27 Ağustos 2024 Salı

Young Boys:3-2:Galatasaray

 


Yıl 1993...

Bugün sosyal medyada algı yapanlar daha dünyada yok, babaları ise çocuk...

Galatasaray, "Türk lokumınu yiyeceğiz" diyen Manchester United'a deplasmanda 3 gol atıyor ve rövanşta da "Sami Yen Cehenneminde" kalesinde gol görmeyerek Şampiyonlar Ligi Gruplarına kalıyor...

Şampiyonlar Liginin gruplar halinde oynandığı ikinci sezon...

Galatasaray, İngiliz Şampiyonunu eleyince, ertesi yıl UEFA hemen format değişikliği yapıyor, seri başı ülke takımlarını doğrudan gruplara alıyor ve adını da UEFA Şampiyonlar Ligi koyuyor turnuvanın...

Yıl 2024...

UEFA yine Şampiyonlar Liginde format değişikliğine gidiyor...

Galatasaray da İsviçre'de Young Boys karşısında ilk maçı 3-2 kaybedip, Sami Yen'de rövanş maçında rakibini yenip Şampiyonlar Liginin yeni formatında ilk defa yer almanın hesaplarını yapıyor...

İsviçre deplasmanında alınan mağlubiyet, özellikle ilk devre ortaya konan oyun Z kuşağını "çıldırtırken", biz eskiler sadece tebessüm ediyor ve "Galatasaray bitti demeden bitmez"i hatırlatıyoruz etrafımızdakilere...

Biraz da maça dönersek, neler gördük satırlara dökelim...


Öncelikle rakibin İsviçre Süper Liginde güncel sıralamasından dolayı bir memlekette İngilizlerin 93 yılında bizim için söyledikleri "lokum kura" havası vardı. Oysa Avrupa Şampiyonasında olsun, Lugano'nun bir kaç hafta evvel Fenerbahçe ile yaptığı maçlarda olsun görülen İsviçre futbolunun "şöhretli" isimleri barındırmasa da futbolunun yükselişte olduğuydu. Bunu play stationdan futbol öğrenen gençler neden kafalarına taksın ki?

Saha zemini de ev sahibi takım için avantaj teşkil ediyordu ki, Türkiye'de pek görmediğimiz sentetik bir zeminde oynanacaktı maç. Çim sahada top oynayan şanşlı nesil bunun ne kadar fark yaratacağını bilir, ama sadece halı sahada top koşturanlar bu satırlarda vurgulanan düşünceyi maalesef algılayamazlar...

Deplasmanda, ki stadı yarı yarıya dolduran başta ultrAslan Avrupa'nın desteğini de boş geçmeyelim, erken dakikada yenen gol, hele bir de takımın hocası tribündeyken de olabilecek en kötü senaryoydu ama daha dakika geçmeden Torreira'nın plasesi direği yalıyor, sonra Barıs karşı karşıya pası tercih ediyor, 3 dakika sonra Sara'nın pasında Icardi'nin dokunuşu diğer direği yalıyordu... Çok kısa sürede maçın 3-1 olması işten bile değildi...

Rakip Galataasaray ayarında değildi, sarı-kırmızılılar her an gol atabilirdi ki pozisyon da ararken, ev sahibi de ani ataklarla aradığını buldu, 36, 40 ve 45-6da çok net pozisyonlarda Muslera şanslıydı...

Uruguaylı kaleciden bahsetmişken, sezona pek de iyi başlamadı, Monteiro'nun iki golünü "normal şartlarda" çıkarabilirdi ama maalesef topu filelerde çıkarmak zorunda kaldı. Tabii, Abdülkerim'im ikinci golde rakibini kaçırması da affedilecek hata değil ama orda da 21. dakikada gördüğü gereksiz sarı kartın etkisi var. 

Soyunma odasına şok bir 2-0 mağlubiyetle girmek hiç de beklenen bir sonuç değildi ama esas sürpriz Muslera'nın sakatlanıp çıkması Günay'ın kaleye geçmesiydi. Bir de Mertens'le Ziyech yer değiştirdi...


Değişiklikler oyunu da değiştirdi, Faslı oyuncu hareket getirdi, ortaları tehlike yarattı da esas Günay'ın parmaklarının ucu 3-0'ı engelliyordu 57. dakikada... Galatasaray golü ararken savunmada açıklar veriyor ama Okan Buruk sağ bek Jelert'i çıkarıp forvet Batshuayi'yi oyuna aldı ve maçın kaderi değişiverdi. Belçikalı golcü daha girer girmez ayağının tozuyla kullanılan korner atışında arka direkte topa dokundu, farkı bire indirdi ve 5 dakika sonra Nelsson'un uzun pasında Kerem'in göğüsü ile topu yumuşatmasıyla ceza sahası dışından avladı rakip kaleciyi... 

Kalan dakikalarda iki takım da pozisyon ararken belki de Abdülkerşm'in maç boyu yaptığı "en iyi" savunmada hakem VAR'a çağrıldı ve "ayaktan sekip ele değen" topta penaltı verirken, "ApoKerimi" de ikinci sarıdan ihraç etti. Sonrası penaltı ve 3-2...

Geçmişten anıyla yazıya başladık, başka bir anıyla bitirelim... Galatasaray Mustafa Denizli yönetiminde deplasmanda yine bir İsviçre takımı olan Neuchatel Xamax takımına 3-0 kaybetmiş, rövanşta Mustafa Hoca cezalı olarak teller arkasında elinde telsiz Ahmet Akçan'a talimatlar verip Galatasaray 5-0 kazanmıştı...

Yıl 2024, rakip de yine İsviçre'den, Okan Buruk da cezalı, o da teknolojinin gelişmesi ile cep telefonu ile İrfan hocaya talimatlar verecek ve Galatasaray da inşallah hak ettiği lige ayak basacak...



Stat: Wankdorf.

Hakemler: Daniel Siebert, Jan Seidel, Rafael Foltyn (Almanya).

Young Boys: Von Ballmoos (Dk. 32 Keller), Blum, Camara, Zoukrou, Hadjam (Dk. 67 Persson), Monteiro (Dk. 74 Elia), Niasse (Dk. 74 Males), Lauper, Colley, Ganvoula (Dk. 75 Itten), Ugrinic.

Galatasaray: Muslera (Dk. 46 Günay Güvenç), Jelert (Dk. 66 Batshuayi), Nelsson, Abdülkerim Bardakcı, Köhn, Torreira, Sara, Barış Alper Yılmaz (Dk. 79 Dubois), Mertens (Dk. 46 Ziyech), Kerem Aktürkoğlu, Icardi (Dk. 87 Berkan Kutlu).

Goller: Dk. 4 ve 45+4 Monteiro, Dk. 86 Ugrinic (Penaltıdan) (Young Boys), Dk. 66 ve 72 Batshuayi (Galatasaray).

Kırmızı kart: Dk. 84 Abdülkerim Bardakcı (Galatasaray).

Sarı kartlar: Dk. 45+6 Torreira (Galatasaray), Dk. 26 Hadjam, Dk. 29 Lauper, Dk. 43 Niasse, Dk. 70 Camara (Young Boys).

20 Ağustos 2024 Salı

Young Boys'un 4 Ölümcül Günahı

 


İsviçre Süper Lig tarihinde ilk defa son şampiyon yeni sezonun ilk üç maçını kaybetti. Sonrası da pek iyi gitmedi ki Young Boys takımı arka arkaya iki beraberlikle 12 takımlı ligde 11. sırada yer alıyor. İsviçre Süper Liginin statüsü gereği bu sene de şampiyon olmaları hala mümkün ama takımın bu hale gelmesinde 4 Ölümcül Günahı yazmış İsviçre basını... Bir inceleyelim bakalım:


Aşırı Özgüven:

Geçen sezonu ikinci bitiren Lugano'nun önünde 12 puan farkla şampiyon olmak bir başarı hikayesi midir? Hayır... Zira Young Boys 2017den beri en genç şampiyonluğu garantilediği sezonu yaşadı. Hatta daha da kötüsü 2007'de FC Zürih'ten sonra en fazla mağlubiyetle şampiyon olan takımdı Young Boys geçen yıl. (7 mağlubiyet) Güzel bir söz var, körlerin arasında tek gözlü adam kraldır diye...

Young Boys'un patronları ger zaman ileri görüşlülükleri ile övünür ve tekrar şampiyon olabileceklerine inanıyorlar ama bu yanlış... Anel Husic, Ebrima Colley, Darian Males, Lukasz Lakomy, Cheikh Niasse, Cedric Itten gibi oyunculara hala kilit topçu gözüyle bakılıyor ama şöyle soralım: Bunların hangisi şu anda eski transfer değerinde? Bizce hiçbiri...

Öte yandan futbolcular da kendilerini sorgulamalı. 2024 Avrupa şampiyonasında boy gösteren 6 tane İsviçre Süper Ligte forma giyen oyuncunun hiç biri Young Boys'tan değil. Öte yandan neredeyse küme düşecek olan Grasshopper FC'den Amir Abrashi turnuvada top koşturdu...

Meschack Eliga, Joel Monteiro ve David von Ballmoos gibi üst düzey liglerde forma giymeyi düşünen yıldız adaylarına hiç teklif yok, bu futbolcuların piyasada çok fazla değer gördüğüne dair bir iz de yok maalesef.


Rahatlık:

Young Boys gibi son 7 sezonda 6 şampiyonluk kazanırsanız, her şeyin bir şekilde yolunda kolaylıkla gideceğine dair bir rahatlık hissedersiniz. Uzun süreli başarı size güven hissi verir, aynı zaman da tatmin duygusu gelişir. Eğer kadronuza ve teknik ekibe yeni personel eklemezseniz, aynı hırs ve arzuyu takımda oluşturmak çok zor olabilir ki takımın önde gelen topçuları Sando Luper ve David von Ballmoos için kupa kazanmak bir alışkanlık haline gelir.

Young Boys'un her zaman rahatlık ve huzur ortamına sahip olduğu söylenir. Gerçekte Young Boys bir insan gibidir: Olumlu ve olumsuz tarafları vardır. Kulübün "vefasız" bir şekilde topçu alıp satma gibi bir şöhreti yok ama öte yandan bu aşırı rahatlıığın önüne geçmek için de biraz pragmatizm, sertlik ve soğukluk da hiç fena olmayacaktır.

Örneğin 2019 Play-oflarının başında 6 mağlubiyet gibi bir krizden takımı FC Aarau 'yu çıkaran Patrick Rahmen takımın başına hoca olarak getirildi. Ama Rahmen sert bir kişiliğe sahip değil. Bu demek değil ki o dış görünüşüne önem vermiyor ya da diğerlerinden çok fazla şey bilmiyor. Ya da soyunma odasında sözü geçmiyor. Rahmen işlerin uyumlu bir şekilde yürütülmesinden yana. Ve Christoph Spycher tarafından yönetilen yönetim kurulu da sınırları aşan bir hoca yerine her zaman yapıcı diyalog kuran bir çalıştırıcıyı tercih ediyorlar. Belki Rene Weiler daha iyi bir seçim olabilirdi ama onun inatçı ısrarcılığı ve sadece performansa önem gösteren yapısı nedeniyle kesinlikle uygunsuz bir çözüm olacaktı.

Yanlış karar:

Kastriot Imeri ve Jean-Pierre Nsame yanlış transfer politikasının en bariz örnekleri. İki sene önce 3 milyon İsviçre Frangı ile Young Boys tarihinin en pahalı ikinci transferi olarak Imeri takıma dahil olurken mantıklı bir iş gibi görülmüştü. Ama sonra anlaşıldı ki Imeri, Servette'te oldu gibi gol sorununu çözecek anahtar değil. Güçlü kasları ile Milli takımda Xherdan Shaqiri'nin yerini alabileceği gözüyle bakılan Kosova uyruklu oyuncu yedek kulübesinin vazgeçilmezi oldu. Peki neden? Çünkü Young Boys sistemi Imeri gibi 10 numara için uygun değil, bir bakıma traktör için otomobil lastiği almak gibi bir hata, uymaz...

Her iki maçta bir gol atmasına rağmen Young Boys yönetimi Jean-Pierre Nsame ile kontrat uzatmadı ve Kamerunlu geçen kış transfer listesinde adını gördü. Evet, Young Boys Nsame'nin golleri olmadan şampiyon oldu ama hala onu arıyorlar. Nsame sadece bir golcü değildi, aynı zamanda kendisinden önceki Guillaume Hoarau gibi Fransızca konuşan konuşan oyuncular ile hoca ve yönetim arasındaki köprüydü. Yeni bir ortama gelen ya da yüklü transfer ücreti ile kafası karışan topçuların "abisiydi". Bugün böyle bir figür yok ve şaşırtıcı değil ki kendisini daha iyi liglere taşıyacak bir performansı Meschack Elia gösteremiyor.


Umutsuzluk:

Shkelzen Gashi, Gilles Yapi, Serey Dié, Raul Bobadilla, Renato Steffen, Michael Lang: FC Basel'in 2009-2017 yılları arasında Heusler döneminin en önemli recetesi en iyi topçuları transfer etmekti, kaç paraya mal olursa olsun. Bu strateji çok para harcattı ama harcanana da değdi. Daha az transfer geliri sağladılar ama daha fazla performans aldılar oyunculardan ve lige uyum gibi zaman gerektiren süreçleri kısa sürede atlattılar.

Young Boys da kendi liginin "mücevher oyuncularını" kadrosuna katabilir.  Nikola Katic, Kevin Carlos, Timothee Cognat gibi oyuncuları transfer edebilir ama 5 milyon frank oldukça fazla bir rakam. Genç olmayan ama tecrübeli bir Süper Lig topçusu için 5 milyon Frank mı? Her ne kadar kulübün 50 milyon franktan fazla bütcesi olsa da Christoph Spycher ve yönetimi bu işe sıcak bakmıyor.

Aynısı yabancı transferler için de geçerli. Hoarau ve Miralem Sulejmani gibi bir zamanlar yüksek ücret alan oyuncular artık stratejinin bir parçası değil. Sonuç olarak özel oyuncular da Super Ligde top koşturmak için bir neden bulamıyorlar.

Bir yandan bu çok mantıklı ve anlaşılabilir. Ama öbür yandan da cesaret kırıcı. Patrick Rahmen'in pek de parlak olmayan yardımcı hoca olarak Enrico Schirinzi seçme nedeni de bu. İsviçre milli takımında Vincent Cavin'den oyuncular tarafından saygı duyulan Giorgio Contini gibi güçlü bir karaktere yapılan değişikliğin nasıl olumlu sonuçlandığı herkesin malumu. 

Yine cesaret kırıcı bir örnek, kale genç ve yetenekli Marvin Keller yerine David von Ballmoos'a teslim ediliyor. Hem finansal hem de sportif açıdan incileri domuzların önüne atmak gibi bir şey...


17 Ağustos 2024 Cumartesi

Konyaspor:1-2:Galatasaray

 


"Bizi siz şampiyon yapacaksınız" yazıyordu Barış Alper Yılmaz ile Kerem Aktürkoğlu'nun figürlerinin yer aldığı Galatasaray kafilesini Konya'da karşılayan Galatasaraylı taraftarların ellerindeki pankartta. Selçuk Üniversitesinde okuyan ultrAslan-UNİ'deki gençler "sosyal medya algılarına" kulaklarını tıkamış, trübüncülüğü "eski" abileri gibi yapıyorlardı: Formayı giyene sonuna kadar sahip çıkmak... Futbolun tanrıları da gönüllerine göre verdi üniversiteli gençlerin, Konya'da Galatasaray'a üç puanı getiren goller de Kerem Aktürkoğlu ve Barış Alper Yılmaz'dan geldi...  Uzun yıllar konuşulacak, örnek alınacak bir pankart, gerçekten takımın başarısını istiyorsan, ilk tökezlemede "tu kaka" yapmak yerine arkasında durursan takımının, başarı elbette gelecektir...


Geçen senenin son maçında Konya deplasmanında alınan galibiyetle şampiyonluğu kutlayan Galatasaray, bu sezon ilk dış saha maçı için Konya'ya geliyordu. Ev sahibi geçen yıl yaşadığı küme düşme kabusunu tekrar etmemek için kadrosunu yeni transferlerle güçlendirmiş, geçen hafta Kasımpaşa'yı deplasmanda geriden gelerek yenmiş ve oldukça moralliydi. Kağıt üstünde hiç de kolay geçmeyecek bir karşılaşmaydı ki öyle de oldu. İlk yarım saate kadar Barış'ın pasında Mertens'in plasesi dışında dişe dokunur pozisyon yokken, 39. dakikada "atamayana atarlar" deyimi canlanıverdi Konya'da. Ev sahibinde Yusuf Erdoğan Aleksiç'e "al da at" servisi yaptı, yeşil beyazlı topçu amatörce meşin yuvarlağı auta atarken, dönen topta Barış Icardi'yi savunma arkasına kaçırdı, onun "al da at" pasını Kerem Aktürkoğlu geri çevirmedi... 

Futbolu herkesin sevme nedeni farklıdır, kimi desteklediği takımın başarısıyla kendi hayatındaki eksikliklerini gerçekleştirir, kimi sosyal bir ortam yaratmak için trübünlere kaçar, kimi de nedenini kendisinin de açıklayamadığı bir şekilde iki renge gönül verir. Benim için ise futbol hikayeleri ile özeldir, orada 90 dakika içinde bir hayat yaşanır, iyisi ile kötüsü ile, acısı ile tatlısıyla. Beşiktaş ile oynan Süper Kupa maçından sonra çarmıha gerilen Kerem Aktürkoğlu sahadaki mücadelesi ve attığı golle taraftarın gönlüne tekrar girerken, Oscarlık senaryo misali Konyaspor'un attığı golde hatayı yapıp, tekrardan eleştiri oklarının hedefi oluyordu. Forvet oyuncularını savunmaya getirtmek bir hoca meziyetidir ama onlar ceza sahası içi ve çevresinde "serseri mayın" gibidirler, savunma oyuncusu refleksine sahip olmadıkları için yaptıkları hatalar ölümcül olabilir, Kerem'ın de basit bir şekilde taca atacağı topa dokunmayıp, sonrasında kontrol ve kontra atak hayali, Muslera'nın kalesinde golle sonuçlanıverdi.

Dengede giden maçın ilk yarısı beraberlikle sonuçlanırken, ikinci yarı yine ev sahibi kornerden yüzde yüz bir pozisyonda ağları sarsamıyor ama dakikalar sonrasında yeni transfer Gabriel Sara'nın ortasında Kerem kafayla Barış'ı buluyor, onun yerden şutu filelerde nihayetleniyordu... Bir gol bir asist Kerem Aktürkoğlu için kısa günün karı, hiç de fena değildi...


Galatasaray
oyunda ipleri eline almış, ev sahibinin beraberlik için geldiği anlarda ani ataklarla gol ararken, Türk futbolunun resminin çekildiği bir sekans meydana geldi. Galatasaray'da Okan Buruk'un iki yıldır üzerinde kafa yorduğu, futbolcularının ezberine kazıttığı ve Şampiyonlar Ligi maçlarında da sık sık uyguladığı rakip ceza sahası önünde şok presle top kapmayı Torreira çok başarılı bir şekilde yerine getirdi, Mertens'in pasında da Icardi farkı üçe çıkardı. O ana kadar genç yaşına rağmen ve maç öncesi sosyal medyada kendisi ile ilgili yapılan algılara karşın hatasız bir yönetim sergileyen Direnç Tonusluoğlu da düdük çalmadı, golü verdi. Ama... Ama ne olduysa sonrasında oldu... Futbolculuktan gelen, ki bu bir hakem için çok önemlidir, maçın VAR hakemi Volkan Bayarslan, genç hakemi ekrana davet edip, golü iptal ettirdi. VAR uygulamasının ortaya çıktığı günlerden bugüne kadar herkesin tartışmasız tek bildiği bir kural vardır: Sahadaki hakemi VAR'a çağırmak için herkesin kabul edeceği, tartışmasız kanıt sunmalısın... Oysa Torreira-Aleksiç pozisyonunda bırakın kanıtı, Aleksiç Galatasaraylı topçuya vuruyor. Peki 46 yaşındaki Volkan Bayarslan neden hakemi ekrana çağırdı? Kafasından neler geçiyordu? Galatasaray'ın golü iptal ettirildiğinde ne olacaktı? Bütün bu soruların cevabını ben biliyorum da Volkan Bayarslan'ın açıklamasını bekliyorum umutsuzca... Bakalım çiçeği burnunda yeni Federasyon Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu ilk sınavından nasıl geçecek, zira seçildikten sonra şöyle bir demeç vermişti: "Sahadaki arkadaşlarımızın insani hata yapma opsiyonu var ama VAR'daki arkadaşlarımızın çok daha dikkatli olması lazım. Çünkü sahada anlık karar veriyorsunuz, kaçırabilirsiniz, insanın doğasında olan şeyler. Ama VAR'da defalarca seyredip de insani hatanın olmaması lazım." Sahadaki hakem Direnç Tunusluoğlu hata yapmadı ama pozisyonu defalarca seyreden Volkan Bayarslan onu hataya teşvik etti.


Galatasaray
'ın başında çıktığı 100. maçında 77. galibiyetini alan Okan Buruk sezona 2de 2 ile başlarken, yeni transferlerden Sara 65 dakika sahada kaldı ve takıma alışma sinyalleri verdi. Öte yanda Jellert ise 15 dakikalık süre içinde "Bu çocukta iş var" dedirtti kendisini alıcı gözle seyredenlere. Galatasaray adına hayal kırıklığı "tecrübeli" Dubois yaşattı, zira ilk sezonunda ister sağ ister sol bekte olsun dikkatli ve görev adamı portresi çizen Fransız oyuncu, sezona çok kötü başladı lakin çaresizlikte Okan Buruk'un iki maçta da can simidi olmakta. Konyaspor taraftarlarının maç boyu ıslıkladığı Abdülkerim savunmada hata yapmadı ama pas tercihleri ile eksi not alanlar arasındaydı. Davinson'un sakatlığında formayı alan Viking Nelsson ise sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer misali Beşiktaş maçından sonra çok ama çok dikkatliydi...


Maçın adamı ile bitirelim, istatistiklerde Kerem Aktürkoğlu öne çıkarken, çıplak gözler ise atom karınca Torreira'yı işaret ediyordu... Topla pek buluşamasa ki, Adil'in de hakemin gözünden kaçan itişlerinden az nasibini almadı Icardi, fit ve arzulu görünüşü ile göze batan oyuncu oldu...


Stat: Konya Büyükşehir

Hakemler: Direnç Tonusluoğlu, Deniz Caner Özaral, Osman Gökhan Bilir

Konyaspor: Slowik, Uğurcan Yazğılı, Jevtovic, Adil Demirbağ, Guilherme, Oğulcan Ülgün (Dk. 88 Emrehan Gedikli), N'dao (Dk. 72 Prip), Aleksic (Dk. 77 Melih İbrahimoğlu), Pedrinho, Yusuf Erdoğan (Dk. 77 Cikhalleshi), Umut Nayir

Galatasaray: Muslera, Kaan Ayhan, Nelsson, Abdülkerim Bardakçı, Dubois (Dk. 89 Berkan Kutlu), Torreira, Sara (Dk. 65 Kerem Demirbay), Barış Alper Yılmaz (Dk. 89 Yunus Akgün), Mertens (Dk. 82 Batshuayi), Kerem Aktürkoğlu (Dk. 82 Jelert), Icardi

Goller: Dk. 41 Kerem Aktürkoğlu, Dk. 59 Barış Alper Yılmaz (Galatasaray), Dk. 45 Oğulcan Ülgün (Konyaspor)

Sarı kartlar: Dk. 69 Kerem Demirbay (Galatasaray), Dk. 79 Umut Nayir (Konyaspor)

16 Ağustos 2024 Cuma

Organize Kötülük

 


"Tabiri yerindeyse organize ancak amatör bir kötülük gözlemliyoruz. Eğer dediğim gibi hedefleri yarınki kupa ve Pazar günkü maçsa bizi kızdırıp, konsantrasyonumuzu bozmaksa hepsine geçmiş olsun."

Fatih Terim

14/05/2019



"Telefonum servis edilmiş vaziyette. Organize bir kötülük var. Lütfen, telefonumu ve etrafımı rahat bıraksınlar."

Abdullah Avcı

13/08/2024

Böyle Maçlar Yüzünden

 


"Böyle maçlar yüzünden bu mesleği seviyoruz ama böyle maçlar yüzünden de erken yaşlanıyoruz."

Bruno Genesio

Lille Teknik Direktörü

Uzatmada Kazandıkları Fenerbahçe Maçından Sonra

Böyle başlamış maç sonu duygularını dile getirmeye Fransız ekibin teknik direktörü ama bizim medya nedense bu sözlere hiç yer vermezken, Lille takımının oyuncularının zaman geçirmesinden Kadıköy'ün atmosferine kadar "insanımızın" duymaktan hoşlanacağı sözlerine yer vermiş. Peki biz nereden öğrendik bu cümleyi? Banu Yelkovan Fransız spor gazetesi L'Equipe'den okuyup instagram hesabına yazmış...

15 Ağustos 2024 Perşembe

Futboldan Anlamayanlar İstatistiğe Odaklanır


 "Futboldan çok fazla anlamayan gazeteciler, dataya, numaralara, istatistiğe çok fazla odaklanır. İstatistikler bazen maçı yansıtmaz."

Jose Mourinho

Fenerbahçe-Lille maçından sonra basın toplantısında


Hep söylerim, futbol sayılarla, rakamlarla oynanan bir oyun değildir, futbolun ruhu vardır, topçuların psikolojisi vardır, taraftarın bir arada oluşturduğu sosyoloji vardır, en önemlisi de o "meşhur" koşu mesafeleri gibi sayıların içine hapsedemediğin "yetenek" vardır...

Rahmetli Metin Türel, teknik adamlığını istatistik üzerine kuran Ersun Yanal'a ne de güzel söylemişti:

"Hagi sana 40 metreden bir çakar; nereye koyacağını bilemezsin o istatistikleri" diye, Mourinho da literatüre geçecek başka tarihi bir söz söyledi geçen akşam...

Şimdi youtube yayınlarını istatistik üzerine kuranlar alsınlar şapkalarını önüne düşünsünler bakalım ne cevap verecekler...

İstatistik demişken, blog sayfasına bolca yazdık ama bir kez daha Alex Ferguson'un ağzından çıktığı söylenilen ama Danimarkalı Ebbe Skovdahl'a ait olan "İstatistik mini etek gibidir, sana güzel fikirler verir ama asıl önemli şeyleri gizlerler." özlü sözünü hatırlatalım...

10 Ağustos 2024 Cumartesi

Galatasaray:2-1:Hatayspor


"Bazen Ferrariler de kaza yapabiliyorlar..."

Bir hafta evvel oynanan Galatasaray-Beşiktaş Süper Kupa maçında yaşanılan "hezimetten" sonra yöneticisinden hocasına, futbolcusundan taraftara ağzı laf yapan, eli klavye tutan herkes görüş bildirdi de bir kişi Muslera'nın dünkü maçtan sonra yayıncı kuruluş muhabirine ettiği cümle kadar net ve içi dolu bir yargıda bulunmadı...

Son iki sezonun şampiyonu Galatasaray, geçen sene 46 puan fark yaptığı ezeli rakibi Beşiktaş karşısında şok bir 5-0lık yenilgi almış, bir hafta boyunca sosyal medya lincine uğramış, rekorlar kırarak takımı şampiyon yapan teknik direktör Okan Buruk "vasıfsız" ilan edilmiş, büyük oy farkıyla tekrar başkan seçilen Dursun Özbek yönetimi istifaya davet edilmiş, sarı kırmızılı topçuların "biletleri kesilmişti"...

Bu "ahval ve şerait içinde" 2024-2025 Sezonu ilk maçına çıktı Galatasaray kendi evinde, kendi taraftarı önünde... Sezon kritikti, kazanılması halinde daha rakipleri dördüncü yıldızı takmadan parçalı formaya beşinci yıldız takılacaktı da var mıydı umursayan? Sosyal medyaya göre kimse umursamıyordu ama sıcak bir yaz günü olmasına rağmen "vefalı" Galatasaray taraftarı Ali Sami Yen'i doldurmuş, takıma güvenlerini gösteriyorlardı...

"Birlikte Olanlar, Birlikte Hayal Kuranlar Şampiyon Olurlar" yazıyordu "kapalı" tribündeki pankartta... Evet, "şahsi ihtirasları" bırakıp GALATASARAY öznesi etrafında BİR olunca, bu takımın önünde durabilen olmuş mudur ki?


Zaha'nın transfer görüşmesi için izin istediği, yeni transfer Jelert'in sakatlığı, Kerem Aktürkoğlu'nun hafta içi yaşadığı linç sonrası toparlanması, Nelsson'un formsuzluğu, Sara'nın ayağının tozuyla gelmesi gibi sebeplerle ilk onbirde olamazken, Dubois dışında "şampiyon takımın" tam tekmil sahadaydı. 

Konya'da bıraktığı gibi de oyuna başladı Galatasaray, ön alanda yaptığı baskı ile kaptığı toplarla pozisyonlar da buldu ama ileri uçadamları Erce'yi geçmekte maharetli değildi. Özellikle Icardi'nin Ziyech'e al da at diye verdiği bir Zidane pası var ki, iki oyuncu rolleri değiştirse Galatasaray'ın 1-0 öne geçmesi işten bile değildi.

Rakibin 4-1-4-1 dizilişinde Muslera'yı zorlayacak düşünceleri pek yoktu, Özhan hoca ilk maçta galibiyetten ziyade puanı hedeflemişti ki maç sonu açıklamasında da Galatasaray'ı nasıl durdurma planları yaptığından bahsediyordu. 


Nispetten durgun geçen ilk yarıdan sonra Galatasaray ikinci yarıya daha baskılı başladı, özellikle köşe vuruşlarında tehlikeler yarattı ki, Sanchez'in volesi direğe gelmese yeni sezon harika bir golle açılış yapacaktı. İlk devre Ziyech'e servis yapan Icardi, ikinci yarı da Barış'ı golle buluşturdu da genç yıldız pozisyonu çok kötü harcadı. Ev sahibinin gol aradığı bir dakikada Hatayspor'un uzun topunda Abdülkerim rakibini kaçırınca, deplasman ekibi "piyango" gibi bir golle öne geçiverdi. Fernandez de 2024-2025 futbol sezonun ilk golünü atarak adını tarihe yazdırdı.


Takım geriye düşünce Okan hoca önce taze transfer Sara'yı, sonra da yeni golcü Batshuayi ve "moralsiz" Kerem'i oyuna alarak baskıyı arttırdı. Oyuncu değişiklikleri taze kan getirince pozisyonlar da arttı ve önce Icardi'nin penaltı golü eşitliği sağladı, sonrasında da "son dakika" golcüsü Batshuayi ile galibiyet geldi. "Batsman" takıma üç puan getirirken, asist de sahada ayak basmadık yer bırakmayan Torreira'dan geldi. Melo gittikten sonra yeri dolar mı diyorduk da Uruguaylı atom karınca iki sezon boyunca ortaya koyduğu performansı ligin ilk haftasında da göstermekten uzak durmadı.


Partneri Abdülkerim savruk bir imaj çizerken, Kolombiya milli takımı ile Güney Amerika kupasında final oynayan Davison Sanchez ise hem savunmada hem hücumda takımın parlayan oyuncularındandı. Maçtan sonra Okan Buruk "Nelsson ve Abdülkerim gibi kalıplı oyuncuların sene başında form tutması zaman alır" derken, Sanchez bu geçiş sürecinde savunmayı ayakta tutacaktır.

Liglerin ilk haftaları zordur, takımlar transfer sürecinde olur, kampların fiziksel yüklemeleri topçuların performansını etkiler, rakipler analiz yapmak için "kapalı kutu" olurlar ve böyle bir ortamda geriden gelip maç kazanmak oldukça değerlidir. Süper Kupa sonrası boğulma sürecine giren Galatasaray için harika bir nefes oldu Hatayspor galibiyeti...



Stat: RAMS Park.

Hakemler: Turgut Doman, Kerem Ersoy, Candaş Elbil.

Galatasaray: Muslera, Dubois (Dk 70 Batshuayi), Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Köhn (Dk. 87 Berkan Kutlu), Torreira, Kerem Demirbay (Dk. 57 Sara), Ziyech (Dk. 87 Yunus Akgün), Mertens (Dk. 70 Kerem Aktürkoğlu), Barış Alper Yılmaz, Icardi.

Hatayspor: Erce Kardeşler, Kamil Ahmet Çörekçi, Kilama, Recep Burak Yılmaz, Cemali Sertel, Bamgboye (Dk. 66 Rivas), Matondo, Diack, Fernandes (Dk. 87 Okoronkwo), Rui Pedro (Dk. 84 Hodzic), Strandberg.

Goller: Dk. 52 Fernandes (Hatayspor), Dk. 80 Icardi (Penaltıdan), Dk. 90 Batshuayi (Galatasaray).

Sarı kartlar: Dk. 56 Fernandes, Dk. 79 Recep Burak Yılmaz, Dk. 90+3 Kamil Ahmet Çörekçi (Hatayspor).

26 Mart 2024 Salı

Hissiyatımla Karar Verdim

 2023-2024 Futbol Sezonun özeti...

Bu sene Galatasaray şampiyon olursa, bu şampiyonluğun en kadar zorluklar altında gerçekleştiğini görmek için arşivde kalsın...

Kaynak: Fanatik X hesabı...

'HANGİSİNDE NET BİR ELLE OYNAMA VAR?'


Hugh Dallas: Erkan, Pawel'e hangi görüntünün net bir elle oynama olduğunu göstermeni istiyorum. Buradaki görüntülerin hangisinde net bir elle oynama var. 


Erkan Engin: Şu anda ben de net bir elle oynama göremiyorum ama benim odadaki hissiyatımdan bahsetmem gerekirse kale arkasından ve tighttaki görüntüden emin oldum. kendim bunu el olarak gördüm. Topun kırılmasından el olarak gördüm. Şu an ki hissaytımı soruyor. göstermemi soruyor sanırım.


Hugh Dallas: Var odasında gördüğünle burada gördüğün farklı değil. Orada gördüğünle burda gördüğün aynı. Ben burada Erkan'ın 'ah penaltı oabilir' diye endişe etmesini anlıyorum, ancak bu görüntüyle beraber eğer topun ele değip depmediğini ispatlayacak bir imajımız yoksa o zaman hakemi de çağırmıyoruz çünkü elimizde bir kanıt yok.


Hugh Dallas: Sahada doğal olarak senin açın bunu görmeye mümkün değildi. Sadece monitöre gittiğinde hangi görüntünün elle oynama olduğuna kanaat getirdim Cihancım"


Cihan Aydın: Erkan'a gittiğimde ilk anda Erkan abi 'Ele geliyor temas var' dedi. Başka bir açıdan da kolun doğal konumda olmadığını gösterdi. Ben de 'Direkt top eline mi geliyor bir yerine çarpıyor mu?' diye sordum. 'Hayır direkt eline geliyor' dedi. Ben de penaltı kararı verdim.


Hugh Dallas: Pawel sence de var hakemi çağırdığında kendi düşünceleriyle çok fazla yönlendirme yapmıyor mu?


Pawel Gil: Bir defa temas noktasını göstermedi doğru, ancak net olarak göremiyorsanız. Bir de bunu sözlerinizle desteklemeye çalışıyorsanız bu hakemi birşeylere inandırmaya giriyor.

26 Şubat 2024 Pazartesi

Galatasaray:2-1:Antalyaspor


Bam bam bam...

Fatih Terim'in takımı soyunma odasından sahaya yollarken söylediği sözlerdi: Bam bam bam...

İki gece önce Kadıköy'de Fenerbahçe'ye üç puan "armağan" edilen o yıllarca konuşulacak penaltıdan sonra Galatasaray için artık "teknik-taktik" bitmiş ve lig sonuna kadar tek hedef kalmıştı: Bam bam bam, söke söke şampiyon olmak...

Bu hedef doğrultusunda ilk engel Sergen Yalçın'lı Antalyaspor'du.  Gerçi fark etmezdi Fenerbahçe de olsa, Beşiktaş da olsa, Trabzonspor da olsa Galatasaray taraftarıyla birlikte tek vücüt olmuş, önüne geleni "parçalayıp" yoluna devam edecekti...

Maça saatler kala yayıncı kuruluşun onlarca kamerasında olmayıp tiktok videosuyla Icardi'ye verilen "gülünç" cezaya rağmen hedef aynıydı: bam bam bam...


ultrAslan'ın Federasyonu ve hakemleri protesto etmek için 3 dakikalık sessizlik ile başlayan maçta Antalyaspor sessizlik içinde oyuna iyi başladı ama sonra ipleri eline alan Galatasaray ilk on dakika biterken, hakemin devam karar verdiği VAR'ın ise genellikle Fenerbahçe maçlarında görmeye alıştığımız penaltısında Kerem'le öne geçti...


Golü atan Kerem Aktürkoğlu, önce Harry Potter selamı ardından da Icardi hareketi ile tribünlerdeki takımdaşına selam yolluyordu. Çok geçmeden Köhn'ün ortasında Mertens'in kafayla pasında Tete karşı karşıya topu fileler yerine Leite'nin üstüne yollayınca, deplasman takımına öldürücü darbeyi vuramadı...


Tribünler ne kadar coşkulu olsa da gergindi, gerginlik saha içindeki topçulara da yansıyordu...  Galatasaraylı oyuncular bir an önce ikinci golü bulmak için acele edince, hiç yapmadıkları kadar pas hatası yapınca Akdeniz ekibi Buksa ile Sariç ile gelmeye başladı, Sariç'in topu direkleri salladı, on dakika sonra Van de Streek sahneye çıktı, bir vurdu Muslera çıkardı, dönen topta Uruguaylı nadiren yaptığı hatalardan yaptı ve Antalyalı oyunu boş kaleye dokunuverdi...

Galatasaraylılar bu ortamda o kadar beklemiyordu ki gol yemeyi, şaşkınlıkla santrada kaptırdılar topu, Van de Streek bir kez daha vurdu, Muslera bu kez çevikti, gole izin vermedi.

Icardi'nin yerine oynayan Brezilyalı Vinicius, Okan Buruk'un istediği koşan, basan, pres yapan santrafor görevini yaparken Kerem Demirbay'ın kornerinde kafa ile golünü attı, hakem faul çaldı ama devre biterken Torreira'nın al da at pasında topu taşıyabilseydi, siftahı da yapacaktı...

Ve devre biterken, Galatasaray'ın presle kaptığı bir topta Torreira ortaladı Vinicius kafayla yolladı, Leite çıkardı "Potter" Kerem boş kaleye yuvarladı topu. Ama karşı yardımcı hakem maç boyu olduğu gibi "tak" diye bayrağı kaldırdı. Ofsayt bayrağını kaldırdı kaldırmasına da gözü önündeki Antalyalıyı göremedi, VAR'dan verilen karar goldü...


8 günde yapılan 3 maç sonrası Galatasaraylı oyuncularda "yorgunluk" emareleri pas hatalarında ve arzu ettikleri hareketleri yapamayınca görülüyordu ki sarı-kırmızılı forma ile oynadığı nadir kötü maçların birini sergileyen Torreira, düdükten sonra topa vurup sarı kart görüyordu.

İkinci devre yine Antalya savunmayı sağlam tutup, ileri bölgede yaptığı baskılarla top kapmaya çalışıyordu ki, başarılı olduğu anlar ama Mertens'in Köhn'ün önüne yuvarladığı topta Erdoğan Galatasaraylı sol beki ancak düşürerek durdurdu ve Abdülkadir Bitigen tartışmasız penaltıyı gösterdi. Kerem Aktürkoğlu için hattrick şansıydı da genç topçu direkleri salladı. Galatasaray'ın direklerden dönen kaçıncı topuydu, saymayı bıraktık...


Gol olsa rahatlayacaktı Galatasaray, belki de hafta içi kupa maçını düşünecekti ama fark açılmadı penaltıdan, 66da Mertens'in şutunda Leite foto muhabirlerine poz verdi, Kerem Demirbay'ın kornerinde Sanchez altı pastan kafayla auta atarken, 82de Mertens'in kendine has plasesi auta gidiyordu...

Gol gelmeyecekti, Okan Buruk da "bari yemeyelim" dedi ve Abdülkerim'i oyuna aldı, savunmayı güçlendirdi, maçı da istediği skorla bitirdi...

Girizgahta dedik, önemli olan kazanmaktı, "öyle ya da böyle" ve üç puan alındı, liderlik devam etti...


Bu yıl lige şüphesiz hakemler damga vuracak, Antalyalılar Galatasaray'ın golünde penaltı olmadığını ve ikinci golde "yarı otamatik ofsayt sistemine" rağmen ofsayt olduğunu iddia ederken, Buksa'nın Torreira'ya dirseğinde kırmızı yerine faul bile vermeyen ve Erdoğan'ın "Dayı" Kerem'e salladığı tekmeyi sarı kart ile yumuşatan Bitigen'e Galatasaraylılar ne desin?

Zaha da Vinicius'a formayı kaptırdı ya, umarım onu bu sene sonu sadece Trabzon deplasmanı ile anmayız da memleketlisi Drogba gibi efsane olur gider...



Stat: RAMS Park

Hakemler: Abdülkadir Bitigen, Mustafa Savranlar, Anıl Usta

Galatasaray: Muslera, Barış Alper Yılmaz, Nelsson, Sanchez, Köhn, Kerem Demirbay (Dk. 80 Berkan Kutlu), Torreira (Dk. 87 Abdülkerim Bardakcı), Tete (Dk. 46 Kaan Ayhan), Mertens (Dk. 88 Eyüp Aydın), Kerem Aktürkoğlu, Vinicius (Dk. 70 Zaha)

Bitexen Antalyaspor: Leite, Erdoğan Yeşilyurt, Veysel Sarı, Bahadır Öztürk, Güray Vural, Kaluzinski, Van de Streek, Saric, Ufuk Akyol (Dk. 77 Safuri), Larsson (Dk. 73 Emre Uzun), Buksa

Goller: Dk. 12 (Penaltıdan) ve Dk. 45+2 Kerem Aktürkoğlu (Galatasaray), Dk. 33 Van de Streek (Bitexen Antalyaspor)

Sarı kartlar: Dk. 17 Veysel Sarı, Dk. 18 Güray Vural, Dk. 60 Erdoğan Yeşilyurt, Dk. 90 Buksa (Bitexen Antalyaspor), Dk. 45+7 Torreira, Dk. 90+1 Kaan Ayhan (Galatasaray)

29 Aralık 2023 Cuma

Atatürk Kazandı


2022-2023 Futbol Sezonu Şampiyonu Galatasaray ile 2022-2023 Ziraat Türkiye Kupası galibi Fenerbahçe'nin Süper Kupa mücadelesi TFF tarafından birden "şapkadan tavşan çıkarırcasına" yurt dışında oynanacağı belirtilmişti. Türkiye Cumhuriyetinin 100. yılında iki güzide kulübün bu "kapışmasının" yarı yarıya tribünler önünde İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı ya da Kurtuluş Mücadelesinin ilk meşalesinin yakıldığı Samsun'da oynanması en akla yatkın çözümlerken, önce Azerbaycan fikri öne atıldı, en son da Arabistan'da karar kılındı...

Türkiye Futbol Federasyonunca Arabistan ismi açıklandığında önce taraftarlardan tepki geldi, bu maçın yurt dışında oynanması istenmiyordu. O günlerde Fenerbahçe hocası İsmail Kartal yorumsuz kalıp, topu her zamanki gibi yönetimine atarken, Okan Buruk maçın tarihine tepki gösterdi. Sonra kulüplerin Divan Kurulları, Türkiye Cumhuriyetinin 100. yılında yapılacak bu derbinin Arabistan'da düzenlenmesine karşı geldiklerini belirtti ama iki kulübün yönetimleri Federasyona gerekli baskıyı yapamadı, belki de kazanacakları parayı düşündüler ve Federasyon almış olduğu karardan dönmedi...

Maç Arabistan'da oynanacaktı da, kim seyredecekti? Maça günler kala biletler satılmamış olacak ki, maç biletlerine yarı yarıya indirim yapıldı. Tur şirketleri maç bileti ve umre seyahatleri düzenledi. Diyanet İşleri Başkanı Süper Kupa oynayacak tüm futbolcuların hacı sayılacağını belirtti. 

Ve maç günü geldi, çattı...  Protesto edip seyretmesek mi yoksa "tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış" misali ben seyretmesem ne fark edecek düşüncesi içindeyken, maçla ilgili kriz haberleri düştü sosyal medyaya... Arap yetkililer maç öncesi İstiklal marşına izin vermemişler dendi, sonra da kulüplerin maça çıkacakları pankartlara yasak getirmişler... Önce Federasyon bu bilgileri yalanladı, "dezenfermasyon" dedi ama Riad'dan haberler geliyordu, Atatürk posterlerine "olmaz" denilmiş, Galatasaray futbol takımının ısınmaya üzerinde Atatürk olan t-shirtlerle çıkmasına "izin" çıkmamış... Bu ülkenin kırmızı çizgisidir Mustafa Kemal Atatürk ve İstiklal Marşı... Bu kutsallara kimse "yasak" koyamaz, koymaya kalkarsa da cevabını alır...

Galatasaray Başkanı Dursun Özbek de "Atatürk resimli t-shirtler yoksa biz de yokuz" deyip, maça yollamamıştı takımı. Fenerbahçe takımının da maça çıkacağı "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" pankartına izin verilmemiş, hatta soyunma odasından pankartın alındığı yazılmıştı sosyal medyada. Ali Koç da bu gelişme üzerine Dursun Özbek gibi takımını sahaya yollamamıştı.

TFF başkanı, Spor Bakanı ve iki kulübün başkanı dörtlü toplantı yapıp, bu krizi nasıl aşacaklarına kafa yorarken, sosyal medya üzerinde tek ses vardı: "Maça çıkmayın, ülkeye dönün, kahraman gibi alkışlayalım sizi."

Sadece iki takım taraftarları değildi desteklerini gösteren, bir çok futbol kulübü, taraftar, sporsever, sanatçı, siyasetçi, iş insanı da Atatürk ve Türk Bayraklı fotoğraflar altında iki kulüp başkanına desteklerini bildiriyordu...

Hani derler ya, "futbol asla sadece futbol değildir" diye, bu sözün gerçekliğini 29 Aralık 2023 gecesi herkes yaşamış oldu...

Pazar günkü derbiden 5 gün sonra oynanacak ikinci derbi yapılamadı, kupayı kaldıran olmadı ama kazanan yine her zaman olduğu gibi Atatürk oldu...

Nasıl ki Kurtuluş Savaşında bu milleti birleştirdiyse Ulu Önder, sarı-kırımızı ya da sarı-lacivert diye ikiye ayrılsak da gündelik hayatta, söz konusu vatan, bayrak, İstiklal Marşı ve Atatürk olunca çok çabuk bir araya gelebildiğimizi gösterdik dosta düşmana...

Türkiye Futbol Federasyonu ve iki kulüp birlikte yaptıkları açıklamada "maçın ileri bir tarihe ertelendiğini" belirtseler de bu maç artık oynanmamalı, kupa ikiye bölünüp kulüplerin müzelerinde sergilenmeli ve gelecek kuşaklara da 29 Aralık gecesi yaşanılanlar anlatılmalı...

Ya da kupa Anıtkabir'e yollanmalı, orada müzede sergilenmeli ve bundan sonra da Süper Kupa ismi Atatürk Kupası olarak değiştirilmeli...

25 Aralık 2023 Pazartesi

Fenerbahçe:0-0:Galatasaray


17 Ocak 1909 senesinde ilk defa karşı karşıya gelen Galata Sarayı Terbiye-i Bedeniye Kulübü ile Fener Bahçe Spor Kulübü arasında oynanan maçlarda Galatasaraylılar rakiplerini ilk altı kapışmada 2-0, 3-0,6-0, 7-0, 1-0, 6-0 gibi skorlarla geçerken, 25 Mayıs 1913 tarihinde Kadıköy Çayırında oynanan maçta Galatasaray Bekir'in kafası ile golü bulunca Fenerbahçeliler itiraz eder ve sahayı terk ederler...

İki kulüp arasında olaylar bu mevzu ile başlar ama Fenerbahçe'nin şampiyon olduktan sonra ertesi sene şampiyon olan Galatasaray'a statü gereği vermesi gereken kupayı vermemesi ile daha da şiddetlenir...


Ve aradan yüz yılı aşkın zaman geçmesine rağmen 24 Aralık 2023 gecesi yine Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı kendi sahasında ağırlayacağı bir maç öncesi Galatasaray teknik direktörü Okan Buruk'un evladının soyunma odasına alınmamak istenmemesi, sahayı incelemeye çıkan Galatasaraylı oyuncuların üzerine fişkiyelerle su atılması, maçı seyretmeye gelen Galatasaray taraftarının bulunduğu tribün önüne onlarca hoperlör konulup ev sahibi taraftarı küfre teşvik edecek şarkıların açılması gibi nahoş olaylar devam ediyordu...


Sadece tribünde kalmıyor bu "hadiseler", maçı idare etmesi için atanan "çaylak" hakemin gözetimi altında yeşil zeminde de ev sahibi "futbol kurallarını hiçe sayıyordu." Özellikle 22. dakikada ev sahibinden Djiku'nun misafir oyuncu Icardi'ye "boks ringinde" puan verilecek sağlı sollu darbeler atmasına hem Arda Kardeşler, hem de VAR'daki Mustafa İlker Coşkun "üç maymunu" oynuyordu... Bu pozisyonu "görmeyenlerden" King'in Boey'e salladığı yumruğa kırmızı kart vermesini beklemek ise hayalcilik olurdu...


Oynamaktan ziyade oynatmamak taktiği ile sahaya yollayınca topçularını Fenerbahçe takımı "teknik direktörü", futbolcuları da geçen sene iki maçtır kaleye isabetli şut atamama geleneği sürdürüp, koca doksan dakika üç direğin arasını isabet ettirememişlerdi. Haklarını yemeyelim, Szymanski az kalsın bunu başarıyordu da vurduğu top az farkla dışarı çıkmıştı...

Her düdük çalmasında hakemin üstüne yürüyen futbolcular, Galatasaray'ın atağını kesmek için elindeki topu sahaya atan topçusu, beğenmediği düdüklerde tribünlerden edilen küfürlerle devam eden "nahoş hadiseler", ev sahibi "takım teknik adamın" basın toplantısında adını çok iyi bildiği meslektaşından bahsederken isim zikretmekten kaçıp, "rakip teknik adam" diye konuşması ile sürüyordu Kadıköy'de...

Şimdi gel de futboldan konuş...

Okan Buruk ise deplasmana liderlik maçına çıkarken son haftaların formda iki oyuncusu Barış Alper ve Kerem Demirbay'ı ilk onbire yazmış, savunmada sakatlığı süren Davison yerine Nelsson'u görevlendirmişti. Maçta topu ayağında tutan, pozisyon arayan takım Galatasaray'dı ama kapalı savunmayı açmakta zorlandı. Icardi'ye atılan ara paslarda Arjantinli güçsüz kalınca, Kerem Demirbay'ın da üç şutundan biri bile kaleyi tutmayınca aranan gol bir türlü gelmedi...


Ev sahibi "takımın hocası" kendi taraftarı önünde golcü çıkarıp golcü oyuna alırken, Galatasaray ise maçı Icardi-Bakambu-Halil-Zaha gibi dört forvet ile tamamlıyordu... "Acemi" hakem de "zırt-pırt" çaldığı düdüklerle iki takımın rakip kaleye gitmesini engelleyip, maçı da "aman başıma bela almayayım" hissiyatı içinde apartopar bitirince (6 dakika uzatma verip, uzatma içinde sakatlık ve oyuncu değişikliği ile kaybedilen zamanı değerlendirmedi) derbi de puanlar paylaşılarak sona erdi...


Ev sahibi "takım teknik direktörü" kaybetmediği için mutlu, hakem ilk derbisini kendince "kazasız" bitirdiği için mutlu, Okan Buruk da deplasmandan 1 puan alıp, ligin sonun maçını rakibiyle evinde oynayacağı için mutlu gitti evine de bakalım 2024 senesi mayıs ayında kim gerçekten mutlu olacak... 

Bazıları futbolu ne kadar çirkinleştirmeye çalışırsa çalışsın, biz şu güzel fotoğraf ile bitirelim yazıyı...



Stat: Ülker

Hakemler: Arda Kardeşler, Mehmet Emin Tuğral, Süleyman Özay

Fenerbahçe: Livakovic, Osayi-Samuel, Djiku, Oosterwolde, Ferdi Kadıoğlu, Crespo, İrfan Can Kahveci, Cengiz Ünder (Dk. 46 İsmail Yüksek), Szymanski, Tadic (Dk. 69 King), Dzeko (Dk. 90+4 Batshuayi)

Galatasaray: Muslera, Boey, Nelsson, Abdülkerim Bardakcı, Barış Alper Yılmaz, Kerem Demirbay (Dk. 90+1 Ndombele), Torreira (Dk. 86 Kaan Ayhan), Ziyech (Dk. 86 Bakambu), Mertens (Dk. 67 Zaha), Kerem Aktürkoğlu (Dk. 90+2 Halil Dervişoğlu), Icardi

Sarı kartlar: Dk. 12 Osayi-Samuel, Dk. 57 İrfan Can Kahveci, Dk. 73 King (Fenerbahçe), Dk. 64 Torreira, Dk. 73 Boey, Dk. 85 Ziyech, Dk. 90+1 Kerem Aktürkoğlu (Galatasaray)

14 Aralık 2023 Perşembe

Yumruk









Türk futbol tarihinde yıllar geçse de unutulmayacak o an:

Ankaragücü-Rizespor maçı bitiminde ev sahibi kulübün başkanı Faruk Koca, maçın hakemi Halil Umut Meler'e yumruk attı... 

13 Aralık 2023 Çarşamba

We F@cking Played Great The Whole Season

 


"We f@cking played great the whole season and we deserved it." sözü hafızalardan silinmezken, üstünde Galatasaray forması varken yüzü kanlar içinde kalmış fotoğrafı ise hep hatırlanacak olan Johan Elmander'in Galatasaray sevgisi bitmek bilmiyor. Daha önce "Galatasaray beni tekrar istese de İstanbul'a kadar yürüyerek gelirim" diyen "Ulu" Johan, dün Galatasaray'ın Kopenhag maçında kale arkasında sarı-kırmızılı taraftarlar ile birlikte yer aldı...




Kopenhag:1-0:Galatasaray


"Kazanmaya alışmış kişiler olarak kaybetmenin bizi öldürmediğini keşfettik " diyor Vahşiler ve Duygusallar kitabında Real Madrid taraftarı İspanyol yazar Javier Marias. 

UEFA Kupasını Kopenhag'ın Parken Stadında kazandıktan 23 yıl sonra tekrar aynı stada bir "final" maçına çıktık ve kaybettik... Ümitliydik, hevesliydik ama başaramadık, istediğimiz oyunu öyle ya da böyle oynayamadık ve büyük sükse ile başladığımız Şampiyonlar Ligi yolundan UEFA Avrupa Ligine kırdık direksiyonu...

Futbolda dün yoktur, vefa hiç yoktur, hele ki sosyal medya çağında sırtlanlar gibi bekleyen bir yığın insan olunca pek tabii ki Okan hocadan başlandı, Zaha ile devam edildi, Kerem geçildi, İcardi'ye bile "sallandı"...

10 küsür milyonu kaybetmişlermiş, Şampiyonlar Ligi için kadro kurulmuşmuş, ülke puanına fayda sağlanmamışmış ... Mış da mış...

Kaç ön eleme oynandığını, kaç euro gelir kazanıldığını, ülke puanına ne kadar fazla katkı yapıldığını, kurulan kadronun da çok para harcamadan "sıfır bonservisli" oyunculardan oluştuğunu hatırlayanlar mı? Onlar zaten maçtan sonra "Başın öne eğilmesin, aldırma cim bom aldırma, en büyük sen değil misin, aldırma cim bom aldırma" tezahüratını yapıp, önümüzdeki maçlara bakanlardı, bu yazının konusu değiller.

13 Mayıs 2001 günü Ali Sami Yen'de Okan Buruk'un 33. dakikada kırmızı kart görüp Galatasaray'ın şampiyonluğunu "verdiği" maçı yeni açıktan büyük bir üzüntü, hiddet, nefret ve öfke ile izlemiş biri olarak Okan Buruk'un geçen sene takımın başına gelmemesini isteyenlerin başındaydım lakin hoca hal ve davranışları ile Galatasaraylı olduğunu gösterirken, kazandırdığı şampiyonluk ile gönlümde kendini affettirdi. Şampiyonlar Ligi serüveni içinde Bayern Münih maçları ve Manchester United deplasmanında nasıl rüştünü ispat ettiyse, dün gece de kurguladığı oyun, yaptığı değişiklikler ile hatalı olsa da kendisine en büyük desteği vermekten gurur duyacağım...


Tabii, oyuna Mertens'le başlasaydı, Zaha'da bu kadar ısrar etmeseydi, fizikli Danimarkalılar karşısında yapılı ve süratlı Barış'ı Angelinho yerine oynatsaydı, Ziyech'i daha erken oyuna dahil etseydi gibi bir çok tavsiyede bulunulabilir ama en nihayetinde Florya'da takımla idman yapan Okan Buruk, topçuları en fazla tanıyan da o...

Kaybetmenin üzüntüsüyle herkes saldıracak yer ararken, ben bu grubu bu hale getiren üç suçluyu afişe ediyorum: Bayern Münih deplasmanındaki Portekizli hakem, Manchester ile Sami Yen'de oynadığımız maçın hakemi ve Bayern Münih teknik yönetimi. Hakemler oynadığımız maçlarda puan ve puanları Galatasaray'dan alırken, Alman takımı yönetimi grupta herkesi yenip Kopenhag maçında yedek ağırlıklı kadro ile sahaya çıkıp, Danimarkalılara puan verdi. Hal böyle olunca da Kopenhag son maça Galatasaray'ın averajla önünde girdi ve "otobüs ve tırı park etti" kale önüne. Tam tersi bir senaryoda gol atmak için açılacaklar ve kalelerinde golü göreceklerdi. 3 gün önce Danimarka Kupasında 2-0 kaybettikleri maçın rövanşında yaptıkları gibi...

Ne diyordu o meşhur sözde "İntikam soğuk yenen bir yemektir." Bir gün karşılaşacağız Almanlarla...


Polyannayı hatırlayacak olursak, Almanlar dün gece Manchester'da Kırmızı Şeytanları yenerek Galatasaray'a UEFA Avrupa yolunu açtılar. Belki 23 sene evvel olduğu gibi geriden gelip, son dakika penaltısı ile Galatasaray'ın Kopenhag'taki final yolculuğu başlamadı ama Oscar alan her filmin açılış sahnesinin de insanı oturduğu koltuğa çivilemesine gerek yok, bazen çok sade ve sıradan başlayan yapımlar da unutulmaz sonla nihayetlenebiliyorlar... Okan hoca ve talebelerinin bu sezon yapacakları gibi...



STAT: Parken

HAKEMLER: Daniele Orsato, Ciro Carbone, Alessandro Giallatini

KOPENHAG: Grabara - Ankersen, Vavro, Diks, Jelert, Lerager, Falk, Diogo Gonçalves (Dk. 67 Cornelius), Achouri (Dk. 81 Boilesen), Elyounoussi (Dk. 90+3 Oscar Höjlund), Claesson

GALATASARAY: Muslera - Boey, Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Angelino (Dk. 77 Barış Alper Yılmaz), Torreira (Dk. 77 Sergio Oliveira), Kaan Ayhan (Dk. 61 Mertens), Tete (Dk. 61 Ziyech), Kerem Aktürkoğlu, Zaha (Dk. 65 Bakambu), Icardi

GOL: Dk. 58 Lerager (Kopenhag)

KIRMIZI KART: Dk. 90 Lerager (Kopenhag)

SARI KARTLAR: Jelert (Kopenhag), Zaha (Galatasaray)

12 Aralık 2023 Salı

Kerem Aktürkoğlu Röportajı



The Athletic'ten Nick Miller, bu geceki "tarihi" Kopenhag-Galatasaray maçı öncesi Kerem Aktürkoğlu ile ilgili bir yazı kaleme almış...

Buyurun, ultras/Movement blog takipçileri için tercüme ettim.


Kerem Aktürkoğlu depremde enkaz altında kaldığı günleri pek hatırlamıyor çünkü ailesiyle depremi yaşadığında daha 10 aylıktı. Ağustos 1999'da 7.6 şiddetinde Türkiye'yi yasa boğan deprem yaşandığında Aktürkoğlu ailesi İzmit'te yaşıyordu.

Kerem'in dedesi kasabanın belediye başkanıydı, bu yüzden hem işi gereği hem de kişisel olarak bu dehşetin ağırlığını yaşadı. O, bebek Kerem'in aramalarına öncelik etti, bebek sağ-salim bulundu, Aktürkoğlu ailesi de depremi çok az fiziksel yara ile atlattı. Ama depremin aile üzerinde psikolojik etkisi büyük oldu, bu yüzden- Galatasaray'da forma giyen ve Manchester United'a her iki maçta da gol atan- Kerem, geçen şubat ayında Türkiye'nin güneyini vuran deprem sonrası bir şeyler yapmak zorunda hissetti kendisini.

"Ailemleydim ve depremi ilk duyduğumda aklıma gelen tek şey orada olmam gerektiğiydi" şeklinde konuştu Kerem The Athletic'e.

Türkiye'de liglere uzun bir zaman ara verildi, bir çok kulüp deprem bölgesine yardım yolladı. Felaketten en fazla etkilenen şehirlerin takımları olan Gaziantepspor ve Hatayspor Süper Ligten çekilirken, Hatayspor forması giyen eski Chelsea ve Newcastle oyuncusu Christian Atsu hayatını kaybetti.

Deprem bölgesine yardım yollayan kulüplerden biri de şahsen bölgeye giden ve orada kordinasyonu sağlayan başkan yardımcısı Erden Timur önderliğindeki Galatasaray'dı. Kerem Aktürkoğlu da onunla gitti. Bugüne kadar yaptıkları ile ilgili pek fazla konuşmadı ama kişisel geçmişinden dolayı sadece para göndermeyip, bizzat orada bulunmak istediğini biraz da utanarak bizlere anlattı.

"Biz, Türk ve İslam kültürüne göre yaptıklarımız ya da birine verdiğimiz bir şey hakkında konuşmayı sevmeyiz. Bir elin verdiğini diğer el görmemeli fikrindeyiz. Sessizce yardım ederiz. Bu yüzden bu konuda konuşurken oldukça çekingenim."

Ama bu anlatılmaya değer bir hikaye.

"1999 depremini yaşayan insanlar gerçekten deprem mağduru olmanın ne olduğunu iyi bilirler, her ne kadar ben hatırlamasam da benim ailem de bu sıkıntıları yaşadı."

Erden Timur ve Galatasaray kulübü deprem felaketini yaşayan insanlara maddi yardım sağladı ama Kerem onların hislerini en iyi anlayan kişiydi. "Başkan yardımcımız deprem bölgesine yardım malzemesi dolu bir çok tır gönderdi, biz de bu yardımların ailelere ulaşmasına yardım ediyorduk. Bu işin bir bölümüydü ama orada ailesini kaybetmiş ya da enkaz altından gelecek bir haberi bekleyen insanlarla olmak, onlarla konuşmak, psikolojik destek vermek çok daha önemliydi. İnsanlarla konuşup, onları bir nebze de rahatlatmak için etrafta dolaştım."

Kerem, Galatasaray'ın Başakşehir'i 7-0 ile geçtiği maçta hattrick yaptığı topu depremzedelere yardım kampanyasında açık arttırma ile satılması için bağışladı. "Bizden, bizim için oldukça değerli olan bir şeyleri vermemizi istediler. Bir çoğumuz maddi olarak yardım etti ki bu çok önemliydi. Öte yandan, kişisel olarak bir dokunuş, oradaki insanların duygularını anlamak da çok önemliydi. Eğer orada olabildiysem, o insanlara biraz da olsa ümit verebildiysem, bir şeyler başarmışım demektir."

Ülkenin en ünlü futbol simalarını yardım kolileri taşırken görmek bir kaç kişi için ilginç gelmiş olabilir ama herkes o kadar meşgül ve felaketten etkilenmişti ki kimsenin ünlü peşinden koşacak zamanı yoktu.

"Aile bireylerini kaybeden insanların hikayelerini duydum. Onların üzüntülerinin parçası olmak, onları teselli etmeye çalışmak ve "bizimle olduğun için teşekkürler" cümlesini duymak çok değerli hissettirdi. Onlarla olduğunu, onların bir parçası olduğunu hissetmeye başlıyorsun. Aile üyelerini kaybettikleri için çok acı çektikleri anları onlarla paylaşıyorsunuz. Bu çok değerli, benim için çok şey ifade ediyor. Bunu bireysel olarak üzerinize alıyorsunuz ve görevinizi yapmış hissediyorsunuz."

"Oradayken o acıyı görüyor, o felaketi hissediyorsunuz. Birini kaybetmiş insanlarla konuşuyorsunuz, ağlamamak çok zor. Gerçekten zor. Eğer ağlarsanız, onlardan biri olduğunu hissetirirsinız ama onlar için güçlü durmak zorundasınız. Sürekli bu iki çelişki arasında hissettim kendimi. Bunu yaşamak lazım, televizyondan görülenden çok farklı."

Lige Şubatın ilk haftasından Martın ilk günlerine kadar ara verildi. Ama maçlar tekrar başladığında Kerem ezeli rakipleri Fenerbahçe'ye 8 puan fark atan şampiyon Galatasaray takımının kilit oyuncusuydu. 

Bu sezon da bu iki takım (Galatasaray ve Fenerbahçe)  zirve için yarışıyor, benzer rekorlara sahipler, 15 maç sonrası bir beraberlik ve bir mağlubiyetle topladıkları 40 puana sahipler. Lig üçüncüsü Kayserispor 29 puanla onların çok gerisinde. Bu iki takım önce 24 Aralıkta karşılaşacaklar ve aradan bir hafta geçmeden Süper Kupa için Riyad'da bir kez daha kozlarını paylaşacaklar.

Belki de bu iki İstanbul büyüğünün geçen yaz transfere harcadığı para düşünülünce pek sürpriz değil, her ikisi de eski tarz transfer çılgınlığına girdi. Fenerbahçe Edin Dzeko, Fred ve Dusan Tadiç'i getirirken, Galatasaray Mauro Icardi'nin bonservisini aldı, Wilfried Zaha, Tanguy Ndombele, Hakim Ziyech ve Davinson Sanchez ile kadrosunu güçlendirdi.

Zaha'nın transferi Kerem için önemliydi zira bu genç oyuncunun pozisyonunda bir değişiklik demekti: Genellikle solda oynarken bu sezon daha çok 10 numara oynadı ve çok da başarılıydı. Galatasaray gibi büyük kulüpler yurt dışından önemli isimleri transfer ettiğinde, yerli oyuncular sıkıntı çeker ama Kerem yeni rolünü benimsemede çok başarılıydı.

"Oyunumu geliştirmem için bana daha fazla imkan sunuyor" diyor Kerem "Yıllarca sadece solda oynadım ama şimdi daha çok ortada oynuyorum. Bu bir meydan okuma ama aynı zamanda benim için de fırsat. Benim için sanki "Hey, yerimi korumak çok daha iyi olmalıyım" der gibi ve bu beni motive ediyor. Ne kadar iyi topçular gelirse, benim için de o kadar iyi."

Ayrıca bu rekabet, onun takımda ayrılma vakti geldiğinde ona bir hazırlık olarak da iyi gelecek. Kerem şimdiden gelecek için yüksek hedefli kariyer planları yapıyor.

"Kariyerimde bir sonraki adımı atmak kesinlikle bir hedef, zamanı geldiğinde, en üst liglerden birinde ve en iyi takımlardan birinde oynamak istiyorum. Bu yüzden her gün sıkı antrenman yapıyorum. Şu anda oynadığım maçların hepsi bir süreç — her yıl daha gelişiyorum. Bunu sürdürdükçe, kariyerimdeki bir sonraki adım doğal olarak gelecek.”

“Bu seviyedeki bu oyuncularla oynamak başka bir lige gitmem durumunda benim adaptasyon sürecimi kısa veya hiç olmayacak şekilde hazırlıyor.”

Şampiyonluk yarışı önemli ama Şampiyonlar Ligi bambaşka bir şey. Galatasaray, Avrupa kupası kazanan tek Türk kulübü olmaya devam ediyor (2000 UEFA Kupası, Arsenal'ı penaltılarla yendikleri sezon) ve kimse onlardan bu sezon büyük olan kupayı kaldırmalarını beklemiyor, ancak bugün (Salı) Kopenhag'ı yenerlerse, on yılın ardından ilk kez eleme turuna kalacaklar.

Ve Kerem Aktürkoğlu bu başarıda büyük bir rol oynadı, özellikle Manchester United'a attığı gollerle: ilki, Galatasaray'ın 3-2 kazandığı maçta Old Trafford'da şık bir bitiriş, diğeri ise İstanbul'da iki hafta önceki çılgın 3-3 beraberlikte harika bir driplingle atılan tek gol, o gece Andre Onana'nın hatasının olmadığı tek gol.

"Bu gerçekleşmiş bir hayal. Şampiyonlar Ligi'nde oynamak ve gol atmak bir hayaldi, özellikle de Manchester United gibi bir takıma karşı attığım bu özel iki golle daha da güzel hale geldi."

Bu gollerin ardından Kerem'in gol kutlamasını fark etmiş olabilirsiniz; o kutlamada havada hayali bir sihirli değnek sallıyordu. Bu, Harry Potter'a bir selam.

"Harry Potter ile aramda bazı benzerlikler var - aynı renklere sahibiz (Galatasaray ve Gryffindor  kırmızı ve sarı) aynı forma numarasına sahibiz (yedi, karakterin Quidditch formasındaki numara) ve yuvarlak gözlüklerimi taktığımda bazı taraftarlar bana 'Kerem Potter' demeye başladılar."

"Bunu ben oluşturmadım, taraftarlarımız yaptı. Şimdi bu kutlama benim bir parçam oldu. Antrenmanda bile takım arkadaşlarım yapıyor. Son maçta (Adana Demirspor'a karşı) gol attım ama düştüm ve biraz sakatlandım, bu yüzden Dries Mertens kutlamayı yapmaya başladı."

Aktürkoğlu'nun gelişimi devam ederse, bu kutlamayı herkes daha çok görebilir. Kerem, Türkiye Milli Takımı için de önemli bir oyuncu ve eğer Türkiye'yi önümüzdeki yaz Avrupa Şampiyonası'nda başarıyla temsil ederse, özellikle Galatasaray ile Avrupa'da daha ileri gitmeyi başarırlarsa ve başka bir lig şampiyonluğu kazanırlarsa, bir çok kulübün transfer listesinde adını görebilir.

Ama bunların hiçbiri gerçekleşmese bile, Kerem belki de çoğu insanın bilmediği diğer önemli şeylerin ne kadar önemli olduğunu ve futbol dışındaki yaşamın gerçekten ne anlama geldiğini çok daha iyi biliyor.


Blog Widget by LinkWithin