14 Ağustos 2012 Salı

Engin Baytar Olabilmek


Facebook'ta Ali Sami Yen Sokak'ın paylaştığı yazıyı noktasına virgülüne dokunmadan yayınlıyoruz...


Biliyor musunuz hiçbirimiz Engin Baytar kadar olamadık aslında. Türk tribüncüsü olarak, Galatasaray tribüncüsü olarak hiçbirimiz eskilere, tribün büyüklerine layık olamadık. Bırakılan mirası kullanamadık. Oysa Engin Baytar Hasan ŞAŞ ' ım dan kalan mirası devam ettiriyor. Sahada uğradığı haksızlıklara karşı boyun eğmiyor. Bulunduğu konuma zarar vermek korkusuyla hareket etmiyor. Bildiği doğrular ve gerçekler var. O amaçla elinden ne gelirse yapıyor. Sevgi eylem gerektirir lafının içini en güzel o dolduruyor. Çünkü maç sonunda yapılan açıklamalarla bir yere varılamıyor. Bazen saha içinde bir ateş gerekiyor takıma, taraftara. Futbolun en güzel yanı da bu. O anda teknik-taktik hiçbir şey kalmıyor. Konsantrasyon pankartı giriyor devreye.
Yarın TFF açıklama yapsa ve 3 kornerin 1 penaltı ettiğini futbol oyun kurallarına eklediklerini söylese, FIFA merkezine çıkarma yapılıp onlar da ikna edilse ben itiraz ederim diyen delikanlı medya mensubu-tribüncü bir adım öne çıksın. Ondan sonra konuşalım Engin Baytar hakkında.
Yok işte. Türk futbolu bu konumda. Play off gelir deplasmana gitmek kalkar. Yalnızca kadınlar ve çocuklar diye Titanikvari bir kural gelir, kalın cüzdanlılar içeride yatmasın diye yasalar kalkar. Yönetenler ne derse o. Padişahım çok yaşa. Var mı itiraz edebilen ?
Gala's

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Kasımpaşa Logosu Değiştirilemez


Kasımpaşaspor'da yeni yönetim yememiş içmemiş ilk icraat olarak kulübün asırlık logosunu değiştirmeye karar vermiş, hem de bu değişikliğin sebebini açıklama gereği dahi duymamışlar. Parası olanın her şeyi rahatla yapacağını zannedenlerin karşısında ultras/Movement olarak Kasımpaşalı taraftar gruplarının yanındayız ve diyoruz ki, uğruna yaşamların feda edildiği kulüp armaları ve renkleri değiştirilemez...
Kasımpaşaspor taraftar platformundan yapılan açıklama aşağıda:
HAYIRDIR!
08 Ağu.
Türk futbolunun resmi temsilcisi Türkiye Futbol Federasyonu resmi internet sitesi üzerinden kulübümüzün armasını, şanlı armamızın dışında bir logo kullanarak yayınlamaktadır. Daha önce sanal ortamlarda hiçbir zaman kullanılmayan bu arma, belli ki yeni oluşturulmuş ve TFF yetkililerine iletilmiştir.
Bizler Kasımpaşa taraftarları olarak, yeni oluşturulan yönetim kuruluna daha ilk günlerden ve iyi yoldayken sırt çevirme gibi bir düşünce içinde bulunmamayı ilke edinmişizdir. Ama kim olursa olsun bu takımın yaklaşık bir asırlık şanlı armasını değiştirmeye hakkı yoktur.
Şanlı Türk Bayrağımız ve kulübümüzün ismi saçma bir şekil üstüne koyulmuş, enteresan bir çapa işareti tema olarak kullanılmıştır. Gazanfer Bilge’nin ve bu arma için terinin son damlasına kadar savaşan diğer sporcularımızın büyük emekleri sonucu oluşan armamıza Kasımpaşa taraftarları olarak sahip çıkmak en büyük hakkımızdır.
Bu bir SAÇMALIKTIR ve böyle bir yanlışa düşenler varsa bunu en kısa zamanda düzeltmek zorundadır. En kısa sürede kulüp yetkililerinden bir açıklama beklemekteyiz. Aksi halde Kasımpaşa taraftarları olarak, bu konu hakkında neler yapmamız gerektiğini masaya yatırırız. Bizim armamız bu ülkenin en önemli armalarından birisidir ve hiçbir güç bunu değiştiremez. Bu cesareti kendinde bulanlar varsa bu hatadan en kısa sürede dönerek, bu semtin insanlarının sabrını zorlayacak işlerden vazgeçsinler.
İşte kabul edilemez logo: http://bit.ly/ONdSsD 

Galatasaray:3-2:Fenerbahçe


"Nasıl başlarsa öyle biter" derler ama bu gece izlediğimiz Süper Kupa maçı sonrası deyimi değiştirmekte fayda var ve diyelim ki: "Nasıl bittiyse, öyle başladı"... 12 Mayıs gecesi Galatasaray'ın şampiyonluk kupasını kazanmasıyla biten Türkiye'de profesyonel lig karşılaşmaları, 12 Ağustos'ta yine Galatasaray'ın kazandığı kupa ile başladı... Tabii, saha içi ve saha dışı olayların da değil eksiği, fazlasıyla hem de...


Galatasaray cephesinde de değişen pek bir şey yoktu, taktik tahtasına yazılan oyuncu isimleri farklı olsa da Fatih Terim'in futbol "aklı" değişmemişti: 4-4-2'nin ucundaki iki forvet rakip stoperlere ilerde basacak, arkalarındaki kanatlar ve orta saha da onların presine destekte bulunacak ve rakip kendi yarı alanında "kıstırılacaktı". Geçen yıl  Elmander ve Necati bu işin üstesinden pek çok maçta başarıyla gelirken, Necati'nin yaşının ilerlemesi ve fizik performansının eksikliği baskıyı maçın geneline yaymada sıkıntı yaratıyordu. Transfer döneminde takıma katılan Umut ve Burak'la takımın enerjisinde ve gol vuruşlarında seviye arttırmayı planlayan Fatih Terim, bu gece Umut'un performansı sonrası hedefi tam ortasından vurmuş gözüküyor. Hakan Şükür'den sonra "ciğeri körük gibi" Elmander'i bulmuşken, Umut Bulut, Tanrının bir lütfü gibi parladı Süper Kupa maçında. Selçuk'un iki asistinde attığı goller, Bekir ve Egemen'i rahat bırakmayan inatçılığı bir yana ama Usain Boltvari sprintleri bu sezon bir çok takımın canını yakacak türden. Transferde Burak'ın gölgesinde kalan Umut, bu performansını sürdürürse, Trabzonspor'dan eski takım arkadaşını kulübeye yollayabilir...


Melo'nun transfer sürecinde ısrarla Brezilyalının takıma kazandırılması gerektiğini belirttik, "yıldız transfer yerine takımın ruhu ve enerjisi Melo'yu isteriz" demiştik. Sezon hazırlıkları kapsamındaki Lazio, Fiorentina ve bu geceki Fenerbahçe maçında Selçuk'un yanında arandı "pitbull". Fenerbahçe'nin etkisiz Baroni ve Mehmet Topal orta sahası karşısında bile Galatasaray ezici üstünlüğü kurmaktan uzak göründü. Her ne kadar Engin  ve Emre hocalarının verdiği görevi istekli ve hırslı oyun yapılarıyla üstlenmeye çalışsalar da, beklenilen verim sahaya yansımıyor, Selçuk "kafası rahat" hucum yönünü sergileyemiyor. 8 numaralı topçu bu gece iki asist bir gol atsa da, daha iyisini yaptığı günler hala hafızalarda. Oyun içinde Engin'le, Emre'yle Hamit'le partner oldu ama Melo'yu aradı Selçuk İnan...


Yenilerden göz önünde olanlardan biri de Ujfalusi'nin yokluğunda Semih'le ikili oluşturan Dany'ydi. Teknik kapasitesi bir defans oyuncusu için avantaj olarak gözükürken, stoperin en büyük meziyetlerinden biri de "garanticiliktir" ve siyahi topçuya da bunu hatırlatacaktır Fatih hoca maçın videosunu izlerken bu hafta içi idman sonrasında. Ayağına topu aldığında içgüdüsel olarak topla ilerlemeyi bırakıp, Selçuk ve yakınındaki arkadaşına meşin yuvarlağı aktarmayı refleks haline dönüştürürse, bölgesinde de kalıcı olabilir.


Derbinin "kanlı canlı" olmasını sağlayan iki isim Cüneyt Çakır ve Engin Baytar. Sürekli değindiğimiz bir tespit vardır, "Cüneyt Çakır Avrupa'da ne kadar başarılıysa, içeride bir o kadar başarısız". Erzurum'da yönettiği bu Süper Kupa maçını da mümkünse hafızasından ve CV'sinden silmek isteyecektir Federasyonun gözbebeği. İki takım lehine ve aleyhine maç içinde yaptığı kritik hatalar yetmezmiş gibi, Fenerbahçe'nin ikinci golü öncesi Baroni'nin elle kontrolünü pas geçmesi, tabiri caizse hepsinin üstüne "tüy dikti". Ardından maçın kontrolü iyice kaçtı, çıkan anlamsız kartlar, gösterilmeyen sarı kartlar derken, maçın bitimindeki penaltı kararında düdük "tereddütle" çaldı, bereket yardımcı hakem vardı da kurtardı Cüneyt Çakır'ı... Memleketin gururu denilen hoca, "içerde ve dışarda" olan maç yönetme farklılığını ciddi ciddi düşünmeli, gerekirse psikolojik yardım dahi almalı. O desteği alması gereken kişi aslında Engin Baytar diyenler de olacaktır ama Maradona'nın, Stoichkov'un, Gascoigne'in, Hagi'nin bariz hata karşısındaki benzer tepkilerini hatırladıkça, Engin'i çok fazla da suçlayamıyor insan. Profesyonelliğe aykırı davrandığı doğru, cezasını milyon dolarlarla da kendisi ödeyecek, o halde bize pek yorum düşmez... Tribünden bakınca da deli dolu topçular hep gönlümüzü çalmamış mıdır?



Engin ve hakemin el birliği ile Galatasaray'ı sahada sayısal yönden eksik bıraktıkları anda Fatih Terim faktörü devreye girdi ve maçın galibi böylece belirlendi. Nasıl Kopenhang'ta Hagi'nin atılması sonrası takımı geriye çekmek yerine ileriyi işaret etmişti İmparator, bu gece de Engin'in kenara geldiği dakikalarda Aykut Kocaman'ın Krasiç hamlesine hücümcü Amrabat ile cevap verdi ve dedi ki: Korkmuyoruz, saldırıyoruz... Çok az teknik adam bu cesareti gösterebilirdi ve Terim bu ülkenin en başarılı hocası neden olduğunu bir kez daha ispatladı, cesaretinin ödülünü de kupayla aldı...


Yarı yarıya oynanan Erzurum'daki derbide saha dışında neler olup bittiğine en iyi cevap ise yukarıda fotoğrafta saklı... Sami Yen'deki meşaleli maçtan sonra bu kadar meşalenin yandığı başka Galatasaray-Fenerbahçe derbisi akla gelmezken, keşke sahaya atılmasaydı da "yasakçılara" koz verilmeseydi.


Stat: Yeni Erzurum
Hakemler: Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Tarık Ongun
Galatasaray: Muslera, Eboue, Semih Kaya, Dany, Hakan Balta, Hamit Altıntop, Engin Baytar, Selçuk İnan, Emre Çolak (Dk. 83 Aydın Yılmaz), Umut Bulut (Dk. 90+6 Necati), Elmander (Dk. 69 Amrabat)
Fenerbahçe: Volkan Demirel (Dk. 16 Mert Günok), Orhan Şam (Dk. 90+1 Sow), Bekir İrtegün, Egemen Korkmaz, Hasan Ali Kaldırım, Mehmet Topuz, Cristian, Mehmet Topal (Dk. 69 Krasic), Caner Erkin, Alex, Kuyt
Goller: Dk. 19 ve Dk. 58 Umut Bulut, Dk. 90 Selçuk İnan (Galatasaray), Dk. 45+2 Alex, Dk. 65 Kuyt (Fenerbahçe)
Kırmızı Kart: Dk. 66 Engin Baytar (Galatasaray)
Sarı Kartlar: Dk. 45+1 Alex, Dk. 70 Orhan Şam, Dk. 76 Bekir İrtegün, Dk. 80 Mehmet Topuz (Fenerbahçe), Dk. 90+5 Selçuk İnan

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Ultras Project 2012 Yaz Koleksiyonu/2

Bu yaz başında çıkardıkları t-shirtler tabiri caizse "peynir ekmek" gibi kapışılan Ultras Project grubu, ultras felsefeyi benimseyen takipçilerinden gelen yoğun isteklerin karşısında daha fazla dayanamayıp, yeni ürünler ve hikayelerle dün gece bizlere "merhaba" dediler. Haziran ayının ilk günlerinde 1-2 saat içinde tükenen "Old Boys" o kadar çok talep görmüştü ki, sanal ortamlarda "karaborsa" satış yapıldığını dahi duydum ve durum böyle olunca ikinci partide bir "Old Boys" ürünü olması kaçınılmazdı, tabii "tükenen ürünü bir daha üretmeme" prensibi gereği başka bir versiyonu karşıladı bizi grubun web sitesinde. Sadece "Old Boys" muydu  "ısrarla aranan", Eskişehirspor taraftarı da yağmalayınca "Problem?" t-shirtlerini, "Problem? v.02"nin siyah olanı da eklenmiş oldu grubun kreaksiyonuna... Öyküsü Es-Es tribünlerine dayanan ve meşale yasağını protesto eden "Problem?" t-shirtüne, renk fanatizminden dolayı dudak bükenlerin de "Legalize Pyro" t-shirtüyle karşısına çıkmış "tribünün modacısı" dostlar. Aslında hepimizin isteği değil midir maçın bir anında "meşaleyi patlatmak" ve avazımız açık tezahürat yaparken, ciğerlerimizi meşale dumanıyla doldurmak, dosta düşmana "tribün budur" dedirtmek...
"Forma sahada giyilir, tribünde işi ne?" diyen bizim gibilerin iştahını kabartan ürün ise "Born To Be Wild" adı verilen beyaz t-shirt. Kış kreaksiyonunda çıkarılan "Hide Yourself" ninja poların görselinin yer aldığı çalışmanın şimdiden small bedeni tükenmiş bile. İlk defa "göbeğim" bir işe yaradı zira sitenin satış bölümünde hala M ve L bedenler mevcut ve vakit kaybetmeden 1 adet siparişi verdim bile...
Ligler başlarken, deplasman sezonu açılırken Ultras Project'in yeni ürünleri "hızır" gibi yetişti ve her zamanki gibi biz vakit kaybetmeden siparişi verdik beğendimiz ürünler için. Ben merakla gelecek "giysilerimi" beklerken, Usain Bolt'a da acımadan edemiyorum, zira ne demiş projenin mimari dostlar: "Not For Runners"




9 Ağustos 2012 Perşembe

Futbol Aşkı

Lig TV'nin açık ara en başarılı yapımı Deplase Keyiflerden yapılan alıntılarla ortaya çıkan Futbol Aşkı temalı Digitürk reklamları... Görüntüler zaten sene içinde aklımıza kazınmıştı, sloganlar da oldukça başarılı olmuş... En etkileyici olan mı, Samsunlu ufaklığın duygusal sözleri:



ve diğerleri:

























CSKA'nın Kurtarıcı Azizleri

Mital grubunun takımı elden çıkarması ve 2009 Martında Titan grubunun CSKA Sofya'nın hisselerini ele geçirmesi sonrası başlayan "zorunlu aşk" serüveni hiç de beklenildiği gibi gelişmedi kırmızı-beyazlı takım adına. Şirketin sahipleri Borisov ve İvanov'un kafasında futboldan ziyade para ve kâr olunca, yeşil sahadaki başarılar da sürekli ikinci plana itildi durdu. Takımda bir nebze olsun parlayan her oyuncu hiç vakit kaybedilmeden satıldı, yerine de "adı sanı duyulmamış" ya genç topçu alındı ya da "ununu elemiş eleğini asmış" futbolcu getirildi. Bu durum doğal olarak taraftarın tepkisini çekti, protestolar yapmaktan ezeli rakip Levski ile uğraşacak zaman bile bulamadı CSKA Sofya taraftar grupları...

Stoicho Mladenov'un antrenörlüğünde büyük hayallerle başlanan 2012-2013 sezonunda UEFA Avrupa Ligi eleme maçlarında CSKA,  Mura'ya şok bir şekilde elenince, Bulgaristan başbakanının da itelemesiyle "cebi dolu" CSKA taraftarı Bulgar iş adamları kulübü parlak eski günlerine döndürmek için bir araya geldiler. Yapılan plana göre, kulübün hisseleri Titan grubundan alınacak ve bir komisyon tarafından yönetilecek. Şimdilik 9 firma ismi bilinse de, Bulgaristan'da söz sahibi 2 şirketin de ortaklığa katılacağa ama işler netleşinceye kadar isim vermekten sakındığı belirtiliyor.  "Patronlar" kendi şirketlerini yönettiği gibi CSKA'nın da mali konularını elde tutarken, başkanlığa CSKA Sofya'nın yetiştirdiği ve dünya futbol piyasasında saygı duyulan Hristo Stoichkov getirilecek. Forma reklamı ve sponsorluk için de Rus doğalgaz devi Gasprom ile anlaşma yolu denenecek. Bugün yapılan toplantıda 9 şirketin yöneticileri (Bella Bulgaria, Interprom, Diamonds Trading, Pons Holding,  Siamed, "Terra Tangra", Central Ltd. OOD, GP Group ve TLG. ) takımın hisselerini almak için hazır olduklarını beyan ettiler, şimdi top Titan grubunda, Borisov daha önce sözlü olarak CSKA'yı bırakacaklarını belirtmişti, bakalım sözünde duracak mı?


8 Ağustos 2012 Çarşamba

Üç Eylem Kardeşi

Yazı oldukça eski ama gündemde olimpiyatlar olunca, Serdar Devrim'in bu muhteşem yazısına blogda yer vermeden edemedim...
Buyrun bakalım...
Bir tek Star yakaladı bu muhteşem haberi

1968 OlimpiyatLarı, hafızamdaki ilk spor olayıdır. Televizyon yok, TRT'nin yayın yaptığını hatırlamıyorum. Yaşım küçük, üstelik Yeşilköy'den Levent'e taşındığımız yaz... Onun için 68 Olimpiyatları'ndan kafama kazınan iki hadise, iki siyah Amerikalı madalya kürsüsündeki yumruklu protestosu ve yine Amerikalı atlet Bob Beamon'ın eski rekoru 55 santim geçerek kırdığı inanılmaz 8,90 metrelik uzun atlama rekoru, 1968'den kalma mı yoksa sonra mı idrak ettim, emin değilim.
(1970 Meksiko Dünya Kupası'nı daha iyi hatırlıyorum. Hangisiydi unuttum, sonradan maçları sinemada seyrettiydik. 1972 Münih Olimpiyat Oyunları ise, en iyi ve en dikkatli izlediğimdir: rahmetli Kenanım'la birlikte, Basınköy'de, Nazmi Eniştemler'in bize tahsis ettiği siyah beyaz televizyonun önünde, günlerde sırt üstü yatarak...)
*
Gençlik ve serdeki hafif anarşistlik... 200 metrede altın ve bronz madalya kazanan Amerikalı iki siyah atletin, Tommie Smith ve John Carlos'un siyah deri eldivenli yumrukları havada, başları önde posteri yıllarca hayal dünyamızı ve asıl oda duvarlarımızı süslemişti.
İtiraf ediyorum ki, Aynur Çağlı'nın o muhteşem haberini okuyana kadar aynı karede önde duran, gümüş madalyalı Avustralyalı beyaz atlete hiç dikkat etmemişim. Adı Peter Norman imiş...
İşte bu atlet geçen hafta öldü. Haberin ve konunun tekrar gündeme gelmesinin sebebi budur.
*
Gelelim hikayeye...
Mexico City'de 200 metre finali koşulmuş. Amerikalı (siyah) atletler Tommie Smith ile John Carlos birinci ve üçüncü gelirken, ikinciliği Avustralyalı (beyaz) Peter Norman kazanmış.
Madalya töreni için bekledikleri sırada, Carlos, Peter Norman'ın yanına gelerek sormuş:
- İnsan haklarına inanıyor musun?
- Evet, inanıyorum.
- Peki ya Tanrı'ya?
- Bütün kalbimle...
Bunun üzerine, iki siyah atlet kafalarındaki eylem planını açıklamışlar, Norman tereddütsüz katılmış:
- Ben eyleminizi destekleyeceğim, bana ne yapmam gerektiğini söyleyin!
İlk defa, o günler için müthiş bir provokasyon hatta devrim sayılacak bir eylem planlıyor iki genç adam: Amerika'daki ırk ayrımcılığını ve siyahlara reva görülen fakirliği ve ikinci sınıf vatandaşlığı protesto edecekler... Ama nasıl?
Fikir Norman'dan geliyor: bir çift siyah deri eldiven buluyorlar, sağ tekini Tommie, sol tekini John eline geçiriyor; fakirliği sembolize etmek için çıplak ayakla kürsüye çıkıyorlar, başları kederle öne eğik, sıkılı yumruklarını havaya kaldırıyorlar. Önlerinde duran beyaz atlet Peter Norman da, dayanışmasını göstermek için kalbinin üstüne ‘İnsan Hakları İçin Olimpiyat Projesi Hareketi'nin kokartını iğneliyor.
Amerikan milli marşı çalarken plan icra ediliyor ve eylem koyuluyor.
Ve tabii (hatırlıyorum) dünya birbirine giriyor. Amerika ayağa kalkıyor. Olimpiyatlar bile gölgede kalıyor, dünya gazeteleri yumrukları havada siyah atletlerin fotoğrafını birinci sayfadan veriyor...
Amerikan Olimpiyat Komitesi iki siyahın spor kariyerini o saniye bitiriyor. Eylem amacına ulaşmış, Amerika'daki zenci azınlığın durumu dünya gündemine girmiştir. Smith ve Carlos spor hayatlarını (ve buna bağlı olarak geleceklerini) feda etmişler ama dünya tarihine geçmişlerdir. Dünyadaki yüz milyonlarca ezilmiş siyahın ilahı haline gelmişlerdir.
Peki ya Avustralyalı beyaz Peter Norman?
Meslektaşım Aynur'un anlattığına göre, Norman'ın da hayatı kararmış.
Tommie Smith diyor ki:
“Peter, bir beyazdı. O günlerde siyahların haklarını savunma cesareti gösteren, onurlu ve belkemiği sahibi beyaz çok azdı. Peter, Avustralya'ya döndüğünde kimse yüzüne bakmadığı gibi, herkes tarafından yargılandı. Onun da atletizm kariyeri bitti, spor çevrelerinden dışlandı. Tehditler, işsizlik ve tecrit nedeniyle öyle sıkıntılı günler yaşadık ki, üçümüzün de ilk evliliği sona erdi.”
Avustralya Devleti Norman'ı ölene kadar affetmemiş ama... Norman intikamını mezara götürmüş: 1968 Olimpiyatları finalinde ikinci olurken kırdığı 200 metre Avusturalya rekoru hâlâ, 38 yıl sonra kırılamamış.
Ölene kadar süren ‘eylem kardeşliği'
İki amerikalı ve bir Avustralyalı ‘lanetli' atletin o gün başlayan ‘eylem kardeşliği' ve dostlukları ömür boyu sürmüş. Aradan geçen 38 yıl boyunca, yazışmışlar, buluşmuşlar, görüşmüşler.
Ta, geçen hafta, Peter Norman evinin bahçesinde kalp krizi geçirip 64 yaşında ölene kadar.
Ve şimdi, aşağıdaki fotoğrafa iyi bakın:

Melbourne'de yapılan cenaze töreni. ‘Onurlu beyaz atlet' Peter Norman'ın tabutu, Tommie Smith (solda) ve John Carlos'un omuzlarında!
Üç ‘eylem kardeşi' son kez omuz omuza...
Nasıl, muhteşem bir haber değil miymiş?
Bu habere neredeyse tam sayfa ayıran Star'a bravo. Ve tabii meslektaşım Aynur Çağlı'ya da kocaman bir bravo. Final onun ağzından:
“Cenaze töreninde Carlos ile Smith'in yanına gidip ‘Siz Mexico City'de yumruklarınızı havaya kaldırdığınızda, biz Türkiye'deydik. Şeref kürsüsündeki fotoğrafınız o gün bize ve kuşağımıza çok şey öğretti' dediğimde, Carlos yüzünde içten ve gururlu bir gülümsemeyle eğilip,‘Bizim de bütün amacımız buydu zaten' dedi.” (Star, 16 ekim)

7 Ağustos 2012 Salı

Nevin Yanıt, Helal Olsun

Bir sprint sporcusunun bir  buçuk saat içinde 2 defa 12,58 yapması ve bunu bir olimpiyat finalinde yapması öyle basit bir iş değil. Hem de serisindeki dünya çapındaki isimlere rağmen. Nevin 5. oldu evet ama alkışın fazlasını, övgülerin en hasını hak ediyor. Yıllar sonra bir atletizm yarışmasında bizi heyecanlandırıp yerimizde duramamamızı sağladığı için bile çok değerli yaptıkları. Daha ne diyelim helal olsun Nevin Yanıt. Çalışmanın, azmin, karalılığın karşılığı her daim başarıdır. Türk atletizmi için çok önemli bir örneğimiz var artık.

Alex Ferguson Çağırırsa Gelirim

"İnsanlar şaka yaptığımı düşünüyor ama ben oldukça ciddiyim. Eğer Alex Ferguson beni çağırır ve 'Hadi bakalım, gel de takımla bir deneme idmanına çık' ders, ona hayır cevabı vermem imkansız. Zaten, kendimi yeteri kadar iyi hissetmesem, bu daveti de kabul etmem, oldukça başarılı bir oyuncuyum ve fark yaratacağımı biliyorum. Daha bir kaç gün İngiltere'deyim ve Alex Ferguson beni aramak isterse, nerede olduğumu biliyor."
Usain Bolt
Jamaika'lı 100 metre dünya rekortmeni
Manchester United'da oynama isteğini dile getirirken


5 Ağustos 2012 Pazar

Sile Sile

İyisiyle kötüsüyle, daha çok da sevabıyla, Galatasaray taraftarı için yüzlerin güldüğü bir sezon sona ermişken, birden Oktay Mahmuti'nin ayrılığı ile ürperiverdi yazın bu sıcak günlerinde armaya gönül verenler. Resmi siteden olsun, başkanın demeçlerinden olsun bu ayrılıkla ilgili merakları gideren bir açıklama duymadık, okumadık lakin dedikodu kazanları bir "küfür" mevzusunu kaynattılar, fokurdattılar meydanı boş bulmuşken. Oktay Hocanın ağzından da bir demeç işitmesem de, Fatih Altaylı'nın köşe yazısından okuduk bu küfür bahanesinin gerçek olmadığını. Sebebi ne olursa olsun, Mahmuti'nin ayrılığı sonrası Galatasaray'da 2 yıldır kurulan bina birden çöküverdi, sevilen basketbolcular gitti, oluşturulan sinerji kayboldu gitti. Şimdi Ergin Ataman'la "yepyeni" bir takım kurulmaya çalışılıyor, yeni transferler yapılıyor, para harcanıyor, bakalım neler olacak, ama hislerim karamsar...

Taraftarın basketboldaki sevgilisini silen başkan Ünal Aysal, rivayet odur ki aynı sevdalıların futboldaki "adamı" Melo'yu da silmiş defterden. Kulübün en zirvesinde yer alan kişi başkan, yönetimle oturup konuşurlar, karar verme mekanizması kendisinde, Melo'yu siler, çilek getirir lakin futboldan biraz anlıyorsak, "çilek" yerine bu takıma tek gerekenin "pitbull" olduğu o kadar açık ki. Geçen sene kazanılan şampiyonlukta Melo'nun payı saha içinde Selçuk'la beraber orta sahada gösterdiği mücadeleden ve attığı kritik gollerden ibaret değil. Brezilyalı oyuncu kavgaya girerken yanında görüp gözü kapalı mevzuya "dalacağın" türde bir kişilik, dosta güven verirken, rakibe korku salmakta, hırçın kişiliği ile pes etmeyen yapısı, takıma özgüven aşılarken, taraftarı da oyunun içinde tutabiliyor... Şimdi Melo'nun alternatifleri yazılıp çiziliyor medyada, "pitbull"dan daha da yeteneklisi, daha da ucuza alınabilir ama "o ruh" var ya o, gelecek futbolcularda zor bulunur, bu da silinmesin diye "tükenmez kalemle" yazıla...

Mahmuti "küfür?!" sebebiyle silindi, Melo "naza çekti" silindi, ama untulmamalı ki kimse baki değil bu kulüpte, yarın öbür gün gelecek sıkıntılı sonuçlar sonrası bugün "büyük başkan" diye bağıran bu tribünler, "istifa" diye de bağıracaklardır. Kime bağırmadılar ki, rahmetli Canaydın'a da mendil sallandı, "Saat kaç? 20.45" Adnan Polat'ı da tepetaklak etti sahanın dışındakiler... Şimdi sen siliyorsun ya, yarın sile sile sen de çekip gidebilirsin buralardan sayın başkan...

3 Ağustos 2012 Cuma

Melo Mevzusu ve Bill Shankly

"Futbolda kutsal üçleme vardır: Menajerler, futbolcular ve taraftarlar. Yöneticiler bu üçlünün arasına giremezler, onlar sadece çekleri imzalamak için vardır" der ya Bill Shankly, Melo'nun menajerlik şirketinin bugünkü açıklaması sonrası Galatasaray ve Juventus yöneticilerinin kalemlerine kuvvet diyoruz, haydi bitirin şu işi...

31 Temmuz 2012 Salı

Fenerbahçe'yi Neden Bıraktım

"6 yaşındaki Hıncal Uluç'un Fenerbahçe'yi bırakıp başka bir takıma neden gittiğini de yazdım ben. Galatasaray'ın şampiyon olmasını istememesinden dolayı Beşiktaş'a hükmen yenilmek için sahaya iki lisansız futbolcu ile çıktı Fenerbahçe ve o sene Galatasaray şampiyonluğu kaybetti. Ben, o sene bu durumu 6 yaşındaki aklımda spor ahlakına sığdıramayarak Fenerbahçeli olmayı bıraktım. Aziz bey o yazılarımı niye hatırlamıyor. Ertesi sene de Beşiktaş ödedi borcunu. Beşiktaş - Fenerbahçe maçında Beşiktaş yense Galatasaray yine şampiyon oluyordu bu sefer Beşiktaş çok zayıf bir takkımla çıktı ve o dönemde Türk medyasını tarihi başlıkları var."
Hıncal Uluç
Spor Yazarı

Leo Şarapları

Lionel Messi Vakfı ve Bodega Valentin Bianchi şaraphanesi birlikte bir projeye imza atarak Leo şaraplarını piyasaya sürmüşler. Beyaz, iki adet kırmızı ve özel şaraptan oluşan "koleksiyon"dan elde edilen gelir Arjantin'de çeşitli sosyal faaliyetlerde kullanılacakmış... Messi'den takdir edilecek bir davranış daha...

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Geldik

Tatil bitti ve biz geri döndük...

22 Temmuz 2012 Pazar

Barcelona'nın Yeni Transferleri!

Bu dört "yepyeni" Barcelonalıyı tanıyabildiniz mi?
Fotoğraf 1986 senesinden...



Liverpool 2012-13 Formaları

Arsenal'in bu sene giyeceği formaları tanıtmışken, bizim takım ne giyecek diye bir bakmak aklıma geldi ve onların da forma üreticisi farklı olmasına rağmen mor rengi tercih ettiğini gördük. Avrupa Ligi ve Carling Kupasında giyilecek forma takımın üçüncü forması olarak sunulurken, deplasman forması da Gerrard reyisin üzerindeki siyah forma. Warrior Sport'un bu sene hazırladığı ekipmanlardan iç saha forması da Suarez'in üzerindeki kıpkırmızı forma. Liverpool forması olsun da "çamurdan olsun" deriz de üçüncü forma dışında siyah ve kırmızıya bayıldım...


Arsenal 2012-13 Formaları

Futbolun tatilde olduğu yaz sezonun transfer haberleri kadar heyecan veren bir diğer olayı da forma tanıtımları. Bir çok kulüp peşi sıra yeni "giysilerini" tanıtırken, bunlardan biri de Arsenal. Londralı "topçular" iç sahada bu sene nostaljik kırmızı-beyazlı formayı tercih ederken, dışarıda mor ve siyah renklerden oluşan oldukça "şık" bir forma giyecekler, tabii kaleci Szczesny pembeler içinde ne kadar mutlu ona sormak lazım...



Özledik

Özledik mi?
Hem de nasıl...
O zaman hep beraber:
Harrrrry Harrrry Kewellll
Harrrrry Harrrry Kewellll


Brezilya'nın Olimpiyat Formaları

Thiago Silva, forma meraklıları için Brezilya Milli Takımının Olimpiyatlarda giyeceği ekipmanları paylaşmış...
Klasik sarı formanın yanında yine artık alışık olduğumuz mavi formalarla çıkacak sambacılar rakiplerinin karşısına...



21 Temmuz 2012 Cumartesi

Gözler Kapalı

Ah be Robben, bu sene kaçırdıklarından sonra gözlerin kaplı top sürme ve şut atma "şovun" çok mu gerekliydi sanki?

Galatasaray Yeni Sezon Formaları


Biz deniz kenarında güneşlenirken, Nike da Galatasaray için yapmış olduğu yeni sezon formalarını taraftarın beğenisine sunmuş. "Klasik Parçalı" her zamanki gibi yine gözde olurken, beyaz formayı da beğendim, keşke kolunda avea yazan sarı şerit olmasaymış, sahada herkes kaptanlık bandı takmış gibi gözükecek tribünden. Kırmızı forma da Nike'ın bir kaç yıldır kullandığı kreaksiyondan, aynı rengin koyu tonu kullanılarak yapılan parçalı şekli pek de fena durmuyor, bir çok taraftarın üzerinde görebiliriz.
Kısaca 3 tip forma güzel de, uzun kolluları da çıksa herkes mutlu olsa...
Reklamsız forma kampanyaları da başlamış twitterda ama Endüstriyel Futbol almış başını gidiyor, biz formayı kurtaramadan şortları bile kaybetmişiz maalesef, lakin taraftara satılacak olan ürünlerde neden reklam olur ki, parasını verip giymiyor muyuz, reklam satın almak istememe hakkımız yok mu?


Adrenalin... Kaldığı Yerden: Toyota GT86


Toyota’nın 50 yıllık spor otomobil birikimini, heyecan verici tasarım özellikleri ve üstün sürüş keyfiyle birleştiren Toyota GT86 Türkiye’de!

Spor otomobilde tutkunun yeni adı olan arkadan itişli Toyota GT86, sürücüsü ile bütünleşerek gerçek, saf ve eğlenceli sürüş keyfini garanti ediyor. Dünyada sadece Toyota’da sunulan önden yatay (boxer) motor ve arkadan itiş özelliklerinin hayat bulduğu sürücü odaklı Toyota GT86, aynı zamanda dünyanın en kompakt 4 kişilik spor otomobili olarak tüm dikkatleri üzerinde topluyor. Toyota GT86, yere yakın olan ağırlık merkezi ve aerodinamik tasarımıyla heyecan ve sürüş keyfi arayanlara hitap ediyor.

Toyota GT86 ultra hafif gövdesi, kompakt 4 kişilik tasarımı, mükemmel dış tasarımı ve içeride ayrıntılara verilen önem ile sürüş keyfini en üst seviyede yaşatırken, spor otomobil zevkini de geniş kitlelerin erişimine sunuyor. Toyota’nın D-4S teknolojisiyle üretilen 2,0 lt atmosferik boxer motoru ile 200 HP güç ve 205 Nm tork sunan GT86, 6 ileri otomatik vites modellerinde 7,1 lt/100 km yakıt tüketimi ve 164 g/km CO2 salımı ile ekonomik ve çevre dostu sürüşe verdiği önemi de ortaya koyuyor. GT86’da ayrıca ABS ve devre dışı bırakılabilen VSC ile GT86’nın üstün aerodinamik özellikleri sayesinde sürücüler kişisel sürüş kabiliyetlerini ortaya çıkarma fırsatını da bulabiliyorlar. GT86’da sunulan VSC SPORT seçeneği ise dengeden ödün vermeden aracın dinamik sınırlarının keşfine imkan tanıyor.

Toyota GT86 İstanbul Park’ta yapılan lansmanla Türkiye’de satışa sunuldu. Toyota GT86’nın turuncu, kristal siyah, saten beyaz ve şimşek kırmızı olmak üzere 4 farklı renk seçeneği bulunuyor.

Toyota GT86’yı daha yakından keşfetmek için www.adrenalinkaldigiyerden.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Tüm yeniliklerden anında haberdar olmak için Toyota’yı Twitter’dan takip edin: https://twitter.com/Toyota_Turkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.

16 Temmuz 2012 Pazartesi

Bir Sırp, Bir Koreli ve Bir Türk



Bir Koreli ile Sırp antrenmanda birbirine girerse ne olur?
Türk nakavt olur...
Bir Alman, Fransız ve Türk diye başlayan fıkralar gibi değil mi?
Hamburg idmanında Sırp oyuncu Rajkovic ile Koreli Son Heung-Min birbirine girince, onları ayırmaya çalışan Tolgay Arslan aldığı darbelerle yerde kalmış...
Neyse ki ciddi bir şeyi yokmuş genç topçunun...


Yepyeni CSKA



CSKA Sofya, dün bir yandan yeni formalarını tanıtırken, bir yandan da transfer döneminde takıma katılan 8 yeni futbolcuyu taraftarla tanıştırdı. Öncelikle KAPPA'dan vazgeçen kırmızı-beyazlılar bu yıl İtalyan spor markası LEGEA ile ekipman tedarikçisi olma konusunda anlaştılar ve kırmızı, beyaz ve siyah olarak aynı dizaynda 3 adet forma ile bu sene çıkacaklar maçlara. Formalar daha önce taraftara sunulup, kulübün storelarında satılmaya başlandığı için, taraftara pek sürpriz olmadı ama öte yandan yönetimin yüzü gülüyor zira     forma satış rakamları "rekor" düzeyde.
Dün gece sadece "giyecekler" değildi yeni olan, bir de transfer döneminde takıma katılan oyuncular da gösterildi taraftara. Anatoly Gospodinov  ve Tomas Cerny artık CSKA kalesini korumakla görevlendirilirken, Civard Sprockel, Lucas Pacheco Affini (Sasha), Bernardo Tengarrinha, Nilson Antonio, Hristo Yanev ve Michael Platini takıma katılan diğer oyuncular oldular. Ah oarda bir de Delev olsaydı...

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Hak Edene Küfredeceksin!

Küheylan at çul içinde de belli olur demişler. Oktay Mahmuti'nin Galatasaray'a kazandırdığı bu anlayıştı. Biz de o anlayışı, mo duruşu sevdik. Benim Mahmuti sevgim ortada zaten. Fatih Altaylı sitesinde ve gazetesindeki yazısında son noktayı koymuş. "10 yaşındaki kızım da öyle zannediyor" cümlesini okudğumda gözlerim doldu. Şimdi birileri bu adamın emeğinin üstünden prim yapacak ya! En çok da ona üzülüyorum. Neyse; buyrun:

Küfür meselesi
GALATASARAY yönetimi, geçen sezon basketbol takımına büyük başarılar kazandıran, basketbola küskün taraftarı tribünlere dolduran, takıma büyük coşku ve heyecan getiren koç Oktay Mahmudi'nin görevine son verince herkes şaşırdı.
Böylesi bir kıymetbilmezlik nasıl olur da olurdu.
Gerçek Galatasaraylılar çok öfkelendi Mahmudi'ye yapılana.
Gerçi aynı yönetim, basketbol takımının şahlanmasında büyük emeği olan yönetici Hakan Üstünberk'i de kaçırmayı başardığı için kimse şaşırmadı da yapılana...
Sadece kızdı, öfkelendi.
Ardından Galatasaray'ın içindeki bazı mikserler el altından medyaya haber saldılar.
"Yönetime küfrettiği için görevine son verdik." Bunlara göre Oktay Mahmudi aylar önce bir maç sonrasında yönetime küfretmişti.
"İyi de küfrettiyse o zaman niye kovmadınız?" diye sormak kimsenin aklına gelmedi.
Oktay Mahmudi de yönetimine küfrettiği için kovulan adam olarak damgalandı.
Önceki akşam Oktay'la karşılaştım.
Yıllardır tanırım. Ağzından küfür duymadığım için sordum, "Senin küfrettiğini hayatımda duymadım. Ne oldu da yönetime küfrettin" diye.
Gözleri doldu bir anda.
"Küfretmedim. Asla da etmem. Niye böyle bir şey uydurdular anlamak da mümkün değil. Herhalde taraftar karşısında kendilerini haklı konuma geçirmek isteyenler oldu yönetimde. Emin ol bilmiyorum. En üzüldüğüm, 10 yaşındaki kızım da öyle zannediyor. Etmedim. Etmem de" dedi.
Kızdım Oktay'a.
"Kabahat sende" dedim "Hak edene küfredeceksin".

8 Temmuz 2012 Pazar

Parma ve Kondisyon İdmanları



2010da şelaleler ve nehirlerde kondisyon depolamaya çalıştılar...
12. sırada bitirdiler ligi...



2011de buz banyoları ve oksijen maskeleriyle güç arttırmayı denediler...
8.sırada bitirdiler ligi...



2012de kumsalda ve denizde güçlerine güç katmayı planladılar...
Bakalım solukları nereye kadar yetecek bu sene...

Blog Widget by LinkWithin