17 Şubat 2020 Pazartesi

Galatasaray:3-1:Aytemiz Alanyaspor


"Başarı her zaman kazanmak demek değildir, kaybettiğinde de kazanırsın aslında" diye bir cümle okumuştum bir vakitler bir yerde... Çarşamba gecesi Ziraat Türkiye Kupası Çeyrek Final rövanş maçında Galatasaray, deplasmanda 2-0 kaybettiği maçın rövanşında Alanyaspor'u 3-1 yendi ama turu geçemedi ya, maç sonu sahadaki futbolcular üzülürken onların destekçisi tribünlerde ya da televizyon başındaki taraftarlar ise "Helal olsun size" diyordu gönül rahatlığı ile.  Galatasaray uzun zamandır beklenilen "Galatasaray gibi Galatasaray" oyununu izletmişti onlara da, ondan razıydı böyle elenmeye sarı-kırmızılı taraftarlar... Müzede Türkiye Kupasından bol miktarda bulunuyordu, bir tane daha olsa göz çıkarmazdı ama sahadaki on bir topçunun da formalarını sırılsıklam ederek elenmeleri kimseyi de üzmemişti...

Elenmek demişken, oldum olası şu "deplasman golü" muhabbetinden hiç hazzetmemişimdir. Zaten FIFA ve UEFA'nın da bu kuralı kaldırmak yönünde çalışmaları olduğunu biliyorum. İngilizler zaten Lig Kupasında deplasman golü diye bir şeyi çoktan lügatlarından silmişler, "gol goldür, nerede atılırsa atılsın" demiş adamlar... Alanya kendi sahasında 2 gol atmış ama Galatasaray onlara kendi sahasında 3 gol attı, Galatasaray deplasmanda atamadı, Alanya deplasmanda 1 tane attı... Üçe üç işte... Ve kural o kadar saçma ki, iç sahada bir tane yediğin anda iki tane atmalısın eşitlik için... Hal böyle olunca da takımlar gol yememeye oynuyor, eee hani futbolu yönetenler bütün kurallarını seyirciler daha fazla gol izlesin diye değiştiriyordu? Deplasman golü kaldığı müddetçe, savunma yapmak hep biraz daha öne çıkacaktır...


Alanya'daki ilk maçta yaptığı rotasyon sonrası "Fatih Terim kupayı önemsemiyor" diyenleri sustururcasına Galatasaray Teknik Direktörü Ali Sami Yen'deki maça en iyi onbiri ile çıktı ki rövanşta turu atlayabilmek adına ikinci devrenin en gözde oyuncusu Mariano'yu da Malatya lig maçında kaybetti. Tek hedef vardı, turu geçmek ve bu uğurda maça baskılı başladı Galatasaray ve 9. dakikada Ömer'in ortasında Emre Akbaba ile "erken golü" buldu. Maçı uzatmak için "yemeden" atılacak bir gol, tur için de iki gol gerekiyordu artık ve Galatasaraylı oyuncular bir nebze de olsa rahatlamıştı, ne de olsa geriye 80 dakika kalmıştı. Rakip Alanyaspor ise savunma yaparak İstanbul'dan mutlu dönemeyeceğinin farkında olup, gol için yüklenmeye başladı Muslera'nın kalesine. Özellikle Fernandes ve Campos gibi "ayakları temiz" oyuncularıyla savunmayı zorlarken, Bammou ve Bakesetas ile de golleri kaçırıyorlardı ya da Marcao olsun, Linnes olsun son andaki müdahaleleriyle skorbordun değişmesini engelliyordu. Yine o anların birinde Mariano'nun kaptırdığı topta hızlı gelişen Alanya atağında bu sefer Bammou Linnes'ten hızlı olunca, Muslera'ya topu ağlardan çıkarmak kalıyordu.

Yine dönmüştük başa, Galatasaray'ın yine üç gol atması lazımdı yarı finale çıkması için. Bir tanesini hemen attı sarı-kırmızılılar Seri ile ama hakem yerde yatan Adem için ofsayt bayrağı kaldırdı. "Kaleciyi engelliyormuş", ne alakaysa...  Oysa bir kaç sene evvel Beşiktaş-Fenerbahçe derbisinde ülkenin en "şöhretli" hakem triosu kuralı unutmuş ve Fenerbahçe 79 cm ofsaytla Beşiktaş'a golü atmıştı... Üstelik orada golü atan ofsayttaydı, burada golü atan "temiz", ofsayt dedikleri oyuncu yerde yatmaktaydı...


Seri'nin golü sayılmasa da Galatasaray turu geçmeye niyetliydi, tekrar var gücüyle saldırdı rakip kaleye de Adem'le, Seri'yle, Feghouli'yle uzaktan ya da ceza sahasından yakalığı pozisyonları gole çeviremedi...

Soyunma odası dönüşü ise tamamen Galatasaray'ın "domine" ettiği bir 45 dakika seyrettik. Erol Bulut'la birlikte iyi bir takım oluşturan ve ligin zirve takımlarından olan Alanyaspor, deyim yerindeyse köşeye sıkışmış boksör gibi sadece kendisini korudu, hucüm filan hak getireydi. İlk maçı yazarken bahsetmiştik, "topun da canı var, top da isteyecek" demiştik, bu seri de meşin yuvarlak Alanya'nın yanındaydı, belki de maçın kırılma anı sayılabilecek 48. dakikada Ömer'in pasında Onyekuru'nun vuruşu direkten dönüverdi... Gol olsa, devamı daha erken gelirdi... Geldi de, beş dakika sonra kazanılan penaltı vuruşunda Adem Büyük yine kalecinin sağına attı da, Marafona dersine hazır değildi, ters köşeyi tuttu. Taraftarın desteği ve kazanma inancı ile Galatasaray iki gol daha atmak için yükleniyordu misafir kaleye de o anlarda özellikle Feghouli "kısmetsizdi"... Önce Mariano'nun pasında "iki adımdan" topu çizgiden geçirmek için dürtemedi, sonra Seri'nin sert şutunu kurtaran kaleciden dönen topu "acemice" auta attı. Ve bitime on dakika kala altı pas içinde Emre Akbaba'nın şutunu ayaklarıyla çelen Marafona belki de turu takımına getiren kurtarışı yapıyordu.


"Bu kadar emek boşa mı gidecekti?" diye düşünmeye başlarken Belhanda'nın asistinde Adem sahneye çıkıp, Galatasaray'ın üçüncü golünü atmasın mı? Uzatmalarla birlikte on dakika daha tur ümidi yeşeriverdi. Olur muydu? Çabalandı, denendi, çok istendi ama olmadı...  Olsun, böyle oynasınlar da canları sağ olsun...


Stat: Türk Telekom
Hakemler: Yaşar Kemal Uğurlu, Mustafa Sönmez, Serkan Çimen
Galatasaray: Muslera, Mariano, Donk, Marcao, Linnes (Dk. 46 Onyekuru), Seri (Dk. 82 Sekidika), Lemina, Feghouli, Emre Akbaba (Dk. 82 Belhanda), Ömer Bayram, Adem Büyük
Aytemiz Alanyaspor: Marafona, Baiano (Dk. 63 Onur Bulut), Caulker, Tzavellas, Nsakala, Siopis (Dk. 66 Salih Uçan), Ceyhun Gülselam, Djalma Campos, Bakasetas, Fernandes (Dk. 60 Efecan Karaca), Bammou
Goller: Dk. 9 Emre Akbaba, Dk. 55 (Penaltıdan) ve 85 Adem Büyük (Galatasaray), Dk. 31 Bammou (Aytemiz Alanyaspor)
Sarı kartlar: Dk. 15 Adem Büyük, Dk. 86 Donk, Dk. 90 8 Feghouli (Galatasaray), Dk. 53 Bakasetas, Dk. 79 Salih Uçan, Dk. 85 Tzavellas, Dk. 90 7 Marafona (Aytemiz Alanyaspor)
Kırmızı kart: Dk. 90 5 Mariano (Galatasaray)

Zero Tolerance

CSKA Sofya taraftarı Levski karşısında "İyi Geceler Sol Taraf" derken...

16 Şubat 2020 Pazar

Kasımpaşa:0-3:Galatasaray


"Fatih Terim Abdullah Ercan'ı Trabzon'dan almak istiyordu. Gelemeyeceğinin belli olduğu gün Florya'da odasındaydım, ne yapalım biz de Hakan Ünsal'dan bir Abdullah yaratırız demişti.
Adem Büyük'ü izledikçe aklıma o cümlesi geliyor. Vedat'ı alamadıysak... dediğine adım gibi eminim" diye yazmış twitter'daki hesabında Ömer Kükner... Ömer abi Adem'in gelişimde Fatih Terim "effect"i böyle anlatırken, ben çok zamandır maçlardan önce "Falcao yoksa Adem var, sıkıntı olmaz" hissi ile oturuyorum televizyon başına... Aman sana nazar değmesin Adem Büyük...Eee sen de dönersen, hiç de fena olmaz be Falcao...

Ocak ayında hem kadro yönünden, hem de oyun anlayışı bakımından yenilenen Galatasaray'ın kazanma istatistiğini sürdürmesi için önemli bir virajdı Kasımpaşa deplasmanı. Taraftarın da sevdiği iki deplasmandan biridir Kasımpaşa, Taksim'den besteler eşliğinde salınıverirsin aşağıya, İnönü'ye Gümüşsuyu üzerinden inildiği gibi, tabii Kadıköy deplasmanı ayrı kategoriye giriyor, onu eklemedim... Ev sahibi de sancılı günler geçirmekte, Tayfur Havutçu "macerasından" sonra ligin "cefakar" hocalarından Fuat Çapa'yı takımın başına getirmişler, Galatasaray maçıyla çıkış aramaktaydılar...


Galatasaray'ın önceki maçlarda savunmadan çıkışlarında problem yaşadığını bilen Fuat Çapa, iç sahada da oynamanın moraliyle ileri uç elemanlarına yoğun pres talimatı vermiş, orta sahadakilere de onları destekleme vazifesiyle görevlendirmişti. Hocalarının istediğini de yapıyordu Kasımpaşalılar da karşılarında hiç beklemedikleri gibi oynayan bir Galatasaray vardı: Özellikle Lemina ve bazen de Seri iki stoper arasına giriyor oyun kuruluşunda, topu Muslera'dan alıyor, diğer arkadaşları da ligin ilk devre maçlarından farklı olarak sabit beklemek yerine hareketli olunca ev sahibinin baskısı kolayca atlatılıyordu. Orta sahada eksik yakalanan rakibin üzerine çok etkili giden Galatasaray, daha 10 dakika olmadan Mariano'nun Emre Akbaba'yı ceza sahasına "kaçırması" ve Emre'nin soğukkanlı bir şekilde top kontrolü ve iki rakibini egale edip Feghouli'ye verdiği pasta, Cezayirli oyuncunun ortasında Kasımpaşalı Meraih'ın kendi kalesine attığı golle skorbord tabelasını değiştiriyordu. Erken gol "deplasman takımına" moral verirken, bir çok yeni transferle yamanmış, daha birbirlerinin adlarını bilmeyen oyunculardan oluşan ev sahibi ekibi "bozmuştu". Rakibin "çözülmeye" başladığını koklayan Galatasaraylılar, özellikle sağ kanatta Mariano-Feghouli iş birliği ile yüklendikçe yükleniyordu mavi-beyazlıların kalesine. Bu arada takımda "parçalar" öyle harika işliyordu ki Sarrachi'nin karşılaşmanın daha dördüncü dakikasında yerini Linnes'e bıraktığını kimse umursamıyordu bile.


Ve 20. dakikada kazanılan korner atışında kafalardan seken topta Emre Akbaba'nın Hugo Sanches'i anımsatan rövaşetası Kasımpaşa'nın bir başka yeni topçusu Hadergjonaj'ın eline çarpınca, Mete Kalkavan VAR'ın da yardımıyla penaltı noktasını gösteriverdi. Maçın yıldızlarından Adem Büyük eski takımına karşı topu beyaz noktaya dikip, her zaman attığı gibi yine kalecinin sağına attı, belli ki Fatih maçtan evvel analiz etmişti rakip penaltıcıları, köşeyi tuttu Kasımpaşa kalecisi ama topu tutamadı ve skor 2-0 oluverdi.


Skoru elinde tutan, oyun anlayışını rakibine kabul ettirmiş Galatasaray oldukça rahat ve öz güvenli oynarken, ev sahibinin ise maçla ilgili hayalleri çoktan bitmişti. Önce Linnes çalımlarla cezasına girerek üçüncü golü aradı olmadı, sonra Mariano'nun ortasında Adem Büyük van Persie'ye "Uçan Hollandalı" lakabının yapıştırıldığı Dünya Kupasında İspanya'ya attığı golün benzerini denedi, top auta çıktı ama devrenin bitmesine beş dakika kala yine Mariano'nun "servisinde" Adem tam bir golcü golü attı ve farkı üçledi. Brezilyalı arkadaşının uzun mesafeden pasında ceza sahası içinde göğüsle topu kontrol eden Adem, iki rakibi geçip, kaleciyi de bir "fake" ile yatırınca, topu klas bir şekilde dürtüp filelere yolladı.


Üç sıfırla ilk devre soyunma odasına giren takımda her şey istenildiği gibiydi de savunmadaki paslaşmalar az da olsa yüreğimizi ağzımıza getirmiyor değildi. Özellikle 40. dakikada Queresma'nın kaptığı top, defans oyuncularımızı az zorlamamıştı da tehlike bir şekilde bertaraf edilmişti.


İkinci devre iki takım da aynı oyun anlayışlarıyla sahaya çıkınca, maç da ilk devrenin bir benzeri şeklinde cereyan etti, tek farkla Galatasaray bulduğu onca pozisyonu cömertçe harcadı ve skoru değiştiremedi. Özellikle Onyekuru'nun Emre Akbaba'nın yerine girmesiyle sarı-kırmızılı topçular sezonun en farklı galibiyetini alacak fırsatlar yakaladılar ama son vuruşlarda beceriksiz kalınca, ev sahibi takımın file bekçisi Fatih ikinci yarının yıldızı oldu. 67. dakika Onyekuru'nun kalecinin solundan yolladığı topu, Kasımpaşa savunması çizgiden çıkarınca Adem ve Feghouli "ben atacağım" hevesiyle birbirlerini bozmasıyla Galatasaray bir golden olurken, yine Onyekuru'nun ceza sahası içinde pasında Linnes'e gol sevinci yaşatmayan isim oluyordu Fatih.


Galatasaray takımı atak üstüne atak yapıp, Kasımpaşılar da fark olmadan maç bitsin havasında kalelerini savunurken, Kasımpaşa tribün bandosu ise Titanik filminde gemi batarken senfonisine devam eden bando elemanları gibi tribünleri renklendirmeye devam ediyordu. Müslüm Gürses'ten "Kaç Kadeh Kırıldı" mı istemezsin, Cengiz Kurtoğlu'ndan "Duvardaki Resim" mi, Sezen Aksu'dan Firuze mi? Keyfine keyif, kederine keder katıyordu iki tribünün de Kasımpaşa bandosu...

Maç üç farkla bitti bitecek derken, Selçuk Onyekuru'yu savunma arkasına kaçırıyor, Nijeryalı topçunun plasesini son anda yine Fatih kurtarıyordu. Bir dakika sonrasında Onyekuru yine savunmanın arkasına koşuyor, bu kez o Feghouli'ye gol pozisyonu hazırlıyor ama yine kaleci gole izin vermiyordu...

Kafalarda soru işaretleri ile gidilen deplasmandan alınan rahat üç puanla Galatasaray taraftarı Taksim'e doğru yol olurken, ağızlardan çıkan o meşhur beste karanlık sokaklarda yankılanıyordu:

Ooooo kafamız çok güzel
Asmalı Tünel Pera
Beyoğlu aşık sana
Cimbombom anlasana!




STAT: Recep Tayyip Erdoğan
HAKEMLER: Mete Kalkavan, Ceyhun Sesigüzel, Esat Sancaktar
KASIMPAŞA: Fatih, Mickael Tirpan, Hadergjonaj, Brecka, Haddadi, Meriah, Aytaç, Ndongala (Dk. 65 Anıl), Quaresma (Dk. 59 İlhan Depe), Tarkan (Dk. 81 Gohou), Thiam
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Marcao, Donk, Saracchi (Dk. 4 Linnes), Seri (Dk. 80 Selçuk), Lemina, Feghouli, Ömer, Emre Akbaba (Dk. 65 Onyekuru), Adem Büyük
GOLLER: Dk. 7 Meriah (K.K.), Dk. 22 (Pen.) ve Dk. 41 Adem (Galatasaray)
SARI KARTLAR: Hadergjonaj, Brecka (Kasımpaşa)

İçerde Misin Bojkov?


Kafatası lakabıyla anılan ve 1.5 milyar dolar servetiyle Bulgaristan'ın en zengin adamı olarak bilinen Vasil Bojkov'un geçtiğimiz günlerde Birleşik Arap Emirliklerinde yakalandığı haberi düşmüştü internet sayfalarına. Vergi kaçakçılığı, insan ticareti, kültürel değerlerin özelleştirilmesi, mafya kurma ve devlet memurlarına rüşvet gibi onbire yakın suçtan Bulgar emniyeti tarafından aranan Bojkov, "paçayı kurtarmak" için Rus ortaklarının yardımı ile Rus Hükümetine sığınıp, Bulgaristan'a iade edilmek yerine Rusya'ya sığınma talebinde bulunmuş. Peki, Vasil Bojinov'u ultras/Movemet blog sayfalarına taşıyan olay nedir?

1999-2006 yılları arasında CSKA Sofya'nın başkanlığını yapan "Kafatası" Bojkov, kırmızı-beyazlı kulübün 3 Bulgaristan Ligi Şampiyonluğu ve 2 de Bulgaristan Kupası almasında katkıda bulunurken, onun zamanında Sofya'nın "kırmızılıları" Bayer Leverkusen'i UEFA Kupasında elerken, Şampiyonlar Ligi ön eleme maçlarında Liverpool karşısında da 1-0lık bir galibiyet almışlardı. Kulübe "maddi" olarak her ne kadar fayda sağlamış olsa da CSKA taraftarı Bojkov'a beklediği ilgiyi göstermeyince, Bulgar iş adamı da kulübü bırakmıştı 2006 yılında.

Aylar yıllar geçti, Vasil Bojkov servetine servet kattı ve geçtiğimiz aylarda da 16 milyon euro gibi bir borçla lisans alamayacak duruma gelen CSKA Sofya'nın ezeli rakibi Levski Sofya'ya "yardım eli" uzattı. Zamanında başkentin "kırmızılılarını" kurtarmış olan Bojkov'un "mavileri" sahiplenmesine Levski'nin ileri gelenleri razı olmadı ama ne yaparsın, "denize düşen yılana sarılır"dı ve verilmişti mavi-beyazlı kulübün anahtarı Bojkov'a... Bu arada Bojkov'un CSKA Sofya ile bağlantısı aslında kopmamıştı zira zengin iş adamı alttan alta CSKA 1948 projesine sponsorluk yapıyordu. ( CSKA Sofya'nın borçlar nedeniyle amatöre düşürülmesinden sonra kırmızı-beyazlı kulüp Litex'in lisansını alarak tekrar Bulgaristan A Grupa'da mücadele etmeye devam etmiş ama takımın bir çok efsane oyuncusu ve yöneticisi bu olayı kabullenmeyip, orjinal CSKA'yı yaşatmak için CSKA 1948'i kurmuştu)

Bojkov, Levski Sofya'yı finansal yönden ayağa kaldırmak için "bahis şirketlerinden" birini kullanıyordu ama Bulgaristan Hükümeti anayasada bir değişiklik yaptı ve bütün özel bahis şirketlerini yasakladı, böylece Bojkov'un Levski'ye para kaynağı da "yasa dışı" hale gelmiş oldu. İşin kötüsü Bulgar emniyeti "memleketin zengini"nin mal varlığını araştırınca, bir çok suçu da gün yüzüne çıkmış oldu ve Bojkov soluğu Birleşik Arap Emirliklerinde aldı...

"Sizi iflastan kurtaracağım" diyerek Levski'yi satın alan ama daha sonra yurt dışına kaçıp, yakalanınca da servetine el konulması gündeme gelen ve mavi-beyazlıları "iflas endişesine" sevk eden Bojkov'un ezeli rakipte yarattığı travmayla "kafa bulmak" için Vasil Bojkov'un kırmızı-beyazlı atkılı "Gerçek CSKA'lı" yazan polarlı resmini kullandı CSKA'lılar kale arkası tribünde... "En büyük CSKA'lı Levski'ye en fazla zarar verendir" demiş kırmızılılar...  O zaman biz de soralım "İçerde misin Bojkov?"



9 Şubat 2020 Pazar

Berke Özer Kural Bilmez Mi?


Altınordu'nun "geleceği parlak" diyerek Fenerbahçe'ye 3 milyon euroya sattığı ve şimdi de sarı-lacivertlilerin Belçika'nın Westerlo takımına kiraladığı Berke Özer, dünkü Fenerbahçe-Alanyaspor maçı esnasında yukarıdaki tweeti paylaşmış. "Yazık" demiş genç kaleci, "çok yazık" maçın hakemi Ümit Öztürk'ün penaltı vuruşunu tekrar ettirmesine. Aslında Ümit Öztürk değil VAR başındaki hakem uyarmıştı kendisini kaleci Altay'ın kale çizgisini erken terk etmesinden dolayı. Çok büyük ihtimal tribünlerde değildi Berke, VAR hakemi gibi, bizler gibi televizyondan seyrediyordu maçı ve mevkidaşının kural ihlali yaptığını görmüştü... Ama karara itiraz eden bir tweet atmıştı... Neden?
Kural mı bilmiyordu Berke? Ki buna hiç ihtimal veremiyorum. Ekmek parası kazandığı oyunun kurallarını bilmek zorunda ki, bizim buralarda öğrenmediyse bile Belçika gibi futbola oldukça ciddi yaklaşan bir ülkede, kim bilir kaç defa kendisine ve takım arkadaşlarına futbol oyun kuralları dersi anlatılmıştır...
Diğer bir cevap ise "sempatik" gözükmek adına doğru bildiği kurala itiraz etmiş olması... O zaman burada Altınordu Futbol Akademisi'nin manifestosu çöker: Hani siz iyi birey, iyi vatandaş, iyi futbolcu yetiştiriyordunuz? Bir yerlere hoş gözükmek adına sahadaki hakemi taraftarın önüne atmak iyi birey ya da iyi vatandaş oluyor mu? Cevap belli...
Milli takımın bütün alt kademelerinde oynamış bir futbolcu, yeteneği ile bir yerlere gelmek yerine böyle "küçük hesaplara" girerse, biz de gelecek adına kendisinden çok da ümitli olmayalım...
Harcama kendini Berke...


Bizden İyi Değiller


"Soyunma odasına girdim ve sadece tek bir şey söyledim: “Evet onlar çok iyiler ama bizim en iyi bireysel performansımızın toplamından daha iyi değiller.”

Oktay Mahmudi
Galatasaray Eski Antrenörü

CSKA Moskova maçı öncesi oyuncularını nasıl motive ettiğini anlatırken

Kırklarelispor:0-3:Fenerbahçe


"Kızanların çişi geldi beee, soğuktan altlarına eşeycekler"...

Spotify'da yayın yapan Karalama Defteri adlı podcastimizin on dördüncü bölümünde konuşuyorduk Gürkan'la Kırklareli maçına gidip gidemeyeceğimizi. Trakya'nın yeşil-beyazlı gururu Türkiye Kupasında Ankaragücü ve Gaziantep Futbol Kulübü'nün ardından Başakşehir'i de elemiş ve çeyrek finale kalmıştı. E-Bilete karşı duruşumuz malum, passoligli maçlara gitmiyorduk, bu sebeple bir ümit Kırklareli Stadında kağıt bilet olur mu diye muhabbet döndürmüştük ki yayının ertesi sabahı instagram hesabıma bir davet geldi. "Önümüzdeki maça Kırklareli'ne bekleriz hocam" diyordu ultras/Movement blogu kurulduğu 2007 yılından beri takip eden Cemre. "Ama pasolig, e-bilet, biz karşıyız" demeye kalmadan "Kağıt bilet ve biletler benden" diyerek davete noktayı koymuştu...

Kuralar çekilmemiş, rakip belli değildi ama Kırklar'ın "peri masalına" dahil olmak bizi pek de heveslendirmişti. Belki maç öncesi ve esnasında podcast de çekecektik, fena da olmazdı, değil mi? Uzun zamandır tribün ortamına hasret kalmanın "açlığı" ile günleri sayarken, kurada Fenerbahçe çıkmasın mı? Haydaaaa... Kör istedi bir göz, Allah verdi ona iki göz... 39 Gençlik'le birlikte tribünde bağırmak farz olmuştu...

Küresel ısınma dünyanın havasını pek farkında olmasak da fena değiştiriyor, mevsimler aşırı sıcak ve soğuk geçiyor, ilk bahar ve son bahar gibi ara geçişler yok oluyor, yağmur ve karın yağacağı günlerde t-shirtler gezecek sıcaklıklar karşımıza çıkıyor. İşte yine mevsim şartlarının şaşırdığı şubat ayının çarşambası kış kendini hatırlatmak istercesine fena bir yağmurla günaydın dedi bize İstanbul'da. "Abi buralarda çarşamba günleri yağmur yağar, ona göre tedarikli gelin" demişti Cemre ve de son derece haklıydı, Kırklareli yolu boyunca bekleyen jandarma erleriyle birlikte yağmur da "hoş geldiniz" diyordu biz "futbol dilencilerine"... Maç öncesi köfte yiyecek, taraftarlarla takılacak, stadın etrafındaki havayı soluyacak, fotoğraflar çekecek ve "Karalama Defteri Kırklarelispor Özel" bölümü çekecektik... "Kul plan yaparken kader gülermiş" diye çok sevdiğim bir söz vardır, aynen o hesap biz neler neler planladık, Kırklareli'nde 80ler Türkiye tribün ortamının içine düşüverdik...




"Tek bir kuruş geliri olmayan bir kulübüz" diyordu yeşil beyazlı kulübün başkanı Volkan Can, BeinSport'taki Futbol Şehirleri adlı programda. Fenerbahçe ile eşleşmelerini fırsata çevirip, "para kazanmak" için biletleri 100 lira yapmıştı. Günümüz şartlarına göre az bir para değildi ama talep fazlaydı, kimi şehrinin takımını desteklemek, kimi Fenerbahçe'yi görmek, kimi de bizim gibi "peri masalına" şahitlik etmek için Atatürk Stadında yer almak istiyordu. "Kırk yılda bir böyle bir talep var" deyip, hem para kazanmak, hem de maça gelmek isteyenleri kırmamak adına stat kapasitesinin kat be kat fazlası bilet satılmıştı... Maçın başlamasına iki saat kala şehre vardığımızda, öncelikle park sorunu ile karşılaştık, her sokak arası doluydu ki, stadın oldukça uzağında bir arabalık yer bulunca "şükür" çektik. Sonrası ise metrelerce uzayan kuyruklar... Seksenler Türkiyesini hatırlatırcasına sabahlayan taraftarlar günün erken saatlerinde içeri girmiş de binlercesi ise dışarıda bekliyordu. Maçtan önce sosyal medyada "Avrupa Kenti" Kırklareli diye paylaşımlar dönüyordu, boşuna değilmiş, kadın erkek, çocuk yaşlı yeşil-beyaz ya da sarı-lacivert atkılarla yan yana "medeni" bir şekilde sıra bekliyordu. Biz de "medeni" olalım dedik, sıranın sonunu ararken, "Bu iş böyle olmaz" diyerek, şeytana uyduk ve araya kaynayıverdik. Tabii, kuyruk yavaş yavaş ilerliyordu ama zaman ondan daha çabuktu. "Medeniyet bize göre değil" dedik ve stat giriş kapılarına en yakın yere sıkıştırdık kendimiz... Ellerde kağıt biletler, başı sonu belli olmayan düzensiz kuyruklar ve binlerce insan yığını ve tek gaye "maça girebilmek"... Ama ne mümkün, sıra ilerlemiyor, maç saati yaklaşıyordu. Bazen sinirler geriliyor, pet şişeler hedefi belli olmayan kapılara doğru yollanıyor, yönetime öfke saçılıyordu. "Yönetim istifa" ve "Hırsız yönetim" sloganları onar dakika arayla tekrarlanıyordu. Bilmediğimiz şehirde, tanımadığımız insanların arasında ilk defa gördüğümüz stadyuma girmekti gayemiz. "Hayatımda ilk defa elimde bilet olup, maça girememenin" utancını eş dosta nasıl anlatırım diye düşünürken, B ve C planları kurmak için de zorluyorduk "saksıları"... "Şehir dışından geldik, biletimiz var ama giremiyoruz" diye polislerden ya da güvenlikten rica etmek dışında da başka bir alternatif de gelmiyordu akla da girmiş olduğumuz "insan kalabalığından" da çıkamıyorduk ki. Derken yağmur da yağmaya başladı, maça sayılı dakikalar kalmış ve bir kısım taraftar pes ederken, bir kaç genç de turnikelerin üzerinden tırmanıp, stadın içine atlıyordu. "600 lira verdin baba biletlere, nereye dönüyorsun" diyen gen bir kızcağız babasını dönmekten vaz geçirirken, "Oğlum biraz uyanık olun, kapıları açacaklar, hepimiz gireceğiz" diyen amca çoktan ayrılmıştı kuyruktan, yandan bir genç öfke ve çaresizlik içinde günün özetini geçiyordu:"Kızanların çişi geldi beee, soğuktan altlarına eşeycekler"... Maçı tribünde seyretme ümitlerinin tükenmeye başladığı anda birden bir hareketlenme oldu, kapılar ve turnikeler açıldı ve bu "inançlı" insan seli kendini Atatürk Stadının kale arkasında buluverdi. Maça girmiştik, biletimiz kapalı tribün olsa da koltuksuz, merdivensiz, oyun alanı ile aynı yükseklikte tellerin ardından kale arkasında maç izleyecektik... Nasıl izlemekse... Ne göreceksek... Deplasmana gittiğimiz günler aklıma geldi, gece boyunca saatlerce yolculuk yaparsın, maça girersin ve zaten daracık olan deplasman tribününde sıkış tıkış, arkan dönük tezahürat yapar, maçın gidişatını tribünden gelen seslere göre takip edersin... Maç mı seyrettim, hayır! Takımı desteklerdim ya, o bana yeterdi...





Bereket maçı açık kanal veriyordu ve biz de hızını arttırmaya başlayan yağmurdan korunmak için Cemre'nin vermiş olduğu naylon yağmurlukları giymiş, sırtımızı duvara yaslamış ara ara telefondan takip ediyorduk karşılaşmayı. Maça dair bu sebeple yazacak çok da bir şeyler yok, zira bazen görebiliyorduk, bazen de göremiyorduk yeşil zeminde oynanan oyunu ama Deniz'in kaçırdığı penaltı bizim kaleye doğru atıldı. Yağmurun rüzgarla birleştiği bir havada Panenka penaltısı atmak nereden aklına geldi bu çocuğun aklına bilinmez de o soğukta bizi fena güldürdü, içimiz ısındı bir nebze... Bu arada ilginçtir, penaltıya tribünlerden de tepki gelmedi, ne bir yuhlayan, ne bir ıslıklayan. Bu kadar kalabalık tribüne daha fazla destek beklerdim ama nedense herkes maç seyretmeye gelmiş gibiydi. Devre biterken Fenerbahçe'nin attığı golde bile klasik olarak ev sahibi tribünün suskunluğu yaşanmadı, zaten suskundu tribünler... Soğuk hava ve "bardaktan boşalırcasına" yağan yağmur maçın tadını ve tribün ortamını bozdu diye düşünürken, maçtan sonra stadyum karşısında leziz bir köfte ekmek yerken Cemre işin aslından bahsetti: "Bir çoğu öğrenci olan 39 Gençlik taraftarlarından bazıları pahalı olduğu için bilet alamamış, bazıları da tribüne giremediği için diğer arkadaşları da bu durumu protesto etmek için dışarı çıkmış..." Hal böyle olunca, içeride de maç boyu sık sık "Haruuuun", "Garrrrryyyyy" ve "Deniiiiiiiz" diye bağırıp futbolcuların kendilerine el sallamasını bekleyenler kalmış... Unutmadan yazayım, Fenerbahçe'nin transferi uğruna Comolli'yi gönderdiği Simon Falette tam bir bomba...




Rakamlarla aram hiç iyi değildir, yılları pek hatırlayamam da Galatasaray maçlarına giden takipçiler hatırlayacaktır, Yasin Sülün'ün maç sonu Galatasaray tribününe hareket çektiği maçta İnönü'de yağmur hakemin ilk düdüğü ile başlamış, devre arası dinlenmeye çekilmiş ve ikinci yarı tekrar kaldığı yerden sırılsıklam etmişti bizleri. Çarşamba günü Kırklareli'de de aynısı yaşandı, topçular soyunma odasına on beş dakikalığına dinlenmeye giderken duran yağmur, topçular son 45 dakika için sahaya çıkınca yine başladı mesaiye. Maçın tadı yoktu, tribünlerin sesi çıkmıyordu da iyi olan şey devre arasında satılan sucuk ekmekti... Onun hatırına yetmiş küsürüncü dakikaya kadar sabrettik de, sonrası "hadi Kırklar biz kaçar" oldu... Binbir emekle girdiğimiz maçtan, son düdük sesini duymadan çıksak da, stadyum duvarına bitişik yapılan kafede bir çok taraftarla maçı nihayete erdirdik. Daha önce hiç deneyimlemesem de endüstriyel futbolun tapınakları o büyük arenalarda tribünü bırakıp, locasındaki televizyondan maç izleyen bir elinde puro, ötekinde viski olan "abiler" gibi bitirdik maçı...


On üç sene evvel blog yazmaya başladığımda tek amacım seyretmiş olduğum maçlara dair izlenimlerimi "sanal kağıda" dökmek, ara sıra da tribün hikayelerimi bir arşiv olması için blog sayfalarına yazmaktı. Ama zamanla etkileşimler çok hızla yayıldı, okuyuculardan geri dönütler gelmeye başladı ve ben de tarayıcının adres satırına ultrasmovement.blogspot.com yazıp yeni bir yazı okumak için gelen "dostları" hayal kırıklığına uğratmamak için ısrarla yazdım da yazdım. Bugün bir çok blog kapanmışken, elimden geldiğince, vakit buldukça yazmamın nedeni de Kırklareli'li dostum Cemre gibi çarşamba gününe kadar birbirimizin yüzünü görmesek de blog sayesinde duygularımızı paylaştığımız nice dostların olması. Böyle zamanlarda iyi ki blog yazmışım diyorum, iyi ki de yazıyorum ve yazacağım...


6 Şubat 2020 Perşembe

Alanyaspor:2-0:Galatasaray


Bir santimetre ne kadar önemlidir?
Ya da iki santimetre?
Mikro işlemlerde oldukça önemlidir de, futbolda çok önemi var mıdır?
Hayat memat meselesi olabilir mi?
Alanyaspor-Galatasaray, Türkiye Kupası karşılaşmada dakikalar 17.23'ü gösterirken, Linnes'in pasıyla topla buluşan Belhanda, rakibini geçip sağ kanatta boştaki Jimmy Durmaz'a topu göndermiş ve Jimmy de meşin yuvarlağı ceza sahasına kadar sürdükten sonra ayak içi plase bir vuruşla kaleye yollamış ama top direkten dönmüştü...
İşte o vuruş gol olsa, Belhanda ve Jimmy yere göğe sığdırılamayacaktı...
Bir santim, bilemedin iki sağa gitse top Jimmy'nin ne klas bir topçu olduğundan bahsedecekken "sosyal medya taraftarı", maçın sonucu mağlubiyet olunca iki futbolcuyu dar ağcına asmakta gecikmedi...
Dün gece bizim takımı sevmeyen meşin yuvarlak Jimmy'nin vuruşundan bir kaç dakika sonra kullanılan korner atışında Belhanda'nın uzaklaştırmasına rağmen, Bakasetas'ın vuruşuyla hiç bir kalecinin çıkaramayacağı yere gitmesini bildi. Futbolda bazen şans da insanın yanında olacak...

Gole kadar Galatasaray'ın daha istekli görüldüğü ama çoğunlukla dengede giden oyunda, ev sahibi öne geçmenin morali ile Okan'ın kalesine daha cesurca geldi ama farkı arttıracak "bariz" pozisyonlar bulmaktan uzaktı. Galatasaray ise devre biterken Onyekuru'nun getirdiği ve ortaladığı topta, boş pozisyondaki Belhanda iyi bir kafa vuruşu yapabilse, soyunma odasına eşitlikle gidebilecekti.


Maçın hakemi Ali Şansalan tüm pozisyonlara yakın kalırken, gösterdiği sarı kartlarla da oyunun hakimiyetini elinde tuttu ama ilk yarı bitmeden sarı kartı olan Bammou'nun Şener'e kafa atmasını "ihtarla" geçiştirmeyip, ikinci sarı kartını çıkartsa, hatasız bir performans sergilemiş olacaktı.


Devre biterken topu kafayla auta atan Belhanda, ikinci yarı başlar başlamaz da ayak içi plase ile az farkla ıskaladı üç direğin arasını. Başlarken yazdım ya, ah o santimetreler... Adamı vezir de yapar, rezil de... 65. dakika yine kalecinin bakışları arasından kale direğini yalayarak auta gitti top Belhanda'nın vuruşunda... Üzmek istemedi ev sahibini meşin yuvarlak bu gece...

Yine santimetrelerin baş rol çaldığı bir pozisyonda Fernades'in Cisse'ye attığı uzun pasta yardımcı hakem bayrak kaldırmadı ve Marcao son anda topu kornere yolladı. Cisse golü atsa, VAR'a gidilecekken, top kornere çıkınca VAR'a bakılmadı ve Alanyaspor "ofsayt kokan" bir pozisyonda korner kazandı ve o köşe vuruşunda Fernandes'in harika vuruşuyla farkı ikiye çıkardı... Yardımcı hakemlerin pozisyonları VAR'a bırakmalarında en başından beri isyan ettiğim pozisyondur, "ofsayttan kazanılan kornerler"... Umarım FIFA bu konuda bir çalışma yapar, madem her şey adil ve eşit futbol için yapılıyorsa...


İki farklı geriye düşen Galatasaray, kupa maçında deplasmanda atılacak bir golün bilinci ile yüklendi Alanyaspor kalesine de özellikle Lemina ve Onyekuru'nun çabaları arzulanan golü getirmedi ve Galatasaray için Sami Yen'de oynanacak rövanş maçı için zorlu bir skorla noktalandı karşılaşma...

STAT: Bahçeşehir Okulları
HAKEMLER: Ali Şansalan , Kemal Yılmaz , Mehmet Cem Satman
AYTEMİZ ALANYASPOR: Marafona  - Ceyhun , Efecan , Tzavellas , Bakasetas  (Dk. 82 Musa), Kaan , Onur , Siopis , Caulker , Bammou  (Dk. 46 Fernandes ), Cisse  (Dk. 70 Mustafa Pektemek )
GALATASARAY: Okan  - Şener , Ahmet , Belhanda (Dk. 81 Ömer Bayram), Linnes  (Dk. 46 Mariano ), Jimmy Durmaz , Sekidika  (Dk. 61 Adem Büyük ), Marcao , Taylan Antalyalı , Onyekuru , Lemina
GOLLER: Dk. 20 Bakasetas, Dk. 55 Fernandes (Aytemiz Alanyaspor)
SARI KARTLAR: Bammou, Tzavellas, Caulker, Ceyhun, Bakasetas, Siopis (Aytemiz Alanyaspor) - Adem, Şener, Taylan, Jimmy, Lemina, Ömer (Galatasaray)

Galatasaray:4-1:Kayserispor


Metin Oktay, Fenerbahçeli Şükrü'nün düğüne gider. Zamanın meşhur zenginlerinden ve Fenerbahçe ikinci başkanı olan Müslüm Bağcılar düğüne yalnız gelen Metin Oktay'ın yanına gelir , önüne boş bir mukavele koyar ve der ki: "İmzala şunu, sana servetimin yarısını vereyim"... Metin Oktay'ın cevabı oldukça kısa ve nettir: "Sağ ol baba. Ama bizi sevenlere ihanet etmeyelim"...
Ve Taçsız Kral bu olayla ilgili sonraki yıllarda şöyle bir açıklama yapacaktır: "Fenerbahçe 20 bin, Adalet bir sene için 10 bin lira transfer ücreti teklif ederken, ben Galatasaray ile 8 bin liraya anlaşma yaptığım gün mutluluktan uçuyordum"

Mariano sağ kanattan ortalayıp, Adem Büyük golcülük refleksini konuşturup, rakipten önce ayağını topa uzatınca, Konya deplasmanında attığı üçüncü golün "kopyala-yapıştır" versiyonu ile saatler 19.05'i gösterirken golü bulan Galatasaray'da, Adem Büyük "Taçsız Kral Metin Oktay"ın doğum gününü kutluyordu.

Oyuna deyim yerindeyse "fırtına gibi" başladı Galatasaray, zaten başka çaresi var mıydı? Kendi evinde ligin dibine demir atmış renkdaş Kayseri ile oynuyor, "8 de kapanır 18 de kapanır" veciz sözünün tekrar edilmesinin hemen ardından lider Sivasspor 3 puan daha kaybetmiş ve ezeli rakip Fenerbahçe Trabzon'dan eli boş dönmüştü. Yen Kayseri'yi, mayısta şampiyonluk ümitlerini tekrar dirilt...
Bu heyecan ve motivasyonla maça başlayan Fatih Terim'in takımı, Adem'le öne geçti ama erken gol Galatasaray'ın hızını kesmedi, aksine deplasman takımını nakavt öncesi groggy haline geçmiş boksör gibi şaşkına çevirdi ve Ömer Bayram'ın ortasında Donk rakibi yere seren "yumruğu" çaktı... Ne gol ama... Değme golcüler atamazdı, top kontrolü ve vuruş mükemmeliği jeneriklik... Daha 20. dakikada skorbordda ev sahibinin iki farklı üstünlüğü gözüküyordu.




Galatasaray baskılı oynuyordu, topu ayağında tutuyordu da ligin ilk devresinden farklı olarak "yaratıcılık" da vardı oyununda. Tabii bunda en büyük fark Mariano'nun "fabrika ayarlarına" dönmüş olmasıydı. Feghouli ile birlikte eski günlerine dönen ikili, kapanan Kayseri savunmasını da açmakta oldukça mahirdiler. Adem'in golünde asist yapan Brezilyalı sağ bek, Ömer'in Donk'a attırdığı golün de "start"ını vermişti. İlk devre olduğu kadar, ikinci yarı da rakibin sol kanadını maden gibi işleyen Mariano, sadece oyunun hücum yönünde değil, aynı zamanda savunma da dikkatliydi ki, oyunun bitimine dakikalar kala rakibin "topu tüfeği" ile geldiği dakikalarda iki tane net pozisyonu kornere çelerek kalesini golden de korumuş oldu. Maç sonunda Mariano belki çok konuşulmadı zira iki asist yapan Ömer Bayram ve iki gol atan Feghouli istatistik kağıdını "real" rakamlarla doldurmuştu.

Ömer Bayram'a da bir paragraf açalım diye "beylik bir laf edeceğim" de, bırakın paragrafı, sayfalar dolusu kelime "Galatasaraylı Ömer'i" anlatmaya yetmeyecektir. Belki de kendisini Galatasaraylı yapan, "hayatında yeri çok özel olan" dedesini kaybettiği gün, sahada kusursuz oynadı Ömer, her zamanki gibi koştu, çabaladı ve iki de gol attırdı takım arkadaşlarına. Futbolcuların da insan olduğunu, onların da aileleri olduğunu, bizler gibi hislere sahip olup, günlük hayatın akışı içinde sevinçler ve üzüntülerle karşılaşabileceklerini unutmamak lazım. Biz unutmuyoruz, yeri geldikçe hatırlatıyoruz da "play stationlarla" büyüyen ve tribünlerde yer alan nesil, hayatı "oyun", futbolcuları da "makine" zannediyor. " Ben bir takım kurdum, benim oyuncularım duruma göre 4-4-2, 3-5-2, 4-1-4-1 oynayabiliyor" diyor elinde joystick, ekranda futbolcuların fotoğrafları olan 20li yaşlarda futbolsever... Keşke hayat bu kadar kolay ve "ipleri bizim elimizde" olsa... Evet, Ömer profesyonelce davrandı, sahaya çıktı ve oldukça iyi oynadı da peki berbat bir performans sergilemiş olsaydı, onu yuhlamaya hazır binler, acaba sahada gördükleri futbolcunun içinden geçeni bilebilecekler miydi? Tabii ki hayır...

İlk yarım saat orta sahayı dahi geçemeyen Kayserispor, son 15 dakikada biraz kıpırdanmış olsa da, yarattığı cılız ataklarda Donk ve Marcao yerinde müdahalelerle onların gol iştahlarını kursaklarında bıraktı.

İkinci yarıda Galatasaray farkı açmak için yine eski kalecisi İsmail Çipe'nin kalesine gitti, özellikle Belhanda'nın da biraz daha "kıpırdamasıyla", ataklar da etkili oldu, Emre Akbaba, Mariano ve Feghouli'nin kaleye yolladıkları şutlar üç direğin arasına isabet etmezken, Belhanda'nın pasında Ömer Bayram'ın ceza sahasına yolladığı topu Feghouli bu kez filelerle kucaklaştırıyordu. "Kafasına göre" oynayan Belhanda kendisini işine verince, fark ediliyor ki, Onyekuru'nun Feghouli'ye attırdığı dördüncü golde de Nijeryalı arkadaşını savunmanın arkasına mükemmel bir şekilde kaçırıyordu...


"Kaçırmak" demişken, üç farklı skorun rehaveti ile maç boyunca oldukça dikkatli olan Galatasaraylı savunmacılar, Mesanoviç'i bir kez kaçırdılar ve golü kalelerinde görüverdiler. Bu kadar rahat geçen maç gol yemeden tamamlansa iyi olurdu ama olsun, nazar boncuğu olsun...

Ligin ikinci yarısına başarılı bir performansla giriş yapan Galatasaray'ın, puanları üçer üçer toplamasında büyük katkısı olan Saracchi ve Falcao'nun yokluğunda kazanılan üç puan oldukça değer arz ederken, tüm dikkatler pazar günü oynanacak olan Kasımpaşa maçına çevrilmiş durumda...Haydi bakalım,hazır üstteki rakipler birbiriyle çarpışırken seriye devam...



STAT: Türk Telekom
HAKEMLER: Zorbay Küçük, Mustafa Emre Eyisoy, Tarık Ongun
GALATASARAY: Muslera - Mariano, Marcao, Donk, Linnes, Belhanda, Seri, Ömer Bayram (Dk. 82 Onyekuru), Emre Akbaba (Dk. 74 Taylan Antalyalı), Feghouli, Adem Büyük (Dk. 85 Sekidika)
HES KABLO KAYSERİSPOR: İsmail Çipe - Miguel Lopes, Diego Angelo, Rienstra, Emre Taşdemir Uzodimma (Dk. 56 Aksel Ateş), Djedje, Campanharo, Pedro Henrique, Situm (Dk. 75 Enver Cenk Şahin), Mesanovic
GOLLER: Dk. 5 Adem Büyük, Dk. 21 Donk, Dk. 63 - Dk. 90+4 Feghouli (Galatasaray) - Dk. 68 Mesanovic (Hes Kablo Kayserispor)
SARI KARTLAR: Belhanda, Ömer Bayram (Galatasaray) - Djedje (Hes Kablo Kayserispor)

30 Ocak 2020 Perşembe

Kararının Arkasında Durabilmek


"Duygusal biri olmam nedeniyle çalıştığım bu sektör, bende oldukça fazla tahribatlar yaptı. Ancak bu mesleği çok sevmem nedeniyle üretken yanımı altyapı faaliyetleri ile sürdürme kararı aldım. Yaşımın olgunluğu bu kararımın arkasında durmamı gerektirir." dedikten sonra Mustafa Reşit Akçay, Konyaspor, Osmanlıspor ve şimdi de Ankaragücü ile sözleşme imzaladı...
"Tek dişi kalmış canavar" dediğimiz Endüstriyel Futbolun karşısında durmak o kadar da kolay olmasa gerek, ne hocası durabiliyor, ne de "pasolige hayır" diyen tribüncüsü...

28 Ocak 2020 Salı

Mamba Out


Michael Jordan'ın yanında Toni Kukoç'u, Pippen'ı, Rodman'ı alıp Malone ve Stockton'a karşı sabaha karşı oynadığı final serileriyle tanışmıştım basketbolla. Balkanlardandı Kukoç, sevilme nedeniydi; çılgındı Rodman , hayranlık nedeni ve kraldı Michael Jordan, Chicago'yu tutma nedeni... Zaten hep boğalar kazanıyordu da, bazen güçsüzden yana kaymıyor değildi bir yanımız, Malone çok uğraşıyordu ama olmuyordu bir türlü...

Herkeste de Jordan hayranlığı vardı, Air Jordan ayakkabılar, t-shirtler giyiliyordu, filmlerde oynuyordu Jordan, adı üstünde majesteleriydi... Fena biri değildi de, futboldaki Pele'ydi o yaşlarda benim için...
Maradona'yı arıyorduk basketbol sahalarında, isyankar yaşlarımızdı, delikanlı çağlarımız, yolun az yürünmüş tarafından gitme sevdamız...

Aynı yaşlardaymışız da çok sonra öğrendim... Aradığımız adam, genç, isyankar birden çıkıverdi meydana... Kobe Bryant... Babasının yediği biftekten dolayı verilmişti Kobe adı, bu bile başlı başına sevme nedeniydi...
Üçlük atıyordu, smaç basıyordu, müthiş asistler yapıyordu... Jordan'a karşı da olağanüstü direniyordu, saygı da duymuyordu bazen krala...
"Kral çıplak" diyebilmek yok mudur herkesin içinde... Diyebilene hayranlık bundan...

İnternetin kaplumbağa hızıyla ilerlediği, 1.44 MBlık veri saklama kapasitesine sahip disketlere indirirdik 8 numaralı kıvırcık çocuğun fotoğraflarını... İlk web sayfamı da üniversitenin bilgisayar laboratuarında Kobe için yapmıştım, acemice ama en samimi duygularla, en güzel fotoğraflarla...
Sarının yanına kırmızıdan başka renk gitmez derdim de, Kobe için mora da bir kıyak yapardım, güzeldi işte 8 numaralı forma içindeki adamdan dolayı...

Zaman geçti, biz büyüdük, o da büyüdü... Şampiyonluk yüzükleri taktı, MVP oldu, All Starlarda boy gösterdi... Herkesin sevgilisi oldu... 24 numaralı formayı giydi... "Yaşlanıyorum, ayaklarım artık beni taşımıyor, çalışmazsam başaramam, 24 saat basketbolu düşünmeliyim" diyordu forma numarası seçimini açıklarken...
8 gitti 24 geldi, gençlik gitti, olgunluk geldi...
Ama hırs ve basketbol sevgisi değişmedi...
Bir de o göz kırpış ve gülümseme...
Kahramanlar hep var olacak zannedersin ya, parke gıcırtılarının etrafında Kobe hep var olacak zannederdim de, bir gece o kötü haberi okudum...
İnanmak istemedim. Neyine inanacaksın ki?
"Kobe Bryant'ın da içinde bulunduğu helikopter düşmüş."
Hadi canım sende...
Kocaman bir yalan...
Alpaslan Abinin kara haberini de öyle duymuştum, inanmamıştım...
İnanmamıştık...
"Şimdi çıkıp şaka desen" diye tezahürat bile yapmıştık...
Kobe de gidemezdi...
Mamba Out bu dünyadan gitmek için söylenmemişti ki... O sadece parkelere veda etmişti...
Ama gerçekmiş yazılanlar...
Zaman herşeye çaredir derler ya, zaman çare olmadı ilk şoka, aksine aktıkça zaman kara haberi daha da kararttı, berbatlaştırdı...
Kızı da yanındaymış Kobe'nin...
O da babasıyla el ele cennete uçmuş...
Kızının da takım arkadaşı ve babası da varmış hayatını kaybedenler arasında...
Ne hayallerle binilmiştir o helikoptere...
Hayat işte...
Bir varsın, bir yoksun...
Mekanları cennet olsun...
Unutulmayacak... Unutulmayacaklar...
İnsan nasıl unutabilir ki gençliğini...



27 Ocak 2020 Pazartesi

İH Konyaspor:0-3:Galatasaray


"Bana göre maçı yöneten hakem, beden dili ile bana göre yönünü belirlemişti zaten. Bu çok açık bir şekilde görünüyordu." diyordu tek bir hakem hatasının dahi yaşanmadığı maçtan sonra Galatasaray'a karşı 13 maçtır galip gelemeyen Konyaspor teknik direktörü Aykut Kocaman... Savunma mekanizmasını ne de güzel hazırlamıştı: Yenilirsek koy hakemi hedefe, olsun bitsin...

Oysa kendi oyuncusu Ömer Ali Şahiner'in ağzından itiraf gibi şu cümleler dökülüyordu doksan dakikanın bitiminde "Maçın başında planımız topun arkasında durarak rakibi beklemekti. Planlarımızda olmayan 2 golü ilk yarıda kalemizde görmek oldu. Bugün bizim günümüz değildi. Bugün kötü oynadık."

Yıllarca "korkak" oynayarak, sürekli kapanarak, "şansa-bala" atacağı bir kontra atak golüyle puan kazanmayı "hayat felsefesi" yapan Aykut Kocaman, Fenerbahçe'de Alex'i oynatmadığı gibi, dün gece de Miya, Bajic, Shengelia gibi oyuncularını kenarda tutup, Galatasaray karşısında darmadağın olunca, kolayca faturayı hakeme kesivermiş... Komik değil mi?

Konyaspor'da sayılı günleri kalan Aykut Kocaman'ı bırakalım da Galatasaray tarafından bakalım pazar geceki mücadeleye. "Kaosları severiz, kaoslar bizi şampiyon yapıyor" diyoruz da bu kadarı da artık fazla gelmeye başladı bünyeye. Hafta içi Fatih Terim'in demeci, arkasından Mustafa Cengiz'in kurmaylarını alarak apar topar yaptıkları basın toplantısı Florya'yı toza dumana katarken, Fatih Terim'in 19.05'te attığı tweet bir nebze ortalığı sakinleştirmiş ve dikkatler Konya deplasmanına çevrilmişti, zira haneye yazılması gereken üç puan duruyordu Konya stadında...


Marcao'nun cezası nedeniyle stoper ikilisi Ahmet Çalık ve Donk'tan oluşurken, sağ bekte Mariano ve sol bekte Saracchi vardı. Transferin bitimine 4-5 gün kalmışken, takıma bir stoper alınamazsa Marcao-Ahmet-Donk-Emin dörtlüsü ile devam edeceğiz yolumuza gibi dururken, ben yine de Semih Kaya'nın Florya'ya geleceğini düşünüyorum. Öte taraftan, pek çok kişinin eleştirisinin tersine ben Ahmet Çalık'ın oynadığı maçlarda hiç de fena olmadığını düşünüyorum ki, ligin ilk devresindeki Gaziantep deplasmanı sonrası dün gece de maçta hatasızdı Ahmet Çalık... Ahmet kadroda bekleniyordu da esas sürprizi Mariano'yu sağ bekte görenler yaşadı. Bu sezon, özellikle Şampiyonlar Ligi maçlarında yokları oynayan Mariano'nun gönderilip, Linnes ve Şener ile sağ bek rotasyonu yapılacağı beklenilirken, Mariano ilk onbirdeydi. Aykut Kocaman'ın Konya'sının kapanacağını sağır sultan biliyordu ki Fatih Terim de bu defansı açmak için Mariano'nun ofansif gücü ve ortalarına güvenmişti, haklı da çıktı, Brezilyalı  topçu, Adem'e al da at asisi yaparken, bir çok defa da ters taraftaki Saracchi'yi uzun tek pasla gollük pozisyona soktu. Uruguaylı Saracchi Denizlispor maçında takımı sol taraftan sürüklemişti ama sağ tarafta Linnes etkisiz kalmıştı ki, Mariano tercihi ile Fatih Terim Konya deplasmanında iki kanadı da işer hale getiriverdi. Mariano Adem'e attırdı, Saracchi Emre'ye... Daha ne olsun... Antalya ve Konya maçlarındaki mücadelesi ve asistleri sonrası Fatih Terim'i zor bir karar bekliyor: Mariano gitsin mi kalsın mı? Benim kararım kalması yönünde de karar verici değilim...


Emre Akbaba da hem Galatasaray hucumuna kattığı zenginlik hem de attığı gollerle her geçen maç pırıl pırıl parlıyor, şimdiden "Bu çocuk Galatasaray'a fazla, Avrupa'da oynamalı" minvalinde yazılar yazılmaya başlandı bile. Emre daha çok orta sahada rol almasına rağmen, Galatasaray ataklarında rakip ceza sahasına girerek Falcao ile forveti ikileyip, savunma oyuncularına zorluk yaratabilirken, onun hareketli ve gezer oyunu Seri'ye de hamle alanı yaratıyor. Önceki yazılarda da belirtmiştim Emre böyle oynadıkça Taylan kenarda beklemek durumda kalıyor, Belhanda'yı ise kimse anmıyor bile. Menajerinin Belhanda takımda kalacak demecine rağmen, umarım transferin kapanmasına sayılı günler kala elden çıkarılır Faslı orta saha.


Emre hakkında uzun uzun övgü dolu satırlar yazmak istemiyorum zira kimi översek sakatlanıyor ve dün gece de Falcao ve Saracchi baldır çekmesi ile oyundan çıkarken, yüreklerimiz de ağzımıza geldi. Uruguaylının yerine giren Şener ters ayaklı olduğu için "elinden geleni" yaptı ama Adem attığı golle "Türk Falcao" olduğunu bir kez daha ispatlamış oldu. Nasıl ki Galatasaray'ın ilk golünde Ömer'den pası almak için ceza sahası içinde kurnazca kendisine alan yarattı Radamel, Adem de ceza sahası içinde Mariano'ya pası verip, topun gideceği yere "golcü koşusu" yaptı... Orjinali golcü olan ama sonrasında kanada devşirilen Adem Büyük, Galatasaray forması ile tekrar o golcülük melekelerini kazanmaya başladı bile.



"Atan ve tutanı iyi olursa, o takım iş yapar" derler büyükler... Atanlar attılar da, tutan da her zamanki gibi günündeydi, maçın başında ev sahibine gol mutluluğu yaşatmazken, ikinci devre Shengelia'nın kariyer golünü bir panter çevikliği ile uzayarak engellerken, kalesini bir kez daha gole kapamış oldu Muslera... Sezon başında Muslera'yı acımasızca ve haksızca eleştirenlerin, o müthiş kurtarış sonrası yazdıklarını bakınca atalarımız ne de güzel laf etmişler demeden edemiyor insan: "Büyük lokma ye, büyük laf etme..."


STAT: Konya Büyükşehir Belediye
HAKEMLER: Koray Gençerler , Bahattin Duran , Volkan Ahmet Narinç
İTTİFAK HOLDİNG KONYASPOR: Serkan Kırıntılı  - Skubic , Selim Ay , Anicic , Alper Uludağ, Jonsson , Jevtovic  (Dk. 46 Miya ), Ömer Ali Şahiner , Amir Hadziahmetovic  (Dk. 59 Shengelia ), Erdon Daci  (Dk. 79 Hurtado ), Thuram
GALATASARAY: Muslera  - Mariano , Ahmet Çalık , Donk , Saracchi  (Dk. 72 Şener Özbayraklı ), Seri , Lemina , Feghouli , Emre Akbaba  (Dk.90 Emin Bayram ), Ömer Bayram , Falcao  (Dk. 58 Adem Büyük )
GOLLER: Dk. 26 Falcao, Dk. 39 Emre Akbaba, Dk. 79 Adem Büyük (Galatasaray)
SARI KARTLAR: Feghouli, Lemina (Galatasaray)

Blog Widget by LinkWithin