
Orhan Pamuk roman okumayı, Savaş Barış'ta Borodino Savaşını Pierre'in tepeden seyredişini okuma ile eşdeğer tutar. Gerçekten de, Lev Tolstoy burada savaş sahnesini öyle etkileyici bir şekilde bize sunar ki etkisinden kurtulmak kolay olmaz. Dün maçın sonunda Oktay Mahmuti'nin, oyuncuları sahada sevinirken, tribünler adeta kendinden geçmiş şampiyonluk şarkıları söylerken bir kenara geçip bu manzarayı hayran ve bir o kadar da mağrur bir şekilde izlerken görmek beni fazlasıyla etkiledi ve Pamuk'un bu benzetmesini aklıma getirdi. O atmosferin içinde taraftar, oyuncular, çalışanlar, o an o salonda bulunan herkes, adeta kendinden geçmiş bir şekilde anın tadını çıkarırken bu soğuk kanlılığa ve bu keyife sahip olmak çok az kişiye ait bir özellik. Bu özellik de büyük insanların özelliği. Oktay Mahmuti'nin ne kadar büyük bir antrenör olduğunu tartışmayacağım. Her ne kadar bazı ünlü Türk bilginlerimiz kendisine "antrenör değil" sıfatını uygun görseler de, o bu sözlere sadece gülüp geçip yaptığı işle cevap vermeyi sürdürüyor. Tolstoy,Dostoyevski, Orhan Pamuk gibi isimler romanda çığır açarken Mahmuti'de oyuncularıyla basketbolda bir devrimi yaratıyor. Dünkü o muhteşem tablodan sonra söylenecek tek bir söz var: SAYGI...
Uefa futbol maçları başlamadan önce "respect" yazıları ile süslü pankartlarla seyircilere, futbolculara, yöneticilere bu mesajı veriyor her maç öncesinde. Bizim için de bu sonuna kadar geçerli. Takımın yaptığı iş rakamlarla, analizlerle, istatistiklerle anlatılabilcek bir şey değil. Saygı işte bu noktada devreye giriyor. İnanç, mücadele, hırs, azim artık aklınıza manevi anlamda ne gelirse hepsi bu saygıyı ortaya çıkaran ürünler. Önce kendi düşüncenize saygı gösteriyorsunuz. Sonra doğru insanlarla çalışıp onların düşüncelerine, yeteneklerine saygı gösteriyorsunuz. Sonra onlarla çalışıp size saygı göstermelerini sağlıyorsunuz. Sonra adeleti doğru dağıtıyorsunuz. Düşüncelerinize saygı gösteriyor bu insanlar ve inanç denen değer bu noktada anlamını daha fazla derinleştirip bir iş bir ieylem oluyor. Sonra bu yaptığınız işe o formaya gönül verenler de inanıp saygı gösteriyor "Yenilsen de yensen de" mantığıyla tribünleri doldurup, Fatih Hoca'nın deyimiyle "kayıpta da kazançta da helal olsun" diyor. Çünkü taraftar biliyor ki sahada kendinden örnekler varsa mutlu olacak. O alın teri ile kazandığı para ile biletini alıp maça gelince alın teri ile parasını kazanan, kendini işi için, inandığı değerler için yeri geldiğinde yerden yere atan basketbolcular görmek istiyor. Onu gördüğü için de o tribünleri doldup takımına destek veriyor. Dünkü o inanılmaz atmosferi yaratıyor. Yansıması da sahada bambaşka oluyor. Dün kırılgan dediğimiz Andric, içine Garnett kaçmışcasına savaşıp maçın adamı oluverdi. Çok zor bir basket ile takımına sayı kazandırıp formasını öptü. Sonra dönüp savunmada aslanlar gibi mücadelesini verdi. Ona o gücü veren taraftarı, takım arkadaşları, koçu ve en önemlisi hizmet ettiği sistemin değeri idi.
Göksenin maça ilk beş başladı. Teodosic'i harika savundu. Ön alanda Gordon ile harika baskı yaptılar ve CSKA ilk periyodu 3 basket ve 13 sayı ile tamamladı. Sonra en kritik yerde takımını öne geçiren üçlüğü eli titremeden, hiç tereddüt etmeden yollayıverdi. Onu kazanan Oktay Mahmuti'nin ne kadar haklı olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Çünkü yıllık ücreti 3 milyon avro olan bir oyuncuyu alıp takımın dengesini bozmaktansa Göksenin ve Furkan'a daha fazla süre vermeyi tercih eden bir koçu vardı onun. Antrenörü, Oktay abisi daha o günden kazanmıştı onun gönlünü ve aslında o üçlük daha o günden isabetini sağlamıştı. Göksenin dün sadece görevini yapmış oldu böylece. Aynı zamanda da hem maçın hem de kariyerinin satır aralarını da okumuş oluyordu. Ona Furkan eklendi, Shipp eklendi, Cevher eklendi, takım eklendi, antrenörler, yönetim, taraftar derken ortaya muazzam bir iş çıktı. İmkansız denen sözcüğün sadece sözlükte yer aldığı bir kez daha kanıtlandı. CSKA gibi bir takımı 10 sayı geriye düşmesine rağmen geri gelip yenmesini bildi Galatasaray. Maç başına 87 sayı atan takım 64 sayıda kaldı ve son periyotta 10 sayı atabildi sadece. Uzunlarının performansı ile ünlü Rus ekibine boyalı alan dar edildi ve sadece 12 basket bulabildi 2 sayılık atışlardan CSKA. Maçın sonunda Murat Kosova deyimiyle "hakem saşırmıştı" ancak her zaman ortaya bir emek koyanın kazanacağını unutmuştu İtalyan hakem. Eğer ilahi adalet diye de bir şey varsa Teodosic zaten o atışı kaçıracaktı. Bu taraftar bugüne kadar Barcelona, Kazan, Siena gibi takımlara kaybetmeyi gördü ancak yenilgiyi görmediği için sonraki maça yine geldi. Emeğinin karşılığını bir şekilde alacaktı ve en güzel şekilde aldı ve salondan bundan sonraki maçın biletini daha ilk günden almak düşüncesiyle ayrıldı.

Bugüne kadar bu sayfalarda pek çok kez atmosferi, İpekçi'nin mimarisi dolayısıyla bizim için taraftar baskısı penceresinde ne kadar önemli olduğunu, oyuncuların kalitesini, çalışmalarını,kenar yönetimi, yöneticileri, Oktay Mahmuti'nin kendisini, antrenörlüğünü ve felsefesini yazıp durduk. Yazdıklarımızın boşa olmadığını biliyorduk ancak kimse de bir devrime tanıklık edeceğimizi tahmin etmiyordu. Başaracağına inanan bir grup insan vardı. Bir araya geldiler, çabaladılar zamanla herkesi kendilerine inandırmayı başardılar. Saygıyı, saygınlığı kazandılar. Anlayışları için koçun, oyuncuların, yöneticilerin, antrenörlerin açıklamalrını dinlmeniz ve anlamanız yeterli. Bundan böyle Galatasaray'ın yaptığı işin karşısında saygı yazar, ancak Galatasaray Okunur.
Yer: Abdi İpekçi Spor Salonu, İstanbul
Rakip: CSKA Moskova
Tarih: 09.02.2012
4 Josh Shipp - 32:36, 22 sayı, 2 ribaund, 1 asist, 3 top kaybı, 8/11 şut
5 Jaka Lakovic - 18:04, 6 sayı, 2 asist, 3 ribaund, 1 top çalma, 2 top kaybı, 2/6 şut
7 Göksenin Köksal - 19:00, 3 sayı, 2 ribaund, 2 top çalma, 2 asist, 2 top kaybı, 1/3 şut
8 Caner Topaloğlu - 03:28, 1 ribaund,
9 Preston Shumpert - 08:36, 2 ribaund, 1 asist, 0/4 şut
12 Luksa Andric - 23:01, 16 sayı, 7 ribaund, 1 top çalma, 3 top kaybı, 1 blok, 6/10 şut
16 Evren Büker - Oynamadı
19 Furkan Aldemir – 16:59, 3 ribaund, 0/2 şut
22 Jamon Gordon - 26:55, 8 sayı, 6 ribaund, 5 asist, 2 top kaybı, 4 top çalma, 4/12 şut
33 Ender Arslan - 20:12, 4 sayı, 1 top kaybı, 4 asist, 1/2 şut
41 Cevher Özer - 21:25, 9 sayı, 1 ribaund, 1 top çalma, 1 asist, 1 top kaybı, 4/8 şut
42 Boris Savovic - 09:44, 3 ribaund, 0/2 şut
1. ÇEYREK: 15-13
2. ÇEYREK: 16-23 (31-36)
3. ÇEYREK: 24-18 (55-54)
4. ÇEYREK: 13-10 (68-64)
10 Şubat 2012 Cuma
Saygı Yazılır, Galatasaray Okunur
Aslan Yürekliler
Kütüphanemize bir kitabın daha ekleneceği ümidiyle Aslan Yürekliler'in raflarda yerini almasını dört gözle beklerken, fiyatının pahalı olması satış rakamları hakkında kafamda soru işaretleri uyandırdı. Başta belirttiğim gibi, zaten okumayan bir toplumuz, bir de 33 TL olunca fiyat, kitap raflarda tozlanacak gibime geliyor, zira futbol kitapları 8 ile 15 lira arasında satış fiyatlarıyla yer buluyor kendine kitapçılarda ama yüzlerine bakan bile olmuyor...
Yine de Orhan Ölçen'e yazmış olduğu kitabı için teşekkür ederken, tek dileğimiz kitabın Galatasaraylı, Fenerbahçeli, Beşiktaşlı, Trabzonsporlu demeden, hayatını tribünlere adamış bütün futbolseverler tarafından edinilip, okunmasıdır...
9 Şubat 2012 Perşembe
Böyle Taraftar Gördün mü?
Spiker: Neden etkisiz kaldınız ?
Teodosic: Siz daha önce böyle bir taraftar gördünüz mü? Parkede olsaydınız anlardınız.
Milos Teodosic
CSKA Moskova'lı basketbolcu
Galatasaray taraftarının maça etkisini anlatırken...
Yenilmez Armada
Biz size maç öncesi, bu işin sonucunu hem söyledik, hem de gösterdik...
"Burası İpekçi, burdan çıkış yok" dedik...
İnanmadınız...
Şimdi artık ballandıra ballandıra anlatırsınız bizi...
"Bi' Galatasaray var" dersiniz, ne Barcelona'ya, ne Makabi'ye, ne de Panathinaikos'a benzer...
Adamı sahaya çıkacağına pişman eder...
Di mi be Theodosic...
Kurt Kocayınca
Bir zamanlar dağlardan tepelerden atlar, duvarları yıkar, koca orduyu tek başına devirlerdi ve burunları bile "kanamazdı"...
Rüzgarın kayayı oyduğu gibi, zaman da Arnold Schwarzeneger ve Silvester Stallone'u öyle bir aşındırmış ki, çektikleri filmde bir yerlerini incitip hastane odasına düşmüşler...
Almanya Milli Takımı 2012 Formaları
Almanya Milli Takımı Polonya ve Ukrayna'da yapılacak olan 2012 Avrupa Futbol Şampiyonasında giyeceği formaları görücüye çıkarmış. Lahn, Podolski ve Muller'in mankenlik yaptığı tanıtımda, oyuncuları yeşil formalarla görenler geçmişe de yolculuk yapmış oldular zira 1972 Avrupa Şampiyonasını kazanırken de çimen yeşili ekipmanla sahadaydılar. Yeşil formanın yanında da, yine klasik olarak beyaz formayı da alternatif olarak üretmiş tedarikçi firma...
8 Şubat 2012 Çarşamba
Sen Neymişsin be Platini!
Ultraların Devrimi Devrim Ultraları
Bu hafta El Ehli-Zemalik derbisini yazmayı tasarlamıştım. Aslında iki hafta önce oynanacakken, bu salıya ertelenmişti. Zira hükümet, bu deli derbinin, Mısır’daki devrimci enerjiye set çeken yeni statükoya karşı protestoları coşturacağından endişe ediyordu. Geçen çarşamba El Masri maçında El Ehli taraftarlarına dönük linç saldırısı üzerine lig süresiz tatil edildi. El Ehli deyince bir durmak lâzım. Afrika Futbol Konfederasyonu’nun ‘Afrika’da Yüzyılın Kulübü’ seçtiği bir kurumdan söz ediyoruz. Adı ‘Millî’ anlamına geliyor; ‘halk’ anlamında ‘millet’i de çağrıştıran bir millî. 1907’de sömürge yönetimine karşı mücadele eden öğrencilerce kurulmuş. Bu maya, ona muazzam bir popülarite getirmiş. Yaklaşık 75 milyon nüfuslu ülkede en mütevazı tahminle 30 milyon taraftarı var.
El Ehli taraftarlarının Tahrir direnişinde başı çekenlerden olduğunu herkes biliyor. ‘Arap Baharı’ denen hadise, bütün Mağrip’te, otoriter rejimlerin futbolu bir supap olarak kullanma politikasının ters teptiğini gösterdi. Tunus’ta da Esperance taraftarları ayaklanmanın öncüleri arasındaydı.
Mısır’da statlar, her nevi hoşnutsuzluğun küfür kıyamet dışa vurulabileceği yegâne alan olmak yanında, bilhassa polisin muamelesi nedeniyle muhalefetin biley taşı işlevi gördü. ‘Apolitik’ seyirciler bile, ağır silahlarla, atlarla, köpeklerle onları terörize eden polise nefret duyuyordu. El Ehli taraftarlarının 2007’de İtalya’yı örnek alarak kurdukları Ultra örgütlenmesi: Ultras Ehlevi, işte bu öfke birikimine hitap etti. Ultralar, polis şiddetine karşı koyan hatta karşı saldırıya geçen bir ‘eylem çizgisi’ geliştirdiler. Her biri iki ‘reis’ tarafından temsil edilen özerk alt gruplar halinde örgütlendiler. Belirli mekânları yoktu, haberleşerek değişik yerlerde toplanıyorlardı. Yaklaşık 40 bin kişilik bir kitleyi kontrol ederek, Kahire gençliğinin en güçlü muhalefet platformuna dönüştüler. Tahrir devrimi öncesinde, dört-beş yıldır, hemen her maçta kendi küçük Tahrir’lerini yaratıyorlardı.
Öfkelerini, slogan atmadaki ve kavga dövüşteki sınanmış tecrübelerini, Tahrir direnişi için seferber ettiler. Ultras Ehlevi sözcüsü Amr Fehmi, bir mülakatında şöyle diyordu: “Geçen yıllarda dayakçı polislerle ilgili çok deneyimimiz oldu. Sallanan coplardan ve göz yaşartıcı gazdan korkmuyorduk, bizim için yeni şeyler değildi. Bir savaştı ve biz kazandık.” Fehmi, devrimden sonraki ilk maçta herkesin gözünde aynı hissi okuduğunu anlatıyordu bir de: “Burada, artık her an bir plastik mermiye hedef olmayacağını bilen özgür Mısırlılar var.” Ne var ki polis, ‘seyircileri rahat bırakma’ anlayışını ifrada vardıran bir ‘taktik’ izledi. Geçen bahar, Zemalik-Esparance Afrika Süper Kupası müsabakasında seyirciler sahaya daldı, maç tatil edildi, polis bu esnada en ufak bir önlem almadı. Port Said’de de aynısı oldu. Güvenlik güçleri iki tribün arasındaki kapıları açtılar, kaçacak yerleri kapattılar, kendileri de ortadan kayboldular. Zemin hazırlamakla kalmayıp linçi örgütlemek için de ‘önlem aldıkları’ anlaşılıyor. El Masri’nin ultra grubu Yeşil Kartallar: “Bu işle alakamız yok, kimse Kahireli kardeşlerimize bunu yapamaz” dedi. Yerel gazeteler, aralarında salıverilmiş mahkûmların da olduğu, futbolla hiç alakalı görünmeyen ‘şüpheli’ grupların stat kapısında görüldüğünü aktarıyor.
Güvenlik güçleri, belli ki taraftarların tepkisini tahrik edip onları “terörizmle’ damgalamak ve olağanüstü hal yasalarına zemin hazırlamak istiyor. Ultras Ehlevi, uzun süredir, ordunun ve Müslüman Kardeşler’in, halkı evine geri gönderip kendi sultalarını kurma eğilimine karşı uyarıyor. Onların zaafı ise, kitlelerin üzerindeki kontrolü yitirme istidadı. ‘Ortadoğu futbolunun fırtınalı âlemi’ adlı namlı blog’unda (http://mideastsoccer.blogspot.com/) James Dorsey dikkat çekiyor buna. Ultras Ehlevi’nin kurucu kadrosu öğrencilere ve tahsilli zümrelere dayanıyordu, içlerinde etkili bir sosyalist ve anarşist çekirdek vardı.
Giderek tahsilsiz, işsiz, ‘lümpen’ kitlelerin ve onların kör öfkesinin heyelanına kapılıyorlar. Ama bu felaket onları toparlayabilir. Zamalek ultra’larıyla tavsayan işbirliklerinin canlandığına dair haberler geliyor. Mısır devrimi, başlı başına bir ‘En büyük taraftar’ hikâyesi...
7 Şubat 2012 Salı
Tarih Yerinde Kalsın
Yeni GS Store'un tanıtım fotolarına bakarken, Metin Oktay ile Ali Sami Yen'in balmumu heykellerinin de İstiklal caddesindeki müzeden alınıp, Seyrantepe'ye taşındığını üzülerek gördüm. Hatta, sarı-kırmızılı futbolcuların Metin Oktay heykeli ile o heykeli ilk defa görmüşçesine fotoğraf çektirmelerini dehşetle izledim, yıllardır Beyoğlu'nda açık olan müzeyi ziyaret etmemişler miydi acaba? "Zararın neresinden dönülürse kardır" anlayışıyla, ümit etmekteyim ki bu taşınma sadece mağazanın açılış münasebetiyle gerçekleşmiş olur, kalıcı olmaz ve heykeller ait olduğu yere en kısa zamanda döner. Hatta, umuyorum ki, oraya tarihi değeri olan flama, forma ve kupalar da taşınmamıştır. Zira, derler ya "taş yerinde ağırdır" ve Galatasaray'ın müzesi bu kulübün doğduğu yer olan Beyoğlu'nda olmalıdır. Nasıl ki Ali Sami Yen, bir dönem müzeyi Kalamış'tan alıp Galatasaray Lisesi içine taşıdıysa (keşke hep orada kalsaydı, ama lisenin hala eğitim öğretim faaliyetlerine devam etmesi ve ziyaretçilerin giriş-çıkışlarında yaşanan sıkıntılar nedeniyle Galatasaray Lisesinin karşısına taşındı), günümüzde Galatasaray adına söz ve yetki sahibi olanlar, tarihi Beyoğlu Postanesi binasındaki müzeyi korurlar, hatta geliştirmek adına ellerinden geleni de yaparlar...
Seyrantepe'ye maça gelen, GS Store'un içinde kupa olsa da olmasa da, heykel olsa da olmasa da, mağazanın içine bir şekilde girecektir, cebinde parası varsa da alışverişini yapacaktır.
"Üç forma" satacağız diye Ali Sami Yen'i, Metin Oktay'ı, kısaca tarihimizi de değerlerimizi "meze" yapmaya gerek yok, bırakalım Ali Sami Bey, oturduğu yerden lisesine sonsuza dek bakadursun... Tarihini merak eden taraftar da bi' zahmet o tarihin gerçekleştiği yerlere gidiversin...
Seyrantepe'ye maça gelen, GS Store'un içinde kupa olsa da olmasa da, heykel olsa da olmasa da, mağazanın içine bir şekilde girecektir, cebinde parası varsa da alışverişini yapacaktır.
"Üç forma" satacağız diye Ali Sami Yen'i, Metin Oktay'ı, kısaca tarihimizi de değerlerimizi "meze" yapmaya gerek yok, bırakalım Ali Sami Bey, oturduğu yerden lisesine sonsuza dek bakadursun... Tarihini merak eden taraftar da bi' zahmet o tarihin gerçekleştiği yerlere gidiversin...
Büyüksün Pop!
"Ricky Rubio ve Manu Ginobili gibi oyuncular dünyayı dolaşıyorlar. Bizden daha kültürlüler. Herkes Amerikalılar dünyanın en iyisiymiş gibi konuşur. Kendimizle ilgili kibirli bir duruşumuz var, sanki en kültürlü insanlar bizmişiz gibi. Ciddi misiniz? Son dönemde televizyon izlediniz mi? Amerikalıların ne yaptığını görüyor musunuz? Kaç dil konuşuyorsunuz ki? Bir de gelip bu insanların bizim kültürümüze uyum sağlayıp sağlayamayacağını mı soruyorsunuz? Umarım uyum sağlamazlar ve kendi kültürlerini korurlar."
Gregg Popovich'in, Star Tribune gazetesi tarafından Rubio ile ilgili görüşleri sorulduğunda verdiği cevap. Bu adamın bilgeliğine her daim hayran olmuşumdur. Bize bu açıklamadan sonra "büyüksün!" demek kalıyor.
Gregg Popovich'in, Star Tribune gazetesi tarafından Rubio ile ilgili görüşleri sorulduğunda verdiği cevap. Bu adamın bilgeliğine her daim hayran olmuşumdur. Bize bu açıklamadan sonra "büyüksün!" demek kalıyor.
(http://ismailsenol.blogspot.com/'dan alıntıdır.)
6 Şubat 2012 Pazartesi
Bursa Tribünlerinin Canlanışı
Bursa'da oynanması gerekirken çıkan olaylar nedeniyle iptal edilen Bursaspor-Beşiktaş maçı sonrası tutuklanan Amigo Selim ve arkadaşlarının tekrar Teksas tribününe dönmesi ve yeşil-beyazlı taraftarların kente ve Ertuğrul Sağlam'a sahip çıkma yürüyüşü...
Bursa tribünleri "kış uykusundan" uyanıyor...
Yine,Yeni, Yeniden %100

Bu sezon dördünce defa %100 doluluk oranıyla evimizdeki bir maçı oynayacağımız kesinleşti. CSKA Moskova maçı biletleri tükenmiş durumda. Rus ekibinden dolayı Eurolig kurmaylarının gözlerinin bir kez daha bizim üzerimizde olacağı kesin. Salon kapasitesinin 11200 olduğu düşünülürse ciddi bir rakamdan bahsediyoruz. Ayrıca evimizde oynadığımız Avrupa ligi maçlarındaki doluluk oranımız %90 seviyesinde ve bu alanda da lider konumdayız. Ayrıca Bu durum, Galatasaray basketbolunun geldiği noktayı özetlemesi açısından çok önemli bir ayrıntı olarak karşımıza çıkıyor. "Son topa kadar" anlayışıyla harika bir maç izleyeceğiz. Artık EuroLig kurmaylarının da kararı perçinlenir.
Barca'nın Turuncu Forması
Barcelona'nın 2012-2013 sezonunda giyeceği yeni formalar çeşitli internet sitelerine sızmış, burada da yayınlamıştık. Mavi ve kırmızı parçalıdan sonra turuncu forma da yukarıda fotoğrafta görüldüğü gibi olacakmış. Aslında turuncu değil de sarı dense de olurmuş... Aradaki siyah da Valdez'in giyeceği forma olacakmış, yakışır...
Gaziantepspor:1-2:Galatasaray
Deja-vu nedir? Deja-vu Gaziantepspor'u deplasmanda 2-1 yenmektir... 2002 Aralıkta askere gitmiştim. O zamana kadar kaçırdığım Galatasaray maçı yoktu, izleyemesem de radyodan dinler, radyo olmasa televizyonun üst köşesinden yahut teleteksten maçı takip ederdim, kısaca maç saati maç heyecanını bir şekilde yaşardım. Neyse, kısa keselim, acemi birliğe teslim oldum, yeni kamuflajdır, ilk defa kapuskanın tadına bakmadır, revirde sağlık muayenesidir, içtimadır derken, aylar geçireceğimiz yeni mekanımıza alışmaya çabalarken, günlerin nasıl geçtiğini de unuttuk doğal olarak. Ve bir gün benim daha nerede satıldığını öğrenemedim gazeteyi arkadaşımın elinden alıp, her zamanki refleksle spor sayfasını açınca, kelimenin tam anlamıyla şok oldum. Galatasaray, bir gece evvel maç yapmış... Maç oynanırken, ben maçın varlığından bihaber hiçbir heyecan yaşamadım... Her maça dualarımla, totemlerimle, kendimi kasmamla, heyecanımla bir şekilde etkimin olduğunu düşünen ben, ilk defa bir Galatasaray maçında "etkisiz elemandım"... Allah'tan ki maçı kazanmışız ki, suçluluk duygusu çok olmadan sevince dönüştü bünyede... Deplasmanda oynanan maçta 1-0 geriye düşmüş, Berkant ve Arif'in golleriyle 2-1 galibiyet almışız, Fatih Terim'in yüzünü güldürmüşüz...
Bu cumartesi günü de Galatasaray, Gaziantep deplasmanına gitti. Bir kaç istenmedik sonuç sonrası homurdanmaların başladığı bir döneme rastladı bu Güneydoğu deplasmanı. Bizim topçular memleketin bir ucuna giderken, ben de 2 hafta evvel almış olduğumuz bir Batı Karadeniz turuna yola çıkıyordum. Bolu ve çevresini gezip, bol bol fotoğrafladıktan sonra gece hotelde konaklayacaktık ve artık her yerde Digitürk'ün olduğunu düşünerek, maçı takip etmeyi planlıyordum. Yolculuğun ilk evresi düşündüğüm gibi giderken, yerleşim alanlarından uzak dağların ortasındaki otelin 304 nolu odasına girip, televizyonu açtığımda sadece 4 kanalın çektiğini görünce, soğuk terler boşalıverdi sırtımdan. Maç saati lobiye inerim, orada vardır Lig TV ümidim de "Maalesef, efendim" cevabıyla karşılaşınca, maçı izlemeyi de "bir başka bahara" bıraktık. Akşam yemeği sonrası, odaya çekilince de günün yorgunluğu ile kendimden geçince, skoru sabah lobide elime geçen ilk gazeteden öğrenmek kısmet oldu. Deplasmanda oynanan maçta 1-0 geriye düşmüş, Necati ve Elmander'in golleriyle 2-1 galibiyet almışız, Fatih Terim'in yüzünü güldürmüşüz...
Buna deja-vu denmez de ne denir?
Stat: Kamil Ocak
Hakemler: Bülent Yıldırım, Muhittin Gürses, Serkan Olguncan
Gaziantepspor: Karcemarskas, Elyasa, Emre Güngör (Dk. 69 Turgut Doğan), Bekir Ozan (Dk. 78 Marek Sapara), Cenk Tosun, Dany Nounkeu, Şenol, Sosa (Dk. 69 Muhammet), Gilles, Yasin Pehlivan, Popov
Galatasaray: Muslera, Selçuk İnan, Elmander (Dk. 82 Ceyhun), Melo, Ujfalusi, Hakan Balta, Semih Kaya, Engin Baytar (Dk. 78 Albert Riera), Emre Çolak, Sabri (Dk. 46 Yiğit Gökoğlan), Necati Ateş
Goller: Dk. 50 Popov (Gaziantepspor), Dk. 53 Necati Ateş, Dk. 66 Elmander (Galatasaray)
Sarı Kartlar: Dk. 19 Şenol, Dk. 23 Yasin Pehlivan, Dk. 71 Dany Nounkeu, Dk. 75 Popov (Gaziantepspor), Dk. 39 Semih Kaya (Galatasaray)
3 Şubat 2012 Cuma
Bu Nedir?
Fenerbahce.org'taki haberi görünce şaşırdım kaldım. Dün oynadıkları Samsunspor maçı dönüşü İstanbul'a gelen Fenerbahçeli futbolcuları bir grup Beşiktaş taraftarı karşılamış ve yukarıda fotoğrafları olan pankartı açmış... Kendimi bildim bileli futbolla ilgilenirim, yaşım el vermeye başladığından beri de tribünlere giderim, elimden geldiğince de okurum, araştırırım ama ilk defa böyle bir şey gördüm ve anlam vermekte zorlandım... Volkan da garip garip bakıyor zaten...
Bu nedir?
Varsa bilen ve anlayabilen, yorumlar bölümüne yazabilir mi?
"Beşiktaşlılık şampiyonluk değildir, kupa değildir. Beşiktaşlılık bir sevdadır, bir aşktır, bir duruştur. Yöneticilik, gençlerimize sahip çıkmaktır. Yöneticilik, sadece profesyonel futbol takımına para harcamak değildir.Yöneticilik, 9 branşta 2800 sporcuya hizmet edip isimlerini bile tek tek bilmektir. İşte o yüzden Süleyman Seba’yı, Aziz Yıldırım’ı seviyoruz ve özlüyoruz. Beşiktaşlılar"
Ailton Survivor'dan Elendi
Bizde Pascal Nouma arz-ı endam etmişti Survivor programında, Almanya'daki versiyonunda ise eski Beşiktaşlı Ailton boy göstermiş. Brezilyalı "vahşi ormanda" yaşam savaşını başarılı bir şekilde sürdürürken, gönlünü de güzel model Michaela Schaefer'e kaptırmış. Her ne kadar inkar etse de, dört çocuk babası Ailton, Michaela'ya yaklaşmaya başlarken, elenme şoku yaşayarak programa veda etmiş. "Benim sevgilim yok, ama olgun erkeklerden hoşlanırım" diyen ünlü mankenin sözlerini magazinciler Ailton'la bir aşk başlangıcı olarak yorumlarken, Brezilyalı topçunun Meksika'da bulunan eşi de programı çok dikkatli izlediğini ve eşinin kendisini aldatacak herhangi bir eylemi olmadığını belirtmiş...
İmzasız
Niyet yıllardır aynı olunca, haberin altına imza atma cesareti de olmuyor tabii...
Bir Rumen atasözü aklıma geliyor birden: "Köpekler istedi diye atlar ölmez"
Siz "işkembe-i kübra"dan sallayınca, İmparator daha da büyüyor gönlümüzde, bunu da unutmayın..
2 Şubat 2012 Perşembe
Mısır'da Katliam
Siyaset futbolla bu kadar içli dışlı olunca, patlaması da böyle yürek dağlayıcı oluyor işte:
Mısır'da Al Masri-Al Ahly maçı sonrası çıkan olaylarda 73 kişi hayatını kaybedip 136 taraftar da yaralanınca, Mısır'da ikinci bir emre kadar futbol karşılaşmaları yasaklanmış...
Galatasaray:1-1:Antalyaspor
Federasyon başkanı bir gün önce "görevimin başındayım" açıklaması yapıp, ertesi gün iki yardımcısı ile birlikte istifa etmiş, kulüp başkanları birbirlerine karşı sözlü münakaşayı bırakıp, fiziki saldırıya geçmiş, memleket futbolu dümeni kırılmış gemi misali rüzgar nereden eserse o yöne giderken, yarının ne olacağı bilinmeyen Süper Lig denen kümede oynanan maçlardan biriydi Galatasaray-Antalyaspor. Aylar ve günlerin geçmesine rağmen bir türlü temizlenemeyen futbolun üzerindeki pisliği örtercesine yağan bembeyaz karın üzerinde, bu gece üzerindeki ekipmanla bir karartı gibi beliriverdi maçın hakemi İlker Meral...
Trajikomiktir ya "Hakemler hakkında konuşmak istemem ama..." diye başlayan ve dakikalarca hakem konuşan teknik direktör ve futbolcu görüntüleri izlemek, blog olarak yazılarımızda "faciya" olacak kadar ön plana çıkmadıkları sürece hiç denecek kadar yer kaplar hakemler. Bu gece de zorlu doğa şartları içinde mücadele eden 22 topçuyu izlerken, aklımızda kırmızı yanaklı tonton adam yoktu, taa ki Galatasaray'a çaldığı penaltıya kadar. Oyunun başlarında ceza sahası içindeki Selçuk'a atılan hava topunda, Galatasaray'lı oyuncu göğüsüyle topu kontrol ettiğinde, rakibinin kontrolsüz hareketi tartışmasız penaltıyken, hakem düdüğü çalmıyordu. "Olabilir, onun takdiri" deyip, pozisyonu tam unutmuşken, Engin'in ortasında Antalyaspor'lu oyuncu elle topu durdurunca, hakem yine "devam" kararı verdiğinde biz de "Tamam" dedik o anda. Bereket ki yardımcı hakem elde bayrağı sallaya sallaya saha içine dalınca, mecburiyetten düdüğü çalmak zorunda kaldı... 2009 senesinde oynanan Kasımpaşaspor-Galatasaray maçında Ali Güneş'in kaleci edasıyla "plonjon" yapıp iki eliyle çıkardığı topu görmeyen kişi yine İlker Meral olunca, bu gece için gözüne kar kaçtı düşüncesiyle hareket etseydim, kendime ayıp ederdim...
Maçın ikinci yarısı gösterdiği performansla, hakem de beni yanıltmadı doğrusu. Burada Baros'un kırmızı kartına değil lafımız, zira Çek topçunun o hareketi kartı gerektiriyordu şüphesiz ki ama Fatih Terim'in de dediği gibi "Baros'u oraya getiren şartları iyi gözlemlemek lazım"dı... Oyuna gireli 15 dakika olmuş bir topçunun o şekilde itiraz etmesinin sebebi iyi araştırılmalıdır. Sahaya adımını atana kadar kenarda Galatasaray'a çalınan-çalınmayan, Antalyaspor'a verilen-verilmeyen pozisyonları gören Baros, itirazında tamamen haksız olabilir mi?
Peki Ömer Çatkıç'a ne demeli? Futbolcular gençliğinde ne kadar hırslı olsalar da, halk deyimiyle "pislik" olsalar da yaşlarının ilerleyip, olgunluğa ermeleriyle birlikte üzerlerine bir ağırlık çöker, davranışlarına çeki düzen verip, etrafındakilerin sevgisini, genç topçuların da saygısını kazanırlar. Oysa Ömer, emekliliğe yaklaştığı her geçen gün daha da garipleşiyor, tuhaflaşıyor. Maç içinde gereksiz, belki kendisince profesyonelce zaman çalması ile zaten taraftardan tepki toplamışken, maç sonu yaptığı hareketlere ne demeli? Kafasına atılan kar topuna takılmamak lazım, Ceyhun Yılmaz twitterda iyi demiş, "Kafasına kartopu atana niye bi'şey demiyosun' diyen de var. Sporcunun kafasına herhangi bi'şey atana ben ne diyim daha. Okusa anlar mı?" Tribünde bir çok fikirde adam var ama Ömer herkesin gözü önünde olan profesyonel bir kaleci. Bu hareketleri kendisine nasıl yakıştırabiliyor? Hiç mi kendisini uyaran bir büyüğü, babası, abisi, dayısı, eniştesi yok... Peki, Mevlana misali hakemin önünde dönerken, Muslera'dan sağlam bir Osmanlı tokadı yeseydi? Bizim Sabri de boşuna yırtınıyor, "Her Galatasaray maçında bunu yapıyor. Kırmızı kart görmediğim Fenerbahçe maçından sonra ceza almıştım. Ömer'in ceza aldığını uyarıldığını görmedim. Koskoca adam, neyi düşünerek yapıyor anlamıyorum. Terbiyesizce ortalığı kızıştırmak kendisine yakışmıyor." diye. Kim görecek, kim rapor yazacak, kim ceza verecek be Sabri...
Havanın kararmasıyla televizyon başına oturmuş maç izlemişiz, sonrasında bir de izlediğimizi yazmak adına gecenin bu saatine kadar emek harcamışız, kendimi geçtim, bir de bu havada o stada kadar gidip yeni yeni evine ulaşanların olduğu ortamda, hakem tartışıyoruz, transfer konuşuyoruz, gole sevinip, mağlubiyete üzülüyoruz. Oysa ki, ortaya çıkan ses kayıtlarından okuduğumuz kadarıyla, malı hamuduyla götürenler varken, bir de yaptıkları da yanlarına kalmaya doğru giderken, biz de İlker Meral maçı iyi yönetmedi diyoruz. Ne kadar da sıkıcıyız değil mi? Özür dileriz...
Stat: Türk Telekom Arena
Hakemler: İlker Meral, Volkan Narinç, Hakan Yemişken
Galatasaray: Muslera, Ujfalusi, Gökhan Zan (Dk. 57 Sabri Sarıoğlu), Semih Kaya, Hakan Balta, Melo, Emre Çolak, Selçuk İnan, Engin Baytar (Dk. 82 Sercan Yıldırım), Riera (Dk. 57 Baros), Elmander
Medical Park Antalyaspor: Ömer Çatkıç, Erkan Sekman (Dk. 84 Petr Janda), Ali Turan, Deniz Barış, Musa Nizam, Musa Aydın (Dk. 75 Sedat Ağçay), Kerem Şeras, İbrahim Dağaşan, Emrah Başsan, Mehmet Eren Boyraz, Mehmet Yılmaz (Dk. 75 Tita)
Goller: Dk. 21 Emrah Başsan (Medical Park Antalyaspor), Dk. 35 Melo (P) (Galatasaray)
Kırmızı Kartlar: Dk. 72 Baros (Galatasaray), Dk. 90+4 İbrahim Dağaşan (Medical Park Antalyaspor)
Sarı Kartlar: Dk. 36 Ömer Çatkıç, Dk. 52 Musa Nizam (Medical Park Antalyaspor), Dk. 45+1 Ujfalusi, Dk. 79 Melo (Galatasaray)
1 Şubat 2012 Çarşamba
Unutmadık Barış Abi
Sen uzakta olsan da, sesin kulaklarımızda, tavsiyelerin aklımızda...
Ne demiştin "nane limon kabuğu, bir de tarçın mı?"
Unutmadık seni Barış abi...
Unutmayacağız da...
Hikaye Aynı, Karakterler Farklı
Yıl 2005. 15 Mayıs... 3 gün evvel derbide ezeli rakibini 5-1 ile yenen Galatasaray, lig maçında Ali Sami Yen'de Gençlerbirliği ile karşılaşıyor. Oyuna iyi başlayan Hagi'nin takımı Cihan ile daha 4. dakikada öne geçerken, 31. dakikada Youla beraberliği getiren golü atarken, o günlerde Galatasaray'a transferi konuşulan Erkan deplasman takımını öne geçiren golü atıp, takımını soyunma odasına galip yolluyordu. İkinci devrenin başından itibaren bütün hatlarıyla önce beraberlik, sonra da galibiyet için çabalayan Galatasaray, aradığı golü bir türlü bulamazken, Hagi 72. dakikada kaptan Hakan Şükür'ü oyundan alıp, yerine PAF takımdan Cafercan'ı oyuna alıyordu. Bu değişikliğe sinirlenen kaptan Hakan, pazu bandını yere atarken, yedek kulübesine gitmiyor, yeni açık tarafındaki kale arkasında çıkış tünelinde maçı öfke içinde izliyordu. Genç oyuncunun çabaları da skoru değiştirecek golün gelmesine yetmiyor ve Galatasaray, lider Fenerbahçe'den 4 puan geriye düşüyordu.
Yıl 2012. 28 Ocak... 3 gün evvel derbide ezeli rakibini 2-2 biten maçta eleyen Barcelona, lig maçında El Madrigal'de Villareal ile karşılaşıyor. Oyuna her zamanki gibi baskılı başlayan Barcelona, rakibi üzerine etkili gidiyor ama fileleri sarsamıyordu. İç sahada oynamanın cesaretiyle Villareal de Valdes'in koruduğu kaleye geliyor, golü bulup devreye önde giriyordu ki bereket yan hakem ofsayt bayrağını kaldırıyordu. İkinci yarıya mutlak gol isteği ile başlayan Guardiola'nın takımı Diego Lopez'in kalesini ablukaya almasına rağmen aradığı golü bir türlü bulamazken, Guardiola 76. dakikada kaptan Xavi'yi oyundan alıp, yerine B takımından Tello'yu oyuna alıyordu. Bu değişikliğe tepki göstermeyen Xavi, yedek kulübesine gidip, eşofman üstünü giyip, maçı büyük heyecan içinde izliyordu. Genç oyuncunun çabaları da skoru değiştirecek golün gelmesine yetmiyor ve Barcelona, lider Real Madrid'den 7 puan geriye düşüyordu.
İki hikaye de aynı aslında ama sonuçları birbirinden tamamen farklı. Bizim memlekette genç oyuncuya şans tanıyan teknik direktörün lisansı dahi futbol bilgisi ertesi gün tartışmaya açılırken, sene sonunda kaybedilen şampiyonluk sonrası bu oyuncu değişikliği bahane gösterilerek görevine son veriliyordu. Üstelik, Hagi'nin o maçta oyuna aldığı Cafercan Aksu, aynı günlerde Türk futbolun gelecekte parlayan yıldızı olarak sunulup, takımda az forma bulduğu için memleketin ileri gelen spor yorumcuları tarafından teknik direktör Hagi acımasızca eleştiriliyordu. Cafercan, 2005 senesinde o maçta sahaya çıkana kadar 9 defa U-15, 10 kez U-16, 41 defa U-17, 4 defa U-18 ve 20 küsür de U-19 Milli takım formaları giymiş, 40tan fazla gol atmıştı.
Oysa ki, İspanya'da gerçekleşen ikinci olayda teknik direktörün genç oyuncuyu oyuna sokması tartışılmıyor, takımın aradaki puan farkını kapatıp-kapatamayacağı merak konusu oluyordu. Ve de eminim ki, sene sonu şampiyonluğun kaybedilmesi ardından da bu maç akla dahi gelmeyecektir... Üstelik, Guardiola'nın oyuna aldığı Tello, bu maçta ilk defa Barcelona forması giyiyordu... 20 yaşındaki Tello da bugüne kadar 8 defa U-19 ve U-20 milli takımları formasını giyip, sadece bir gol atabilmişti...
Bizden durum saptaması, yorumu sizin...
Kewell'dan Harika Gol
Bizim büyücü memleketinde de futbolun güzelliklerinden izler sergilemeye devam ediyor, mesafaler olsa da arada, bizi de tabii ki mutlu ediyor ondan gelen sevindirici haberler. Dün gece Melbourne Victory'nin Gold Coast United'la oynadığı maçta harika bir serbest vuruş golü ile galibiyeti az kalsın getirirken takımına, uzatmalarda yedikleri gol puanları paylaştırmış...
Harry Kewell sadece yukarıda videoda yer alan muhteşem golü atmakla kalmamış, bir de kafa ile takımı adına bir gol daha kaydetmiş lakin çizgiyi geçen topu yan hakem görememiş, buz gibi gole yazık olmuş...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




































