23 Ekim 2010 Cumartesi

BBL 2. Hafta Programı


BBL'de heyecan aratarak devam ediyor. İlk hafta maçları sonucunda takımımız Galatasaray, averajla lider durumda bulunuyor. Takımımız 2. haftanın kapanış maçında parkelerde olacak. Yani Pazatesi günü İzmir'de Pınar Karşıyaka ile oynayacak. İzmir seyircisi her zaman basketbola çok büyük destek vermiştir. Her ne kadar büyük çoğunluk Karşıyaka taraftarı olacak olsa da Galatasaray taraftarı İzmir'lilerin de kendilerine ayrılan kısmı dolduracağına eminiz. Unutmadan Maç saat 19:00'da ve İzmir'e gidemeyecek olanlar için adres yine Spormax. Takımımıza başarılar dileyerek 2. haftanın programını paylaşalım:

23 Ekim Cumartesi
15:00 Fenerbahçe Ülker - Aliağa Petkim (Sinan Erdem Spor Salonu) Spormax
16:00 Antalya Büyükşehir Belediyesi - Mersin Büyükşehir Belediyesi (Antalya Atatürk Spor Salonu)
16:00 Medical Park Trabzonspor - Tofaş (19 Mayıs Spor Salonu)
17:00 Oyak Renault - Bornova Belediyesi (Bursa Atatürk Spor Salonu)
17:00 Olin Edirne Basket - Türk Telekom (Mimar Sinan Spor Salonu)
17:30 Erdemir - Efes Pilsen (Erdemir Spor Salonu)

24 Ekim Pazar
13:00 Beşiktaş Cola Turka - Banvit (Beşiktaş Cola Turka Arena) Spormax

25 Ekim Pazartesi
19:00 Pınar Karşıyaka - Galatasaray Cafe Crown (Karşıyaka Spor Salonu) Spormax

Şifresiz Yayınlar

Image

23 Ekim Cumartesi
13.00 Qabala-Azal Baku/ Lider TV
14.00 Diyarbakırspor-Tavşanlı Linyitspor/ TRT 1
15.00 Neftci-Ganca/ Lider TV
16.30 Eintracht Frankfurt-Schalke04/ İdman TV
16.30 Mönchengladbach-Werder Bremen/ TRT3
18.30 MAT Tetouan-Chabab Rif Hoceima/ Arryadia
19.00 Real Zaragoza-Barcelona/ NTV Spor
21.00 Real Madrid-Racing Santander/ NTV Spor
22.00 Sochaux-Toulouse/ Kanal A
23.00 Valencia-Real Mallorca/ NTV Spor

24 Ekim Pazar
13.00 Mugan-Qarabagh/ İdman TV
13.10 CSKA Moskova-Rubin Kazan/ ORT Europe
13.30 Excelsior-Ajax/ Beyaz TV
14.00 Giresunspor-Samsunspor/ TRT1
14.00 Spartak Zlatior-Rat/ RTS Sat
15.30 Stoke City-Manchester United/ İdman TV
15.30 PSV-Feyenoord/Beyaz TV
16.30 Borussia Dortmund-Hoffenhaim/ TRT3
17.30 Husa-RCA Casablanca/ Arryadia
18.00 Manchester City-Arsenal/ İdman TV
18.00 PSG-Auxerre/ Kanal A
18.30 Bayer Leverkusen-Mainz/ TRT3
19.30 Gazaintep BB-Altay/ TRT1
19.30 Chabab Kasba Tadla-Laayoune/ Arryadia
20.00 Sevilla-Atletico Bilbao/ İdman TV
20.15 Sporting Lisbon-Rio Ave/ RTP International
20.30 Olympiakos-Aris/ ERT World
21.45 Inter-Sampdoria/ TV8
22.00 Lille-Marsilya/ Kanal A
22.00 Villareal-Atletico Madrid/ NTV Spor
22.30 WAF Fes-Safi/ Arryadia

SPOR TOTO SÜPER LİG Yayınları
23 Ekim Cumartesi
15.30 İstanbul BB-Gaziantepspor/ Digi
19.00 Antalyaspor-Konyaspor/Digi
19.00Trabzonspor-Gençlerbirliği/Lig TV

24 Ekim Pazar
14.30 Ankaragücü-Bursaspor/Lig TV
15.30 Manisaspor-Kasımpaşaspor/ Digi
19.00 Fenerbahçe-Galatasaray/ Lig TV

25 Ekim Pazartesi
20.00 Kayserispor-Beşiktaş/ Lig TV

*İdman TV uydu yayınlarını belirten sitelerde şifresiz olarak gözüküyor fakat maç saatinde şifre konulabilir...
*Digitürk yayınları şifrelidir, bilgilendirme amaçlı yer almıştır programda...


Kavim / Ahmet Ümit

Ahmet Ümit gibi bir yazarın kitaplarını bu kadar geç okumamam gerekiyordu. Pek çok kişi son romanı İstanbul Hatırası’nın en güzel kitabı olduğu görüşünde olsa da, "Kavim" benim gözümde sadece Ahmet Ümit’in değil Türk edebiyatının polisiye tarzındaki başyapıtıdır.

Ahmet Ümit her ne kadar kitaplarında Agatha Christie’ye hafif özenerek iltifatlarını sunsa da, kendisinin yazdığı romanlar Agatha Christie’ninkilerden kat be kat farklıdır. Christie’nin romanları sayfalar boyunca katilin kim olduğuna odaklanır, Ahmet Ümit’in derdi ise katilden çok kendi bilgilerini ve araştırmalarını okura yansıtmaktır. Kurguyu bu bilgileri ulaştırmak için bir araç olarak kullanır, ama öyle yalapşap değil; harbi, hiçbir şekilde sırıtmayacak şekilde dizer ayrıntıları.

Kitapta, Anadolu’nun tarihi ve kültürü ile birlikte günümüzün ince konularına da çekinmeden giriliyor. Bir yandan belki de çoğu kişinin daha önceden hiç duymadığı Agnostizm, Nusayrilik ve Süryanilik konusunda ansiklopedik bilgiler verilirken; diğer yandan bir kişinin nasıl PKKlı ve ardından itirafçı olabileceği, iyi bir polisin ne sebeple kirli işlere bulaşabileceği, devletin de teröristinin olup olamayacağı, masum bir insanın cinayet işleyebilecek seviyeye hangi yolla gelebileceği mantıklı bir şekilde romana yediriliyor. Bütün bunlar yetmezmiş gibi Nevzat ile Evgenia arasındaki masumane aşk ile romantizm sevenlerin de gönlü alınıyor.

Kitabın bir diğer beğendiğim özelliği de diyalogların sansürlenmeden, gerçeğe en yakın şekilde sunulması. Bu tarz, küfürlerden dolayı başlangıçta bazılarını rahatsız edebilme riski taşısa da, kendinizi o anki sahneye koyduğunuzda aslında yazarın abartısız gerçeği yazdığını anlayabiliyorsunuz. Özellikle Taksim Karakol’undaki Başkomiser Muammer ile travesti Kamelya’nın (meğerse asıl adı Abdurrahman imiş) muhabbetine ve Komiser Ali’nin öğretim görevlisi olan Cem’e söylediği “biz seni entel sanıyorduk sen mafya çıktın!” lafına çok güldüm. Bu tür şamataların yanında; Nevzat’ın kitabın sonlarına doğru Cengiz’in karısı ile yaptığı telefon konuşmasında da nutkum tutuldu.

Okurken ağzının suyunu akıtan mezelerle süslenmiş çilingir sofraları her zamanki gibi bu romanda da sıkça kuruluyor. Bu masaların birinde usul usul arkadan çalan Müzeyyen Abla’nın “Kimseye Etmem Şikayet” eserini yazının sonunda anmasak ayıp olur.

Kitabın şurası da gereksizdi, burada biraz mantık dışına çıkmış diyebileceğim şeyler arıyorum ama gerçekten bulamıyorum. Kitabı okurken hiç bitmesin de, kendi topraklarımızla ilgili bu ilgi çekici bilgilere Ahmet Ümit’in sade dilinden olabildiğince ulaşalım diyorsunuz. Öte yandan da sürekli içinizi “Katil kim?” sorusu kemirdiğinden sonuna da gelmek istiyorsunuz. Ve hiç merak etmeyin sonu yine kendine özgü, şık bir final ile bitiyor.

Kitabın bomba kısmı: Nevzat’ın Evgenia’yı düşünürken kendi kendine söylediği söz: “Boşta kalan akıl sevdiğini ararmış”
Etiket fiyatı: 20 TL
Toplam sayfa: 382
Not: 10/10
Kitap Müziği:

22 Ekim 2010 Cuma

Hagi ve Cana


"Hagi, 1912 yılında Sırp çetelerinin baskınları yüzünden Üsküp'ten Romanya'ya göç etmek zorunda kalmış Makedon bir ailenin dördüncü çocuğu olarak Săcele(Peletli)'de dünyaya geldi..."

"Cana, iç savaş yüzünden 6 yaşındayken Kosova’yı ailesiyle birlikte terk edip, İsviçre'ye iltica etmek zorunda kalan Arnavut ailenin çocuğu..."

Hagi, Rijkaard'ın pek yüz vermediği Cana'da kendini görür mü? Başka bir deyişle, aynı toprakların benzer kaderini paylaşan göçmenleri Galatasaray taraftarına hak ettiği mutluluğu yaşatırlar mı?

Bak Sen Konuşana#2


''Daha önce görev yaptığı dönemde saha kenarından futbolcuların her hatasında tribünlere dönüp hareketler yapması gibi davranışları, Hagi'ye karşı olan sevginin azalmasına neden oldu. Hagi'nin artık daha oturaklı olduğunu düşünüyorum.''
Bülent Uygun
Eskişehirspor Teknik Direktörü

Aslında cümlenin öznesi Hagi değil de Bülent Uygun olsaymış daha doğru olacakmış... Değil mi?

Galatasaray Büyük Bir Kulüptür

“Zor bir durumda G.Saray’ı seçme nedenim, 1996’da seçme nedenimle aynıdır. Oyuncuyken de aynı nedenle seçtim; G.Saray büyük bir kulüptür, Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük kulüpleri arasındadır. Her zaman söylüyorum; G.Saray’da teknik direktörlük yapmak büyük şereftir.

Galatasaray adı geçen her yerde kazanmamız gerekiyor. Mücadele edeceğiz ve kazanmak için çıkacağız. Ama ben bir maç için gelmedim. Evet bu bir derbi maçı. Orada güzel şeyler yapmak ve bu maçtan 3 puan çıkarmak istiyoruz. Bunun arkasında G.Saray tarihi ve her şeyi var, ama benim buraya gelişim genel bir iş yapmak. ..... ...... Fenerbahçe’ye saygım her zaman büyüktür. Ama biz de Galatasaray’ız. Kazanmak için mücadele edeceğiz.”

İmza atarken G.Saray kulübüne imza attım. Galatasaray’ın bana ihtiyacı olduğu her zaman hazırım. Zevk ve heyecanla buraya geldim.

G.Saray benim için önemli ki, oğlumun doğum gününde bile G.Saray için buradayım, oğlumun yanında değilim. "

Gheorghe Hagi
Galatasaray Teknik Direktörü

İşte bu sebeple sana güveniyor ve sana inanıyoruz be Gica...

Cumhurbaşkanlığı Kupası: Galatasaray:58 - Fenerbahçe:75


Skor yeteri kadar anlatıyor gidişatı. Maçı izleyemediğim için istatistiklerden ve okuduklarımdan yorum yapmaktansa maçı salonda izleyen sarayınsultanları blog'dan Aras'ın bu güzel yazısını okuyun derim. Ben sadece istatistikleri paylaşacağım ama bir şeye değinmem lazım öncelikle. Rakip takım Fenerbahçe'ye her zaman saygı duymuşuzdur. Ancak kanalında çalışan spikerler ve yorumcular işin içine girince kınamak ve teesüfleri iletmek lazım. Gerçi genellemek ve tüm çalışanları işin içine katmak yanlış oluyor ama birazdan bana hak vereceksiniz. Dün akşam Fenerbahçe TV, takımları maçı kazanınca maçı hemen yayınlar diye düşünüp televizyon karşına geçtim. Adetidir onların çünkü yenilseler yayınlamazlardı. Her zamanki gibi Batur abi ve o gözlüklü spiker basketbol maçının anlatımına görevliydiler ve Yine maçı katlettiler. Katletme boyutu da malesef şu: Sanki karşılarında yabancı takım varmış gibi davranıp bizim oyuncularımıza "onlar, rakip" gibi yakıştırmalarda bulunup çirkin görünen bazı imalarda bulunuyolar. Kendi oyuncularını aşırı abartıp bizim oyuncularımızı yerden yere vuruyorlar. Tv yayıncılığı bu olmamalı her ne kadar bir takımın kanalı da olsa. Sonuçta bu ülkenin en önemli iki kulübü maç yapıyor. Aziz Yıldırım bile Arda'ya sahip çıkıyor yeri geldiğinde. Bu linç kültürü ve anlayışı niye anlam verebilmiş değilim.Çok çirkin görünüyor malesef bu Tv yayıncılığı anlayışı. Hele ki Batur abi gibi yıllarını Basketbola vermiş birinin bunu yapması hiç hoş değil. Dayanamayıp ikinci çeyreğin ortasında,sesi kısıp izlemek de varken, kötü oyunun da etkisiyle sıkılıp kapattım televizyonu. Neyse fazla uzatmayalım. Eline ve klavyene sağlık Aras noktasına, virgülüne dokunmadan yayınlıyoruz...
-------------------------------------------------------------------------------------

Maçın gidişatı ile ilgili bilgileri Galatasaray, Fenerbahçe veya TBF resmi siteleri üzerinden öğrenebilirsiniz. Ben maçtan çıkardığım notları aktarmak istiyorum müsaadenizle.
Öncelikle kadroyu belirlerken, Gintare'yi dışarıda tutan Yıldızoğlu, maçın sonunda görmüş olduk ki bir hataya imza atmış. Kararı neye göre verdiğini bilemiyorum ama karşı tarafta Horakova'yı görünce bu şekilde belirlediyse kadroyu, Fenerbahçe'nin kısa pozisyonunda yakalayacağı üstünlüğü, Hodges ile törpülemek istemiş olmalı. Fenerbahçe'nin kısa, Galatasaray'ın uzun pozisyonunda daha kuvvetli olduğunu düşünürken kağıt üstünde bakınca, o bölgeyi daha da etkili kullanmak adına Gintare Petronyte'yi oynatmak daha mantıklı olacaktı sanki. Benim zihnimdeki doğru, rakibin kuvvetli olduğu yere önlem almak yerine kendi kuvvetli yerini öne çıkarmak. Ama Fenerbahçe'nin kısa rotasyonu önlem almak zorunda bırakmış koçu, bu sefer haklı çıktığını söyleyemiyoruz. Bu arada, sezon için aldığımız mesaj; Gintare-Ceyda, Hodges-Melek ikili olarak sezon boyunca tribünde nöbetini değiştireceği oldu. Tabii yerliler değişebilir; Ceyda-Yasemen gibi.
Kazandıkları ve Penny'nin Taurasi'ye göre daha skorer bir akşamdan sonra yine tekrarlamak istiyorum Fenerbahçe'nin kıta dışı yabancı haklarını Penny-Taurasi şeklinde kullanması hala aklıma yatmıyor. Bugün Fowles'ın tek başına -ve iyi beslenememesine rağmen- yaptıklarını görünce daha bir net ortaya çıktı bu. Hep Spartak, UMMC diyoruz Euroleague deyince ama Halcon Avenida'nın pota altında Erika de Souza- Sancho Lyttle oynuyor. Olası bir eşleşmede Fenerbahçe'nin burada sıkıntı yaşayacağı açık, keza Fenerbahçe'nin grubundaki UMMC'nin de çok etkili uzunları var. Şahsi fikrim Penny Taylor'ın yerine kıta dışı hakkını sert bir uzundan kullanmalıydı Fenerbahçe.

Gelelim maça, Fenerbahçe'nin ilk defa önce geçtiği sekansta Nevlin'in pota altında Gülşah'ın üzerinde kalıp üst üste iki hücumda 5 sayı ürettiğini gördük. Gülşah'ın eşleşmede Nevlin'in karşısına yazıldığını sanmıyorum. Michelle'in hatası mıdır, yoksa Petronyte'nin kadroda olmaması mıdır problem, çözmek lazım.
Umutlu olsak da yerli rotasyonundan yine kırılma anlarında skor katkısı alamadık. Fenerbahçe'nin ilk beş başlayan iki yerlisi (Birsel-Nevriye) 27 sayı üretirken, Galatasaray'ın ilk beşteki yerlileri Işıl ve Bahar toplam 10 sayı üretebildi. Bu sayıların çoğunun iş işten geçtikten sonra geldiğini de hatırlatalım. Maç sonunda toplam yerli skorları da şöyleydi; Fenerbahçe:42 - Galatasaray:30. Yine belirteyim bu katkının maçın maç olmaktan çıktığı anlarda gelmesi, kağıt üzerinde 12 sayı olan bu farkın sahada olandan daha düşük gösterdiğini belirteyim.

Sadece yerlileri atmayalım ateşe bugün Fowles dışında kimseden katkı alamadık aslında. Galatasaray formasını ilk kez giyen Fowles özellikle maçın başlarında büyük beğeni kazandı. Ama diğer yabancılar içinse, ilk maçta gördük ki; tüm kaygılarımız çıkarken, umutlarımızı karşılamadılar. %15 ile şut atan bir Seimone, konsantrasyonu durdurmaya odaklanınca hem skordan hem de ribaund katkısından uzak kalan Currie ve takımı oynatma ile ilgili pek ışık vermeyen Hodges'ın bu halleri bu gecede kalır umarım.
Fowles için yeniden methiyeler düzmeye gerek yok, onun kim olduğunu herkes biliyor. O elinden geldiğince oynayacak ama biz onu oynatabilecek miyiz? Bugün organizasyonda öyle sıkıntılar yaşadı ki Galatasaray, oyun kurucu pozisyonunda oynayan isimler ciddi derecede sırıttılar Fenerbahçe karşısında. Birsel-Horakova test için en son seçilecek rakipler belki ama Galatasaray, şampiyon olmak istiyorsa bu isimleri yenmek zorunda. Bugün oyun kurucu pozisyonunda oynayan veya buraya kayan hiçbir isim görevini başaramadı. Artık işin en uç noktası; topu rakip sahaya taşırken çaldırılan toplar, tabloyu en net şekilde gözümüze soktu.

Fenerbahçe'nin Diana Taurasi'nin sadece 1 saha içi isabeti bulabildiği bir maçta Galatasaray'ı bu derece kolay geçebilmesinde topun çok hızlı dolaştığı ve ustaca hazırlanmış setlerin büyük katkısı vardı. Boşta kalan arkadaşlarını sürekli olarak büyük rahatlıkla bulup, kolay sayı imkanı yakaladılar.
Buna değinmemek olmaz tabii ki, maç yine iğrençliklere sahne oldu. Benim cidden tahammülüm kalmadı bu insan müsveddelerinin basketbol salonlardaki maceralarına. Bir kadın basketbol maçında sadece takımların adı Galatasaray ve Fenerbahçe diye iki dakikada bir olay çıkıyor. Farkın açılmasıyla yağmuru başlatanın, aynı takıma gönül verdiğimiz insanlar olması ayrı bir üzüntü vesilesi. Aziz Yıldırım'a küfür edildi diye salonu terk eden Adnan Polat'ın, sorumluluktan kaçması aslında bizi şaşırtmadı ama yine de yakışmadı!
Fenerbahçe bu aldığı galibiyet ile 7. Cumhurbaşkanlığı Kupası'na ulaşıp, Galatasaray ile kupaları eşitledi. Sezon öncesi psikolojik avantajı da getirdi bu farklı sonuç. Madem ki yenemedik, zor da olsa tebrik etmek zorundayız.

Gurur kırıcı bir geceydi bizim için, gerçekten çok üzücü oldu bu mağlubiyet ama umutlarımızı kıramadı yine de. Galatasaray'ın yolu uzun hep dediğimiz gibi, aradaki fark bu maçı almakla kapanmazdı, bir ayda Galatasaray öne çıkamazdı. Halen doğru yolda olduğumuza ve o yola ışık tutanın doğru kişi olduğuna inancım tam. Sabır, sabır, sabır...
Yorucu ve üzücü bir gün olmasının yanında twitter üzerinden de değerlendirmeler yaptığımız için biraz üstün körü olmuş olabilir yazı, bu seferlik böyle olsun diyelim.
-------------------------------------------------------------------------------------
İlgilenenler için:
Galatasaray Medical Park 58 - 75 Fenerbahçe

Yer: Abdi İpekçi Spor Salonu
Rakip: Fenerbahçe
Tarih: 21.10.2010

* Tuğba Palazoğu: (5 sayı, 1 ribaund)
* Doneeka Hodges: (8 sayı, 1 asist)
* Yasemen Saylar
* Bahar Çağlar: (7 sayı, 8 ribaund, 1 asist)
* Işıl Alben: (3 sayı, 1 ribaund, 3 asist)
* Melek Bilge: (2 sayı)
* Gülşah Gümüşay: (9 sayı)
* Nihan Anaz: (2 ribaund, 1 asist)
* Monique Currie: (6 sayı)
* Melisa Can: (4 sayı, 6 ribaund, 1 asist)
* Seimone Augustus: (4 sayı, 2 ribaund, 2 asist)
* Sylvia Fowles: (10 sayı, 15 ribaund, 1 asist)

1. ÇEYREK: 10-13
2. ÇEYREK: 10-31 (20-44)
3. ÇEYREK: 16-20 (36-64)
4. ÇEYREK: 22-11 (58-75)
(fotoğraflar ve istatistikler resmi siteden)

21 Ekim 2010 Perşembe

CSKA Sofia:0-2:Rapid Wien

CSKA Sofia taraftarının kulübün sahibi Titan grubunu protesto ettikleri için iç sahadaki maçları boykot etme kararlarını sürdürdükleri karşılaşmada Rapid Wien, deplasmanda CSKA'yı ilk yarıda attığı iki golle mağlup etmeyi bildi ve grupta üç puanla tanıştı. 8 bin kişinin izlediği Vasil Levski stadında oynanan karşılaşmaya ev sahibi teknik direktör forvete Sheridan'ı yollayıp, sağ ve sol tarafına Nelson ile Delev'i yerleştirirken, Yanchev ve Trifonov'u da onlara asistlikle görevlendirip, diğer maçlara göre daha ofansif bir kadroyla maça başlamıştı. Bu karar işe de yaradı ki, Delev'in getirdiği toplarda Sheridan ve Markinyos pozisyona girdi ama bunları golle sonuçlandıramadı, özellikle Nelson'ın ve Markinyos'un sağlı sollu pozisyonları CSKA'yı grupta ilk puan için ümitlendirirken, maçın 28. dakikasında kornerden gelen topu Vennegoor M'Bohli'nin kalesine yollayıp Bulgar takımının hayallerini yıkarken, dört dakika sonra da Hofmann skoru belirleyen golü kaydetti. Devre biterken, CSKA en azından bir gol atmak için şuursuzca rakip kaleye gitti ama istediğini alamadı.

İkinci devre Jovanovski, Minev'in yerine Tiboni'yi alarak oyuna başladı ve Rapid kalesinde de pozisyonlar buldu lakin gol atacak beceriden uzaktı Bulgar takımının oyuncuları. Onlar kontrolsüz rakip kaleye gidince, deplasman takımı da kontra ataklarla M'Bohli'yi zorladı lakin farkı açacak golü bulamadılar.
Taraftarının desteğinden yoksun oynadığı maçtan punsız ayrılan CSKA, L grubunda son sırada yer alırken, Beşiktaş'ı 3-1 yene Porto liderliğini sürdürürken, Beşiktaş 6 puanla ikinci, Rapid 3 puanla üçüncü sırada yer alıyor.

Hoşgeldin Gheorghe Hagi

Hep yarıda kalan bir şeyler vardı senle aramızda,
öyle ya da böyle buluşacaktı yollarımız,
herkes giderken sen geliyordun
yine öyle oldu
yine
buluştu yollarımız...
Hoşgeldin yuvana Hagi...


Kral'ın Dönüşü

Romanya'da yayınlanan spor gazetelerine göre Hagi, Galatasaray ile sözleşme imzalamak üzere. "Kralın Dönüşü: Hagi perşembe günü İstanbul'a bekleniyor" manşetiyle çıkan habere göre, telefonla yapılan görüşmelerde iki taraf karşılıklı anlaşırken, Rumen hocanın bugün istanbul'da olacağı belirtilmiş. "Türkiye benim ikinci vatanım. Galatasaray'da tekrar çalışmak benim için büyük şeref olacaktır" diyen Hagi'nin yardımcılığını Tugay'ın yapacağı belirtilirken, diğer iki yardımcı antrenörün de Hakan Ünsal ve Hasan Şaş olacağını yazmış Rumen gazetesi Gazetta Sporturilor. Rumen gazetelerine göre UEFA kadrosu tekrar bir araya gelirken, takımın sportif direktörlüğünü ise Hakan Şükür'ün yapacağı yazılmış.

20 Ekim 2010 Çarşamba

Tugay Takımın Başında




Fenerbahçe derbisinin hazırlıklarına 1 gün aradan sonra devam Galatasaray'da, Rijkaard ve yardımcılarının görevi bırakmasından sonra takımın başında antrenmana Tugay Kerimoğlu ile birlikte Nezihi Boloğlu, Orhan Atik ve Fatih Yıldız çıktılar...
Şimdilik geçici olarak Galatasaray A takımını çalıştırıyor Tugay ama bu göreve bir gün mutlaka gelecektir... Gelsin de zaten...

Sahada İşini Yapanlara Saygı



Spor Toto Süper Lig’te özellikle son iki sezondur taraftarların çıkardığı olaylar yüzünden maçlar yarıda kalıyor, tribünlerden atılan cisimlerle sporcular ve hakemler yaralanıyor, maç öncesi/sonrası büyük kavgalar yaşanıyor. 90 dakikalık heyecanın tadı tuzu kaçıyor.

Bu hafta sonu oynanacak Fenerbahçe-Galatasaray maçından önce tüm taraftarlara çağrımızdır: Gelin, dünyanın en büyük derbilerinden birinin şanına, heyecanına gölge düşürmeyelim.

Sahada işini yapanlara saygı, tribünde centilmenlik.

http://www.tribundergi.com/

Fatih Terim'e Resmi Teklif


NTVSpor'un gece geç saatlerde geçtiği son dakika haberine göre Galatasaray yönetimi Fatih Terim'e takımın başına geçmesi için resmi teklifte bulunmuş. Hocanın kararı bilinmiyor ama hep söylediği"Bir takımın başında hoca varken transfer görüşmem" prensibi dahilinde şu an Rijkaard daha takımın başındayken, teklife "Teşekkür ettiği" zannediliyor. Eğer bu gece görüşmesinden olumlu sinyaller aldıysa yöneticiler, bugün Rijkaard'ın görevden alındığı haberini medyaya açıklarlar ve İmparator da Perşembe günü Florya'da tekrar boynunda düdüğü, kafasında şapkası sarı-kırmızılı eşofmanlarla arz-ı endam eder...

Hayırlı olsun Galatasaray camiasına...
Hoşgeldin İmparator yuvana...

Bugün yarın kulüpte sıcak saatler yaşanacak belli, bu işler netleştiği anda daha detaylı bir yazı yazarız artık...

19 Ekim 2010 Salı

Bak Sen Konuşana

"Arda'nın Türk futboluna ve Galatasaray'a ne verdiğini tartışmak gerekir. Bu kadar çabuk yıldız demek doğru değil. Yıldız futbolcu dediğin zaman takımı 2-0 yenikken 3 gol atıp maçı kazandırıyorsa yıldız odur. Arda yıldız mı, nerde ne yapmış? Arda Galatasaray'ı tek başına şampiyon mu yaptı? Skoru değiştirme özelliği yok. Hava Topu özelliği yok. Şut atamıyor. Golcü değil. Medya Arda'yı yıldız yaptı. Benim için yıldız Baros, Guti, Alex'tir. Arda yetenikli olabilir ama yıldız değil"
Tanju Çolak
Eski futbolcu

Hafta İçi Şifresiz Maçlar

19 Ekim Salı
21.45 Real Madrid-Milan/ Lider TV
21.45 Arsenal-Shaktar Donetsk/Rustavi 2

20 Ekim Çarşamba
14.00 Garabakh-Baku/ İdman TV
21.45 Inter-Tottenham Hotspur/ Rustavi 2
21.45 Manchester United-Bursaspor/Star TV

21 Ekim Perşembe
20.00 Beşiktaş-Porto/ Star TV
22.05 Salzburg-Juventus/ İctimai TV


O Gün Bu Gün

"Yeni teknik direktör Rijkaard beni istememiş. Adam istemediyse, yapacak bir şey yok. G.Saray yöneticileri görevime devam etmem için ellerinden geleni yaptı. Fakat Rijkaard, ’Ben yalnızca kendi ekibimle çalışırım’ demiş. Bugün için Florya’dan ayrılıyoruz ama bakarsınız yarın bize tekrar ihtiyaç olur, yine G.Saray’a döneriz. Esasen ben geçen sene ayrılmayı bekliyordum. Skibbe de benimle çalışmak istemeyebilirdi.Elbette ki ayrılık güzel değil. Ancak, benim yönetimle aramda herhangi bir sorun yok. Kimseye kırgınlığım veya burukluğum yok."
Cevat Güler
Galatasaray Eski Teknik Direktörü
Haziran ayında yapmış olduğu röportajda

Rijkaard ile yarın büyük ihtimal yollar ayrılacak ve şimdiden bir çok isim zikrediliyor lakin Fatih Hoca kendi kurmadığı takımı almaz, Hikmet Karaman ile Abdullah Avcı bir takımın başında, Hagi uzun vadeli sözleşme ister, Gerets Asya Şampiyonlar Kupası mücadelesinin ortasında, Tugay harcanmak istenmez, Hakan Şükür Polat varken gelmez gibi hepsinin bir çok bahanesi varken, Cevat hoca "ihtiyaç olur, döneriz" dememiş miydi?

17 Ekim 2010 Pazar

Rijkaard Görevden Alındı!

Yönetim daha açıklama yapmadı ama kulüp içinden gelen bir habere göre yarınki toplantı "formaliteden" olup, Rijkaard'ın bu gece itibarı ile görevden alındığı yönünde... Başta Galatasaray olmak üzere, herkes için umarım hayırlı olur... (17 Ekim Pazar)
***
Bugünkü toplantı sonrası İkinci Başkan Mehmet Helvacı: "Önemli kararlar aldık ama bunları önümüzdeki günlerde açıklayacağız" açıklaması yaptı... Merak bekliyoruz...(18 Ekim Pazartesi)

***

Kamuoyuna Açıklama

20 Ekim 2010 tarihi itibarıyla Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard, Antrenörümüz Johan Neeskens ve yardımcılarıyla yaptığımız karşılıklı görüşme sonucunda yollarımızı ayırma kararı vermiş bulunuyoruz.

Bugüne kadarki çalışma sürecimizde iş disiplini, çalışkanlığı, insanlığı, kimlik ve kişiliği ile karşılıklı ilişkilerimizde hiçbir sıkıntı yaşamadığımız, tecrübe ve birikimini bizimle paylaşan Sayın Frank Rijkaard’a Galatasaray’a verdiği emek ve mesaisi için teşekkürü borç biliriz.

Çalışması ve beyefendi kişiliğiyle birlikte olduğumuz süreçte futbol adamlığı ve ustalığını, bu konuda deneyimlerini ve görüşlerini aynı ortamlarda soluduğumuz antrenörümüz Johan Neeskens’e Galatasaray camiasına katkıları, emeği ve çalışması için müteşekkir olduğumuzu belirtiriz.

Her iki ustanın yanısıra teknik heyetimizde yer alan Alberto Roca Pujol ve Carlos Cuadrat’a da bugüne kadar kulübümüz bünyesinde vermiş oldukları mesaileri için teşekkür ederiz.

Galatasaray Spor Kulübü
(20 Ekim Çarşamba)

Galatasaray:2-4:Ankaragücü

İlk yalan söylediğiniz günü hatırlar mısınız? Yüzünüzün kızardığını, sırtınızdan terlerin boşaldığını, cümleler kururken kekelediğinizi hatırlayın. Sonrasında ufak ve masum yalanlar başlar, vicdan türlü bahanelerle rahatlatılır ve zamanla hayatımızın bir alışkanlığı olur yalan söylemek... Ya ilkokul günlerinizde öğretmeninizin verdiği ödevi ilk defa yapmadan yatağa yattığınız geceyi unutur musunuz? Uyku tutmuş muydu? Sonrasında ise öğrencilik günlerinizde defalarca ödev yapmadan okula gittiğiniz günleri de çok iyi hatırlarsınız, mışıl mışıl da uyuduğunuzu... Ya ilk zayıf aldığınız gün unutulur mu? En kötü kabüs bile yanında az kalırken, sonrasında ise not yükselme sınavları, sorumluluk imtihanları, bütünlemeler, not ortalamaları ile bir çoğumuz aşina olmuştur...

Bu gece Galatasaray, Ankaragücü karşısında "mücadele" etmeye çalışırken, arka arkaya gelen gollerden sonra futbolcuların tavırlarına bakınca, Rijkaard'ın bu takıma başarılar bir yana total futbol adındaki "güzel oyunu" öğreteceği yere tek kazandırdığının "mağlubiyetlere alışmak" olduğunu içim acıyarak izledim... Rijkaard'ın CV'sine, kariyerine, geçmişine, insanlığına söz söylemek kimsenin haddine değilken, geçen sezonun ortalarında Rijkaard'ın Galatasaray ile uyuşmadığı açık seçik belliydi. Sezon öyle yada böyle sona erince, Hollandalı hoca ile karşılıklı "centilmenlik" kuralları içinde anlaşılıp yollar ayrılmalı ve takıma hava verecek bir hoca ile anlaşılmalıydı fakat yönetim en büyük hatasını yapıp Rijkaard ile devam etme kararı aldı ve bu geceki duruma gelindi ne yazık ki...
Peki, neydi Rijkaard'ın suçu?
Jose Mourinho'nun söylediği "Takımların yapılanmaları kültürle ve kazanmak için sahip olduğunuz özelliklere göre yapılmalı" sözü Hollandalı hocanın Galatasaray'da neden başarısız olduğunu açıkça ortaya koymakta. Biz Akdenizliydik ve en büyük özelliğimiz "ruhla oynamakken", hoca maneviyatı unutup, kafayı taktik ve sisteme takınca, işler istediği gibi gitmedi tabii ki. İspanya'da rotasyon işe yararken, Galatasaray'da yedek kalanın yüzü anında asılıyordu, Hollanda'da herkes profesyonel iş kuralları içinde davranırken, bizde "hadi koçum!" diyerek sırt sıvazlamak en büyük motivasyondu... Bunları göz ardı edince Rijkaard, o kadar şavşatalı bir kariyerin ardından bu geceki duruma geliverdi...
Galatasaray'ın menfaatleri adına şu anda yapılacak hamle Rijkaard ile yolların ayrılmasıyken, tribünlerden gelen "istifa" seslerinden ise oldum olası nefret etmişimdir, bu gece olduğu gibi. Rijkaard, hem kendisi hem de Galatasaray'ın iyiliği için sene başında istifa etmeliydi ama protestolar altında hoca ile yoların ayrılması hiç de uygun olmayacak Galatasaray adına...
Bu gece maçtan sonra yönetimin yaptığı açıklamalara bakınca yarın büyük ihitmal Rijkaard ile yollar ayrılacak, belki de hoca devam edecek, sezon ortasında ya da lig sonunda gidecek ama geriye baktığımızda bize ne bırakacak: kaybetmeye alışan ruhsuz bir takım...
Galatasaray'ın bu hale gelmesinde tek suçlu tabii ki Rijkaard değil yönetimin de büyük katkısı var işlerin "bozuk" gitmesinde lakin şimdilik yapılacak tek çözüm, takıma hava getirecek bir hocanın bulunması. Bundan sonra da ilk kongrede yönetimin bu işi daha iyi yapacak Galatasaray'lılara bırakması ise herkesi daha da mutlu edecektir...
Maç hakkında uzun uzun yazmaya gerek yok, Ankaragüclü futbolcuların maç sonu dediği "Milli maç arasında biz Galatasaray'ı çok iyi etüt ettik ve eksiklerini öğrendik, ona göre de buraya kazanmaya geldik" sözü karşılaşmanın özeti gibi, Ankaragücü Galatasaray'ı ezberlerken, Galatasaray'ın ise çalışmadığı açık seçik ortada...




Stat: Ali Sami Yen
Hakemler: Tolga Özkalfa, Mehmet Şahan, Serdar Akçer
Galatasaray: Ufuk, Serkan (Dk. 64 Aykut), Servet, Hakan Balta, Insua, Mustafa Sarp, Ayhan, Sabri, Misimovic (Dk. 67 Aydın), Pino, Baros (Dk. 85 Mehmet Batdal)
MKE Ankaragücü: Özden, Kulukowski, Zewlakow (Dk. 46 Aydın), Rajnoch, Uğur, Özgür (Dk. 81 Turgut Doğan), Theo, Sapara, Güven, Sestak, Metin (Dk. 58 Hürriyet)
Goller: Dk. 3 Metin, Dk. 57 Özgür, Dk. 60 Sestak, Dk. 90+2 Turgut Doğan (MKE Ankaragücü), Dk. 57 ve 65 Baros (Galatasaray)
Kırmızı Kart: Dk. 62 Ufuk (Galatasaray)
Sarı Kartlar: Dk. 71 Kulukowski (MKE Ankaragücü), Dk. 81 Mustafa Sarp, Dk. 82 Ayhan, 89 Hakan Balta (Galatasaray)

Mahmuti Felsefesi, Galatasaray:71 - Erdemir:53


"Kendi yalanını söylemek, başkasının gerçeğini söylemekten çok daha iyidir. Kendi yalanınızı söylediğinizde bir insansınız. Başkasının gerçeğini söylediğinizde ise yalnızca bir papağan." Suç ve Ceza'dan-F.M. Dostoyevski

Maç sonunda koçumuz Oktay Mahmuti'nin yayıncı kuruluşa verdiği röportaj sonrası aklıma geldi bu söz. Mahmuti maçın gelişimi konusunda "periyoda iyi başladık, sistemimizi yapmak istediklerimizi, oturtmaya çalıştığımız kimliğimizi ortaya koyduğumuz bir periyot sonrası başka bir şeye dönüşmeye çalışıp kimliğimizi değiştirmeye çalışınca ne hale geldiğmizi gördük. Belki sistem dışı oynayarak da bir şeyler yapabilirdik ancak bu da yapılmış olanların iyi bir fotokopisinden başka bir şey olmazdı. Sonuçta biz bir sistem takımıyız ve son periyotta sistemimizi, kendi kimliğimizi tekrar ortaya koyunca neler yapabileceğimizi tekrar göstermiş olduk. Benim açımdan bu yüzden iyi bir maç oldu diyebilirim" dedi. Yani ne yaparsak yapalım ortaya koyduğumuz ürün bizim olsun, farklı olsun, bizi yansıtsın diyor sayın Mahmuti. Onun felsefesi hep bu anlayış doğrultusunda oldu yıllardır. Galatasaray'ı da böyle görmek beni çok sevindirdi. Dostoyevski'de ünlü klasiğinin en can alıcı yerinde bu sözü konduruyordu eserine. Satır aralarındaki anlam ise ne yaparsak yapalım ortaya konan ürünün kendimize ait olması, bizi yanstıması gerektiği kısaca ifade edecek olursak.

Galatasaray takımı bu anlayış çerçevesinde maça başladı. Sakat Shipp'in oynamadığı maça Rochestie - Evren - Caner - Rancik - Andric beşiyle başladı sarı kırmızılılar. İlk 2 hücumdan boş dönmüş olsa bile seyircinin müthiş desteği savunmanın bir anda sertleşmesini ve aynı ölçüde hücuma yansımasını sağladı. Her ne kadar maçın başında 2 hücum ribaundu versek de sonraki bölümde üst düzey bir konsantrasyon vardı sahada. Özellikle her alanda yapılan müthiş baskı ve bu baskı sonrası kapılan toplar sonrası akın akın ilerliyordu Galatasaray takımı. Her şey Oktay Mahmuti'nin istediği şekilde gelişti. Pas kanallarına yapılan baskılar, bire birdeki agresif savunma anlayışı, kapılan toplar sonrası hızlı hücumlar basketler veya fauller. Bir anda Galatasaray farkı 10 sayılara çıkarmış, periyot boyunca yediği 2 çok zor el üstü üçlük dahil 10 sayıya izin vermişti. Ereğli temsilcisi bu anlayış karşısında sürekli zorlama şutlar, hatalı yürümeler, top kayıpları üretebiliyordu sadece. İkinci periyotta da aynı anlayış sahadaydı. Bu süre zarfında maçı izleyen herkes dahil Oktay Mahmuti kadar sevinen biri olamazdı herhalde. Erdemir ikinci periyotta ilk sayısını 5. dakikada bulmuş ve Galatasaray farkı 20 sayıya kadar çıkarmıştı. Periyot sonunda biraz rahatlık çökünce Erdemir gibi iyi bir takıma bizi yakalama fırsatı verdik. Erdemir üst üste bulduğu 3 üçlükle farkı 11 sayıya kadar indirdi ancak bu geri dönüşü sadece Ereğli temsilcisinin kalitesini yavaş yavaş ortaya koyması ile açıklayabiliriz.

3. periyoda takım biraz rehavetle başladı ve öyle de devam etti. Takımımız ilk 4 hücumdan boş dönmüş ve bu boş dönmeler sonrası Erdemir farkı 6 sayıya kadar indirmişti. Galatasaray takımı ilk yarıda oynadığı basketbolun zerresinden eser vermezken koçumuzunda söylediği gibi "başka bir kimliğe bürünmeye" çalışıyordu. bu süre zarfında Galatasaray 3. periyottaki ilk basketini 4. dakikada bulmuş ve fark 2 sayıya kadar inmişti. Bu farkı sadece Galatasaray'ın kötü oyununa bağlamak Erdemir'e saygısızlık olur. Erdemir kalitesini tamamen ortaya koydu bölümde ve farkı eritti. Oktay Mahmuti üst üste aldığı molalarla ve taraftarın desteğiyle mesaiyi erken bitirmeye açlışan takımını "tecrübe" faktörü( haluk) ve adeta maç boyunca alev topu gibi yanan Rochestie'yi devreye sokarak başarabildi. Haluk'un savumadaki çabaları ve Göksenin'in hem hücumda hem de savunmadaki gayreti periyodun 49-45 lehmize sonuçlanmasını sağladı.
Son periyoda girerken maç tekrar başladı diyorduk ki hakikaten öyle oldu. Mahmuti'nin öğrencileri maç başındaki anlayış, iştah ve doğru oyun tarzları ile adeta 0'dan 100'e çok erken çıkan arabalar gibi bir anda hızlanıverdi. Bu hızlanmada yine seyirci desteğini unutmamak lazım. Erdemir yine periyoda 3'lükle başladı ancak bu 7 dakika boyunca duracakları anlamına da geliyordu onlar açısından. Takımımız yine savunmasını oturtmuş kaptığı topla ve hızlı hücümlarla farkı açmaya başlamış ve Erdemir'i faul sorunuyla başbaşa bırakmıştı. Son periyodun bitmesine 6 dakika varken Ereğli temsilcisi faul hakkını doldurmuş ve maç yavaş yavaş yönünü belirlemeye başlamıştı. Zaten bu saatten sonra Galatasaray bir daha arkasına bakmadı. Erdemir maçın başında bulduğu üçlük sonrası 7 dakika sayı bulamadı. Galatasaray da buna 18-0'lık seri ile karşılık verdi. Son bölümde bir Göksenin resitali seyrettik ki işin kreması olsa desek yeridir. Gerçi sadece son bölümle sınırlamak haksızlık olur. Maç da takımımızın 71-53 üstünlüğü ile sonuçlandı.

Maç sonrasında Koçumuzun yazının başında değindiğim görüşleri, maçı tamamiyle özetliyordu ancak biz artıları ve eksileri ortaya kolaylım. Galatasaray'da bir ribaunt sorunudur ki gidiyor. Bu maçta toplamda aldığımız ribaunt sayısı 21. Bu rakam savunma disiplinli bir takım için kötü bir rakam. Karşılığında Erdemir'in 10'u hücum 34 ribaunt alarak maç içindeki tek üstünlüğünü bu kategoride kurduklarını belirtelim. Ayrıca 2. periyodun yarısı ile 3. periyodun tamamındaki mental düşüş bizim hala işin çok başında olduğumuzu gösteriyordu. Bu 15-16 dakikalık zaman diliminde özellikle rakip takımın koçu Ahmet Çakı doğru beşi bulup adeta maça ortak olacak seviyeye getirdi takımını. Ayrıca Galatasaray'ın yumuşak karnını bulup tepede oynadığı ikili oyunlar ve hızlı gardlarıyla rakip savunmayı delerek eksik yönümüzü ortaya çıkardı. Ancak bu eksikliği yine takım olarak kapatıp maçı öyle kapattığımızı belirtelim.
Maçın oyuncusu tartışmasız genç gardımız Rochestie idi. her ne kadar 2. periyodun sonunda birz kötü oynasa da 5/6 üçlük isabeti ile 21 sayı 1 ribaunt ve 3 asist ile oynayarak maça damga vurdu. Erdemir'in her geri dönüş çabasında ve Galatasaray'ın skor yönünden sıkıntığı çektiği her dakiakda üçlükleriyle hayat verdi takımına. Ayrıca Göksenin'e de ayrı bir parantez açmak lazım. Bugün 25 dakika sahada kalarak(3.periyodun son bölümünde oyuna girip bir daha çıkmadı) ileride bu takımın çok önemli bir ismi olacağını gösterdi. Ayrıca Mahmuti'nin onu en kritik dakikalarda saha tuttuğunu ve bu bölümde sanki 30 yaşında bir youncu gibi oynayarak hiç sırıtmadığını ve maça çok güzel 4 asist ile savunma kısmındaki mücadelesini ve agresifliğini eklediğini eklemekte fayda var. Son söz ise taraftara. Bugün salonda hatırı sayılır miktarda bir taraftar vardı. her ne kadar tribünlerin %40'ı dolmuş olsa da gelen seyirci çok ciddi destek verdi takımına. Galatasaray takımı bu seyirci desteği, Oktay Mahmuti'nin sihirli dokunuşları ve bu oyun anlayışı ile Abdi İpekçi'de çok güzel ve keyifli maçlar izlettirip, rakiplere sahayı dar edebilir. Saha demişken Abdi İpekçi'yi sahiplenme konusunda iyi adımalr attığımızı ve kulübün saha konusunda sarı zemini ve kırmızı koltukarı ile çok doğru bir seçim yaptığı aşikar. Nasıl başlarsan öyle gider derler. Öyle gitmesi temennisiyle...


SALON: Abdi İpekçi
HAKEMLER: Erşan Kartal, Özlem Yalman, Turgut Işık

GALATASARAY CAFE CROWN (71): Melih Mahmutoğlu, Hüseyin Göksenin Köksal 5 (2 ribaund- 4 asist), Caner Topaloğlu (1 ribaund), Preston Anthony Shumpert 10 (3 ribaund- 2 asist), Taylor Campbell Rocshestie 21 (1 ribaund- 3 asist), Tutku Açık (1 ribaund- 2 asist), Luska Andric 4 (2 ribaund), Radoslav Rancik 8 (3 ribaund- 2 asist), Haluk Yıldırım 7 (2 ribaund- 1 asist), Evren Büker 6 (1 ribaund),Ermal Kurtoğlu 10 (3 ribaund- 1 asist)

ERDEMİR (53): Oktay Yılmaz, Altan Erol (3 ribaund), Melih Yıldız 5 (2 asist), Ali Berent Kavaklıoğlu 6 (1 ribaund), Eren Beyaz 4 (2 ribaund- 2 asist), James Dilliard Thomas 6 (12 ribaund), Antwain Lamar Barbour 17 (8 ribaund- 1 asist), Erkan Veyseloğlu 8 (3 ribaund- 2 asist), İsmail Hakan Demirel 7 (1 ribaund- 2 asist), Melih Sevda (2 ribaund)

1. PERİYOT: 21-10
2. PERİYOT: 15-15
3. PERİYOT: 13-20
4. PERİYOT: 22-8

Alaycı Kuş / Suzanne Collins

Açlık Oyunları ve Ateşi Yakalamak serilerinin sonuncusu. Ama ne sondu… Yazar ilk iki kitabı sırf bu kitabı yazabilmek için yazmış desek yalan olmaz. Baştan sona heyecan hiç dinmedi, yazar diğer kitaplarındaki gibi ilk yüz kusur sayfasını ağır tempoda giden girişlere ayırmadan, okuyucuyu sürekli merak ve gerilim atmosferine sokarak tetikte tutmayı başardı.

Öncelikle 13.Mıntıkaya hasta oldum. Binalarda yapılan sığınaklarda yönetmelik gereği ne tür mecburi tesisatlar ve önlemler istendiğini meslek icabı bilirim. Askeri disiplinden taviz verilmeyen, her daim seferberlik halinde olan 13.Mıntıka'nın tamamen yerin kat kat altına, bu sığınak yönetmelikleri çerçevesinde inşa edilmiş olması beni resmen büyüledi. Bunun havalandırmasının, pis suyunun, temiz suyunun, su deposunun vs. nasıl tasarlandığını düşünüp, hayal etmek ayrı bir zevkti. Yazar da bunu hesaba kattığını Ceviz’in bombalanması sırasında Boggs’un “Havalandırma sistemine bakın. Tamamen ilkel. On Üç’teki sistemimizle alakası yok” sözleriyle belirtiyor.

Bu kitapta Peeta biraz pasifleştirilmiş ve Gale için yeteneklerini gösterme zamanı en sonunda gelmiş. Sonda Katniss’in hangisini seçtiğiyle ilgili bilgi vermeyeyim ama benim düşündüğüm kişiyi seçmediğini belirtmek istiyorum. Ya da Katniss’in en azından tek başına kalarak mutlu olması da fena olmazdı, her kadının sonu illa evinde oturup çocuk doğurmak mıdır? Gerçi kitabın sonlarına doğru yaşananları düşününce bu kadarı biraz fazla acımasızca olurdu sanırım.

Bu arada, Katniss’in damardan girerek söylediği “İdam Ağacı” şarkısını www.mockingjay.net sitesinin yaratıcısı Kimmy West müthiş seslendirmiş, aşağıda paylaşmak istedim.

Başkan Snow Açlık Oyunları’nı yaparken, arenalardan sağ çıkanların ileride kendisine karşı özel bir tim olarak geleceğini düşünmüş müdür acaba? Özel tim de harbi timdi yalnız, Beeta’nın korsan yayın becerisi, Boggs’un komutasında Leeg kardeşler, keskin nişancı Jackson, zıpkınına kurban Finnick ve elbette Gale ile Katniss’in yayları… Ekibin 3.kısımda yaşadığı çatışma harikuladeydi.

Serinin sonunun hakkı veriliyor; okuyucu, Gale mi Peeta mı geyiğini bir yana koyarsak, hiç beklemediği bir sürpriz ile karşılaşıyor. Bir an için Coin’in önerisiyle yoksa 4. bir kitap mı gelecek diye heyecana kapılsak da, Katniss ufak bir taktikle yine son mesajı veren oluyor.
Elveda Katniss; güzel bir dünyada çılgın maceralar yaşadık, okların hafızalardan silinmeyecek…

Kitabın bomba kısmı: "Bizler hafızası yetersiz ve kendi kendini yok etmek konusunda son derece hünerli, dönek yaratıklarız."
Etiket fiyatı: 20 TL
Orjinal adı: Mockingjay
Toplam sayfa: 416
Not: 10/10
Kitap müziği:

Ankaragücü Gelmiyor!

Ankaragücü basın sözcüsü Avni Kavlak bugün oynanacak olan Galatasaray-Ankaragücü maçında sarı-lacivertli tribününe girerek, küfür edip, olay çıkardıktan sonra Ankara takımının ceza almasına uğraşacak kişilerin olduğu duyumlarını aldıklarını medyaya ve ilgili kurumlara açıkladıktan sonra, Ankaragücü yönetiminin de Galatasaray kulübünden bilet talebinde bulunmadığı öğrenildi. Grup halinde olmasa da, maça münferit gelmek isteyen Ankaragücü taraftarları için de Biletix sitesinden deplasman tribününe ait bilet satışı yapılmamakta.
Buna rağmen taraftar forumlarından okuduğumuz kadarı ile Ankaragücü sevdalıları İstanbul'a gelmeye hazırlıklara başlamışlar bile ve "Gerekirse kapıda bekleriz, dışarda bekleriz ama Sami Yen'e gideriz" şeklinde konuşmaktalar...
Bir duyum ve varsayımla hareket eden Ankaragücü yönetimi, taraftarlarının takımlarını destekleme haklarını bu kadar kolay ellerinden almamalı... Deplasman tribünü, iç saha tribününden çok farklıdır, oraya gelen herkes birbirini tanır ve öyle kolay kolay "provakatör"lerin gazına gelmez, bu nedenle korkularının yersiz olduğuna inanıyorum ama gerçek Ankaragücü taraftarının olay çıkarıp, takımlarının ceza almasını isteyeceklerini kast ediyorsa Avnı Kavlak, o zaman da yönetim olarak şapkayı önlerine alıp düşünmeleri lazım, Türkiye'nin önde giden tribünlerinden olan Ankaragüçlülerin uğruna bir çok fedakarlık yaptıkları takımlarına ne sebeple zarar vermek isteyeceklerini...

Neydim Ne Oldum#22


İker Casillas

16 Ekim 2010 Cumartesi

Galatasaray BBL'de İlk Maçına Çıkıyor.


Galatasaray Erkek Basketbol takımı Beko Basketbol ligi 2010-2001 sezonundaki ilk maçına yarın(17 Ekim Pazar)itibariyle çıkacak. Galatasaray- Erdemir maçı saat 14.00'da başlayacak ve Abdi İpekçi Spor Salonunda oynanacak. Biletler ise biletix'de. Geçtiğimiz günlerde kombine ile ilgili değinmiştim. Almak isteyenler için fiyatların çok uygun olduğunu belirtelim. İstanbul dışında olup maçı izlemek isteyenler için adres yayıncı kanal Spormax olacak. Bunların dışında Takımımızın yarın sahaya tam kadro çıkacağını ve bu sezon İstanbul ekipleri içinde sadece bizim kullanacağımız Abdi İpekçi'yi sahiplenme zamanı geldiğini belirtmek gerekir. Güzel bir pazar kahvaltısı sonrası akşam oynanacak Ankaragücü Futbol maçı öncesi güzel bir öğle aktivitesi için takımımızı destekleyin derim. Takımımıza başarılar dileyerek sakatlıksız, sorunsuz, sağlıklı, başarılı bir yeni sezon dileriz...

Shumpert Türk Statüsünde Oynayamayacak!


Galatasaray uzun süredir Amerikalı oyuncusunu Türk statüsünde oynatmaya çalışıyordu. Son gelen haberler bunun sadece plan dahilinde kaldığı ve uygulamaya sokulamadığı. Galatasaray Kulübü'nün Basketbol'dan sorumlu yöneticisi Hakan Üstünberk dün resmi TV kanalında katıldığı bir programda haberini verdi. Biraz kaçak laflar etti ama en çok kafama takılan sözü "Shumpert'in Türk statüsünde oynatabilmek için evrakları zamanında yetiştiremedik, belgelerindeki bir takım sıkıntılar işimizi zorlaştırdı" oldu. Bunun nasıl bir açıklaması olur bilemiyorum. Zaten yapılan açıklama da okuduğunuz gibi hiç de tutarlı değil. Bunu ben iki türlü yorumladım:

1. Fenerbahçe, Emir Preldzic'i Türk yapmak için adeta başvurmadığı merci kalmazken, biz işi yine ağırdan aldık ve gerekli işlemler için zaman yetmedi. Çünkü bu işler bildiğimiz prosedür işleri ve uzun zaman alabiliyor.
2. Federasyonun talimatnamesinde bundan yaklaşık 1- 1,5 ay önce değiştirilen Türk statüsünde oynayacak oyuncular için yapılan yeni düzenleme sonrası talimatın yasalaşması süreci ve evrakların yetişmemesi


Bana 1. faktör daha etkili olmuştur gibi geliyor. Çünkü biz kulüp olarak "maalesef" işleri ağırdan almayı seviyoruz. Sezon öncesi yapılan hamleler içinde en önemlisi olan ve Türk statüsünde oynayacak bir Shumpert'in takıma ne denli katkı yapacağını düşünmek bile çok güzeldi. Hepsi bu sezonluk rafa kaldırıldı. Geçmiş olsun, ne diyelim...

100 Sayı Atardım


"Bizim oynadığımız dönemden sonra basketbol kuralları oldukça değişti ve eğer ben basketbolu bırakmayıp bugün hala oynuyor olsaydım, sık sık serbest atış çizgisine gelir ve her maç 100 sayı atardım."
Michael Jordan
Amerikalı Efsane Basketbol Oyuncusu

Nuri'den Kapak!


Köln-Dortmund maçının son anlarını ne Nuri unutur, ne de Podolski unutur ömrü yettiğince. Deplasmanda oynayan Dortmund, 1-0 ödeyken, Podolski 82 de eşitliği sağlar ve maç sona yaklaşırken Poldi ile Nuri arasında tartışma başlar, Polonya asıllı Alman futbolcu geçen hafta oynanan Almanya-Türkiye maçının skorunu elleriyle göstererek "nasıl koyduk" hareketi çeker Nuri'ye...

Olay orda biter mi? Bitmez... Maçın uzatma dakikalarında Borussia Dormund'un bastırdığı anlarda, "futbol ilahlarının" da yardımıyla meşin yuvarlak Nuri'nin önüne düşer Köln ceza sahasında ve bizimki "Allah ne verdiyese" abanır ve soluğu Podolski'nin yanında alır, "kapağın" tarifini cümle aleme gösterir...




Aslında uzun uzun anlatmaya gerek yok, buyrun video aşağıda...

15 Ekim 2010 Cuma

Toprak Sahalarda Bu Hafta

Bizim başlığımız eski günleri yad etmek adına"Toprak sahalar" diye başlıyor ama artık kalmadı o toz, toprak, çamur içinde yapılan amatör mücadeleler, artık futbolcu da unuttu forma için oynamayı, köy ya da semt sevdası top koşturdukları sahalar gibi suni oldu, maçlar da "yalancı çimde" oynanır oldu...

İşte Çatalca'nın suni çiminde bu hafta da birbirinden çekişmeli ve gollü geçmesi beklenilen maçların listesi yukarıda yer alıyor. Cumartesi günü, 1.Amatör ligte, Kestanelikspor, Batıköy'ü ağırlayacak. Misafir takım, 3te 3 gidiyor ve galibiyet için geliyor Çatalca'ya, ev sahibi ise geçen haftaki 4-4lük Muratbey "düellosundan" sonra toparlanma sinyalleri verdi... Gol görmek isteyen "futbol dilencileri" için kaçırılmayacak bir karşılaşma...

Pazar günü ise deyim yerindeyse "sabahtan akşama maç var" Çatalca stadında. Önce geleceğin topçuları boy gösterecekler ve tatil sabahının 9 buçuğunda başlayacak maçı çocukların ailelerinden başkası da izlemeyecek ne yazık ki. Oysa diğer maçların arasına konsa bu mücadele, daha çok seyredeni olur, hem de gençler morallenir... Günün ikinci maçı ise Akalan ile Gazitepe arasında. Büyük hedeflerle bu sezon lige başlayan Akalan şimdilik istediğini alamazken, geçen hafta da içerde Esenyurt'a 5-0 kaybetmişlerdi. Gazitepe'nin de onlardan pek farklı tarafı yok ve çekişmeli bir maç olacağı havası yaratıyor iki takımın puantajdaki durumu. Çatalca'lıların esas bekledikleri mücadele ise Süper Amatör'deki Çatalcaspor-Topkapı maçı. Lige iyi başlayan ve oynadığı 5 sonunda 3 galibiyet, 2 beraberlikle hala liderliğini koruyan Çatalcaspor, Topkapı'yı konuk edecek. Geçen hafta ilk yarıda attığı gollerle THY'yi rahat mağlup eden sarı-kırmızılı Çatalcaspor, hafta arasında sürpriz bir şekilde grupta hiç puanı bulunmayan Çamlıca ile 1-1 berabere kalmış ve hesapta olmayan 2 puan kaybetmişti. Bu pazar, grubun bir başka zayıf takımı Topkapı'yı mutlaka yenmek isteyecektir Cavit hocanın takımı.

Ve günün son maçı yine 1.amatörden gelecek, ligin başlamasına sayılı günler kala yaptığı transferlerle grupta iddialı konuma gelen İhsaniyespor, geçen hafta lider S.Ortaköy'e 5-0 gibi şaşırtıcı bir skorla mağlup olmuştu. Rakipleri Esenyurt Boğazköy ise Tepecik Anadolu'ya 5 atarak galip gelmişti. Üst sıralar adına iddiasını korumak isteyen İhsaniyespor, "mutlak galibiyet" parolasıyla çıkacağı maçı taraftarının desteği ile kazanacak güçtedir...


Galatasaray Cafe Crown'un EuroCup'daki Rakipleri


Takımımızın EuroCup'daki rakipleri belli oldu. Galatasaray Cafe Crown, E Grubu'nda Panellinios BC (Yunanistan), NGC Cantu (İtalya) ve GasTerra Flames (Hollanda) ile karşılaşacak. Öncelikle zor bir gurup olmadığını "orta şekerli türk kahvesi kıvamında" olduğunu belirtelim. Gurupta tek rakibimiz olarak Panellinos'u görüyorum. Yunan Ekibi geçtiğimiz sezon EuroCup'da 4'lü finale kaldı ve dördüncü oldu. Takımın skor yükünü çeken eski Fb'li Davin Smith ve geçen seneki başarıda direksiyon başındaki koç İlias Zouris takımdan ayrılmış durumda. Yunan temsilcisinde en dikkate değer oyuncular Yunan oyuncular Papamakarios ve Kalaitzis. Oyuncu kadrosunda yarı yarıya bir değişikliğe gitmeleri ve yeniden yapılanma tarzı bir havada olmaları takımımız adına avantaj olabilir. Yunan deplasmanları her zaman hararetli olmuştur ama onlar adına da Türkiye deplasmanlarının aynı şekilde olması kuvvetle muhtemel.

Diğer iki rakibimizden Cantu ise yıllardır adını duymuş olmamıza rağmen pek başarısı olmayan ancak her zaman vasat üstü bir takım olmayı başarmış bir takım. Cantu'nun dişe dokunur en önemli oyuncusu bir zamanların yıldızı, şimdinin tecrübelisi, ununu elemiş eleğini asacak duvar arayan Denis Marconato. Kendisi sevdiğim oyuncudur. Kendi açımdan izlemek keyif verecek gibi görünüyor. Ancak Cantu'nun EuroCup'a direk katıldığını ve her zaman iyi bir takım oyunu anlayışına sahi olduğunu hatırlatmakta fayda var

Takımımızın 3. ve son rakibi ise Hollanda temsilcisi GasTerra Flames. Takım ismindeki "yakıcılık" rakibi hafife almadığımız takdirde pek etkili olacak gibi görünmüyor. Son yıllarda atak yapmaya çalışan, basketbolda futboldakinin tam tersine bir üne ve görüntüye sahip olan Hollanda basketbolunun son şampiyonu kendileri. Dediğim gibi hafife alınmadığı takdirde ipler her iki maçtada bizim elimizde olacaktır. Takımımıza guruplarda ve inşallah sonrasında başarılar dileyerek guruptaki ilk maçımızın Hollanda deplasmanında olduğunu belirtelim ve maç tarihlerini verelim:

1. Maç: 16 Kasım 2010
GasTerra Flames - Galatasaray Cafe Crown
NGC Cantu - Panellinios BC

2. Maç: 23 Kasım 2010
Panellinios BC - GasTerra Flames
Galatasaray Cafe Crown - NGC Cantu

3. Maç: 30 Kasım 2010
Galatasaray Cafe Crown - Panellinios BC
GasTerra Flames - NGC Cantu

4. Maç: 7 Aralık 2010
Panellinios BC - Galatasaray Cafe Crown
NGC Cantu - GasTerra Flames

5. Maç: 14 Aralık 2010
Galatasaray Cafe Crown - GasTerra Flames
Panellinios BC - NGC Cantu

6. Maç: 21 Aralık 2010
NGC Cantu - Galatasaray Cafe Crown
GasTerra Flames - Panellinios BC

Beko Basketbol Ligi 1. Hafta Programı


Hasret sona eriyor diyeceğim ama basketbolla yatıp kalktığımız, basketbol tanrılarına dua ettiğimiz bir yaz geçirdik. Bu müthiş yaz sonrasında ligde de nabız atmaya başlayacak. Yayın konusunda Sabri Abi giriş'i yapmış. Ben sadece "Sana d-smart olmayacağını söylemiştim abi" diyeyim. En kısa zamanda Sabri abi ile bir Abdi İpekçi buluşması iyi gider gibi görünüyor. Galatasaray Cafe Crown takımımıza yeni sezonda başarılar dileyelim. Beko Basketbol Ligi’nin 1. hafta programı ise şöyle:

16 Ekim Cumartesi
15:00 Efes Pilsen - Antalya Büyükşehir Belediyesi (Sinan Erdem Spor Salonu) Spormax
16:30 Bornova Belediyesi - Medical Park Trabzonspor (Halkapınar Spor Salonu)
17:30 Tofaş - Pınar Karşıyaka (Bursa Atatürk Spor Salonu)
18:00 Mersin Büyükşehir Belediyesi - Olin Edirne Basket (Edip Buran Spor Salonu)

17 Ekim Pazar
14:00 Galatasaray Cafe Crown - Erdemir (Abdi İpekçi Spor Salonu) Spormax
16:00 Banvit - Fenerbahçe Ülker (Banvit Kara Ali Acar Spor Salonu) Spormax
16:00 Aliağa Petkim - Oyak Renault (Aliağa Enka Spor Salonu)

19 Ekim Salı
18:30 Türk Telekom - Beşiktaş Cola Turka (Ankara Atatürk Spor Salonu) Spormax

Beko Basketbol Ligi Spormax'te

Basketbol heyecanı Spormax'de
Bu yıl Lig TV'ye üye olurken, futbol maçlarını izlemenin yanında, bir de Spormax'ten yayınlanacak olan basketbol karşılaşmalarını da takip edebilmekti esas gayem, çünkü futbolu kahvede de izler ve halkın nabzını da tutuyordum ama Galatasaray-Erdemir maçı için kahveye gittiğimde bin bir rica açtırabiliyordum Spormax'ı... Digitürk abonesi olduk lakin basketbol federasyonuyla Digitürk'ün maç yayın hakları ihalesi olmadığını öğrenince oldukça bozuldum ve korkum D-Smart'ın bu işe el atmasıydı ama bugün gelen haber Spormax'in bu işi üstlendiği yönünde. Keşke NTV Spor ya da TRT alıp, açık kanaldan bütün basketbolseverlere yayınlayabilselerdi maçları ama Digitürk, SkyTürk'ten hafta 1-2 maçı şifresiz de yayınlayarak, "hiç yoktan iyidir" dedirtiyor en azından...


Beko Basketbol Ligi’nde 2010-11 sezonu Digiturk tarafından yayınlanacak. TBF ile yayıncı kuruluş arasında yapılan anlaşmanın 5 yıllık olduğu öğrenildi.
Yarın yapılacak Efes Pilsen-Antalya BŞB. maçı saat 17.00′da Spormax’ten yayınlanacak. Bu hafta Galatasaray Cafe Crown-Erdemir, Banvit-Fenerbahçe Ülker, Türk Telekom- Beşiktaş Cola Turka maçları da yine aynı kanaldan ekranlara gelecek.
Her hafta en az 3 maçın yayınlanacağı öğrenildi.
Karşılaşmalar sadece Spormax ekranlarından yayınlanacak ve tüm Digiturk abonelerine açık olacak.

14 Ekim 2010 Perşembe

Şifresiz Yayınlar

16 Ekim Cumartesi
14.00 Kartalspor-Kayseri Erciyeşspor/ TRT1
16.00 Baku-MOIK/ İdman TV
16.30 Bayern Munih-Hannover 96/ TRT spor
18.00 Chabab Rif Hoceima-Chabab Kasba Tadla/Arryadia
18.00 Casablanca-El Cadidi/ RTM 1
19.00 Atletico Madrid-Getafe/ NTV Spor
19.30 Aston Villa-Chelsea/ İdman TV
19.30 Xanthi-Olympiakos/ ERT World
21.00 Barcelona-Valencia/ NTV Spor
22.00 Toulouse-PSG/ Kanal A
22.00 OCG Khourigba-MAT Teteuoan/ Arryadia
23.00 Malaga-Real Madrid/ NTV Spor

17 Ekim Pazar
14.00 Boluspor-Denizlispor/ TRT 1
16.00 Sevojno-Kızılyıldız/ RTS Sat
16.30 Kaiserslautern-Eintracht Frankfurt/ TRT Spor
18.00 Lens-Rennes/ Kanal A
18.00 Layaune-Agadir/ Arryadia
18.30 Hoffenhaim-Monchengladbach/ TRT Spor
19.30 Çaykur Rizespor-Giresunspor/ TRT 1
22.00 Sporting Gijon-Sevilla/ NTV Spor
22.00 Lyon-Lille/ Kanal A
22.00 Safi-Rabat/ Arryadia

SPOR TOTO SÜPER LİG Yayınları
15 Ekim Cuma
20.00 Bursaspor-Karabükspor/ Lig TV

16 Ekim Cumartesi
15.30 Eskişehirspor-İstanbul BB/ Lig TV
17.30 Gaziantepspor-Bucaspor/ Digi
19.00Beşiktaş-Manisaspor/ Lig TV
20.30 Antalyaspor-Kayserispor/ Digi

17 Ekim Pazar
15.30 Kasımpaşaspor-Trabzonspor/Lig TV
15.30 Gençlerbirliği-Antalyaspor/ Digi
17.30 Kayserispor-Sivasspor/Digi
19.00 Galatasaray-Ankaragücü/Lig TV

18 Ekim Pazartesi
20.00 Konyaspor-Fenerbahçe/ Lig TV


*İdman TV uydu yayınlarını belirten sitelerde şifresiz olarak gözüküyor fakat maç saatinde şifre konulabilir...
*Digitürk yayınları şifrelidir, bilgilendirme amaçlı yer almıştır programda...

Michael Gyasi

Premier Lig şampiyonu Chelsea'nin pahalı ve şöhretli topçuları toplamasına alışmışken, bugün öğrendiğimiz habere göre Londralılar, Northampton Town'ın 11 yaşındaki golcüsü Michael Gyasi'yi transfer etmişler... Bu "çocuğa" verdikleri ücret ise şimdilik saklı tutulurken,
Northampton Kulübünün alt yapıdaki gençlerinin eğitimden sorumlu olan Trevor Gould: "Gyasi'yi tabii ki elimizden kaçırmak istemezdik ama bu bizim için iyi bir anlaşma oldu, zira elde edilecek para yeni yeteneklerin gelişimine harcanacak" diyerek anlaşmadan memnuniyetini belirtmiş...


İtalya ile Sorunum Yok


"Sırbistan'da askeri bir geçmişim var, ülkemi çok seviyorum lakin Italya ile herhangi bir sorunum yok. Yaptığımız protesto tamamen Sırbistan Futbol Federasyonun seçmiş olduğu kadroya karşıydı ve özelikle de Kızılyıldız'da futbola başlayıp efsane olan ve şimdi Partizan'da kiralık oynayan Stojkovic'e karşıydı."

Ivan Bogdanov
Sırp Taraftar

Italya-Sırbistan maçının yarıda kalmasına neden olan olayları başlattığı sebebiyle göz altına alındıktan sonra yaptığı açıklama

13 Ekim 2010 Çarşamba

Çin-Brezilya

Oysa ki sadece bir hazırlık maçıydı...






Blog Widget by LinkWithin