18 Haziran 2011 Cumartesi

Svetkavitsa A Grupada



Tırgovişte (Eski Cuma) kasabasının futbol takımı olan Svetkavitsa, dilimizdeki manasıyla Yıldırım, kurulduğu 1922 senesinden beri ilk defa Bulgaristan A Grupada oynamaya hak kazandı. Dün oynanan baraj maçında Etır'ı Genov, Stoyanov ve Şokolarov'un attığı gollerle 3-1 mağlup eden Svetkavitsa, kasaba halkını da büyük sevince boğdu. 8 bin kişilik Dimitar Burkov stadında maçlarını oynayan mavi-beyazlı ekip, bu yıl taraftarına CSKA, Levski, Litex gibi devleri de izletme fırsatı verecek. Kasaba halkı A Grupa mücadelelerini canlı canlı izlerken, ultras/Movement blog olarak CSKA'ya olan ilgimizin yanına bu yıl Svetkavitsa'yı da ekleyeceğiz zira kendileri memleket takımı olmaktalar, gönlümüzün bir parcası onlardan yana yer almakta...

17 Haziran 2011 Cuma

Levski 2011-12 Formaları



Levski Sofya kulübü 2011-12 sezonunda giyeceği formaları basın mensuplarına tanıtmış. Nike'ın ürettiği formaların tanıtımında Mitrev, İvanov ve Gadjev yer alırken, mavi formanın geleneksel olarak takımın esas forması olacağı belirtilirken, geçen sene giyilen sarı formanın yerini bu yıl beyaz formanın alacağa benziyor. Nike firması mavi formaların Brezilya milli takımının giydiğinin aynısı olduğunu belirtirken, forma fiyatlarının da 79.90 leva olduğu açıklandı...

2013 Finalleri

UEFA'nın Nyon'da yaptığı toplantı sonucuna göre, 2013 senesinin Şampiyonlar Ligi finalinin İngiltere'de Wembley stadında yapılmasına karar alınırken, UEFA Avrupa Ligi finali Amsterdam Arena stadında ve Süper Kupa maçı da Prag'taki Eden Stadında oynanacak.
Daha bu yıl Wembley'de yapılan finalden iki sene sonra tekrar aynı stada Şampiyonlar Ligi finalinin verilmesi nedenini İngiltere Futbol Federasyonunun 150. senesini kutlayacak olmasından dolayı olduğunu belirten Platini, ayrıca İngilizlerin bu seneki finalde yaptıkları organizasyonla herkesi etkilediklerini belirtmiş. İki yıl sonra hangi takım formda olur, olmaz şimdiden bilinmez ama bir Barcelona-Manchester United finali izlersek tekrar Wembley'de, yazılacak oldukça fazla hikaye çıkar o günlerde, bu kesin...

Amsterdam Arena

Eden Stadı

6. Maça Giderken


Son yılların en bol hikayeli ve en ilginç serisi adını vermeye aday göstereceğimiz bir süreç gelişti ilk maçtan beri. 3-1 olduğunda sanırım birçik taraftar umudunu kesmişti şampiyonluktan. Vallahi gerçekçi olmakta yarar var. Ben ki hiç bir maçın son düdük çalana kadar bittiğine inanmam ama seri 3-1'e gelmişse ve serinin galibiyet kısmında önde olan takım Fenerbahçe maçı kendi sahasında oynuyorsa ve biz sayısal olarak maça eksik olarak da çıkacağımızı düşünmüşsek... Evet itiraf etmeliyim ben de çok inanmadım maçı kazanacağımıza. Hem de 3-1 iken ve diğer şartlar da devreye girmiş durumdayken benim de gardım düşmeye başlamıştı. Ama inanan birileri vardı sahada ve ilk dakikadan itibaren bize bunu gösterdiler. Bana ve benim gibi düşünenlere önemli olanın mücadele etmek olduğunu bir kez daha gösterdiler. Bu gaflete bir kere daha düşmüştüm Euro 2008'de çeyrek finalde 118. dakikada golü yiyince. Beni utandırdıkları ve bana bu inancımı bir kere daha alevlendirmemi ve daha da sağlamlaştırmamı sağladığı için takımıma çok büyük şeyler borçluyum. Bunları teşekkür etmek için yazmıyorum. Bugün Rancik'in oynama isteği ve imkanı oluştuysa, Haluk 40 yaşında olmasına rağmen 20 yaşındaki oyuncu gibi performans gösteriyorsa, Shumpert iğnelerle sahaya çıkıyorsa, 6. maçın biletleri tükendiyse, Nedim Karakaş "kamuoyu Galatasaray'ı destekliyor" gibi saçma açıklamalar yapıyorsa bu takım olmanın, inancın, isteğin, tutkunun, birlik olmanın eseridir. Bir kez daha görülmüştür ki takım olmak, kardeş olmak, inanmak son saniyede bile olsa umutları taze tutmak ve ona sımsıkı sarılmak bir takım için çok önemli erdemlerdir. Serinin asıl galibi Galatasaray'dır. Çünkü bu şampiyonluk Galatasaray'ın bu anlayışı ile anılacaktır. Çünkü Kaybeden tarafta olsa bile yenilmemiştir.

14 Haziran 2011 Salı

Miami Heat Şampiyon


Hep bizimkilere sallamayacağız ya, yukarıdaki başlık Miami'nin en çok satan gazetelerinden olan Miami Herald'tan alınma. Gazete "Tebrikler Miami" başlığını atmış lakin seriyi kazanan Dallas oldu...

11 Haziran 2011 Cumartesi

Galatasaray:74- Fenerbahçe:85


Abdi İpekçi'deki ilk maçı kazanmamızın ardından bu maç, özelinde ayrı bir önem kazanmıştı. Fenerbahçe maça iyice asılıp önceki maçtaki yanlışlarından ders çıkarıp en azından bu maçı ve sonrasında evinde oynayacağı maçı kazanıp şampiyonluğa ulaşmak isteyecekti. Biz ise seriyi 2-2'ye getirip öncelikle psikolojik üstünlüğü tamamen elimize geçirip Abdi İpekçide'ki aynı anlayış ve azimle Sinan Erdem parkelerinde yer alacaktık. Ancak malumunuz saydığım birinci faktör gerçekleşti ve Fenerbahçe serinin diğer ayağına şampiyonluk için çıkacak.Ayrıca psikoloji üstünlüğü de kaybettik. Sinan Erdem'de deyim yerindeyse kaçırmadan atmamız ve insan üstü savunma yapmamız gerekiyor. Bugünkü maçta bir çok faktör yenilgiye neden oldu ama birinci neden dar rotasyon sonrası oyuncuların iyice yorulmuş olmasıydı. Fenerbahçe'de her ne kadar seriye eksiklerle başlamış olsa da Eurolig için kurulmuş kadrolarının kalitesi bu maçta yorgunluğa galebe çalmış oldu. Yine deyim yerindeyse maçın ilk yarısında pilimiz bitmeye yaklaştı.

İlk periyodu Lavrinovic'in sayıları ile önde bitiren rakibimizi 2 periyotta o bilindik savunmamızla durdurup 36-27 ile farkı da açmıştık. İlk 7 dakikada Fenerbahçe'ye 4 sayı atma izni veren takım, kalan 3 dakikada sayı bulamayıp 10 sayı yedi ve devreyi 1 sayı geride kapadı.
3 periyoda agresif başlayan Fenerbahçe'ydi ve serinin ilk maçındaki kırılma noktalarının oluştuğu 3. çeyrekte yine kırılmayı yaşattılar ve attığımız 13 sayıya 14'ü Emir Preldzic'ten olmak üzere 23 sayı ile karşılık verdiler.
Son periyoda baskılı savunma ile başlayan takımımız 15 sayılık farkı kapama peşindeydi haliyle. Fenerbahçe'de farkın getirdiği rekabet dolayısıyla rahattı. Bu noktada ortaya çıkan Jerry Johnson 2 üçlük yolladı Fener potasına, ardından da Tutku'nun üçlüğü farkı bir anda 9'a indirdi ve o etki farkın 4 sayıya kadar inmesine kadar vardı. Galatasaray taraftarının da olağan üstü katkısıyla geri dönmüştü ancak artık şutu kaldıracak güç var mıydı kollarında belli değildi. Bu noktada kaybedilen topu Emir 3'lükle noktalayınca maçı gayri resmi oalrak bitirmiş oldu. Sonraki hücumda yine kaybedilen topta Ömer'in üçlüğü maçı bitirdi. Kalan kısım saniyelerin geri sayımından ibaretti.

Yukarıda da söylemiştim ama tekrarlamak gerekirse; bugünkü yenilginin birinci sebebi yorgunluğun artık etkisini göstermeye başlaması sanırım. Hali hazırda kadrosu daha derin olan Fenerbahçe bizden daha diri kaldı maçın içinde ve maçın sonucunu belirledi. Shumpert oynayacak mı oynamayacak mı soruları 1. periyotla sınırlı kalarak yanıt buldu. Zaten kalan bölümde de onu çok aradık ve Fenerbahçe uzunları pota altını domine etmiş oldular. May-Oğuz-Lavrinovic üçlüsünün 16/20 isabetle attığı 38 sayı sanırım bugünkü direncin düşmesinde önemli etkenlerden biri olarak yazılacaktır. Ayrıca verdiğimiz hücum ribauntları da canımızı çok yaktı. Serinin son maçı Sinan Erdem'de oynanacak o maç çok farklı şeylere gebe olabilir. 2 günlük ara takımı toparlayabilir ancak şu bir gerçek ki Fenerbahçe artık kupanın bir tarafından tuttu. Bıraktırmak için çok uğraşmamız gerekiyor.


SALON: Abdi İpekçi Spor Salonu

HAKEMLER: Engin Kennerman – Rüştü Nuran – Ahmet Ersan Ergüler

GALATASARAY CAFE CROWN (74): Josh Shipp 10 (3 ribaund- 2 asist), Jerry Johnson 13 (2 asist), Caner Topaloğlu (2 ribaund), Preston Shumpert 10, Tutku Açık 13 (2 ribaund- 2 asist), Luksa Andric 13 (9 ribaund- 2 asist), Haluk Yıldırım 5 (4 ribaund- 2 asist), Evren Büker 2 (1 ribaund- 2 asist), Ermal Kurtoğlu 8 (2 ribaund- 1 asist).

FENERBAHÇE ÜLKER (85): Roko Ukic 17 (8 ribaund- 5 asist), Ömer Onan 10, Darjus Lavrinovic 15 (9 ribaund- 2 asist), Sarunas Jasikevicius (1 asist), Kaya Peker 2 (2 ribaund), Oğuz Savaş 19 (5 ribaund), Marko Tomas (2 asist), Sean May 4 (1 ribaund- 1 asist), Emir Preldzic 18 (5 ribaund- 4 asist).

1. PERİYOT: 17-23
2. PERİYOT: 19-14
3. PERİYOT: 13-27
4. PERİYOT: 25-21

Futbol Yerine Gece Hayatı


"İki çocuğumla birlikte kahvaltı yapmak benim için oldukça önemli ve gece boyunca diskolarda takılırsam bunu yapmam imkansız olacaktır. Bazı İngiliz futbolcular top oynamaktan ziyade gece dışarda takılmayı tercih etmektedirler, bundan dolayı da 30lu yaşların başında futbola veda etmektedirler."

Robin van Persie
Arsenal'li Futbolcu

İngiliz futbolcuların yaşantılarını eleştirirken

10 Haziran 2011 Cuma

Galatasaray:97-93:Fenerbahçe

Dün geceki maçın teknik analizini Gürkan maçtan sonra sıcağı sıcağına yapmış ve parkenin dışını anlatmak üzere topu da bana atmış, onu kırmayalım, bu yoğun günlerde Abdi İpekçi’deki derbi ile alakalı izlenimlerimizi karalayalım bloga.
Biletlerin çıkar çıkmaz tükendiği maça gitmek pek de planlarımda yoktu düne kadar, ne biletim vardı, ne de Çatalca’dan kalkıp Zeytiburnu’na gidecek kadar boş vaktim ama Bilal’ın bir bilet ayarlamasıyla iş çıkışı aldık soluğu Abdi İpekçi Salonunun önünde. Seride 2-0 geriye düşmemiz, hatta ilk maçta fark yememiz taraftarın derbiye olan ilgisini azaltmamıştı, aksine salon spor dünyasının klasik deyimiyle “tarihi günlerinden birini” yaşıyordu. Bunda futbol sezonun bitmesi, rakibin Fenerbahçe olması, futbol takımının iyi bir sezon geçirmemiş olması gibi etkenler sayılabilir ama tartışmasız ki geçen sene basketbol şubesinde yaşanılanlardan dolayı Galatasaray taraftarı salonlara ayrı bir gözle bakmaya başladı ve her geçen gün “basketbol seyircisi” tamlamasını hak eder duruma geldi. Seyirci salona ilgi gösteriyor lakin maç öncesi vakit geçirecek mekan sıkıntısı yaşanıyor Zeytinburnu’nda, oysa ki ne zaman konu açılsa vurgularım, basketbol salonları statların yanına yapılırsa, seyirci daha fazla ilgi gösterecektir maçlara. Bursa Atatürk Spor Salonu ile Bursa Atatürk Stadını bilenler bilir, iç içe, dip dibedirler ve basketbol maçından çıkan taraftar, futbol maçına akabiliyor rahatlıkla, maç öncesi de Kültür Park ve çevresindeki mekanlarda zaman geçirebiliyor, Tofaş’ın başarısında seyircinin rolünü kim inkar edebilir ki?
Dış mekan izlenimlerinden sonra salona girmeye yeltendiğimizde, spor sahalarında ikinci kez “fotoğraf makinesi yasak hemşerim” kriziyle karşı karşıya kaldım. Geçen yıl Olimpiyat Stadında oynanan Bursaspor-Trabzonspor Süper Kupa maçında fotoğraf makineleri yasaklanmış ve bir çok taraftar İkitelli “çöllerinde” emanetçi aramak zorunda bırakılırken, dün de makinenin yasak olduğu belirtildi aramayı yapan görevli tarafından. Bu konuda herhangi bir uyarı okumadığımı belirtip, amir arkadaşın inisiyatifi ile salona girebildik, lakin merak ediyorum, böyle bir yasak var mıdır, yok mudur? Varsa, kulüp bunu resmi siteden belirtemez mi, yahut Biletix’in sitesinde yazmakta mıdır böyle bir uyarı? Salona girdiğimde maçın başlamasına 40 küsür dakika varken, koltukların neredeyse tamamı doluydu, pota arkalarının üst kısımlarında boşluklar göze çarpıyordu ki maçın başlamasına yakın oralara da taraftar oturmaya başladı. Bu “rengarenk” kalabalığı görünce, neden yönetimin salona giren taraftara kırmızı t-shirt dağıtmadığı sorusunu acaba tek soran ben miydim? Cimrilik yapıp, cepten vermek istemediklerini düşündüm, o zaman da 5 liralık bileti 10 liradan satıp, t-shirt ücretini de çıkarır, kimse de ses etmez ve görüntü açısından da tribünler mükemmel hale gelirdi. Yine de haklarını yemeyelim, BEKO sponsorluğunda sesli gösteri balonları bırakılmıştı her koltuğa.
Taraftarın galibiyete inancı parkelerdeki sporcuları da kamçılamıştı ki, maça sağlam bir savunma ile başladı Galatasaray ama Ömer Onan olağanüstü bir şut yüzdesi ile oynadı ve Fenerbahçe’yi ayakta tuttu. Galatasaray’da ise bu seri öncesi şüphe ile baktığım Johnson takımı hızıyla sürüklüyordu. Taraftarın da yarattığı müthiş ortam ile Galatasaraylı basketçiler maça asılırken, savunmadan kaptıkları topları sayıya çevirince taraftarı da ateşliyorlar, taraftar ateşlenince basketçiler daha da hırslanıyor ve bu döngü Fenerbahçe dışında herkesi mutlu edecek şekilde devam ediyordu. Bu esnada Fenerbahçe’de tek göze çarpan oyuncu Ömer’di, hırsıyla mı desek şansıyla mı, attıkça atıyordu. Bu yüzdeyi başka bir maçta tutturmuş mudur bilenler yorumlarda eklesinler…
İlk iki çeyrekte hakemler göze çarpmazken, ki bu iyidir, hakemin maça etki etmediğinin belirtisidir, ikinci devre çaldıkları düdüklerle iki hocayı da çılgına çevirdiler. Gözlemleyebildiğim kadarıyla, Galatasaray aleyhine bir çok faul çalınmışken, Oktay hoca Fenerbahçe’nin koçuna göre daha sakin kalabiliyordu.
Faulü gördü görmedi, bunlar tartışılır da maçın oynandığı esnada hakemlerin hocalara pozisyon hakkında izahatta bulunmalarına gerek var mı? Sen Spanja’ya neden faul çalmadığını anlatırken, Galatasaray’lıya yapılacak olan faulü kaçırma ihtimalin yok mu? Hele de pozisyon senin tarafında olup, diğer hakemler sana güveniyorsa o pozisyonda… Memleketin tecrübelilerinden Recep Ankaralı’nın bu tarihi derbide ön plana çıkma çabası ise nafile. O duruşlar, pozlar, sert bakışlar, kabadayıvari yürüyüşler hiç yakışmıyor kendisine…
Galatasaray taraftarının desteği ile sürekli önde götürdüğü maçı, uzatmalarda da olsa kazandı ve yarına daha büyük bir heyecan taşıdı. İlk iki maçtaki sonuca göre “yelkenleri önceden indiren” bir avuç taraftar yarın salona gelince, Abdi İpekçi’de tek boş koltuk kalmayacak ve tezahürat daha da fazla olacaktır, zaten Galatasaray’ı Fenerbahçe’nin önüne geçiren de taraftarın maça etkisi. Bu serideki ilk iki maçı televizyondan izlemiş biri olarak, Fenerbahçe taraftarının maça etkisi olmadığını izlemişken, maç sonu eve dönerken, yolda karşılaştığım bir taraftar, kendisinin iki maçı Sinan Erdem’de izlediğini ve bu geceki ortamın orada hiç yaşanmadığını belirtti. Bakalım, oyuncu kalitesi olarak üstün olan Fenerbahçe mi, yoksa taraftarı ile birlikte tek ruh olmuş Galatasaray mı galip ayrılacak finalin dördüncü maçından…

Delev ve Gaziantepspor

Eskişehirspor'un CSKA'lı üç oyuncu için zemin yokladığını yazmıştık geçtiğimiz günlerde blogta ve özellikle Delev'i almaları halinde güçlerine güç katacaklarını belirtmiştik. Bugün Bulgar basınında geçen habere göre ise Gaziantepspor yönetimi CSKA Sofya'nın patronlarına Spas Delev'i transfer etmek için resmi teklifte bulunmuş ve 1.5 milyon euro teklif etmiş. Ivelin Popov'dan arzuladığı verimi alan Tolunay Kafkas, Popov'un milli takımdan "kankası" Delev'i de Antep'e getirip, Avrupa kupalarında güçlü bir kadro ile mücadele etmek arzusunda. Delev de CSKA'dan daha güçlü bir kadro ile Avrupa kupalarında boy gösteren Gaziantepspor'un teklifini kabul edip, "piyasa" yapmayı isteyecektir... Bakalım Antep'in 1.5 teklifine, Bulgarların 2.5 isteği 2 milyon euroda orta yolu bulacak mı?

9 Haziran 2011 Perşembe

Galatasaray: 97 - Fenerbahçe: 93


Harika bir maç olduğu kesin. Bizim açımızdan doğruları hatırlayıp, özümüzü, kimliğimizi yansıtmak maçın seyri açısından önemli olacaktı. İlk maçtaki felaket görüntümüzü bir kenara koyarsak; bu maçla birlikte daha iyi bir görüntü verdiğimizi söyleyebiliriz. Maçın başındaki 4-0'dan sonra neredeyse tamamını önde götürdük maçın. Fenerbahçe'nin özellikle Ömer Onan'ın muazzam ilk yarı performansı olmasa bizi pek yakalama ihtimali yoktu. Ama Ömer gibi inatçı bir oyuncunuz varsa işte böyle harika bir maç izletebiliyorsunuz herkese. İlk periyot sonunda Fenerbahçe'nin attığı 23 sayının 15'inin Ömer'den gelmesi her şeyi anlatıyordu aslında. Taraftar baskısı ve iyi savunma ile hem Fenerbahçe uzunlarını hem de kısalarını durdurmuştuk. Sonrasında karşılıklı hatalar, iyi savunmalar, mücadeleler, yerden yere atlamalar gibi bir sürü görüntü ile geçti. Biz farkı 13'e kadar çıkarsak da skoru koruyamadık. Shumpert sakatlandı ancak skora tutunduk. Bugün yaptığımız en önemli şey Fenerbahçe uzunlarını potadan uzaklaştırmak oldu. Bu da işe yaradı. İlk iki maçta Fenerbahçe'nin ataklarına karşılık veremeyince fark oluşmuştu(özellikle 2. maç). Bu maçta özellikle kırılma anlarında Fenerbahçe'nin her sayısına cevap verip farkı korumayı başardık. Ermal'i tekrar efektif kullanıp Caner ve Shipp'ten iyi katkı aldık. Zaten diğer oyuncular belli seviyede katkı veriyorlar. Cumartesi oynanacak maçta bu katkılar daha da önem arz edecek. Özellikle Shumpert'in kritik durumu sonrası. Ve inanın bugünkü maçta işe yarayan bir çok hamle bir sonrakinde tutmayacak. Özellikle Fenerbahçe daha da konsantre gelecektir. Fenerbahçe iyi bir takım ve bugün gerçek anlamda maç ellerine geldi.Bizim yapmamız gereken bu maçta olduğu gibi mücadele, aklı ve takım kimliğini ön planda tutmak. Gerisi uzatmada da olsa geliyor zaten. Maçla ilgili şimdilik bu kadar. Maçı yerinden izleyen ve bugün harika bir atmosfer yaratan taraftarımızın içinde yer alan sevgili blog sahibimiz Sabri Abi'de eşsiz yorumuyla güzel bilgiler yazacaktır. Şimdiden klavyesine kuvvet...

Yer: Abdi İpekçi Spor Salonu / İSTANBUL
Rakip: Fenerbahçe Ülker
Tarih: 09.06.2011

Josh Shipp: (41:24, 14 sayı, 10 ribaund, 2 asist, 2 top çalma, 3 top kaybı, 6/12 şut)
Jerry Johnson: (30:16, 18 sayı, 3 ribaund, 6 asist, 2 top çalma, 4 top kaybı, 6/10 şut)
Melih Mahmutoğlu: (00:00, 0/0 şut)
Göksenin Köksal: (00:00, 0/0 şut)
Caner Topaloğlu: (26:09, 10 sayı, 3 ribaund, 1 top çalma, 2 top kaybı, 4/4 şut)
Preston Shumpert: (19:04, 14 sayı, 1 ribaund, 1 asist, 1 top çalma, 2 top kaybı, 3/5 şut)
Tutku Açık: (28:55, 5 sayı, 6 ribaund, 5 asist, 2 top kaybı, 2/8 şut)
Luksa Andric: (16:21, 10 sayı, 4 ribaund, 1 top kaybı, 1 blok, 2/6 şut)
Haluk Yıldırım: (12:26, 4 sayı, 3 ribaund, 1 asist, 1 top çalma, 1 top kaybı, 1/2 şut)
Evren Büker: (21:51, 2 sayı, 1 top çalma, 1/2 şut)
Sertaç Şanlı: (00:00, 0/0 şut)
Ermal Kurtoğlu: (28:34, 20 sayı, 1 ribaund, 3 asist, 1 top çalma, 1 top kaybı, 9/15 şut)

1. ÇEYREK: 23 - 21
2. ÇEYREK: 27 – 24 (50 – 45)
3. ÇEYREK: 22 – 22 (72 – 67)
4. ÇEYREK: 12 – 17 (84 – 84)

8 Haziran 2011 Çarşamba

Neydim Ne Oldum#23


Andres Iniesta

6 Haziran 2011 Pazartesi

Nadal Disneyland'ta

Fransa Açıkta Federer'i yenerek tarihe geçen Nadal, soluğu Disneyland'ta almış...



5 Haziran 2011 Pazar

Memleket Spor Basını


Memleket spor basının halini göz önüne seren iki manşet bugüne ait....
Fotomaç gazetesini alan Galatasaray'lılar bekledikleri Drogba transferi konusunda hayal kırıklığına uğrayacakken, Fanatik gazetesi okuyanlar ise Drogba ismi yazılı forma almanın planlarına başlayacaklardır bile...
Peki şimdi Drogba geliyor mu gelmiyor mu?

4 Haziran 2011 Cumartesi

FIFA'nın Dinazorları

"Futbol dünyasında işler hiç de temiz değil ve herkes bunun farkında. Her gün bir şike haberi ve maç manipülasyonu söylentisi duyuyoruz. Ben hiç kimseyi desteklemiyorum, sadece futbolu seviyorum ve hayatında futbol oynamamış insanların FIFA'yı yönetirken, aynı hataları tekrar ve tekrar yaptıklarını görüyoruz. Buna rağmen de bizim fikrimizi almaktan ısrarla kaçıyorlar. Bu insanların FIFA'daki görevlerini bırakmalarını bekliyoruz ama bu konuda da hiç ümidim yok zira FIFA'da büyük bir müze var ve orada gücünü kaybetmek istemeyen dinozorlar yer almakta. Blatter'in 105 yaşına kadar görevde kalacağını tahmin ediyorum!"
Diego Maradona
Al Wasl Teknik Direktörü
FIFA başkanı Sepp Blatter'i eleştirirken

Galatasaray-Fenerbahçe Serisi Adına...


21 yıl, kulüp takımları, BBl'nin kalitesi,rakipler vs. vs. Hepsini bir kenara bırakmalı. Finalin Adı olarak "Galatasaray- Fenerbahçe" geçiyorsa orada durmak gerek. Bu bir derbi ve ister katılın, ister katılmayın buna hem oyuncular hem camialar, hem de taraftar bu gözle bakıyor. En bariz örneği ise dün yaşandı ve Galatasaray Kulübü İpekçi'de oynanacak 2 maçın da biletinin tükendiğini bildirdi. İşte bu örnek bile bu seriye "ezeli rekabet" gözlüğü ile bakmamızı sağlayacak.
Galatasaray'ın bu sezonki kitaplara geçecek romantik ve realist öyküsü alkışlanmayı fazlasıyla hak ediyor. Hele ki Playoff'lardaki olağan üstü performans camiayı ve bizleri bambaşka bir havaya soktu. Fenerbahçe ise son 5-6 yılın ligdeki en iyi takımı. Uzun süredir belli bir seviyenin üzerinde basketbol oynuyorlar ve iyi bir takıma sahipler. Ancak işin içine "derbi" anlayışının girmesi her şeyi değiştirecektir. Ayrıca Galatasaray'ın dillere dillere destan olan ve Milli takım'ın dünya şampiyonasındaki savunmasını andıran savunma ve takım anlayışı avantaj olacak. Bugün başlayacak final öncesi naçizane fikirlerimizi dile getirelim. Ancak rengimiz belli tabi. Olaya bu açıdan biraz da duygusallık katabiliriz.

1.Önce takım bazında irdelemeler yapmak gerek. Galatasaray yeni kurulmuş bir ekip ancak oyuncu kadrosundaki tecrübeli isimlerin de performansıyla lige açık ara damga vurdular. Oktay Mahmuti'nin takıma oturtmaya çalıştığı sistem ve anlayışa oyuncuların bu denli inanması Galatasaray'ı ligin en elit takımlarından biri haline getirdi. Savunma ise bu takımın olmazsa olmazı. Fenerbahçe ise zaten yıllardır bu seviyede oynuyor ancak Tanjevic dönemindeki gibi bir takım görüntüsü yaratmıyorlar. Özellikle takımdaşlık anlamında sıkıntıları var. Fenerbahçe bu yüzden oyuncuların bireysel savunma perfomanslarına bağlı bir kimliğe büründü ancak hem Türk, hem de yabancı oyuncu bakımından çok iyi isimlere sahipler. Fenerbahçe'yi final boyunca ayakta tutacak olanlar ise Türklerin(özellikle Ömer Onan) mental anlamda katkıları olacak. Çünkü karşılarında mental anlamda çok iyi durumda olan bir Galatasaray var.

2. Oyuncu bazında kağıt üstünde Fenerbahçe ağır basıyor. Ancak Galatasaray bir bütün ve takımın performansı diğer oyunculara da sirayet ediyor. Oyun kurucu pozisyonunda Fenerbahçe adına kritik isim kesinlikle Jasikevicius. Saras bu havayı fazlasıyla solumuş birisi ve özellikle bana göre Ukic'in performansının muhtemel düşüşünde Fenerbahçe adına dümene geçtiğinde önemli rol oynayacak. Özellikle uzunlarla oynayacağı ikili oyunlar uzun sıkıntısı çeken bizim başımıza büyük belalar açabilir. Ayrıca can yakıcı dış şutlarını da unutmamak gerek. Ukic, evet iyi bir oyuncu ama büyük maçların oyuncusu değil. Göksenin savunmasıyla kafasına girdiği anda devre dışı kalacaktır. Bu yüzden daha maçın başında Ukic'i devre dışı bırakmak gerek. Havaya girmesi bize büyük dezavantaj sağlayabilir. Galatasaray'da ise benzer bir senaryo hakim. Jerry Johnson malumunuz garip bir oyuncu. Felaket bir normal sezon ve playoff'da sonra müthiş bir Banvit serisi geçirerek takımın kanayan noktası durdurulmuş oldu. Banvit serisindeki deliciliğini kullandığı sürece etkili olacaktır ancak benim tahminim çabuk yoldan çıkacağı. Bu noktada iş tamamiyle Tutku'ya kalıyor. Tutku hücumda Galatasaray'ın her şeyi aslında. Yaşı ve tecrübesi ile saçmalama moduna hiç girmiyor ve işini yapıyor. Bizim adımıza asıl belirleyici olan kesinlik'le Jerry Johnson'ın performansı.
Savunma alanında ise Ukic ön plana çıkıyor ancak Üst düzey bir savunmacı değil Ukic. Biraz takım performansına bağlı oynuyor. Jasikevicius'un bildiği tek savunma ise gözleri ile yaptığı ile sınırlı. Bu yüzden Hem Tutku hem de Jerry ona karşı bayağı etkili olacaktır. Tabi Ömer Onan onlara da yetişmezse. Ukic'in penetrelerine karşı bizim yapacağımız savunma çok önemli. Savunmayı tepeden deldirmediğimiz sürece Ukic ön plana çıkamayacaktır. Yani ön alanda yapılacak baskının Fenerbahçe oyun kurucularının performansını düşüreceği kesin. Bu noktada Evren'i geçen sezon ve bu senenin belli kısmında olduğu gibi hem oyun kurucu pozisyonunda hem de savunmasında görme ihtimalimiz yüksek. Oktay Mahmuti'nin tam zamanında gelen Göksenin hamlesi ise Ukic'e kabus yaşatabilir. Göksenin'in performansı hiç bu kadar önemli olmamıştı.

2. Skorer gurdların performansı kesinlikle belirleyi olacak. Fenerbahçe'de Ömer dışında o pozisyonda etkili bir isim yok. Ömer ön alanda daha çok savunmaya konsanter olacağın performansı hücüm anlamında düşebilir. Ancak 3'lükleri ile takımını her zaman skorda tuttuğunu ve penetre etmeyi üçlük atmaktan daha çok sevdiğini unutmamak gerekir. Galatasaray adına ise Göksenin savunma ile ilgileneceği için Shipp, Caner ve yer yer Evren bu noktada etkili olacak. Özellikle Caner'in iyi performansı sevindirici, Shipp ise bir an önce kendini toparlamalı. Bu noktada karşılarında daha çok Tomas,Preldzic ve oyun kuruculardan birini bulacaklardır. Bu yüzden bu oyuncularrın hücum performansı kritik nokta. Savunma performanslarında ise kesinlikle Fenerbahçe'ye daha ağır basıyorlar.

3. Serinin kaderini etkileyecek en önemli nokta ise uzun performansları. Bizde Ermal,Andric, Sertaç, Shumpert ve yer yer Haluk uzun rotasyonunda yer alacak. Özellikle 5 numara savunmasında çok sıkıntı yaşayacağımız aşikar. Sean May, Oğuz, kaya ve Lavrinovic'ten oluşan Fenerbahçe pivot rotasyonunu düşününce işler daha da karışık hale geliyor. Bu yüzden Banvit serisinde uzunları devreden çıkaran Galatasaray performansı ve anlayışı çok gerekli olacak. Ancak bu oyuncular kabul edilmeli ki Banvit uzun rotasyonundan 1-2 seviye üstte. Bu yüzden bol bol alan savunması görebiliriz Galatasaray adına.Rancik'in sezonu kapatması çok kötü oldu. Rancik hem hızlı ayakları, hem ribaunt sezgisi, hem de eşleşme sorunu yaratmasıyla Fenerbahçe'ye karşı en önemli silahlarımızdan olabilirdi. Bu noktada ligdeki Fenerbahçe maçlarındaki performansları göz önüne alınabilir. Bu noktada geriye kalan Shumpert ve Haluk'un performansları olacak. Shumpert'ı bol bol 4 numarada görebiliriz. Her yönden Fenerbahçe uzunları ağır basıyor. Bu yüzden performansları şu ara düşük olan Lavrinovic ve Kaya'yı ritime sokmamak gerekiyor. Bizim adımıza ise Andric'in performansı hepsinden önemli. Ermal'in belli bir seviyede oynayacağı belli. Andric ise hızlı ayaklarını kullanmak ve avanataja çevirmek zorunda

4. Takım savunması anlamında bizim daha üstün olduğumuz gün gibi gerçek. yukarıda da değindiğim gibi Fenerbahçe bireylere bağlı bir savunma yapıyor. Bu noktada Ömer, Tomas ve Oğuz ön plana çıkıyor. Bizde ise ön alanda yapılan baskı çok önemli. Savunma anlamında biraz San Antonio'ya benziyoruz. Ön alandaki bunaltıcı baskı topun forvetlere geçmesini sağlıyor. (kanalize sistem). Ancak bu noktada da Fenerbahçe adına en etkili isimlerin Forvet oyuncuları Tomas ve Preldzic olduğu aşikar. Dolayısıyla forvet savunması da ön plana çıkıyor.

5. Top kayıpları bir diğer önemli nokta. Fenerbahçe, Tanjevic döneminde top kayıplarını değerlendirme konusunda etkili takımdı. Savunma performansları düştüğü için biraz daha düşük seviyede hızlı hücuma çıkıyorlar. Galatarasaray sisteminin ise en önemli yapı taşı iyi savunma üzerine top kaybı yaptırıp, hızlı hücumla sayı bulma. Savunma sertliği ise hem mental hem de fiziksel anlamda daha üst seviyeye geliyor. Top kayıpları belkide serinin anahtar noktası konumunda.

6. İlk maçı eğer Galatarasaray kazanırsa favori konumuna geçecekler. Hem saha avantajı ele geçecek hem de psikolojik üstünlük. Dolayısıyla bugünkü maç çok önemli Galatasaray adına. Fenerbahçe uzun süredir maç yapmıyor. Rakibini iyi analiz etme fırsatı yakaladı. Ancak Galatasaray gibi sistem takımlarının en önemli avantajı üst üste maç oynamasıdır. Çünkü sistem sık işlendikçe kusursuz hal alıyor. Playoff serisi bunun en net göstergesi. Fenerbahçe adına ise bugünkü hücum performansları etkili olacak.

7. Sakin kalan mutlaka avantajlı olacak. Koçlar bazında Oktay Mahmuti 1 adım önde. Oyuncular bazında ise ne olacağı inanın belli değil.

3 Haziran 2011 Cuma

Yanlış Olan Siz Olmayasınız?

Bin insanda hiç utanma, arlanma, çekinme olmaz mı?
Bu haberi yazarken, hiç mi düşünmez insan?
"Teknik bir hata" sonucu ismi Milli Takım listesinde olan Insua, Arjantin'in Nijerya ile oynadığı hazırlık karşılaşmasında nasıl forma giyer?
Batista'nın kadroyu facebook'ta açıkladığını yazan, sonra teknik hata olduğunu belirten, devamında da "kararından vazgeçmedi" diyen muhabir, bir haber içinde nasıl böyle kendi kendine çelişir?
Memlekette habercilik bu kadar kolay mı?

"Copa America öncesi 25 yaş altı milli oyuncuları son kez görmek isteyen Sergio Batista, Nijerya'ya karşı çıkardığı Arjantin Milli Takımının B kadrosu ile Messi ve arkadaşlarını görmek isteyen Nijeryalıları kızdırdı." diye bir haber yapmak çok mu zordu?
Ya da ilgi mi çekmezdi doğru bir haber yapmak?

Eskişehirspor'un Bulgar İlgisi

Blogta Bulgar futboluna sık sık değiniyor, memleket kulüpleri için en ekonomik açıdan ve takıma uyum sağlama bakımından en ideal futbolcuların komşu Bulgaristan'dan olacağını yazmaktayız. Son yıllarda Türkiye'de forma giyen Ivankov, Angelov, Popov, Sarmov gibi topçuların gösterdiği performans sonrası, bizim kulüpler de Afrika maceralarına bir son verip, "burunlarının dibine" bakmaya başladılar ve Antalyaspor Levski'den Minev'i transfer etti. Vaselin Minev transferinden sonra ise Bulgar basını Türkiye gazetesini referans göstererek Spas Delev, Marquinhos ve Karadjov'un Eskişehirspor'a transfer olacağını yazmakta. Yapılan haberlere göre Bülent Uygun'un Sofya'da bulunmakta ve CSKA'nın başarılı üçlüsü için kırmızı-beyazlı kulübe "yoklama" çekmekle meşgül. Es-Es 3 milyon euroyu gözden çıkarmış lakin CSKA forumlarında bu transferlerin en azından 5 milyon euroya bitmesi ağır basmakta.
Spas Delev ve Brezilya asıllı Marquinhos hakkında blog arşivinde oldukça fazla bilgi yer almakta ve bu iki topçunun Eskişehirspor'a büyük katkı sağlayacağını düşünürken, Karadjov'dan bahsedelim biraz.
CSKA alt yapısından yetişen 22 yaşındaki Ivan Karadjov, genç yaşına rağmen A takıma çıktıktan sonra gösterdiği başarılı performans ile Bulgaristan'ın ümit vaad eden oyuncuları arasında gösterilirken, bazı internet siteleri Karadjov'u Avrupa'nın en iyi kalecileri arasına yerleştirmişti bile. Geçen sene Penev ile yaşadığı sorunlar sonrası kadro dışı kalan genç kaleci, bu yıl da M'Bolhi'nin Slavia'dan kiralanmasıyla yedek kulübesini iyice ısıtırken, Cezayir asıllı futbolcunun ligin ikinci yarısı Rusya'ya transferi sonrası Radukanov tarafından kaleye geçirildi ve CSKA'nın Bulgaristan kupasını almasında önemli katkısı oldu. Kale direkleri arasındaki hareketliliğini, yeşil sahalar dışına da taşımakta "maharetli" olan Karadjov, geçen yıl Penev tarafından kadro dışı bırakılırken, alkol ve gece yaşantısına düşkünlüğünü Bulgaristan'da bilmeyen yok gibi. Özellikle erkeklerle dudak dudağa öpüşme fotoğrafları Bülent Uygun ve Eskişehir taraftarını pek memnun etmeyip, transferin önünde engel olacaktır...

31 Mayıs 2011 Salı

Vaselin Minev

Antalyaspor'un Bulgar pazarında araştırmalar yaptığı duyumlarını almış, hatta Dortmund'ta forma giyne Dimitar Rangelov ile ciddi şekilde ilgilendiğini öğrenmiştik ama Mehmet Özdilek, sağ gösterdi ve sol beki kaptı Levski Sofya'dan. Başkentin mavi-beyazlı takımında forma giyen Vaselin Minev'in sezon bitiminde Stanimir Stoilov'un çalıştırdığı Anorthosis'e gideceği beklenirken, Antalyaspor "paranın da kuvvetiyle" elini çabuk tutup, Bulgar futbolcuyu renklerine bağladı.
14 Ekim 1980 yılında Plovdiv'te doğan Minev, ikiz kardeşiyle beraber Hebar Pazardjık takımında futbola başladı. İki kardeş ertesi sene Belasitsa Petrich'e transfer olurken, Vaselin 2004 senesinde Botev'e giderken, sağ bek oynayan kardeşi Yordan Minev de Rodopa'ya transfer oldu ve ikizlerin yolları ayrıldı. Botev Plovdiv'de iki sene neredeyse bütün maçlarda görev yapan Vaselin, 2006 yılında Levski Sofya'ya transfer oldu ve o yıldan beri savunmanın sol tarafının tapusunu almış oldu. Kariyeri boyunca devamlılığı ile dikkati çeken Minev, ilk golünü de bu sezon ligin son haftasında Montana'ya karşı kaydetti. Bu aynı zamanda 30 yaşındaki topçunun son karşılaşmasıydı mavi-beyazlı forma ile.



İşte Vaselin Minev'in Levski kariyeri:
2006-2007: 25 maç-4 sarı kart
2007-2008:48 maç 3 sarı kart
2008-2009:37 maç 7 sarı 1 kırmızı kart
2009-2010:40 maç 11 sarı 1 kırmızı kart
2010-2011:37 maç 13 sarı 1 kırmızı kart, 1 gol


Galatasaray: 73 - Banvit:61


3 maçlı serilerle ilgili çok şey yazılıp çizildi geçtiğimiz hafta boyunca. Efes-Fenerbahçe serisinin erken bitmesi baz alındı serilerin 0-0 başması gerektiği falan filan. Her şeyden önce şunu söylemek lazım ki normal sezonun sönük geçmemesi adına lig devam ederken takımlar arasında oynanacak maçlara önem kazandırmak güzel iş. Yoksa sıralamanın, ev sahibi avantajının pek önemi kalmıyor. Dolayısıyla bizim Banvit serisi de pek önemli olmayacaktı. Çünkü sezon içinde oynanan maçların ilkine göre ikincisi önemini kaybedecekti. Bizim serinin 0-0 başlaması bu açıdan avantajdır.
Galatasaray bu durum dahilinde lig sıralamasında üstte yer alan rakibine saha avantajına kaptırarak başlamıştı seriye. Ancak Banvit ve Galatasaray gibi sistem takımlarının birbirlerini yenebilmelerini sağlamanız için 2 yol vardır. 1.si iyi oyununuzlu rakibi sistem dışına itmek. 2.si ise rakibin farklı faktörlerden kaynaklı motivasyonunun düşüklüğünden yararlanmak. 1. maç özelinde 2 faktörden etkilenen takımın bizim olacağımızı düşünüyordum. Çünkü Galatasaray hücum sistemi iyi oynamaya oynatılmaya bağlı bir düzene sahip. Yani biri çıkıp maçı alamıyor. Sistem dahilinde tüm takıma sirayet ediyor buanlayış. Bu tarz bir takımın yaşayacağı dezavantaj ise uzun süre maç yapmama sıkıntısıdır. Dikkat edilirse Galatasaray'ın sezon içinde galibiyet serileri yakaladığı dönemler hep tam kadro ve yoğun maç trafiğinin olduğu dönemler. Yani oynadıkça sistem kusursuzlaşıyor. Ancak ilk maç için Banvit bazı nedenlerden ötürü pek asılamadı maça, giremedi. Maça gelme çalışmalrına başladıklarında ise Galatasaray çoktan saha avantajını lehine çevirmişti.
2. Maç ise çok farklı gelişti. Banvit'in hücum silahları 3 periyot kusursuza ve imkansıza yakın oynayınca ve aynı düzeni savunmada da gösterince 1 sayı farkla biten devreye 3. periyot eklendiğinde fark çift haneleri aşmıştı bile. Banvit o noktadan sonra seyirci desteği ile durmadı zaten. Seride İstanbul'a doğru yol almış oldu.

Dün ilk iki maçın ve sezonun genelinin aksine farklı bir beşle ve yukarıdaki dostane görüntüyle sahadaydı Galatasaray. Oktay Mahmuti'nin parkede satranç oynar gibi uyguladığı hamlelere Göksenin eklenmişti. Göksenin sezon içinde çokca yer bulmuştu kendine ancak playoffta bu seviyede ben dahil bir çok kişi bu hamleyi beklemiyordu sanırım. Ayrıca genelde ilk periyodun sonunda oyuna dahil olan Shumpert'ı 4 numaraya çekip Davis'in savunması için yerleştirmişti hoca. Savunmadaki baskıyı her zaman üst seviyede uygulayan Göksenin belki de Galatasaray forması ile yaptığı en iyi savunmayı sergiledi. Seyircinin gazı ile birlikte ilk topu çalarak maça başlayan takımımızda savunma daha ilk dakikalarda +18 seviyesine gelmişti. Bloklar, top çalmalar derken Galatasaray savunmayı öyle abarttı ki Ermal 2 dakikada 2 faule ulaşmış ilk 4 dakikada faul hakkını doldurmuştu. Savunmadan aldığı enerjiyi hücuma yansıtan takımda hücumda işler kusursuz işliyor ve daha ilk dakikalarda fark çift hanelere dayanıyordu. Ermal'in 2 faulu sonrası oyuna giren Sertaç'da çok iyi katkı verince tüm hamleler tutmuşoldu. Banvit'in hücum sisteminin en önemli oyuncularında Lens Williams ilk 2 maçta olduğu gibi yine durdurulmuş, Barış Ermiş, Göksenin'in savunması karşısında afallamış, ilk iki maçın gözde oyuncusu Chuck Davis , Shumpert'ın agresif savunmasıyla yılmaya başlamıştı. Buna hücumda Jerry Johnson'ın delici (şaşırtıcı ama gerçek) oyunu ve yüzdeli şutları damga vurdu ve ilk periyot sonuna doğru fark bir anda 15'e fırladı ve ilk periyot da 12 sayı farkla 27-15 lehimize sonuçlandı. Galatasaray'ın muhteşem savunma ve hücum performansının yansıması yenilen 15 sayı ile 11/13 saha içi (9/10 iki sayı) şeklinde oluştu.

2. periyot Banvit fırtınayı dindirmeye başladı. Rehavetin de getirdiği etkiyle birlikte, özellikle ikinci beşin Banvit'in uyguladığı alan savunmasına hücum edememesi sonucu fark kapanmaya başladı. Banvit Farkı 6 sayıya kadar indirse de Caner'in 3'lüğü 9 sayılık Galatasaray lehine farkla takımlar soyunma odalarına doğru yola koyuldular. İkinci periyodun skoru 18-15 Banvit lehine sonuçlansa da Galatasaray'ın yüdeli hücumuyla skoru bu seviyede tuttuğu ve kabus gibi bir 2. çeyrek geçirdiğini unutmamak lazım. Zira 7 asist/8 top kaybı oranı ve Jerry Johnson'ın hiç şut kaçırmadan attığı 13 sayı her şeyi açıklıyor sanırım.

3. periyoda umutlanarak gelen ekip Banvit'ti haliyle. Galatasaray hücumda bocalamaya devam etti. johnson'un ilk yarıdaki oyunu sonrası uzaya fırlatıldığı kesindi zaten. 4 hızlı hücumu heba etmesi ve takımı oyuna sokamaması sonrası Oktay Hoca kendisini kenara alıp Tutku ile oyunu dengelemeye çalıştı. Farkın 4 sayıya kadar indiği periyot boyunca Galatasaray'ı skorda tutatn Shumpert oldu. Aldığı 3 hücum ribaundu üzerine bulduğu 6 sayıyla 4. periyoda takımının 6 sayı önde girmesini sağladı(53-47) Amerikalı yıldız.

Son periyotta Maçın başındaki savunma sertliğini ve hücum düzenini hatırlayan takımımız Tutku'nun 3'lüğü ile farkı 9'a çıkardı ve bir daha da 7 sayının altına düşürmedi. Banvit'in alan savunması tercihi bu periyotta işe yaramadı. Shumpert'ın alan savunmasına orta mesafeden bulduğu sayılarla cevap veriyordu bu anlarda takımımız. Son 5 dakikaya 11 sayı önde giren Galatasaray bir daha maçı bırakmadı ve Uzay seyahatinden dönen Johnson'ın 3'lüğü maça noktayı koymuş oldu 5 dakika kala. Kalan sürede de Banvit'in çabaları sonuç vermedi.

Tüm hamleleri tutan Oktay Mahmuti takımıyla ne kadar övünse azdır ancak Shumpert gibi bir oyuncuyu takımda görmesi onu çok sevindiriyordur sanırım. Shumpert gün gelir 2 sayı atar gün gelir 25. Ancak sahaya çıktığında her dakika en yararlı işi yapanlar tarafında adının her zaman geçmesi çok olumlu bir durum takımımız açısından. Ayrıca Göksenin'in savunma katkısı ve Caner'in iki yönlü oyununu unutmamak lazım. Tutku ise yine kriz anlarında dümenin başındaydı. Dün için alıncak en önemli ders 17 top kaybı ve bir düzineye yakın verilen hücum ribaundudur sanırım. 17 top kaybı/17 asist oranı her şeyi anlatıyor aslında. Ayrıca Galatasaray'ın tüm saldırılarına sakinlikle cevap verip maça tutunan Banvit'i de kutlamak lazım. Büyük parantez ise Galatasaray taraftarına. Galatasaray seyircisi gün geçtikçe basketbol adına bilinçlenip takımına destek oluyor. Ayrıca kritk yerlerde maça damga vurabiliyor. Dün neredeyse tamamiyle dolu olan tribünleri görmek de bizler adına çok keyifliydi. Aynı doluluğu ve desteği yarınki maçta da bekliyoruz. Çünkü yarınki maç yine hiç kolay olmayacak...

Yer: Abdi İpekçi Spor Salonu / İSTANBUL
Rakip: Banvit
Tarih: 30.05.2011

Josh Shipp: (25:05, 4 sayı, 3 ribaund, 2 asist, 2 top çalma, 3 top kaybı, 2/5 şut)
Jerry Johnson: (23:54, 16 sayı, 5 ribaund, 3 asist, 2 top çalma, 6 top kaybı, 6/8 şut)
Göksenin Köksal: (10:10, 2 sayı, 2 ribaund, 1 asist, 1/2 şut)
Caner Topaloğlu: (10:21, 7 sayı, 2 ribaund, 2 asist, 3/4 şut)
Preston Shumpert: (31:12, 22 sayı, 8 ribaund, 2 asist, 2 top çalma, 1 top kaybı, 9/17)
Tutku Açık: (18:12, 8 sayı, 1 ribaund, 5 asist, 1 top çalma, 1 top kaybı, 3/5 şut)
Luksa Andric: (20:18, 7 sayı, 3 ribaund, 1 asist, 2 top çalma, 3 top kaybı, 2/5 şut)
Radoslav Rancik: (06:08, 0 sayı, 2 ribaund, 0/2 şut)
Haluk Yıldırım: (08:05, 0 sayı, 4 ribaund, 1 asist, 1 top çalma, 1 top kaybı, 0/1 şut)
Evren Büker: (14:58, 2 sayı, 1 ribaund, 1 top kaybı, 1/3 şut)
Sertaç Şanlı: (09:35, 3 sayı, 1 blok, 1/2 şut)
Ermal Kurtoğlu: (10:17, 2 sayı, 1 top kaybı, 1/1 şut)


1. ÇEYREK: 27 – 15
2. ÇEYREK: 15 – 18 (42 – 33)
3. ÇEYREK: 11 – 14 (53 – 47)
4. ÇEYREK: 20 – 14 (73 – 61)
(fotoğraflar ve istatistikler resmi siteden)

29 Mayıs 2011 Pazar

Turk Hava Yolları

Barcelona kupayı aldı ama finalin en büyük galibi Türk Hava Yolları oldu...
Dün gece Wembley'de finale çıkan iki takımın da sponsorluğunu yapan Türk Hava Yolları hedefi tam ortasından vurmuş oldu.
Yukarıdaki fotoğrafta Şampiyonlar Şampiyonu Barcelona memlekete inmiş ve kupayla poz verirken, arka fonda ise bizi gururlandıran Turkish Airlines yazısı yer almakta...

Yenilmez Armada İçin Yarın Abdi İpekçi'ye


Yaklaşık bir sezondur yazıyoruz Galatasaray'ın maçlarını. Ancak bu takım için hiç bu adı telaffuz etmemiştik: "Yenilmez Armada"... Yenilmez Armada sözcüğünün ilk ve temel anlamını düşündüğümüzde ve bunu taraftar olarak misyon edindiğimizde çok sıkıntı yaşayacağımız kesin. Yenilmez Armada olmak demek, iyi bir takıma sahip olmak, gelenek yaratmaya çalışmak, bir duruşa sahip olmak, yılmadan, usanmadan, terinin son damlasına kadar giydiği formanın hakkını vermek demektir. Kurumsal kimliği yakalamak ama herşeyden önce kendi özünde yoğrulmak demektir. Saygın olmak, büyük olmak demektir ama büyük olmanın mağrurluğu altında kendinden geçmek demek değildir. En küçüğünden en büyüğüne takımdaki herkesin bir misyonu olması demektir. Yenilmez Armada olmak demek Ahmet Robenson olmak, Özhan Canaydın olmak, Paul Dawkins olmak, Orhun Ene olmak, Hüseyin Beşok olmak, Haluk Yıldırım olmak Ermal Kuqo olmaktır. Yenilmez armada ruh, inanç, azim, kararlılık, iç disiplin, çalışma ve başarı demektir. Yenilmez Armada demek taraftarı her maç salonları dolduran ekip demektir. Yenilmez Armada skora bakmaz, sonuçla uğraşmaz. Günümüzün terimiyle "Büyük Resme" odaklanır.
Her kimse bu sözü bizlere tekrar hatırlatan, kendisine selamlar olsun. Galatasaray Basketbol Kulübü tarih sahnesindeki yerini tekrar almıştır. Gerisi ise teferruattır. Bu yolda emeği geçen herkese teşekkür edip salonları doldurma zamanıdır. Salonları doldurup:
"yüreğimizde büyük aşkınla
koştuk senin için salonlara
haykırıyoruz sevdamızı
her nefeste daha da fazla
zaferler senin ruhunda var
haydi bastır Galatasaray"

şarkısını söyleme zamanıdır.

Fileci Pique




Basketbolda sıkça rastlarız, şampiyon olan takımın oyuncuları omuzlara alınır ve bir makas ya da çakı yardımıyla potaların fileleri kesilip, hatıra olarak saklanır. Futbolda buna benzer olaylar pek nadirdir, Hakan Şükür'ün Kopenhag'ta kalenin üzerine çıktığını hatırlıyorum ama yanılıyor da olabilirim...
Dün gece Avrupa'nın en büyüğü olduğunu Wembley'de kanıtlayan Barcelona'nın savunmacısı Pique, almış eline makası, kalenin filelerini baştan aşağı kesmiş ve sırtında fileler yollanmış soyunma odasına... İngilizler kuralcı adamdır, yollamasınlar Barcelona kulübüne filelerimize oyuncunuz zarar verdi diye bir ültimatom...
***
Edit:
Pique'nin kestiği file bir torbaya konmuş ve maç topuyla birlikte Barcelona'ya gelmiş. Pique fileyi tek başına mı alır, tesislerde topçular arasında paylaşır mi bilmem...

Blog Widget by LinkWithin