30 Ekim 2015 Cuma
Fenerbahçe:1-1:Galatasaray
Aslında farkında değiliz... Maça 1-0 önde başlamışız... Golü de kulübedeki Burak çakmış... Kendisine küfür eden Fenerbahçeli taraftarlara kızgınlıklarının sebebini hatırlatmış... 4 yıldız...
Play-off sezonunda Kadıköy'deki final maçını Fırat Aydınus yönetmiş ve o stresin altından basarıyla çıkmıştı. O günden beri Fırat'a saygım vardı, diğer bir çok maçta yaptıklarına karşın ama pazar günü Kadıköy'de hakem berbat bir ilk devre geçirdi... Fenerbahçe'nin golünde ofsaytı göremezdi, yardımcılar uyarmazsa, yapacağı bir şey yoktu amatakdir hakları hep Fenerbahçe'den yana kullanıldı. Chedjou'nun sarı kartı o kadar komikti ki, Sneijder'i neredeyse dövdü ev sahibi topçular ama kart çıkmadı, çıkarılmadı... Ve ilk 20 dakikada gerçekleşen bire bir aynı iki pozisyonda Fırat Aydınus'un tavrı açısından manidar:
-Galatasaray yarı sahasında yedek kulübelerinin hemen önünde taç çizgisi üzerinde Podolski, Diego'yu düşürüyor. Kazanılan serbest vuruşu Fenerbahçeli topçular 10-15 metre ileriden kullanıyor.
-Fenerbahçe yarı sahasında yedek kulübelerinin hemen önünde De Sousa Podolski'yi taç çizgisi üzerinde düşürüyor. Bilal serbest vuruşu kullanmak için topu 5 metre ileri koyuyor ve Fırat Aydınus koşarak gelip, topu çizgi dibine yerleştirip, sprey ile çizgi çekiyor...
Şeytan ayrıntıda gizlidir ya, maçın kaderini her zaman penaltı kararları çizmez, öyle değil mi?
Bilal bu derbiyi hatırlamak istemeyecektir, zira sahanın en silik oyuncusuydu. Ne ikili mücadelelerde ayakta kaldı, ne de "o ince paslarını" atabildi... Bu sene Akhisar'dan alınırken, Hamza hocanın aklında Bilal'i Melo'nun yerine oynatmak vardı da o iş "Birlo"ya çok ağır geldi. O kadar ki, Fenerbahçe'nin baskılı oyunu sonrası topu hep Muslera gelişigüzel uzaklaştırmak durumundaydı maç boyunca. İşte bunlar hep "Melosuzluktan" ileri geliyor. Felipe Melo savunmaya gelir, Hakan'dan, Chedjou'dan, Semih'ten topu alır, Selçuk'a ulaştırır, oyunu kurardı. Oysa derbide, Chedjou ve Hakan pas atacak adam bulamayınca Muslera'ya döndüler, onun şişirmesi de Fenerlilerde kaldı...
Belki maç boyunca şut atamadı, çok etkili olamadı ama mağlubiyeti kabullenmeyen en baştaki adamdı Sneijder. Melo ruhtu, pes etmezdi, düştüğünde takım ayağa kaldırdı arkadaşlarını, yenilmezdi Melo... Şimdi Wesley savunuyor takımı, yüreklendiriyor arkadaşlarını...
Fenerbahçe alt yapısında yetişen Olcan'ın beraberlik golünü atıp armayı öpmesi de futbolun bir cilvesi... Hatta o golün devre arasında satılması düşünülen Olcan'ı takımda tutacak olması da ayak topunun başka bir cilvesi...
Stat: Ülker
Hakemler: Fırat Aydınus, Aleks Taşçıoğlu, Arkın Akgöl
Fenerbahçe: Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Kjaer, Ba, Caner Erkin, Mehmet Topal, De Souza, Nani, Markovic (Dk. 88 Alper Potuk), Diego (Dk. 79 Meireles), Van Persie (Dk. 63 Fernandao)
Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu, Chedjou, Hakan Balta, Carole (Dk. 41 Olcan Adın), Bilal Kısa, Selçuk İnan, Yasin Öztekin, Sneijder, Podolski (Dk. 78 Sinan Gümüş), Umut Bulut (Dk. 60 Burak Yılmaz)
Goller: Dk. 37 Diego (Fenerbahçe), Dk. 83 Olcan Adın (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 27 Chedjou, Dk 38 Hakan Balta, Dk. 58 Sneijder, Dk. 90 Muslera (Galatasaray), Dk. 38 Diego, Dk. 40 Mehmet Topal, Dk 53 De Souza (Fenerbahçe)
Play-off sezonunda Kadıköy'deki final maçını Fırat Aydınus yönetmiş ve o stresin altından basarıyla çıkmıştı. O günden beri Fırat'a saygım vardı, diğer bir çok maçta yaptıklarına karşın ama pazar günü Kadıköy'de hakem berbat bir ilk devre geçirdi... Fenerbahçe'nin golünde ofsaytı göremezdi, yardımcılar uyarmazsa, yapacağı bir şey yoktu amatakdir hakları hep Fenerbahçe'den yana kullanıldı. Chedjou'nun sarı kartı o kadar komikti ki, Sneijder'i neredeyse dövdü ev sahibi topçular ama kart çıkmadı, çıkarılmadı... Ve ilk 20 dakikada gerçekleşen bire bir aynı iki pozisyonda Fırat Aydınus'un tavrı açısından manidar:
-Galatasaray yarı sahasında yedek kulübelerinin hemen önünde taç çizgisi üzerinde Podolski, Diego'yu düşürüyor. Kazanılan serbest vuruşu Fenerbahçeli topçular 10-15 metre ileriden kullanıyor.
-Fenerbahçe yarı sahasında yedek kulübelerinin hemen önünde De Sousa Podolski'yi taç çizgisi üzerinde düşürüyor. Bilal serbest vuruşu kullanmak için topu 5 metre ileri koyuyor ve Fırat Aydınus koşarak gelip, topu çizgi dibine yerleştirip, sprey ile çizgi çekiyor...
Şeytan ayrıntıda gizlidir ya, maçın kaderini her zaman penaltı kararları çizmez, öyle değil mi?
Bilal bu derbiyi hatırlamak istemeyecektir, zira sahanın en silik oyuncusuydu. Ne ikili mücadelelerde ayakta kaldı, ne de "o ince paslarını" atabildi... Bu sene Akhisar'dan alınırken, Hamza hocanın aklında Bilal'i Melo'nun yerine oynatmak vardı da o iş "Birlo"ya çok ağır geldi. O kadar ki, Fenerbahçe'nin baskılı oyunu sonrası topu hep Muslera gelişigüzel uzaklaştırmak durumundaydı maç boyunca. İşte bunlar hep "Melosuzluktan" ileri geliyor. Felipe Melo savunmaya gelir, Hakan'dan, Chedjou'dan, Semih'ten topu alır, Selçuk'a ulaştırır, oyunu kurardı. Oysa derbide, Chedjou ve Hakan pas atacak adam bulamayınca Muslera'ya döndüler, onun şişirmesi de Fenerlilerde kaldı...
Belki maç boyunca şut atamadı, çok etkili olamadı ama mağlubiyeti kabullenmeyen en baştaki adamdı Sneijder. Melo ruhtu, pes etmezdi, düştüğünde takım ayağa kaldırdı arkadaşlarını, yenilmezdi Melo... Şimdi Wesley savunuyor takımı, yüreklendiriyor arkadaşlarını...
Fenerbahçe alt yapısında yetişen Olcan'ın beraberlik golünü atıp armayı öpmesi de futbolun bir cilvesi... Hatta o golün devre arasında satılması düşünülen Olcan'ı takımda tutacak olması da ayak topunun başka bir cilvesi...
Stat: Ülker
Hakemler: Fırat Aydınus, Aleks Taşçıoğlu, Arkın Akgöl
Fenerbahçe: Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Kjaer, Ba, Caner Erkin, Mehmet Topal, De Souza, Nani, Markovic (Dk. 88 Alper Potuk), Diego (Dk. 79 Meireles), Van Persie (Dk. 63 Fernandao)
Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu, Chedjou, Hakan Balta, Carole (Dk. 41 Olcan Adın), Bilal Kısa, Selçuk İnan, Yasin Öztekin, Sneijder, Podolski (Dk. 78 Sinan Gümüş), Umut Bulut (Dk. 60 Burak Yılmaz)
Goller: Dk. 37 Diego (Fenerbahçe), Dk. 83 Olcan Adın (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 27 Chedjou, Dk 38 Hakan Balta, Dk. 58 Sneijder, Dk. 90 Muslera (Galatasaray), Dk. 38 Diego, Dk. 40 Mehmet Topal, Dk 53 De Souza (Fenerbahçe)
7 Ekim 2015 Çarşamba
Aggressivo Casual Jacket
Yaz 2015'e geç merhaba dedi, erken veda ediyor. Daha üşümeye hazır değilken, yağmurlar, soğuklar birden titretti bünyeyi, hal böyleyken de attık t-shirtleri bir kenara salladık da başladık montlarla, yağmurluklarla gezmeye, işe, okula, maça gitmeye. Maça gitmek... Ah ne güzel bir deyim de, galiba bizim için nostalji olarak kalacak, maça gitmek... "Bir yemin ettim ki dönemem" diyordu ya rahmetli usta Kayahan şarkısında, bizimki de o hesap, e-bilet kalkana kadar uzaktan seyredeceğiz "tutkumuzu"... Gerçi, sağ olsun üçüncü lig var, amatör ligler var, orada gişeden bileti alıp ya da hiç biletsiz doyurabiliyoruz futbol iştahımızı, şükür... Ve o maçlarda olsun, sokakta olsun giyebileceğimiz bir ürünle karşımıza çıkmış Aggressivo markası: Casual Jacket... İngiliz holiganlar 70 yıllarda maç öncesi ve stad çıkışlarında polise "ayıklanmamak" için forma ve atkıdan vazgeçip, casual dedikleri Burberry, Stone Island, Fred Perry gibi marka ürünlerle takılmaya başlamış ve bir modanın öncüsü olmuşken, Aggressivo da 2015 Kış kreaksiyonunun ilk ürünü olan içi yün, dışı yağmur ve rüzgara dayanıklı mont ile söz konusu akımı memleket sınırları içine başarıyla sokmuş... http://www.aggressivo.org/polar/jacket-casual adresi üzerinden ön sipariş alınmaya başlanmış ki talep edilen sayı kadar basılacağı belirtiliyor üründen, o yüzden geç kalmadan siparişinizi verin, tribün modasını işte, sokakta, maçta doyasıya yaşayın... Yaşayın derken, "yaşasın endüstriyel futbola kafa tutan taraftar tasarımcılar"...
4 Ekim 2015 Pazar
Dirk Poşetleri
Fenerbahçe'den Feyenoord'a transfer olan Dirk Kuyt'a taraftarlar ilk iç saha maçında Hollanda'nın süpermarket zinciri Dirk van den Broek'in poşetleri ile merhaba demişler. Taraftar yaratıcıdır, yaratır...
3 Ekim 2015 Cumartesi
Üç Beş Çapulcu
Galatasaray taraftarı, hem de taraftar gibi taraftar olanlar, hani gece yatarken Galatasaray'ı, sabah uyandığında Galatasaray'ı düşünen, Galatasaray'ın maçı olduğu gün her şeyi bir kenara bırakan, hele ki takım kaybettiğinde dünyaları zehir olan Galatasaray'ı yaşayanlar, Florya'da pankartlarla protesto gösterisi yaparken, Dursun Özbek'in hotelinin önünde de meşaleli ve sloganlı tepkilerini ortaya koymuşlar. Kulübün gidişatının iyiye gitmediği gün gibi açıkken, tunelin ucunun hala karanlık olduğu görülürken, teknik direktöründen yöneticisine sorumluluk alması gerekenlerin "günü kurtarma" çabasında olması Galatasaray taraftarını daha da kahrediyor, daha da öfkelendiriyor. Transfer filan değil mevzu, "vizyonsuzluk" ve plansızlık can sıkan, "Biz bu sene ekonomik nedenlerle genç takımla oynayacağız" diyebilme cesareti olsaydı hocada ya da başkanda, iç saha deplasman fark etmeden Galatasaray bu sene "dopdolu" tribünlere oynar, galibiyet mağlubiyet fark etmeden maç sonu "Re re re ra ra Galatasaray Galatasaray cimbombom" diye uğurlanırdı. Ama yazdık ya, bunu düşünecek bir vizyon yokken, bu protestolar da "üç beş çapulcu" diyerek geçiştirilecektir de, Galatasaray iyiye gitmiyor, ve taraftarın tepkisi daha da ağır olacaktır... Bu kulübü tanıyan herkes de bunun farkında...
Video:
Yönetim İstifa
Hamzoğlu İstifa
27 Eylül 2015 Pazar
Galatasaray:2-1:Gaziantepspor
Pasolig denen "zımbırtı" yüzünden stada gitmeme yeminimize bir de Melo'nun satılması, daha açık ifadeyle takımdan koparılması eklenince maç da izlememe, bloga yazı yazmama kararı almıştım, bakmadım da Trabzonspor maçına, gene de uzak duramadım, twitterdan takip ettim, kahvehane yanından geçerken skoru öğrenmek için kafayı uzattım da, gene oturup seyretmedim... Ama derler ya "tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış", çok da umurumdaydı Dursun Özbek'in benim maçlara uzak duruşum, o televizyonlara "Üç yıl daha buradayım, başladığım işi yarıda bırakmayacağım" demeçleri veriyordu... Kötü oynamışız da, Trabzonluların kendi kalelerine attıkları golle galip gelmişiz, ne yaparsın, bu sene böyle... İki ileri, bir geri, bazen de iki geri bir ileri... Alışmak lazım...
Dün gece de öyle oldu, iç sahada ilk galibiyeti aldı Galatasaray... Ligin altıncı haftasında... Sami Yen'de, Türk Telekom Arena demeyi sevmiyorum, bir yenilgi, bir beraberlik sonrası 2-1lik skorla üç puanı hanesine yazdırdı... Çok mu iyi oynadı, ara ara baskı kurdu da, öyle ahım şahım bir top oynamadılar... Mersin maçında olduğu gibi golü yemesinin hemen ardından, aynı dakikada beraberliği sağladı da, skoru rahatlatacak gol çok çabuk gelmedi... Hatta stoper Hakan Balta'nın asistiyle galibiyet golü geldi Umut'la ama o Umut çok daha kolayını kalecinin kucağına teslim etti. Kolay demişken, Denayer'in ortasında harika bir kafa golü atan Podolski, ikinci yarının başında kat be kat basitini kale çizgisi üzerinden atamadı...
Umut maç sonu Lig TV muhabiri Pınar'a dert yanıyordu, "Ben gol kaçırınca 'saç baş yoldurdu' diyorsunuz, Demba Ba kaçırınca 'gol kaçtı' diyorsunuz" diye... Medyanın Galatasaray karşıtlığına katılıyorum da sen de çok kaçırıyorsun be Umut'um... Gerçi, dün geceki gol sonrası Hamza hoca da rahatladı, gol attığı için Umut'u yine yazacaktır ilk onbire bundan sonraki maçlarda... Zira bir sistem, bir plan var mı takımda, bilemiyorum... Stoper alınan Denayer, Atletico Madrid maçının devre arasında sağ beke çekildi, biraz parlayınca son iki maçta sağ bek oynamaya başladı, nereye kadar? İlk kritik hatada taraftar yuhlayana kadar... Sezona fena da başlamamıştı Sabri, asistler de yapıyordu, noldu da kulübeye çekildi? Hani Maxi Rodriguez'den iyiydi de sağ beke transfer yapmamıştık?
Melo'yu yollayıp, onların ifadesiyle "kendi gitmiş", Dzemaili'yi zorla kiralayıp, Rodriguez ve Jem Paul Karacan'dan "fayda" beklemek... Hadi İspanyol bir şeyler yapmaya çalışıyor da kalitesi belli, ligte oynar, Avrupa'da sırıtır. Ama Jem Paul nedir? Dün gece 20 dakika işkence çektirdi Hamza hoca, bu "veleti" oynatacağım diye... Yasin'i oyundan alıp, Sneijder'i sola çekip, Bilal'i ileri attı ve Jem Paul'a verdi Melo'nun görevini... Pek gole niyeti olmayan Antepliler, o dakika sonrası beraberlik için ümitlendiler de, Mutlu hoca Okan Buruk'un da çokça yaptığı gibi Mustafa Durak'tan gol bekledi... Geçen sene Antep'te Fenerbahçe maçında boş kale yerine direk dibindeki Fenerbahçeli oyuncuya topu nişanlayan Mustafa, kanatımca ligin en "sakar" topçularındandır, belki çok koşuyor ama verimsiz, gol becerisi "beceriksilik" boyutunda. 76. dakikada penaltı noktasından Muslera'ya nişanlandığı topu, Muhammed ya da başka Antepli olsa gole çevirmişti de, şansımıza Mustafa Durak topla buluştu...
Başta da yazdığım gibi bu sene böyle ite kaka ilerleyeceğiz, maçlarda göreceğimiz ufak tefek hikayeler, oyuncularımızın anlık hareketleri yüzümüzü güldürecek...
Son olarak, çarşamba gecesi Astana maçı çok zorlu geçecek, umarım iyi konsantre olurlar topçular, yoksa perişan oluruz... Antep karşısındaki 3 puan kimseyi yanıltmasın...
Stat: Ali Sami Yen
Hakemler: Alper Ulusoy, Serkan Ok, Adil Sinem
Galatasaray: Muslera, Denayer, Semih Kaya, Hakan Kadir Balta, Carole, Rodriguez, Bilal Kısa, Podolski (Dk. 78 Sinan Gümüş), Sneijder (Dk. 89 Emre Çolak), Yasin Öztekin (Dk. 73 Jem Paul Karacan), Umut Bulut
Gaziantepspor: Karcemarskas, Barış Yardımcı, Vranjes, Elyasa Süme, Mehmet Sedef, Erdem Şen, Abuda (Dk. 75 Putsila), Orkan Çınar (Dk. 61 Mustafa Durak), Chibuike, Larsson (Dk. 85 Ferhad Ayaz), Muhammet Demir
Goller: Dk. 9 Muhammet Demir (Gaziantepspor), Dk. 11 Podolski, Dk. 56 Umut Bulut (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 16 Larsson, Dk. 29 Chibuike (Gaziantepspor), Dk. 19 Semih Kaya, Dk. 37 Rodriguez, Dk. 68 Podolski, Dk. 83 Umut Bulut (Galatasaray)
1 Eylül 2015 Salı
Spor Toto 3.Lig 3.Grup/ 2.Hafta
Çine'den deplasman galibiyetiyle dönen Çatalcaspor, iç sahada taraftarıyla buluştuğu maçta Batman Petrolspor'u konuk etti. Güzel bir havada tribünler doluydu, İstanbul'daki Batmanlılar da yalnız bırakmadılar takımlarını da sahada ilk devre sıkıcı mı sıkıcı bir oyun vardı, deyim yerindeyse ki yerinde iki kaleci ilk 45 dakikayı yere yatmadan tamamladılar, ellerine top değdi mi, aut kullanmak için topu dikerken tutmuş olabilirler... Ama ikinci yarı Çatalca'nın geçtiğimiz yıllardan klasikleşen oyun tarzı sahneye kondu: "İlk yarı rakibini durdur, ikinci devre saldır"... Gol için çok uğraştı sarı kırmızılılar da, bazen kaleci Süleyman, bazen de direkler müsaade etmedi. Maçta göze batan topçuların zirvesinde sol bek Oğuz Çetinkaya var... Geçen yıl da iyi bir grafik yakalamıştı, hatta Osmanlıspor'a transferi konuşuluyordu, bırakmamış oyuncusunu Kadir hoca demek, Oğuz da takımını bırakmıyor, hırsıyla, mücadelesiyle, taraftarı da sahaya çekiyor, ateşliyor... Galatasaray altyapısı olan Eren Ahmet'i de beğendim, sol ayaklı bir topçu, ikili mücadelelerde başarılı ve çabuk, ayağına hakim. Çatalcaspor teknik direktörü Kadir Akbulut da ondan çok şey bekliyor olacak ki, sık sık yanına çağırıp taktik verdi maç boyunca. 10 numara oynayan Sezer Güler de iyi olacak, kendine güveni var, takımı yönlendirmek istiyor... Defansta Evren'in yanına bu sene katılan Halit de fena değil, iyi bir ikili olacaklar da Allah sakatlıktan korusun...
Batman'da çok da göze batan topçu görmedim, geçen haftanın golcüleri Sebahattin ve Rahman pek yoramadılar Çatalca savunmasını, sonradan oyuna giren Samet daha istekli ve arzuluydu... 16 numaralı Bursa Karacabey doğumlu Ramazan savunmada liderlik özellikleriyle gözüme çarpan isim oldu...
Grubun diğer maçlarına göz atarsak, Bayburt kazanmaya devam ediyor ve Korfez İskenderunspor'u deplasmanda mağlup ettiler. Dersimspor-24 Erzincanspor maçında da Çatalca'da olduğu gibi gol sesi çıkmadı. Puanları paylaşan diğer iki takım da Tavşanlı Linyitspor ve Kastamonuspor olurken, deplasman ekibinde Yaşar Çetin geçen haftadan sonra bu hafta da fileleri havalandırdı... Çorumspor mağlup olmaya devam ediyor, bu sefer de geçen haftadan kırmızı kart cezalısı bolluğu yaşayan Manavgatspor'a yenildiler. İlk hafta Gölcük'ten 3 gollü galibiyetle dönen Darıca Gençlerbirliği, içerde son dakikada yediği golle Niğde Belediyespor'a kaybetti. Puansız takımların karşılaşmasında Beylerbeyi Gölcğkspor'u tek golle geçip 3 puanla tanıştı. Bergama da deplasman fatihlerinden oldu bu hafta, onlar da Sandıklı'dan 3 puan alıp üst sıralara tırmandı ve aynı şekilde Dardanelspor, Bursaspor alt yapısından yetişen Özer'in golü ile Tarık Daşgün'ün Vanspor'unu mağlup etti.
Körfez İskenderunspor-Bayburt Grup Özel İdare Gençlik ve Spor: 0-1
Dersimspor-24Erzincanspor: 0-0
Manavgatspor-Çorum Belediyespor: 2-1
TKİ Tavşanlı Linyitspor-Kastamonuspor: 1-1
Çatalcaspor-Batman Petrolspor: 0-0
Darıca Gençlerbirliği-Niğde Belediyespor: 1-2
Beylerbeyi-Gölcükspor: 1-0
Sandıklıspor-Bergama Belediyespor: 0-2
Dardanelspor: 1 - Van BBSK: 0
Torku Konyaspor:1-4:Galatasaray
Aslında çok şeyler yazacaktım Konya deplasmanındaki galibiyete dair... Burak'ın patlaması, Sabri'nin asist krallığına yolculuğu, Sneijder'in kaleyi bulan toplarının gol olması, Carole'un iyi işler yapacak görüntüsü, Fırat Aydınus'un ilk hafta Fenerbahçe-Eskişehir maçında kart dahi göstermediği Fernandao pozisyonunun 5 kat hafifine tereddütsüz sarı kart çıkarması, Aykut Kocaman'ın ilginç hakem eleştirisi, Muslera'nın alışık olmadığımız serbest vuruş golü yemesi, Semih'in ilerde torunlarına gülerek anlatacağı "şans bal" golü ve daha niceleri... Hikayesi bol maçtı da, Melo'nun takımdan koparılması haberiyle tadımız kalmadı, tuzumuz hiç yok... Passolig, e-bilet filan iyice uzaklaştırmıştı bizi tribünlerden de, Dursun Özbek televizyon başında maç izleme keyfimizi de "sümüklü mendil"gibi attı çöp kutusuna...
Sneijder, Muslera bir kenara da mağlubiyete kim itiraz edecek şimdi? Tribündekilerin duygusunu sahaya kim yansıtacak? Kim yetişemeyeceği bir topa son bir hamle yatarak kayacak? Kim rakibin bir atağını kestiğinde gol atmışçasına sevinecek? Kim Kadıkoy'de atılan bir sürü yabancı madde altında başını eğmeden, tebessüm ederek sahaya çıkacak?
Belki biraz Sabri...
Selçuk? Burak?
İnşallah ama formayı atan Selçuk kalbimde bir çizik bıraktı, bir daha güvensem mi?
Burak... Melankolik... Bir küsüyor, bir oynuyor...
Neyse işte, başta dedim ya, üzüldüm, kırıldım,küstüm...
Belki bu yazılara ara da veririz... Belki de yazarız...
Galatasaray'dan kopamayız, Galatasaray'a küsemeyiz de...
Futboldan soğudum işte...
STAT: Torku Arena
HAKEMLER: Fırat Aydınus , Aleks Taşçıoğlu, Arkın Akgöl
TORKU KONYASPOR: Kaya - Mehmet Uslu, Dossa , Vukovic, Ali Turan (Dk.82 Traore), Ömer Ali , Volkan (Dk.71 Halil İbrahim ), Ali Çamdalı , Meha , Vedat (Dk.67 Holmen ), Bajic
GALATASARAY: Muslera - Sabri , Chedjou (Dk.30 Semih) , Hakan , Carole , Selçuk , Melo , Sneijder, Poldolski (Dk.77 Rodriguez ), Umut (Dk.56 Emre ), Burak
GOLLER: Dk.35 Meha, (Torku Konyaspor), Dk.8 Burak, Dk.39 Semih, Dk.87, Dk.90+4 Sneijder (Galatasaray)
KIRMIZI KART: Dk.66 Carole (Galatasaray)
SARI KARTLAR: Dk.28 Meha, Dk.45+1 Ömer Ali, Dk.68 Volkan, Dk.83 Holmen, (Torku Konyaspor) Dk.67 Sneijder (Galatasaray)
Güle Güle Felipe Melo
Mehmet abi (Şenol) facebook hesabında oldukça duygusal, tarih kokan, Galatasaray'ı anlatan bir "Melo'ya mektup" yazmış. Ben onun kadar yazabilir miyim, büyük ihtimal yazamam da gözümüzün önünden Melo'nun kayıp gitmesi ve hiç birşeye yaramayan sanal medya isyanlarımız dışında sadece bu satırlar vasıtasıyla bir güle güle yazısı yazar, kalbimdeki hüznü göz yaşları yerine klavyenin harflerine akıtabilirim diye düşündüm. Belki de acımı artık çok az kalan blog okuyucularıyla paylaşarak azaltmak istedim... Belki bir şekilde Melo bu yazıları okur da, kırgın gittiyse bu ülkeden, hala onun için üzülen, onun yaptıklarına değer veren, onu anlayan insanların olduğunu hisseder diye yazmak istedim... Her neyse işte... Gücü elinde bulunduranlar Melo'yu yolladılar ve biz de biçare kaldık... Üzgün kaldık... Tadımız tuzumuz gitti...
İlk topçu muydu Melo, peki bu kadar bağlandığımız? Ljung'u da çok sevmiştim, Falco'yu da... Koseçki'yi çok da iyi hatırlayamıyorum ama gözümün önüme gelen sağanak yağmurlu bir kış gecesi,balçık gibi İnönü stadında Beşiktaş maçında topu sürüklemesi ve ardından Recep'in ona tekme atmaya çalışması... O da çok sevilmiş tribünlerde ki zamanında yapılan "Kosecki, Kosecki, bitmez sana taraftarın sevgisi, ne Adnan ne Yalman, biz de yokuz Kosecki sen olmadan" bestesini alakasız kez çok defa deplasman otobüsünde söylemişliğimiz var... Gütschow vardı bir de, Kadıköy'de Fener'i dörtlediğimiz maçta efsane olmuştu, Alman ajanı filan diyorlardı, daha bir farklı gelirdi, topçu ve ajan, severdik... Simoviç ve Prekazi'ye de yetişemedik, Bulgaristan'daydık, burada büyümüş olsaydık çocukluk kahramanlarımız olurlardı, orası kesin... Orta sahaya kadar zor degaj atardı ama Stauce de gönlümüzü kapmıştı, fena da kaleci değildi, Şampiyonlar Ligi maçlarında hatırlıyorum daha çok Litvanyalıyı... Hafızayı yoklayınca Van Gobbel geliyor birden aklıma, o da savaşçıydı, pes etmiyordu, o yüzden sevmiştik siyahi topçumuzu... Saunders'ı ve Souness'in bayrak diktiği Fener maçını da unutmadım tabii ki, Galler'den gelmişti, ufak tefekti ama iyi golcüydü Dean Saunders... Sonra Rumenler geldi, Hagi, Popescu, Filipescu, İlie... Ilie de ansızın satılmıştı da ertesi gün İnönü'de bir İstanbulspor mağlubiyeti sonrası göz yaşı dökmüştüm ardından... Taffarel'i de unutmayalım, değil mi? Mondragon, Perez, Fleurquin, unutulur mu? Saygıdan ancak eğilirim önlerinde... Bir de Radu Niculescu vardı, kaç gol attı hatırlamam, az attı da tek golü şampiyon yapmıştı bizi Samsun'da, Şirinler taraftar grubundan yediğimiz taşlar, başlarda akan kanlar ve Radu'nun golü... Üç yıldızı takmıştık formaya... Felipe, Revivo, Lukunku ve Xavier... Farklı saçları ve sakalıyla Xavier, o da savaşçıydı, tekmeye sokardı kafasını Song gibi... Tomas ve Song... Fener'de formayı yere atıp, Galatasaray'da şampiyonluk için göz yaşları döken Tomas... Ya İliç... Sasa İliç, Partizan tribünlerinin "bayrak adamı" İliç, Adnan Polat tarafından cayır cayır koparılmadı mı Galatasaray'dan... Riberry de geçti, Marsilya çaldı elimizden, hoş çalmasaydı da tutabilecek miydik, orası da ayrı bir muamma... Carrusca için çok dua ettik, iyi çıksın, patlasın, göstersin kendini de olmadı, ama onu da mühürledik kalbimize... Nonda, Nonda, Shabani Nonda, kaç santimdi Nonda, Volkan Demirel iyi hatırlar... Lincoln'e doyamadık, Keita'ya da... Kewell'a hiç doymadık, hep kalsaydı bu memlekette istedik... Sonrası zaten bizim yeni çocuklar, Sneijder'i, Drogba'sı, Elmander'i, Riera'ası...
Ama Melo dört sene içinde 220 küsür maçta öyle izler bıraktı ki, bu saydıklarım arasında çok farklı bir adamdı işte... Öyle istatistik kağıtlarında bulamazsınız Melo'nun değerini, boşa aramayın, kaç maç oynamış, kaç gol atmış, kaç kilometre koşmuş filan... Onlar sıradan topçuların işi, bazı topçular doğuştan özeldir, savaşçıdır, liderdir... Yenilmezdir Melo gibileri... Kolayca pes etmez, bırakmazlar harbi... Onunla her savaşa girersin, zira bilirsin ki herkes kaçsa, arkanda bir tek Melo kalacaktır... Hatırladık değil mi Kadıköy'de maç çıkışı takım arkadaşları kafalarını tutmuş eğilmiş tünele kaçarken, önde parçalı formayı flama gibi göklerde tutarak başı dik giden Melo'yu... Ya da takım arkadaşına diklenen biri olduğunda karşısında ilk kimi buluyordu? Ara pas yapmış, gol atmış beni çok cezbetmez de, kalemize giden bir forvetin ayağına ölümüne atlayıp, topu kornere çelmesi sonrası kükremesi yok mu? Çekmiyor muydu en uyuyan taraftarı maça, ya gazlamıyordu sahada eli belinde gezen takım arkadaşını... Bunu yazarken de gözümün önüne geldi, ikili mücadele Melo yere düşüyor, hem de yüzü koyun ve top yanından auta çıkıyor da kafasıyla son bir dokunuş peşinde Melo... Bunu ne diye yazar o paçavra istatistik kağıtları... Yazmaz... Onlar yazmaz da basın da yazmaz... Hatta "kral çıplak" diyen Melo'yu lince de kalkarlar, köpek derler, terbiyesiz derler, "Beni değil, şike ve ırkçılığı konuşun" demiştir çünkü, çekinmeden... Sıkmamıştır Demirören'in elini... Kaç topçu buna cesaret etmiştir, bırak topçuyu İmparator dediğimiz, baba gibi sevdiğimiz Fatih Terim bile Demirören'in yanına gitmek için bırakıvermişti Galatasaray'ı... Ya Emre'ye "go out" demesi... Acun, Emre, Arda tayfasından çekinmeden, gelecek kaygısı olmadan postalamıştı Belözoğlu'nu Sami Yen'den...Sami Yen demişken ne isterdim biliyor musunuz, Mecidiyeköy Ali Sami Yen kapalısında Melo'yu setlerde görmek... Yakışmaz mıydı?
Galatasaray için penaltı bile kurtarmışlığı olan bu adam gibi adam şimdi Galatasaray'dan ayrıldı...
Hem de hak etmediği bir şekilde...
Neden mi?
Doğru söyleyeni de sevmezler, delileri de istemezler bizim buralarda...
Nasıl mı?
Twitterdan ceza verirler, bir takım arkadaşı sahip çıkmaz, sadece taraftar ve Unal Aysal vardır arkasında.... Yalnızlaştırılır...
Emre Belözoğlu'na rest çeker, medyada istenmeyen adam olur, takım arkadaşları Emre ile gece kulüplerinde "kanki" muhabbeti yapar... Küstürülür...
Her platformda şikeyi dile getirir, Galatasaray'ı savunur, Demirören'in elini sıkmaz, kendisini bir Allahın kulu savunmaz... Üzülür...
Ameliyat olur, takımı yalnız bırakmamak için 1-2 ay içinde sahaya döner, yatarak primleri, transfer taksitlerini alanlara "takım içi denge" muhabbeti yapılır... Şaşırtılır...
Bir Süper Kupa derbisinde kaçırdığı penaltı vuruşu sonrası üzülürken, Volkan kendisine arkadan tekme atar ve yanında takım kaptanı başta olmak üzere hiç bir takım arkadaşını göremez... Dışlanır...
Her maç sonra televizyon kanallarını parsellemiş Fenerbahçe yanlısı yorumcular programa Melo şöyle diye başlayıp Melo böyle diye bitirirken, bir tane kulüp idarecesi çıkıp, "Yeter artık" diyemez... Sahipsiz bırakılır...
Ve kamuoyunda yaratılan "antiMelo" algısı Melo'nun çocuklarına okulda yapılan fiziki saldırı boyutuna da dönüşür, işin en iğrenci... Öfkelenir...
Kırılır... Öfkelenir... Şaşırır... da taraftar vardır arkasında her zaman... O da bunu bilir... Taraftar da... Bakmayın playstation ile büyüyüp, Rıdvan yorumlarıyla futbol muhabbeti yapan yeni yetmelere, taraftar dedim, taraftar, en harbisinden... "Felipe Melo'nun askerleriyiz" diye avazı çıktığı kadar bağıran, duvarları spreyleyen...
Lakin güç başkalarının elindedir... Yönetim "o gidecek, bu kalacak" der... Mantıklı neden arama, "sebep-sonuç ilişkisi" yazılı kağıtlarında kalmıştır... Kopardılar takımın ruhunu, "ben yenilmem, Galatasaray yenilmez" diyenimizi... Ve bizim "deliyi" bizden koparanlar "gitmek istiyor, gitmek istiyor" diye yaygara kopardılar, günahlarını affettirmek istediler de, "Aklımdan gitmeyi hiç geçirmedim" diyen Melo'nun cümlesini küçücük harflerle geçirdiler hiç okunmayacak yerlerde... Olsun, bir gün Dursun Özbek de gidecek, "Melo bize lazım, onu yollayamayız" diyemeyen Hamza Hamzaoğlu da gidecek ve arkalarından kimse üzülmeyecek, kimse üç beş satır yazmaya tenezzül etmeyecek, herkes yeni gelen başkanı, yeni gelen hocayı mutlulukla, umutla karşılayacak. Oysa "para kazandık" diyerek yolladıkları Melo'nun ardından yüzlerce mektup yazılıyor, binlerce kırık kalp göz yaşı döküyor ve gelecek hiç bir topçunun onun kadar sevilmeyeceğini haykırıyor taraftar...
Öyle işte... Sevdiğimiz adam şimdi İtalya'da eski hocası Mancini'nin yanında... Ama o da biliyor, biz de biliyoruz, onu bizim sevdiğimiz kadar kimse sevmedi, kimse de sevmeyecek... Ve şu da kesin ki, bir gün İstanbul'da, Ali Sami Yen'de yine yollarımız kesişecek... Ne demişti son kez insagramda "Bu bir veda mesajı değil, bu tekrar görüşürüz mesajı"...
Görüşeceğiz be Felipe...
Ne biz seni unutacağız...
Ne sen bizi...
Yolun açık olsun pitbull...
Bize yaşattıkların ve kutsal parçalı forma uğruna savaşın için teşekkürler...
26 Ağustos 2015 Çarşamba
Ben Burada Olduğum Sürece
"Ben burada olduğum sürece Vitor Pereira görevde kalacak"
Aziz Yıldırım
Fenerbahçe Başkanı
Hocasına güvenini(!) yansıtırken
Spor Toto 3.Lig 3.Grup/ 1.Hafta
Geçen sene ilk defa 3. ligde mücadele eden ve aşına olmadığı yerde öncelikli hedef olarak kalıcılığı hesaplayan Çatalcaspor, bu sene üst sıraları hedefleyerek lige başladı. Bolu'da yaptığı hazırlık kampının ardından kendi tesislerinde ligin ilk maçı olan Çine Madranspor karşılaşmasına hazırlanan sarı-kırmızılı ekibimiz, lige de deplasmanda alınan üç puanla başladı... Geçen yıl sahasının da onarımda olmasıyla sürekli gurbette olan ve taraftarından uzak kalan Çatalcaspor'u bu sene içeride mümkünce takip edip bloga maçtan fotoğraflar ve izlenimlerle haber yapacağız, twitter üzerinden de maçın kritik anlarını an be an paylaşacağız, gidemediğimiz yerlerde de internetin nimetlerinden yararlanıp sizlerle paylaşacağız maçtan bilgileri. İşte bu hafta sonu 2-0 kazandığımız Çine Madran maçına dair cinemadran.com sitesinin izlenimleri:
Spor Toto 3. Lig 3. Grup'ta ilk hafta kendi sahasında Çatalcaspor’u ağırlayan Çine Madranspor, kendi taraftarı önünde rakibinin 54 ve 90+ 5’de gelen golleriyle yıkıldı.
Çine Yüksel Yalova Stadı'nda oynanan karşılaşmanın ilk yarısında her iki takım da pozisyon üretemedi. Maçın ikinci yarısına hızlı başlayan Çatalcaspor, aradığı golü 54’ncü dakikada İlhan’ın ayağında buldu. Bu dakikada gelişen konuk ekip atağında ceza sahası dışında topla buluşan İlhan, plase bir vuruşla topu uzak köşeye göndererek takımını öne geçirdi: 0-1. 60’da ceza sahası dışında topla buluşan İlhan’ın sert şutunda kaleci Halim köşeye giden topu kornere çeldi. 66’da rakibi karşısında pozisyon bulmakta zorluk çeken ve etkili bir oyun sergileyemeyen Madranspor'un atağında Mustafa Kara’nın ceza sahası içine ortasında Hüseyin'in kafa vuruşunda top farklı bir şekilde auta gitti. 80’de gelişen Çatalcaspor atağında Sezer’in ortasında arka direkte topla buluşan Engin, müsait pozisyonda meşin yuvarlağı yan direğe nişanladı. 88’de Ertuğrul’un ceza sahası içine ortasında Aykut’un sert şutunda Halim gole izin vermedi. 90+5’de oyuna ikinci yarı dahil olan Sezer maçın skorunu belirleyen golü kaydetti: 2-0.
Madranspor, ligin ilk maçında kendi sahasında oynadığı vasat futbolla hem üç puandan oldu, hem de taraftarını üzdü
ÇİNE MADRAN – ÇATALCASPOR :0-2
STAT: Çine Yüksel Yalova
HAKEMLER: Hasan Kılıçaslan **, Mustafa Akkuş **, Adem Şahan **
ÇİNE MADRANSPOR: Halim **, Yunuscan *, Hüseyin *, Mustafa *, Mustafa Kara * (78 Mert *), Gökhan *, Emre * (62 Osman Doğru*), Muhittin *, Mustafa Acar *, Semih * (62 Oğuz *), Osman *
ÇATALCASPOR: Sercan **, Oğuz **, Evren **, Eren * (62 Ertuğrul **), İlhan **(76 Engin **), Sertaç ** (80 Sezer **), Mikail **, Aykut **, Halit **, Gökhan **, Murat **
GOLLER: Dk 54 İlhan ve 90+5 Sezer
SARI KARTLAR: Yunuscan, Muhittin ve Emre (Madranspor), Sercan, Evren ve Sertaç (Çatalcaspor)
Bu arada grubumuzun diğer maçlarına da göz attığımızda Darıca Gençlerbirliği, Gölcükspor'u deplasmanda 3-1 yenerken, bu sene Diyarbakirspor'da transfer edilen Nurullah Dağaşan hattrick yaptı ve maçın yıldızı oldu. Bayburt'ta sarı kartların havada uçuştuğu maçta ise Bayburt Grup Özel İdare geriden gelerek Beylerbeyispor'u 2-1 mağlup etti. Ev sahibi adına iki golü de Hayri Mert Yomralıoğlu kaydetti. İlk haftanın lideri Batman Petrolspor, Sandıklıspor'u 4-1'le geçerken, dört atan başka bir takım olan Van Büyükşehir Belediyespor, Tavşanlı Linyitspor'u 4-2 yendi. "Van kedilerinin" gollerine Ömer Yıldız (2), Medeni Bingöl ve Ali Kurt imza atarken, hocaları "bir zamanların transfer yıldızı" Tarık Daşgün'ü de mutlu ettiler. Üç kırmızı kartın çıktığı maçta Kastamonu 1966, Manavgaspor'u 2-0 mağlup etmeyi bildi ve lige iyi bir başlangıç yaptı ama Uğur Çelik'i kaybetti. Geçen senenin flaş takımı Çorum Belediyespor, iç sahada Ali Eren Beşerler'in hocalığını yaptığı Dersimspor'a 2-1 kaybederken Mustafa Aydoğdu takımı adına 2 golle yıldızlaştı. Bu arada Ali Eren hoca futbolculuktaki sert tavrını topçularına da yansıtmış olacak ki Dersimspor'dan 7 oyuncu bu karşılaşmada sarı kartla tanışmış oldu. Grupta "ne sevinen ne de üzülenin" olduğu iki maç ise 24 Erzincanspor-Körfez İskenderunspor (1-1) ve Bergama Belediyespor-Dardanelspor (0-0) arasında oldu.
Gölcükspor-Darıca Gençlerbirliği: 1-3
24 Erzincanspor-Körfez İskenderunspor: 1-1
Bayburt Grup Özel İdare-Beylerbeyi: 2-1
Batman Petrolspor-Sandıklıspor: 4-1
Van Büyükşehir Belediyespor-TKİ Tavşanlı Linyitspor: 4-2
Kastamonuspor 1966-Manavgatspor: 2-0
Çorum Belediyespor-Dersimspor: 1-2
Bergama Belediyespor-Dardanelspor: 0-0
Çine Madranspor-Çatalcaspor: 0-2
Galatasaray:1-2:Osmanlıspor
İlginç bir maçtı pazartesi gecenin ilerleyen vakitlerinde Ali Sami Yen'de yaşadığımız... Kağıt üzerinde kolay bir ekip olan bir zamanların Ankaraspor'u şimdinin Osmanlıspor'u karşısında Galatasaray üstün de bir oyun sergiledi, topu %70-%80 oranında ayağında tuttu, Barcelona gibi "tiki-taka"lar da yaptı, Ahmet Şahin'in kalesini de şut yağmuruna tuttu özellikle son 20-25 dakikada ama maçın hakemi Hüseyin Göçek son düdüğü çaldığında skor tabelasında ev sahibinin 2-1 mağlubiyeti yazıyordu... Peki ne olmuştu da bu sezon taraftarıyla ilk kez buluşan Galatasaray daha ikinci haftada mağlubiyetle tanışmıştı? İzlediklerimizi ve gözlemlerimizi kısa kısa yazalım bakalım...
Öncelikle Muslera bu hafta da çok "pis" bir gol yedi, Osmanlıspor'da Torje'nin attığı golde orta beklerken gafil avlanması bizler kadar, kendisini de üzdü de, ilk golde de formda bir Muslera topun filelere gitmesine müsaade etmezdi. Geçen hafta Sivas'ta topu elinden kaçırması sonrası bu maçta da yediği gol "kısmetsizlikler" serisinin devam etmesi demek kalecimiz adına ama hala diyoruz "canın sağ olsun Nando, senden değerli mi 3 puan?"... İşi duygusallıktan çıkarıp, rasyonel boyutta incelersek de, geçen sene mucizevi kurtarışlar yaptığı için son haftalarda tek golle üçer puanları toplamıştı Galatasaray, şimdi Muslera "sıradanlaşınca" takımın da "sıradan" olduğu kabak gibi meydana çıkıverdi...
Hamza hocanın takıma "rütüşleri" de pozitiften ziyade takımı negatif yönde etkilemeye devam ediyor. Sivas deplasmanında "savunma" bahanesiyle Burak'ı kulübeye çekmişti, iç sahada da Yasin'i kenarda oturtup Umut'la başladı oyuna. Hatta takım 2-1 mağlupken, "savunma" yapmıyor diye gol atacak tek adam olan Burak'ı çıkarıp, "çok koşuyor" diye Umut'u tuttu sahada... İstatistik iyidir, hoştur da "herşey" değildir, Hagi de çok koşmazdı ama "bi çaktı mı üç puanı getirirdi takıma"... Burak belki kilometrelerce koşmuyor ama koştuğu zaman tam koşuyor, üç pozisyondan birini gole çeviriyor. Ayrıca, pazartesi gecesi özel şekilde hazırlamıştı kendini maça, çok hırslıydı, gol istiyordu, ama bencilliği de yoktu, arkadaşlarını da oynatıyordu... İşte o Burak "tebessüm" ederek kulübeye giderken, biz de televizyon başında acı acı tebessüm ediyorduk...
Şanssızlıklar da maçın skorunu etkiler çoğu zaman. Burak'ın 19. dakikada yaptığı kafa vuruşu mucizevi şekilde çıkmasa, 72. dakikada Podolski'nin aynı dakika içinde iki pozisyonunda Ahmet Şahin devleşmese, 20-30 metreden örümcek ağlarını temizleyen Selçuk 10 metreden köşeyi bulsa ve Sneijder ile Podolski'nin çektiği onlarca toptan biri kaleyi bulsa, puan tablosunda Galatasaray'ın karşısında 4 puan yazması "işten" değildi... Çoğu maçta yakalanmayacak pozisyonlar da buldu sarı-kırmızılı topçular da meşin yuvarlak pek de kale çizgisini geçmek istemedi....
Ve bu sezon görüldü ki Türkiye Süper Liginde Melo olmak oldukça zor bir iş olacaktır. Hakem Hüseyin Göçek o kadar önyargılı davrandı ki Brezilyalı topçuya, diğer hakemlerin de böyle davranacağını tahmin ediyorum, her pozisyonda faul çaldı Galatasaray aleyhine. Hakemler geçen seneden beri "medyanın köşebaşını tutmuş" Galatasaray aleyhtarları tarafından Melo karşıtı olarak "şişirilmişti", bunu biliyorduk da, transfer süreci boyunca maalesef Galatasaray taraftarı da bu "kalemşörler"ce Felipe Melo aleyhinde "dolduruldu"... Bereket 58. dakikada oyuna girdikten sonra hatalı pas yapmadı yahut top kaptırmadı da tribünlerdeki "seyirci" ıslıklamadı kendisini ama koca sezon boyunca hata da yapacaktır Melo ve şimdiden yay gibi gerilmiş "seyirciler" saracaklardır Melo'ya... Dedik ya bu sene Melo olmak zor, bir yandan hakemler faul çalıp kart vermek için fırsat kollarken, öbür tarafta tribündekiler günah keçisini çoktan işaret etmiş olacaklardır... Medya zaten durmadan körükleyecektir pitbull nefretini... Kolay gelsin Melo, sen bunlarla da baş edersin...
Stat: Ali Sami Yen
Hakemler: Hüseyin Göçek, Mustafa Emre Eyisoy, Orkun Aktaş
Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu, Chedjou, Hakan Balta, Telles, Rodriguez (Dk. 58 Melo), Selçuk İnan, Podolski, Sneijder, Umut Bulut, Burak Yılmaz (Dk. 58 Yasin Öztekin)
Osmanlıspor: Ahmet Şahin, Hakan Aslantaş, Numan Çürüksu, Soro, Muhammed Bayır, Umar, Mehmet Güven, Ndiaye, Torje (Dk. 79 Seto), Musa Çağıran (Dk. 70 Erdal Kılıçaslan), Serdar Deliktaş (Dk. 61 Rusescu)
Goller: Dk. 29 Serdar Deliktaş, Dk. 50 Torje (Osmanlıspor), Dk. 41 Selçuk İnan (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 35 Serdar Deliktaş (Osmanlıspor), Dk. 90+3 Sneijder (Galatasaray)
22 Ağustos 2015 Cumartesi
Zafer Turnuvası
2015-2016 sezonunda profesyonel ligler başladı, amatör liglerin başlamasına da sayılı günler kala Çatalca'nın İhsaniyespor kulübü 30 Ağustos'un şerefine önümüzdeki yıllarda gelenekselleştirmeyi planladığı Zafer Turnuvası düzenliyor. Ömerlispor, Güneşlispor, Selimpaşaspor ve İhsaniyespor'un katılacağı dörtlü turnuvada ilk maçlar 23 Ağustos Pazar saat 18.00'de Ömerlispor ile Güneşlispor arasında oynanırken, saat 20.00'de de İhsaniyespor, Selimpaşaspor'u konuk edecek. Turnuvanın finali ise 30 Ağustos günü gerçekleşecek ve ilk maçların mağlupları üçüncü olmak için saat 18.00de karşı karşıya gelirken, kupayı kazanacak takımın maçı saat 20.00de başlayacak. 30 Ağustos pazar günü spor adına Çatalca'da oldukça hareketli geçeceğe benziyor zira aynı gün Çatalca Erguvan Festivali kapsamında Büyük Yağlı Pehlivan Güreşleri de yapılacak ilçemizde... O halde 30 Ağustos'ta önce tören programı, sonra yağlı güreşler, sonra da İhsaniye Köyünde futbol turnuvası diye pazar günümüzün programını şimdiden yapmış olalım... Bize katılacakları bekleriz...
21 Ağustos 2015 Cuma
Ianis Hagi'den Siftah
Genç takım, futbol akademisi derken Gica Hagi oğlu Ianis'i profesyonel yaptı ve geçen sene 5 -10 dakika sürelerle Viitorul'un resmi maçlarına da dahil ederken, bu sene artık Ianis ilk onbirde maçlara çıkıyor, hem de kaptanlık pazu bandı kolunda. Bizim memleketin gençlerinin sigara içmek için okuldan kaçtıkları yaşlarda, 16 yaşındaki Ianis Hagi, Romanya liginde 8. hafta sonunda lider olan Viitorul takımının başında sahaya çıkıyor, maç içinde sorumluluk alıyor, babası gibi serbest vuruşlarda mesafe tanımadan topun başına geçiyor, kornerlerde takım arkadaşlarına orta yapıyor. Bu gece Viitorul Constanta, Timisoara'yı 4-0'la geçerken Ianis de babasını hatırlatırcasına ceza sahası dışından sol ayakla harika bir gol attı. Sadece onun golü değildi gözümüzün pasını silen, Andanovic'in olsun, 20 yaşındaki Tanase'nin hem organizasyon hem de son vuruş kalitesi bakımından attıkları goller de Gica Hagi'nin neşesini yerini getirdi...
19 Ağustos 2015 Çarşamba
Google It
Volkan Şen: "Yıldız oyuncuymuş, bilmem neymiş. Gelir gelmez takımı yönetmeye, liderlik taslamaya başladı. Yemezler. Sen kimsin?"
Florant Malouda:"Kim olduğumu bilmiyorsan Google'a gir, adımı yaz. Kim olduğumu öğrenirsin"
Galatasaray Uyurken
Lukas Podolski, deplasman uçağında takım arkadaşları ve diğer görevliler uyurken fotoğraflarını çekip twitter hesabından yayınlamış... Sneijder uyurken bile karizmasından hiç bir şey kaybetmezken, Sabri ve Telles İstanbul-Berlin treninde yolculuk eden gurbetçiler gibi...
18 Ağustos 2015 Salı
17 Ağustos 2015 Pazartesi
Futbol Taraftarlar İçindir
Endüstriyel futbolun acısını en fazla çeken takımlardan biri olan CSKA Sofya taraftarları, yıllar yılı kulübün hisselerini alan ve takımı borçlandırıp kaçan patronlardan o kadar dili yandı ki bu hafta sonu amatörde oynadıkları Septembri maçında Lokomotiv Sofya takımına destek veren pankart açtılar:
"Futbol taraftarlar için vardır. Göbekli herifler, Lokomotif'ten defolun"
"Futbol taraftarlar için vardır. Göbekli herifler, Lokomotif'ten defolun"
Medicana Sivasspor:2-2:Galatasaray
Çarşambanın gelişi perşembeden bellidir derler ama bizde taa haftalar öncesinden belliydi Sivas'ta cumartesi gecesi Galatasaray'ın başına gelecekler. Ağır aksak gidiyorduk ta Muslera çıkıyordu ortaya, kapatıyordu kaleyi forvetlere de Galatasaray kazanıyordu ama kimse memnun kalmıyordu oynanan oyundan... "Orası eksik, burası eksik" dedikçe "Biz şampiyon takımız, bize takviye gerekmez" cevabı geliyordu Hamza hocadan. Hele ki "Şu Melo işini bir an evvel halledin, Bilal'le olmaz orta saha" diye yalvardıkça Galatasaray sevdalıları sosyal medya mecralarından, Brezilyalı topçuyu kötüler yazılarını yazıyordu basının Galatasaray düşmanları. Inter ve Bursaspor Süper Kupa maçlarında Bilal-Selçuk-Sneijder üçlü orta sahasının Galatasaray'ın "yumuşak karnı" olduğu fikrine Hamza hoca da katılmış olmalı ki maçtan evvel verdiği demeçte "Önde Sneijder, Podolski ve Burak ile oynadığımızda defansif anlamda eksiklik yaşıyoruz. Bu maçta bu şekilde tasarruf gösterdim" diye açıklama getirmişti golcü Burak'ın kulübeye çekilmesine. Maçtan sonra da "Burak'ı ateşlemek için ilk yarı kenarda oturttum" demişti hoca, o da ayrı bir konu... Sorumluluk hocanındı, karar verecek kişi Hamza hocaydı ama biz kadroyu yazmış olsaydık Bilal yerine Melo yazardık hiç tereddüt etmeden. "Olur mu, kampa geç katıldı, hazır değildir" diye itiraz edenleri duyar gibiyim de, profesyonel topçudur Melo, kendine iyi bakar, tatilde de çalışmasını yapar ki kampa geldiğinde yapılan dayanıklılık testlerinde en sağlam oyuncu çıkması boşa değil...Üstelik Rodriguez'den önce katılmıştı takıma Melo, İspanyol topçu maç kadrosundayken, Melo'yu yok saymak neden? Cezalandırmak düşüncesi yatıyorsa hocanın aklında, Sivas fena yakıyordu canımızı, unutamayacağı bir ders verecekti son şampiyona...
"Muslera da insan evladıydı, onun da kötü olacağı günler olacak" derken Sivas maçı değildi tarifini yaptığımız, cumartesi gecesi de güven verdi kalesinde Uruguaylı ama 10. dakikada Aatıf'ın şutu futbolun cilvesiydi, meşin yuvarlağın Muslera'ya bir şakasıydı sanki. Hiç üzülmedik, kızmadık, ahlanmadık bile top filelere gittiğinde, böyle gol yemek de yakışıyor Muslera, ne yakışmıyor ki bu adam gibi adam güleç yüzlü Uruguaylıya... Uzun maç periyodundan sonra geriye düşüyordu Galatasaray ve tabelayı düzeltmek için pek de "yetenekli" gözükmüyordu. Hamza hoca da her 5 dakikada bir oyun içinde Olcan, Yasin, Podolski'nin yerlerini değiştiriyor ama "kıpırdanma" olmuyordu takımda bir türlü. Öte taraftan ev sahibi öne geçmenin de coşkusu ve morali ile kendisine direnç gösteremeyen orta saha rahatça top yapıp, Aatıf'la zorluyordu Sabri'nin kanadını...
Devre dönüşü Sneijder'in sakatlığı nedeniyle oyuna devam edemeyecek oluşu ve yerine Burak'ın girmesiyle birden hareketlendi Galatasaray, oyunu Sivas yarı sahasına yıktı. Sağlı sollu cılız ataklarla beraberlik ararken Galatasaray, rakibin maç boyunca yaptığı gibi orta sahayı rahat geçip geliştirdiği bir atakta, hakemin verdiği penaltı ile iki farklı geriye düşüverdi. İşler daha da zorlaşıyordu dört yıldızlı şampiyon için, Hamza hoca kenarda bir Rodriguez'i, bir Carole'u oyuna almaya yelteniyor çaresizce, sonra tekrar kulübeye çağırıyordu. İşte o kritik dönüm dakikalarında sahanın iyilerinden Selçuk'un ortasında Burak golcü dokunuşu yapıyor ve farkı bire indiriyordu. Burak'ın oyuna girmesi Podolski'yi de stoperlerin kucağından kurtarınca, Alman topçu da hareketlendi, pozisyonlara girmeye başladı, bir topunu Setkus Musleravari çıkardı ama Telles'in ortasında yaptığı kafa vuruşuna bakmakla yetindi...
Yeni sezonun ilk maçında Galatasaray iyi, bir görüntü vermedi, aslında beklenilen oyunu oynadı, gol ve golleri yine attı ama bu kez kaleyi gole kapatamadı Muslera... Bizim topçular gününde değildi de Barış Şimşek ve ekibi de sınıfı geçemedi bu karşılaşmada. Sivasspor'un ilk golünün ardından Galatasaray'ın Olcan'la attığı gole bayrak kaldıran yardımcı hakem Sivaslı oyuncunun ayağını görmezken, Burak'ın golünde de diğer yardımcı hoca, ofsaytı kaçırmıştı. Onlar hata yapacak da Barış Şimşek bakacak mıydı, o da orta sahada düdük çalmayacağı ikili mücadeleye penaltı kararı veriverdi rahatça... "İlk elin günahı olmaz" derler, bu seferlik böyle olsun da sene içinde umarım aleyhimize çalışmaz hakem düdükleri... Güçlü bir yönetimin varsa, seni hakemler de ezemez de, nerede o yönetim Ünal Aysal'dan sonra...
Bir ders bin nasihatten iyidir, umarım bu puan kaybı yönetime de bir uyarı olur, gerekli takviyeler bir an evvel yapılır, yoksa ne Hamza hoca ne de bu Dursun başkan Mayıs ayını Galatasaray'ın başındayken göremez...
STAT: 4 Eylül
HAKEMLER: Barış Şimşek, Kemal Yılmaz, Serdar Diyadin
MEDİCANA SİVASSPOR: Setkus - Cicinho (Dk.80 Orhan), İbrahim, Ümit, Erkan - Burhan, Adem, Hakan (Dk.68 Yiğit), Mehdi - Aatıf, Batuhan
GALATASARAY: Muslera - Sabri, Chedjou, Hakan Balta, Telles - Olcan (Dk.75 Carole), Bilal, Selçuk, Yasin (Dk.84 Umut) - Sneijder (Dk.46 Burak Yılmaz), Podolski
GOLLER: Dk.10-55(Penaltı) Aatıf (M.Sivasspor)- Dk. 60 Burak Yılmaz, Dk.81 Podolski (Galatasaray)
SARI KARTLAR: Dk.89 Yiğit (M.Sİvasspor) - Dk.50 Yasin Dk.54 Sabri, Dk.90 Carole (Galatasaray)
14 Ağustos 2015 Cuma
Pique'den Madrid'e Sinkaf
Barcelona'nın unutulmayacak bir maç sonrası Sevilla'yı 5-4 yenerek Süper Kupayı kazanmasının ardından, saha içi yapılan kutlamalarda Pique'nin arkadaşlarına söylediği sözler bir anda İspanya'da maçın önüne geçiverdi. Maçın yorgunluğu ve yıllardır kupa almaya doymanın verdiği rahatlıkla sahada dolaşan ve pek coşkulu olduğunu düşünmediği arkadaşlarına "Bu kupayı kutlamalıyız, s..eyim Madrid'i" diyerek gazlayan İspanyol oyuncu, Barcelonalı taraftarları tebessüm ettirirken, Madrid tarafından büyük tepki aldı...
O An'lar
New York'lu iki "deha" arkadaş bir de fotoğrafçı George Logan'ı alarak Bad Boys FC adında bir proje tasarlamışlar. Ne mi yapmışlar; futbolun unutulmaz anlarını ilkokul çağındaki çocuklara canlandırtmışlar ve ortaya bu mükemmel anlar çıkmış... Harika değil mi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



























































