9 Kasım 2009 Pazartesi

Diyarbakırspor:1-2:Galatasaray



Diyarbakırspor başkanı Çetin Sümer, Milliyet gazetesine verdiği röportajda "Rakiplerimizin kim olduğunu biliyoruz, Galatasaray'ın bir futbolcusu Diyarbakırın'ın 32 futbolcusuna bedeldir" cümlesiyle hafta boyunca kentte oluşturmaya çalıştırdığı "maç havasını" bir anda ters yüz edivermişti. Şehirde zaten Galatasaray taraftar potansiyeli yüksekti, bayram havasında geçerdi Galatasaray maçları, bir şekilde Diyarbakırlıları kentin takımının yanına çekmek gerekti, bu da Gaziantepspor maçı sonrası verilen "ezilen takım" mesajlarıyla olacaktı ama bu işi ne federasyon yuttu ne de Diyarbakır halkı... "Provakasyon" kelimesinin arkasına sığınılarak maç biletleri en ucuzu 30 liraya satılarak da boş bırakıldı Diyarbakır Atatürk Stadının tribünleri... Ülkemiz genelinde beyinlere yerleşen "parası olan olay çıkarmaz" mantığı Diyarbakır yönetimine de sirayet etmiş, lakin 60 lira vererek Maratona girenler de pek centilmen değillermiş misafirlerine karşılık dün gece ile ilgili gelen duyumlara göre... Fakat bütün "kusurlara" rağmen Galatasaraylı futbolcuların tribünlerine yolladığı çiçekler ile emniyet birimlerinin iki takım kaptanlarına sunduğu buketler futbolu güzelleştiren etmenlerdi...

Bu şartlar altında başlayan müsabakada, Rijkaard B planını uygulamakta yine ısrarcıydı. Kalede Leo Franco, önünde artık klasik olmuş dörtlü (Sabri-Gökhan-Servet-Hakan), onların ilerisinde Mehmet-Barış ve Mustafa Sarp'ın yokluğunda Ayhan ve gole yakın bölgede sağlı sollu Arda ve Kewell yerleşirken, Nonda en ileride bulunacaktı... Diyarbakırspor ise başkanı, hocası, Ayman'ı cezalı, Mendoza ve Tazemeta'dan gol bekler bir haldeydi. Bu ikili özellikle lige iyi başlamışlar, "parasız pulsuz" diyarbakırspor'un ligten ilk düşecek takım olmasını bekleyenleri feci şekilde yanıltmışlardı... İstanbuldan Bükreş'e, oradan İstanbul'a, sonra da Diyarbakır'a uçan Galatasaraylı futbolcular, hala "yolculuk mahmuru" iken ev sahibi Celalettin ile iki kez sarstı Leo Franco'nun arkadaşlarını ama onlar "bana mısın" demeyince Şener'in Mendoza'ya attığı ara pası siyahi oyuncu gole çevirmekte hiç zorlanmadı... O anda Galatasaray'lı futbolcular silkindiler ve kendilerine geldiler, "pabucun pahalı olduğu"nu hatırladılar... Orta alanda daha fazla top yapıp, kanatlardan hakan ve Sabri de önündekileri destekleyince Espinoza'nın kalesine gelmeye başladılar ki, devre biterken son günlerin parlayan oyuncusu Sabri ile de beraberlik golü yakalandı...

İkinci yarı başında ağırlığını ev sahibi üzerinde tekrardan hissettiren Galatasaray, Kewell'in "akıl dolu" pasında Arda ile öne geçen golü de bulmakta zorlanmadı. Sonrası Barış'ın atılmasına kadar geçen sürede farkı açabilecekken, arzu edilen goller olmadı ve eksik kalınca da skoru koruma düşüncesi ağır bastı. Nonda çıkıp, güçsüz kalan orta saha Linderoth ile güçlendirilince, ilerde Diyarbakır defansını zorlamak görevi Kewell'a düştü ki, o da o işi layıkıyla yerine getirdi...

Diyarbakır deplasmanından alınmış 3 puan şampiyonluk yolunda önemlidir, zira şampiyonluğu getiren puanlar deplasmandan çıkarılanlardır. Ama, bu puanların ikisi son dakikalarda uçabilirdi de, Diyarbakırspor'un kullandığı köşe vuruşunda ön direkte Sabri görevini yaparken, arka direkte durması gerekn topçu yoktu ve o bölgeye düşen topu Mendoza, her zamanki beceriksizliği ile auta yolladı ve kurtardı sarı-kırmızı defansı Rijkaard'ın hışmından...

Mendoza defansı kurtardı ama Barış'ı bakalım kim kurtaracak, ya da kurtarmaya uğraş veren olacak mı merak ediyorum. İlk sarı kartın hakem hatası olduğunu kabul ediyorum ama kırmızı kart tehlikesi varken, rakip yarı alanda elle topa dokunmak niye? "Kontrolsüz güç, güç değildir" derler, Barış Özbek de sağa sola deli danalar gibi koşmaktan, bir anlık gafletle bu hareketi yaptı diyerek, en iyi niyetlerimle açıklamak istiyorum pozisyonu ama Keita Fenerbahçe maçında, Elano Buca maçında, Barış Diyarbakır'da kırmızı kartlar görmeye başlayınca arka arkaya, "şer" güçler başlayacaklar yine Rijkaard'a sarmaya" takımda disiplin problemleri var" diye, demedi demeyin...


Ve son söz Kewell için... Bu sene sözlşemesi bitiyor, yeni kontrat yapmadı ama Adnan Polat, ya da kongrede kim seçilirse seçilsin, "Oz Buyucusunu" mutlaka takımda tutmalı, kaça mal olursa olsun. "Futbolda adam tutmaz takım tutarız" diye tanımlarız kendimizi ama biz de Büyücünün büyüsüne kapıldık... Hagi'den sonra aradığımız lider Kewell'ın kişiliğinde saklı... Bizim birader facebook'unda "Bizi bırakma Kewell" diye yazmıştı geçenlerde, bırakma bizi be Harry diyelim... Bıraktırma be başkan, diye devam edelim...

Sabah başlayıp, iş güç vesilesiyle bu gece bitirmek zorunda olduğumuz maç yazısına Çetin Sümer'in demeciyle başlamıştık, yine aynı röportajdaki bir sözüyle son verelim: "
Elif, Bursaspor maçından sonra beni aradı. “Baba ne oluyor, savaş mı var orada?” diye sordu." diyor başkan, çok garipsedim, zira Bursa maçında her derbide olan karşılıklı küfür ve koltuk atmalar yer alırken, Diyarbakır'daki Fenerbahçe maçı içinde ve sonrasında şehrin sokaklarında yer alan olayları herkes hatırlıyordur...



Stat
: Atatürk
Hakemler: Tolga Özkalfa, Baki Tuncay Akkın, Ekrem Kan
Diyarbakırspor: Espinoza, Şener, Abdullah (Dk. 68 Erdal), Tolga, Basem, Celaleddin (Dk. 84 Desire), Ümit (Dk. 74 Erdinç), Diallo, Adnan, Mendoza, Tazemeta
Galatasaray: Leo Franco, Gökhan Zan, Barış, Servet, Sabri, Ayhan, Hakan, Mehmet Topal, Arda (Dk. 86 Elano), Nonda (Dk. 68 Linderoth), Kewell
Goller: Dk. 11 Mendoza (Diyarbakırspor), Dk. 43 Sabri, Dk. 52 Arda (Galatasaray)
Sarı Kartlar: Dk. 14 Şener, Dk. 34 Tolga, Dk. 50 Espinoza, Dk. 89 Erdinç (Diyarbakırspor), Dk. 29 Barış (Galatasaray)
Kırmızı Kart: Dk. 64 Barış (Galatasaray)

Hiç yorum yok:

Blog Widget by LinkWithin