ribaund, 3 asist, 1/3 şut)
Haluk Yıldırım: (13:16, 6 sayı, 1 ribaund, 2 asist, 1 top çalma, 1 top kaybı, 2/4 şut)
Evren Büker: (13:24, 0 sayı, 1 ribaund, 0/0 şut)
Sertaç Şanlı: (18:42, 6 sayı, 2 ribaund, 1 top kaybı, 1 blok, 2/4 şut)
Ermal Kurtoğlu: (15:53, 14 sayı, 6 ribaund, 1 asist, 1 top çalma, 2 top kaybı, 7/11 şut)

1. ÇEYREK: 16 - 19
2. ÇEYREK: 17 - 22 (33 - 41)
3. ÇEYREK: 22 - 15 (55 - 56)
4. ÇEYREK: 21 - 23 (76 - 79)

Horoz musun Balotelli?


Sahadaki "horozlaşmasını" dışarıya da taşımış Balotelli belli ki,
bir horoz ibiği eksikti, onu da ördürüvermiş babannesine...

Barcelona'dan FIFA'ya Boğazlık Önerisi

İngilizlerin, Barcelona-Arsenal maçı sonrası Massimo Bussaca öfkesi bitecek gibi değil. Yukardaki görselde son günlerde yasaklanması gündemde olan boğazlıkların yerine hakemim görmediği "alternatif boğazlıkları" göstermiş...
İlginç...

11 Mart 2011 Cuma

Öyle Bir Geçer Zaman Ki


Bir elinde top, diğeri sımsıkı sıkılmış yumruğu ile hayranı olduğu Hagi'nin attığı gole sevinen "minik" Arda'dan, hocasıyla ikili mücadeleye giren "kaptan" Arda'ya...
Öyle bir geçiyor ki zaman, geriye kalan bir tek yakalayabildiğimiz "o an"lar kalıyor...

10 Mart 2011 Perşembe

Ayıp be Rodriguez!



Uruguay Milli Takımınında da forma giyen Penarol'lu Dario Rodriguez, Libertadores kupasında 1-0 kazandıkları maçta rakibine öyle bir faul yapmış kı, biz sadece ayıp demekle yetineceğiz... Ayıp ki ne ayıp...

Öğretmenin Bursa Aşkı


Bursaspor'lu Türkçe öğretmenin sözlü sorusu nasıl olur derseniz?
Buyrun yukardaki fotoya...

9 Mart 2011 Çarşamba

Hikmet Karaman aka "Dayı"


Hikmet Karaman aka "Dayı"

O günlerde teknik direktör olacağını düşler miydi acaba?

Blog Widget by LinkWithin