BBL'de heyecan aratarak devam ediyor. İlk hafta maçları sonucunda takımımız Galatasaray, averajla lider durumda bulunuyor. Takımımız 2. haftanın kapanış maçında parkelerde olacak. Yani Pazatesi günü İzmir'de Pınar Karşıyaka ile oynayacak. İzmir seyircisi her zaman basketbola çok büyük destek vermiştir. Her ne kadar büyük çoğunluk Karşıyaka taraftarı olacak olsa da Galatasaray taraftarı İzmir'lilerin de kendilerine ayrılan kısmı dolduracağına eminiz. Unutmadan Maç saat 19:00'da ve İzmir'e gidemeyecek olanlar için adres yine Spormax. Takımımıza başarılar dileyerek 2. haftanın programını paylaşalım:
23 Ekim Cumartesi
15:00 Fenerbahçe Ülker - Aliağa Petkim (Sinan Erdem Spor Salonu) Spormax
16:00 Antalya Büyükşehir Belediyesi - Mersin Büyükşehir Belediyesi (Antalya Atatürk Spor Salonu)
16:00 Medical Park Trabzonspor - Tofaş (19 Mayıs Spor Salonu)
17:00 Oyak Renault - Bornova Belediyesi (Bursa Atatürk Spor Salonu)
17:00 Olin Edirne Basket - Türk Telekom (Mimar Sinan Spor Salonu)
17:30 Erdemir - Efes Pilsen (Erdemir Spor Salonu)
24 Ekim Pazar
13:00 Beşiktaş Cola Turka - Banvit (Beşiktaş Cola Turka Arena) Spormax
25 Ekim Pazartesi
19:00 Pınar Karşıyaka - Galatasaray Cafe Crown (Karşıyaka Spor Salonu) Spormax
23 Ekim 2010 Cumartesi
BBL 2. Hafta Programı
Şifresiz Yayınlar
Kavim / Ahmet Ümit
Ahmet Ümit her ne kadar kitaplarında Agatha Christie’ye hafif özenerek iltifatlarını sunsa da, kendisinin yazdığı romanlar Agatha Christie’ninkilerden kat be kat farklıdır. Christie’nin romanları sayfalar boyunca katilin kim olduğuna odaklanır, Ahmet Ümit’in derdi ise katilden çok kendi bilgilerini ve araştırmalarını okura yansıtmaktır. Kurguyu bu bilgileri ulaştırmak için bir araç olarak kullanır, ama öyle yalapşap değil; harbi, hiçbir şekilde sırıtmayacak şekilde dizer ayrıntıları.
Kitapta, Anadolu’nun tarihi ve kültürü ile birlikte günümüzün ince konularına da çekinmeden giriliyor. Bir yandan belki de çoğu kişinin daha önceden hiç duymadığı Agnostizm, Nusayrilik ve Süryanilik konusunda ansiklopedik bilgiler verilirken; diğer yandan bir kişinin nasıl PKKlı ve ardından itirafçı olabileceği, iyi bir polisin ne sebeple kirli işlere bulaşabileceği, devletin de teröristinin olup olamayacağı, masum bir insanın cinayet işleyebilecek seviyeye hangi yolla gelebileceği mantıklı bir şekilde romana yediriliyor. Bütün bunlar yetmezmiş gibi Nevzat ile Evgenia arasındaki masumane aşk ile romantizm sevenlerin de gönlü alınıyor.
Kitabın bir diğer beğendiğim özelliği de diyalogların sansürlenmeden, gerçeğe en yakın şekilde sunulması. Bu tarz, küfürlerden dolayı başlangıçta bazılarını rahatsız edebilme riski taşısa da, kendinizi o anki sahneye koyduğunuzda aslında yazarın abartısız gerçeği yazdığını anlayabiliyorsunuz. Özellikle Taksim Karakol’undaki Başkomiser Muammer ile travesti Kamelya’nın (meğerse asıl adı Abdurrahman imiş) muhabbetine ve Komiser Ali’nin öğretim görevlisi olan Cem’e söylediği “biz seni entel sanıyorduk sen mafya çıktın!” lafına çok güldüm. Bu tür şamataların yanında; Nevzat’ın kitabın sonlarına doğru Cengiz’in karısı ile yaptığı telefon konuşmasında da nutkum tutuldu.
Okurken ağzının suyunu akıtan mezelerle süslenmiş çilingir sofraları her zamanki gibi bu romanda da sıkça kuruluyor. Bu masaların birinde usul usul arkadan çalan Müzeyyen Abla’nın “Kimseye Etmem Şikayet” eserini yazının sonunda anmasak ayıp olur.
Kitabın şurası da gereksizdi, burada biraz mantık dışına çıkmış diyebileceğim şeyler arıyorum ama gerçekten bulamıyorum. Kitabı okurken hiç bitmesin de, kendi topraklarımızla ilgili bu ilgi çekici bilgilere Ahmet Ümit’in sade dilinden olabildiğince ulaşalım diyorsunuz. Öte yandan da sürekli içinizi “Katil kim?” sorusu kemirdiğinden sonuna da gelmek istiyorsunuz. Ve hiç merak etmeyin sonu yine kendine özgü, şık bir final ile bitiyor.
Kitabın bomba kısmı: Nevzat’ın Evgenia’yı düşünürken kendi kendine söylediği söz: “Boşta kalan akıl sevdiğini ararmış”
Etiket fiyatı: 20 TL
Toplam sayfa: 382
Not: 10/10
Kitap Müziği:
22 Ekim 2010 Cuma
Hagi ve Cana
"Cana, iç savaş yüzünden 6 yaşındayken Kosova’yı ailesiyle birlikte terk edip, İsviçre'ye iltica etmek zorunda kalan Arnavut ailenin çocuğu..."
Bak Sen Konuşana#2
Galatasaray Büyük Bir Kulüptür
Cumhurbaşkanlığı Kupası: Galatasaray:58 - Fenerbahçe:75

Skor yeteri kadar anlatıyor gidişatı. Maçı izleyemediğim için istatistiklerden ve okuduklarımdan yorum yapmaktansa maçı salonda izleyen sarayınsultanları blog'dan Aras'ın bu güzel yazısını okuyun derim. Ben sadece istatistikleri paylaşacağım ama bir şeye değinmem lazım öncelikle. Rakip takım Fenerbahçe'ye her zaman saygı duymuşuzdur. Ancak kanalında çalışan spikerler ve yorumcular işin içine girince kınamak ve teesüfleri iletmek lazım. Gerçi genellemek ve tüm çalışanları işin içine katmak yanlış oluyor ama birazdan bana hak vereceksiniz. Dün akşam Fenerbahçe TV, takımları maçı kazanınca maçı hemen yayınlar diye düşünüp televizyon karşına geçtim. Adetidir onların çünkü yenilseler yayınlamazlardı. Her zamanki gibi Batur abi ve o gözlüklü spiker basketbol maçının anlatımına görevliydiler ve Yine maçı katlettiler. Katletme boyutu da malesef şu: Sanki karşılarında yabancı takım varmış gibi davranıp bizim oyuncularımıza "onlar, rakip" gibi yakıştırmalarda bulunup çirkin görünen bazı imalarda bulunuyolar. Kendi oyuncularını aşırı abartıp bizim oyuncularımızı yerden yere vuruyorlar. Tv yayıncılığı bu olmamalı her ne kadar bir takımın kanalı da olsa. Sonuçta bu ülkenin en önemli iki kulübü maç yapıyor. Aziz Yıldırım bile Arda'ya sahip çıkıyor yeri geldiğinde. Bu linç kültürü ve anlayışı niye anlam verebilmiş değilim.Çok çirkin görünüyor malesef bu Tv yayıncılığı anlayışı. Hele ki Batur abi gibi yıllarını Basketbola vermiş birinin bunu yapması hiç hoş değil. Dayanamayıp ikinci çeyreğin ortasında,sesi kısıp izlemek de varken, kötü oyunun da etkisiyle sıkılıp kapattım televizyonu. Neyse fazla uzatmayalım. Eline ve klavyene sağlık Aras noktasına, virgülüne dokunmadan yayınlıyoruz...
-------------------------------------------------------------------------------------
Maçın gidişatı ile ilgili bilgileri Galatasaray, Fenerbahçe veya TBF resmi siteleri üzerinden öğrenebilirsiniz. Ben maçtan çıkardığım notları aktarmak istiyorum müsaadenizle.
Öncelikle kadroyu belirlerken, Gintare'yi dışarıda tutan Yıldızoğlu, maçın sonunda görmüş olduk ki bir hataya imza atmış. Kararı neye göre verdiğini bilemiyorum ama karşı tarafta Horakova'yı görünce bu şekilde belirlediyse kadroyu, Fenerbahçe'nin kısa pozisyonunda yakalayacağı üstünlüğü, Hodges ile törpülemek istemiş olmalı. Fenerbahçe'nin kısa, Galatasaray'ın uzun pozisyonunda daha kuvvetli olduğunu düşünürken kağıt üstünde bakınca, o bölgeyi daha da etkili kullanmak adına Gintare Petronyte'yi oynatmak daha mantıklı olacaktı sanki. Benim zihnimdeki doğru, rakibin kuvvetli olduğu yere önlem almak yerine kendi kuvvetli yerini öne çıkarmak. Ama Fenerbahçe'nin kısa rotasyonu önlem almak zorunda bırakmış koçu, bu sefer haklı çıktığını söyleyemiyoruz. Bu arada, sezon için aldığımız mesaj; Gintare-Ceyda, Hodges-Melek ikili olarak sezon boyunca tribünde nöbetini değiştireceği oldu. Tabii yerliler değişebilir; Ceyda-Yasemen gibi.
Kazandıkları ve Penny'nin Taurasi'ye göre daha skorer bir akşamdan sonra yine tekrarlamak istiyorum Fenerbahçe'nin kıta dışı yabancı haklarını Penny-Taurasi şeklinde kullanması hala aklıma yatmıyor. Bugün Fowles'ın tek başına -ve iyi beslenememesine rağmen- yaptıklarını görünce daha bir net ortaya çıktı bu. Hep Spartak, UMMC diyoruz Euroleague deyince ama Halcon Avenida'nın pota altında Erika de Souza- Sancho Lyttle oynuyor. Olası bir eşleşmede Fenerbahçe'nin burada sıkıntı yaşayacağı açık, keza Fenerbahçe'nin grubundaki UMMC'nin de çok etkili uzunları var. Şahsi fikrim Penny Taylor'ın yerine kıta dışı hakkını sert bir uzundan kullanmalıydı Fenerbahçe.
Gelelim maça, Fenerbahçe'nin ilk defa önce geçtiği sekansta Nevlin'in pota altında Gülşah'ın üzerinde kalıp üst üste iki hücumda 5 sayı ürettiğini gördük. Gülşah'ın eşleşmede Nevlin'in karşısına yazıldığını sanmıyorum. Michelle'in hatası mıdır, yoksa Petronyte'nin kadroda olmaması mıdır problem, çözmek lazım.
Umutlu olsak da yerli rotasyonundan yine kırılma anlarında skor katkısı alamadık. Fenerbahçe'nin ilk beş başlayan iki yerlisi (Birsel-Nevriye) 27 sayı üretirken, Galatasaray'ın ilk beşteki yerlileri Işıl ve Bahar toplam 10 sayı üretebildi. Bu sayıların çoğunun iş işten geçtikten sonra geldiğini de hatırlatalım. Maç sonunda toplam yerli skorları da şöyleydi; Fenerbahçe:42 - Galatasaray:30. Yine belirteyim bu katkının maçın maç olmaktan çıktığı anlarda gelmesi, kağıt üzerinde 12 sayı olan bu farkın sahada olandan daha düşük gösterdiğini belirteyim.
Sadece yerlileri atmayalım ateşe bugün Fowles dışında kimseden katkı alamadık aslında. Galatasaray formasını ilk kez giyen Fowles özellikle maçın başlarında büyük beğeni kazandı. Ama diğer yabancılar içinse, ilk maçta gördük ki; tüm kaygılarımız çıkarken, umutlarımızı karşılamadılar. %15 ile şut atan bir Seimone, konsantrasyonu durdurmaya odaklanınca hem skordan hem de ribaund katkısından uzak kalan Currie ve takımı oynatma ile ilgili pek ışık vermeyen Hodges'ın bu halleri bu gecede kalır umarım.
Fowles için yeniden methiyeler düzmeye gerek yok, onun kim olduğunu herkes biliyor. O elinden geldiğince oynayacak ama biz onu oynatabilecek miyiz? Bugün organizasyonda öyle sıkıntılar yaşadı ki Galatasaray, oyun kurucu pozisyonunda oynayan isimler ciddi derecede sırıttılar Fenerbahçe karşısında. Birsel-Horakova test için en son seçilecek rakipler belki ama Galatasaray, şampiyon olmak istiyorsa bu isimleri yenmek zorunda. Bugün oyun kurucu pozisyonunda oynayan veya buraya kayan hiçbir isim görevini başaramadı. Artık işin en uç noktası; topu rakip sahaya taşırken çaldırılan toplar, tabloyu en net şekilde gözümüze soktu.
Fenerbahçe'nin Diana Taurasi'nin sadece 1 saha içi isabeti bulabildiği bir maçta Galatasaray'ı bu derece kolay geçebilmesinde topun çok hızlı dolaştığı ve ustaca hazırlanmış setlerin büyük katkısı vardı. Boşta kalan arkadaşlarını sürekli olarak büyük rahatlıkla bulup, kolay sayı imkanı yakaladılar.
Buna değinmemek olmaz tabii ki, maç yine iğrençliklere sahne oldu. Benim cidden tahammülüm kalmadı bu insan müsveddelerinin basketbol salonlardaki maceralarına. Bir kadın basketbol maçında sadece takımların adı Galatasaray ve Fenerbahçe diye iki dakikada bir olay çıkıyor. Farkın açılmasıyla yağmuru başlatanın, aynı takıma gönül verdiğimiz insanlar olması ayrı bir üzüntü vesilesi. Aziz Yıldırım'a küfür edildi diye salonu terk eden Adnan Polat'ın, sorumluluktan kaçması aslında bizi şaşırtmadı ama yine de yakışmadı!
Fenerbahçe bu aldığı galibiyet ile 7. Cumhurbaşkanlığı Kupası'na ulaşıp, Galatasaray ile kupaları eşitledi. Sezon öncesi psikolojik avantajı da getirdi bu farklı sonuç. Madem ki yenemedik, zor da olsa tebrik etmek zorundayız.
Gurur kırıcı bir geceydi bizim için, gerçekten çok üzücü oldu bu mağlubiyet ama umutlarımızı kıramadı yine de. Galatasaray'ın yolu uzun hep dediğimiz gibi, aradaki fark bu maçı almakla kapanmazdı, bir ayda Galatasaray öne çıkamazdı. Halen doğru yolda olduğumuza ve o yola ışık tutanın doğru kişi olduğuna inancım tam. Sabır, sabır, sabır...
Yorucu ve üzücü bir gün olmasının yanında twitter üzerinden de değerlendirmeler yaptığımız için biraz üstün körü olmuş olabilir yazı, bu seferlik böyle olsun diyelim.
-------------------------------------------------------------------------------------
İlgilenenler için:
Galatasaray Medical Park 58 - 75 Fenerbahçe
Yer: Abdi İpekçi Spor Salonu
Rakip: Fenerbahçe
Tarih: 21.10.2010
* Tuğba Palazoğu: (5 sayı, 1 ribaund)
* Doneeka Hodges: (8 sayı, 1 asist)
* Yasemen Saylar
* Bahar Çağlar: (7 sayı, 8 ribaund, 1 asist)
* Işıl Alben: (3 sayı, 1 ribaund, 3 asist)
* Melek Bilge: (2 sayı)
* Gülşah Gümüşay: (9 sayı)
* Nihan Anaz: (2 ribaund, 1 asist)
* Monique Currie: (6 sayı)
* Melisa Can: (4 sayı, 6 ribaund, 1 asist)
* Seimone Augustus: (4 sayı, 2 ribaund, 2 asist)
* Sylvia Fowles: (10 sayı, 15 ribaund, 1 asist)
1. ÇEYREK: 10-13
2. ÇEYREK: 10-31 (20-44)
3. ÇEYREK: 16-20 (36-64)
4. ÇEYREK: 22-11 (58-75)
(fotoğraflar ve istatistikler resmi siteden)
21 Ekim 2010 Perşembe
CSKA Sofia:0-2:Rapid Wien

Yazı: ultras/Movement Saat 23:16 0 Yorum Var / Bi' De Sen Yaz
Dosya: Bulgaristan, Maç Günü, UEFA Cup
Hoşgeldin Gheorghe Hagi
Kral'ın Dönüşü
20 Ekim 2010 Çarşamba
Tugay Takımın Başında
Sahada İşini Yapanlara Saygı
Spor Toto Süper Lig’te özellikle son iki sezondur taraftarların çıkardığı olaylar yüzünden maçlar yarıda kalıyor, tribünlerden atılan cisimlerle sporcular ve hakemler yaralanıyor, maç öncesi/sonrası büyük kavgalar yaşanıyor. 90 dakikalık heyecanın tadı tuzu kaçıyor.
Bu hafta sonu oynanacak Fenerbahçe-Galatasaray maçından önce tüm taraftarlara çağrımızdır: Gelin, dünyanın en büyük derbilerinden birinin şanına, heyecanına gölge düşürmeyelim.
Sahada işini yapanlara saygı, tribünde centilmenlik.
http://www.tribundergi.com/
Fatih Terim'e Resmi Teklif
19 Ekim 2010 Salı
Bak Sen Konuşana
Hafta İçi Şifresiz Maçlar
O Gün Bu Gün
17 Ekim 2010 Pazar
Rijkaard Görevden Alındı!
Galatasaray:2-4:Ankaragücü

Hakemler: Tolga Özkalfa, Mehmet Şahan, Serdar Akçer
Galatasaray: Ufuk, Serkan (Dk. 64 Aykut), Servet, Hakan Balta, Insua, Mustafa Sarp, Ayhan, Sabri, Misimovic (Dk. 67 Aydın), Pino, Baros (Dk. 85 Mehmet Batdal)
MKE Ankaragücü: Özden, Kulukowski, Zewlakow (Dk. 46 Aydın), Rajnoch, Uğur, Özgür (Dk. 81 Turgut Doğan), Theo, Sapara, Güven, Sestak, Metin (Dk. 58 Hürriyet)
Goller: Dk. 3 Metin, Dk. 57 Özgür, Dk. 60 Sestak, Dk. 90+2 Turgut Doğan (MKE Ankaragücü), Dk. 57 ve 65 Baros (Galatasaray)
Kırmızı Kart: Dk. 62 Ufuk (Galatasaray)
Sarı Kartlar: Dk. 71 Kulukowski (MKE Ankaragücü), Dk. 81 Mustafa Sarp, Dk. 82 Ayhan, 89 Hakan Balta (Galatasaray)
Mahmuti Felsefesi, Galatasaray:71 - Erdemir:53

"Kendi yalanını söylemek, başkasının gerçeğini söylemekten çok daha iyidir. Kendi yalanınızı söylediğinizde bir insansınız. Başkasının gerçeğini söylediğinizde ise yalnızca bir papağan." Suç ve Ceza'dan-F.M. Dostoyevski
Maç sonunda koçumuz Oktay Mahmuti'nin yayıncı kuruluşa verdiği röportaj sonrası aklıma geldi bu söz. Mahmuti maçın gelişimi konusunda "periyoda iyi başladık, sistemimizi yapmak istediklerimizi, oturtmaya çalıştığımız kimliğimizi ortaya koyduğumuz bir periyot sonrası başka bir şeye dönüşmeye çalışıp kimliğimizi değiştirmeye çalışınca ne hale geldiğmizi gördük. Belki sistem dışı oynayarak da bir şeyler yapabilirdik ancak bu da yapılmış olanların iyi bir fotokopisinden başka bir şey olmazdı. Sonuçta biz bir sistem takımıyız ve son periyotta sistemimizi, kendi kimliğimizi tekrar ortaya koyunca neler yapabileceğimizi tekrar göstermiş olduk. Benim açımdan bu yüzden iyi bir maç oldu diyebilirim" dedi. Yani ne yaparsak yapalım ortaya koyduğumuz ürün bizim olsun, farklı olsun, bizi yansıtsın diyor sayın Mahmuti. Onun felsefesi hep bu anlayış doğrultusunda oldu yıllardır. Galatasaray'ı da böyle görmek beni çok sevindirdi. Dostoyevski'de ünlü klasiğinin en can alıcı yerinde bu sözü konduruyordu eserine. Satır aralarındaki anlam ise ne yaparsak yapalım ortaya konan ürünün kendimize ait olması, bizi yanstıması gerektiği kısaca ifade edecek olursak.
Galatasaray takımı bu anlayış çerçevesinde maça başladı. Sakat Shipp'in oynamadığı maça Rochestie - Evren - Caner - Rancik - Andric beşiyle başladı sarı kırmızılılar. İlk 2 hücumdan boş dönmüş olsa bile seyircinin müthiş desteği savunmanın bir anda sertleşmesini ve aynı ölçüde hücuma yansımasını sağladı. Her ne kadar maçın başında 2 hücum ribaundu versek de sonraki bölümde üst düzey bir konsantrasyon vardı sahada. Özellikle her alanda yapılan müthiş baskı ve bu baskı sonrası kapılan toplar sonrası akın akın ilerliyordu Galatasaray takımı. Her şey Oktay Mahmuti'nin istediği şekilde gelişti. Pas kanallarına yapılan baskılar, bire birdeki agresif savunma anlayışı, kapılan toplar sonrası hızlı hücumlar basketler veya fauller. Bir anda Galatasaray farkı 10 sayılara çıkarmış, periyot boyunca yediği 2 çok zor el üstü üçlük dahil 10 sayıya izin vermişti. Ereğli temsilcisi bu anlayış karşısında sürekli zorlama şutlar, hatalı yürümeler, top kayıpları üretebiliyordu sadece. İkinci periyotta da aynı anlayış sahadaydı. Bu süre zarfında maçı izleyen herkes dahil Oktay Mahmuti kadar sevinen biri olamazdı herhalde. Erdemir ikinci periyotta ilk sayısını 5. dakikada bulmuş ve Galatasaray farkı 20 sayıya kadar çıkarmıştı. Periyot sonunda biraz rahatlık çökünce Erdemir gibi iyi bir takıma bizi yakalama fırsatı verdik. Erdemir üst üste bulduğu 3 üçlükle farkı 11 sayıya kadar indirdi ancak bu geri dönüşü sadece Ereğli temsilcisinin kalitesini yavaş yavaş ortaya koyması ile açıklayabiliriz.
3. periyoda takım biraz rehavetle başladı ve öyle de devam etti. Takımımız ilk 4 hücumdan boş dönmüş ve bu boş dönmeler sonrası Erdemir farkı 6 sayıya kadar indirmişti. Galatasaray takımı ilk yarıda oynadığı basketbolun zerresinden eser vermezken koçumuzunda söylediği gibi "başka bir kimliğe bürünmeye" çalışıyordu. bu süre zarfında Galatasaray 3. periyottaki ilk basketini 4. dakikada bulmuş ve fark 2 sayıya kadar inmişti. Bu farkı sadece Galatasaray'ın kötü oyununa bağlamak Erdemir'e saygısızlık olur. Erdemir kalitesini tamamen ortaya koydu bölümde ve farkı eritti. Oktay Mahmuti üst üste aldığı molalarla ve taraftarın desteğiyle mesaiyi erken bitirmeye açlışan takımını "tecrübe" faktörü( haluk) ve adeta maç boyunca alev topu gibi yanan Rochestie'yi devreye sokarak başarabildi. Haluk'un savumadaki çabaları ve Göksenin'in hem hücumda hem de savunmadaki gayreti periyodun 49-45 lehmize sonuçlanmasını sağladı.
Son periyoda girerken maç tekrar başladı diyorduk ki hakikaten öyle oldu. Mahmuti'nin öğrencileri maç başındaki anlayış, iştah ve doğru oyun tarzları ile adeta 0'dan 100'e çok erken çıkan arabalar gibi bir anda hızlanıverdi. Bu hızlanmada yine seyirci desteğini unutmamak lazım. Erdemir yine periyoda 3'lükle başladı ancak bu 7 dakika boyunca duracakları anlamına da geliyordu onlar açısından. Takımımız yine savunmasını oturtmuş kaptığı topla ve hızlı hücümlarla farkı açmaya başlamış ve Erdemir'i faul sorunuyla başbaşa bırakmıştı. Son periyodun bitmesine 6 dakika varken Ereğli temsilcisi faul hakkını doldurmuş ve maç yavaş yavaş yönünü belirlemeye başlamıştı. Zaten bu saatten sonra Galatasaray bir daha arkasına bakmadı. Erdemir maçın başında bulduğu üçlük sonrası 7 dakika sayı bulamadı. Galatasaray da buna 18-0'lık seri ile karşılık verdi. Son bölümde bir Göksenin resitali seyrettik ki işin kreması olsa desek yeridir. Gerçi sadece son bölümle sınırlamak haksızlık olur. Maç da takımımızın 71-53 üstünlüğü ile sonuçlandı.
Maç sonrasında Koçumuzun yazının başında değindiğim görüşleri, maçı tamamiyle özetliyordu ancak biz artıları ve eksileri ortaya kolaylım. Galatasaray'da bir ribaunt sorunudur ki gidiyor. Bu maçta toplamda aldığımız ribaunt sayısı 21. Bu rakam savunma disiplinli bir takım için kötü bir rakam. Karşılığında Erdemir'in 10'u hücum 34 ribaunt alarak maç içindeki tek üstünlüğünü bu kategoride kurduklarını belirtelim. Ayrıca 2. periyodun yarısı ile 3. periyodun tamamındaki mental düşüş bizim hala işin çok başında olduğumuzu gösteriyordu. Bu 15-16 dakikalık zaman diliminde özellikle rakip takımın koçu Ahmet Çakı doğru beşi bulup adeta maça ortak olacak seviyeye getirdi takımını. Ayrıca Galatasaray'ın yumuşak karnını bulup tepede oynadığı ikili oyunlar ve hızlı gardlarıyla rakip savunmayı delerek eksik yönümüzü ortaya çıkardı. Ancak bu eksikliği yine takım olarak kapatıp maçı öyle kapattığımızı belirtelim.
Maçın oyuncusu tartışmasız genç gardımız Rochestie idi. her ne kadar 2. periyodun sonunda birz kötü oynasa da 5/6 üçlük isabeti ile 21 sayı 1 ribaunt ve 3 asist ile oynayarak maça damga vurdu. Erdemir'in her geri dönüş çabasında ve Galatasaray'ın skor yönünden sıkıntığı çektiği her dakiakda üçlükleriyle hayat verdi takımına. Ayrıca Göksenin'e de ayrı bir parantez açmak lazım. Bugün 25 dakika sahada kalarak(3.periyodun son bölümünde oyuna girip bir daha çıkmadı) ileride bu takımın çok önemli bir ismi olacağını gösterdi. Ayrıca Mahmuti'nin onu en kritik dakikalarda saha tuttuğunu ve bu bölümde sanki 30 yaşında bir youncu gibi oynayarak hiç sırıtmadığını ve maça çok güzel 4 asist ile savunma kısmındaki mücadelesini ve agresifliğini eklediğini eklemekte fayda var. Son söz ise taraftara. Bugün salonda hatırı sayılır miktarda bir taraftar vardı. her ne kadar tribünlerin %40'ı dolmuş olsa da gelen seyirci çok ciddi destek verdi takımına. Galatasaray takımı bu seyirci desteği, Oktay Mahmuti'nin sihirli dokunuşları ve bu oyun anlayışı ile Abdi İpekçi'de çok güzel ve keyifli maçlar izlettirip, rakiplere sahayı dar edebilir. Saha demişken Abdi İpekçi'yi sahiplenme konusunda iyi adımalr attığımızı ve kulübün saha konusunda sarı zemini ve kırmızı koltukarı ile çok doğru bir seçim yaptığı aşikar. Nasıl başlarsan öyle gider derler. Öyle gitmesi temennisiyle...
SALON: Abdi İpekçi
HAKEMLER: Erşan Kartal, Özlem Yalman, Turgut Işık
GALATASARAY CAFE CROWN (71): Melih Mahmutoğlu, Hüseyin Göksenin Köksal 5 (2 ribaund- 4 asist), Caner Topaloğlu (1 ribaund), Preston Anthony Shumpert 10 (3 ribaund- 2 asist), Taylor Campbell Rocshestie 21 (1 ribaund- 3 asist), Tutku Açık (1 ribaund- 2 asist), Luska Andric 4 (2 ribaund), Radoslav Rancik 8 (3 ribaund- 2 asist), Haluk Yıldırım 7 (2 ribaund- 1 asist), Evren Büker 6 (1 ribaund),Ermal Kurtoğlu 10 (3 ribaund- 1 asist)
ERDEMİR (53): Oktay Yılmaz, Altan Erol (3 ribaund), Melih Yıldız 5 (2 asist), Ali Berent Kavaklıoğlu 6 (1 ribaund), Eren Beyaz 4 (2 ribaund- 2 asist), James Dilliard Thomas 6 (12 ribaund), Antwain Lamar Barbour 17 (8 ribaund- 1 asist), Erkan Veyseloğlu 8 (3 ribaund- 2 asist), İsmail Hakan Demirel 7 (1 ribaund- 2 asist), Melih Sevda (2 ribaund)
1. PERİYOT: 21-10
2. PERİYOT: 15-15
3. PERİYOT: 13-20
4. PERİYOT: 22-8
Alaycı Kuş / Suzanne Collins
Açlık Oyunları ve Ateşi Yakalamak serilerinin sonuncusu. Ama ne sondu… Yazar ilk iki kitabı sırf bu kitabı yazabilmek için yazmış desek yalan olmaz. Baştan sona heyecan hiç dinmedi, yazar diğer kitaplarındaki gibi ilk yüz kusur sayfasını ağır tempoda giden girişlere ayırmadan, okuyucuyu sürekli merak ve gerilim atmosferine sokarak tetikte tutmayı başardı.Öncelikle 13.Mıntıkaya hasta oldum. Binalarda yapılan sığınaklarda yönetmelik gereği ne tür mecburi tesisatlar ve önlemler istendiğini meslek icabı bilirim. Askeri disiplinden taviz verilmeyen, her daim seferberlik halinde olan 13.Mıntıka'nın tamamen yerin kat kat altına, bu sığınak yönetmelikleri çerçevesinde inşa edilmiş olması beni resmen büyüledi. Bunun havalandırmasının, pis suyunun, temiz suyunun, su deposunun vs. nasıl tasarlandığını düşünüp, hayal etmek ayrı bir zevkti. Yazar da bunu hesaba kattığını Ceviz’in bombalanması sırasında Boggs’un “Havalandırma sistemine bakın. Tamamen ilkel. On Üç’teki sistemimizle alakası yok” sözleriyle belirtiyor.
Bu kitapta Peeta biraz pasifleştirilmiş ve Gale için yeteneklerini gösterme zamanı en sonunda gelmiş. Sonda Katniss’in hangisini seçtiğiyle ilgili bilgi vermeyeyim ama benim düşündüğüm kişiyi seçmediğini belirtmek istiyorum. Ya da Katniss’in en azından tek başına kalarak mutlu olması da fena olmazdı, her kadının sonu illa evinde oturup çocuk doğurmak mıdır? Gerçi kitabın sonlarına doğru yaşananları düşününce bu kadarı biraz fazla acımasızca olurdu sanırım.
Bu arada, Katniss’in damardan girerek söylediği “İdam Ağacı” şarkısını www.mockingjay.net sitesinin yaratıcısı Kimmy West müthiş seslendirmiş, aşağıda paylaşmak istedim.
Başkan Snow Açlık Oyunları’nı yaparken, arenalardan sağ çıkanların ileride kendisine karşı özel bir tim olarak geleceğini düşünmüş müdür acaba? Özel tim de harbi timdi yalnız, Beeta’nın korsan yayın becerisi, Boggs’un komutasında Leeg kardeşler, keskin nişancı Jackson, zıpkınına kurban Finnick ve elbette Gale ile Katniss’in yayları… Ekibin 3.kısımda yaşadığı çatışma harikuladeydi.
Serinin sonunun hakkı veriliyor; okuyucu, Gale mi Peeta mı geyiğini bir yana koyarsak, hiç beklemediği bir sürpriz ile karşılaşıyor. Bir an için Coin’in önerisiyle yoksa 4. bir kitap mı gelecek diye heyecana kapılsak da, Katniss ufak bir taktikle yine son mesajı veren oluyor.
Kitabın bomba kısmı: "Bizler hafızası yetersiz ve kendi kendini yok etmek konusunda son derece hünerli, dönek yaratıklarız."
Etiket fiyatı: 20 TL
Orjinal adı: Mockingjay
Toplam sayfa: 416
Not: 10/10
Kitap müziği:
Ankaragücü Gelmiyor!
16 Ekim 2010 Cumartesi
Galatasaray BBL'de İlk Maçına Çıkıyor.

Galatasaray Erkek Basketbol takımı Beko Basketbol ligi 2010-2001 sezonundaki ilk maçına yarın(17 Ekim Pazar)itibariyle çıkacak. Galatasaray- Erdemir maçı saat 14.00'da başlayacak ve Abdi İpekçi Spor Salonunda oynanacak. Biletler ise biletix'de. Geçtiğimiz günlerde kombine ile ilgili değinmiştim. Almak isteyenler için fiyatların çok uygun olduğunu belirtelim. İstanbul dışında olup maçı izlemek isteyenler için adres yayıncı kanal Spormax olacak. Bunların dışında Takımımızın yarın sahaya tam kadro çıkacağını ve bu sezon İstanbul ekipleri içinde sadece bizim kullanacağımız Abdi İpekçi'yi sahiplenme zamanı geldiğini belirtmek gerekir. Güzel bir pazar kahvaltısı sonrası akşam oynanacak Ankaragücü Futbol maçı öncesi güzel bir öğle aktivitesi için takımımızı destekleyin derim. Takımımıza başarılar dileyerek sakatlıksız, sorunsuz, sağlıklı, başarılı bir yeni sezon dileriz...
Shumpert Türk Statüsünde Oynayamayacak!

Galatasaray uzun süredir Amerikalı oyuncusunu Türk statüsünde oynatmaya çalışıyordu. Son gelen haberler bunun sadece plan dahilinde kaldığı ve uygulamaya sokulamadığı. Galatasaray Kulübü'nün Basketbol'dan sorumlu yöneticisi Hakan Üstünberk dün resmi TV kanalında katıldığı bir programda haberini verdi. Biraz kaçak laflar etti ama en çok kafama takılan sözü "Shumpert'in Türk statüsünde oynatabilmek için evrakları zamanında yetiştiremedik, belgelerindeki bir takım sıkıntılar işimizi zorlaştırdı" oldu. Bunun nasıl bir açıklaması olur bilemiyorum. Zaten yapılan açıklama da okuduğunuz gibi hiç de tutarlı değil. Bunu ben iki türlü yorumladım:
1. Fenerbahçe, Emir Preldzic'i Türk yapmak için adeta başvurmadığı merci kalmazken, biz işi yine ağırdan aldık ve gerekli işlemler için zaman yetmedi. Çünkü bu işler bildiğimiz prosedür işleri ve uzun zaman alabiliyor.
2. Federasyonun talimatnamesinde bundan yaklaşık 1- 1,5 ay önce değiştirilen Türk statüsünde oynayacak oyuncular için yapılan yeni düzenleme sonrası talimatın yasalaşması süreci ve evrakların yetişmemesi
Bana 1. faktör daha etkili olmuştur gibi geliyor. Çünkü biz kulüp olarak "maalesef" işleri ağırdan almayı seviyoruz. Sezon öncesi yapılan hamleler içinde en önemlisi olan ve Türk statüsünde oynayacak bir Shumpert'in takıma ne denli katkı yapacağını düşünmek bile çok güzeldi. Hepsi bu sezonluk rafa kaldırıldı. Geçmiş olsun, ne diyelim...
100 Sayı Atardım
Nuri'den Kapak!


15 Ekim 2010 Cuma
Toprak Sahalarda Bu Hafta
Galatasaray Cafe Crown'un EuroCup'daki Rakipleri

Takımımızın EuroCup'daki rakipleri belli oldu. Galatasaray Cafe Crown, E Grubu'nda Panellinios BC (Yunanistan), NGC Cantu (İtalya) ve GasTerra Flames (Hollanda) ile karşılaşacak. Öncelikle zor bir gurup olmadığını "orta şekerli türk kahvesi kıvamında" olduğunu belirtelim. Gurupta tek rakibimiz olarak Panellinos'u görüyorum. Yunan Ekibi geçtiğimiz sezon EuroCup'da 4'lü finale kaldı ve dördüncü oldu. Takımın skor yükünü çeken eski Fb'li Davin Smith ve geçen seneki başarıda direksiyon başındaki koç İlias Zouris takımdan ayrılmış durumda. Yunan temsilcisinde en dikkate değer oyuncular Yunan oyuncular Papamakarios ve Kalaitzis. Oyuncu kadrosunda yarı yarıya bir değişikliğe gitmeleri ve yeniden yapılanma tarzı bir havada olmaları takımımız adına avantaj olabilir. Yunan deplasmanları her zaman hararetli olmuştur ama onlar adına da Türkiye deplasmanlarının aynı şekilde olması kuvvetle muhtemel.
Diğer iki rakibimizden Cantu ise yıllardır adını duymuş olmamıza rağmen pek başarısı olmayan ancak her zaman vasat üstü bir takım olmayı başarmış bir takım. Cantu'nun dişe dokunur en önemli oyuncusu bir zamanların yıldızı, şimdinin tecrübelisi, ununu elemiş eleğini asacak duvar arayan Denis Marconato. Kendisi sevdiğim oyuncudur. Kendi açımdan izlemek keyif verecek gibi görünüyor. Ancak Cantu'nun EuroCup'a direk katıldığını ve her zaman iyi bir takım oyunu anlayışına sahi olduğunu hatırlatmakta fayda var
Takımımızın 3. ve son rakibi ise Hollanda temsilcisi GasTerra Flames. Takım ismindeki "yakıcılık" rakibi hafife almadığımız takdirde pek etkili olacak gibi görünmüyor. Son yıllarda atak yapmaya çalışan, basketbolda futboldakinin tam tersine bir üne ve görüntüye sahip olan Hollanda basketbolunun son şampiyonu kendileri. Dediğim gibi hafife alınmadığı takdirde ipler her iki maçtada bizim elimizde olacaktır. Takımımıza guruplarda ve inşallah sonrasında başarılar dileyerek guruptaki ilk maçımızın Hollanda deplasmanında olduğunu belirtelim ve maç tarihlerini verelim:
1. Maç: 16 Kasım 2010
GasTerra Flames - Galatasaray Cafe Crown
NGC Cantu - Panellinios BC
2. Maç: 23 Kasım 2010
Panellinios BC - GasTerra Flames
Galatasaray Cafe Crown - NGC Cantu
3. Maç: 30 Kasım 2010
Galatasaray Cafe Crown - Panellinios BC
GasTerra Flames - NGC Cantu
4. Maç: 7 Aralık 2010
Panellinios BC - Galatasaray Cafe Crown
NGC Cantu - GasTerra Flames
5. Maç: 14 Aralık 2010
Galatasaray Cafe Crown - GasTerra Flames
Panellinios BC - NGC Cantu
6. Maç: 21 Aralık 2010
NGC Cantu - Galatasaray Cafe Crown
GasTerra Flames - Panellinios BC
Beko Basketbol Ligi 1. Hafta Programı

Hasret sona eriyor diyeceğim ama basketbolla yatıp kalktığımız, basketbol tanrılarına dua ettiğimiz bir yaz geçirdik. Bu müthiş yaz sonrasında ligde de nabız atmaya başlayacak. Yayın konusunda Sabri Abi giriş'i yapmış. Ben sadece "Sana d-smart olmayacağını söylemiştim abi" diyeyim. En kısa zamanda Sabri abi ile bir Abdi İpekçi buluşması iyi gider gibi görünüyor. Galatasaray Cafe Crown takımımıza yeni sezonda başarılar dileyelim. Beko Basketbol Ligi’nin 1. hafta programı ise şöyle:
16 Ekim Cumartesi
15:00 Efes Pilsen - Antalya Büyükşehir Belediyesi (Sinan Erdem Spor Salonu) Spormax
16:30 Bornova Belediyesi - Medical Park Trabzonspor (Halkapınar Spor Salonu)
17:30 Tofaş - Pınar Karşıyaka (Bursa Atatürk Spor Salonu)
18:00 Mersin Büyükşehir Belediyesi - Olin Edirne Basket (Edip Buran Spor Salonu)
17 Ekim Pazar
14:00 Galatasaray Cafe Crown - Erdemir (Abdi İpekçi Spor Salonu) Spormax
16:00 Banvit - Fenerbahçe Ülker (Banvit Kara Ali Acar Spor Salonu) Spormax
16:00 Aliağa Petkim - Oyak Renault (Aliağa Enka Spor Salonu)
19 Ekim Salı
18:30 Türk Telekom - Beşiktaş Cola Turka (Ankara Atatürk Spor Salonu) Spormax
Beko Basketbol Ligi Spormax'te
Beko Basketbol Ligi’nde 2010-11 sezonu Digiturk tarafından yayınlanacak. TBF ile yayıncı kuruluş arasında yapılan anlaşmanın 5 yıllık olduğu öğrenildi.Yarın yapılacak Efes Pilsen-Antalya BŞB. maçı saat 17.00′da Spormax’ten yayınlanacak. Bu hafta Galatasaray Cafe Crown-Erdemir, Banvit-Fenerbahçe Ülker, Türk Telekom- Beşiktaş Cola Turka maçları da yine aynı kanaldan ekranlara gelecek.Her hafta en az 3 maçın yayınlanacağı öğrenildi.Karşılaşmalar sadece Spormax ekranlarından yayınlanacak ve tüm Digiturk abonelerine açık olacak.
14 Ekim 2010 Perşembe
Şifresiz Yayınlar


































