16 Eylül 2012 Pazar

Antalyaspor:0-4:Galatasaray


Avrupa Kupaları öncesi ya da dönüşü oynanılan maçlar "büyük" takımlar için sıkıntılıdır, hele bir de milli mesai bitimine gelirse bu karşılaşma güçlüğün dozajı daha da artar, bir de deplasmana gidilecek olması teknik direktörün uykularının kaçması için "mükemmel karışımdır". Galatasaray, bir kaç gün evvel Antalya yolculuğuna çıkmadan Fatih Terim'in de rahatını kaçıran buna benzer sebepler vardı: Yıllardır özlemi çekilen Şampiyonlar Ligi ve deplasmanda oynanılacak Manchester United karşılaşması topçuların kafasında çoktan oynanmaya başlanmış, Dünya Kupası elemeleri için ulusal takımlara giden oyuncularının yokluğunda "eksik kadro" yapılan idmanlar ve Antalyaspor gibi lige iyi başlangıç yapmış ekibin "tarladan bozma" stadında deplasmana çıkılacak olması...


Transferin son saatlerinde kadroya dahil edilen Cris ve deplasmanlarda daha verimli olacağını düşündüğüm "açık alan topçusu" Amrabat takviyeli Galatasaray ilk onbiri, aslında İngiltere'deki maça da bir hazırlık gibiydi. Fatih hoca, sezona iyi başlayan Akdeniz ekibinin kendi seyircisi önünde "saldıracağını" düşünmüş kuşkusuz ki ama Mehmet Özdilek hiç oralı bile olmamış. Hatta, Zeki'ye "Sen Selçuk'u gölge gibi kontrol et, 10 kişi oynayalım fark etmez" talimatı vermiş ki, Zeki toplu topsuz Galatasaray'ın orta sahasının yanından ayrılımıyordu. Şifo'nun planı tutumuş maç kilitlenmişken, Amrabat "elle asist yaparak" Elmander'e gol attırırken, ben top toplayıcı çocuğun Galatasaraylı olup olmadığını merak etmekteydim, zira Antalya'da Galatasaray taraftarı fazla ne de olsa...


Kitlenmiş oyunda skor üstünlüğünü bulan Galatasaray rahatlarken, ev sahibinin B planını devreye sokması gerekiyordu ama "gece elektrikler gitmiş, ders çalışamamış" öğrenci gibi o dersi bilmiyordu sahadaki kırmızı-beyazlılar. Onlar ne yapacaklarını düşüne dursun, Amrabat devre biterken kendisine bu kadar para dökülüp transfer edilme gerekçesini gösterir bir golle takımı iki farklı öne geçiriyordu. Galatasaray takımında Amrabat varsa, defansı boşaltıp bastırmayacaksın, yoksa cezasını fena keser Faslı oyuncu. Çarşamba günkü maç öncesi Alex Ferguson bunu sık sık hatırlatacaktır savunma oyuncularına. Galatasaray 2-0'a sevinirken, Isaac, Mehmet hocanın Zeki'ye "10 kişi oynayalım fark etmez" cümlesinin sonunu duymuş gibi, takımı hiç yoktan bir kişi eksik bırakıyordu...


Aslında maç ilk yarıda biterken, prosedür gereği oynanması gereken ikinci devrede erken bir Elmander-Burak değişikliği yapıyordu Fatih Terim. Geçen sezonun gol kralı yeni takımına geç katılma ve önceki sezonda almış olduğu cezalar vesilesiyle kenarda başlarken maçlara, kulübedeki yerini yadırgarcasına yeşil zemine ayak basar basmaz bir 10 dakika oynadı, bir direkten dönen "füze" ve jeneriklik golle maçın da fişini çekti. Daha önce blog sayfalarında belirtmiştik, Galatasaray'ın "devler ligindeki" dış saha maçlarında en büyük iki kozu Burak ve Nordin Amrabat olacaktır.

Lig TV'nin maç anlatan spikerlerinin kulak tırmalayacı istatistik bilgilerinden bıkmış, nefret eder duruma gelişmek, dün gece Burak'ın attığı gol sonrası, ilk dört hafta her maç gol atan oyuncu istatistiği diye bir şey "zırvalarken" Sasa İliç'in isminin geçmesi, dört gollü deplasman galibiyetinin üzerine pastanın çileği gibiydi. Selam çakalım eski dosta, Partizan'da başarılar dileyelim.... Ve Fatih Terim'le bitirelim yazıyı:
"Mağlup olmaktan kormayan bir Galatasaray gidecek Manchester'a"

Stat: Akdeniz Üniversitesi
Hakemler: Yunus Yıldırım, Baki Tuncay Akkın, Nihat Mızrak
Medical Park Antalyaspor: Sammy, Koray, Ziziç, Deniz Barış, Minev, Uğur İnceman, Zeki, Isaac, Tita (Dk. 66 Mehmet Eren), Aissati (Dk. 46 Ömer), Diarra (Dk. 67 Emrah)
Galatasaray: Muslera, Eboue, Semih, Cris, Hakan Balta (Dk. 73 Çağlar), Aydın (Dk. 68 Yekta), Selçuk, Melo, Amrabat, Umut, Elmander (Dk. 48 Burak Yılmaz)
Goller: Dk. 10 Elmander, Dk. 45 Amrabat, Dk. 55 Burak Yılmaz, Dk. 90 Umut (Galatasaray)
Kırmızı kart: Dk. 45+2 Isaac (Medical Park Antalyaspor)
Sarı kartlar: Dk. 41 Deniz Barış, Dk. 62 Tita, Dk. 61 Ömer (Medical Park Antalyaspor), Dk. 26 Hakan Balta, Dk. 63 Cris (Galatasaray)

13 Eylül 2012 Perşembe

Seni Engin Paklar


Ne kadar da severmişsin kırmızı kart göstermeyi...
Yine boş geçmedin, kotayı doldurdun...
Gerrard gibi "adamı" da attın ya... 
Sana İngilizler değil, futbol alemi tepki gösterse yeridir...
Roy Hodgson'ın ayarı değil, seni Engin paklar...



12 Eylül 2012 Çarşamba

Polemik Biter Siz Bitmezsiniz


"Milli polemik burada bitmez" diye başlık atmış Fanatik, dün gece oynanan Türkiye-Estonya milli maçının ardından ve yazının içeriğinde şöyle bir paragraf kaleme almış:
"Oyuna girdikten sadece 6 dakika sonra Hasan Ali Kaldırım’ın soldan şık pasını net bir vuruşla gole çeviren Selçuk İnan’ın top ağlara gittikten sonra verdiği tepki ise aradaki soğukluğu bir anda gözler önüne serdi. Gole sevinmediği gibi, tebessüm bile etmeyen Selçuk, hemen görev bölgesine döndü. Bu sırada hocası Abdullah Avcı da maç içindeki genel tavırlarının aksine çok daha sakin ve soğukkanlı bir duruş sergiledi ve o da gole sevinmedi. İşte bu görüntü, ikili arasındaki buzların kolay kolay erimeyeceğinin adeta somut bir göstergesi gibiydi."

Benim milli maçtan milli maça televizyon karşısına geçen, ara sıra da derbilere göz atan üst komşum da aynı yorumu yaptı Selçuk İnan'ın attığı golden sonraki soğukkanlı tavırlarına ama o memleketin 2-3 spor gazetesinin birinin yazarı da değil, muhabiri de değil. Yukarıdaki paragrafı yazanın sokaktaki adamdan bir farkı olmalı, milyonlara seslenmek bu kadar kolay olmasa gerek, bir sorumluluğu olmalı yazılan yazının ya da yapılan haberin. Tabii, çamurlu suyu biraz da ben bulandırayım düşüncesi var ki, o konu maalesef güzel memleketimizin iyileşmeyen yarası...

Abdullah Avcı'nın ya da Selçuk İnan'ın benim kendilerini savunmama ihtiyaçları yok ama "kasıtlı" haberleri okuyunca "çileden çıkıyorum" ve geçiyorum klavye başına. Paragraf "somut gösterge" ile bitmiş ya, ben de bir kaç somut gösterge sıralayayım bakalım:

8 Nisan 2012 Pazar Manisaspor-Galatasaray maçı.
Selçuk Inan'ın orta sahadan attığı gol sonrası sevinmeden görev yerine dönmesi Fatih Terim'e kırgınlığı mıdır?

17 Şubat 2012 Cuma Mersin İdman Yurdu-Galatasaray maçı.
Selçuk İnan'ın penaltıdan attığı sonrası sevinmeden görev yerine dönmesi Fatih Terim'e kırgınlığı mıdır?

26 Ekim 2011 Çarşamba Galatasaray-Gaziantepspor maçı...
Selçuk İnan'ın boş kaleye yuvarladığı top sonrası sevinmeden görev yerine dönmesi Fatih Terim'e kırgınlığı mıdır?

Estonya gibi bahis sitelerinin bile Türkiye galibiyetine 1.10 gibi düşük bir oran verdikleri ve maçın 70 dakikasını 10 kişi oynayan rakip karşısında 2-0 galipken, 75. dakikada rahat bir pozisyonda vurulan ayak içi plase ile atılan golden sonra Selçuk İnan'ın gol sevincinde "görmemişin oğlu olmuş, tutmuş çükünü koparmış"  veciz Türk sözünde belirttiği gibi gibi hoplamasını, zıplamasını beklemek genç oyuncuyu hiç ama hiç tanımamaktır... Hani Balotelli demişti ya, "Postacılar mektup dağıttığında sevinir mi, ben niye gol atıp işimi yaptığımda sevineyim" diye, Selçuk'un olayı da o hesap aslında.

Bir de unutmadan, dün gece 2-0dan sonra kaçımız "bu iş bitti" diye kanal değiştirdi, kaç kişi "trafiğe takılmamak" için stadı erken terk etti... Bunlar da mı Abdullah Avcı'ya taraftarın tepkisinin somut göstergesi yoksa...

Golün kahramanına son sözü vererek bitirelim yazıyı, bakalım yurdum medyasının çıkardığı manasız "krize" ne cevap vermiş Selçuk:
"Bir şey olduğu yok. Hocamızın tercihi, kendi düşüncesi, taktik anlayışı. Bununla ilgili yorum yapmayacağım. Ben görev verildiğinde elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Bugün de öyle yapmaya çalıştım. Taraftarın desteğine çok teşekkür ediyorum. Bu kadar taraftarın bana bu desteği vermesi beni çok gururlandırdı. İyi ki varlar"

Bu da mı gol değil sayın okuyucular....

Romanya'da Doğmasaydım

"Benim başarımın anahtarı çabukluktur: Hızlı düşünme ve ani hareket edebilme. Futbolcu kendisinde doğuştan var olan tekniği antrenmanlarla sürekli geliştirme şansına sahip ama dediğim gibi farkı yaratan futbol zekası ve "patlama gücü", ani yön değiştirme gibi çabukluk özellikleridir. Maalesef böyle futbolculara rastlamak artık oldukça zor. Rumen olarak doğduğum için kendimi şanssız hissediyorum zira öyle olmasaydı iyi bir eğitim ve yönlendirmeyle daha da başarılı olabilirdim. Yine de 25 yaşında Real Madrid'de oynama şansı yakalamam bana kendimi geliştirmemde yardımcı oldu. İyi bir futbolcu öz disiplinine sahip olmalı ve en iyisi olmak için sürekli çaba sarf etmeli. Ben Barcelona'da yalnız bırakıldım, kulübede "tohuma çekildim", oysa üst düzey bir futbolcu hocası tarafından motive edilmeli, yüreklendirilmeli ve sonrası da dediğim gibi çalışmak, çalışmak ve çalışmak... "

Gheorghe Hagi
Rumen Futbol Efsanesi
Gençlere futbolculuk sırları verirken


11 Eylül 2012 Salı

Kaleciden Rövaşata


Higuita'nın "akrep vuruşunu" bilirdik de bir kalecinin rövaşaasını daha önce hiç görmemiştim... Hele hele "makas hareketiyle" bir file bekçisinin gol atacağını ancak Tusubasa'da gerçekleşir zannederdik, ta ki Danimarkalı Jakop Kohler takımına beraberliği getirene kadar...

Mahalle Maçı Golü


Hepimizin mahalle maçlarında ya da halı sahada atmış olduğumuz bu golü, U21 milli maçta Rusya takımından Sapagov'da binlerce taraftarın önünde filelere yollamış...
Süper Ligde olsa, "etik" tartışmalarıyla gündeme bomba gibi düşecek olan bu gol, hangi takıma mı atılmış?
Bizim ulusal takıma maalesef...

10 Eylül 2012 Pazartesi

Sarı Kırmızı Barcelona

Barcelona'yı zaten severdik de, bu formayla çıktıkları her maçta kalbimiz daha fazla kan pompalayacaktır şüphesiz ki...
Şimdiden 2013-2014 sezonu beklemeye başladık bile...
Memlekette Barca forması orijinal olsun korsan olsun satılıyor ama sarı-kırmızı satış rekorları kıracaktır...


9 Eylül 2012 Pazar

Kıvır Kıvır


"İşimi bırakırım demedim. Aziz Yıldırım şike yaptıysa ben işimi niye bırakayım? Deli miyim? Çoluk çocuğum var sonuçta. Aziz Yıldırım'la olan ilişkimi keserim dedim. Ama baktım ki Federasyon şike yapmamış demiş. Ben de dostluğuma devam ediyorum."

Rıdvan Dilmen
Televizyon Yorumcusu

'Fenerbahçe şike yapmışsa ve mahkeme Aziz Yıldırım'ı suçlu bulursa yorumculuğu bırakırım.' şeklinde bir söylemine cevap verirken

ultras/Movement blogu okuyanlar bilir, memleketin bayıldığı Rıdvan'a bizler pek de sıcak bakmayız. Nedeni de objektiflik maskesi altında sürekli sempatizanı olduğu Fenerbahçe'yi savunma tavrı. Eski takımdır, Fenerbahçe'nin başarılı olmasını ister, orası da bir yere kadar kabul ama bunu yaparken Galatasaray'a bulaşması yok mu, işte orada saflarımız bir daha bir araya gelmemek üzere ayrılıyor. Bu yazdıklarım Rıdvan ve Galatasaray hakkında görüşlerim ama yukarıdaki sözlerine ne demeli? Herkesin malumu olan cümleyi sarf ettikten sonra, beklerdik ki "adam gibi" lafının arkasında dursun lakin "şeytan" bir kıvırmış bir kıvırmış, bize söyleyecek söz bırakmadı. "Aziz Yıldırım şike yaptıysa ben işimi niye bırakayım?" diye sormuş ya, ben de merak ediyorum Aziz Yıldırım şike yaptı diye suçlandığında, sen onu neden bu kadar ateşli savundun? Bir de mahkeme şikeyi resmileştirse de fark etmez, ben Federasyonun dediğine bakarım demez mi? Güler misin ağlar mısın!!!

8 Eylül 2012 Cumartesi

Adamın Aklını Alırım


 "Burası Elazığspor. Her şey ortaktır. Elazığspor'u desteklemek mecburiyeti vardır. Herkes destekler. Sonunda eleştireceksek beni eleştirebilirsiniz, bir mahsuru yok ama eleştiri dozunu da bilerek, yerinde, üslubunda, tarzında. Sonra ben de bir eleştirirsem adamın aklını alırım. Anladın mı? O anlamda da eleştiri yapan arkadaşın da aklını alırım. Çünkü onun aklını alma hakkına da sahibim. Nasıl benim hakkımı milletin gözü önünde eleştiri dozunu ayarlamayarak hakaret ediyorsa, ben de ona gereken eleştiriyi yaparım. O yüzden bu süreci iyi tamamlamamız lazım, iyi bilmemiz lazım."

Bülent Uygun
Elazığspor Teknik Direktörü

Kendisini eleştiren basın mensuplarına "ateş püskürürken"

Pembe Panter




Ricardo Quaresma ve t-shirtü gündem olmuş memleketim medyasına...
Fena mı?
Değil tabii...
Giyer miyim?
 Yok! Ben Ultras Project t-shirtlerini tercih ederim...

Terim, Kulüpteki Kargaşayı Temizledi


Hagi Futbol Akademisinden gençlerin oluşturduğu FC Viitorul Constanta, topladığı 7 puan ve artı averajla futbolcu simsarlarının gözdesi olurken, Rumen Gazetta Sporturilor, Hagi ile takım ve genç oyuncular hakkında bir röportaj yapmış. Buyurun bakalım:

GSP: Sayın Hagi, FC Viitorul Constanta'nın lige başlangıcını nasıl değerlendiriyorsunuz? 7 puan az mıdır çok mudur?
Hagi: Bu sadece bir başlangıç ama ben daha fazla puan toplayabileceğimizi düşünüyorum. Chiajna ve Vaslui karşısında galip gelebilirdik, 1 puana razı olduk. Ama öyle ya da böyle önemli olan şu ki, takım her geçen maç daha iyi oynuyor ve biz şampiyonluk adaylarını yenebileceğimizi gösteriyoruz oynadığımız futbol ile. Lige başlarken oyuncularım çekiniyordu zira takımın %90'ı bu seviyede ilk defa oynayan oyunculardı ama zamanla cesaret ve güven kazandık. Ligdeki maçları üç bölüme ayırıyoruz: Zor, daha zor ve imkansız. İmkansız olan gruptan Vaslui maçını geçtik ve sorun yaşamadık.

GSP: Takımda bir çok oyuncu değişti ve ilk maçlarda ideal onbir oluşmadı?
Hagi: İdeal formulü bulmak oldukça zordur. Dica'nın sakatlığı vardı, yeni döndü takıma, aynı şekilde Alibec de öyle. 7-8 oyuncu takımın iskeletini oluşturacak ama değişiklik her aman yer bulacak bizim takımda. Bizim en büyük gelişmemiz maç içinde topsuz oyunu iyi oynuyoruz. Daha agresif ve daha dinamik bir yapıdayız. Topu aldığımızda ne yapacağımızı önceden biliyoruz. Takımda oyun otomasyonunu sağladık. Ama birinci ligde rakipler çok güçlü ve oyun daha hızlı oynanıyor, yine de son iki maçtaki gelişmemiz ümit verici...

GSP: Vaslui maçında tribünde 5 bin taraftarı gördüğünüzde ne hissettiniz?
Hagi: Constanta'da taraftarlarla bir görüşme yapmamız lazım. Bence Farul Stadına dönmemiz takım adına en doğru karar olacaktır diye düşünüyorum. Ve bunun bizim kendi sahamızdaki ilk maçımız olduğunu da unutmayın, çünkü stad onarımı süresince ilk 6 maçı dışarıda oynadık.


GSP: Bir çoklarına göre Iancu yeni Hagi olacak. Bu konudaki görüşünüz nedir?
Hagi: Iancu tam olarak benim gibi değil. İyi bir tekniği ve futbol zekası var. Ayrıca serbest atışları kullanmayı da seviyor. Ama hala fiziksel olarak güçlenmesi lazım. Şimdiye kadar ligde 3 gol attı ki 18 yaşındaki bir genç için hiç de az değil. Oynadığı maçlarda sorumluluk alarak olgunlaştığını da gösteriyor.

GSP: Oyuncularınız için transfer teklifleri aldınız mı?
Hagi: Romanya ve yurt dışından teklifler gelmeye başladı bile, ama şimdilik bunlara "ön araştırma" diyebiliriz. Amacımız bu gençleri yetiştirip, onları futbol dünyasına kazandırmak ve açıkça söyleyebilirim ki her oyuncumuz transfer edilebilir. Tabii, yurt dışına ya da Romanya'da bir kulübe gitmesi, oyuncunun değerine de bağlı. Eğer doğrudan Avrupa transfer olurlarsa bu çok daha iyi olacaktır.

GSP: Victor Piturca, sizin oyuncularınızı Romanya Milli Takımına alabileceğini söyledi.
Hagi: En üst seviyeye ulaşmak için  çocuklar performans göstermeli. Zaten U-21 milli takımında oynayan 5 oyuncumuz var, bu çok önemli. Chitu, Lazarus, Bejan, Mladen ve Onicaş. Ayrıca kaleci Buzbuchi, U-19 Elit Turnuvasının en iyisiydi. Futbolcular oyun performanslarıyla kendilerini gösteriyorlar. Bu nedenle ilk aşamada para önemli olmuyor.

GSP: Avrupa Kupalarına katılmayı düşünüyor musunuz?
Hagi: Avrupa için bütçemiz yok. Bizim bütçemiz ligin dibindeki 6 takım kadar ve amacımız League 1 de kalmak. Bizim kendi limitlerimiz var amacımız oyuncularımızı geliştirip onları satmak. Paralı bir alıcı olursa, yarın beş oyuncuyu bile satabiliriz!

GSP: Bu kriz dönemlerinde Akademiyi ayakta tutmak oldukça zor olmalıdır?
Hagi: Evet oldukça zor ve hisseleri paylaşacak ortak bulmayı umut ediyorum. Hisseleri satacağım zira yalnız olmak istemiyorum. Benim gibi futbola severek para yatıracak insanlarla tanışmak ve ortak olmak istiyorum. Ayrıca, bu akademi ülkedeki en iyi futbol okulu ve yatırım yapmak karlı olabilir.

GSP: Lig bu sene nasıl başladı?
Hagi: Bence her zamankinden daha çekişmeli başladı. Ligin geneli için şu an konuşmak çok erken ve bir çok takım puan kaybedecektir daha. Ayrıca, şampiyonluk adayları da birlikte oynamadılar.

GSP: Pandurii şu an lider durumda. Sizce sürpriz mi?
Hagi: Buna şaşmamak gerekir. Grigoraş hırslı bir teknik adam. Oyuncularının da istekli ve fiziksel yönden güçlü olmasını ister. Hücüm oynunu tercih eden Romanya'daki bir kaç teknik adamdan biridir. Savunma ve defans arasında denge kurdu takımında ve aldığı sonuçlar da ortada.

GSP: Bu sezon kimler parlar?
Hagi: Sağlık problemleri yaşamazsa CFR Cluj'da Kapetanos ön plana çıkabilir. Aynı şek,lde Steaua'dan Tanase, Dinamo'dan Munteanu, Vaslui'den Sînmărtean ve Pandurii'den Voiculeţ göz önünde bulundurulması gerek topçular. Ama esas sürpriz genç oyunculardan gelebilir.

GSP: Avrupa kupalarında sadece iki takımımız var.
Hagi: Kuralarda şanssızlık yaşadık. özellikle Vaslui'nin Fenerbahçe ve Inter kuraları. Rakipler bizi tecrübeleriyle yendiler.

GSP: Şampiyonlar Ligindeki CFR Cluj-Galatasaray maçlarına gidecek misiniz?
Hagi: Evet, kesinlikle ikisine de gitmeye çalışacağım. Cluj'da Terim ve diğer arkadaşları görüp, İstanbul'a da atmosferi görmeye gideceğim. Terim'i tebrik ediyorum, kulüpteki kargaşayı temizleyerek mükemmel bir iş yaptı.

GSP: Rumen futbolunun eski başarılı günlerine geri dönmesi için neyi eksik?
Hagi: Çocuklara ve gençlik merkezlerine daha fazla önem vermeliyiz. Genç oyuncular yetiştirmeye ihtiyacımız var. Bu yılların sırrı: Akademilere ve genç futbolculara yatırım. Ayrıca genç topçular takımlarda oynayacak şans bulmalılar ve kendilerini geliştirmeliler.

GSP: Sizi tekrar saha kenarında ne zaman göreceğiz?
Hagi: Teknik direktörlük benim için şimdilik geride kaldı. Akademide yapacak çok iş var ve bunları ne zaman bitirirsem, geri dönmeyi o zaman düşünebilirim.

Ama


"Hakemler hakkında konuşmak istemiyorum ama biraz daha dikkatli olmaları gerekiyor. Büyük emek veriyoruz ve morale ihtiyacımız var."
Samet Aybaba

"Hakemler hakkında konuşmak istemiyorum ama bir iki pozisyonda faulle aldılar. Kendimizi kontrol etmeye çalışıyoruz ancak biz de insanız."
Ziya Doğan

"Hakemler hakkında konuşmak istemiyorum ama sahaya atılan pili götüren futbolcuya gösterilen sarı kartı anlayabilmem imkansız. Bu tip maçlarda kaybetmek çok üzüntü verici."
Şenol Güneş

"Hakemler hakkında konuşmak istemiyorum diye ama bugün hakemler hakkında konuşmamız gerekiyor."
Tayfur Havutçu

"Hakemler hakkında konuşmak istemiyorum ama sayın Dereli ’bu yenilginin hazırlayıcısı oldu’ diye düşünüyorum."
Engin İpekoğlu

"Hakemler hakkında konuşmak istemiyorum. Ama biraz daha dikkatli olmalılar. Takımların kaderleriyle oynuyorlar."
Rıza Çalımbay

"Hakemler hakkında konuşmak istemiyorum ama " diye başlayan ve artık "geyik" mertebesine yükselen Türk futbolu deyimi artık hepimizin malumu. Yukarıdaki alıntılar google üzerinde bir araştırma yaptığımda gelişi güzel karşıma çıkan örnekler. Kim bilir buna benzer nice futbolcu ve teknik direktör maç sonu kelam etmiştir... Ve bu gece Rıdvan Dilmen, "ama"lı bu "klasiğe" başka bir boyut getirdi:

"Hocaların tercihini hiçbir zaman eleştirmem ama Abdullah hocanın Selçuk İnan tercihinde duygusal davrandığını düşünüyorum. Bu kadronun içinde kaleciyi oynatmam Selçuk'u oynatırım."


İngiliz anahtarı gibidir maşallah bu "ama" bağlacı Türk futbolunda, "ben çok kibarım, efendiyim" lakin "lafımı da sokmadan edemem" diyen herkesin dilinin ucunda. Oysa, canın yandıysa hakem kararıyla "orta sahada top çevirmeden"  ya eleştirirsin o maçta düdüğü çalanı ya da sessizce boynunu büker çeker gidersin soyunma odasına... Hakem eleştirilerini bir noktaya kadar yine de anlarım da teknik direktörlerin meslektaşlarını "ama"lı sözlerle eleştirmesinin izahı var mıdır? Hele hele ulusal takımı çalıştıran kişiyi, CV'sinde sadece 5 hafta Süper Lig hocalığı yapmış olan bir televizyon yorumcusunun yargılaması hiç yakışık kalmıyor.

Milli takım hocası, kulüp takım hocası farkı olmadan oturduğu yerden eleştiren "şeytan" Rıdvan Dilmen, bir gün kolaycılıktan kaçıp 9 sene sonra bir kulübü çalıştırma cesareti bulursa, bizim de "ama"lı bir cümlemiz olacaktır mutlaka:

"Rıdvan televizyonda iyi sallıyordu ama..."



Türk Futbol Ekolü


Alman Ekolü: Maçın başından sonuna kadar disiplinden taviz vermeden, fizik üstünlüğü ve takım oyununa dayanan futbol stili...
Hollanda Ekolü: Buna total futbol da diyorlar. Savunma ile hücum arasındaki mesafeyi mümkünce daraltan ve takımın bütün oyuncularıyla gol aramaya çıkılıp, aynı topçularla defans yapılan futbol stili...
İtalyan Ekolü: Defansın maç kazanmadaki önemine vurgu yapılan ve savunmayı sağlama alıp, yakalanan ataklarla doğrudan gole gitmeyi amaçlayan futbol sistemi...
İngiliz Ekolü: Atılan uzun toplar ve kanat atakları sonrası yapılan isabetli ortalarla gol bulunan futbol stili....
Brezilya Ekolü: Teknik ve hızlı oyuncuların kısa pas ve bol çalım yaptıkları, futbol dilencilerinin favori futbol stili...
Türk Ekolü: Modern futbolun bütün gerekliliklerini yerine getirip, rakibe kendi oyununu kabul ettirdiği halde yenilen saçma sapan gol veya gollerle maç kaybedilen futbol stili...


6 Eylül 2012 Perşembe

Halk,Hulk,Kayt,Koyt,Kuyt


Fenerbahçe'nin yeni transferi Hollanda'lı Kuyt'un adının telaffuzunda memleket medyası henüz bir birlik beraberlik sağlayamamışken, kimisine göre Kuyt, bazılarına göre Kayt, Kaya Çilingiroğlu'na göre de Koyt diye okunmalı Hollandalının ismi, Porto maçlarını izlerken sürekli Hulk diye tabir edilen Brezilyalı oyuncunun isminin okunuşunun "Halk" olduğunu yukarıdaki fotoğraftan sonra öğrenmiş oldum. Rus dilinin güzel yanlarından biri de yabancı isimlerin okunduğu gibi yazılmasıdır ki Michael-Maykıl ya da Gheorge-Corc gibi... Öğrenmenin yaşı yok diye boşa demiyorlarmış demek...

Korkak Mourinho


"Tito Vilanova gibi kibar bir adama saldırıp, gözüne parmak sokmak tek kelimeyle korkaklıktır, Mourinho sıkıyorsa aynısı Simeone'ye yapsın da kıçına tekmeyi yesin"
Viggo Mortensen
Sinema Oyuncusu
Jose Mourinho'nun Vilanova'ya yaptığı hareketi eleştirirken


5 Eylül 2012 Çarşamba

Güle Güle Ediz


Bizim takıma gelse ses çıkarmayacağım adamlardan biriydi Ediz.
Belki de yolu bir gün İstanbul'a düşecekti ama kader izin vermedi, üzdü bütün sevenlerini...
Mekanın cennet olsun Ediz Bahtiyaroğlu...
Futbol camiasının da başı sağ olsun...

3 Eylül 2012 Pazartesi

Çocukluğunu Unutamayanlar

 Cafu

Onlar her ne kadar ülkesinin en tanınmış topçuları olsa da, vatandaşlarının hayallerini süsleyen o sapsarı formalarla Dünya Kupaları kaldırsa da, geçmişe dönük olarak bir tarafları her zaman buruk kalmış "çocuklardır" onlar... Kimisi uçurtma uçurtmayı özlemiş, kimisi elde olta sabırla şamandıranın hareketini beklemeyi. Cris gibi misiketlere doyamamış "koca adamlar" da var, Roberto Carlos gibi kahve ağaçları arasında soluklanmayı özleyen de... Hangimiz ara ara çocukluğumuzun o saf ve mutlu günlerine dönmek istemedi ki?

 Cicinho

 Cris

 Lucio

 Roberto Carlos

Ziko

Galatasaray.3 Bursaspor.2

  • Bayramdaki memleket ziyaretinden dolayı Kasımpaşa maçına gidemeyince, tribün sezonunu 3.haftada açmak nasip oldu.
  • İki katlı GS Store mağazası Mecidiyeköy metrobüs durağı gibi işlerken, genel itibariyle kırmızı formanın oldukça tuttuğu görülebiliyor. Bunun yanı sıra, turuncuya kaçan sarı üzeri vişne kırmızısı antrenman forması da reklamsız forma tercih edenlerin gözdesi olarak dikkat çekiyor.
  • Bir başka dikkat çeken forma da Muslera'nın kaleci forması olsa gerek. Sarı konç, şort ve formasıyla takım yapan Uruguaylı altına pembe yerine kırmızı krampon giyseydi günün şıkı olabilirdi.
  •  
     
  • Bu sene satılan rekor sayıda kombine taraftarın bu sezona nasıl bir şekilde baktığının işaretini vermişti. Ufak boşlukları saymazsak Galatasaray tribünleri yine doldu. Öte yandan, her zaman tıka basa dolu olmasına alıştığımız Bursaspor deplasman tribünündeki boşluklar bu sezonun eski şampiyon için sallantılı geçeceğinin resmi gibi.
  • Dizilişe baktığımızda sol açıkta Emre'yi görebilirken, sağ açıkta kağıt üzerinde Hamit yazılmış olsa da, Eboue ben hem bek hem açık oynarım der gibiydi. Geride oyun kurabilecek Dany olmasına rağmen Melo geri gelip topları alıyor, Hamit de Selçuk'un yanına ön ortaya geliyor.
  • Maç içerisinde takımın gol atacağı her halinden belli oluyor. Ama 2.yi atamadığı sürece kafada her zaman soru işareti bırakıyor. 
 

  • 2.yarıya yorgun olduğunu düşündüğümüz Bursaspor baskıyla başladı ve golu buldu. Golden sonra takımda, her maçta golu yedikten sonra artık görmeye alıştığımız gözüne fener tutulmuş tavşan hali vardı. Bu noktada, taraftar sağlam tezahüratlarıyla deplasman tribününe sesini duyurma şansı vermezken, Fatih Terim de Burak ve Amrabat değişikleri ile yine farkını ortaya koydu. Bu değişiklikler takımı gerçekten kendine getirdi ve ibre yine Galatasaray'a döndü.
 


  • Golun bir şekilde geleceği belli olmuştu. Amrabat ne yapacağı belli olmayan çok değişik bir oyuncu, oynadığı her maçta izleyenlere heyecan veriyor.
  • Melo, sezonu geç açmasından dolayı eksikliğini üzerinden atmış. Kestiği toplarda tribünlere yaptığı şovlar kaldığı yerden devam ediyor.
  • Öte yandan, Hamit bir türlü gücünü kazanabilmiş değil. Orta sahadan topu alıp ceza sahasına kadar sürmesinde sorun yok ama iş şuta gelince maalesef vuracak hali kalmıyor. 2.yarıda bir de üstüne hücuma çıkılmışken kaybettiği toplar eklenince taraftar hafiften homurdanmaya başladı. O sıralarda gözüm Fatih Terim'deydi; hatalarına rağmen hoca oyuncusunu sürekli alkışlıyor, uzun vadede onu kazanmaya oynuyordu. Nitekim 3. oyuncu değişikliği yapılırken aslında çıkması gereken kişi Hamit'ti; eğer 4.hakemin elindeki tabelada 4 numara yazsa idi, o anda yine bir top kaybı yapmış olmasından dolayı taraftardan tepki görmesi çok büyük ihtimaldi. Bu işlerin piri olan Fatih Terim teknik direktörün görevinin sadece taktik vermek olmadığını bir kez daha gösterdi.




  • 3.golden sonraki yedekler dahil tüm takım halindeki sevinç hoşuma gitti. Bir takımın ne kadar takım olduğu yedek kulübesindeki oyuncularının hallerinden belli olur.

  • Maç sonunda Melo ardından Amrabat tribünleri selamlarken, miniklerinin elinden tutarak hafif hafif sahaya giren Eboue UEFA şampiyonluğu zamanında Taffarel'in önderliğinde futbolcuların antrenmanlara çocuklarını getirmesini ve bu sayede şen şakrak geçen idmanları aklıma getirdi.


  • Takım kolay gol atarken, kolay da gol yiyor. Görünen o ki yediğimizden bir fazlasını atmak zorundayız. Transferin son gününde Florya'ya kapanacak teknik kadronun o son 24 saatine çaycı olarak bile katılıp, o atmosferin havasını solumayı çok isterdim.
  • Maç sonu stadyumdan çıkış karmaşası mı? Aynen devam.. Gidiş gelişte nasıl bir yol izlenmesi gerekiyor, önerilere açığım.

2 Eylül 2012 Pazar

Tekel


 "3-5 dakika haber sunmakla spor spikeri olunmaz bence. Şampiyonlar Ligi bir grubun elinde, bizim ligler başka grubun elinde. Nasıl maç anlatacaksın bu gruplarda değilsen? "
Ertem Şener
Spiker
Meslekten çekilme kararını açıklarken

Sizin İçin Ağlayan Futbolcu



Ultras Project facebook sayfasında paylaşmış Julio Cesar'ın Inter'den ayrılış seromonisindeki duygusal anlarını ve de manifesto gibi bir sözle vurmuş hedefi doksandan:
"Sizin için ağlayan futbolcuyu sevin"

1 Eylül 2012 Cumartesi

Kırmızı Kara Burası Ankara


gurur bu şehre başkente
sadece bir takım değildir yuvadır kaç gence
bir olduk beraber olduk işte yine dimdik
benim kızıl siyah gençlerimin ismi bile birlik
yenimahalle mamak çankaya bütün sokaklar yanyana
odtü cebeci dikmeniyle hep beraber ankara
yankılanır sokaklarda taraftarın sesi
duyar gözetlerken herkesi ankara kalesi
bazen üzer bazen sevindirir sonuçlar bizide
bu aşk sevgiliyle kuğuluparkta oturmak gibi
saldıralım gençler haydi alalım maçları hep
fakat birlik olmamışsak kazanmanın anlamı ne
parlamıştı yıldızımız 1923
doğdu büyüdü gençlerim ve tekiz şimdi bizde güç
bu gece zafer bizim varım çünkü senle herşeye ben
cevap verir bu ses burası neresi dersen eger (hep beraber!)

Süper Falcao

Futbolculuk kariyerinde final oynamak her topçunun hayalidir, bunu pek azı başarır, çoğu da o son maç heyecanını yaşamadan veda ederler yeşil sahalara. Bir de herkesin gözü önündeki o final maçında gol atmak var ya, bizim başkan Ünal Aysal'ın spor medyasına kazandırdığı deyimle" pastanın çileği" gibidir, başarının tacıdır, bir ömür anlatılacak hikayedir torunlara. Finallerde gol atanlar hatırlanır, konuşulur aylarca, yıllarca, zaman pek silemez onların tarihinin sayfalarında bıraktığı izleri de Falcao'nun bu gece yaptıklarını tarif edecek kelimeleri yan yana getirmek için kelime dağırcığı oldukça geniş olmalı insanın. Bir oyuncu finalde gol atar, pek nadir olsa da "hatrik"de yapar en can alıcı maçta ama Kolombiyalının Cech'i mağlup ettiği üç pozisyonda da ustalık en üst seviyedeydi. İlk golde Çek kalecinin gol alanını kapamasına rağmen, oldukça soğuk kanlı bir bekleyiş ve "klas" bir aşırtma ile takımı öne geçirirken, farkı ikiye çıkardığı goldeki köşeye "ayak içi plase" futbol programlarının jeneriklerinde uzun yıllardır gösterilecek türdendi. Belki de en kolay gibi gözüken son golde ise Arda'nın asistinde rakibini tek hamleyle geçip, kalecinin bacakları arasından filelerle buluşturması İspanyol basınına Süper Falcao manşeti attırıyordu...





Blog Widget by LinkWithin